İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Konular - KoKi

Sayfa: [1] 2 3
1
HOI4 - Hikaye ve AAR / İptal Edildi Asya Medeniyetinin Dirilişi
« : 12 Ağustos 2018, 21:52:34 »
Bir Halkın Diriliş Hikayesi

Bölüm: 1

(aç/kapa)

2
Hearts Of Iron IV / Hikaye Konusunda Tercihleriniz
« : 12 Ağustos 2018, 16:38:02 »
Gençler tekrardan bir hoı ıv hikayesi yazasım var ama çok karasız kaldım. Ben de oylama yapayım madem dedim.

3
1919-1947 / Tartışma Japonların İkinci Dünya Savaş'ındaki Hataları
« : 06 Ağustos 2018, 23:26:08 »


En başta savaşa girmeleri.

bunun lamı cimi yok bir çocuk minderde bir sumo güreşçisini alt edemez. hiçbir taktik, kondisyon, idman ona bu şansı sağlamaz. japonya pasifik egemenliği konusunda amerika'yla savaşacak olduğu sürece bu cesurca ancak umutusuz bir girişim olmaktan öteye gidemeyecektir. o d 1940'ların teknolojisiyle. bugün içinse üzerinde düşünmeye bile değmez.

yine de her şey olup bittikten sonra eğer japonya bu savaşı kazansa nasıl kazanırdı diye senaryo yazacak olursak.

japonya'nın savaş boyunca cebelleştiği iki büyük handikap var: asker kıtlığı, hammadde kıtlığı.

ilkini bertaraf etmenin yolu basit olduğu kadar çetrefilli bir hamleden geçiyor. çin'le olan savaştan vazgeçmek. çin cephesi, 1937'den itibaren kabaca 3-4 milyon askerin hiçbir kazanım elde etmeden savaştığı bir cephedir. japonya buralarda büyük liman şehirlerini elegeçirip sonrasında ilerleme kaydedememiştir. tabi karşısında müttefiklerce her türlü mühimmatla desteklenen çan kay şek'in 20 milyonluk guomündang ordusu olduğunu söylemek lazım. çin savaşı'yla ilgili en trajikomik anektod endonezya'nın işgalinden sonra avustralya'ya yönelmeyi isteyen donanma kurmay başkanı sadatoçi tomioka'yla ordu kurmay başkanı takuşiro hattori arasında geçmişti. ordu kurmay başkanı elindeki çay fincanını yere döktükten sonra mevkidaşına dönüp "bu fincandaki çay japon ordusudur. gördünüz işte ancak sınırlı bir alanı kaplayabildi. ulusal gücümüzü yoğun olarak tutmalıyız. eğer avustralya'nın işgali planı kabul edilirse ben istifa ederim" demişti.

tabi oldukça ironik bir durum çünkü en başta donanma da mealen "japon ulusal gücü bir savaşı başarıyla sonlandıracak boyutta değildir" demiş ancak dinletememişti. bunu söyleyen donanma kurmay heyeti kwantung ordusuna mensup sergerdelerin suikast tehdidiyle yüzyüze gelmişti.

ikinci handikapsa doğal kaynak sorunu. japon adalarında hemen hemen hiçbir doğal kaynak yokken düşmanı amerika istisnasız tüm stratejik hammaddelerin üretiminde dünya sıralamasının ilk üçünde ve hepsinde kendi kendine yeterli. japonya'nın abd'yle karşılaştırıldığında gülünç derecede zayıf olmadığı tek doğal kaynak nüfus ki bu da amerika'nın onda biri büyüklüğündeki üç adaya sıkışmış durumda.

japon ordusu stratejik hammadde sorununu güneydoğu asyayı işgal ederek çözmeyi planlıyor. donanmaysa amerika'nın kendilerine bu bölgeyi yedirmeyeceği savında. sonuç olarak japonya en korktuğu şeyi en önce yapıp amerika'yı gece uyurken evinde basıyor malumunuz.(pearl harbour)



benim japonya'ya savaşı kazandıracak stratejim burada başlıyor. pearl harbor baskını hiç yapılmamalıydı. zaten yapılması abd'yi gereğinden erken bir şekilde savaşa sokmaktan başka işe yaramamıştır. pearl harbor başarısız bir harekattır ki başarılı olsaydı bile ne elde edileceği meçhuldü. amerikan endüstrisi üç geminin beş geminin batmasını kapatabilecek güçteydi ki sonuç olarak tek bir gemi batmıştır.(uss arizona) o da hatıra olsun diye yüzdürülmedi muhtemelen. yoksa pasifik savaşı bize gösterdi ki bir gemi infilak ettikten sonra okyanus tabanına oturmadığı takdirde batmış kabul edilemez.(uss yorktown) pearl harbor'sa adı üstünde açık deniz değil bir limandır ve liman yüzeyine oturan bir geminin yüzdürülmesi çok kolay. su altında kaynak yapıp ters taraftan vanalarla su aldırınca koskoca gemi şampanya mantarı gibi su yüzeyine çıkıveriyor. hani batırmıştın sen bu gemiyi?




dolayısıyla bugün bildiklerimizden yola çıkarak diyebiliriz ki pearl harbor saldırısı hiçbir şekilde başarıyla sonuçlanmayacak ancak arı kovanına çomak sokmakla neticelenmesi beklenecek bir saldırıydı.

burada dönemin amerikan kamuoyu yapısına da değinmek gerekiyor. savaş çıkalı iki yıl olmasına rağmen amerika içinde ingiliz imparatorluğunu veya bilmem hangi emperyalist ülkeyi kurtarmak için amerikan gençlerinin ölmesine şiddetle karşı çıkan ve neredeyse %50'ye varan bir kitle var. bunlar abd doğrudan saldırıya uğramazsa hükümetin stratejik varsayımlarla ülkeyi savaşa sokmasını engelleyebilecek güçte. ancak bunun için son derece makyevelist bir politika izleyip savaş boyunca abd hedeflerinden imtina etmek gerekiyor. elbette bu çok zor çünkü filipinler amerikan işgali altında. eğer amerika tehlikeli biçimde yığınak yaparsa filipinler'de savaşmak işten bile değil. yine de esnek bir politikayla yapacağı yığınağın emperyalizme destek anlamına geleceği propagandasıyla işin içinden sıyrılınabilirdi miydi? eğer sıyrılınamazsa kötü. eğer savaşı japonya kazanacaksa amerikan halkı ve hükümetinin o gazı yemesi gerekiyor.

şimdi geldiğimiz noktada japonya hawaii'leri basmadı, filipinler'i de işgal etmedi. güneyde yalnızca ingiliz, fransız ve hollanda sömürge imparatorluklarına saldırdı ve sonuç olarak bugünkü endonezya, malezya, borneo, vietnam, birmanya ve laos'u işgal etti. senaryomuz gereği buralarda bağımsız devletler kurup ortak savunma anlaşmaları imzaladı. asya'yı emperyalizmden temizleyene kadar ilgili ülkelerin ulusal savunmasını japonya yapacak. çaktın mı köfteyi! savaş bittiği zaman uygun ekonomik anlaşmaları yapıp buralardan çıkacağız, durucu değiliz. asıl hedef avustralya bunu hiç aklından çıkarmamalısın. çok zor ve yorucu bir savaş olacak!



devam ediyoruz...

eğer bu bir strateji oyunu olsaydı japonya'nın savaşı kazanma koşulları şöyle olurdu: 1942 yılı sonuna kadar avustralya, yeni zelanda, tazmanya ve yeni gine dahil 20 bölgeyi işgal et ve 20 tur boyunca düşmandan koru.

dikkat buyrun pearl harbor'un tarihi 6 aralık 1941'dir yani bir yıl içerisinde asya-pasifiği paketledikten sonra anca uyanabilmiş amerika'ya dönüp nanik yapmaktan başka çıkar yol yok. hız çok önemli. amerikalılar uyanmadan önce amerika'ya eşdeğer bir ülkeyi işgal edip, kolonize edip, nüfus yığıp, endüstriyel kapasitemizi abd'nin en az yarısına çıkarmamız gerekiyor.

senaryomuzda donanma burada devreye giriyor. gerçekteyse ilk vuruşu donanma yapmıştır malum. gerçekte japonlar pasifik'te bir uçak gemisi satrancına girip yanıltıcı hamlelerle amerikan donanmasını kafasını kaldıramayacak halde tutmaya çalıştılar. pearl harbor'da abd donanmasının başı ezildi ya güya! hatırlayın ezilmediğini izah etmiştim. sonrasında batırdıklarını varsaydıkları gemilerin batmayıp pusuda beklediğini dehşetle gördüler.(midway savaşı)



japonlar savaş boyunca biraz da zorunluluklar yüzünden wishfull thinking yapmakla zaman öldürdüler. kara kuvvetleri avustralya'sız bir güneydoğu asya'nın japonya'ya yeteceğini umarken donanma da amerikan tersanelerinden çıkan gemileri açık denizde batırmak suretiyle anavatanı koruyacağını umarak yanlış hamleler yaptı.

bunun sonucunda amerikan denizaltıları filipin denizine kadar sokularak güneydoğu asya'dan gelen hammaadde gemilerini batırırken amerikan su üstü filosu midway sonrası hiç umursamadan japon anavatanına giden yola hamle etmiştir.(saipan adası) bir tür denizde cereyan eden blitzkrieg yani..

bizim senaryomuzda donanmanın işi avustralya'dan güney amerika'ya kadar azalan bir sıklıkta yayılmış malinezya-polinezya adaları arasında amerikan donanmasını durdurmak. burayı seçmemin teorik ve pratik iki faydası var. teorik fayda bu adalar üzerinde ilerledikçe kurabileceğiniz hava üsleri sayesinde amerikan donanmasının önünü geçemekte son derece zorlanacağı bir uçaksavar ormanıyla kesme olasılığı. pratik nedense abd'nin en yaralı olduğu anda, pearl harbor sonrası burayı savunmak için iki uçak gemisini riske edebilmiş olması. eğer uçak gemisi satrancı japonların yapmayı seçtiği gibi açık denizde değil de bu bölgede yürütülseydi hem alınan her risk sonucu elegeçirilen adalara kurulacak üslerle kaybedilen uçak gemilerinin telafisi yapılmış olacak hem de karşı tarafta da kayıp verdirilmiş olacağı varsayımı.

polinezya'yı da işgal edip avustralya'yı izole ettik mi?

bu arada mayıs 1942'de port moresby açıklarına üç değil beş-altı uçak gemisi gönderdik. bunların sağladığı hava üstünlüğüyle yeni gine'yi işgal edip avustralya'ya doğru bir sıçrama tahtası elde etmiştik. sonra donanmayı polinezya adaları etrafında uçak gemisi satrancı oynasın diye gönderip kara kuvvetlerinin var gücüyle avustralya'ya yüklendik. gerekli askeri nereden bulduk? çin'le barış yapmıştık ya! 3-4 milyon asker boşa çıktı. oradan aldık.

avustralya'nın nüfusu 7 milyon yüzölçümüyse 6 milyon. bu kadar büyük bir ülkede bu kadar az nüfusun yaşaması zaten abes. burası gelecekte japon anavatanı olacak. ancak şimdi çaktırmıyoruz. amacımız asya'yı emperyalizmden kurtarmak ve kraliçenin köpekleriyle bir savaş yürütüyoruz. 7 milyonun dörtte üçü kadın ve çocuklardan oluştuğuna ve mac arthur filipinlerden kaçtığında hava savunma gücü olarak birkaç yüz eski uçak bulduğuna göre kötü teçhizatlanmış 1 milyon civarında bir düşmanımız var. ülkenin iç kısımları çöllük, batısı bataklık, doğusundaysa geçit vermez dağlar var. işte burada allah ne verdiyse savaşmak icap edecek. o manyak japon savaş çığlıklarını atıp düşmanı korkutmak vs her türlü pislik serbest. japonya'nın geleceği sözkonusu.

görüldüğü üzere ülkenin iç kısımları gerilla taktiğine oldukça elverişli. ancak endüstrinin yoğunlaştığı doğı kısımlarını almanların ardennes saldırısı benzeri bir tank hücumuyla elegeçirmek son derece olası. doğu elegeçtiği takdirde avustralya fethedilmiş sayabiliriz. içeride lojistiksiz kalmış güçlerin direnişi er ya da geç bitecektir. işin sonunda bunları japon vatandaşı olmak veya gerisin geri ingiltere ve amerika'ya siktir olup gitmek gibi iki seçenek sunacağız.

şimdi geriye kaldı savaşı bitirme işi.

biz alacağımızı aldık da düşman ne alemde acaba? ingiltere'yi boşversek de amerika'nın alacağı tavır çok mühim. polinezya taraflarındaki deniz savaşından galip çıkmak çok önemli. abd, buralara ulaşmaktan ümidi keserse büyük olasılıkla barış yapmaya hevesli olacaktır.

yok abd barış yapmaya yanaşmadı mı! o zaman işler fena sarpa sarar benden söylemesi.

çünkü evet belki avusrtalya gibi büyük bir adaya yerleştik ama buraya en az yirmi milyon göçmen iskan etmek gerekir ki o da ilk elden en kısa sürede. öbür türlü avustralya bizim için bir vatan değil ancak kontrolümüz altındaki askeri bölge olmaktan öteye gidemez. her geminin beş bin kişiyi taşıma kapasitesi olduğunu varsayarsak çarpıp bölün bakalım kaç geminin kaç sefer yapması gerekiyor. yirmi milyon kişinin 6 ayla iki sene boyunca üretimden el çekeceğini de hesap edin. bu adamlar karı koca, çoluk çocuk palas pandıras avustralyalara gidecek de oraya yerleşecek evler, tarlalar, tersaneler, fabrikalar kuracak da iç bölgelere doğru yollar yapılıp raylar döşenecek de oradan çıkarılan petrol ve sair hammaddeyle savaş gereçleri üreteceğiz de bunların hepsini zaten üretip en iyi ihtimal polinezya taraflarına yığmış abd'yle savaşacağız. hem de kazanacağız!

ölme eşeğim ölme...

ancak japonya'nın amerika'yla giriştiği bir pasifik savaşını kazanması ancak tüm bu anlattıklarım gerçekleşirse mümkün olabilir. bilmem anlatabildim mi? anafikri kapmışsınızdır umarım..

alıntı: eksisozluk.com yazar:  hickimsehayattansagkurtulamaz

4
Waffen-SS birliklerine ilk kuruldukları dönemde Wehrmacht subayları tarafından küçümsenen gözlerle bakıldı. Rüştlerini ispat etmeye başladıkları andan itibaren ise önlerine pek çok engel çıkarıldı. Kendilerine rakip bir başka silahlı kuvvet görmek istemeyen Wehrmacht subayları malzeme, teçhizat, üniforma ve silah konularında Waffen-SS’e bir hayli zorluk çıkardılar. Hatta Hitler Wehrmacht üst kademesini yatıştırmak adına Waffen-SS birliklerini küçük gruplar halinde başka birliklere entegre etme yoluna gitti. Ne var ki, Waffen-SS birlikleri, bünyesinden Alman silahlı kuvvetlerinin en çetin birliklerini çıkarmaya başlayınca sadece Wehrmacht tarafından değil, aynı zamanda dönemin tüm orduları tarafından korkuyla ve saygıyla anılmaya başladılar. Pek çok savaş suçuna imza attıkları savaşın ardından kanıtlarla kesinliğe kavuşturulmuş olsa da, Waffen-SS’i kudretli kılan ve Alman halkı tarafından çok sevilmesini sağlayan şeylerden biri hiç şüphesiz bünyesinde barındırdığı cesur, maceracı ve olmaz denileni mümkün kılan genç subaylarıydı. 1941 yılındaki Strafe (Cezalandırma) Harekâtı esnasında Fritz Klingenberg’in Yugoslavya’nın başkenti Belgrad’ı neredeyse tek başına ele geçirmesi şüphesiz bu durumun en iyi örneklerinden biridir.

Bad Tolz mezunu olan Hauptsturmführer (Yüzbaşı) Klingenberg Yugoslavya işgali esnasında 2. SS Panzer Tümeni “Das Reich”ın motorlu keşif taburunun ikinci bölüğünü komuta ediyordu ve düzenli ordunun şöhretli Grossdeutschland Alayı’nın da kendi birliğinin kanatlarından ilerlediğinin bir hayli farkındaydı. Klingenberg daha önce Fransa’nın işgali sırasında görev yapmış ve gösterdiği cesaretten dolayı İkinci Sınıf Demir Haç Madalyası kazanmıştı. Wehrmacht ve Waffen-SS birlikleri Belgrad’a yaklaştıkça olay yavaş yavaş hangi birliğin daha iyi olduğunu kanıtlama yarışına dönüştü. Belgrad’ı ele geçirme mükafatını düzenli ordunun mu yoksa Waffen-SS’in mi kazanacağı sorusunun cevabı henüz belli değildi. Bir süre sonra bu çekişme neredeyse ağır çekim bir yarış şeklinde devam eder hâle geldi, zira bahar yağmurları Yugoslavya’nın çoğunlukla döşenmemiş yollarını tam anlamıyla yapış yapış bir bataklığa çevirmişti ve böylece motosikletlerin çamura saplanıp kalması çok uzun sürmedi. Ancak Vlasecki kanalı üzerinde uzanan ve hâlâ havaya uçurulmamış bir köprü bulan Klingenberg ve adamları, 11 Nisan akşamı rakiplerinin önüne geçerek çok önemli bir kent olan Alibuna’ya ulaşmayı başardı. Saatin geç olmasına rağmen 20 km uzaklıktaki Pancevo’ya ilerlemeleri emredildi ve gece yarısı belirtilen noktaya vardılar. Ertesi gün, son derece yorgun olmalarına rağmen, Klingenberg, adamlarından sınırlarını zorlamalarını istedi ancak Tamis nehri üzerinde uygun bir köprü bulamadıkları için duraklamak zorunda kaldılar. Böylece Grossdeutschland Alayı’na mensup bazı unsurlar onlara yetişti. Klingenberg’in hedefi, yükselen Tamis ve Tuna nehirlerinin uzak yakasında göz alıcı bir şekilde uzanıyordu ancak istihkam birlikleri taarruz botlarıyla oraya intikal edene kadar hedefe varmaları mümkün görünmüyordu. Klingenberg bir alternatif bulabilmek umuduyla şahsi zırhlı keşif aracıyla yola koyuldu ve nehir yakınlarında terk edilmiş bir motorbot buldu. Ne var ki, bulunan bu bot son derece viran haldeydi ve bu haldeki bir motorbotla nehri geçmek son derece tehlikeliydi. Klingenberg en sonunda nehri bu botla geçmeye karar verdi ve kendisine eşlik edecek gönüllü olup olmadığını sordu. Birliğindeki neredeyse herkes Klingenberg’le birlikte gitmeye gönüllüydü ancak motorbot çok az kişiyi alabilecek kapasitedeydi. Bu sebeple bu iş için en iyi on kişi seçildi.



Bu özel timle Tuna Nehri’ni geçen Klingenberg doğrudan Belgrad’a hareket etti. Adamlarından ikisini ise botla geri göndererek nehrin bu yakasına bir grup daha getirmelerini emretti ancak bu ikinci grup Klingenberg’in ekibine hiçbir zaman ulaşamadı çünkü bot, dönüş yolunda alabora olarak battı. Bir Waffen-SS yüzbaşısı ve onunla birlikte 8 askeri artık Tuna Nehri’nin öte yakasında erzakları bulunmaksızın, kısıtlı mühimmatla ve herhangi bir destek grubunun gelmeyeceğinden emin olarak öylece kalakalmıştı. Yine de şehre ilerleyerek sokaklarda devriye atmaya başladılar. Klingenberg ilk anda şaşırtıcı bir biçimde hiçbir direnişle karşılaşmadı ancak Alman Büyükelçiliği’ne vardığında binanın öfkeli bir kalabalık tarafından kuşatılmış olduğunu gördü. Bunun üzerine hemen iki makineli tüfek takımı teşkil etti ve makineli tüfek takımlarıyla burun buruna kalan kalabalık bir anda dağılıverdi. Kalabalığın dağılmasının ardından elçilik binasına giren Klingenberg telefona sarılıp belediye başkanını arayarak şehrin teslim edilmesini istedi. Kendisini taarruza hazırlanan bir muharebe grubunun öncü birliğinin komutanı olarak tanıttı ve şehrin teslim edilmemesi halinde derhal hava taarruzu için destek isteyeceği tehdidinde bulundu. Buna ilaveten, hava taarruzlarını topçu baraj atışlarının takip edeceğini ve ardından zırhlı birliklerin şehri yerle bir edeceğini söyledi. Aslına bakılırsa bu tam anlamıyla bir blöftü; zira Klingenberg’in telsizi yoktu. Yanında getirdiği 8 kişilik ekipteki tek telsiz de arızalıydı ancak elbette bütün bunlardan habersiz olan belediye başkanının teslimiyet belgelerini imzalaması çok uzun sürmedi. Ardından belediye binasına Alman bayrağı çektiren Klingenberg, emir bekleyen 1.300 kadar Yugoslav askerin de silahlarını bırakarak teslim olmalarını istedi. Teslim olan Yugoslav askerleri 4 gruba bölüp dört farklı otele gönderdi ve her grubun başına kendi grubundan bir asker gönderdi. Harp tarihinin en enteresan olaylarından biri gerçekleşmiş ve 1.300 kişilik bir kuvvet yalnızca iki elin parmakları kadar bir grup tarafından esir alınmıştı. Olaydan kısa süre sonra Wehrmacht’a bağlı 11. Panzer Tümeni, ilk gelenin kendileri olduğunu düşünerek şehre girdi. Haberler netlik kazandığında 11. Panzer Tümeni’ne mensup askerlerin hayal kırıklığı ve Klingenberg’in mensup olduğu Das Reich Tümeni karargâhındaki kutlamalar tahmin edilebilir. Klingenberg, göstermiş olduğu bu üstün başarıdan dolayı Şövalye Haçı ile ödüllendirildi ve bizzat Hitler’in tebrikine nail oldu.

https://www.youtube.com/v/IZ5D2bTJEF4&fs=1&wmode=transparent

21 Aralık 1944 tarihinde Fritz Klingenberg SS-Standartenführer rütbesine yükseltildi ve iki hafta sonra (12 Ocak 1945’te) SS Tümeni Götz von Berlichingen’i komuta etmek üzere görevlendirildi. Tümeni, 7’nci Birleşik Devletler Ordusu’nun XV. Kolordusu’na karşı Saarbrücken’in güney doğusunu savunan XIII. SS Kolordusu’na dahil edildi. Klingenberg, Herxheim’ın batı yakasında yaşanan silahlı çatışmalar esnasında bir tank atışı sonucu 23 Mart 1945 tarihinde hayatını kaybetti. Mezarı, Fransa, Andilly’de bulunan Alman Savaş Mezarlığı’nda yer almaktadır.



Bu hikâye bazı önemli noktaları vurgulaması açısından önemlidir. Olay, Waffen-SS’in düzenli ordudan daha iyi olduğunu göstermedeki kararlığını ortaya koyarken, Waffen-SS askerlerinin azmini, saldırgan tutumunu ve cesaretini de göstermektedir. Aynı zamanda da küçük çaplı faal bir Blitzkrieg taktiği örneğidir.

