İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Hynkel

Sayfa: [1] 2 3 4 5 ... 21
1
1836-1919 / Ynt: Atatürk Sosyalist miydi?
« : 13 Ağustos 2018, 01:22:07 »
Değildi. Tartışmaya gerek yok bence.

2
1947 Sonrası / Teçhizat MPT-76
« : 11 Ağustos 2018, 22:05:21 »
Merhaba arkadaşlar bu forumdaki ilk makalemsi yazı olacak. Savunma Sanayi ile oldukça içli dışlıyım fakat paylaştığım şeylerin yalnızca başka kaynaklardan başka insanların yorumu olduğunu gördüm ve artık kendi düşüncelerimi yazıya dökmem gerektiğini düşündüm. Tabi ki bu yazıda tüfeği kullanmadığım için ve herhangi bir Güvenlik Gücü ile tanıdık vasıtasıyla olmak dışında bir bağım olmadığı için başka kaynaklardan yararlandım. İzninizle başlıyorum.

Öncelikle tüfeğimizi tanıtalım:
MPT-76, AR-15 tüfeğinin mekanizmasının ufak değişikliklerle yapılandırılması sonucu oluşmuştur.
4,1 KG Ağırlığındadır
92 CM'dir
Namlusu 410mm'dir.
5.56mm ve
7.62mm (ağırlıklı olmak üzere) mühimmat kullanmaktadır.

Gerekliliği:
Türk Silahlı Kuvvetleri Nato'ya dahil olduğundan beri donanım kısmında sorun çekmiştir, bunu bilmek için bir uzman olmaya gerek yok. En çok sıkıntı çektiği kısım ise Kıbrıs Harekatı sonrası ABD ambargosundan sonra PKK saldırılarıdır.
PKK 1984'te eylemlerine başlamış 1990'larda ise tavan yapmıştır. Hatta yaşım yetmediği için o tarihlerde askerlik yapanlara sorduğumda askere gitmemek için kırk takla attıklarını, gidenlerin ise canından can gittiğini duydum. Bunun sebebi ise sadece düzenli bir orduyla savaşacağını düşünen TSK'nın bir anda gayrinizami (gerilla) savaşının ortasında kendini bulmasıdır. Öyle ki TSK kendini düzenli bir orduyla savaşacağını sanıp çadırlar, sıhhiye birlikleri, istihkam malzemeleri ile vs. doğudan güneydoğuya birlik kaydırmıştır. Bunun sonucunu Osman Pamukoğlu'nun anlattıkları ile anlayabilirsiniz (https://www.youtube.com/watch?v=Tk_8UeM6CWs tavsiyem tamamını izleyin).
Bu gayrinizami harbi bilmemenin acısı ise TSK ve Türk Halkına ağır bir şekilde ödetilmiştir.

Şimdi ise gerekliliği tam anlatım ile özetleyeceğim:
TSK PKK ile mücadelede tamamı ile piyade tüfeği olarak AK-47 ve G3 kullanmıştır. İkisinin de ortak yanı 7.62 mühimmat kullanmasıdır. Kullanmasıdır derken bunu bir keyfiyet olarak algılamayın. NATO kıstaslarına göre bir NATO'ya bağlı bir ordu piyade tüfeklerinde sadece 5.56 ve 7.62 mermi kullanabilirdi. Ve bu iki mermi çapı açısından NATO 5.56 çağında mühimmat kullanımını resmen olmasa da zorunlu kılıyordu. TSK ise PKK ile olan mücadelesinde 7.62 mm mermi kullanması zorunluydu. Çünkü Güneydoğu arazi olarak çok engebeli, yüksek ve uzun mesafeli muharebeye izin veren bir arazidir. Bu arazide 7.62 mm mermi kullanmak bir zorunluluktur. Aralarındaki fark ne derseniz bunu size açıklayabilirim. 5.56 mm mermi kullanan bir askerin "Vuruyoruz vuruyoruz adamlar hala koşuyor" demesi ve G3'te kullanılan 7.62 merminin ise girdiği yeri yivli olması sebebiyle dönerek, tabiri caizse anasını ağlatarak çıkmasını anlatabilirim.


