İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Konular - Horthy

Sayfa: [1]
1
1919-1947 / Alman birliklerinin Riga'ya girişi (1941)
« : 14 Mart 2017, 02:21:31 »
https://www.youtube.com/v/jGt0PhZleH4&fs=1&wmode=transparent

Video Alman propaganda bültenlerinden çevirdiğim bir bölümdür.

2
Tarih / İlginizi çekebilecek bir YouTube kanalı
« : 13 Mart 2017, 02:53:27 »
Merhabalar, sözkonusu kanal benim. Kendi çapımda WW1 ve WW2 hakkında kolajlar, çeviriler yapıyorum. Şu anlık iki video yükledim, zaman buldukça yenilerini yapacağım.

İkinci Dünya Savaşı'nda Sovyet topçusu:

https://www.youtube.com/watch?v=jTiX4WEGQl4&spfreload=5

Michael Operasyonu:

https://www.youtube.com/watch?v=tcWCdjwgYC4&t=55s

Kanalıma abone olursanız sevinirim.

3
Not: Aşağıdaki yazı http://www.spiegel.de/spiegel/print/d-25655883.html sayfasından Türkçeye çevirilmiştir.

Saatler 07:00yi gösterdiğinde atışlar başladı. On iki piyade tümeninine bağlı topçu birlikleri 23 dakika boyunca düşman hatlarına yaptıkları topçu taarruzunu sürdürdü.

Sonrasında kar kaplı zemin adeta canlandı. Gittikçe artan silah sesleri eşliğinde on iki piyade tümeninden oluşan taarruz gücü topçu ve havan atışlarıyla zayıflatılmış düşmanın mayınlı arazilerine ve tahkimatlarına doğru ilerledi.

Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının geleneksel taarruz anlayışının aksine kademeli baraj çok ileri hatları hedef almıyor. Piyadenin hemen ardından topçular hareket etmeye başlıyor, onları da ikmal birlikleri takip ediyor.

Taarruz ağır zırhlı tanklar olmaksızın gerçekleştirildi. Sadece 45. ve 53. piyade tümenleri 88 mmlik topa sahip, bir metre yüksekliğindeki küçük tanklar ile donatılmıştı.

Her tümenin üzerinde [manevra] hakemlerine bağlı subayların emirlerini telsiz üzerinden ileten 10-12 civari helikopter var. Mayınlar ve düşman ateşi sonucu ortalama %40 zaiyat tespit ediliyor. Ancak daha sonraki münakaşalarda taarruzun başarıya ulaştığı kabul ediliyor.

Tatbikatta gerçek mermi kullanılıyor. Kısa düşen topçu atışları nedeniyle 10 asker hayatını kaybetti.

Yukardakiler Sovyet Kara Kuvvetlerinin 24 tümeni ve Sovyet Hava Kuvvetlerine bağlı 4 hava tümeninin katılımı ile 27 Aralık-10 Ocak arasında Kamenez-Podolz civarında düzenlenen kış manevralarının ilk gününde yaşananlardı.

Manevranın komutanı Mareşal Konev. Gözlemciler arasında Sovyet Genelkurmay Başkanı ile beraber Doğu Bloğu ülkelerinin subay ve astsubayları bulunuyor.  Birkaç tarafsız ülkenin askeri ateşeleri de misafir olarak hazır bulunmaktalar. Spiegel onlardan dinledikleri gözlemler ile bu haberi hazırladı. Yukarıda anlatılan taarruz 31 Aralıkta gerçekleşti.

Mareşal Ivan Konev



İki gün sonra ise dar bir alanda toplanmış altı tank tümeni ve üç piyade tümeni topçu desteği olmaksızın bir taarruz icra ettiler, saatte 18-20 km'yi geçmeyecek şekilde ilerleyen 1300 IS-3 tankı bu tatbikata dahildi. Askeri ateşelerin gözlemleri şunlar:


IS-3 tankı


*Düşmanın mayın tarlası gereken güvenlik önlemleri alınmadan geçildi. Ancak bu gözlem daha görücüye çıkmamış sovyet araçları için geçerli değil.

*128 ve 33 mmlik toplarla donatılmış tank birliklerini 170 mmlik taarruz öbüsleri takip etti. Buna müteakip üç motorlu piyade tümeni ilerledi. %20 zaiyat tespit edildi.

İki gün sonra yoğun 130 mmlik çnra desteği ile beraber piyade ve tank birlikleri ortaklaşa bir cephe yarma harekatı tatbik ettiler. Ateşelerin gözlemleri şunlardı:

*Sovyet piyadesinin taşıması gereken cephane her zamankinden daha fazla. Komutanları ondan hızlı intikaller değil, yanında taşıyabileceği kadar cephane ve erzak taşımasını bekliyor. [ikmal için kullanılan] trenlere daha az iş düşüyor ve taarruzun durma ihtimali azalıyor ancak piyade daha çok yoruluyor, ki muvazzaf olmayan birliklerin buna dayanma ihtimali pek yok.

*Piyade tümenlerine bağlı ikmal ve topçu birlikleri motorize edilmiş iken tank ve motorlu piyade tümenlerinin kolordu-ordu seviyesindeki ikmal birliklerinin ulaşımı kısmen atlar ile sağlanmakta.

*İlk tatbikatta kullanılan hafif piyade tankının dışında ağır zırhlı tanklar kullanıldı. [ana muharebe tankı] T-34 ortada yoktu.

Manevranın son dört gününde 24 tümenin tümü manevra alanındaydı. Yeşil renkli hücüm kuvvetleri doğudan ilerleyerek sarı renkli savunma kuvvetlerine doğru ilerledi. Gece -20 derecelere varan soğuklarda askerler çadırlarda kaldılar.

Sarı kuvvetler (sözde) nükleer obüs atışıyla büyük bir alanı yeşil kuvvetler için takriben 16 saat boyunca geçilmez hale getirdiler.  Buna bağlı olarak yeşil kuvvetler büyük çaplı bypass operasyonları icra ettiler. daha önce bilinenden farklı bir silah gözlemlenmedi.

Manevra gözlemcileri kolordu seviyesindeki ağır topların kullanımında kayda değer bir artış gözlemledi. Örneğin 4. Motorize Kolordu her bataryada üç tane obüs olmak üzere sekiz bataryalık 210mm obüsler ve 4 bataryalık 240mmlik obüslerle donatılmıştı. Bu bataryalar özellikle düşman topçusunu ve ikmal hatlarını hedef aldı.




Sovyet Hava Kuvvetleri de ağırlıklı avcı-bombardıman uçaklarıyla taarruzdaydı. Bombalar ve roketler yerine makineli tüfekler kullanıldı.

Avcı-bombardıman uçakları bir it dalaşına sebebiyet vermemek için manevrayı komuta ettiler. Piyade ve zırhlı birlikler düşman hava kuvveti yokmuş gibi intikallerine devam ettiler. Ancak yeni 30 mmlik modeller de dahil olmak üzere uçaksavarlar ile donatılmışlardı.

Askeri ateşeler bu seneki kış manevralarından edindikleri gözlemleri şöyle özetlediler:

*Taarruz manevraları savunma tatbikatlarına göre daha ön planda. Görünüşe göre sovyetler yakındaki hedeflere odaklanıyor. Harekatlarda başarıya ulaşmak için büyük asker ve materyal kaybına tahammül göstermekteler. Önceki manevraların aksine taarruz bu sefer dikkatlice ilerlemedi. Taarruz ve ikmal birliklerinin ikisi için de artık hız değil, topluca yapılan intikalin gücü ve hacmi önemli: "birlik yavaşça ancak sabit güçle ilerliyor, sıkıştırılmış hava gibi düşmana çarpıyor".