5
475 Öncesi / Tartışma Pleb
« : 28 Temmuz 2018, 00:35:31 »
Roma'da bir sınıf. yalnız bu sınıf ekonomik bir sınıf olmaktan çok, hukuki bir sınıftır. çünkü içlerinde çok zenginleri de vardır, aşırı derecede fakirleri de. pleb sınıfının tamamiyle anlaşılabilmesi için diğer sınıflara, özellikle de patrici sınıfına bakmak gerekir.

eski roma'da patrici, pleb, cliens ve servus olmak üzere dört hukuki sınıf bulunmaktadır. bunlardan cliens ve servus sınıfı cumhuriyetin ilk dönemlerinde pek önem arz etmemekte, asıl mesele patrici ve pleb sınıfı arasındaki mücadeleden kaynaklanmaktadır.

pleb sınıfının tamamiyle anlaşılabilmesi için patrici sınıfına bakılması gerekiyor dedim çünkü gerçekten tek başına "pleb sınıfı nedir" sorusunun cevabı ancak patrici teşkilatlanmasının dışında kalan, tam hukuklu olmayan roma vatandaşı şeklinde verilebilir. patrici/pleb ayrımının tam olarak ne zaman gerçekleştiği ise kesin olarak bilinmiyor.

dolayısıyla plebleri anlamak için önce patricilerin teşkilatlanmasına bakılmalı. roma'da en küçük birlik ailedir ama bu aile günümüzdeki ailelere pek benzememektedir. çünkü devletin de, patricilerin de temeli ailede yatmaktadır.

roma ailesinde pater familias namında bir makam bulunur. ki batı dillerine hakim olan okuyucuların hemen anlayacağı gibi, direkt çevirisi "aile babası" anlamına gelir. bu aile babası ki bugün evlerden ırak diyebileceğimiz bir olgudur. roma ailesinde "baba" mutlak otorite sahibidir. bu otorite ki öyle 10'dan önce evde ol, onu giyme bunu giyme şeklinde değil; aile bireyinin tüm hayatına tasarruf eden cinstendir.

örneğin roma ailesinde pater familias, yani aile babası, karısını veya oğlunu köle olarak satabiliyor, kendisi ölmediği müddetçe oğlu isterse en yüksek memurluğa gelsin tüm malına baba sahip oluyor ve aileden birisi bir suç işlediğinde hakimlik yapıp bizzat kendi ailesinden birine ölüm cezası verebiliyordu. oğul, ancak baba öldüğünde kendi ailesinin pater familias'ı olabiliyordu. kız çocukları söylememe gerek yok herhalde..

işte roma cemaatinin temelini oluşturan aile yapısı buydu. hatta roma devleti'nin bu kadar büyük başarılar sağlayıp bir cihan devleti olmasını bu disiplinli aile yapısına bağlıyormuş tarihçiler.

işte bu ailelerin, kendileriyle kan bağı olan diğer ailelerle birleşerek oluşturduğu yapıya da gens adı veriliyor. buna biz türkçe'de sülale de diyebiliriz. genslerden sonra bir de komşuluk esasına dayanan curiaları görüyoruz. buna da mahalle birliği diyebiliriz. en nihayetinde bir de yine kan bağına dayalı olan tribus birliklerini görüyoruz. henüz krallık zamanında tribus sayısı üç olmakla birlikte, her tribus'ta on curia ve her curiada on gens bulunmakta. yani toplamda 300 gens, 300 sülaleden oluşan bir tam hukuklu roma vatandaşları cemiyeti olduğunu görüyoruz.

işte bu 300 gens roma'nın patrici sınıfını oluşturuyordu. zaten patrici de kelime anlamı olarak baba oğulları anlamına geliyordu. burada sanırım pater familias'a da bir atıfta bulunuluyor.

nihayet, işte bu 300 genslik patrici sınıfından olmayan, yanaşma ve köle sınıfına da girmeyen halka pleb deniyordu. plebler tam hukuklu patriciler gibi değillerdi ama bir miktar hukuka da sahiplerdi. örneğin mülk edinebiliyor, ticaret yapabiliyorlardı.

sahip olmadıkları haklara gelirsek; orduya alınmıyorlardı, patricilerle evlenmeleri yasaktı, devlet memurluğu yapamıyorlardı, seçme ve seçilme hakları bulunmuyordu, adli makamlara yükselemiyorlardı, dini görevler alamıyorlardı. kısacası neredeyse hiçbir hakları yoktu.

eski roma'da ordu daha önce yazdığım gibi patricilerden oluşuyordu. her tribustan 100 süvari ve 1000 piyade, toplamda 300 süvari ve 3000 piyadelik bir patrici ordusuydu bu. ancak devlet büyüdükçe, savaşanlar ve ölenler de sürekli patriciler oldukça bu sayı yetmemeye başladı ve daha krallık döneminde yeni bir nizam kuruldu. buna göre halk servetine göre 5 sınıfa ayrıldı ve her sınıftan farklı sayılarda 100 kişilik birlikler alındı. bu yüz kişilik birliklere de centuria adı verildi.

örnek vermek gerekirse 1. sınıftan, yani en zenginlerden 18 centurialık süvari birliği ve 80 centurialık piyade birliği alınıyordu. toplam centuria sayısı 193'tü. yani askeri birliklerin 98'ini en zenginler, 95'ini de halkın geri kalan kısmı oluşturuyordu. burasının neden önemli olacağını birazdan anlatacağım.

roma'da ilk dönemlerde senatus ve curia meclisi isimli iki meclis bulunuyordu. senatus krallara danışma vazifesi gören bir yapıydı, üyeleri yaşlı aile babaları arasından seçilirdi, kanun yapıcı bir meclis değildi. daha sonra cumhuriyet döneminde de consullere danışması vazifesi gören bir yapıya evrilecektir ancak çeşitli sebeplerden dolayı sonra daha çok güçlenecektir. ikinci meclis olan curia meclisi yukarıda anlattığım curialardan oluşan bir meclisti. toplam 30 curianın birer oy hakkı vardı. roma cumhuriyetinde hiçbir zaman bireysel oy kullanımı olmamıştır.

işbu halde pleblerin kazandığı ilk hak, artık orduya katıldıklarından dolayı olsa gerek, oy kullanma hakkıdır. bu hakkı kullandıkları yer de yeni kurulan centuria meclisi'dir. centuria meclisi'nde her bir centuria'nın tek bir oy hakkı olduğundan, birinci sınıf roma vatandaşları konuda uzlaşıp 98/193 oyu sağlayınca istediklerini kabul veya reddedebiliyorlardı. dolayısıyla pleblere verilen bu ilk hak aslında göz boyamaktan başka bir şey değildi.

plebler şimdi göz boyama dışında bir hakka sahip değillerdi ve üstelik orduya da alındıklarından dolayı arkalarında bıraktıkları tarlaları boş kalıyor, patricilerden borç almak zorunda kalıyor ve bu borcu da ödeyemediklerinden dolayı onlara köle oluyorlardı. patricilerin zaten hali hazırda köleleri olduklarından dolayı, orduya katıldıklarında arkalarında tarlada çalışacak birileri oluyordu.

üstelik roma'nın işgal ettiği topraklardan; vatandaşa kiralanan, satılan veya dağıtılan topraklardan plebler yararlanamıyordu. dolayısıyla patricilerin mal varlığı gittikçe büyürken plebler nüfuslarının da sürekli artmasıyla ellerindekini git gide kaybediyorlardı.

roma büyüdükçe dışarıdan gelen asil aileler dahil her türlü insan da pleb sınıfına sokuluyordu. bu asil aileler de patricilerle evlenebilmek, devlet yönetimine katılabilmek gibi haklar istiyorlardı. dolayısıyla bin bir çeşit farklı hak için mücadele eden farklı plebler vardı.

yine bir başka mücadele konusu, pleb davalarında keyfi kararlar veren patrici hakimler ve pleblerin bu kararları temyize götürme haklarının bulunmamasıydı.

işte tüm bunlar birleştikten sonra m.ö. 494 yılında plebler roma şehrinden el etek çekip roma yakınındaki bir dağa sığınıyorlar. artık pleblere sonuna kadar bağımlı olan patriciler de aman etmeyin eylemeyin deyip pleblerin tüm isteklerini kabul ediyorlar. tüm istekleri dediğime bakmayın, o günkü istekleri aslında sadece borçlarının silinmesi, köle durumuna düşmüş pleblerin affedilmesi, bir de hukuki alanda kendilerini gözetecek bir memur gibi istekler. ancak plebler bir kez bu gücü gördükten sonra artık durmayacaktır.

patriciler ise sahip olduklarını korumak için ellerinden geleni yapacaklardır. örneğin henüz m.ö. 480'li yıllarda yine patricilerden olan bir consul, cassius, roma'nın işgal ettiği topraklardan pleblere de pay verilmesini öneriyor ama diğer consul bunu reddediyor.`:cumhuriyet devrinde 1 yıllığına seçilen iki ortak consul var kral yerine` mesele böyle kapanıyor ama buna bile hınç dolan patriciler, görev süresi dolar dolmaz cassius'u idam ediyorlar.

pleblerin hak arayışları daha yüzyıllar boyu sürüyor, ancak m.ö. 3. yüzyılda neredeyse tüm haklarına kavuşuyorlar. elbette bunun için bir kaç kez daha dağa çekilmeleri, kendi meclislerini kurmaları, bir çok da kurban vermeleri gerekiyor gerek patrici gerek pleblerden.



alıntı: ekşisözlük/ pilavmaker

6
IR - Haberler / Günlük Imperator Rome - 8. Geliştirici Günlüğü
« : 27 Temmuz 2018, 17:21:33 »
Herkese Merhaba İmparatorun 8. geliştirme günlüğüne hoş geldiniz. Bu gün oyundaki ticaret sistemi hakkında konuşacağız.

İmparatordaki ticaret , şehirlerinizi daha iyi hale getirmek için ürün girişi yapmakla alakalıdır ve bunun yanında ticaretten para kazanmaktır. Ticaret yolu bir ticaret ürününün bir yerden bir yere ithalatıdır, ya yabancı ya da kendi şehriniz olsun sermaye fazlalığı neredeyse bu sizin ticaret yolunuzdaki şehrinizdir.

İstediğiniz zaman diğer şehirlerinizdeki sermaye fazlası olan ticari ürünleri başka bir şehrinize ihraç edebilirsiniz ama diğer milletlerle ticaret yapacaksınız öncelikle ticari geçiş izniniz olmalı ve eğer birbirinize karşı savaşta iseniz antlaşmalar iptal olur.

Bir şehir ancak sermaye fazlası sağlıyorsa o ürünü ihraç edebilir yani toplam üretim ticari ürününüzden bir fazlaysa. Her şehir bir ürün üretir ve her 30 nüfusta 1 üretme hakkı daha kazanır.Sahip olduğu sermaye fazlasının dışında şehrin ihracat yapma sınırı yoktur.

İstediğiniz zaman ürün ithal edebilirsiniz eğer sermaye fazlanız varsa bu size fazladan küçük bir bonus sağlar.
Başkentinizde ki sermaye fazlalıkları özel bonuslar vererek ülke seviyenize katkı sağlar ve fazlalıklar UI'da açıkça belirtilir.

Sadece başkentteki stoklanmış ürünler bütün şehirlere yarar sağlar.Diğer şehirler ticaret mallarından sadece birine erişimi vardır. Birden fazla kez bir şehirle stok bonusu uygulanabilir bu yüzden 20 kez kullanabilirsin eğer büyük bir nüfuza erişmek istiyorsan.
Yeni rotalar oluştururken sivil gücüne mal olacağını lütfen hatırlayın.
Bir ürünü var sayılan olarak başkentinize ayarlayabilirsiniz.
Şehirlerinizden ticaret yolları geçirmenin bir çok yolu vardır. Daha büyük ülkeler başkentlerinizden bir çok ticaret yolu geçirirler bu görüş şehirlerinizden ve başkentlerden daha çok ticaret yolu geçirmeyi ve ticareti arttırmayı amaçlayan buluşlar geliştirir. Gelirinizi ticaretten sağlayabileceğiniz ya da tam tersi olabilecek şekilde bir çok ekonomik politikalar vardır.

Ticaretten elde ettiğiniz gelir alım-satım olarak adlandırdığımız yerde kullanılır.Şehrinizde her alım-satım binası şehrinize +%20 alım-satım gücü sağlar,ayrıca vatandaşlar da buna katkı sağlar.Ticari gelir şehirde bulunan ticari yolların sayısına bağlıdır.



Ticari malların listesi;
Tahıl,tuz,demir,at,şarap,odun,kehribar,taş,balık,baharat,fil,basit metaller,değerli metaller,bozkır atı,çiftlik hayvanı,çanak,çömlek,boya,kürk,zeytin,deri,çivit,mermer,bal,tütsü,kenevir,sebze,değerli taşlar,deve,cam,ipek,hurma,kıyafet,papirüs,vahşi hayvan

 

7
1919-1947 / Muharebe Fall Weiss Harekatı # Bölüm - 5 (Son)
« : 26 Temmuz 2018, 13:32:28 »
Doğudan Gelen Sovyet İşgali



molotov-ribbentrop anlaşması neticesinde ruslar pastadan daha büyük bir pay gitmeden (leh yenilgisinin de ayyuka çıktığı günlerde) doğu sınırlarından polonya’yı beyaz rusya ve ukrayna cephelerinden 800 bin askerle işgale başlarlar. 17 eylül’de olası bir polonya savunma planı sadece romen köprübaşı‘ndan ibarettir.

romen köprübaşı (przedmoscie rumunskie) bir leh son çare planıdır. ola ki almanya saldırısı çok güçlü geldi ve sınırda tutulamadı, tüm leh birlikleri o yıllardaki polonya- romanya sınırında (o yıllarda sınırları vardı bu ikisinin, bugün bu topraklar ukraynada kalmıştır) toplanarak insiyatif kullanabilecek bir güç oluşturmasını, oluşturamıyorsa köstence limanından batı ülkelerine transit geçiş yolları aramasını öngören bir tür mezar planıdır. polonya hükümeti ve hazinesi de bu gemilerde olacaktır. polonya ordusu ve hükümeti ülkeyi işgalci gücün insiyatifine bırakarak direnişi yurtdışından örgütlemeye gidecektir.

sovyetler sınırdan giriverdiğinde bu plan da doğrudan çöpe gitmiştir. sovyetler daha önceden girmeye de niyetlidir ancak pasifik kıyılarında japonya ile saldırmazlık anlaşmasını tam imza edememişlerdir. 15’inde japon-sovyet saldırmazlık anlaşması imzalanınca 17’sinde polonyaya girilmiştir. girildiği gibi de polonya-sovyet saldırmazlık anlaşması çöpe atılmıştır. bu anlaşma yırtıp atmalar ikinci dünya savaşı boyunca sürecektir. almanya aynısını rusyaya 1941’de, sovyetler 1945’te japonyaya yapacaktır. diplomatik açıdan da çok ilginç bir 10 yıldır bu.

varşova kuşatılmış polonya ordusu komple geri çekilirken bir de rusların girmesiyle herhangi bir operasyonel ya da taktik savunma planı vardıysa da artık yalan olmuştur. rusların ana saldırı istikameti minsk’in 50km kadar güneyinde (uzda havalisinde) toplanan yoğun bir tank konsantrasyonunun mir ve navahrudak üzerinden grodno’ya girmesi gibi görünmektedir. ayın 17’sinde süvari ve piyade ağırlıklı kuzey grubu navahrudak havalisine erişip bir günde 93km katetmişlerdir. hafif zırhlı güney grubu ise 197 km’lik bir sprint yaparak vavkavisk havalisine gelmişlerdir. bu gruplar ufak çatışmalarla 21 eylül’de birleşerek grodno’ya saldıracak ve 23 eylülde suwalki üzerine taarruz ederek sovyet nüfuz alanını çizecektir.

komutayı alan edward rydz-smigly sovyet sınırını tutan polonya birliklerine ruslara saldırmamalarını ve geri çekilmelerini emreder. cephe genelinde bu emre uyulur ancak polonya ordusu kaos koşullarını yaşadığı için iletişim her kademede iyi değildir. bu emri alamayan birkaç polonya birliği ruslara ateş açacak ve küçük çaplı ancak mühim çatışmalara sebebiyet verecektir.

Grodno Savaşı


ülkenin bu kısmındaki leh birliklerinde asker ve malzeme kalitesi o kadar kötü ve yetersizdir ki antitank timleri oluşturmuş leh alaylarında top bulunamamaktadır. mecburen gazyağı ve terebentin şişeleri ile molotof kokteylleri hazırlarlar. ancak o sıralarda bu icadın adı henüz molotof kokteyli değildir. onun için (bkz: kış savaşı) 3 ay daha finlileri beklemek lazımdır. grodno doğu polonya’nın büyükçe bir şehridir. varşova’nın doğusundaki her yer gibi batıya oranla çok izbe endüstrileşmemiş bir görünüm hakimdir. burayı izciler, polis memurları ve deneyimsiz ihtiyatlarla dolu 3000 kadar savunmacı tutmaktadır.

ruslar buraya 15. tank kolordusuyla girerler. ruslar tabii piyade desteğinden mahrum garip bir saldırı meydana getirdikleri için şehirlerde zırhlı savaş gibi bir derde de balıklama dalmışlardır. 23 kadar zırhlı araç ve tank kaybettikten sonra topçularını getirerek grodno şehir merkezini dümdüz olana kadar bombalarlar. leh askeri kurmay heyeti litvanya’ya geçebilmek için şehri terkeder ancak alelacele kaçarken bir savunma ya da teslim direktifi vermedikleri için çatışmalar bir süre daha devam eder. grodno teslim olduktan sonra ruslar 300 kadar içlerinde genç çocuklar olan savunmacı kafilesini kurşuna dizer.

Ülkeyi Terk Aşaması

grodno’nun da kaybıyla polonya hükümeti için savaş polonya içinde artık sürdürülemez bir hale gelir. bir genel emir yayınlayarak bunu yapmaya ehil askeri ve sivil tüm erkanın ülkeden kaçarak tercihen fransa’ya ulaşarak tekrar organize olmalarını ister. almanyayla ya da rusyayla barış görüşmelerine falan başlamazlar.

bunu yapamayacak iki eli almanlarla ya da ruslarla kanda olan birlikler savaşmayı sürdürürler. krakow ve lublin orduları tomaszow lubelski havalisindeki bir başka savaşta çok feci hırpalanır. 22 eylül’de slovak-alman taarruzundan evvel davranan sovyetler lvov’u alırlar. stalin 20 sene önce alamadığı intikamını böylece almış olur. ancak polonya ordusundan intikamını ayrıca alacaktır (bkz: katyn katliamı)

varşova 28 eylül’e kadar savunulur. modlin kalesi 16 gün dayandıktan sonra varşova’nın düşüşünün ertesi günü 29 eylül’de teslim olur. hitler eylül’ün son haftasında danzig’e bizzat giderek “polonya’nın bir daha versailles anlaşmasıyla falan asla dirilemeyeceğini” söyleyen bir konuşma yapar.

6 ekime kadar ufak tefek çatışmalar, yenilgiler ve sovyet `nkvd`’sinin ele geçirdiği kimseleri vurmasıyla geçen bir süreçten sonra tüm operasyonlar biter.

polonya hükümeti etrafta savaş dönerken tüm leh hazinesini toplayıp romanya’ya götürmeyi ve buradan gemilerle ingiltere’ye altın olarak götürmeyi başarmıştır. az buz değil tam 75 ton altındır bu. hükümet de aynı gemiyle londra’ya inerek sürgündeki polonya hükümeti olarak yaşamını sürdürecektir. ancak rusların en sonunda polonya’da kukla komunist bir devlet kurmasıyla o iş çok acıklı bitecektir ancak o da başka bir yazının konusudur.

leh ordusuna bağlı esir olmamış askerler yapabildikleri her yolla fransa ve ingiltereye ulaşarak buradaki özgür leh ordusuna katılmaya başlar. ancak bu çok uzun ve tehlikeli bir yoldur. romanya – yugoslavya – yunanistan gibi ülkelerde beş parasız kendi öz imkanlarıyla bunu yapmaya çalışan binlerce askerden çoğu yollarda telef olacaktır. bir ateşkes ya da barış anlaşması imzalanmadığı için alman esaretindeki bütün polonyalı askerler savaşı stalag kamplarında, bütün subaylar ise oflag kamplarında geçirecektir. rusların ele geçirdiği askerler bir süre sonra bırakılmakla sovyet güdümündeki `armia ludowa`’ya katılmak arasında bir seçime zorlanacak. esir bütün polonya subayları ise (neredeyse 28000 tanesi) tek tek kafalarından tabancayla vurularak öldürülecektir. tekrar (bkz: katyn katliamı)

Savaş Sonrası Durum

polonya ortadan kalkmıştır. almanlar işgal ettikleri toprağın bir kısmını doğrudan almanya’ya ilave ederler. poznan ve wartha nehri havalisi reichsgau wartheland adıyla bir gau (eyalet) haline gelir ve valisi (gauleiter) atanır. buradaki bütün polonyalı nüfus ise doğuya sürgün edilir. wartha’nın doğusundaki polonya için söylenecek bir bu kadar daha yazı vardır ancak o iş iki farklı açıdan incelenmelidir. polonya’daki yahudiler herkesin de malumu olduğu üzere holokost denen bir kıyma makinesine girmiş ve çok azı bundan sağ çıkmıştır. okumuş etmiş tüm polonyalılar toplanarak ortadan kaybolmuş, polonya bir köle ulus haline getirilme aşamasına varmıştır.

Harekatın Genel Askeri Analizi

* teorinin pratiğe bu denli kusursuz döküldüğü bir harekat askeri tarihte çok yoktur. bir örnek düşünün ki 20 yıl öncesinin savaş anlayışı tüm dünyada hüküm sürüyor. ancak generalleriniz vs barış zamanında oturup buna alternatifler geliştiriyor, kitaplar yazıyor. siz eskiyi 10 yıldan az bir sürede komple rafa kaldırarak yeniyi komple standartlaştırıyorsunuz. teori tank diyor, yeni dizaynlar çıkartıyorsunuz, teori yakın hava desteği diyor en isabetli pike bombardıman uçağını icat ediyorsunuz (bkz: stuka) böylesi bir doktrin modernizasyonunun meyvesini yemek herkese nasip olmaz. almanlar derslerini çok iyi çalışıp gelmişlerdir. bu sınavda aldıkları notu o yüzden haketmişlerdir.

* almanlar blitzkrieg’i tam anlamıyla test etmişler ve dünya aleme birinci dünya savaşından nasıl bir ders çıkardıklarını göstermişlerdir. 31 ağustos 1939’da savaştan bir gün öncesinde dünyada hakim görüş kısıtlı saldırı, baraj bombardımanı, ağır tahkimat, süvari operasyonları iken polonya’nın üzerinden geçildikten sonra hakim görüş artık zırhlı birliklerin yakın hava desteği ve yakın izleyen piyade ile herkesi hacamat etmesidir. doktrin değiştiren, ezber bozan, game changer bir harekat olmuştur. bundan sonra almanlar burada deneyim kazanan orduyu fransa sınırına yığıp bir blitzkrieg’de onlara yapacak, polonya’nın üç katı büyüklüğünde bir devleti de 6 haftada devireceklerdir. işin aslı polonya harekatında çıkan dersleri çalışan müttefik tarafında kimse yoktur. aval aval bakmaktadırlar. bu da onlara çok pahalıya mal olacaktır.

* polonya ordusunun yerleşim dispozisyon konusundaki büyük yanlışları askeri tarihte en çok eleştirilen şeyleridir. polonya silahlı kuvvetlerinin harekat boyunca kolordu seviyesinde açık alanda manevra yaptığı örnek yazıyla üçtür. ordu seviyesinde bzura hadisesinde bu birdir. 1 milyon asker elinde hiç insiyatif olmadan düşmanın elinde düşmanın kararlarıyla oyuncak edilmiştir. satranç oynarken tüm siyah piyonları beyaz hattan başlatmak gibi, ilk saldırıyı yapan düşmana bu kadar yakın başlayınca düşmandan insiyatifi almanın yolu artık kalmıyor. kendi ordunuzla rezil oluyorsunuz.