Devamı Yarın

3
Konu Dışı / Ynt: YKS Tercih Fikirleriniz
« : 08 Ağustos 2018, 10:03:02 »
Bebelere süt içiririm altını değiştiririm diyorsan tam sana göre bölüm. 7k almışsın sözelde fazla bölüm yok zaten getirisi olan ama bari öğretmenlikle vs. çarçur etme.

4
HOI4 - Hikaye ve AAR / Ynt: Mein Kampf(Bu Benim Kavgam)
« : 07 Ağustos 2018, 01:23:02 »
Troll hikaye mi?

5
Hearts Of Iron IV / Ynt: HOI4 - Devletinizi Yollayın!
« : 06 Ağustos 2018, 16:10:01 »
(aç/kapa)
Acemiye göre fena değilim sanırsam fakat ingiltereye nasıl havadan çıkarma yapabilirim? Denizden deniyorum habire savaşıyoruz yeniyorum çünkü dünyanın uçağını ürettim. Paraşütçü ile transportmu etmem lazım ingilize çıkarma yapmak için ?

5 orduyu birleştirip ordular grubu oluştur ve başına bir mareşal ata. Biraz daha avantaj kazanırsın.

6
EU4 - Modlar / Ynt: Fatih Sultan Mehmet Modu
« : 05 Ağustos 2018, 10:48:30 »
Fatih Sultan Mehmet berbat bir komutan, çok iyi bir hükümdardır. Askeri yönden iyileştirmen gerçekçi olmaz pek.

7
Konu Dışı / Ynt: Günce
« : 04 Ağustos 2018, 21:33:30 »
Arkadaşlar bilgisi olan varsa Dogecoin, Bitcoini ve Litecoin üçlüsünden hangisine yatırım yapmalıyım?

8
HOI4 - Modlar / Ynt: HOI4 - Paradox Fan Üyeleri Modu - V 1.0
« : 04 Ağustos 2018, 15:25:05 »
ABD

Faşizm: White Protestant Union  = WPU
Komünizm: American Workers' Party = AWP
Tarafsız: Justice Party = JP
Demokratik: Democratic Party = DP

9
Victoria II - Hikaye ve AAR / Ynt: Yeni bir Türkiye - 1923
« : 04 Ağustos 2018, 15:13:45 »
Güzel bölüm +

Führer Türkçe bir ünvan değil. Başbuğ, Han, Kağan, Hakan, Yabgu gibi ünvanları kullanman oyun içi RP'ye daha faydalı olur faşist bir yönetim olduğun için.

10
Knispel'in yakalarındaki totenkopf sembolüne aldanmışım, hep Wehrmacht ağır-taburlarında yer almış.

Wittmann konusunda ise hatan var, 34'ten beri SS birliklerindeymiş.

Yok hocam 34-36 arası Wehrmacht akademisindeydi mezuniyetten sonra ise SS'e geçti.

11
Ne kadar as varsa da bu SS'lerden çıkıyor. Tek başına Rus tank hücumunu mahfeden Kurt Knispel, tek Tiger ile 1944'ün müttefik hücumunu durduran Michael Wittmann vs.
SS profesyonel lig, Wehrmacht amatör lig gibi.

Guderian
von Manstein
Rommel
von Rundestedt
bu isimler WW2'nin şahıydı. Ayrıca Knispel Wehrmact subayıydı. Wittman ise Wehrmacht kökenli. Başarılı subayların hepsi Wehrmacht'tan geçmedir.

12
Victoria II - Hikaye ve AAR / Ynt: Yeni bir Türkiye - 1923
« : 03 Ağustos 2018, 10:42:16 »
Güzel giriş. Takip+

13
HOI4 - Modlar / Ynt: HOI4 Paradox Fan Üyeleri Modu
« : 02 Ağustos 2018, 16:20:09 »
Hynkel hocam bide resim gönderin link vb. farketmez

Biraz büyük ama


14
HOI4 - Modlar / Ynt: HOI4 Paradox Fan Üyeleri Modu
« : 02 Ağustos 2018, 14:29:52 »
Amarigayı alalım bakalım.

15
Boş bir günlük olmuş. Asla önem vermeleri gereken alanlara önem vermiyorlar. 2 sene daha alacak sanırım adam akıllı bir oyun oynamamız.