4
Batıda ve İtalyan cephesinde müttefiklerinin üstündeki baskıyı azaltmak ve daha önceki başarısız Naraç Nehri taarruzu sonucu ordusunun bozulan moralini düzeltmek isteyen Rusya, Galiçyadaki Avustro-Macar birliklerine yönelik, ana hedefleri bir önceki sene İttifak Kuvvetlerine kaybedilmiş Kovel ve Lviv olan yeni bir taarruza geçme gerekliliğini düşündüler. Rus genelkurmayı STAVKA'ya planını sunan Aleksei Brusilov birliklerinin çoğunu İtalyan cephesine kaydırmış Avusturya-Macaristan ordusu karşısında sayısal bir üstünlüğe de sahipti.


Aleksei Brusilov

Rus şok birlikleri

General Brusilov'un daha sonra Almanların batı cephesindeki taarruzlarına da ilham kaynağı olacak sızma taktiklerini kullanan Rus şok birliklerine ek olarak o dönemin genel modası aksine uzun bir topçu ateşi yerine kısa, devasa ve isabetli bir topçu ateşi ile taarruzuna başlayan Brusilov, Avustro-Macar ordusunun cephe hattını yarmayı başardı ve bu taarruz İtilaf devletlerinin savaştaki en büyük başarısı oldu.

-PLAN-

Bu taarruz için elimizde bulunan 40'tan fazla piyade tümenine ek olarak 15 süvari tümeni ve topçu birlikleri ile daha sonra STAVKA tarafından cepheye gönderilecek takviye birlikler de bulunmakta. Sayıca üstün olduğumuz noktalarda Avustro-Macar birliklerine yaptığımız saldırılar sonucu oluşan boşluklardan ilerleyeceğiz ve kaçış yollarını kapatacağız. 

8. ve 11. Ordu ortak bir harekat ile Dubno'ya saldıracaklar. 7. Ordu ise işaretlediğim A-M birliğine saldıracak ve açılacak boşluktan ihtiyattaki süvari birlikleri ilerleyip Stanislau'yu ele geçirecekler ve Czernowitz'i ele geçirmiş 9. Ordu ile buluşacaklar, 9. Ordunun bir bölümü ise Karpatya Dağlarına doğru ilerleyerek Dorna-Watra ve Cimpulung'u ele geçirirken Kuty üstünden 7.Ordu ile ortaklaşa yürütülecek Przemysl taarruzunun güney kanadını korumak ile görevli olacak. Daha kuzeyde ise 11.Ordu eğer gerekirse 7. Ordunun da yardımı ile Brody'i ele geçirecek ve yine 7. ve 11. Ordunun bir kısmı 8. Ordu'ya Kovel taarruzunda yardımcı olmak için ilerlerken bir kısmı ise Chelm'e doğru takviye birliklerin yolunu kesmek ve Kovel'i savunan A-M birliklerini kaçış yolunu kesmek için ilerleyecek. 8.Ordu ise bu sırada Kovel'i savunan birlikleri yerinde tutacak ve cepheyi yarmak için çeşitli taarruzlar gerçekleştirecek. 8. Ordunun bölgesinde oklarla işaretlediğim yerlerde cephenin yarılacağını tahmin etmekteyim ancak bataklıkların yoğun olduğu bir bölge olduğu için diğer kısımlar kadar hızlı bir şekilde ilerleyemeceğimizi düşünüyorum, Ancak kuzeydeki süvari birliklerim ile onlara yeterince problem çıkaracağımı ve diğer üç ordum ile yapacağım manevranın başarıya ulaşacağını düşünüyorum.

5
Not: Aşağıdaki yazı http://www.worldwar2.ro/arme/?article=26 sitesinden Türkçeye çevirilmiştir. Fotoğraflar ise http://www.worldwar2.ro/media/?section=44 adresinden alıntıdır.





Bir hava indirme birliği kurma düşüncesi 1940 Eylülünde hava ve deniz bakanlıklarınca ortaya atıldı. Bir sonraki sene, genelkurmay başkanı, general Alexandru Ionatiu tarafından tekrardan böyle bir birliğin kurulmasını teklif edildi. Böylece 10 Haziran 1941'de ilk Romen hava indirme bölüğü kuruldu. Tamamen gönüllülerden oluşan bu birliktekilerin 28 yaşından küçük olması ve Rusça, Macarca, Bulgarca veya Lehçe dillerinden en az birisini konuşması gerekiyordu. Daha önceki 7 balon barajı bölüklerine binaen yeni kurulan bu birlik 8 olarak numaralandırıldı.


Romen hava indirme birliği geçit töreninde


İkinci bölük 1942'de, üçüncü bölük ve ağır silah bölüğü ise 1943'te kuruldu. Bu birlikler 8,9 ve 10 olarak numaralandırıldılar. Hepsi beraber 4. hava indirme taburunu oluşturdular. (Çünkü bundan önce 3 balon barajı taburu mevcuttu).

Silah olarak ZB 24 tüfeği ve ZB 30 hafif makineli tüfeği ile 7.65 mm Mauser model 1932 hafif makineli silahı kullanılıyordu.  Paraşütler ise Romen yapımı ve Irving Air Chute Ltd. lisanslıydı. 1943'te  Almanya'dan ithal daha modern ekipmanlara; 1938 model miğferler ve MP40 hms'lere sahip olan birliğin, ana silahı MP40 oldu. İki nişancı bölüğü (8. ve 9.) aynı yapıya sahiplerdi: 3 nişancı müfrezesi, bir makineli-tüfek müfrezesi ve bir havan müfrezesi ile pigtone model 1937 alev-püskürtücüler ile donanmış bir istihkamcı müfrezesi. Buna ek olarak Zudapp KS 600 motosikletleri ile donanmış bir keşif müfrezesine de sahip olan bu bölüğün ayrıca standart piyade bölüğü ekipmanına ek olarak 81.4 mm havanları ile anti tank silahları da bulunduran bir ağır silah bölüğü de mevcuttu.

105 ve 107. ulaştırma filoları tarafından görev yerlerine ulaştırılması planlanan birliğin ağır ekipmanları ise 109. ulaştırma filosu tarafından taşınacaktı.

Ekim 1943'te sadece 215 eğitimli hava indirmeci vardı, General Antonescu bir tabur büyüklüğündeki bu sayının bir alay büyüklüğüne, 2887 kişiye çıkarılması emrini verdi.

23 Ağustos 1944'te 4. tabur 861 askeri ile göreve hazırdı ve Banease-Otopeni bölgelerinde seçkin Alman hava indirme birlikleri karşı karşıya geldi.


Hava indirme nişanını takan bir Romen askeri


1945 şubatında ise müttefik komisyonu tarafından, özellikle SSCB'nin isteği üzerine, ordunun hava indirme dalı lağvedildi.

6
1919-1947 / İkinci Dünya Savaşı'nda Slovak Ordusu
« : 02 Mayıs 2016, 04:47:25 »
Not: Aşağıdaki yazı, http://www.feldgrau.com/a-slovakia.html adresinden çevrilmiştir.



Çekoslovakya aslen 1. Dünya Savaşı sonunda kuruldu. Bu yeni kurulan devletin çoğunluğunu bölgede uzun yıllardır bulunan Çekler ve Slovaklar oluşturuyordu. Ülkede güç ve otorite, çoğunluk olan Çeklerin elindeydi. Başkent Çek halkının geleneksel yurdunda yer alan Prag olarak seçilmişti.

Slovaklar Çek ulusunun kuruluşunun en başından beri otonomi isteği içindeydiler ve bu istek 1939 Mart'ında bağımsız Slovakyanın kurulmasını hızlandırdı. Südet 1939 yılında işgal edildiğinde Slovakların nihai otonomisine gidecek olan şartlar olgunlaşmış idi, ancak bu otonomi kendi sözde-bağımsız uluslarının kurulmasını sağlayan Almanların isteği doğrultusunda gerçekleşecekti. 2. Dünya Savaşı'nın başlangıcı sonrası, diğer birçok Mihver devleti gibi gururlu, coşkulu ve hevesli bir macera olarak başlayan bu süreç, zamanla bir devrim girişimi ve Slovak Silahlı Kuvvetleri'nin Almanlar tarafından zararsız inşaat birliklerine dönüştürülmesine yol açtı.