* polonya’da nehir geçişleri dışında bir yükselti olmayışı mobil savaşı çok kayıran bir hadisedir demiştim. aslında lehlerin tankın ne olduğunu bilerek süvariye deli gibi yatırım yapmasındaki asıl amaç atın üzerinden hiç inmeyip ona buna gallop hücum eden bir süvari sınıfını çok sevmelerinden değil, mobil piyade fikrine daha sıcak bakmalarıdır. o yaldır yaldır koşan atların tepesindeki süvari erleri piyade olarak savaşmaya hazırdır. çoğu havan topu da taşımaktadır. antitank tüfekleri de vardır. bu süvari tugaylarının çoğunluğu atı ve süvari manevralarını biniciyi uygun pozisyona intikal için kullanmaktadır. o pozisyon bulunduğunda at inilmekte, savaşılmakta, tekrar intikal gerektiğinde at binilmektedir. tabii vakit oldukça süvari hücümunu da es geçmemektedirler ama leh ordusuna tanka atla mızrakla charge ettiler demeden önce askeri gerekçelerini altyapıyı bilmekte de fayda vardır.

* stuka bu savaşın gerçek kazananlarından biridir. karşısına hızlı ve sert vuran bir avcı uçağı dizaynı çıkmadığı için çok ama çok başarılı olmuştur. stuka’nın daldığı alandaki düşman piyadesi için o canavar düdüklerinin ve sirenlerin psikolojik etkisi inanılmazdır. yakınlara bir stuka saldırısı var diye silahını atıp kaçan binlerce kişi vardır. ancak bunlar stukaların zaferin altın anahtarı gibi çok haketmediği bir imajı da edinmesine yol açmıştır. fransa seferinde de bu imajını iyice perçinleyecek sonra ingiltere göklerinde spitfire ve hurricane uçakları varken o imajını çok kötü kaybedecektir. uzun vadede polonya seferindeki stuka dizaynı başarısı tüm alman kurmayının stratejik bombardıman fikrinden iyice uzaklaşmasına yol açacaktır. bunun nedeni de şudur. elde stuka gibi bombasını iğne deliğinden geçirecek kadar isabetli ve yan ürün olarak psikolojik baskı uygulayan bir uçak var. 1000 kg kadar bomba taşıyabiliyor. almanlar olarak e o zaman bunu her yola getirelim her görevde kullanalım diyorsunuz. isabet en önemli faktör haline geliyor. oysa ki stratejik bombardıman denen hadise, yani 4 motorlu uçaklarınızı düşmanın endüstri altyapısına sokmak o fabrikaların ürettiği tankı uçağı stukaların pinpoint yoketmesinden daha efektif bir savaşa yol açıyor. ama stuka bu kadar başarılı olunca tabii gözünüz kör oluyor, halı bombardımanında hedeflerin %5i ila %15i ancak vurulabiliyor ne gereği var israfa, stuka %100 vuruyor diyip duruyorsunuz.

işte `b17` uçankaleler almanya göklerine 1000 adet geldiğinde 4 yıl sonra göreceksiniz o %15 nasıl bir şeymiş. yakın hava desteği her şeyin cevabı değil.

insanin üzerine bir stuka dalmasının nasıl bir şey olduğunu şu dunkirk videosuna bakarak bir miktar anlayabilirsiniz :

https://www.youtube.com/v/NO5oOJUUW74&fs=1&wmode=transparent

* polonya’nın yokolup gitmesi batılı müttefiklere çok değerli bir takım hediyeler getirmemiş de değildir. alman donanması ve ordusunun telsiz haberleşmesi için kullandığı enigma şifreleme aygıtına ilişkin bilgiler ingiltere’ye polonyalılar aracılığıyla gelir. lehler aslında enigma’nın ticari bir versiyonunu 1930’ların başında şansa bir şekilde ele geçirmişler ve varşova’nın kabaty mahallesinde bir kriptoloji enstitüsünde (biuro szyfrow) bu ilk versiyon enigma varyasyonlarını kırmayı becermişlerdir. marian rejewski adında dahi bir matematikçileri de vardır. bu bilimadamları ve notları harekattan sonra ingiltere’ye kaçarak bletchley park’ta alan turing’in alman şifresini kırmasının en büyük sebebi olacaktır.

Marian Rejewski

* çok bilinmeyen bir diğer trivia ise, almanların harekata başlarken tüm araçlarında kullandığı dev beyaz haçların lehler tarafından nişan tahtası olarak değerlendirilmesi ve alınan hemen hemen bütün isabetlerin bu haçların etrafında olması sonucunda almanlar balkankreuz tarzı iki renkli haça dönmüş boyunu da ufaltmışlardır.


harekatin materyal analizinde ise alman üstünlüğü tartışılmaz biçimde üstündür.

iki tarafın standart ekipmanını yanyana koyup bakarsak daha kolay anlaşılıyor. piyade tüfeklerinde her iki taraf ta mauser 98 dizaynlarıyla savaşmaktadır.

makineli tüfeklerde ise alman mg-34 genel maksatlı makineli kavramını dünya literatürüne sokarken lehler wz28 gibi şarjörlü dizaynlara yönelmiştir. polonya o sınırlı endüstriyel yeteneğiyle böylece piyadeye ayrı, ağır makineliye ayrı, tankın uçağın makinelisine ayrı dizayn ve üretim tesisi ayırmaktadır. almanlar ise piyadeye de tanka da araca da motora da mg-34 üretmektedir. almanların bu öngörüsü çok tutmuş, bu sistem bugün standart hale gelmiştir.

tabancalarda polonya kendini alıp wz.35 radom gibi efsanevi bir tasarım yapmayı becermiştir. bu silah o kadar büyük bir prestij objesi olacaktır ki alman ordusunda 1945’te berlin savaşı enkazında bile hala milletin belinden çıkacaktır.

araçlarda alman tank dizaynları panzer.1, panzer.2, panzer.3 ve panzer.4 tasarımlarıyla polonya’da boy göstermiştir. bunların üstüne çekoslovakya’da ele geçen bir miktar 38t tanklar da başarıyla görev yapmıştır. lehler ise ithal fransız ve ingiliz tanklarıyla modası geçmiş bir doktrinle savaşmaktadır.

lehler bunun da üzerine tanket ile uğraşan buna kaynak ayıran tek güçtür. kendilerine de çok bir faydası dokunduğu söylenemez.

uçaklarda almanlar avcı olarak messerschmitt bf109 a-b-c-d ve bf110 a-b modellerini başarıyla kullanmaktadır. leh hava kuvvetlerinde pzl.11 tek iş görebilen tasarımdır ancak parasol kanatları ve açık kokpitiyle bf109 ve bf110 ile aşık atacak kapasitesi yoktur.

hafif bombardıman uçaklarında almanlar ju-87 a ve b modeli stukalar ile operasyonun kaderini çok değiştirmişlerdir. lehler ise pzl.37 los ile başarılı bir model geliştirmişler ama kullanmak çok nasip olmamıştır.

bombardıman uçakları he-111 , do-17 ve ju-88 yine çok başarılı olmuştur. lehler ise ağır bombardıman uçağı bulundurmamaktadır.


alıntı:lobotomi.com -Anglachelm

8
1919-1947 / Muharebe Fall Weiss Harekatı # Bölüm - 4
« : 26 Temmuz 2018, 13:26:28 »
6-7 Eylül’deki Genel Vaziyet

lehler açısından korkunç bir durumdadır. alman ilerleyişini durdurup hattı stabilize ettikleri tek bir çizgi bile yoktur. bir hafta süresince umutsuzca süvari akınları, karşı saldırılar, taktik geri çekilmeler ile sürekli kayıp verip durmaktadırlar. üstüne harita üzerine bakıp cephenin o gün nerede olduğunu anlama ve plan yapma ihtimalleri yoktur. ülke üç koldan işgal edilmekte ve bu kolların hepsi beklenenin çok üzerinde bir hızla polonya içlerine girmektedir. bu da sadece 6 günde olan bir şeydir. ingiltere ve fransa’nın beklediği o üç aylık dayanma süresinin dolmasına daha 84 gün vardır. bu hızla giderse almanlar 84 günde pasifik kıyılarını falan zorlayacak gibi durmaktadır.



nitekim leh ordusu tam çözülmemiştir. kaçış halinde değil, çok yüksek moralli bir tür savunma sendromuna yakalanmışlardır. kavga sırasında iki üç tane çok esaslı yumruk yiyen adamın ne kadar cesur ya da savunmaya saldırıya istekli olduğunun artık çok önemi olmaması gibi polonya çok esaslı darbeler almış, çok geri savrulmuş ancak gücünü komple yitirmemiştir. kuzey ve güney alman saldırı eksenleri arasında kalan koskoca bir poznan ordusu dokunulmamış bir durumda varşova’nın batısında beklemektedir. ancak kalan her yerde güçlerinin çok az bir yüzdesiyle savaşan, mühimmatı az, organizasyonu zayıf, komutanları seferber olamamış falan acınası bir ordu güruhu almanların önünde oradan oraya koşturmaktadır.

almanlar ise zaferin formülünü değil, yazılı kanununu bulmuş durumdadırlar. ölümcül bir topçu barajı, düşmanın en güçlü olduğu yere zırh konsantrasyonu, havada tam bir avcı üstünlüğü ile mobil ya da statik herşeye cayır cayır dalan stuka pike bombardıman uçakları ve hepsinin gerisinde bunları izleyen hızlı piyade. bu kombinasyona dayanabilecek dünyada o gün tek bir ordu bile yoktur.

kuzey hattı 6 günde tam 350 km içeri girmiş ve şimdi güneye varşova’nın arkasını dolanmaya inmektedir. bu hattın başında da heinz guderian’ın kendisi vardır.

güney hattı krakow’u zorlamış ve geçmek üzeredir. krakow `açık şehir` statüsüne alınıp lehler tarafından savunmasız bırakılmıştır. leh savunması şimdi kielce tarafına doğru çıkmakta ve almanları orada nasıl tutacaklarını bilmeden koşturmaktadır. güney hattının kuzey ucu tomaszow mazowiecki üzerinden varşova eteklerine varmış durumdadır. arkadan kaçıp gelen leh birliklerini esir etmektedirler.

leh poznan ordusu ise direk doğuya ilerleyerek varşova’ya doğru gelmektedir. ancak almanları tutacak diye umut ettikleri nehir geçişleri şimdi stukalar nazgul gibi [https://www.youtube.com/watch?v=wMZrW0p2INY ciyak ciyak] tepelerine inerken kendilerine büyük dert olacaktır. alman ordusu bu noktada varşovaya 48km uzaklığa erişmiştir.

slovak ordusu ise lehlerin doğudaki son kalesi lvov’a ilerlemektedir.

lehlerin almanlarla sınırda savaşırız ne olabilir tandanslı dahiyane fikirleri tutmamış, danzig koridoru, wielkopolski, yukarı silezya bir haftada düşmana bırakılmıştır. bir başka dahiyane plan da almanlar iki ordumuz arasından taciz edilmeden geçsinler, kapanır hepsini arkada boğarız ikmalsiz kımıldayamazlar minvalindeki düşünceleridir. o planlar piyadeye karşı yapıldığından tanklar herşeyi delip geçtiği, sağ kalanlara stukalar tecavüz ettiği için şimdi cephede kimin eli kimin şeyinde belli değildir.

9 eylül’de, savaş daha onuncu gününü bulmadan varşova çevrelenmek üzeredir. 13 eylülde çevrelenmiş ve buradaki harekat `varşova kuşatması` halini almıştır.

Varşova’nın Bombalanması

ikinci dünya savaşının ilk harekatı ilk terör bombardımanı ile birlikte gelmiştir. varşova savaşın ilk gününden son gününe kadar her gün bombalanacaktır. leh hava kuvvetlerinin modası geçmiş pzl-11 avcı uçakları buna rağmen bombardıman önleme görevlerinin hıza dayanmaması yüzünden almanlara uçak kayıplarına sebep olacaktır.



savaşın başlarında 140-150’li stuka gruplarının leh ordu direnç noktalarına saldırması ayın 25’ine gelindiğinde tüm alman hava armadasının halı bombardımanına başlamasına doğru evrilecektir. örnek olarak en büyük saldırılardan birinde 1150 sorti yapan luftwaffe, 560 ton patlayıcı ve 72 ton yangın bombası atmıştır. bunu da sadece iki uçak kaybıyla başarmışlardır. nihayetinde almanlar şehri ele geçirdiğinde varşovada 25000 kadar sivil ölmüş durumdadır. topçu kaynaklı ölümleri çıkardığımızda 6-7 bin kişinin hava saldırılarında can verdiği düşünülmektedir.

harekatın en iç acıtan görüntülerinden biri de 12 yaşındaki polonyalı kazimiera mika’nın varşova bombardımanında ablasına koştuğu sahnedir.



Bzura Savaşı

polonya askeri tarihinin en kara günlerinden biri, bizim için megiddo savaşı neyse lehler için de bzura aynı anlama gelmektedir. tüm harekattaki en geniş katılımlı en büyük savaş budur. poznan ve pomeranya orduları yenilmekle kalmamış, dağılmış neredeyse imha olmuştur. gerd von rundstedt’in kariyerindeki parlayan yıldızı aha burasıdır.


Bzura savaşı açılış dispozisyonları
[/size]

leh bakış açısından pomeranya ordusu komutanı wladyslaw bortnowski danzig koridorunda çok hırpalandığı için orduyu hem kuzeyden hem batıdan kuşatılmış bir durumda bularak güneydoğuya poznan istikametine çekmeye çalışmaktadır. 4 eylülde ise poznan’a direkt bir saldırı yokken (aslen imparatorluk almanyası şehridir posen/poznan. guderian bile oralıdır, almanlar şehre bir gram zarar gelsin istememektedir) poznan ordusu komutanı tadeusz kutrzeba orduyu doğuya çekmeye çalışmaktadır. 6 eylül günü bu iki ordu temas kurar. tüm harekattaki en kalabalık ve dişli leh askeri formasyonunu bir araya getirirler. general bortnowski, kutrzeba’nın emrine girdiğini duyurur.

kutrzeba haritaya bakar ve yapılabilecek bir sürü opsiyon arasında lodz (vuc) ordusu’na yardım için güneye inmeyi seçer. almanlar o noktada leczyca (vençıtsa) üzerini zorlamaktadır ve burayı alırlarsa lodz ordusu ve komutanı rydz-smigly büyük ihtimalle torbada kalarak esir olacaktır. lehler zamanında yetişirse varşova güneybatısında üç orduluk bir kuvvet birikimi olacaktır. çok çok kötü bir plan değildir.

bunun için bu iki ordu inowroclaw (inovrotsvav) kentinden wloclawek (vvotsvavek) şehrinde yürüyerek güneye döner ve kutno’ya kadar gelirler. tadeusz kutrzeba emrindeki poznan ordusunda iki süvari tugayı ve dört (14. 17. 25 ve 26.) piyade tümeni bulunmaktadır. bortnowski’nin pomeranya ordusu ise dört piyade tümeni (4. 15. 16 ve 27.) getirmiştir. genel yekün 225.000 askerdir.

almanların bölgedeki askeri konsantrasyonu ise üç tam ordudur. blaskowitz komutasındaki 8. ordu dört piyade tümeni (24. 30. 10 ve 17.)’nden oluşmaktadır. 24. piyade tümeninin komutanı `friedrich olbricht` daha sonra hitler’e suikast düzenleyecek stauffenberg liderliğindeki yeraltı örgütüne girecektir. bu dört tümen üzerine ss leibstandarte adolf hitler tümeni de bu grupla sahneye çıkmaktadır.

von reichenau komutasındaki 10. ordu dört piyade tümeni (18. 19. 14. ve 31.)’ndan oluşmakta bunun üzerine iki panzer (1. ve 4.) ve iki hafif panzer (2. ve 3.) ile bölgedeki en yıkıcı ordudur. almanların joker generalleri erich hoepner ve hermann hoth panzer tümenlerinin oluşturduğu kolordulara komuta etmektedir.

von kluge komutasındaki 4. ordu dört piyade tümeni (3. 32. 50 ve netze ihtiya tüm.) ile destek ordusu görevi görecektir.

bunlar üzerine luftwaffe tam iki luftflotte ile (bombardımanı, avcısı, stukası, havaalanı idaresi, hastanesi, lojistiği, depoları, kerhanesi vs komple bir müstakil hava kuvveti. bizde bunun tam bir karşılığı yoktur, ana jet üs komutanlıkları luftflotte anlayışının uçak sayısı ve personel olarak yarısına nadiren tekabül edebilmektedir) 1. luftflotte’ye yine bir joker general albert kesselring, 4. luftflotte’ye alexander löhr komuta etmektedir.

savaşın birinci fazı 9-12 eylül arası leh ordusunun kuzeyden plock (pvotsk) istikametinden gelip güneye bzura nehrini geçip lodz’un kuzeydoğu banliyösü strykow üzerine saldırısıyla başlar. lodz ordusu bu sırada lodz’u terketmekte ve skiemiewiece havalisinde toplanarak varşova’ya yarı düzenli bir şekilde çekilmeye çalışmaktadır.

poznan ve pomeranya orduları bzura nehrini doğuda lowicz (voviç) batıda leczyca (vençıtsa) arasında 53-54 kilometrelik bir hatta geçer. tadeusz kutrzeba alman kuvvetlerinin lodz’u yanlayarak varşova istikametine giderken kuzey cephelerini çok güçlü bırakmadığına kani olur. 30 kilometrelik bölük pörçük bir savunma hattı daha geride ilerleyen bir alman insan trenini savunmaya oturmuştur. alman askeri muhayyilesinde lehler şu an kaostan kaosa zıpladıkları için yandan bir karşı saldırı çok da beklememektedirler. blitzkrieg’in flank savunması da genel olarak hattın en zayıf halkası olan düz (bitli) piyade tarafından sağlandığı için o kısmı zayıftır. ancak yine söylemek gerekirse size blitzkriegle saldıran bir düşmana zaten yandan giremezsiniz. zırhlı kamanın (spearhead) durdurulmadan yavaşlatılmadan ileri manevra yapılması tüm yancıları düşman torbasına sokması daha büyük bir ihtimaldir. bzura hadisesinde lehler olmamaları gereken bir yerde olduğu için çok güçlü bir askeri yığınağı alman blitzinin 90 derece soluna 38 kilometreye getirebilmişlerdir. ama bu tabi stratejik planlarının bir parçası değildir. öyle denk gelmiştir. nasip kısmetle avantajlı bir pozisyon görmüşlerdir.



strykow üzerine gerçekleşen bu beklenmeyen leh saldırısı alman hatlarında büyük şaşkınlığa neden olur. hattı savunmaya çalışan 30. ve 24. tümenler çok ağır kayıplar verirler. 1500 alman askeri ölü ve yaralı, 3000 kadarı da esir edilir. alman hatları 21km geri atılır ve lehler almanların boşalttıkları leczyca ve piatek (piontek) kentlerini geri alırlar. 10 eylülde leh 17. tümeni almanlarla malachowicze (mavahoviçe) ile karşılaşarak onları da geri atmayı başarır. ertesi gün saldırı modina pludwiny ve glowno kasabalarına doğru gelişmeye başlar.

almanlar en başta bunu basit bir karşı taarruz sanarak önemsememişler büyük resmi görmeye devam etmeye çalışmışlardır. 11 eylülde bakarlar ki saldırı momentumu kesilmediği gibi iyice böğürlerine girmeye başlıyor. teşhis ettikleri düşman unsurlarının bazıları da olmaları gerektiği yerlerden 221km uzakta olduklarını farkedince leh silahlı kuvvetlerinin büyük bir manevrayla ortama iki ordu yığdığını anlarlar. o anda bütün alman gözleri sauron gibi bzura nehri geçişlerine dönüverir. yaptıkları hatanın farkına vararak ana saldırı gücünü buraya kanalize etmeye başlarlar. panzer kolorduları yanlarına leibstandarte adolf hitler tümenini de katarak lodz kuzeydoğusundan bzura’ya geçmeye başlarlar. tüm alman hava operasyonları durdurularak bzura’da gelişmekte olan polonya karşı saldırısına karşı sortiler havalanmaya başlanır.

tadeusz kutrzeba bu sırada lodz ordusuyla zar zor temas kurarak (aralarında üç alman ordusu vardır ve lodz ordusu varşovaya koşturarak çekilmektedir) bir savunma hattının kalmadığını, modlin kalesine ulaşmak üzere olduklarını haber alır. alman işgalcilerini iki ordu arasında sandviç yaparak imha planı o anda ilerleyen düşmana yandan vurup onu kendine döndürme planı haline gelir. kutrzeba almanların dikkatini çok güzel çekip lodz ordusunun az kayıpla kaçmasına vesile olmuştur. ama şimdi bütün almanlar kendisine bakmaktadır.

pomeranya ordusunun komutanı bortnowski ise 26. ve 16. tümenlerle bzura’yı lowicz üzerinden geçmiş ve glowno üzerine yürümektedir. ancak ele geçirdiği alman esirlerden 4. panzer tümeninin varşova eteklerinden o istikamete gerisin geriye döndüğünü öğrenmiştir. iki piyade tümeniyle bir zırhlı saldırıyı yandan yiyemeyeceği (askeri jargonla bunun “altına yatamayacağı” için) saldırısını durdurarak hattını statik hale getirir. kazanımlarını bırakmakla tutmak arasında kalıp bir miktar tereddüt içerisindedir.

alman 10. ordusu ayın 15’ine kadar oyalama operasyonlarına girip hattını tekrar tesis eder ve leh hattının tam karşısına tam kadro dizilir. kavga sırasında yandan darbe alıp, kendini toplayıp darbeyi atana hemen dönebilmek ordular söz konusu olduğunda hiç kolay değildir. yüz binler baskı altında yer değiştirecektir. bunu 4.5 günde yapabilirler. bu sırada hattı tutan da bizzatihi luftwaffedir. leh hatlarının tepesinde stuka sirenleri bir saniye bile kesilmemektedir. ayın 16’sının ilk saatlerinde almanlar hattı çok büyük bir ustalıkla yararlar. 4. panzer tümeni varşovadan koşa koşa gelip hiç durmadan sochaczew’deki 18. piyade tümenine dalmış, daha güneydeki 18. tümen lowicz’in doğusuna, 19. tümen onun da doğusuna korolew üzerinden patoki’ye, 19. tümenin artçıları yandan keszyce (kenşitse)’ye vurarak zar zor duran hattın üzerinde emsalsiz bir baskı oluşturmuştur.