Çeviri için teşekkürler.

16
Selamlar!

Temmuz ayının sonuna yaklaşıyoruz. Bu demek oluyor ki 1 günlük sonra CK2 yaz günlükleri sona erecek. Bu hafta Holy Fury için özel hazırladığımız 5 Haçlı Seferinden 3'üne göz atacağız. İlk olarak üzerinde yeniden çalıştığımız Çobanların Haçlı Seferine, PDXCon yayınında görmüş olduğunuz Çocuk Haçlı Seferine ve son olarak 4. Haçlı Seferine bakacağız.

Her zaman söylediğimiz gibi Holy Fury yayınlanmadan önce çeşitli içeriklerde değişiklikler olabilir. Bu arada Çobanların Haçlı Seferini aktif edebilmeniz için Sons of Abraham Expansion'una, diğer iki haçlı seferi için ise Holy Fury DLC'sine sahip olmanız gerekmekte.



Çobanların Haçlı Seferi uzun zamandır ihmal edilmişti. Bu yüzden bütün eski eventleri yok ettik ve sil baştan bir event zinciri yazdık. Holy Fury ile Çobanların Haçlı Seferi başarısız bir haçlı seferinden birkaç yıl sonra Katolik Avrupa'da başlıyor. Hedef ise ya İber yarımadası ya da Kudüs.

Çobanların Haçlı Ordusu ilerlerken harita boyunca asker toplayacak, yerel lordlar ile bazı anlaşmazlıklar yaşayacak, Yahudileri kovmaya çalışacak veya yerel lordlardan sefer için yardım isteyecek.

Kim bilir, belki bir mavi ayda gerçekten kazanma şansları olabilir!



Çocuk Haçlı Seferi ise Papa'nın kutsal toprakların geri alınması gerektiğini söyledikten sonra herhangi bir zamanda ortaya çıkabilir.

Eğer Kudüs kafirlerin elinde ise Avrupa'daki topraksız bir çocuk kendi ordusunu kurmayı ve kendi küçük Haçlı Seferini yapmayı deneyebilir. Bu süreçte kutsal topraklara giderken kendisine yoldaş bulabilir.



Çocuk Haçlı Seferi hükümdardan hükümdara gezip asker ve erzak isteyebilecek, dindar komutanları toplayabilecek ve şikayetçi reşit olmayan saray halkını kendine katabilecek.

Bir hükümdar olarak Haçlı Ordusu sizin topraklarınızda konaklıyorken onlara destek verebilir veya engelleyebilirsiniz.
Asker bağışlayabilir, sponsor olabilir veya tam tersi yollarına taş koyarak seferlerinin erken bitmesini sağlayabilirsiniz.



Sponsor olmak haçlı seferini daha yakından izlemenize olanak sağlıyor. Yatırım yapmak ya da direkt olarak savaşa katılmak kafirleri kutsal topraklardan kovmak için önünüze serilen seçenekler arasında.



Çocuklar hedeflerine ulaştıklarında yolculuklarının nasıl geçtiğine ve savaş açtıkları ülkeye bağlı olarak bir ordu ortaya çıkacak. Nadir de olsa seferin lideri başarılı olduğunda sefer sona erecek ve lider bölgeyi hristiyanlaştırıp vassal haline getirecek.



Steam sayfamızdaki resimlere bakarsanız Ortodoks Trakya için bir haçlı seferi olduğunu göreceksiniz. Kastettiğimiz şey tahmin ettiğiniz gibi 4. Haçlı Seferi. Bu sefer eventleri her haçlı seferinden sonra eğer Bizans ayakta ise ve İstanbul'u tutuyorsa ortaya çıkabilir.

Bu eventler bir Bizans Courtier'inin sarayı terkedip kendisine Katolik bir tüccar aramaya çalışması ile başlar. Yeterli altın ve ganimet ile tüm Katolikler hedefini İstanbul'a çevirir.



Eğer Katolikler bu savaşı kazanırsa ünvan dağıtımı alışılanın aksine 4. Haçlı Seferine özgü ünvanlar ile olacak.