Çekoslovak Ordusu, 1938


Başlarda Slovak ordusunun yetenekli ve Almanların güçlü bir müttefiği olma potansiyeline sahip olduğu düşünülüyordu. Slovak halkının güçlü, cesur ve dayanıklı olduğu kabul görüyordu. Slovak ordusunun başlardaki problemleri Almanların Bohemya-Morevya yani eski Çekoslovakya'nın batı kısmının işgalini takriben modern ve çalışır silahların yetersizliği, ve Çek ordusunda uygulanan ayrımcılık sonucu yeni kurulan Slovak ordusuna liderlik edecek az sayıda subay ve astsubaydı. Almanyaya subaylık eğitimi için gönderilen birkaç Slovak dışında ülkede küçük bir Alman askeri misyonu da bulunmakta idi, Ancak bu problem asla tam olarak çözülemedi.

Slovakya Polonya seferinde Almanların yanında yer alacak tek Mihver devleti idi. 1939 Eylül'ünde eli kulağında olan Alman işgali sebebiyle OKW(Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı) Slovakyadan yardım talep etti. Slovak ordusu kurulalı sadece 6 ay olmasına rağmen, birkaç piyade ve topçu taburundan oluşan küçük bir seyyar kuvvet oluşturuldu. Almanların yanında kullanılması için iki muharebe grubu oluşturuldu. İlk grup bir tugay boyutunda, Anton Pulanich tarafından komuta edilen  altı piyade taburu, iki topçu taburu ve bir istihkamcı bölüğünden oluşmaktaydı. İkinci grup ise Gustav Malar tarafından komuta edilen iki tabur büyüklüğünde karma motorize keşif ve süvari birlikleri ile beraber dokuz motorize kundaklı top bölüğünden müteşekkil seyyar bir birlikti. Sözkonusu iki grup Slovak 1. ve 3. piyade tümenlerinin karargahı baz alınarak oluşturulmuşlardı. Nowy Sacz ve Dukeilska dağ geçitlerinden güney Polonyada bulunan Debica ve Tarnow'a ilerlerken muharebelerde yer aldı.

Almanların SSCB işgaline başlamasından 4 gün sonra Slovakya kendi birliklerini Slovakya Mihver Seferi Kuvvetleri (SMSK) adı altında Rus hatlarına gönderdi. Slovak ordu grubu savunma bakanı Ferdinand Catlos tarafından komuta ediliyordu.


Ferdinand Catlos


Doğu seferi devam ettikçe Slovak kuvvetleri muaazzam Alman ilerlemesinin gerisinde kalmaya başladılar. 45.000 kişi büyüklüğündeki Slovak ordu grubunu taşıyacak motorize araçların yoksunluğu bunun temel nedeni idi.

Slovak Ordu Grubu(SOG) Alman ilerlemesini takip edememesi sebebiyle bunu yerine getirebilecek seyyar bir grup oluşturulması kararlaştırılmıştı. Bu SOG'da bulunan bütün motorize birliklerin 2. Slovak Tümeni'nin eski komutanı  Rudolf Pilfousek komutasında Slovak Seyyar Kuvveti diğer adıyla Pilfousek Tugayı ile yeniden organize edilmesi ile yapıldı.


Rudolf Pilfousek


Pilfousek Tugayı(P.T) 1/6. mot piy tab, 1/11. mot top tab, 1. ve 2. bölüğü ile 1. Tank
Taburu, 1. ve 2. Anti-tank bölüğü, 2. Keşif taburu, 1. Silah bölüğü, 2. Motorsiklet
bölüğü ile 1/3/1. Mot. İstihkam müfrezesinden oluşmaktaydı.

P.T Lvovdan Vinnitsa'ya doğru ilerledi. 8 Temmuz 1941 civarında tugay Slovak komuta kademesinin kapsama alanından çıktığı için birliğin kontrolü Alman 17. Ordusuna verilmişti. Bu sırada artık bağımsız bir birlik olmayan Slovak Ordu Grubunun geride kalan birlikleri 103. cephe gerisi komutanlığı ile beraber güvenlik görevleri ile geride kalan Sovyet direnişini temizlemekte kullanılıyordu. 22 Temmuz'da artık Alman komutasındaki tugay Vinnitsa'ya hareket etmiş ve Lipovets'e doğru ilerliyordu, Bu sırada Sovyetlerle ağır çatışmalarda bulunan tugay Berdichev, Zhitomir üzerinden kuzeye, Kiev bölgesine doğru hareket etti.

1941 ağustosunun başlangıcında, S.O.G cepheden çekilmiş ve yerine getireceği görevlere daha uygun olacağı düşünülen iki yeni birlik kurulmasına karar verilmişti. eski S.O.G'un en iyi birlikleri şimdi 1. Slovak (Seyyar) Tümeni ile 2. Slovak (Güvenlik) Tümeni olarak organize edilmişlerdi. 1. Tümen aynı zamanda Slovak Çevik Tümeni(S.Ç.T) olarak da biliniyordu.

S.Ç.T aslen Polonyadaki Slovak ilerleyişinde de bulunan Gustav Malar tarafından komuta ediliyordu. 1941 Eylülünün ortalarında Kiev yakınında S.Ç.T yine cephe hattındaydı. Kiev'in ele geçirilişi ile sonuçlanan muharebelerin ardından S.Ç.T Alman Güney Ordular Grubunun ihtiyatına transfer edildi. Burda birlik Gorodishche, Kremenchug, ve Magdalinowka. üzerinden, ağır muharebelerde bulunarak Dnieper nehri boyunca hareket etti.  2 Ekim itibariyle S.Ç.T Dnieper nehrinin doğusunda Golubowka ve Pereshchino yakınlarında savaşan 1. Panzer Ordusunun bir parçasıydı. Sonra Mariopol ve Taganroga bölgelerine ilerledi ve 1941-1942 kışını Mius nehri boyunca hazırladıkları mevkillerde geçirdi. Daha sonra tümen Almanların Kafkasya'ya doğru ilerleyişinde yer aldı ve Rostov'un ele geçirilmesinde mühim bir katkıda bulundu. 1942 yazının sonlarına doğru  Jozef Turanec tümen komutanlığı görevini devraldı ve Kuban nehrinden Taupze bölgesine olan ilerleyişte tümene liderlik etti. 1942 yılının sonlarına doğru ise 1. Slovak Güvenlik tümeninin 31. Topçu Alayı S.Ç.T'ye transfer edildi. Ocak 1943'te Korgenral Jurech'in tümen komutanlığına getirilmesi ile tümen komutanı bir kez daha değişti.

1942/1943 kışında Stalingrad'taki korkunç kayıp Almanların Kafkasyadaki durumunu tamamen değiştirmiş idi, çünkü güneye doğru daha fazla bir ilerleyiş Mius nehrinin güneyindeki kuvvetlerin Sovyetlerin Kuzeyde Rostov'un Kızıl Ordu tarafından ele geçirmesi ihtimalinde bu kuvvetlerin tuzağa düşmesi ile sonuçlanacaktı. Kuzeydeki kayıplar sebebiyle, Kafkasyadaki birlikler olası bir kuşatmaya düşmemek için hızlıca geri çekildiler. Kafkasyadaki Alman kuvvetlerinin bir parçası olan 1. Slovak Seyyar Tümeni de geri çekildi. Saratowskaya civarında kuşatılan ve nerdeyse yok edilmiş olan tümen kaçmayı başardı. Ağır ekipmanlarını ve silahlarını geride bırakmak zorunda kalan tümen Kuba'ndan hava yoluyla tahliye edildi. Sivash ve Perkop köprüleri  üzerinden yapılan geri çekilmeyi korumak amacıyla kullanılan tümenin, bu noktadan sonra tarihi birkaç hafta için bulanık çünkü bir parçası olduğu operasyonların yer aldığı belgeler bu bölüm için bulunamadı. Ancak bu süre zarfında  başka bir komutan, Elmir Lendvay'in komutayı devraldığı bilinmekte. Muhtemelen kısa bir süreliğine cephe gerisine çekilen tümen, Melitopol bölgesine yakın bir yerde tekrardan cepheye geri döndü. Kısa bir süre sonra ise tümen Alman hatlarını yaran sürpriz bir Sovyet saldırısında bozguna uğradı ve Sovyetlere 2000 esir verdi. Bozguna uğramış ve yok edilmiş tümen cephe gerisine çekildi.