 

ama en büyük felaket 1. panzer tümeninin zylin – leonow istikametinden hafif kuzeybatıya kozlow szlachecki istikametine vurmasıyla yaşanacaktır. bzura’nın o kısmı çok hafif savunulmaktadır. leh hattını da burası deler. hattın delindiği polonya ordularında büyük paniğe sebep olur. bzura nehrini geçip kuzeydoğuya doğru genel bir geri çekilme başlar. amaçları nehri kuzeye doğru takip ederek vistül ile birleştiği yere kadar çekilmek ve varşova garnizonuna ve şehrin savunmasına dahil olabilmektir. ama hop dur bakalımdır. tepede luftwaffe 2 luftflotte havalandırmışken gündüz gözüyle kim nereye çekilmektedir. tüm polonya seferinin en kapsamlı hava operasyonu burada gerçekleşir. stukalar ortamdaki piyade yoğunluğunu farkederek bombardıman yüklerini 250 kg’lık bombalar yerine bir sürü 50kg’lık bomba paketleriyle değiştirir. toplarla makinelilerle bu küçük bombalarla çekilen polonya güçlerine her dakika her saniye dalış yapmaya başlarlar. siren seslerinden deliren leh askerleri yeni bir `shell shock` kavramını doğuracaktır. ormana kaçışan leh birlikleri daha yüksek irtifadan halı bombardımanına girişen heinkel 111 ve do 17 uçaklarının yangın bombaları atmasıyla açığa çıkmaya zorlanır. açığa çıkan her hedefe stukalar dalar. leh hava savunma toplarının stukalara ateş etmekten mermileri biter. savunma ateşi kalmayınca stukalar daha da isabetli dalmaya başlarlar. sortiler boyunca stuka grupları (stukageschwaders) kaçışan lehlere 338 ton bomba atmışlardır.

vistül geçişlerindeki köprüler de stukalar marifetiyle patlatıldığında çekilen pomeranya ordusunun kaçma şansı hiç kalmaz. buna rağmen kaçmayan formasyonlar son askere son mermiye kadar savaşalım kafasındadırlar. bu da kendilerine daha çok stuka ve daha çok topçu ateşi olarak döner. mermi ve yiyecek bittiğinde leh ordusunun çoğunluğu teslim alınır.



general mikolaj boltuc bu savaşta bir piyade hücumuna liderlik ederken vurulup ölmüştür. ölmeden önce pomeranya ordusuna komuta eden bortnowski’ye çok ağır giydirmiş, etrafındakilere “ölmeye gidiyorum, daha sonra neden öldüğümüzü merak ederseniz bu o.. çocuğu yüzünden” diyecektir. bortnowski’nin kararsızlığı hem pomeranya’da hem bzura’da aralarını çok açmıştır.

bzura savaşı polonya’nın var olan tek insiyatifinin kaybı olmuştur. luftwaffe’nin ölümcül girişiyle 18-20 bin polonyalı cesedi bzura nehri etrafındaki alanlarda yatmaktadır. 32 bin de yaralıları vardır. kaçamayan 170 bin leh askeri de esir edilince almanlar bir vuruşta iki polonya ordusunu defterden silmiştir. 225 bin kişinin sadece 3 bin kadarı varşovaya varabilmiştir. alman askeri kurmayı pike bombardıman uçağının (bkz: stuka) yakın hava desteği vermesindeki bu çok belirleyici faktöre hayran olur. kendisini fransa 1940 mayıs seferinde de bolca kullanacaklardır. ancak ingiltere hava savaşında bu iş tabii değişecektir. buna mukabil alman kayıpları 8 bin ölü, 11000 yaralı, 4000 esir, 50 tank, 100 zırhlı araç ve 20 parça toptur.

12 eylül’de bütün batı polonya fethedilmiş bir durumdadır.


alıntı:lobotomi.com -Anglachelm

9
1919-1947 / Muharebe Fall Weiss Harekatı # Bölüm - 3
« : 26 Temmuz 2018, 01:26:47 »
Alman Savaş Planı


alman saldırı planının kod adı olan fall weiss‘ın ana hatları ta 1934’te yazılmıştır. hitler generallerine saldırı emri verdiğinde de bu saldırı altyapısının üzerinden planı revize eden alman genel kurmayının en tepesindeki isimler olan franz halder ve walther von brauchitsch genel olarak saldırı hatlarına sadık kalmışlardır.

öncelikle plan bir savaş ilanını içermez. gece çıkış pozisyonu alan birliklerin şafaktan önce saldırıya başlayarak sürpriz etkisiyle düşmanın direnç noktalarına kaos sürerken zırhlı sortiler yapacak kadar yaklaşabilme gibi kısıtlı saldırı görevleri vardır. alman piyadesi 1939’da her arazi şartında zırhlı birliklerle aynı hızda gidebilecek kabiliyette henüz değildir (mekanize olamamıştır) ancak topçusunu ve lojistiğini çağdaşı ordulardan 1.5 kata kadar hızlı sevkedebilmektedir. zırhlı birliklerin çok ihtiyacı olan hızlı hareket eden piyade henüz tankların ilerlediği hatlara paralel yollardan kamyonlarla sevkedilebilmektedir. ancak tekrar altını çiziyorum bu tip bir tank harekatı dünya tarihinde ilk kez denenmektedir. tank normalde o güne kadar piyadenin yanında piyade saldırısını destekleyen bir şeydir. 1939 eylülünde ise yanına kendi piyadesini alıp müstakil operasyon yapıp cepheyi oradan buradan delen bir heyula’ya dönüşmüştür. bunun henüz bir ilacı, karşıtı, antisi yoktur. nitekim almanlar bu hızlı piyadeyi çok faydalı bulunca ilerleyen zamanlarda sadece zırhlı birliklerin g.tünü toparlayan bir piyade sınıfı da icat edeceklerdir ona da `panzergrenadier` diyeceklerdir. iki sene sonra rusya’da yüzbinleri torbalayıp esir alanlar da çoğunlukla panzergrenadier tümenleri olagelecektir.

bu kamyonlu piyade panzerlerle karşılaşmış ve darma duman olmuş, panik halinde, disiplinsiz, lakayıt bir şekilde yerini konsolide etmeye çalışan düşman piyadesine kararlı bir şekilde yaklaşacak, izole edecek, kaçış yolunu bağlantısını ikmalini kesip kuple kuple yok edecektir. heinz guderian’ın kitapta yazdığı şey de tam olarak budur. alman yüksek komutanlığı 1939’da hala “old guard” tabir edilen eski toprak birinci dünya savaşı kafasını yaşayan generalleri de barındırdığından cephenin kilidini açan gerçek blitzkrieg tabii bu savaşın her yerinde görülmez. eski toprakların bastırması yüzünden harekatın çoğu yerinde daha ortodoks kitaba uygun saldırılar da görülecektir.

polonya arazisi sağdan soldan nereden bakarsanız bakın dümdüzdür. ülkedeki tek kayda değer yükselti en güneyde slovak sınırındaki dağ sırasıdır. nehir geçişleri haricinde bir doğal engel olmadığından arazi mobil operasyonlara çok elverişlidir. polonyalılar da tabii bunun farkında olduklarından yatırımı dediğim gibi süvari’ye yapmışlardır. ancak polonya’nın almanya ile olan sınırı dile kolay bir 2000 km uzunluğunda olduğundan saldırı insiyatifi kaçınılmaz bir biçimde almanyanındır.

hitler polonya’nın 6 haftada fethedilmesini istemiştir. alman genel kurmayı ise 3 aydan önce alınabileceğine kani değildir. onlara göre üç pronglu bir saldırı ve devasa bir çifte zarflama torbalama harekatı olmazsa üç aydan önce polonya ordusunun çözülmesi askeri mantığa göre iyimser kalmaktadır. bu üç ana saldırı hattı ise şöyledir :

1- ana hat, cetveli breslau – oppeln (bugünkü wroclaw – opole) hattına dayayıp krakow istikametine yasladığınızda karşınıza çıkan dümdüz otoban gibi arazidir. gerd von rundstedt buradan acımasızca krakow istikametine ilerleyerek polonya’nın tarihi merkezini ele geçirerek kuzeye dönecek, general blaskowitz’in 8. ordusu daha kuzeyden lodz istikametine, general list’in 14. ordusu krakow sonrası karpat cephesine dönecek, general von reichenau’nın 10. ordusu ise güney grubu’nun tüm zırhlı gücüyle varşova istikametinde polonya’nın tam da kalbini delip geçecektir.

2- ana yardımcı hat kuzey prusya’dan fedor von bock komutasında doğu’ya danzig koridoruna yürüyerek prusya – almanya bağlantısını sağlamak, burada küchler’in 3. ordusuyla birleşerek güneye ilerlemek ve varşova’yı kuzeyden tehdit etmekle görevlidir.

3- polonya’nın saldırı beklemediği tam güneyinden bir slovak saldırısı başlatılarak katowice – krakow havalisine 90 derece yandan bir girilecektir. saldırının değeri ve mahiyeti diğer prongların yarısından az da olsa 1. no’lu hattı savunan lehleri paniğe sevkedeceği değerlendirilmektedir.

eğer bu üç saldırı saptanan hedeflerine zamanında ulaşabilirse leh ordusu vistül nehrini geçmeden nehrin batı yakasında yakalanarak çevrilecek, torbada polonya ordusunun %80 kadarı, polonya’nın başkenti, bütün idari ve mülki erkanı ile tüm devlet organları kalacaktır. varşova’dan doğusu dağ başı olan polonya’nın o topraklarla savaşı sürdürmesi beklenmemektedir.

Polonya Savunma Planı

polonya’nın bir alman istilasını durdurması batı planı (plan zachod) adı altında polonya’nın en değerli tabii kaynaklarının, endüstrisinin ve nüfusunun korunması üzerine ülkenin güneybatısına kaydırılmış bir savunma planı olarak göze çarpar. polonyalıların asıl korkusu almanların alıp üstüne konacağı bu topraklar bir kez elden çıkarsa ingiltere fransa falan 1938 münih anlaşması gibi bir rezalete daha imza atmasıdır. olur mu olur, edouard daladier ve neville chamberlain gibi “aman adolf bey ağzımızın tadı kaçmasın” deyu doğu avrupayı komple nazilere masada vermiş tipler etrafta oldukça polonyalılar bölgeyi daha bir şevkle tahkim etmişlerdir. ancak hesaba katmadıkları şey hitler’in gönlünde yatan aslanın iki üç endüstriyel bölgeden daha fazlası olduğudur. hitler polonya’nın varlığına göz dikmiş, bu uğurda baş ideolojik düşmanı stalin’le bir olmuş gelmektedir.

polonya’nın asıl ümidi ve sırtını yasladığı askeri mantık kararlı bir alman saldırısının ikmal yollarını durmadan taciz eden deliliğe varan seviyelerde cesaret gerektiren süvari operasyonları ile daimi bir oyalama sürecine girmektir. lehler alman ileri yığınağını geciktirdikçe, onları arazide tuttukça, savaşı durağanlaştırdıkça ingiliz ve fransızların bir alman batı cephesini açıp onları kazanmayı umamayacakları iki cepheli bir savaşa (almanların kendi kanseri de budur) zorlaması polonya için çok geçerli ve arzu edilen bir durumdur. bu da gerçekleşene kadar almanlar bedeli ne olursa olsun tutulmalı ve geciktirilmelidir. polonyanın bütün planı budur. bu da oldukça realisttir. yoksa kendi başlarına yeneriz üstüne gider 81 berlin 82 cottbus 83 dresden bizim olur gibi hayalleri zaten baştan yoktur.

ancak bu savunma planı operasyonel seviyeye bir türlü inememiştir. bu da şayanı hayret bir olaydır. polonya neyi savunacağını bilmektedir ama bu planın anahatlarını 4 mart 1939’da savaşın başlamasından 5 ay 26 gün önce çizmeye başlamıştır.

ingiltere ve fransa ise polonya’nın rahat bir 3 ay dayanacağını hesap etmektedir. polonya ingiliz ve fransızlar gelsin de kurtulalım diye hesap ederken, ingiliz ve fransızlar ohoo daha siper kazılacak topçu yığınağı olacak daha dur kafasındadır. bu da kendilerinin hala 1918 kafasından çıkamadığına delalet etmektedir. polonya’yı bu fikirlerinden haberdar etme gibi bir zahmete de düşmezler. polonya ise bütün planlarını çabuk ve hızlı bir ingiliz-fransız batı cephesinin açılmasına bağladığı için işler daha başından çok kötüdür.

dispozisyon açısından bakıldığından tüm polonya güçlerinin üçte birlik bir kısmının danzig koridoru üzerinde bulunduğundan hareketler bunların hem alman ana karasından hem de doğu prusyadan gelen çifte pronglu bir saldırıyla torbada kalması polonya’nın herşeyi kaybetmesi anlamına gelebileceğinden kuzeyde işler biraz pamuk ipliğine de bağlıdır. tüm cephelerdeki en büyük sıkıntı ise leh anlayışının batıdan toprak kaybetmeyelim derdi yüzünden ileri hat diziliminde görülür. düşmana yakın mevzilenen birlikler ateş altına bir kez girdiğinde manevra yetilerini komple kaybederek statik hale gelmektedir. statik piyade de kafasına panzer saldırısını yediğinde tek yapabileceği şey destek gelene kadar tutunmak olduğundan o iş gayet yaştır. bunun kitaptaki toleransı piyadeye 5 zırhlı birlik taarruzuna 15 (arabada beş evde onbeş) kilometrelik bir emniyet sahası bırakarak düşmanın nereden nasıl geldiğine kani olarak manevra yapabilecek durumda kalabilmektir. polonya birlikleri ise sınırdan 4-5km içeride statik beklemektedir. ancak tabii bu kitaplar ikinci dünya savaşından sonra yazıldığı için, almanlar ilk kez denenmiş şeyleri burada denedikleri için polonya kurmayını da suçlamak abestir.

Savaşın Başlaması

Westerplatte Savaşı

savaş asıl 31 ağustos 1939’da başlayacaktır ancak bir gün ileri alınır. ona rağmen harekatın bir gün ertelendiğini her nasılsa haber alamamış bir grup alman abwehr askeri istihbarat elemanı polonyalılar gibi giyinip davranarak silezya polonya sınırındaki gleiwitz radyo istasyonuna saldırırlar. sonra durumu farkeden almanlar olay çok büyümeden bir gün daha örtbas ediverirler. oysa polonyalılar gözlerini açıp bir baksa askeri yığınak üstüne bir de sınırda garip olaylar olduğunu farkedip savunmada mühim olabilecek bir gün daha kazanabilecek durumdayken ne oluyor anlayamazlar. ertesi gün almanlar sınır kapılarını yıktıklarında durumun ciddiyetinin ancak farkına varırlar.


asıl saldırı 1 eylül 1939 sabah saat 4:45’te danzig açıklarında bulunan eski alman zırhlısı schleswig-holstein’ın danzig limanının girişinde bulunan polonya askeri transit deposu ve bunların tesis ve müştemilatına ani bir bombardımana başlamasıyla açılır. limanın hemen kuzeyinde bulunan westerplatte yarımadası bir anda ateş altında kalır. ikinci dünya savaşının ilk çatışması budur. ilk salvolarda üç top mermisi dış duvarda patlayarak devasa delikler açar. bir dördüncüsü petrol silolarının arasına dalarak patlar ve ciddi bir yangın çıkarır. schleswig-holstein bombardıman sürerken taşıdığı deniz piyadelerini de tahlisiye sandalıyla atarak westerplatte üzerine giden demiryolu köprüsünü uçurma görevini de üstlenir.



Schleswig-Holstein

teğmen wilhelm henningsen komutasındaki alman deniz piyadeleri, schleswig-holstein’in mermilerinin deldiği dış duvar üzerinden tırmanarak iç tahkimatlara doğru koşarlar. ancak leh garnizonu bunları farkederek bir anda çapraz ateşe alıverir. lehler duvarın arkasındaki tahkimatı öbek öbek dikenli tellerle çevirdiği için alman atağını yoğun makineli tüfek ateşi altında geri püskürtmeyi başarırlar. tahkimattaki tek ağır silah olan bir 75’lik top 28 atış görevi yapmayı becerir ancak schleswig-holstein’ın isabetli atışlarıyla vurularak patlar. ancak westeplatte bu ilk saldırıda düşürülemez. almanlara 50 zayiata malolurken lehler 8 asker kaybeder.

danzig burada belirtmek gerekirse “serbest şehir” statüsündedir. kendisini yönetmekte ve bir ülkeye bağlı değildir. ancak milletler cemiyeti polonya’ya danzig’e kara bağlantısı köprüyle sağlanan westerplatte’ye bir mühimmat deposu falan kurmaya izin vermiştir. hitler danzig diye bağırdıkça lehler de tırsarak buraya daha gizli bir dizi tahkimat inşa etmiştir. westerplatte alçak siluetli bir tür kale olmuştur. şimdi de bu tahkimatlar açığa çıktıkça almanlar zayiat vermektedir. sonra schleswig-holstein bütün toplarını buraya çevirip cehennemi andıran bir bombardımana tutar. 90 adet 280’lik, 407 adet 150’lik ve 366 adet 88’lik top mermisinden sonra ikinci bir saldırı da iyi tahkim olmuş polonyalı savunmacılar tarafından geri püskürtülür. lehler 1 ölü 7 yaralı verirken alman deniz piyade müfrezesi 16 ölü 120 yaralı verir.



almanlar bu iş böyle olmayacak diye kıyıya da ağır topçu ve havan çıkartarak westerplatte’yi dört gün boyunca bombalar ve isviçre peyniri ile kraterli ay yüzeyi arasında bir şeye çevirirler. bu da yetmez stuka pike bombardıman uçaklarından bir armada getirerek (60 uçak) bir metreden uzun her yükseltiye bomba atarlar. sadece uçaklardan 26.5 ton bomba bırakılır. çıkan dumanlar ve dümdüz olmuş araziye bakarak burada kimsenin sağ kalmamış olacağına inanırlar. bu bombardımanda yeraltı sığınağında bekleyen lehler sekiz asker, tüm yiyeceklerini ve tek telsiz ekipmanlarını da kaybeder. ancak bir saldırı daha püskürtmeyi başarırlar. westerplatte garnizon komutanı binbaşı henrk sucharski bu sırada bombardımandan ötürü şok geçirmektedir. brifing odasında subaylarını toplayıp teslim fikrini öne sürer. erzak mühimmat ve genel vaziyet tahkimatın daha ancak 12 saat civarında tutulabileceğini göstermektedir. yüzbaşı franciszek dabrowski (dombrowski) hayır diyerek bir süreliğine komutayı ele bile alır.

almanlar yanan trenler göndererek mühimmat depolarını hedef alır ancak makinist korkup treni erken dekupe edince yanan tren gider westerplatte ormanını ateşe verir. yanmamak için kaçan alman askerleri yine açıkta hedef olur.



westerplatte böyle böyle çok inatçı bir savunmayla tam 7 gün direnir. garnizonda içecek su kalmaz ve yaralıların durumu kangren vakalarının görülmesiyle çok kötüleşmeye başlar. radyolarından da alman ordusunun varşova’yı kuşatmakta olduğunu öğrenen lehler daha fazla dayanamayarak 7 eylülde beyaz bayrağı çekerler. leh savunmasını çok kahramanca bulan almanlar garnizon komutanı sucharski’nin kılıcını esarette taşımasına müsade ederler.


Henryk Sucharski

yeküne vurursak lehler 182 asker ve 27 sivil ihtiyat ile kaleyi, bir 76.2mm top, 2 adet 37mm anti tank topu, 4 adet 81mm havan, 16’sı ağır 41 makineli tüfek, 160 mavzer 40 tabanca ve 1000 el bombası ile 7 gün cephane bitene kadar tutmuştur.

westerplatte bugün polonya’nın en çok ziyaret edilen milli anıtlarından biri haline gelmiş, okul öğrencilerinin polonya’nın her tarafından otobüslerle ziyarete geldiği bizdeki çanakkale gibi bir şeye dönüşmüştür. gelecek sene 2019 martında falan burada devasa bir westerplatte müzesi de açılacak toplanan eşyalar ve askerlerin yakınların anılarıyla ve reenactment gösterileriyle falan çok ilginç bir savaş müzesi haline gelecektir. trzymieszcie belediyelerinin yalancısıyım kendileri öyle diyor.

ancak binbaşı henryk sucharski savaş sonrası westerplatte’yi 7 gün tutan bir kahraman imajından sonra 90’larda diğer gazilerin anlattıkları ile beraber bugün tartışmalı bir figür haline gelmiştir. anlatılanlara göre savaşın hemen hemen tamamında bombardımandan yarı deli bir haldedir. bütün savunma başarıları bugün daha ziyade savunmaya vekalet eden yüzbaşı dabrowski’ye atfedilir olmuştur.

Mokra Savaşı

harekatın küçük leh zaferlerinden birisi olmasına ve genel görüntüye pek bir etkisi olmamasına rağmen bunu da yazmak gerekir. zira fall weiss’ın en doğru sanılan mitlerinden biri de leh süvarisinin mızraklarla falan alman tanklarına hücum etmesidir. çıkış yeri de savaşın ilk gününde burası olmuştur.

1 eylül saat sabah 8:00’de henüz resmi bir savaş ilanı yokken 31. piyade tümeni, 1. ve 4. panzer tümenleriyle beraber gleiwitz-rosenborg (bugünkü gliwice-olesno) çıkış hattından harekata start verip lodz ve krakow ordularının arasına denk gelen czestochowa (çenstohova) kentinin 22km kuzeybatısından leh hattını delerek varşova istikametine tomaszow mazowiecki üzerinden çıkmaya çalışmaktadır.

savunan güç ise lodz (vuc) ordusunun en güney kesimini tutmaya çalışan volinya (wolynska) süvari tugayı ile krakow ordusunun 7. piyade tümeninden müteşekkildir. almanlar da gelip bu hattın güçlü noktasına çatar. alman çıkış hattından 27 km kadar kuzeydoğuda olan krzepice köyüne girerek alan 4. panzer tümeni 9km doğuya yönelerek wilkowecko köyüne girer ve rotasını 90 derece tekrar kuzeydoğuya çevirerek 4km mesafedeki mokra kasabasına namlularını çevirir. belirtmek gerekirse almanlar girdikleri köy kasabaları mümkün mertebe boşaltarak kendi birliklerinin önünde polonya hatlarına göndermektedir. bir yerde sivillerden insan kalkanı yapıp madalyonun diğer yüzünden savunmacılara psikolojik baskı da uygulamaktadır. mokra kasabası havalisinde 37mm bofors anti tank topları konuşlandırmış bulunan lehler nispeten hafif zırhlı panzer 1 ve 2 modellerini 120 ila 200 metrede önlerinde birden buluverirler. bunlar savaşın ilk yılında hala geniş çapta serviste olan ve çok küçük kalibrelere karşı dahi (12x118mm 13mm 14.5mm) yan zırhlarını koruyamayan tanklardır. 37mm atışlar tankları bir miktar paniğe sevkedince namluları leh hattına bakar halde tornistan ederek geri çekilirler. izleyen alman piyadesi de etraftaki ormanlık alandan üstlerine gelen tüfek ateşi yüzünden kayıplar vererek 2.5 km kadar geri çekilir. siviller kayıpsız olarak leh hatlarına ulaşır ve neler olduğunu, alman gücünü rapor ederler.

saat 10:00’da saldırı tekrar başlar. lehler hatlarından bu sefer sökülüp atılırken mokra köyü havalisinde ev ev çatışmalar başlar. ormanlık alandaki leh piyadesini de sökmek için alman panzer 1 ve 2 modelleri tekrar ortaya çıkar. almanlar kendi telsizlerinden 19. mızraklı uhlan süvari tugayı olarak (doğru) teşhis ettikleri süvari artçılarına karşı bu sırada operasyon halindedir. süvariler atlarından inmiş ve köy etrafındaki tahkimatlarda piyade olarak çatışmaktadır. bunlarla beraber o esnaya kadar kendisini göstermemiş olan leh 21. zırhlı taburu çok hafif zırhlı tks tanketleriyle beraber köye bir karşı saldırı emri alarak gelirler. burada parantez açmak gerekirse tanket çok başarısız bir zırhlı dizayndır. 2.5cm kalınlığında ön zırhı ile tüfek mermilerine karşı kendini ancak koruyabilmektedir. ortamda tankların olduğu bir savaşta ise mürettebatlarına bunlar çok az hayatta kalma şansı tanımaktadır. bu tanketler köyün etrafında manevra yapacağız derken güm diye kendilerini bir alman tank kolunun ortasında buluverirler. panzer 2 tankının tepesindeki 20mm zırh delici topun karşısında hiçbir şansı olmayan tanketler birden ortaya çıkışlarının etkisiyle alman tank kolunu “lan ne oluyor” tarzında kaosa gark etmiş ve 500 metre kadar geri bastırmayı başarmıştır. o sırada 19. süvari tugayı atlarına geri dönmüş ve mokra etrafında manevra halindedir. bu da “lehler tanklara mızrakla saldırıyor” mitini ortaya çıkarmıştır.



daha güneyden gelen 1. panzer tümeninin klobuck kasabasını aldığını ve çevrelenmek üzere olduğunu anlayan lehler hatlarını terkederek 12km kadar doğuya çekilerek yeni tahkimatlarına giderler. bu bölgedeki saldırı antitank tahkimatının yoğun olduğu bir noktaya çattığından almanlar 800 kadar kayıpla 50 de tank zayiatı vermiştir.

ancak genel vaziyete kıyasla bu hiç bir şeydir. hat cayır cayır yürüyüp polonya içlerine girmektedir. cephe genelinde bir günde 38km içeri giriş ve hala durağanlaşmayan bir cephe almanların 1918’de ıslak rüyalarında görebileceği bir şeydir. iyi planlamayla, hayvan topçu açılışıyla ve şansla bir 300 bin kişinin gözden çıkarılması demektir. 1939’da ise blitzkrieg sayesinde artık 800 kayıpla falan gerçekleşebilen yeni bir askeri gerçek olmaktadır.