Bizans İmparatorluğu sona erecek, eski imparator Trakya dışında herhangi bir yere taşınacak ve eğer imparatorluk ünvanı bir şekilde devam ediyorsa bu göstermelik geçici bir imparatorluk ünvanı olacak. Seferin lideri Latin İmparatoru olacak, Trakya ve civarı toprakları alacak ve özel bir kan bağına sahip olacak.




Bizans kaybederse vasalları bağımsız olacak. Trabzon'un sahibi ise hangi ünvana sahip olursa olsun Trabzon Kralı ünvanını alabilecek. Krallık ünvanı alan diğer bir isim ise Epirus'u elinde tutan kişi. Epirus Despotluğu adı altında kral olacak.

İmparatorluğun düşüşünden sonra yeni bir karar seçeneği Hıristiyanlar için açılacak. Bu karar Bizans kültür grubunda olanlar için eski İmparatorluğu geri getirmek üzere olacak. Eğer İstanbul etrafındaki tüm toprakları core olarak ele geçirirseniz, fazlaca prestij ile İmparatorluğu yeniden diriltebilirsiniz. Tabi ki Yunanların hakkı olan Trakya'dan bela Latinleri temizledikten sonra.



Bütün haçlı seferleri için ayrı ayrı kurallar ekledik. Oyuncular istediklerini aktif/pasif edebilecek.



Bu haftalık bu kadar! Umarım Bizans'ın yükselişi ve düş- Bir saniye yanlış oldu... Bizans'ın düşüşü ve yükselişi hakkında okumaktan zevk almışsınızdır.

Önümüzdeki hafta Kuzey Haçlı Seferi ve İber yarım adasının yeniden fethi hakkında konuşacağız. Önümüzdeki hafta son yaz geliştirici günlüğünde görüşmek üzere!


17
1919-1947 / Olay 1919 Almanya Donanması İntiharı
« : 01 Ağustos 2018, 18:29:51 »
Not: Sözlükten alıntı olduğu için büyük-küçük harf uyumuna uyulmamıştır.

birinci dünya savaşı sonunda ingiltere'ye çekilen ve akibetini bekleyen imparatorluk almanyası açık deniz filosunun* gemiler müttefikler tarafından paylaşılmasın diye kendi kendini batırmasıdır.

11 kasım'da imza edilen ateşkes uyarınca birinci dünya savaşı sona ermişti ancak bir barış anlaşması imzalanana kadar almanların elindeki suüstü harp ekipmanının ne olacağı açık değildi. kaiserliche marine'in diğer yarısı olan denizaltı filosu almanyaya dönmemek üzere teslim alınmıştı ama 74 parça dünyanın en güçlü ikinci donanmasına ne olacak kimse bilmiyordu. amerikalılar öncelikle gemilerin tarafsız bir limanda interne edilip haklarında varılacak konsensüsü beklemelerini önerir. bunun teklif edildiği norveç ve ispanya teklifi reddederler. ingilizler ise alman donanmasının aynı anda 5 donanmaya evsahipliği yapacak kadar büyük scapa flow'a çekilmesini önerir. plana göre kraliyet donanması da bu gemilerin bekçiliğini yapacaktır. öneri öylece kabul edilir.

amiral franz von hipper donanmasını teslim etmeye gönülsüzdür. bu yüzden teslim olacak filonun başına astı ludwig von reuter'i atar. von reuter 70 küsür gemisini scapa flow'a getirir. bu sırada kraliyet deniz kuvvetlerinin başında amiral david beatty vardır. jutland'da iki gemisi prematüre olarak gözlerinin önünde patladığından beri alamadığı ve artık almasının pek mümkün olmadığı intikamını farklı bir yolla almayı seçer. semafor maharetiyle teslim olan alman filosuna şu mesajı çeker:

"gemilerdeki alman bayrakları bu akşamüstü gönderlerden indirilecek ve ikinci bir emre kadar veya izinsiz olarak tekrar göndere çekilmeyecektir"

almanlar ya sabır çekerek siyah beyaz kartallı naval jack'leri gönderlerden indirirler. scapa flow limanında da şu şekilde beklemeye koyulurlar

gemilerde bu arada belirtmek gerekirse en fazla 200 kişilik iskelet mürettebat bırakılmıştır ve karaya çıkmalarına izin yoktur. ayda iki kere almanya'dan esir donanmaya yemek gönderilir ama yemek kalitesi ve varyetesi almanyanın savaş sonraki durumundan ötürü çok kötüdür. esir denizciler balık tutarak vakit öldürmeyi ve monoton günlere renk katmaya çalışırlar.