1944'ün başlarında eski çevik tümenin çekirdeği  II/20 Piy. Alayı, III/20 Piy. Alayı, I/11 Topçu Tab.'dan birkaç 150mm top, birkaç 37mm anti-tank silahı, 9. and 13. hafif uçaksavar bölükleri, ve 45. İnşaat Bölüğü ile oluşturulmuştu. Bu yeni birliğin adı Tartarko Muharebe Grubu idi ve 12 subay, 13 astsubay ve 775 erattan oluşmakta idi. Seyyar tümenden geriye kalan birlikler Alman G.O.G hatları gerisinde güvenlik görevleri için kullanılırken, muharebe grubu ise savunma operasyonları için Kırım bölgesine gönderildi. Son olarak, muharebelerdeki güvenilirsizliği sebebiyle Haziran 1944'te tümen cephe gerisine son kez çekildi ve Romanya'da bir inşaat birliği olarak kullanılmak üzere silahsızlandırıldı.

2. Slovak (Güvenlik) Tümeni

Söz konusu tümen çoğunlukla Alman hatlarının gerisinde güvenlik ve anti-partizan harekatlarında kullanıldı. Aslen doğuya doğru ilerleyen Alman birliklerinin ardında bıraktığı direnen Sovyet birliklerini yok etmek için kullanılan tümen daha sonraları Zhitomer bölgesinde anti-partizan operasyonlarında bulundu. 31. Topçu Alayı gibi bazı birlikler ise 1. Slovak Motorize Tümenine transfer edildi. Stalingrad'taki yenilgi sonucu moralleri bozulmaya başlayan Slovak birlikleri cephede daha sakin bir nokta olan Minsk'e kaydırıldı. Kısa bir süre sonra, 1 Kasım 1943'te devam eden firar problemi sebebiyle tümen silahsızlandırıldı ve Ravenna, İtalya'da bir inşaat birliği olarak kullanılmaya başlandı.

12. İstihkam Taburu

1943 yılında yoğun partizan saldırılarına mağruz kalan Alman hatları sebebiyle Slovak 12. istihkam taburu Alman G.O.G'nun cephe gerisine gönderildi ve Sovyet partizanları tarafından imha edilen demiryolu hatlarının tamirinde mühim görevlerde yer aldı. Daha sonraları 1. Slovak Tümeni ile birleştirildi ve Haziran 1944'te oluşturulan bir inşaat birliğinin parçası oldu.

7
Not: Aşağıdaki yazı, http://www.comandosupre...alian-army-of-1940.html adresinden tarafımca çevrilmiştir. Bazı yerlerde Türkçeye uygunluk açısından orijinal anlam bozulmamak kaydıyla bazı değişiklikler yapılmıştır.

Muhtemelen dünya üzerindeki hiçbir olay İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşananlar kadar analiz edilmemiş ve tartışılmamıştır. Akademisyenler, tarihçiler ve sıradan insanlar, milyonlar kafalarını bu döneme tanıklık eden kitaplara gömerek insanlığın bu en önemli periyodundaki olayları anlama çabası göstermişlerdir.

1940 yılındaki İtalyan ordusu hakkında araştırma yapan kişilerin neredeyse evrensel olan görüşü o yıldaki İtalyan ordusunun yüzleşecekleri muazzam savaşa tamamen hazırlıksız olduğu fikrinde olmalarıdır. Tarih de bunu onaylamıştır.

Savaşın son silahlarının patladığı günlerin geride kaldığı ve dünyanın "Soğuk Savaş" çağına girdiği günlerin sonrasında askeri tarihçiler İtalyan ordusunun eksikliklerini ve savaş sırasında yaşadığı başarısızlıkları yazmak için tonlarca mürekkep harcadılar. Bugünlerde daha önceden yararlanılmamış kaynaklardan edinilen birçok bilgi sayesinde her ne kadar asıl sebep olan ordunun hazırlıksızlığı geçerliliğini koruyor olsa da, savaş sırasındaki İtalyan ordusunu daha doğru bir biçimde değerlendirmek artık daha mümkündür.

Her ne kadar bu yenilgilerin sebepleri kısıtlı sayıdaki etkenlerle (az sayıda ve eski mühimmat,askerlerin yetersiz eğitimi ve yüksek komutadaki planlamanın yetersizliği) açıklansa ve bu etkenler şüpheye yer bırakmayacak şekilde doğru olsalar bile İtalyan ordusunun tüyler ürpertici çöküşünü ve buna bağlı olarak İtalyan ulusunun da üç yıl
gibi bir sürede gerçekleşen ve okuyucunun bakış açısına ve siyasi görüşüne bağlı olarak "kurtuluşunu"/"çöküşünü" açıklamakta yetersizdir.

İtalyan ordusunun performansını izah etmek için sorulması gereken ve bugüne kadar neredeyse tartışılmamış olan asıl soru şudur; ordudaki bu istikrarsızlık İtalyan ulusunun çöküşünün bir nedeni miydi yoksa bir sonucu muydu? Diğer bir deyişle, ordunun istikrarsız performansı ulusun çöküşüne mi sebebiyet verdi, ya da bu istikrarsızlık çoktan çöküşün kıyısında olan bir toplumun ve hükümetin bir ifadesi miydi?

Yukarıdaki soruyla başlayarak, bu makalenin amacı İkinci Dünya Savaşından önceki yıllara odaklanarak İtalyan ordusunun savaşa hazırlıksız yakalanışının sebeplerini tespit etmektir. Özellikle değinilecek konular, İkinci Dünya Savaşının Clausewitzyen anlayışla uyuşmasından ötürü o dönemin politik ve ekonomik koşulları olacaktır.Savaşın bu yönü Fransız devlet adamı George Clemenceau tarafından söylenen "Savaş askerlere bırakılamayacak kadar ciddi bir konudur" lafıyla özetlenebilir.

İTALYAN MİLLETİNİN VE ORDUSUNUN HİSLERİ

Tarihin defalarca gösterdiği gibi, bir savaşı, özellikle de bir "yıpratma" savaşını kazanabilmek için bir ulusun muazzam bir orduya sahip olmasının yanında, halkın da görüş birliğinde olması gerekmektedir. Halkın desteği, harp durumundaki ulusun savaşı sürdürmesinde önemli bir etkendir. Bu faktör bir ulusun stratejilerini ve politik kararlarını belirleyen bireyler tarafından her zaman göz önünde tutulmuştur. Bu insanlar halkın savaşı desteklemesini sağlamak için verilen çabayı cephede savaşmakla denk görmüşlerdir. Ne kadar fazla Vatandaş savaşı haklı bulursa, toplum savaş süresince kaynaklanan kaçınılmaz fedakarlıklara o kadar göğüs gerebilecektir.

Bunu göz önüne alarak, o yıllardaki İtalyan toplumunun anlayışına göre bir savaş ancak aşağıdaki nedenler ile yapılırsa halk tarafından haklı görülebilirdi:

1. Ülkenin sınırlarını korumak veya işgalcileri ülkeden kovmak.
2. İtalyan ulusunun ortak çıkarlarına açıkça hizmet eden bir nedeni olması kaydıyla.