Sınır Savaşları Evresi
[/b]

polonya işgalinde kronolojik sunum zordur. 10 – 15 kadar askeri olarak önemli operasyon aynı anda olmaktadır. hepsi de aşağı yukarı aynı anda bitip bir sonraki askeri vaziyete evrilmektedir. o yüzden analizlerde hepsi bir başlığa indirgenip üzerinden 1-15 eylül arası genel görünümde vukua gelenler şeklinde anlatılır. ben de öyle yapayım.

Danzig Posta Binası Çatışması
[/b]

schleswig-holstein westerplatte’yi arka planda bombalarken serbest şehir danzig içinde alman paramiliter sa grupları ve etnik alman danzig polisi bir araya gelerek şehirdeki leh otoritesi olarak gördükleri posta binasına hafif silahlarla saldırıya geçerler. binayı da savunan 55 kadar çoğu subay leh posta çalışanı ve sivil gönüllüler makinalı tabancalar ve el bombalarıyla oldukça iyi silahlıdır. bina etrafındaki çatışma 4 saat süresince artarak sürer. saat 11:00 gibi düzenli alman birlikleri kuzeyden danzig’e girmeye başlayınca alman komutanı danzig şehri nazi partisi il başkanı albert forster’e binayı dinamitleyip uçurmayı önerir. forster bunu reddeder. almanlar bu sefer iki adet 75’lik top ve bir 105’lik howitzer getirip binayı top ateşine alırlar. ancak saldırıları posta binası koridorlarında yürek yemiş leh savunmacılar tarafından geri püskürtülür.



saat 3’te almanlar ateşkes ilan ederek lehlerin teslimini ister. lehler bunu reddeder. almanlar saat 5’e kadar çatışmaya devam ederken bir yandan istihkamcıları posta binasının altına kanalizasyon bağlantılı 600 kilo kadar patlayıcı istifleyip havaya uçururlar. posta binasının bir duvarı komple göçer. lehler yine teslim olmazlar. alman komutanı iyice delirerek bir tanker getirip binanın bodrumuna hortumla benzin bastırır. el bombası atıp benzin dolu bodrumu ateşe verirler. üç polonyalı yanarak ölünce kalanlar bu sefer teslim olmaya karar verir.

binada savaşarak yananlar dahil 6 kişi ölür. 14 yaralının 4’ü daha sonra hastanede ölecektir. ele geçen 38 kişi üniformalı olmadıkları ve savaşa dahil oldukları için partizan haydut muamelesi görüp bir duvara dayanıp taranır ve öldürülürler. almanlar 10 ölü 25 yaralı ve bir araç zayi vermişlerdir.



Chojnice Çatışması
[/b]

chojnice (hoynitse) danzig’in hemen güneyinde bir pomeranya şehridir. güneyden danzig’e gelen ana ikmal yolunun üzerinde bulunmaktadır. savaşın ilk gününde vukua gelen bu olayda alman stukaları tczew (tçef) köprüsü havalisindeki leh kuvvetlerine çekilmelerini zorlaştırmak yıkıcı bir bombardımana başlamış lehler almanları oyalamak için köprüyü kendileri dinamitlemiştir.

Krojanty Hücumu
[/b]

“lehler tanklara atla girdi” mitinin bir diğer müsebbibi de budur. 1 eylül akşamı chojnice’yi çiğneyip geçen alman hücumu daha doğuya danzig’in güneydoğusuna doğru inerken czersk istikametinde tuchola ormanı kıyısında bir mola vermiştir. alman piyadesi çökmüş yemek yerken leh 18. uhlan tugayına bağlı süvariler bu hareketi farkederler. komutanları eugeniusz swiesciak (şveşçak) saat 19:00’da süvari hücumu emri alır. 250 süvarinin katıldığı bu operasyon almanlarda sürpriz etkisi yaratır. ancak çatışma seslerine gelen alman zırhlı araçları birden orman yolundan çıkarak açıklıkta belirir ve namluları taretleri süvarilere çevirmeye başlarlar. etraflarından vızır vızır mermiler geçen leh süvarisi kayıplar verip çekilmeye başlar. swiesciak da ölenler arasındadır. heinz guderian tam da orada süvarilere ateş eden tank kolunun başındadır.



alman 20. motorize piyade tümeni taktik geri çekilme falan yapmaya çabalarken guderian tanktan atlayıp “hop napıyorsunuz lan” diye önlerinde belirir. rütbesini kullanarak piyadeyi durdurur ve can çekişmekte olan atlarla süvarileri göstererek hücumun bittiğini işaret eder. anılarında da daha sonra şöyle yazacaktır :

“bir geldim ki benim kendi kurmayım miğferlerini takmış, bir pak-36 topunun arkasına geçmiş, olası bir leh süvari hücumunu karşılamaya hazırlanıyorlardı. ama tabii sonra ilk günün bu paniği çabuk atlatıldı”

almanlar bu hücumdan sonra czersk istikametine ilerleyişi biraz durdururlar. bu sayede leh birlikleri chojnice’nin düşüşünden sonra varşova istikametine doğru ilerleyebilir. ama dile kolay danzig koridorundan üzerlerine gelmekte olan 20 alman tümeni vardır.

Lasy Krolewskie Savaşı
[/b]

1 eylül’de gerçekleşen başka bir alman ilerleyişi de doğu prusyadan dümdüz aşağı ciechanow (çehanuf) ve varşova istikametine doğru olur. alman 3. ordusuna bağlı süvari ağırlıklı birimler ile 1. kolordunun iki piyade tümeni mlawa havalisindeki tahkimatların önünde takılır ve geçemezler. almanlar hafif tahkimat görünce yine 3. ordunun kempf tank alayından istihkamı yandan vurmasını ister ama havza çok yağışlı ve çamurlu olduğundan o da gerçekleşemez. leh uhlan süvarilerinin de ortama girmesiyle cephenin o kısmı statik bir hale gelir. belirtmek gerekirse lasy krolewskie “königsberg ormanları” nın lehçe çevirisidir. polonyalılar königsberge de krolewiec derler. yabancı kaynaklarda kraliyet ormanları falan deyişlerine takılmayınız.

Pszczyna Savaşı
[/b]

pszczyna (pşçına) katowice’nin 30 km güneyinde ve alman-slovak çıkış hattına yine 30 kilometrede bulunan stratejik bir kavşaktır. güney cephesinde savaşın büyük düğümlerinden biri burada 4 gün içinde çözülecektir.

polonya’nın 1920’ler ve 30’lar boyunca endüstriyel altyapısını korumak için bu katowice hattına tahkimatlar kurduğundan bahsetmiştik. bunlar daha çok katowice gleiwitz ile sosnowiec strzelce arasında kurulmuş, 300 bin zloty gibi bir paraya malolmuş beton koruganlar, havan siperleri gibi yapılardır. ancak alman panzerlerinin piyadelerini bırakamayıp onların hızında saldıracağını düşünen ve blitzkrieg’in müstakil panzer teşekkülleri ve hızına aklı henüz ermeyen leh planlamacılar burayı daha çok anti piyade operasyonlarına göre tahkim ederler. aralara da antitank direnç noktaları serpiştirirler. daha da acınası bir durum olarak polonya’nın slovak sınırı doğal bir saldırı ekseni olarak değerlendirilmediği ve 1938 yılında hitler burayı bir anda almanya’ya dahil ettiği için bir anda 200 km ekstra sınır boyu alman suistimaline açılmış olur. lehler 1939 eylülüne kadar rybnik – cieszyn havalisine (38km’lik bir şeride) bölük pörçük bir dizi daha istihkam kazmaya başlarlar. hat bitirilemeden alman ordusu tepelerine çöker.

1 eylül’de probe saldırısına başlayan almanların görüntü alma temelli saldırıları brzezce (bjejtse) ve wisla wielka (visva vielka) köyleri etrafında başarıya ulaşamaz. almanlar hattın sağlam noktasına çattıklarını farkedip zaman geçirmeden dönerler. almanlar 4 tank kaybederken lehler 15 ölü verir. ilk günün bu cephe genelindeki bilançosu 47 alman tankı, 11 zırhlı araç ve bir uçak iken leh tarafında 2 top, 7 zırhlı araç 66 ölüdür.

2 eylülde bir miktar güneye kayıp pszczyna’daki ana istihkamlara yönelmeye çalışırlar. burada da geçmelerinin çok kayıp vermelerine sebep olacağını farkeden 28. tümen komutanı saldırıyı sonlandırır. ikinci gün lehler 311 ölü yaralı ile 45 top 2 tanket kaybederler. almanlar 36 tank zayi eder.

3 eylülde cwiklice (çviklitse) köyü etrafında çok sert çarpışmalar olur. lehler ilk iki gün hattı tutmayı becerdikleri için güven patlaması yaşayarak istihkamın 120 metresine kadar alman saldırısına müdahele etmeyerek almanların torbaya girip ateş gücüyle kırılarak daha kesin sonuçlu bir zafer almayı umarlar. ama karşılarındaki de nihayetinde panzerdir. alman zırhlı konsantrasyonu leh hattına bir vurup darmadağın edince katowice güneyinde bir anda leh cephesi çorap söküğü gibi çektikçe açılmaya başlar. gelen raporlarla harita başında vaziyeti inceleyen leh kurmay heyeti silezya havalisinin artık kurtarılamayacağını hesaplayarak tüm yukarı silezya eyaletinden çekilme kararı alırlar. katowice 3 günde alınır. bu değerde endüstriyel bir şehir için verilen 96 tank ve 1 uçak almanlar için çok ucuz bir bedeldir.

güney cephesinin hedefinde artık krakow vardır.

Grudziadz Savaşı
[/b]

grudziadz (grucyonts) yine kuzey cephesinde danzig ile varşova arasında yolun yarısında kalmaktadır. burası barış zamanında süvari harp okulunun da bulunduğu yer olduğundan danzig koridorundan polonya’nın içlerine yapılacak bir çekilmede mühim bir direnç noktası kabul edilmektedir.

1 eylülde asıl saldırı istikameti batıdan doğuya doğru gerçekleşmekte iken ve chojnice üstünde lehler ağır baskı altında bu noktaya doğru çekilirken, doğu prusya’dan yani grudziadz’un tam kuzeyinden nikolaus von falkenhorst komutasındaki 21 ve 218. alman piyade tümenleri bu hatta bir saldırı açarlar. bu saldırı leh sol kanadına yüklenmeye başlar. osa nehrini geçip lasin üzerine gelmeye başlayan almanların ilk saldırısı püskürtülür ama dabrowka krolewska üzerine gelişen başka bir saldırıda leh hatları tutunamayarak çözülür. 1 eylül saat 15 sıralarında almanlar takviye kuvvet alarak saldırıyı doğuya doğru geliştirmeye başlar saat 19’a kadar alman saldırısı durdurulamaz. o gece mikolaj boltuc (mikovay bovtuç) komutasındaki polonya 4. piyade tümeni alman 218. piyadeye bir karşı saldırı başlatarak almanları osa nehrinin berisine atmaya çalışırlar. 400 metre kadar alan kazandıktan sonra almanlar tank desteğinde lehleri geri püskürtür. sabahın ilk ışıklarıyla stukaların göklerden sirenler çalarak inmesiyle leh karşı saldırısı yokolur.

2 eylül günü alman saldırısı tekrar başlar. bu sefer gece boyunca topçu aranjmanı yapılmış mermi yığınağı istiflenmiştir. bombardıman sonucu tarumar olan leh ön hatları tutunamayarak grudziadz kenti içlerine çekilmek zorunda kalırlar. leh general bortnowski bakar ki umut yok, leh hava kuvvetlerine koordinat vererek alman topçu pozisyonlarının bombalanmasını emreder. emri 6 uçak kaybıyla uygularlar ancak tam kadro hücumda olan alman ordusu üzerinde topçu hasarının etkisi pek hissedilmez. koşarak gelen blitzkrieg kamasının ucu grudziadz dışında leh 4 ve 16. piyade tümenlerine girer. bu şiddette bir saldırıya da moralman hazır olmayan (sabahtan beri habire alan kaybedip çekilip tekrar savunmaya oturmaktadırlar) leh kuvvetleri arasında panik ve disiplinsizlik baş gösterir. adamlarını kontrol edemeyen albay stanislaw switalski hemen görevinden alınır. yerine zygmunt bohusz-syszko atanır.

3 ve 4 eylülde emsali görülmemiş panzer destekli bir saldırı polonya hatlarına doğru çıkar. boltuc bu sırada vistül nehrinin batı yakasındaki leh kuvvetlerinin duramayıp kaçmakta olduğu gibi kara bir haberi almış bulunmaktadır. almanlar nehrin güneyine ve doğusuna geçmiş ilerlemektedir. bulunduğu yerde kalırsa çevrilip 7 saate torbaya girecektir. tüm birliklerin doğuya çekilmesi emrini vererek karargahını taşır. almanlar 4 eylül sabahı grudziadz’a girer.



belirtmek gerekirse topla tüfekle 4 günde 127 km içeri girmek de o güne kadar mümkün addedilen bir şey değildir. barışta 3 orduyu zor 120 km taşırsınız. kan gövdeyi götürürken bu daha zor bir şeydir.

Mlawa ve Ciechanow Savaşı
[/b]

doğu prusya çıkış hattının 40 km kadar güneyinde ve grudziadz’ın 144km doğusundaki bu hat varşova’nın kuzeyini korumakla yükümlü modlin ordusunun tahkim ettiği arazidir. mlawa e ciechanow (mvava ve çehanuf) georg von küchler’in panzer destekli 2 kolorduya bağlı biri zırhlı altı tümen tarafından saldırıya uğrar.

ciechanow’un düşmesi danzig koridorundan kaçıp varşova havalisine ulaşmaya çalışan tüm pomeranya ordusunu torbaya sokacaktır. o yüzden lehlerin burayı savunmak için yaptığı yığınak ve hissettikleri şevk almanlara daha yüksek bir bilanço olarak dönecektir.



1 eylül günü stukaların yine gökleri yırtarak leh hatlarına dalmasıyla başlayan harekat alman korgeneral walter petzel’in 1. kolordusunun karadan ilerlemesiyle sürer. lehlerin alman tanklarını durduracak tek silahları 37mm antitank toplarıdır ve bunları efektif olarak kullanmayı başarırlar. iki alman saldırısı yoğun tank kaybıyla püskürtülür. almanlar bu sefer şafağı bekleyerek yine leh sağ kanadına ağır top atışına başlarlar. topçu atışı kesilip panzer ve zırhlı araç destekli piyade rzegnow (jegnuf)’daki tahkimatlara ilerlediğinde leh birlikleri hatlarında tutunamazlar. leh kurmayları hemen 79. piyade tümenini karşı saldırı pozisyonuna çekip saldırırlar. ancak alman stukaları çok büyük bir dert haline gelmeye başlar ve karşı saldırı hedeflerine ulaşamadan çözülür.

bunun üzerine polonya modlin ordusu hat dispozisyonunu değiştirerek 20. tümenini 11 km kadar doğuya çekerek yeni bir savunma hattına oturtur. aynı zamanda 8. piyade tümeni de ciechanow’da ihtiyat olarak beklerken karşı saldırı emri alır.

8. tümen 3 eylül sabahı çıkış hattına ulaşır. burada vaziyeti çok karışık bulurlar. modlin ordusuna bağlı mazowiecki süvari tugayı almanlara müstakil (ve lakayıt) hücumlar düzenleyip kayıplar vermekte alman yığınağını veya hatlarını taciz bir yana, daha da güçlendirmektedirler. 8. tümen durumu kontrol altına alabilmek için kuvvetini ikiye böler ve bir kontenjanı 22km kuzeydoğudaki przasnysz (pjasnış) ve 30km kuzeydeki grudusk’a yollar. ancak almanlar zaman zaman kullandıkları cephe gerisi ajanlarını (bkz: diversant) varşova yollarında sivil lehler kıyafetine sokarak kullanmaktadır. bunlar birbiriyle çelişen panik dolu haberleri ilerleyen tümen unsurlarına ilettikçe polonya’nın teslim olmak üzere olduğunu, poznan’ın krakow’un gittiğine, varşova’nın yerle bir olduğuna, danzig koridorundan kimsenin kaçamadığına 300 bin ölü olduğuna dair söyledikçe resmen kaos yaratırlar. leh organizasyonu ve morali çok düşük bir seviyeye gelir. o günün akşamına almanların karşısına bu halde çıkan 8. tümenin mevcudu ölü yaralı ve kayıplarla %22 seviyesine iner. ancak almanlara da ciddi kayıplar verdirirler.

bu tümenin 21. alayının komutanı sonradan gayet meşhur olacak `stanislaw sosabowski` çatışmayı keserek daha varşova’ya doğru, modlin kalesine doğru çeker. akıllıca bir karardır zira panzerlerin yaldır yaldır geldiği, anasının nikahı gibi dümdüz o arazideki müstahkem sayılacak tek mevki orasıdır.

lehler 1200 ölü, 1500 yaralı ve 840 kayıpla bölgeyi kaybederek çıkarlar. almanların bilançosu ise 1800 ölü, 3000 yaralı, 1000 kayıp, 72 tank zayidir.

Jordanow Savaşı
[/b]



nadir görülen tank vs tank karşılaşmalarından biri de budur.

savaşın ilk günü slovak çıkış hattı tvrdosin/twardoszyn’den krakow istikametine yürüyen 22. panzer kolordusu unsurlarının, krakow’dan bunu karşılamaya gelen leh zırhlı birlikleriyle kafa kafaya girmesiyle vukua gelmiştir.

bölge polonya’nın tek dağ sırasını içermektedir. tatra dağları ve her polonyalının tatil diyince anladığı şey olan dağ gezisi (görmemiş adamlar, dağ yok başka) zakopane bölgesi geçişe müsade eden iki geçitten aşılarak krakowa rahat bir 88 kilometre maratonuna yokuş aşağı inilecektir. dağlık alan olduğundan savunma da tabii minimumdadır. polonyalılar her yeri dümdüz olan bir ülke dururken almanlar bir de dağları zorlamazlar diye düşünmektedir. ama zorlarlar.

almanlar `eduard dietl`’in 3. dağ tümeni, 2. panzer tümeni ve 4. hafif panzer tümeni ike gelip karşılarında lokal örgütlenmiş ve kötü silahlandırılmış bir hudut birliği bulunca ezip geçerler. nowy targ kasabası ilk gün almanların eline geçer.

leh general szylling durumu ve yaratacağı potansiyel tehlikeyi görünce 10. motorize süvari tugayını bölgeyi kontrol altına alması için yollar. motorize süvari nedir? günümüzde artık kullanılmayan, kullanıldığı dönemde de kafasına blitzkrieg yiyip kullanımdan hemen kalkan bir geçiş dönemi doktrini kabul edilir. zırhlı ve hafif zırhlı bir konsantrasyon süvarinin yaptığı işi yapacak, derinlemesine saldırılarda bulunarak açtıkları gediği deliği suistimal etmeden vur kaç yapacaklar. üstüne ileri gözlem falan da olacak. tabii tutmamıştır bu. günümüzde süvari `air cavalry` modeline dönmüşse işte polonya’nın süvari obsesyonu derinlemesine incelendiği ve çektiği azaplar çileler ders gibi çalışıldığı için böyledir.

konuya dönersek lehlerin tek kayda değer tank konstantrasyonu bölgeye ulaşır ulaşmaz direkt almanlara saldırır. karşılarında tank yoğunluğu beklemeyen almanlar sürprizin de etkisiyle kasabanın çıkışında durdurulur. ortam henüz dağlıktır ve zırhlı harekatın en büyük belalarından biri de düz olmayan arazidir. lehler almanları bu noktada kötü de yakalamıştır. özellikle jordanow kasabası havalisinde çarpışma almanlar hesabına çok büyük araç kayıplarla gerçekleşir. eduard dietl’in dağ topları ile durum ancak kontrol altına alınır.

almanlar bakar ki iş yaş, yine ağır top ve artık isabetliliği yüzünden havadan gelen top desteği gibi kullanmaya başladıkları stukalar ile leh mevzilerine sabahın ilk ışıklarıyla bir açılış barajı yaparlar. lehler burada ağır kayıp verir ancak almanları da bir şekilde tutarlar. üç saldırıdan sonra hala saldırabilecek insiyatifi olan almanlar bölgeyi üçüncüde alırlar. wysoka köyüne cephane vs istifleyerek krakow’a yapılacak her türlü güney çıkışlı saldırı için yığınak noktası olarak kullanırlar. wysoka kasabası sakinleri de savaşa dahil olarak buradaki benzin depolarını bir gece ateşe verince büyük bir patlama 3. dağ tugayından bazı askerleri öldürüp birkaç hasarlı tankı kullanılamaz hale getirir. almanlar bunun karşılığında feldgendarmerie getirirler. bunlar da köyden rastgele adam seçip vururlar.

lehlerin 5 tank ve 1820 kaybına karşı almanlar 70 tank ve 1200 kişi kaybetmiştir.