von reuter'in scapa flow'daki yaşamı ise pek kolay değildir. sağlığı bozulmuştur ve alman donanmasının isyancı bolşevik özentisi "kızıl muhafız"ları emre daimi itaatsizlik gösterdikleri gibi adamcağızın kamarasının tepesinde tepinerek gece bile uyutmazlar. limana 20000 kişiyle gelen hochseeflotte'nin mürettebatı hiç durmaksızın azalmıştır. 3 aralıkta 4000 kadarı, 6 aralıkta 6000 daha ve 12 aralıkta 5000 kişi almanyaya dönmüş, gemilerde 4815 kişi kadar kalmışlardır. bunların da her ay 100 kadarı eve dönmektedir.

bu sırada ingilizler eğer alman donanması kendisini batırmaya kalkışırsa gemileri nasıl derdest ederiz'in derdindedirler. korkuları yersiz değildir çünkü von reuter pek kimseyi alttan alır bir adam değildir. üstüne versailles anlaşmasının koşullarını öğrendiği andan itibaren de gemileri batırma planını yapmaya başlamıştır bile. ancak çok daha önceden bir plan yapmış olması da muhtemeldir çünkü sonradan hatıratında erich raeder "gemiler zaten her koşulda intihar edecekti yav" tarzında şeyler de söylemiştir. von reuter bilahare 18 haziran'da gemi kaptanlarına "eğer gemilerimizi almaya kalkışırlarsa batıracağız" tarzında emri kulaktan kulağa yayar.

ingilizler devasa alman donanmasını kayıpsız ele geçirmek için 21 haziran gecesi gemilere bordalama planı yaparlar. ancak sonrasında anlaşmanın imzalanma tarihinin 23'üne ertelendiğini öğrenerek biraz daha beklemeye karar verirler. almanların da bunu bir şekilde duyduğu sanrısına kapılarak ingiliz amiral sydney freemantle kendi gemilerini scapa flow'dan çıkarıp açık denizde bir anti torpido manevrası eğitimine götürür.

von reuter ise bu haberi almamıştır. anlaşmanın 21 haziran'da imza edildiğini düşünerek batırma sinyali verir. saat 10:00'da sinyal semafor ve işaretle tüm gemilere iletilir. almanlar balyozlarla ekipmanları parçalar, valfleri açar, kompartmanları suya doldurur. lumbozlar gevşetilir, su geçirmez kapılar bükülerek açık bırakılır. hatta bazı gemilerin cıvataları karinadan çıkartılarak batışı hızlandırmaya yardım eder.

saat 12:00 ye kadar gözle görülen bir değişiklik olmaz. sonra sms friedrich der grosse iskeleye doğru ağır yatmaya başlar. bu arada tüm gemilere son kez imparatorluk alman sancağı çekilir. mürettebat da gemileri böylece terketmeye başlar. scapa flow'da kalan ingiliz gemileri bu şekilde biri tamirde 3 destroyerdir. destroyer kaptanları lan noluyo lan lan laaan diye birbirlerine bakakalırlar. saat 12:20'de torpidolara karşı açıkdeniz manevraları yapan freemantle'in da intihardan haberi olur. tam gaz scapa flow'a yardırmaya başlar. radyodan da sesi çıktığınca bağırarak olabilecek tüm gücün kullanılarak gemilerin batmasının engellenmesini emreder. karaya oturtturun bişey yapın geliyorum der. ingilizler sadece savaş gemisi sms baden'i kurtarabilirler. 32 destroyer, 4 hafif kruvazör, 15 savaş gemisi ve ağır kruvazör dibi boylar. bu sırada ingilizler 9 alman denizcisini vurur, 16'sını da yaralar.