Eğer Risorgimento ve Birinci Dünya Savaşı yukardaki maddelerin birincisine uyuyorsa, Koloni savaşları da en azından ikincisine uyuyordu; o zamanlar toprakların  genişlemesi düşüncesi İtalyan halkı tarafından gerekli görülüyordu. Ama 1939 yılına gelindiğinde, sınırların görünürde bir tehlike altında olmaması ve yakın gelecekte fayda sağlamayacak, rayına oturması için yıllar gereken büyük bir imparatorluğun ürkütücü bir manzarası karşısında çoğu İtalyanın savaşa girmek adına en ufak bir isteği yoktu.

Başka önemli bir nokta ise savaşa yaklaşılan yıllarda İtalyan halkının büyük bir kısmının diğer Avrupa halklarına karşı beslediği hislerdi. Faşist yönetimin propagandası halka Almanyanın dost olduğunu anlatırken aynı zamanda Fransız ve İngiliz karşıtı bir kamuoyu oluşturmaya çalışıyordu. İtalyan halkına kimleri "müttefik" olarak görmesi gerektiğini anlatan bütün bu propagandaya rağmen halkın bu konudaki görüşleri hükümete tamamen zıt olarak aynı kaldı. Bunun en önemli sebebi, 1940 yılında yaşayan bir İtalyanın çok yüksek bir ihtimalle Risorgimento ve Birinci Dünya Savaşın'da Almanlara karşı savaşan bir büyükbabası veya büyük büyükbabasının bulunmasıydı. Halkın büyük çoğunluğu Fransız, İngiliz ve Amerikanları tarihin gördüğü en büyük savaşta zaferi paylaştıkları müttefikleri olarak görüyorlardı.

İtalyan toplumunda Almanlara samimi bir şekilde dostluk duyan bir kesim vardı, ancak faşist propaganda beş yılın ardından İtalyan toplumunun büyük bir kısmının Almanlara karşı anılarını ve hislerini yok edememişti. Bu Alman karşıtlığı açıkça gösterilmemekle beraber halkın kalbinde hala canlıydı. Bu nedenle, 1939 yılında, Alman karşıtlığı toplumun her kesiminde yaygındı ve Polonyanın Almanlar tarafından işgalinden sonra daha da çok arttı.

Yüksek Faşist Konseyin önde gelen bir üyesi olan Dino Grandi, anılarında şöyle yazmıştır: "Alman yanlıları bir elin parmaklarıyla sayılabilecek bir azınlık, ama güç onların elinde."

İtalyan Dışişleri Bakanı Galeazzo Ciano, 14 Ağustos 1939'da günlüğüne şöyle yazmıştır: "Starace'a ülkedeki açık şekilde görülen Alman karşıtı havayı Mussolini'den saklamamasını söyledim."

Bu iki alıntı da, bazı sebeplerden dolayı, durumu abartıyordu: daha önce de denildiği gibi, İtalya'da Alman ve savaş yanlısı bir kesim vardı, ama bu kesim ülkenin geneline oranlanırsa gayet küçük bir kesimdi. Savaş davulları toplumun büyük bir kısmı için çalmıyordu, sadece küçük ama gücü elinde tutan bir kesimin kulaklarında yankılanıyordu.

Ordunun içinde bulunduğu durum da İtalyan ulusunun bir yansımasıydı. Sevmedikleri bir halkın müttefikleri olmuşken İtalyan askeri kendini G. K. Chesterton'dan şu alıntının isabetli bir şekilde özetlediği bir durum içinde buldu: "'Ülkem (için), doğru veya yanlış olsa bile' gibi bir düşünce umutsuz bir durum dışında hiçbir vatanseverin düşüneceği bir şey değildir." Talihsiz bir şekilde, yakında bütün bir dünyayı açı bir savaşa itecek olan ihtilafla yüzleşen İtalyan askeri bahsedilen "umutsuz durum"la yüzleşmiş ve "Ülkem (için), doğru veya yanlış olsa bile" demek zorunda kalmıştı.

İTALYAN DIŞ POLİTİKASININ 8 YILI

İtalyan halkının çoğunluğunda ve İtalyan ordusunda açık bir şekilde görülebilen Alman karşıtı tavıra rağmen İtalyanın neden ve nasıl Almanyanın en yakın müttefiği olduğunu sormak gayet uygun olacaktır. 1930'ların başlarında İtalya, İngiltere ve Fransa ile olan ilişkileri Almanlarla olan ilişkisinden daha iyiydi. Ama Mussolini'nin İtalyan dış politikası hakkındaki kişisel görüşleri değiştikçe bu durum tersine döndü.

Bu değişim, Nazilerin Almanyada iktidarı ele geçirdikleri 1932-1934 yıllarında başladı. Nazilere karşı negatif bir bakış açısı olan Mussolini, bir anda Adolf Hitler'i takdir etmeye başladı. Hitler'i örnek alarak ülkedeki gücün büyük bir kısmını kendinde topladı. Buna daha önce Dino Grandi'yeait olan Dışişleri Bakanlığı da dahildi. Bunlara
ek olarak Mussolini titiz bir şekilde Faşist yönetimin en güçlü isimlerini Romadan uzak olan diğer pozisyonlara yerleştirdi ve "terfi" ettirdi. Bu sayede bu isimler diktatörün yeni politakasını değiştiremeyecekler veya karşı çıkamayacaklardı. Örnek olarak, Italo Balbo Libya'ya vali olarak gönderilirken, Dino Grandi Büyük Britanya'ya elçi
göreviyle gidiyordu.

Mussolini Nazizmin yükselişinin İngiliz ve Fransızlarının üstünlüğünün azalmış olacağı yeni bir Avrupa düzenine yol açtığını anladı. Bu yüzden İtalyanın genellikle İngiliz ve Fransızlar ile zıt olan isteklerini elde edebilmesinin tek yolunun Almanların yanında yer almaları sayesinde olacağını düşünmeye başladı. Bunun büyük kısmı doğru olsa
bile, belki de bu politakanın bir sebebi de Hitler'i kıskandığı için Mussolini'nin daha fazla uluslararası prestij kazanma isteğiydi.

Bu prestij isteğinin bir yönü de Etiyopya'daki savaş idi. İngilizler ve Fransızlar başlangıçtan beri Etiyopya'daki İtalyan yayılmacılığı üzerinde fikirbirliğine varmışlardı. Sorun yapılacak görüşmelerle kolayca çözülebilirdi. Ancak, Mussolini'nin yaptığı tehditkar ve meydan okuyan açıklamalar sonucunda İngiliz ve Fransız halklarında İtalyan
karşıtı duygular o kadar arttı ki bu iki ülkenin hükümetleri halkları tarafından İtalyaya karşı daha sert politikalar uygulamak zorunda bırakıldılar. Bunun sonucunda, yapılan antlaşmaların çoğu İtalya için kötü sonuçlandı.

Denildiği gibi, yaygın söylenti Mussolininin, İtalyanların Almanlarla yapacağı bir ittifak ihtimalini kendine prestij sağlamak için değil, İtalya'ya yarar sağlamak için kullandığı yönündeydi. Dünyaya İtalyanın Hitlerle müttefik olabileceği ihtimalini göstererek İngiliz ve Fransızların bu ittifakı bozmak için ülkesinin isteklerini kabul edeceğini
umuyordu. Bunun yanında, Mussolini, Hitlerle müzakere yapabilecek "tek kişi" olacağı için bunun bir devlet adamı olarak da saygınlığını arttıracağını düşünüyordu. İtalyan diktatörünün şanssızlığı İngiliz ve Fransızların bu tehditlere boyun eğmemesi ve bunun sonucunda itibarının zarar görmesi ile beraber demokrasi ile yönetilen uluslara olan öfkesinin artması olmuştu.

Bu amaçla, Mussolini sürekli olarak kendisini engelleyen İngiliz ve Fransız diplomasine bir tepki olarak ve Avrupada değişen rüzgarı göz önüne alarak ülkesini Almanlarla bir işbirliği paktına, bilinen adıyla Mihvere sürükledi. İngiliz ve Fransızlara karşı doğan bu ortaklık Almanların doğuya genişlerken geri kalan Akdeniz bölgesini İtalyanlara bırakacağı yeni bir Avrupa düzeninin kurulmasına dayanıyordu.