Wegierska Gorka Hadisesi
[/b]

bu savaş desen değildir, çatışmadan da biraz büyükçedir. ancak bölge insanı için önemlidir. gidip gördüğüm için yazacağım.



jordanow’un kuş uçuşu 40 km kadar batısı savaşın ilk gününde geri çekilme emrine konu olduğu için o bölgede uzun bir çatışma olmamıştır. o bölge zaten çekoslovakya almanya’ya katıldığında sol kanadını bir anda hazırlıklı olmadıkları bir alman taarruzuna açtığı ve bu nokta 1938 boyunca çok yetersiz tahkim edilebildiği için leh 1. dağ tugayı bu wegierska gorka (vengerska gurka – macar dağları) tahkimatlarını terkedip gitmiştir. ama bu tugaya ataşlı 1.5 alaylık bir kuvvette telsiz ekipmanı olmadığı için bunlar ricat emrini alamamışlar ve tüm polonyayı kendileri gibi sandıkları için savunuyor zannetmişlerdir. karşılarında 17 bin alman askerinin geldiğinden habersiz 5 beton korugan ve etrafındaki tahkimatlarda 70 leh askeri, 21 top ve 20 makinelitüfek ile beklemektedir.

almanlar sınırı milowka havalisinden geçip zayıf sandıkları leh direnişini çiğneyerek krakow ordusuna yandan vurmak için 90 derece doğuya döneceklerdir. ancak güçlü bir direnişle karşılaşırlar. askeri tarihlerinde çok çok az görülen bir şımarıklık olarak tahkimatlı piyadeye insan seli hücumuna kalkar ve çok ağır kayıplarla geri dönerler.

gece boyunca süren çarpışmalar, saldırılar ve geri püskürtmelerle birlikte bir korugandaki 7 leh asker mermileri kalmayıncaya kadar savaşır ve sonra teslim olurlar. kayıplardan dolayı deliye dönmüş almanlar bunları koruganın duvarına dayanıp hepsini idam eder. bir başka korugan o sabah saat sekizde düşer. bir üçüncüsü akşam saat beşe kadar savaşmaya devam eder. almanlar en sonunda lefh 18 150mm toplar getirerek koruganı direkt atışlarla yıkarlar. içeride kimseyi sağ koymazlar. kalan koruganlar durumu görerek geri çekilir ve krakow ordusuna katılmak üzere yola çıkarlar.

tam alman kayıp sayısına kaynaklardan ulaşmak zordur ama leh askeri tarihinde bunlar binlerle ifade olunur. tek alman kaynağı da o esnada orada olan savaş muhabiri leo leixner’in hatıratında bulunmaktadır. hatıraları ise geçen yıl `lemberg’den bordeaux’ya` isminde bir kitapta toplanmıştır.

Wizna Savaşı
[/b]

bu da heinz guderian komutasındaki 19. zırhlı tümenin bütün doğu prusya’yı altı günde geçtikten sonra varşova’nın 140km kuzeydoğusuna doğru ilerleyişine denk gelmektedir. bütün polonya ordusu çok kötü yakalanıp imha edilmeye doğru adım adım giderken alman ordusu varşova’nın düşüşü sonrası elde lehlere savaşa devam edebilecek bir hinterland bırakmamaya kararlıdır. bir süre sonra bu prong güneye dönerek varşova’yı doğudan kuşatacaktır.

bialystok istikametinde çok az direnişle karşılaşarak ilerlerken lomza (vumja) ‘da alman öncü birlikleri leh tahkimatlarına rastlarlar. bunlar işin aslında savaştan 2 ay önce bitirilip alelacele servise sokulmuş 12 adet beton korugadır. tahkimatı savunan grup 720 kişilik bir taburdan müteşekkildir. bunların kullanımına verilmiş envanter de altı adet top, 24 ağır 18 hafif makineli tüfek, iki antitank tüfeği olarak listelenmektedir.

almanlar savaş öncesi havadan uyarı bildirileri atarlar. polonya’nın çoğu zaten elimizde bırakın savaşmayı tarzında cephe propagandasına girişirler. tahkimatı savunan komutan yüzbaşı wladyslaw raginis askerlerini toplayarak teslim olmak isteyenin olabileceğini, ancak kendisinin ölene kadar çarpışacağını söyler. tüm lehler sonuna kadar savaşacaklarını söyler ve tahkimatlara otururlar.

7 eylül – 10 eylül arası süren çarpışmalarda lehler boyutlarına oranla çok yıkıcı bir atış volümü yakalayarak bataklık alanın da etkisiyle iki alman piyade saldırısını büyük kayıplarla kırarlar. ancak tankların ortaya çıkmasıyla da adım adım alanı kaybederek iki koruganlık bir alana sıkışır ve mermileri bitene kadar çarpışırlar. bundan gayrisi artık katliam olduğu için yüzbaşı raginis askerlerine teslim olmalarını emreder, komutayı devreder ve şahsen teslim olmamak için kendini bir el bombasının üzerine atar. bu olayın olduğu yer bugün bir açıkhava müzesi tarzı gidip gezilebilmektedir.

guderian’ın hatıratında o bölgedeki kayıplar 900 ölü, 1480 yaralı 12 tank zayi olarak geçer. savunan lehlerden sadece 70 tanesi kurtulmuştur.

alıntı:lobotomi.com -Anglachelm

10
1919-1947 / Muharebe Fall Weiss Harekatı # Bölüm - 2
« : 25 Temmuz 2018, 18:10:09 »
Muharip Güçlerin Analizi

Almanya



bu maçın favorisi 4 üstle almanya’dır. tartışılmaz sayısal üstünlüğe bir de materyal ve doktrin üstünlüğü ekleyerek gelmektedirler. 2750’si operasyona direkt müdahil olan 3472 tankla korkunç bir zırhlı kuvveti polonya sınırına dayamış durumdadırlar. almanya bu tankların 453 adedini hafif tank tümenleri olarak ayırmış ve acil durumlara müdahele için ihtiyata koymuş, 225 adedini piyade yakın desteği için ayırmış ve cephe geneline dağıtmış, ancak kalan 2009 adet muhtelif tankı blitzkrieg teorisini askeri tarihte ilk kez uygulamak için bir araya toplamıştır. buna göre bu ayrılıp müstakil hale gelen dev tank gücü ordunun diğer unsurlarıyla koordineli hareket edecek, düşman hattının en güçlü yerlerine delikler açacak ve kimi unsurları izole edecek. daha sonra izleyen piyadenin de boşlukları doldurmasıyla bu izole düşman unsurları torbaya girecek ve imha olacaktır. luftwaffe bu esnada özellikle stuka pike bombardıman uçaklarıyla direnç noktalarına çok isabetli saldırılar düzenleyecek, kalan bombardıman gücü taktik seviyede cepheye ve ikmal yollarına, stratejik kademede işe altyapıya yollara ve şehirlere, özellikle varşova’ya saldıracaktır. belirtmek gerekirse 4000 uçakla avrupa’nın en büyük hava armadası almanyadadır. üstüne 1937’de avcı ve bombardıman pilotları ispanya iç savaşına gidip kendi doktrinlerini ve uçaklarını orada deneyerek dünyanın en deneyimli hava gücü haline getirmişlerdir. işte bu koordineli, düşmana bir saniye bile nefes aldırmadan sürpriz bir şekilde hatları yarıp geçip cephe gerisindeki hedeflere zırhlı ilerleyiş ve beraberindeki bunaltıcı hava üstünlüğünün adı blitzkrieg (yıldırım savaşı)’dır. tarihteki ilk ve en kusursuz örneği polonya’da denenecektir.

bunun da üzerine çoğu 1934+ model 9000 adet topla polonya’nın 2.5 katı kadar bir topçuyla sınırdan girmektedirler.

Fedor von Bock

piyade ve süvariye gelindiğinde almanyanın cepheyi iki bölgeye ayırdığına tanık oluruz. kuzey ordu grubu olan heeresgruppe nord, mareşal fedor von bock komutasında stettin (günümüzde szczeczin) havalisine konuşlanmış iki orduluk (4. ve 3. ordular) bir kuvvetten müteşekkildir. operasyonel hedefi danzig koridorunu çiğneyerek kuzeyden 3. ordunun konuşlu olduğu doğu prusya ile birleşerek varşova’yı kuzeyden çevirmektir.

Georg Von Küchler
bu ordunun daha statik kolunu teşkil eden 3. ordu komutanı georg von küchler ile königsbergde konuşludur. iki piyade tümenlik iskelet bir 21. kolordu ile daha sonraları çok meşhur olacak grossdeutschland tümeninin de bulunduğu zırhlı-piyade karma 1. kolordu ile iki de yerel piyade kolordusu ile (4 tümen) ile 10 piyade ve 1 zırhlı tümenden müteşekkildirler.

Heinz Guderian
[/b]

blitzkriegin asıl aktörlerinden 4. ordu’da blitzkriegin kitabının (bkz: achtung panzer) yazarı heinz guderian 21. kolordu komutanı olarak aktif görevdedir. polonya seferinin bu en hızlı kolordusunda 3. panzer tümeni, 2. ve 20. motorize piyade tümenleri üstüne bir de elit panzer lehr alayı bulunmaktadır.

4. ordu’nun bunun da üzerinde 2. ve 3. kolordularında 4 adet piyade tümeni üzerine ihtiyat piyade tümenlerini de ekleyince 7 piyade 1.5 zırhlı 2 de motorize piyade mevcudu çıkıyor.

Gerd Von Rundstedt
[/b]
güney ordu grubuna ise alman askeri tarihinin medar-ı iftiharlarından gerd von rundstedt komuta etmektedir. gleiwitz çıkışlı bu kuvvet silezya üzerinden devam ederek güneyden krakow havalisinde bulunan polonya kuvvetlerini imha ederek kuzeye varşova’ya dönecektir. bu grup 8. 10. ve 14. ordular olmak üzere 3 ordudan müteşekkildir.

8. ordu 4 adet piyade tümeni üstüne bir de hitler’in kendi muhafız tümeni olan ss “`leibstandarte adolf hitler`” i bünyesinde barındırmaktadır. literatürde lssah olarak kısaltılan bu ikinci dünya savaşının en güçlü mevcutlu tümeni (klasik bir alman piyade tümeni 10-11 bin kişiyken lssah en kötü gününde 22-24.500 mevcut çeker, öyle bir hayvandır) polonya seferinin başında henüz motorize piyadedir. daha sonra panzer tümeni haline gelerek her zaman en iyi ekipmanı ilk alacak, ancak her zaman savaşın en civcivli yerine sürülecektir.

Walther Von Reichenau
[/b]

10. ordu walter von reichenau komutasında aşağı silezya – oppeln’de (bugün opole) karargah kurmuştur. bu da harekatın joker ordularından bir tanesidir. 5 kolorduluk muazzam bir güçtür. 6 piyade, 2 motorize piyade, 3 hafif panzer ve 1 panzer tümeniyle o cephenin kilidini açacak asıl anahtardır. bu panzer birliklerinden 16. kolordunun başında erich hoepner, 15. kolordunun başında hermann hoth vardır. konuşurken basit geliyor ama almanların komutan diye seçip getirdiği adamlara bir bakıyorum. hepsi alanının en iyileri. futboldaki karşılığı brezilya arjantin milli takımı gibi bir şey. ölüm grubu.

Erich Hoepner

Hermann Hoth

14. ordu ise moravya ve slovakya’da üstlenmiş güney cephesine harita dışından derinlik katacak ilginç bir kuvvettir. 6 piyade tümeni, 1 hafif panzer, 2 panzer, 2 de dağ tümeniyle (birinin de komutanı dağ komando birliklerinin babalarından`eduard dietl`’dir.)

Eduard Dietl

bunun da üzerine slovakya da 4 tümenlik bir yancı grubu tesis edip wehrmacht emrine vermiştir.mevcudu yeküne vurduğumuzda 60 tümenlik 1.5 milyon askeri almanya bu operasyon için seferber etmiş durumdadırlar.

Polonya


1939’da alman ordusunun karşısına çıkan polonya için çok şey söylenir ve ekserisinin gerçekle ilgisi yoktur.
polonya haritası 1939’da günümüzdekinden daha değişik olduğu ve ülke doğuya biraz kayık olduğu için o zamanın idaresi (ikinci polonya cumhuriyeti) ülkenin coğrafi olarak merkezini (centralny okreg przemyslowy) endüstriyel olarak güçlendirerek burayı koruma üzerine çok yoğun bir savunma savaşı mentalitesine girişmiştir. 1929-39 arasında lublin – lwow – krakow ve kielce gibi şehirlerin merkez teşkil ettiği idari ayrımlar olan voyvodalıklarda ülke yatırımlarının %60 gibi devasa bir miktarı görülmemiş altyapı imar fabrika elektrik santralleri yapmak için harcanmıştır. polonya askeri anlayışı her zaman iki düşman arasındadır. kader bu adamlara rus ve alman devleri arasında sandviç olmuş bir toprak bahşettiği için polonya savunma kafasından çıkamamıştır.

1939 yılı Polonya sınırlarının Günümüzdeki Sınırlarıyla Karşılaştırması

ancak polonya’nın asıl zaafı politiktir. ortada bir savaş rüzgarları bir şeyler esmektedir, hitler bas bas bağırmakta, parmağını habire polonya üzerine çevirmektedir ancak polonya’da bürokrat olsun analist olsun general olsun kimse tam kadro işgal gibi ekstrem askeri bir olasılığın 1942 yılından öncesinde gerçekleşebileceğine ihtimal vermemektedir. verememektedir de zira 1920 yılında polonya koskoca kızıl orduya hayatının en büyük dayağını atmakla kalmamış üstüne bir de önüne katıp kovalamıştır. 20. yüzyılda leh başlarına rusya’ya top tüfek yürümüştür herifler. bu olayın da üzerinden o zaman zarfında sadece 19 yıl geçtiği için dünyanın bir günde tersine dönmeyeceğine, almanyanın bir üç yıl daha hazırlık yapmadan kendini siperler dikenli teller ve ortada zehir gibi dolanan meşhur polonya süvarisine ölümüne atmayacağına inanmışlardır. lehlere göre havlayan köpek ısırmamaktadır ve hitler de hiç susmadığına göre daha bir miktar hazırlık zamanı olsa gerektir. ama tabii o işler öyle değildir.

üstüne kağıt üzerinde bakılırsa polonya seferberliğini bitirdiği anda 1 milyon gibi hatırı sayılır bir orduya kavuşmaktadır ama pratikte ingiliz fransız baskısıyla seferberlik emri bir kere verilip bir kere geri çekilip tekrar haydi seferberlik dendiği için kapılarında alman ordusu zincirini koparmış gelmeye hazırlanırken başlarına çok büyük iş almışlardır. 1 eylül’de seferber olup birliğine katılabilen leh ordusuna mensup askeri yekün, genel mevcudun %44.6’sına denk gelmektedir. ülke çok iyi planlanmış bir alman işgaline uğramış vaziyetteyken en kritik ilk 18 saatte leh ordusunun yarısı istasyonlarda yatmakta, yalaktan su içmekte, hiç bir şeyden habersiz eve dönmekte, elalemin tarlasından havuç çalmaktadır. vaziyeti anlayıp birliklere geri katılımlar başladığında artık luftwaffe tam kadro havadadır. gündüz lojistiği falan sağ bırakmazlar. trenler kamyonlar otobüsler at arabaları ve yaya yürüyen asker kolları acımasız bir şekilde hava saldırılarında kaybedilecek, çok acı sahneler görülecektir. dahası almanlardan çok daha az tankı olan ve tank savaşında alman kafa yapısında (en az) 20 yıl geri olan polonya blitzkrieg’in death star boyutlarında tank konsantrasyonlarına karşı çok acınası kalacaktır.

işin biraz derinini kazarsak her devletin tarihindeki ölüm kalım savaşı onun sonraki en az 100 yıllık askeri teorisinin merkezini teşkil eder. sina ve filistin cephesindeki megiddo bizim derinlemesine savunma / defence in depth teorisine kanca atmamıza neden olan mesela ana hadiselerden biridir. yunan ordusunun 1921’de polatlı’ya kadar gelmesi yüzünden bir `murat baş yaylası` stratejimiz hala okutulmaktadır. polonya’nın da bütün ama bütün askeri teorisi 1920 polonya – rus savaşı üzerinedir. o savaşa da zaman olduğunda çok büyük girişeceğim bu kendime not olarak kalsın, ancak lehler ortamdaki değişimin büyüklüğüne ayak uyduramamışlardır. 19 yıl askeri doktrinde yüzyılımızda bile çok aşırı bir değişikliğin görüleceği bir zaman zarfı bir kere değildir. 2003 ırak savaşının `shock and awe` ‘i mesela 2018’de de yerli yerinde durmaktadır. polonya askeri erkanı’da bu yüzden almanya niye bu kadar çok ve değişik tipte tank yapıp farklı birimlere dağıtıyor diye şapkayı önlerine koyup düşünecekleri yere, 1920 savaşının asıl kazananı olan mobiliteye yatırım yapmışlardır. bu mobilite de tabii motorize veya mekanize (yuh) piyade değil süvaridir.

1920 polonya sovyet savaşının asıl belirleyici faktörü daha yüksek manevra güçlü ve disiplinli süvarinin ikmal yollarını uzatmış piyadeyi paniğe sevketmesidir. polonya ışığı orada görüp deyim yerindeyse kör olmuştur. tank sayılarına bakıldığında batılı ülkelerle arasında da ciddi bir disparite olduğundan tankı komple es geçmeye meyilli olduklarını da analiz edebiliriz. başka bir gerekçe de arıyorsak tank motoru, silahı zırhı dizaynı prototipi derken o iş (süvari kafasından çıkıp zırhlı birlikler kafasına girmek) polonya’yı mali olarak biraz da aşan bir durumdur. var olan tankları da ithal fransız r35 ve ingiliz vickers modelleridir. alman blitzkriegini durdurmaya biraz şansı olan bu dizaynlardan polonya’da 1 eylülde yazıyla ancak seksen sekiz adet vardır. almanların binlerce tankına karşı polonyanın verebilecek zırhlı bir cevabı da yoktur.

hava kuvvetlerinde de polonya 1930’ların ilk yarısına saplanmış gibidir. ona rağmen 600 uçakları vardır. pzl-37 vuş (los) hafif bombardıman uçakları döneminin iyi dizaynlarından da biridir. ancak avcı modelleri pzl-11, pzl-9 almanların monokok gövdeli messerschmitt bf109 gibi bir sanat eseri getirdiği ortamda çok zayıf kalmaktadır. dahası seferberlik karmaşası yüzünden hava kuvvetlerinin %70’i ancak toplanabilmiştir. tamamı toplansa bile polonya hava kuvvetleri lotnictwo wojskowe taktik bombardıman istikametinde yatırım yapmış bir kuvvettir, görevden sağ dönmeleri bile büyük başarı sayılır.

Parasol kanatlı PZL-11

yarı seferber olmuş süvari piyade karışık 39 tümen ile 1 milyonluk bir asker mevcuduyla ülkelerini savunmaya çalışmaktadırlar. 4300 adet 1918+ top, 210 adet batı standardında tank, 670 adet ne işe yaradığını çok az kimsenin bildiği `tanket` ve 600 adet uçakla operasyona girişmektedirler.piyadenin dağılımına bakarsak da polonyanın çok daha decentralized bir yapısı olduğu göz önüne çıkar. 1 milyon askeri dile kolay 9 orduya dağıtmışlardır. orduların da nümerik referansı yerine coğrafi isimleri vardır.karpat ordusu tümen seviyesinde 2 dağ tugayı ile yerel milislere ağır topçu ataşlanmasıyla vücuda gelmiştir.krakow ordusu general antoni szylling komutasında polonya savunmasının ana direnç noktasını oluşturmaktadır. 5 piyade tümeni, 1 dağ, 1 motorize süvari ve 1 süvari tugayıyla krakow havalisine dağılmıştır.

Antoni Szylling

lublin ordusu vistül nehrinin kuzey geçişlerini koruyan 1 motorize tugayın üzerine askeri değeri düşük diğer milislerin eklenmesiyle oluşan karma bir kuvvettir.lodz ordusu, polonya savunmasında poznan ile krakow arasında bir perçin görevi görmesi için oluşturulmuş, iki direnç noktasını cephesi düşmana dönükken desteklemek gibi zor bir taktik planla (zaafla sanki) görev yapan nispeten güçlü bir ordudur. komutanı alman tarafındaki meşhur general erwin rommel’in 7. göbekten kuzeni juliusz rommel’dir. ancak leh generali rommel’in askeri dispozisyon ve birlik yerleştirme konusundaki hataları bugün west point’te dahi hala okutulmaktadır. saldırmak üzere olan kararlı ve hızlı mobil düşmana çok yakın yayılan statik tümenler savunmanın yedi kusurlu hareketinden biri olduğundan lodz ordusu ne poznan’a ne krakow’a çok gereken desteği veremeyecek, eşzamanlı hareket bile edemeyecek, bütün koordinasyonu ilk günden dağılacaktır. bu ordu 4 piyade tümeni ve iki süvari tugayından müteşekkildir.

Juliusz Rommel

modlin ordusu varşova’nın savunması için kurulmuş iki piyade tümeni ve iki süvari tugayından oluşmuş varşova kuzeyinde mlaw’da üslenmiş nispeten güçlü kolordu seviyesinde bir ordudur. doğu prusya orjinli bir saldırıya karşı tahkim edilmiş hatları koruyacaklar sonrasında narew ırmağına doğru çekileceklerdir.pomeranya ordusu (armia pomorze) savaşın asıl patlayacağı noktaya bırakılmış olan polonya askeri gücü de budur. almanya 1936’dan beridir danzig diye diye dilinde tüy bitmesini geçtim, bir savaş esnasında çevrilmiş bir duruma gelen doğu prusya ve königsberg ile alman anakarası arasında işte bu adamlar vardır. korgeneral wladyslaw bortnowski komutasında 5 piyade tümeni ve bir süvari tugayından teşkil edilmiştir. askerleri de torun ve bydgoszcz havalisinden seçmedir.


Wladyslaw Bortnowski

poznan ordusu bu savaşın tarihi analizlerinde en çok tahkire uğrayan isimlerinden tadeusz kutrzeba (kutşeba) tarafından komuta edilmektedir. 4 piyade tümeni ve 2 süvari tugayından müteşekkildir.

Tadeusz Kutrzeba

prusya ordusu stefan dab-biernacki (dom biernatski) komutasında 6 piyade tümeni, 1 süvari tugayı ve bir de zırhlı alaydan oluşmuştur. seferberliğe gelen ikinci ve üçüncü dalga askerlerden vücuda biraz da aceleyle getirilmiş ve poznan ile krakow ordularının arasında destek göreviyle bırakılmıştır. tam seferber de olamadan iki gruba bölünerek çok dağınık ama organizasyonunu da çok kaybetmeden dövüşecektir.

Stefan Dab-Biernacki

varşova ordusu, modlin ve varşova ana tahkimatlarında dövüşecek 25 piyade taburu gücünde daha çok kağıt üzerinde bir ordudur. tam mevcuduna ilişkin tutarlı bir analiz leh kaynaklarında da pek yoktur. 12 farklı piyade tümeninin unsurları kaça kaça varşova kuşatıldığında böyle bir karma güç meydana getirip adına da ordu diyecektir. yıllar sonra market garden operasyonuna atlayacak general stanislaw sosabowski belirtmek gerekirse bu sırada bura 8. piyade tümeninin unsurlarından kalan 1 adet alaya komuta etmektedir.

Stanislaw Sosabowski


alıntı:lobotomi.com -Anglachelm

11
1919-1947 / Muharebe Fall Weiss Harekatı # Bölüm - 1
« : 25 Temmuz 2018, 16:24:35 »
Fall Weiss Harekatı (1939)




(aç/kapa)


Teknik açıdan bakıldığında bu operasyon başlamadan önce dünya askeri açıdan çok ilginç bir yerdir. tanklar yenilenmiş ve hızlanmış, makinelitüfekler hafiflemiş ve çok mobil hale gelmiş, uçaklar yirmi yıl öncesiyle kıyaslanmayacak sürat ve silahlara kavuşmuştur. ancak tüm bu teknolojik gelişmelere rağmen “savaş” fikri konusunda analistler birinci dünya savaşı fikriyatına kafayı devekuşu gibi gömmüş durumdadırlar. ekipman çağ atlamasına rağmen doktrin hemen hemen her yerde yerinde saymaktadır. siper ve makinelitüfeğin yirmi yıl öncesinde olduğu gibi yine aktif bir rol oynayacağı düşünülmekte, gelişmiş tank modellerinin yine yirmi yıl öncesinde olduğu gibi piyadeye destek rolüne bürünüp geleceği değerlendirilmekte, bu zırhlı faktörün elimine edilmesi için de anti-tank “tüfekleri” falan icat olmaktadır.

ama almanya’da bu işler böyle değildir. alman silahlanma yarışına girerken doktrin değiştirip öyle gelmiş, silahını topunu tüfeğini teorize ettikleri ancak hiç de denemedikleri bir savaşa göre tasarlayıp üretmektedir. heinz guderian‘ın başını çektiği bu teorisyenlere göre savaş artık 1918’in gerçekliklerinden uzaklaşmıştır. topçunun belirleyici olduğu birinci dünya savaşına oranla tank dizaynı artık tüm güç odağını bu silaha toplamaktadır. savaşı alman teorisyenlere göre panzer (tank) kazanacaktır. formülasyonu da şöyledir :

yanyana 15 kişinin omuz omuza tuttuğu bir hat olduğunu var sayalım. bu adamları yıkıp geçmek (hattı yarmak) için 1914 birinci dünya savaşı örneğinde bunun karşısına 20-25 omuz omuza adam çıkartıp hattın karşısına dizip ilerlemek ve 18 ila 22’sinin dayak yiyeceğini kabullenerek planı ona göre yapmak zorunda kalınırdı.