olay ardından von reuter ve kurmay heyeti hms revenge zırhlısına çıkartılır. bir tercüman aracılığı ile yaptığının şerefsizce olduğunu, ateşkes kurallarının centilmenliğe aykırı bir şekilde bozulduğunu falan çemkirirler. von reuter ruhsuz bir şekilde olanları izler. olaydan yıllar sonra da freemantle "aslında adam onurunu koruyordu sempati duyuyorum biraz" falan diyecektir

fransızlar beklenmedik bir şekilde olaya sevinir. şöyle derler :

"alman donanmasının kendini batırmasını bir kutsama olarak görüyorum. bu olay bizi gemilerin nasıl taksim edileceği gibi çok dikenli bir sorundan bir anda kurtarıyor"

evde alman donanma kurmayları da memnundur :

"çok sevindim. teslimiyetin lekesi alman donanmasının üzerinden böylece silindi. gemilerin batışıyla donanmanın ruhunun ölmediği nihayet kanıtlandı. bu ifa edilen son görev alman donanmasının geleneklerine gayet uygundur" amiral reinhard scheer

ingilizler anlaşma sonrası gemilerden bir kısmını büyük zorluklarla geri yüzdürüp hedef talimlerinde kullanarak batırırlar. bir kısmı da halen scapa flow'da yatmakta ve popüler bir dalgıçlık destinasyonu olmayı sürdürmektedir.

bütün olayın dünya tarihine en ilginç etkisi de, scapa flow dibindeki donanmanın dünyada kalan son temiz çelik yığını olmasıdır. atom bombası denemeleri ve atmosfere bırakılan radyoizotoplar dünyadaki her şeyi kirlettiğinden içinde radyoizotop bulunmayan 1930 öncesi üretim çelik dünyada yalnız burada kalmıştır. misal geiger sayacı yapımı için gereken nükleer etkileşimden muaf metaller günümüzde ihtiyaç duyuldukça sms derfflinger'den sms seydlitz'den sms hindenburg'dan parçalar kesilmesi yoluyla edinilmektedir. dünya üniversiteleri ve test reaktörlerinde aranıp da bulunamayan saf çelik kaynağı hep scapa flow'dur.


Kaynak: Anglachelm

18
Konu Dışı / Ynt: Günce
« : 31 Temmuz 2018, 12:44:08 »
Arkadaşlar dilden ilk 3k beklerken 10k'ya girmişim. Sözelde 63k yani oranlarsak asıl alanım dil sözelden daha düşük. Biraz moral bozukluğu var tabi beklenti yüksekliğinden. Bakalım bundan sonra yazılara Hacettepe veya DTCF'den devam edeceğim.

19
1453-1836 / Ynt: Köroğlu Üzerine - 2
« : 28 Temmuz 2018, 14:50:45 »
Bu makale forumumuzun "edebiyat ve hukuk" makelesi olabilirdi. dikkatli olalım beyler böyle çok hararetli yazılar yazmayalım. Sonra devlet babanın kuĺağina gider de forumumuz serveti fününe döner...

Edit: şaka bir yana makale bir şeyi gözden kaçırıyor  günümüz insanının sıkıntısı sindirilmek değil, yalakaliktır yani adam diyor ki "düzen başkaldırıp sahipsiz kalacağıma düzen ile her türlü işbirliğini yapıp bir elim balda diğer elim yağda yaşarım "
Aslında dısardan bakınca çok da mantıksız değil...
Sen kendini düsün @Hynkel , mevcut düzeni eleştiren makaleler paylasmaktansa mevcut düzende müttefik bulmaya çalışsan o jandarma mülaktından geçerdin değil mi ?

Girerdim ama girmek isteme sebebime ihanet etmiş olurdum.

20
1453-1836 / Kişi Köroğlu Üzerine - 2
« : 28 Temmuz 2018, 03:10:43 »
1. Kısım: http://paradoxfan.com/forum/1453-1836/t56030/msg947011/?topicseen#msg947011

Ancak Türk hayal gücündeki en büyük noksan da resme tepeden bakıldığında bir yerde Köroğlu’nun kendi vücüdunda kişileşmektedir. Adaletsizliğe karşı atına binip elde kılıç savaşabilen birilerinin en azından efsanelerde, türkülerde hikayelerde bile olsa varlığı bir halkı komple yeni bir merkezi opresyonda/baskıda yeni bir Köroğlu’ya özlem duymasına neden olacaktır. Bu da sadece bizde değil balkanlardan Özbekistan’a kadar böyle olacaktır. Biat kültürünün hüküm sürdüğü her yerde bir de Köroğlu vardır arka planda.