Bu pakt belki de aşağıda okuyacağınız iki sebepten ötürü, Mussolinin geliştirdiği politik öngörüsüzlüğün en büyük göstergesiydi.

1. 1930ların ikinci yarısında, güçlü ve bağımsız bir İtalya yeni bir Avrupa düzeninin temel taşı olabilirdi. Almanyayla alakalı coğrafi konumunundan dolayı, doğuya doğru Alman yayılmacılığının önündeki tek gerçek engel olabilirdi. Bunun tersine, Hitler ile müttefik İtalya stratejik ve politik önemi kaybediyor ve artık caha nüfuzlu olan Alman devletinin uydu devleti oluyordu.

2. Danube-Balkan bölgesine karşı mevcut olan İtalyan ilgisi Almanların yayılmacı politikasyıla ters düşeceğinden ötürü bu paktın dayandığı temel prensip gerçekçi
değildi. Tarihte görüleceği üzere, Alman ve İtalyanlar arasında bir işbirliği olması imkansızdı.

Hitler, yukarda sayılan iki ifadenin de doğru olduğunun tamamen farkında olmasına rağmen bu ortaklığı onaylıyordu. Bunu yaparkenki amacı muhtemelen gelecekteki Alman güdümündeki Avrupada kendine bir ortak bulmak değildi, bu ortaklık isteklerini ve hırslarını ifade edebilmesi için bir araçtı. Polonyayı işgal etmeden önce Almanyanın "güney kanadının" güvenceye alınması gerektiğini düşünüyordu ve Mussolini ile vardığı bu antlaşma tam da bunu sağlıyordu.

Bunun yanında, Hitler'in başka bir amacı da İtalyanın bir ortaklığa ya da başka bir deyişle Hitler'in geleceğin Avrupasını domine edeceğini hayal ettiği Alman etki alanına çekilmesiydi. Bu çok zor olmadı, çünkü Mussolini ve Galeazzo Ciano'nun görünürde Almanları taklit etmekten başka bir isteği yok gibiydi. Başka bir "prestij" meselesi olarak ise, İtalya, İspanyaya ülkede yaşanan iç savaş sırasında (1936-1939) müdahale etti. Bu müdahale İtalya'ya insan, gereç ve para kaybı olarak geri dönerken ciddi bir kazanç sağlamadı. Bu süre zardında, Mihverde Almanlar avantajı ele geçirirken İtalya Avrupadaki politik öneminin büyük bir kısmını yitirdi.

Almanyanın asıl niyetinin ilk göstergesi 1938 yılında Avusturya'yı işgalleriydi. Mussolini ve Ciano o durumu bile yanlış değerlendirdiler. Alman bayrağının Brenner geçidinde dalgalanması İtalyan halkını dehşete sürüklemişti ve Mussolini'nin kendisi de işgalden önce bilgilendirilmediği için öfkeliydi. Öfkesi çok uzun sürmeyen Il Duce, Hitler'in alışılmış güvencelerinden sonra Almanyanın sadık bir müttefiki olmaya devam etti.

Ciano'nun bu dönemde günlüğüne yazdıkları, İtalyan dış politakasının başarısızlığını göz önüne sermektedir: Bu sıralarda Mussolini ve Cianonun İtalyanın Almanlarla olan ittifakı konusunda hangi yolu izlemesi gerektiği konusunda kafası karışıktı. Musolini bir yandan Almanların ihanetinden bahsediyor ve Mihveri bozup İngiliz ve Fransızlarla müttefik olma ihtimalini bile gözden geçiriyordu. Asıl kafasını huzursuz eden şey ise, bunun ardından Almanyadan ve dünyanın geri kalanından gelecek tepkilerdi. Mussolini'nin aşağıda okuyacağınız alıntısı bu durumu çok iyi özetlemektedir: "Politakımızı değiştiremeyiz çünkü şırfıntı değiliz biz." İtalyan diktatörün Mihveri bozmak konusundaki başka bir endişesi ise şu alıntıyla belli olmaktadır: "Mihveri bozarsak Almanyanın bir sonraki kurbanı olacağız." Bu amaçla, Çekoslovakyanın işgaline  karşı verilen tek İtalyan tepkisi Arnavutluğun, Balkanlardaki Alman etki alanını sınırlamak amacıyla İtalyanlar tarafından işgali oldu. Böylece, Hitler, İtalyan isteklerinin korunması hakkında verdiği sözlerle Mussoliniyi Mihveri bozmamak konusunda ikna etmeyi başardı.

Artık açığa çıkan şey İtalyanların Almanların bir sonraki hareketini görmelerinde ortaya çıkan yetersizlikti. Özellikle 1939 Temmuzunda, Berlin'deki İtalyan temsilcisi Attolico tarafından Roma'ya Almanların Polonyayı işgal etmeye hazırlandığı bilgisini içeren telegraflar çekilmişti. Bu bilgi İtalyanlar tarafından reddedildi; Ciano elçinin
sinirlerinin bozulduğunu düşünmeye devam etti ve bu telgrafları görmezden geldi. Ama Ağustos ayının ortasında Alman Dışişleri Bakanı Joachim von Ribbentrop Ciano'ya Almanyanın Polonyaya birkaç gün içinde, Mussolini onaylasa da onaylamasa da saldıracağını iletti. Bu olay Ciano'nun artık İtalyan dış politakasının ve İtalya'nın Almanyayla olan müttefikliğinin tamamen bir hata olduğunu gösterdi. Bunu İtalyan hükümetinin bir sonraki adımda ne yapılması konusundaki kafa karışıklığı izledi.

Bu zamana kadar sıkı bir Alman yanlısı olan Ciano artık Nazi partisinin koyu bir düşmanı olmuştu. Avrupadaki gelişmeler karşısında kaygıya kapılan İtalyan kralı Üçüncü Emanule Almanların "düzenbazlar ve serseriler" olduklarını söylüyordu. Sinir krizinin eşiğindeki Mussolini ise ezeli müttefikinin dünyadaki en büyük ihtilafı başlatacak Polonya işgalini izliyor ve günlerini Hitler'e karşı kör bir sadakat veya İngiliz ve Fransızlarla müttefik olunması gerektiği düşüncesi arasında gidip gelmekle geçiriyordu.

Bu kararsızlık sonucunda Mussolini, zaman kazanmak amacıyla Hitler'e İtalyanların "ordunun hazırlıkları bittiği zaman" Almanların yanında savaşa gireceğini söylerken Ciano'ya ise gizlice "Savaşa girmek? Bertoldo gibi yapacağım, idama mahkum edilmişti ama hangi ağaçta asılacağını seçme hakkı vardı. Ve hikayeyi biliyorsun, doğru ağacı bulmadı o da." Il Duce İtalyanın izleyeceği yol için karar vermesi gereken zamana kadar biraz daha süre kazanmaya çalışıyordu.

Mussolini'nin bu çelişkili politikası bazı garip durumlara yol açtı: özellikle Avusturya sınırındaki pozisyonların ve genel olarak Alplerdeki İtalyan pozisyonlarının istihkamını emrederken, generallerinin karşı çıkmasına rağmen 1942'deki Roma Avrupa Sergisinin inşaat çalışmaları için önemli insan gücü, para, demir ve çimento kullanıldı. Aynı şekilde Mussolini genel bir seferberlik ilan etmesine rağmen aynı zamanda Fransız ordusunun ayakkabıları için kullanılacak olan büyük bir miktar deriyi Fransızlara sattı.