1916 örneğinde yanyana 20-25 adamın ikisini böyle amerikan futbolu zırhlarına bürüyüp aynı şekilde hattın içinde zırhlı destek olarak kullanma fikri vardır. bu sistem yenilen total dayak oranını azaltır ve saldıran cephenin eline koz verir. ancak çok işlevsizdir. zırh böyle kullanılmaz.

guderian der ki, bu amerikan futbolcusu zırhları giyen adamları hatta dağıtmak yerine hattan ayıralım, bunlar müstakil kendi başlarına hareket eden zırhlı bir grup haline gelsinler. omuz omuza bekleyen 15 kişinin en güçlü yerine koşa koşa gidip demir bir yumruk gibi dalsınlar. hattı delsinler ve arkaya geçsinler, hemen sağa sola dağılarak hattın gerisini suistimal etsinler. hattan geriye kalanlar arkamızda düşman var diye organizasyonu bozulsun ve bizim cephemizle mücadele edemeyerek kaçsın. aha blitzkrieg böyle bir şey.

Almanların wehrmacht kurulduğundan 1939 yılına kadar traktör fabrikaları, mobil tank modelleri, piyade tankları, tanklara anti tank silahları takmalarının arkasında da bu suistimal fikri yatıyor.

Tarihi Arkaplan

hitler polonya’yı niye işgal etti? ikinci dünya savaşının nedenlerini uzun uzadıya burada anlatmayayım, ben harekatı anlatmaya geldim ancak kısaca özetlemek gerekirse almanlar polonya’yı doğuya doğru genişleme, lebensraum’larına yerleşme konusunda bir numaralı hedef olarak görüyorlardı. polonya’nın yarısı versailles anlaşmasıyla imparatorluk almanya’sının en mühim şehirlerini (bkz: poznan) kendi topraklarına katmış durumdaydı. en mühim ve dile getirilen sebeplerden biri de almanya’nın tarihi doğu prusya topraklarıyla başkenti arasında karayolu bağlantısı bu şekilde kesilmişti. berlin’den königsberg ya da allenstein’a gidebilmek için serbest idareli gdansk/danzig şehrinden geçerek gitmek durumunda kalıyordunuz. bu koridorda yaşayan ve baltık kıyılarını hiç terketmemiş alman populasyonu da hitler’in “kurtarmaya” yemin ettiği şeylerden biriydi.

yani polonya zaten hitler’in zihninde başından beri işgal edilip tekrar almanlaştırılarak iskan edilecekti. avusturya ve çekoslovakya da böyleydi ve onlar hitler’in politik manevraları ve batılı ülkelerin diktatörlerle uğraşırken kullanmaktan bu yüzden imtina ettiği “yatıştırma” (bkz: appeasement) politikası yüzünden savaşsız olarak almanya’ya geçmişti. hitler `anschluss` ile avusturya’yı bir gecede alman yapmış, çekoslovakyayı da alman nüfusunun yoğun yaşadığı südetler / südetenland ile tehdit ederek biraz daha uzun sürede ele geçirmişti. gözü şimdi polonya’daydı. polonya hitler’e özellikle çekoslovakya’nın başına gelenler yüzünden güvenmiyordu. kimse güvenmiyordu ama işte yatıştırma politikası yüzünden zincirinden kurtulan almanya zamanının en modern ordusunu bastığı, inanılmaz bir hava kuvvetini 4 yıl gibi bir sürede oluşturabildiği için artık ya savaş ya daha çok yatıştırma gerekiyordu. çekoslovak örneğinden sonra yatıştırılamadığı ayan beyan ortada olduğu için savaş için geri sayıma çoktan girilmişti.

almanya durmadan taciz edip istekler sıraladığı polonya ile 1934’te yine hitler döneminde yapılmış olan saldırmazlık anlaşmasından 28 nisan 1939’da tek taraflı olarak çekildiğini açıklar. polonya ve almanya arasında diplomatik ilişkiler kesilir. almanya’nın bu sıradaki gerçek sıkıntısı (tüm alman tarihinde olduğu gibi) kendisini iki cephe arasında bulmaktır. polonya’ya yapılacak askeri bir “çözüm” sırasında ingiltere ve fransa polonya’nın toprak bütünlüğünü garanti etmektedirler ancak nazi almanyasının ideolojik baş düşmanı sovyet rusya’nın ne olacağı belli değildir. almanya bu sırada ajanları sayesinde batılı ülkelerin sovyetler ile polonya konusunda bir anlaşmaya varmadığını öğrenir. dahası hitler’in moskova’daki ajanları kendisine sovyetlerin polonya konusunda almanlarla anlaşmaya daha istekli olduğunu öğrenir. hemen `fall weiss` emrini verir. literal çevirisi beyaz plan olan bu askeri plan polonya sorununun askeri metodlarla çözümü klasörüdür. yani polonya’nın kaderi daha mayıs ayı gelmeden zaten çizilmiş durumdadır. eylül ayına kadar almanya’nın verdiği her söz, oynadığı bütün diplomatik oyunlar tiyatronun bir başka öğesidir.

hitler mayıs ayında obersalzberg’de generallerini toplayarak kendilerine ne olacağına dair kısa bir demeç verir. der ki :

“bazı ufak istisnalar harici ulusal bütünlüğümüz sağlanmış durumdadır. bu noktadan sonraki başarılar kan dökmeden gerçekleşemez. polonya her zaman rakiplerimizin yanında olacaktır. bizim hedefimiz danzig değil. hedefimiz yaşam sahamızı doğuya doğru genişletebilmek, yiyecek ikmalimizi güvenceye alabilmek ve baltık ülkeleri problemini çözebilmektir. yeteri kadar yiyecek üretimi için seyrek iskan edilmiş topraklara ihtiyaç var. bu yüzden polonya’yı hayatta bırakmak gibi bir opsiyonumuz yok. polonya’ya saldırmak için ilk fırsatı kolluyor olacağız. bu noktada bir başka çekoslovakya bekleyemeyiz. o kan dökülecektir.”



savaşa ve bütün dünyanın kan gölüne dönüşmesinde sadece 3 ay vardır. almanya bu sırada diplomatik kanallardan sovyetleri yoklayarak polonya’nın gelecek işgalinde bir anlaşmaya varılmasına çabalar. sovyetler açısından bakıldığında polonya onlar için çok büyük tarihi bir çıban başıdır. 1773’ten 1918’e kadar rus imparatorluğunun bir parçasıdırlar. napoleon geldiğinde baş kaldırmışlardır. `kosciuszko` geldiğinde baş kaldırmışlardır. 1918’de bağımsızlıklarını kazandıklarında sovyet kızıl ordusu devrimi batıya taşımak için polonya üzerine yürümüş ve vistül nehri önünde bağıra çağıra rezil olmuştur. (bkz: 1920 rus polonya savaşı) . buradaki en kritik nokta varşova üzerine asıl momentumu sağlayan rus tarihinin en büyük potansiyelli generallerinden tukaçevski’nin lvov fatihi olmaya çabalayan `stalin`’den yeterli desteği bulamayarak yenilmesi ve aslında tüm polonya hezimetinin bizzat stalin’e yüklenebileceği ihtimalidir. stalin gibi kin gütmeyi sanat haline getirmiş bir manyağın elinden yeni fethettiği lvov’u zorla almıştır lehler. stalin bunu asla asla asla unutmayacaktır. dahası şahsi egosu yüzünden şimdi nazilerle dansetmekte ve molotov-ribbentrop paktı‘nı imzalamaktadır. buna göre doğu avrupa sovyetler ve almanya arasında paylaştırılacaktır. bunun 3/1’i almanya’ya ve kalan 3/2’si sovyetlere gidecektir. ancak o batıdaki 1/3 tabii çok daha sanayileşmiş altyapısı falan olan toprak olduğu için almanya aslan payını almaktadır.



ingiliz ve fransız politik söylemleri bu sırada öyle içler acısıdır ki hitler’i tetiğe basmaya iten ana etkilerden biridir. hitler’in “bırakın bu polonya’yı doğu avrupadaki tarlalar için ingiliz askerleri ölmesin analar ağlamasın” tarzı argümanları karşısında “evet de işte bik bik” dışında çok büyük bir karekter sergileyemeyeceklerdir. hitler’de 1930’larda hakkını teslim etmek gerekirse karekter konusunda etkileyici bir adamdır. hem insan sarraflığı hem de politik duruş bakımından rakiplerinden daha iyidir. bakar ki müttefikler mırın kırın ediyor. bu polonya’yı alsak bile sonradan bunlarla anlaşırız diyerek 26 ağustos’ta operasyonun tetiğini çeker.

29 ağustos’ta polonya’ya danzig koridoru falan derken daha büyük bir ultimatom verilir. artık koridorun üstüne bir de polonya’daki alman kökenlilerin haklarının korunması gibi daha üst perdeden istekler içerir. alman dışişleri bakanı joachim von ribbentrop “bakın biz görüşmelere devam ediyoruz ama polonya yolumuza taş koyuyor” diyebilmek için 16 maddelik ultimatomu ingiliz büyükelçisine okur. polonya ile almanya arasında diplomatik ilişki kalmadığı için ilişkiler ingilizler aracılığıyla sürmektedir. bu belgenin bir kopyasını polonya makamlarına iletmek için isteyen büyükelçiye ise “yok olmaz veremem heheh” tarzı şeyler söyleyecektir. ertesi gün berlin’e gelen büyükelçi lipski savaşa 1.5 gün kala ultimatoma polonya’nın sıcak baktığını ancak bunu kendisinin imzalayacak güçte olmadığını, bunun devlet başkanlığı seviyesinde imzalanabileceğini iletir. ribbentrop tamam diyip elçiyi huzurdan yolcu eder. sonra ne mi olur? polonyalılar anlaşma imzalamadı hayır dediler diye açıklama yaparlar.

bu ultimatom çıktığında polonya en yapılması gereken şeyi yaparak 29 ağustos’ta seferberlik emri verir. bütün yedekler muvazzaflar iki gün içinde birliklerine teslim olmak zorundadır. ancak ingiliz ve fransız baskısı altında seferberliği yarısında iptal ederler. bu da ülke genelinde büyük bir kafa karışlıklığına sebep olacaktır. birliklerine ulaşmaya çalışan askerlerle yok iptal olmuş eve dönelim diyen askerler ülke ulaşım altyapısını alman işgali geldiğinde durma noktasına getirecektir.

son olarak 30 ağustos’ta polonya bakar ki almanlar garip hareketler yapıyor. bütün deniz gücü sayılabilecek destroyer filotillasını ingiltere’ye doğru yola çıkarır. 31 ağustos günü zaten hazır olan alman ordusuna savaş emri gelir. buna göre 1 eylül sabahı saat 4:45’te polonya işgal edilecektir.





alıntı:lobotomi.com -Anglachelm

12


USS Lexington(CV-2) ve USS Saratoga(CV-3) Uçak Gemileri

Washington Donanma Antlaşması Şubat 1922’da imzalandığında bundan sadece Japonya etkilenmedi. Japonya’nın Tosa sınıfı 2 adet savaş gemisi ve 4 adet Amagi harp kruvazöründen nasıl vazgeçtiğini gördük. Antlaşma kapsamında bir çıkış yolu olarak Japonya 1 adet Tosa savaş gemisini ve 1 adet Amagi harp kruvazörünü uçak gemisine dönüştürmüş, sırasıyla Kaga ve Akagi doğmuştu. Benzer vaka Amerikan tarafında da yaşandı. Antlaşma imzalandığında İngilizlerin 4 adet G-3 sınıfı harp kruvazörü inşa halindeydi ve onlar bunları direk iptal etti. ABD ise 6 adet muazzam ölçüler de ki Lexington sınıfı harp kruvazörleri inşa ediyordu. Antlaşma sonrası dördünü iptal etti, fakat gövde inşası en ileride olan ilk iki gemi; Lexington ve Saratoga’yı (isimlerini ABD bağımsızlık savaş sırasında ki muharebelerden alırlar) dönüştürmeye karar verdi. Aynı zamanda 6 adet South Dakota savaş gemisinin de inşasını iptal ettiler. Donanma böylece 12 muazzam gemisinden Antlaşma şartları gereği feragat etti. Lexington sınıfı 2 gemiye yapılacak uçak gemisi dönüşümü ile tasarrufa gitmek isteyen ABD donanması projeler tamamlandığında zarar etti. Eğer İngilizler gibi sil baştan uçak gemileri inşa etseydiler, kendilerinin de kabul ettikleri gibi proje maliyetleri daha düşük olacaktı. Fakat onlar tıpkı Japonlar gibi elde ki devasa gemi gövdelerini değerlendirmeyi seçtiler. Boyutları daha iyi anlayabilmemiz için Lexington sınıfı harp kruvazörlerine yakından bakalım. Eğer tamamlansaydılar, her biri, 44,000 ton ağırlığında, 265 metre uzunluğunda, 32 metre genişliğinde ve su altında 9.4 metre derinliğinde olacaktı. 406mm çapında ki topları ile ABD donanmasının o zamana kadar ki en büyük çaplı toplarından 4*2 adet taşıyacaktı. ABD bu büyüklükte ki topları ancak 1941’de yeni nesil gemilerinde kullanabilecektir. Lexington ve Saratoga 1 Temmuz 1922’de resmen uçak gemisi olarak tanımlandı ve dönüşüm başladı.
Yine malum antlaşma gereği uçak gemileri 27,000 tonun altında (yakıtsız ağırlık) olmalıydı. Gel gelelim 44,000 ton olması gereken 2 gemiyi 27,000 ton altına düşürmek imkansızdı. Japonlar da Kaga ve Akagi’de benzer problemler yaşadığından bir sefere mahsus ABD ve Japonya’nın ikişer gemiyi 33,000 tona kadar uçak gemisi olarak dönüştürülmesine izin verildi. Bir önceki yazımda pek üstünde durmadığım ve yarı yarıya unuttuğum bir hususa şimdi değinmekte fayda var. Japonların Amagi ve Tosa sınıfı da aşağı yukarı Lexington sınıfı kadar ağırdı. Kaga ve Akagi’nin inşası ilk bittiğinde, kısa uçuş güverteli ve yarım hangarlı olmasının sebebi de yakıtsız ağırlığının 33,000 tonun altında olmak zorunluluğudur. Daha sonradan Japonya bunları bakım-onarım veyahut yeniden inşa ile güçlendirmeyi planladı ve bunu önceki yazıda gördüğümüz gibi 1935-1938 arasında ki modernizasyonlar da gerçekleştirmişti. Japonya bu hamlelerini Antlaşmadan çekilmeden önce uygulamaya koymuştu. Gel gelelim ABD bu konu da daha ahlaksız bir tutum takındı. Lexington ve Saratoga 35,500 tonluk ağırlıkları ile göreve başladılar. ABD onları 33,000 ton olarak lanse etti. 5 yıldan fazla süren dönüşüm ile önce Saratoga 16 Kasım’da, hemen ardından Lexington 14 Aralık 1927’de (Lexington’ın dönüşümünde daha fazla problem çıkmıştı) resmen tüm inşa ve deneme sürecini bitirerek donanmada ki görevlerine başladı. Hemen hemen Kaga ve Akagi’de bu dönemde göreve başlamıştı. Bu düşman ikiz gemiler ortak bir kaderden gelerek 15 sene sonra düello fırsatını dolaylı yoldan bulacaklardır.

Lexington Sınıfı için Tasarım, Güç, Hava Gücü ve Silahlanma

Lexington ve Saratoga arasında hayli mikro farklar bulunur, bu yüzden bu iki geminin karakteristik özelliklerini aynı başlıkta, doğal olarak operasyonel tarihini farklı başlıkta inceleyeceğiz.
Tam dolu oldukların da 43,800 tona kadar çıkan ağırlığı ile Lexington Sınıfı uçak gemileri ABD’nin 1945 yılında donanmaya katacağı Midway sınıfına kadar ki en ağır uçak gemisi tasarımı oldu. İlk denemeleri olan Langley’e kıyasla muazzam farklılara sahip olan bu iki gemi pratikte 1934 yılına dek ABD’nin elinde ki nadir uçak gemisi gücü oldular. 270 metre uzunlukları, 32,8 metre su yüzeyi genişlikleri ile tam donanımlı bir hangar alanı ve uçuş pisti için gerekli platforma sahiptiler. 2 katlı bir hangar alanına sahiptiler, alt hangar katı genelde demonte halde ki yedek uçak parçaları ya da direk uçaklar için ayrılmıştı. Üst kat ise 130+33 metre uzunluğunda bir hangar alanıydı, 130 metrelik ön kısım direk uçak servis ve yükleme alanıyken, arkada ki 33 metre uzunluğunda ki kısım ise daha kapsamlı bakım/onarım/tamir hizmetleri için ayrılmıştı. ABD donanması soğuk savaş dönemine kadar ki uçak gemisi hangar geleneğinde bu düzeni büyük oranda korudu. Hangar katına ayrıca bir de mancınık yerleştirildi. Uçaklar bu mancınık ile uçuş güvertesine çıkarılmadan direk olarak havalandırılabiliyordu. ABD donanması başlarda bu hangar mancınıklarına büyük önem verdi. Sonraki Ranger ve Yorktown sınıflarında da hangar mancınığı koyuldu, fakat donanma yaptığı deneme ve tatbikatlar da gereksiz olduğuna karar vererek 1930’ların ortalarında tüm uçak gemilerinden hangar mancınıklarını kaldırdı. Tasarım da ki en büyük handikap ise hangar asansörleri oldu. Gemi de birbirine hayli yakın konumlandırılan 2 hangar asansörü uçuş güvertesinin merkezine konumlandırıldı. Bu da Lexington sınıfında kronik hava trafiği gecikmelerine sebep oldu.
Genel olarak 127-178 mm kalınlığında ki zırh kuşağı geminin suyla temas eden noktasından hangar seviyesine kadar geminin korumasını sağlıyordu. 51 mm uçuş güvertesi zırhı da küçük çaplı bombardımanlara karşı hangar katına koruma sağlıyordu. Gel Gelelim Lexington gemilerinde kule ve baca o denli büyük oldu ki ağırlık dengesini yakalamakta problem yaşandı. Bu yüzden Geminin sancak tarafında ki (sağ taraf) torpido kuşağı söküldü ve zırh kuşağı hafifletildi, iskele tarafında (sol tarafta) ki de kısmi olarak arttırıldı ve geminin dengesi sağlandı. Lexington böylece asimetrik zırh tasarımı ile tamamlandı.

Lexington Sınıfının Tasarımı

Lexington sınıfı toplam da 109 uçak kapasitesi ile korkunç bir hava gücünü taşıyabiliyordu. Bu sayının 30 kadarının yedek ve demonte uçaklardan oluştuğunu belirtmekte fayda var.  Çok çeşitli uçak modellerine ev sahipliği yapan gemiler savaş öncesi ve savaş sırasında kullanılan her tür ABD donanma uçağına ev sahipliği yaptılar.
Farklı bir itiş sistemi olarak turbo-elektrikli motor seçilmiş. Fuel-oil ile beslenen motor geminin kıç tarafına yakın konumlanmış, pervanelere daha yakın olduğundan gemi gövdesine yaptığı titreşimde hayli düşük kalmış. Geleneksel gemi güç gruplarının aksine kazan açma, kazan kapatma yada geri itiş için tersten çalıştırma metodlarına ihtiyaç olmadan bu gemiler hayli modern bir biçimde süratı ayarlanabiliyordu. Yüksek bakım ihtiyacı, her yeni teknoloji gibi karmaşık yapısı ile güç grubu hayli hassasmış, ayrıca deniz havasından olabildiğince korunması için de makine dairelerine özel bir havalandırma sistemi kurulmuş. Geminin 180,000 hp gibi inanılmaz bir toplam itiş gücüne kavuşması düşünülürken, inşa sonrası denemeler de iki gemide 202,000 hp güç ortaya koyabilmiş! Böylece 35 knot hıza varan bir sürat de gemiye bahşedilmiş olmuş. Böyle devasa ve ağır tonajlı bir gemi için rekro bir manevra kabilieti. 10.7 knot hızda 18,350 km maksimum menzile sahip. 4600 ton Fuel-oil yakıt kapasitesi var. Birde 600,000 litre de uçaklar için gazolin taşımakta.
Lexington silah donanımında da bir malum donanma antlaşmasının sınırlarını zorlamış görünüyor. 8 adet 203 mm namlusu ile hayli yüksek bir ateş gücüne sahip. Bu toplar ikiz taretler halinde Kulenin ön ve arkasına eşit dağılmış olarak konumlandırılmış. Bu toplar 29 km menzile sahip ve 41 dereceye kadar yukarı kalkarak düşman uçakları için yüksek irtifa şarapnel atışı yapabiliyor. Ayrıca 12 adet 127 mm top da geminin sancak ve iskele kanatlarına dağıtılmış bir vaziyette. Donanmaya katıldıklarından kısa bir süre sonra otomatik fakat daha hafif uçaksavar çözümleri uçağa eklenmiş. Klasik .50 M2 Brownnig makineli tüfeklerinden önce 6 adet , sonra biraz daha ve sonra biraz daha derken en son bu sayı 24’e çıkmış. Lexington Mayıs 1942’de battıktan sonra Saratoga’nın uçaksavar dizilimi büyük oranda değişti ve “Şikago Piyanosu” lakaplı ikiz 20mm Oerlikon otomatik toplarından tam 26*2 şeklinde dağıtılmış. Büyük 203mm’lik toplar ise 1942 başlarında sökülerek yeni uçaksavarlara yer açıldı.
Gemilere 1941’in ilk yarısında diğer tüm ABD uçak gemilerinde olduğu gibi erken dönem CXAM radar takıldı. Savaş yıllarında toplara da RADAR takılarak hedefleme arttırıldı, 1944’de yeni nesil radarlara geçilerek gemi son modernizasyonunu aldı.