Bunu açalım. İdareye karşı ayaklanmayan, baskı, vergi, adaletsizlik karşısında dişini sıkan ve bunun geçmesini bekleyen bir dirayet makinası olan averaj anadolu insanı çok çok nadir de olsa arada bir, koşullar ve şans müsaade ederse bir adet Köroğlu çıkartabilmektedir. Bu figür arkasına büyük bir moral destek almakta, insanlar onun başarısı için dua etmekte ve adaletsiz idareye karşı verdiği mücadelenin hikayelerini duydukça zevke gelmektedir. Ama kılıcı biz de alalım, kır olmasa da boz ata, sütçü beygirine binelim de Köroğlu’na aktif destek verelim gibi bir fikir hiç bir zaman hasıl olmaz. Köroğlu yaşlanıp öldükten hikayeleri artık sadece kıraathanelerde bağlama eşliğinde halk ozanları tarafından çalındığı zaman bir başka Bolu beyi gelip siyasi baskıyı kaldığı yerden devam ettirir. Halkın o andan sonra artık tek yaptığı şey bir başka Köroğlu beklemektir. Bir tane çıktıysa ikincisi neden çıkmasındır. Bunun için iki nesil üç nesil, yüz kadar yıl da olsa beklerler. İçten içe çıksın dua ederler. Otoriteye, vergiye, baskıya beddua eder, diş bilerler. Köroğlu mk2 en sonunda geldiği gün ise kıratında yine yalnız olacaktır. Bu döngü nedense bir türlü kırılamamaktadır.


Bülent Somay devletin psikanalitik incelemesinde çok ilginç bir konuya temas etmektedir. Doğu ve Batı siyasi anlayışlarında iktidar kendisine göre bir Baba figürüdür. Devlet bir baba’dır. Aynı bir baba’nın evinde patria potestas haklarını kullanıyor olması gibi devlet evin ahalisi gibi herşeyi üzerinde tam bir iktidar sahibidir. Babaya haytalık yapılır, yaramazlık yapılır ancak bizim anlayışımızda Babayı çekip vuramazsınız. Çünkü o Baba’dır. Babanın bizim üzerimizdeki tasarruf hakları ve yetkileri biz doğmadan konmuş kurallarla sabittir. Köroğlu ise babaya sesi bir miktar yüksek çıkabilen büyük ağabey figürü gibi bir şeydir. Ağabeyin haklı olduğu durumlarda ses çıkarmadan içten içe kendisinin kazanmasını ister ev ahalisi. Ancak onun yanında aktif olarak yer almaz. Alamaz. Babaya biat/saygı o derece derinlere işlemiştir.


Batı toplumları ise Bülent Hoca’ya göre işte o siyasi babalık ile bizzat uğraşmışlardır. Ev ahalisi olarak babayla hesaplaşmışlardır. Onu tahttan indirmiş. Oliver Cromwell’in 1. Charles’a, Convention National’in Louis XVI’ye yaptığı gibi kafasını kesmişler, gücünü de paylaşmışlardır. O noktadan sonra aile babaları adımlarını dikkatli atmak zorunda kalmış bugün ise iktidar çok farklı oluşumlarda toplanmak üzerinde evrilmiştir.



Aşağıdan yukarıya gelen adalet, vatandaşlık hakları gibi günümüzde daha geçer sebepler yüzünden bizde hiçbir halk ayaklanması hiç bir zaman en tepedeki baba ile siyasi olarak hesaplaşmadığı için, yeniçeri isyanları, patrona halil, celaliler, sadece baba figürünü bir başkasıyla değiştirdiği ya da başka bir hakim figür, mesela ağabey bir anda yeni baba oluverdiği için biat Türk kültüründe bugün dahi çok canlı olarak varlığını sürdürmektedir.

Özetlersek Türk insanı sıkıntıya düştüğünde Bolu Beyi ile uğraşmak yerine hala ama hala bir Köroğlu çıksın da bizi kurtarsın diye beklemektedir. Eli taşın altına sokmak buralarda hala bir tabudur.