Yeni benimsenen bu politika sayesinde İtalya tarafsız kalan ve asla savaşa katılmayacak bir ülke olarak görünüyordu. Bu durum 1940 yılının baharında Hitler'in ordularının Fransaya saldırmasıyla beraber değişecekti. Almanlar, Fransayı ve Felemenk ülkelerini İtalya'ya önceden haber vermeden küstahça işgal ettiklerinde, Mussolini umutlu bir şekilde şöyle demişti: "Fransa Polonya gibi değil, Almanlar bunu yakında anlayacaklar. Yeni bir Marne (muharebesi) olacak ve Fransızlar onları bozguna uğratacak." Ama Mussolini Almanların Fransız kırsalına olan hızlı ilerleyişini gördükten sonra yine nasıl davranması gerektiği konusunda şüpheye kapılmaya başladı. İtalyan diktatörü eli kulağında olan Alman zaferinden sonra pastadan pay alabilmek için savaşa girmek gerektiğini düşünmeye başlamıştı. Başka bir yandan ise Fransızlara, Hitler'in hırslarını kamçılayacak veya tamamen sonladıracak bir mücadelede bulunmadıklarından dolayı kızgındı. Fransızlar için şöyle demişti: "Ne yapıyor bu aptallar? Niye savaşmıyorlar?"

Fransadaki Alman ilerleyişini anlamada çektiği zorluk belki de 1940 yılına gelindiğine Duce'nin politik sezisinin büyük bir kısmını kaybettiğinin farklı bir göstergesiydi. Diktatör olarak geçirdiği yıllar, Mussoliniyi kendi hayallerine ve komplo teorilerine bağlı birisi yapmıştı. İnsanları, ulusları ve dünyada yaşanan olayları değerlendirme kapasitesi ciddi bir şekilde düşmüştü. Buna göre, Mussolini Fransadaki şok edici gelişmeleri, Fransa ve Almanya arasındaki gizli bir anlaşmaya bağlıyordu: Fransız hükümetindeki ve/veya ordusundaki bir kesim Alman ordusunun ülkeyi ele geçirmesi ve böylece yeni bir Nazi rejiminin ülkeyi kontrol etmesi konusunda anlaşmışlardı.

Bu görüşü tamamen reddetmeden önce, daha önceden bu teoriye gerçeklik payı kazandıracak birkaç olay olmuştu. Asıl Alman işgalinden yıllar önce, Hitler Fransadaki Nazizm'in sağlam bir temele oturması için çalışmalara başlamıştı. Gizli bir şekilde, küçük ama etkili birkaç gazetenin kontrolünü ele aldı ve Nazi ideolojisini "basın"ın gücü yardımıyla Fransa'da yaymaya başladı. Bu ideolojinin ilkelerinden bazıları, belki de İtalyada olduğundan bile daha fazla bir şekilde sağ görüşlü entelektüeller arasında kabul gördü. Bu durum, İtalyadaki çoğu kişinin Nazizmi, Faşizmin kötü bir kopyası olarak görmesiyle açıklanabilir. Ama İtalyanın aksine, Fransada Nazizm etkisiz bir demokrasi karşı çıkmanın devrimci bir yolu olarak görülüyordu.

Ama asıl sürpriz, 1939 yılında Sovyetler ve Almanlar arasında imzalanan saldırmazlık paktı oldu. Bu olay sol görüşlü Fransız aydınlarını kafasını karıştırmıştı çünkü görünüşte Rusya ve Almanyayı birleştiren sosyalizm idi. Bunun sonucunda, bu insanlar olası bir Alman işgalini farklı bir şekilde, Hitler'in, bir kurtarıcı edasıyla, "başarısızlığa uğramış" kapitalist demokrasiyi yıkıp, yeni bir sosyalist düzen kuracağını düşündüler.

Bu nedenle, bir anlığına, farklı sebeplerden dolayı olsa da Fransız aşırı sağ ve sol kanadını bir Alman işgaline sıcak bakıyorlardı. Bu düşüncelerin Alman işgalinde Fransızların gösterdikleri direnişi ne kadar etkilediği gösterecek kadar belge mevcut değildir, ama çabuk gelen yenilgi ve işbirlikçi hükümetin çıkarcı doğası, Mussolini ve başkalarını Fransız hükümeti/ordusunda Alman yanlısı bir kesimin olduğunu gösteriyordu.

Fransanın düşüşünün bu kadar hızlı olacağı Duce tarafından tahmin edilememişti. Yalnız ve sadece Paris'e kaçan eski faşizm karşıtlarının peşine düşmeye yarın istihbarat servisiyle beraber Duce günler boyunca "yeni bir Marne (muharebesi)"ın Hitler'in ordularını cezalandıracağını umdu, ama bu 1940 yılının Fransız topraklarında olacak bir
şey değildi.

10 Haziran 1940'da İtalya, Almanyanın yanında savaşa girdi ve ordusu Fransız ordusuyla çatışmaya başladı. İtalyan ilerleyişi Fransızların Alplerdeki savunma pozisyonlarının en çetin yerine doğru yönelmişti. Acele ve baştan savma bir şekilde planlanan bu çatışma iyi bir planlamanın eksikliğini gösteriyordu. Topçu desteği olmadan, İtalyan askerleri Fransız istihkamları karşısında kendilerini feda ettiler. Bundan dolayı kazanılan az miktardaki toprağın bedeli bol bol İtalyan kanının dökülmesi oldu.

Başka bir teori ise bu saldırının Fransanın eli kulağında olan düşüşünden sonra pastadan pay almak için değil, Alplerin bu dağlık bölümünü Hitlerin ordularını güneye döndürüp İtalyaya savaş açma ihtimaline karşı bir savunma amacıyla kullanılacak olmasıydı.

İtalyanın savaşa girmesi hakkındaki en kaygı verici durum ise ülkeyi büyük zorluklara sürükleyecek olan bu kararın önemli bir planlama yapılmadan, sadece birkaç gün verilmiş olmasıydı. Şu anda İtalya, tarihte görülmüş en büyük savaşın içindeydi ve dostlarının kim olduğunu, daha da önemlisi düşmanlarının kim olduğunu bilmiyordu.

Şüpheye yer bırakmaksızın, İtalyanın bu savaşa ahlaki olarak da, pratikte de hazır olmadığı çok açıktır. Mussolini ve hükümetinin savaş politikası şuydu: kararsızlık politikası.

Not: Macar ordusu ve bu konu hakkındaki makaleleri DH forumunda da paylaşmıştım, oradaki konuları açan da benim, yanlış anlaşılmasın.

İsterseniz birkaç resim de ekleyebilirim.

8
1919-1947 / İkinci Dünya Savaşı'nda Macar Ordusu
« : 02 Eylül 2013, 23:56:49 »
Macarların savaşa girmelerinin sebebi genel olarak Almanlarla aynıdır. Birinci Dünya Savaşından yenilgiyle ayrılmaları, büyük bir imparatorluğun parçalanması (Avusturya-Macaristan İmparatorluğu), savaştan sonra yapılmış adil olmayan bir barış antlaşması (Triyanon Antlaşması) ve bu süreçten sonra ülkedeki iç karışıklıklar ve komünist isyanlar.


Not: Aşağıdaki yazı, http://www.feldgrau.com/a-hungary.html adresinden tarafımca çevrilmiştir. Bazı yerlerde Türkçeye uygunluk açısından orijinal anlam bozulmamak kaydıyla bazı değişiklikler yapılmıştır.



İkinci Dünya Savaşındaki her Mihver mensubu devlet gibi, Macaristan'ın da Mihverlerin yanında yer almasının sebebi ülkenin bundan önceki yakın tarihinde saklıdır. Macarlar, 1918 yılında Birinci Dünya Savaşının sonunda yıkılan Avusturya-Macaristan imparatorluğunun ardından ulusal bir çöküntü içine girmişlerdi. Bu parçalanmadan sonra ülkeye kaos hakim olmuştu ve Bela Kun adında bir komünist Sovyet Macar Cumhuriyetini kurana kadar ülke herhangi bir otoritesi olmayan birkaç hükümetle yönetilmişti. Bu komünist yönetimin etkili olduğu yıllar ülkede "Kızıl Terör" olarak bilinir. 1919 yılında ise Avusturya-Macaristan imparatorluğunun son Koramiral'i Horthy, emrindeki birliklerle komünist yönetimi devirdi.

1920 yılında Macarlar Triyanon Antlaşmasını imzaladılar ve bunun sonucunda komşusu olduğu ülkelere büyük miktarda toprak bırakmak zorunda kaldılar. Antlaşma sonucunda Macaristan bağımsız bir ülke olarak tanımasına rağmen topraklarını Romanya, Çekoslovakya ve Yugoslavya'ya vermek zorunda bırakılıyordu. Bu antlaşma ordu konusunda da bazı kısıtlamalar getiriyordu: 35.000 subay ve er yedi "karışık"* tugaya, karargah birliklerine ve deniz filosuna dağıtılacaklardı. Antlaşma aynı zamanda orduyu tank, top ve hava kuvvetlerinden yoksun hale getiriyordu.

Horthy'nin liderliği altındaki Macarlar, İkinci Dünya Savaşına yaklaşılan yıllarda ülkede istikrarı sağlamak için kaybedilen topraklarını geri alma çabalarına yardımcı olacak müttefikler aramaya başladılar. İngilizler ve Fransızlarla yapılan birkaç yararsız görüşmeden sonra 1927 yılında Birinci Dünya Savaşındaki eski düşmanları İtalyanlarla bir antlaşma imzaladılar. Bu antlaşma Macarları Mihverlere daha çok yaklaştırdı. **

1930 yılında ise Macaristan Başbakanı Gyula Gombos ülkesini Almanya ile imzaladığı ticaret antlaşmasıyla daha da çok Mihver tarafına yakınlaştırdı. Bu antlaşmanın sonucunda Macaristan'da ekonomi ve politika sağlam bir temele oturdu. Ekonomi ve politika düzeldikçe Macar toplumunda da hareketlenmeler oldu. Görünüşte gayet açık görüşlü olan Horthy yeni yeni kurulan bu sağ ve sol görüşlü gruplardan rahatsız olmuyordu. Bu hoşgörü havasında Alman Nasyonal Sosyalistlerini taklit eden veya onlardan etkilenen birçok grup da ortaya çıktı.

1938'den 1941'e kadar Macarlar kaybettikleri toprakları politika veya kısıtlı askeri harekatlar sayesinde geri almaya başladılar. 1938 yılında önceden Slovakya'ya verilen toprakları geri aldılar, aynı yıl içinde Sekizinci "Karışık" Tugay kuruldu ve sonra bütün bu "Karışık" tugaylar kolordulara çevrildiler. Bunların yanısıra bir de gezici bir kolordu ve hava kuvveti kuruldu. 1939 Mart Ayında Sekizinci ve Gezici kolordular Çekoslovak Rutenyasını işgal ettiler ve aynı yılda İtalya, Japonya ve Almanya ile beraber Anti-Komintern Paktına Macaristan da katıldı. 1939 Kasımında Almanlar Polonyayı işgal ettiklerinde tarafsız olduklarını ilan etmelerine rağmen, Macarlar 1938 yılından itibaren seferberlik halindeydi.

1940 yılında Romanya, Almanların zorlaması üzerine, Kuzey Transilvanya bölgesini Macarlara bıraktılar. Bu sırada Dokuzuncu Kolordu kuruldu ve bu toprak değişikliğinden sonraki yeni sınır olan Carpithian Dağları bölgesine konuşlandırıldı.

Ülkedeki dokuz kolordunun herbiri üç "Dandar" veya hafif tümen bulunduruyordu. Bu tümenlerin herbirinde bir cephe piyade alayı, bir yedek piyade alayı bulunuyordu. Her üç bölükte ise iki topçu bölüğü, bir süvari birliği, bir uçaksavar ve telsiz takımı mevcuttu. Kolorduların ayrıca kendilerine ait bir motorize piyade bölüğünün yanısıra uçaksavar, teknisyen ve telsiz bölükleri de bulunuyordu. Bu birimlerin haricinde, Macarların ayrıca dağ ve sınır koruma tugayları, işçi taburları, "Kral muhafız", "Taç muhafız", ve Meclis muhafızı birimleri de vardı. Macaristan o sıralarda uygulamada olmasa bile bir monarşi olarak görülüyordu; bu yüzden o dönemlerdeki Macar birimlerinin isimlerinin başında "Kraliyet" eklenirdi.

Ayrıca 1940 yılında Macarlar ülkede bulunan kolorduları komuta etmek için üç genelkurmay oluşturdular.

Son olarak 1941 yılında Almanlar ve İtalyanlar, Macaristan'ı askeri bir ittifaka dahil etmek için 1920 yılında kaybedilen topraklardan daha fazlasının Macarlara teklif ettiler.
1941 Nisan'ında Almanlar Yugoslavya'yanın işgali için Macaristan topraklarına girdiler. İşgal için Macaristan'ın yardımını istediler ve bunun üzerine Macarlar, üçüncü orduyu silah altına aldılar.

27 Haziran 1941'de, Almanlar Sovyetler Birliğini işgal ettikten sonra, Macarlar da Sovyetlere savaş ilan etti ve bu şekilde İtalyan ve Almanların yanında Mihver Devletlerinin aktif bir üyesi oldu. Bu karar yıllar önce verilmişti, ve Macar şehri Kassa'nın tahminen Ruslar tarafından bombalanması en önemli etken olduğu söylenir. Andris Kursietis'e göre bu olay hala tartışmaya açıktır. Her ne kadar bazı kişiler bunu Almanyanın Macaristan'ı savaşa çekmek için düzenlediği bir entrika olduğunu savunsalar bile bunun sonucunda Macarlar Mihverlere daha da yakınlaştılar.

* Andries Kursietis'e göre "karışık tugay" kavramı Macarların "kolordu"larını gizli tutmak için kullandıkları bir isimdi. Buna göre, yedi "karışık tugay" aslında kolordulardı ve bunların altbirimleri kurulmayı bekleyen gerçek tugaylardı. Bu sayede Macarlar seferberlik durumunda kendilerini hazırlayabilmişler ve Triyanon Antlaşmasını atlatabilmişlerdi.

** O sıralarda Triyanon Antlaşması sonucu kaybedilen topraklar ve komünist yönetim sırasında halkın yaşadığı "Kızıl terör" Macarların Mihver tarafına sempatisini arttırmıştı. 1927'de İtalyanlarla yapılan ortaklık ve Almanyaya verilen ekonomik imtiyazlar sonucunda bu sempati daha da çok arttı.

Şimdi birkaç resimle devam etmek istiyorum.

Macar tankları:


Macar piyadesi:



PAK38 ve Macar askerleri:

Düşmüş bir Macar uçağı:

9
Hearts of Iron III / Paketlemek hakkında bir sorun
« : 02 Eylül 2013, 23:43:22 »
Merhabalar, oyunda acemi sayılırım ve şimdiye kadar büyük devletlerle çok oynamadım, Almanya ile başlayıp Polonya ve Fransayı işgal ettikten sonra Barbarossa'dan gözüm korktu ve daha küçük devletlerle oyunu iyice öğrenmeye karar verdim. Bir deneme yapmak için Barbarossa senaryosunu oynadım ve planım pripyet bataklıklarında Sovyet ordusunu paketlemekti, bunu yapmak için piyadelerle cepheyi yardım ve motorize, zırhlı birliklerimi bu açıklıktan gönderdim forumlarda okuduğum gibi. Ama piyadelerim sovyet karşı taarruzlarına karşı koyamıyorlar çoğu zaman, karşı taarruzları engellemek için motorize ve panzer tümenlerimi kullandığımda ise ilerlemem duruyor. Hava kuvvetlerim pek etkili olmadı niyeyse. Cephenin yarıldığı kısıma baya bir piyade tümeni nakletmem gerekiyor sanırım anladığım kadarıyla. Siz neler önerirsiniz bana hattın kesilmemesi ve karşı taarruzları atlatmam için?

Sayfa: [1]