Yakın siyasi tarihimizde en köklü değişiklikleri yapmış Mustafa Kemal Atatürk bile ne kadar muhteşem bir insan ve inkılapçı ise de yalnızca bir baba figürüdür. Kendisine verilen soyadı Atatürk dahi Türklerin atası/babası demektir. Babaların en nüfuzlusu artık tarihimizde O’dur. Ancak başımıza gelebilecek bu en iyi baba figürünün inkılapları da bu döngüyü kıracak kadar uzun yaşayamamış, Devletin kutsallığı ve otoriteye koyunvari biat halkın damarlarına çok daha derin işlediğinden ve halk yeterince eğitilip siyasi bir yetkinliğe erişemeden boğazından aşağı parlementer demokrasi boca edildiğinden artık hemen hemen başladığı yere dönmüştür.



Devlete biat edilmesi için devletin başında kim olduğunun mühim olmaması da Türklere özgü çok ilginç bir kültürdür. Bunu devlete duyulan aşk  olarak söylesek de aslında yeridir. Devlet Türk kültüründe kendilerine hizmet eden bir organdan ziyade ölene kadar işler halde tutulması gereken bir karınca yuvası gibi olarak addedildiğinden şu anki iktidara ideolojik olarak en uzakta en muhalif duran mesela Atatürkçüler dahi sözkonusu devlet olduğu anda “herşey teferruattır” diyebilmektedir. Devletin başına saygı duymamak ancak devletin başının şahsi olarak yöneticilerini atadığı tüm kurumlara da (ve mesela sağladığı bilgilere, raporlara) körlemesine bir biat içinde olmak çok ilginç bir ruh hali olsa gerektir. Mesela Seçim kurulu verilerinde atıyorum bir kolpa olduğuna kani olsalar dahi devletin bütünlüğünü bozacak devlete karşı olarak addedilecek herhangi bir hareketten kaçınmaktadırlar. Devletin uzun süre sahibi olan bu kesim devleti hala kendilerinden ayrı bir yapı olarak görmeyi beceremedikleri için devlet organlarına karşı harekette bulunmaya geldiğinde durumu algılayamamakta, deyim yerindeyse mavi ekran vermektedir. Anlayanlar ise kendileri güçsüz görerek gizliden gizliye bir başka Köroğlunun çıkıp kendilerini bu sıkıntıdan kurtarmasını ummaktadırlar. Sistemin devamlılığı ile ilgili köroğlundan 500 sene sonra hala hiçbir aşama kaydedilememesi, elit sınıflarda bile bunun böyle olması şayanı hayrettir.

Bu sistemi kısır döngüden kurtarıp baba figürünün otoritesini ev ahalisine dağıtacak ve gücü halka verebilecek bir model mevcut mudur? Bilemiyorum, ancak bildiğim bir şey varsa bu yeni Bolu haritasındaki yeni Köroğlu’nun işinin sosyal medya aracılığı ile bir miktar daha kolaylaştığı. Şu an baskı altında olan toplumun nispeten okumuş, sandığa kör biatından ziyade sağlıklı siyasi tahlilini yönlendirebilen ve aralarında çoğunluk beyaz yakalı olan insan güruhunun eğer isterse bu denklemi bozabilmesi ve tekere Köroğlu’nun Bolu’da yaptığından çok daha ciddi ve etkili bir çomak sokması da iletişimin decentralized olması sayesinde çok ihtimal dahilindedir. Bolu beyi sizi öldürebilir, sürebilir, hapse atıp kör edebilir. Ama tebaasını iyileştirecek doktorları, inşaatlarını yapacak mühendislerini, bankalarını döndürecek finans uzmanlarını biat kafasındaki tebaa’dan devşiremez. İthal de edemez. En önemlisi sizi artık susturamaz. Bolu’nun sizin emeğinize olan ihtiyacı Köroğlunun kıratından çok daha etkili bir silahtır.

Aslan gücünün farkına varırsa bu bekleyişi belki de o gün geçersiz kılar.

Acep o günü beklemek de bir Köroğlu bekleyişi midir, Kimbilir.


Yazar: Anglachelm
Kaynak: www.lobotomi.com

Sayfa: [1] 2 3 4 5 ... 21