Yukarıdan Aşağıya doğru Lexington, Saratoga ve Langley

USS Lexington’ın Operasyonel Tarihi

14 Aralık 1927’de donanma da göreve başladılar. Japonların aksine ABD, 7 Aralık 1941’e kadar uçak gemilerini test edebileceği bir çatışma ortamına sahip olamadı. Fakat hem Lexington hem de Saratoga uzun yıllar boyunca sayısız tatbikata tabi tutuldular. Tıpkı Japonlar gibi Amerikalılar da bu yeni oyuncakları nasıl kullanmaları gerektiğini keşfetmeye çalıştılar. Daha önce ki ilk uçak gemileri Langley’in aksine Lexington 4 kat daha büyük ve 4 kat daha fazla uçuş grubunu bünyesinde barındırmaktadır. Dolayısıyla ABD’nin savaş öncesi uçak gemisi anlayışı, doktrini ve yeni nesil gemi tasarımları büyük oranda Lexington ve Saratoga üzerinde yükseldi.
Lexington göreve başladıktan sonra Pasifik filosuna atandı. 1940 yılına kadar 12 sene Pasifik Filosunun bir parçası oldu. 1929’da Donanmanın 9. Büyük tatbikatında ilgiç bir senaryo icra edildi. Atlantik filosunda ki Saratoga Panama Kanalına saldıran kırmızı güç filosun da yer alırken, Lexington Panama’yı savunan mavi güç filosunda yer aldı. Lexington mürettebatından birinin tatbikatlar da ki gözlemlerini İngilizlere sızdırması ufak bir fiyasko yaşattı. 1929’da Tacoma Şehri elektrik sarfiyatında iflas etti. Yerel barajın kuraklıktan işlemez duruma gelmesi üzerine Donanma Lexington’ı Tacoma’ya gönderdi. Bizim koca gemi de gidip 30 gün şehre elektrik verdi, 4520 MW elektriği limanda bağlanan kablolar ile şehir şebekesinin ayakta kalmasına destek oldu. Nükleer olmayan bir geminin seyyar santral olarak kullanılması ilginç bir noktadır. Tacoma Şehri’nde işler düzelince 10.Büyük Donanma Tatbikatın’da Karayipler’e gitti. Yine mavi güç olarak yer alanan Lexington’ın karşısında bu kez hem Saratoga hem de Langley bulunmaktaydı. Tatbikat sonucunda Lexington’ın diğer kırmızı güçte ki iki uçak gemisini de saf dışı bırakarak çarpışmayı kazandığı görülüyor.
1930’da efsanevi Amiral Ernest King geminin kaptanlığına getirildi. Tıpkı Yamamato’nun 1929’da Akagi’de kazandığı deneyimler gibi, King’de Lexington ile benzer bir deneyime imza attı. Bu iki amiral 2. Dünya Savaşı’nda uluslarının donanmalarını en üst kademe de yönetecektir. Japon- ABD uçak gemisi programı daha birçok alanda da benzerlik taşımaktadır.
9.  ve 10. Donanma Tatbikatları potansiyel bir İngiliz çatışmasına karşı düzenlenmişti. 12. Tatbikat ise olası bir Japon çarpışmasına karşı uçak gemileri ile icra edilen ilk büyük tatbikattı. Bu kez Saratoga Pasifik’ te ki bir istilacıyı temsil ederken Lexington Panama’yı savunmak ile görevliydi. Tatbikatta bir destroyer sinsice sızarak Lexington’ı yakaladı, Lexington tatbikatı kaybetti.
1931’de ki Nikaraga depremi için Lexington insani yardım ile görevlendirildi. Hemen akabinde 13. Tatbikat düzenlendi. Bu kez Kara Filo’da yer alan Lexington Hawaii ve Batı şeridini korurken, Saratoga her zaman olduğu gibi düşmanın temsil edildiği mavi filo da istilacıydı. Lexington’ın bu tatbikatta hem Saratoga’yı hem de 2 savaş gemisini batırdı kabul edildi.
14. Tatbikat 1933’de düzenlendi. Bu tatbikatta Lexington ve Saratoga birlikte Pearl Harbor Hawaii’ye bir uçak gemisi saldırısı düzenlediler. İlginçtir ki bu tatbikatta saldırı filosu 8 sene sonra ki Japon gerçek saldırısında olduğu gibi Kuzeybatı ekseninden ve benzere uzaklıkta 340 km den icra edilmiştir. Ardından San Francisco’ya yönelen saldırı gücü gece karanlığında savunma da ki savaş gemilerinin pususuna düştü ve ikisi de battı kabul edildi. Keşif uçuşu eksiklikleri bu tatbikatlar da ki genel varılan kanıydı.



Haziran 1935'de neredeyse tüm uçaklarını havalandırıp piste toplamayı başaran Saratoga

15. Tatbikat da bir kez daha ABD’nin can damarı 1934’de Panama’ya yöneldiler. 16. Tatbikat ta 1 sene sonra 1935’de Nisan-Haziran da düzenlendi. Bu tatbikatlar da Lexington farklı bir devirde farklı bir biçimde güç grubunu işleterek büyük oranda yakıt tasarrufuna ulaştı. Bu teknik sonradan bir standart olarak kabul edildi ve savaş sırasında ABD uçak gemileri içinde kabul edilebilir bir menzil artışı yada operasyonel süre artışı tanıdı. 17.Tatbiat 1936’da düzenlendi, burada yeni donanmaya katılan USS Ranger uçak gemisi ile bir sorti rekoru kırıldı, basitçe uçakları kademe kademe havada tutarak hızlıca yakıt takviyesi yapıldı. Hatırı sayılır bir hava grubu sürekli hava tutularak bulundukları filoya çatı koruması sağladılar. Bu anlayış savaş boyunca ABD filolalarını büyük oranda düşman hava saldırılarına karşı korumuştur. 18.Tatbikatta Lexington bu kez farklı olarak savaş gemileri ile aynı güdümde tatbikata katıldı. Yakın olarak çarpışmaya sokulan uçak gemilerinin sakıncaları anlaşıldı ve bundan vazgeçildi. Uçak gemileri en nihayetinde filonun merkezinde, düşman saldırısının en uzak noktasında konumlanmalıydı. Temmuz 1938’de meşhur ABD’li kadın pilot Amelia Earhart Pasifik uçuşunda kayboldu, aramalar da Lexington’da yer aldı fakat bir sonuca ulaşılamadı. Kendisi Atlantik’i uçarak geçen ilk kadın pilottu. 19. Tatbikat ile Lexington ve Saratoga bir kez daha Pearl Harbor’a saldırma denemesi yaptılar. 1939’da tatbikatta Lexington ve Ranger, yeni Yorktown ve Enterprise uçak gemileri ile Karayipler’de ki 20. Tatbikata katıldı. Tatbikatta tam 4 uçak gemisini ilk defa tek filoda toplayan ABD donanması bu lükse 1943 Ekim ayına dek bir daha ulaşamayacaktır.
2.Dünya Savaşı ABD’yi vurmadan evvel Lexington Pearl Harbor’daydı. Saldırıdan sadece 2 gün önce beraberinde ki refakatçi gemiler ile Midway Adasına uçak taşımak için gönderildi. Pasifik’te tansiyon artıyordu, gelen istihbaratlar Japon Donanmasının alarm durumunda olduğuna işaret ediyordu.  Kendisi Midway yolundayken Pearl Harbor’a saldırı düzenlendi. 2 gün fark ile saldırıdan kurtulan Lexington derhal geri çekildi. Hawaii açıklarına gelen Lexington bölge de ki olası japon gemilerine karşı devriyeye başladı. Panik ve şoku üzerinden henüz atamayan ABD pilotları geminin uçuş trafiğini alt üst etti. Bunların üstüne birde karadan havalanmış ve yakıtı tükenmek üzere olan başka uçakların da Lexington’a sığınması ile geminin uçuş güvertesi tıka basa doldu. Uçakların havalanması için gereken minumum pist alanı da kalmayınca Lexington ele mahkum mecburen rüzgarı arkasına alarak tam hız Allah ne verdiyse gemiye manevra vererek uçakların zoraki kalkmasını sağladı. Pratikte bu hareket ile pistte ki uçaklar 70-75 km/saat hıza daha hiç hareket etmeden ulaştı ve uzay gemisini andıran dikeye yakın kalkışlar ile pistten ayrıldılar. Bir uçağın kalkması için 120-130 km/saat yeterlidir o dönem için.  Bu durum 2 gün devam etti, en sonunda Lexington limana geri çekildi.
Birkaç gün sonra Lexington beraberinde ki refakatçi gemiler ile Marshall Adalarına atağa geçti, Burada ki japon noktalarını vurmayı hedeflese de Wake adası saldırı altındaydı. Wake’e yönlendirilen Lexington bölgeye ulaşamadan Wake Japonların eline geçti. 27 Aralık 1941’de Pearl Harbor’a geri döndü. 9 Ocak 1941’de Johnsan Mercan Adasına gönderilen Lexington burada ki Japon denizaltıları ile karşılaştı. Bazı zafer hikayeleri anlatılsa da Lexington ve filosu koca bir sıfır ile 15 Ocak’ta Pearl Harbor’a geri döndü. Japonlar bu ilk aylar da Pasifik’i kasıp kavururken ABD donanması elinde kalan sınırlı ve özellikle uçak gemisi gücünü daha temkinli kullanmaya çalışmıştır.
18 Ocak’ta Lexington Wake Adasının geri alınması için başlatılan operasyon da yer aldı. Önden bölgeye gönderilen Lexington’ın arkasından filo için gereken uzun menzil akaryakıtı taşıyan Nanches Tankeri sevk edildi. NanchesTankeri Wake istikametin de ilerlerken bir Japon denizaltısının saldırısına uğradı ve battı. Operasyon iptal edildi ve filo geri çağrıldı. Batan tankerin yerine filoya daha seri olan Neosho Tankeri verildi. 31 Ocak’ta Marchall Adalarına bir kez daha Lexington açıldı. Denize açılmadan evvel bünyesinde ki F4 Vf2 Wildcat’ler VF-3’revize edildi yada direk değiştirildi. Devriye görevleri sırasında birkaç Wildcat gemiye inerken kuleye ve uçuş güvertesine ufak hasarlar verdi. Lexington limana geri çağrıldı ve tamire alındı. Bu noktadan sonra Lexington Mercan Denizi’ne atandı. Avustralya ve ABD arasında ki bağın koparılmaması için bölgede aylarca sürecek göreve alındı. Nitekim Lexington’ın kaderi de burada noktalanacaktır.
10 Şubat’ta Mercan Denizine ulaşan Lexington burada ki ANZAC (Avustralya ve Yeni Zelanda Ordu Brilikteliği) gemileri ile birleşti. Yeni atanan Neosho tankeri Lexington’ın filosunu besleme de yetersiz kaldı, buda düşman sularına derin manevraları engelledi. 17 Şubat’ta Rarabul’a saldıran Japonları karşılamak için Lexington hava grubunu kaldırdı ve saldırdı. 20 Şubat’ta Lexington Rabaul üzerine daha kapsamlı bir baskına hazırlanırken 2 devasa Japon sudan havalanan bombardıman uçağı H6K RADAR’da saptanır. İki uçakta vurulur ve düşürülür fakat uçaklardan biri Lexington’ı rapor ederek denize çakılmıştır. Aynı gün Japonların Rabaul’da bulunan 17 uzun menzil ( yaklaşık 6000 km uzun menzile sahip bir canavar!) çift motorlu torpido uçağı havalanarak Lexington’a yönelir. Saat 16:25’de RADAR onları saptamakta geç kalmıştır. Uçuş güvertesinde 15 uçak yakıt ve mühimmat ikmali gerçekleştirirken G4M’ler saldırır. Uçaklar son anda havalanarak güverte boşaltıldı, Lexington’ın uçakları ilk dalgada gelen 9 G4M ile başarıyla mücadele etse de ikinci dalgada ki  8 uçak Lexington’a yaklaşabildi, yine de eskortsuz olarak uçan G4M’ler için bu bir intihar görevinden farksızdı. Sadece dördü torpido atabildi, Lexington olanca gücüyle manevra yaparak bunlardan sıyrıldı Sadece 3 adet G4M Rabaul’a geri dönebildi…
Filo saldırı sonrası yeni atanan Platte tankeriyle buluşmak için rotasını değiştirdi, bu nokta da Japonların hava gücünden çekinen gemi Amirali Brown Donanma’dan takviye istedi. Pasifik Filosu genel komutanı efsanevi Amiral Chester Nimitz USS Yorktown’u Rabaul’a baskı kurulması için Lexington’a gönderdi. 6 Mart da Japon Mercan Denizi Filosunun Rabaul’da konumlandığını istihbarat alan Donanma, Lexington ve Yorktown’un saldırması için yönlendirdi. Fakat Japonlar 2 gün sonra Yeni Gine’ye saldırdılar, Rabaul’da ki liman boşalmıştı, operasyon iptal edildi. 10 Mart’da Lexington ve Yorktown Yeni Gine açıklarında ki Japon konvoyuna saldırdı, bazı tanker ve taşıma gemilerine hasar verildi. 2 uçak kayıpla operasyonu tamamlayan Lexington modernizasyon için Pearl Harbor’a çekildi. Ayrılmadan evvel bazı uçaklarını Yorktown’a aktardı. Pearl Harbor’da 203mm lik büüyk topları hızla sökülerek yerine dörtlü 28mm otomatik toplar koyuldu. 15 Nisan 1942’de modernizasyon tamamlandı ve Lexington yeniden denize açıldı.  Bu nokta da Japonlar Mo Operasyonuna başlamaktadır. Yeni Gine’de şiddetle direnen Avustralya güçleri Japonların ilerleyişini yavaşlatmıştır. Japon donanması karşılık olarak Yeni Gine’nin güney doğusunda ki Moresby Limanını alarak ada da ki Avustralya erzağını keserek direnişi kırmak niyetindedirler. Aynı zamanda Soloman adaların da ki Tulagi adasını da ele geçirerek bir hava üssü inşa edip bölge de ki hava üstünlüğünü ele geçirmek niyetindedirler. ABD donanması durumun farkına varır, Yorktown ve Lexington’ı Mo Harekatını karşılamaya öne sürer.
Yorktown 2 Mayıs’da Soloman Adalarına ilerler, hemen akabinde Lexington’da erzak yakıt ihtiyacını bitirerek operasyona dahil olur. Japonlar 3 Mayıs’da Mo Harekatına başlar, 4  Mayıs’da Lexington ve Yorktown Mercan Denizi’nin batısında konumlanırlar, Moresby ne pahasına olursa olsun tutulmalıdır. Aksi takdire Avustralya izole edilecek ve Japon işgaline açık olacaktır. Japonlar Tulagi’ye hava saldırısı düzenler, bazı Yorktown uçakları karşılık verdiğinden bölge de ABD uçak gemilerinin olduğunun farkına varırlar. Japonlar keşif uçuşları düzenlese de bir sonuca varamazlar, bir H6K Yorktown’ ı bulur fakat radyo personeli telsizle anons geçemeden H6K denize çakılır. Japonların aksine Amerikalılar keşif de daha iyi bir iş başarmıştır, 5 Mayıs da Shoho hafif uçak gemisini Bougenville açıklarında bulurlar. Fakat Shoho hayli uzak bir noktadır, gemiler tekrar yakıt almakla meşguldür. Lexington ve Yorktown ancak 2 gün sonra denize açılarak Shoho’nun peşine düşerler. İstihbarat 2 japon uçak gemisinin daha Mo Harekatın da olduğunu belirtir. Bunlar Shokaku ve Zuikaku’dur. İkisi Japon İmparatorluğunun savaşta ki en başarılı 2 uçak gemisi olacaklardır. Bir başka H6K 10 mayıs da Lexington ve Yorktown’ı bulur ve kendini belli etmez. Japonlar fırsatı değerlendiremez, fırtına yüzünden uçaklarını kaldırıp saldıramazlar. Bu nokta da hem Japon Donanması hem de ABD donanması birbirlerinin konumlarını artık saptamıştır. Ertesi gün Shokaku ve Zuikaku uçakları ile havalanır ve düşman uçak gemilerine yaklaşırlar. Fakat onları saptayamazlar, onun yerine hızlı tanker Neosho’yu ve ona eskortluk eden Sims destroyerini bulurlar. Tanker vurulur ve ağır hasar alır, Sims batar. Neosho birkaç gün sonra terkedilecektir ve donanma listesinden silinecektir. Bu sırada ABD keşif uçakları Shokaku ve Zuikaku’yu tesbit ederler. Yeni Gine’nin doğu sahillerine olanca güçleri ile Lexington ve Yorktown hava grupları saldırır. Fakat istihbarat yanlıştır, uçaklar ilerlerken bölge de ki iki Japon ağır kruvazörü uçak gemisi olarak yanlış saptandığı ortaya çıkar. Uçaklar yine de bu 2 ağır kruvazöre saldırmak ile görevlendirilmiştir. Kalkıştan 50 km sonra Shoho hafif uçak gemisi bir kez daha saptanır ve uçaklar rota değiştirerek Shoho’ya gönderilir. Saat 10,40’ da Uçaklar Shoho’ya hücum eder. Shoho sınırlı hava grubu ile sadece 3 avcı uçağı ile devriye koruma gezmektedir. Bunlardan ikisi de artık demode A5M eski tip uçaktır. Dalış bombardıman uçakları Shoho’yu ıskalar, ustaca manevralar ile Shoho tüm bombalardan kaçar. Shoho 3 avcı uçağı da kaldırarak Ameirkan uçaklarına karşılık verir. Geride kalan bir dalış bombardıman uçağı Shoho’ya yetişerek onu 1 tonluk bombayla vurur. Bomba uçuş güvertesini delip geçerek hangar katında infilak eder. Bu sırada Amerikan torpido uçakları da sağlı sollu torpidolarını ateşleyerek Shoho’ya manevra yapacak alan bırakmaz. Shoho 5 tam isabet daha alır.  9 dakika içinde gemi tamamen sulara gömüldü, 11,500 tonluk gemi 800 mürettebatının çoğu ile batar. Gemi fazlasıyla hızlı batmıştır. Japonya ilk defa savaşta bir uçak gemisi kaybeder.
Shoho’nun batışının hemen ardından Sims ve Neoshu’yu batırmaktan dönen Shokaku ve Zuikaku uçaklarını toplar, hazırlar ve yeniden havalandırır. Fakat Amerikan uçak gemilerinin konumunu yanlış yorumlarlar, Lexington’ın RADAR’ları uzun menzil de Japon uçaklarının bir kısmını bulur ve avcı uçaklarını bölgeye sevk eder. 5 Japon torpido uçağı düşürülür. Dönüş yolunda grubunda ayrı düşmüş bir D3A japon dalış bombardıman uçağına da rastlarayak onu da düşürürler. Japonlar ABD uçak gemilerine rastlayamadan gemilerine geri dönerler.
8 Mayıs’da artık iki taraf da birbirlerinin yerlerini nokta atışı ile saptamışlardır. Karşılıklı olarak iki tarafta tüm hava gruplarını 09,00’da kaldırır. Mercan Denizi’nin son düellosu da artık başlamıştır. Lexington kronik hava gruplarını geç kaldırma sorunun dolayı Yorktown’dan 10 dakika sonra ancak tüm hava grubunu havalandırabilir ve hücuma geçer. ABD uçakları Shokaku’yu bulurlar ve saldırırlar, Shokaku uçuş güvertesine 2 450kg bomba isabeti alır ve savaş dışı kalır. ABD torpido uçakları isabet kaydedemezler. Shokaku uzun aylar boyunca Japonya’da tamir görmek zorunda kalacaktır.
Öbür tarafta Japon uçakları da aynı dakikalar da ABD uçak gemilerini bulur ve en sonunda saldırırlar. Arkada bırakılan az sayıda ki koruma avcı uçağı saldırıyı başarıyla karşılayamaz. Çoğu Japon torpido ve dalış bombardıman uçağı Yorktown ve Lexington’a yaklaşır. Japonlar 9 torpido ateşler, Lexington 2 torpido isabeti alır. Torpido isabeti Lexington’ın hangar asansörlerinin ikisini de sıkıştırır ve iptal eder. Lexington’ın makine dairesi ağır yara alır ve iflas eder. Lexington yavaşlar ve 24 knot’a hız düşürür. Birkaç dakika içinde gemi çok fazla su alır ve 6-7 derece iskele tarafına yatar. Japonlar işini bitirmek için 19 dalış bombardıman uçağı ile dalışa geçer, 2 bomba Lexington’ı vurur. Biri direk Lexington’ın devasa bacasından içeri girer ve geminin alt katmanlarında infilak eder. Bir diğeri uçuş güvertesini delip parçalar ve hangar katını havaya uçurur. Lexington’ının ana yakıt tankları delinmiştir, geminin çevresi Lexington’dan dökülen feul-oil ile kararır. Acil iniş yapan bir torpido uçağı da Lexington’a yanlış inerek çakılır ve iyice kargaşaya sebep olur. Fakat gemi 50 dakika sonra 5 avcı uçağı da havalandıracak kadar organizasyonunu korumaktadır. 5 avcı uçağı havalandıktan sonra müthiş bir patlama gerçekleşir. Uçaklar için kullanılan gazolin tankı olanca varlığıyla havaya uçar! Gökte ise geri dönüş yolunda ki Shokaku’ya saldıran uçaklar inecek bir alan bulamaz. Yorktown’da ağır şekilde hasar görmüştür. İmparatorluğun uçakları Shoho’nun ve Shokaku’nun intikamını ağır biçimde alırlar. Birçok ABD uçağı ve pilotu vurulur, çoğu zorunlu iniş ile denize çakılır. Gazoline tankını patlamasından 2 saat sonra bir başka patlama daha yaşanır. Hangar katını alevler sarar, patlama o kadar şiddetlidir ki 50 tonluk ön hangar asansörü fırlayarak 3 metre ileriye düşer!  40 dakika sonra bir patlama daha makine dairesinde gerçekleşir. Bu noktada mürettebat hala daha gemiyi kurtarmak için canla başla mücadele etmektedir. Saat 16,00’da gemi tamamen durur, 1 saat sonra umutlar terkedilir ve gemiyi terk emri verilir. 18,00’da gemide şiddetli birkaç patlama daha yaşanır. Bu sefer arka da ki hangar asansörü 50 tonluk ağırlığı ile denize fırlar ve çakılır. Gemi personelinin yine de çoğu başarıyla tahliye edilir ve kurtarılır. Geminin acıları refakatçi bir destroyerin attığı torpidolar ile son bulur ve Mercan Denizinin dibini boylar. Gemide 216 kişi hayatını kaybetti, 2735 kişi kurtuldu.



Lexington alevlere teslim olurken. 8 Mayıs 1942


Lexington ABD’nin ilk kaybettiği uçak gemisiydi. Yorktown’da çok ağır hasar gördü, ama Yorktown’ın başına gelenleri onun yazısında değineceğiz. Japonlar 11,000 tonluk Shoho’yu kaybettiler. Fakat 40,000 tonluk bir uçak gemisini batırmayı başardılar. Yorktown’ın da battığını düşünüyorlardı fakat 1 ay sonra Midway’de Yorktown karşılarını hayli diri olarak çıkacaktır. Öte yandan Shokaku ağır hasar aldı ve aylarca tersanede onarıma kaldı. Zuikaku’da tüm bu operasyonlar da hava gücünün %40’ını yitirdi ve ana vatan dönmek zorunda kaldı. Sonuçta Japonlar bu ağır zaferin devamını getiremedi ve Mo Harekâtı iptal edildi. Yeni Gine’yi hiçbir zaman ele geçiremediler.
Mercan Denizi Savaşı tarihin ilk karşılıklı uçak gemisi savaşıdır, iki tarafın gemileri birbirlerine toplar ile ateş etmeden bu savaşı icra ettiler.



Lexington'ın aldığı torpido ve bombaların isabet noktaları.

USS Saratoga’nın Operasyonel Tarihi

Lexington gibi tıpkı Saratoga’da Pasifik Filosuna atandı. Lexington kısmında Saratoga için de tüm donanma tatbikatlarına baktığımızdan bu kısma tekrar değinmiyorum.
Pearl Harbor Saldırısı yaşandığında Saratago California’da ki San Diego’da demirliydi. Burada bünyesinde ki hava grubu pilotlarının eğitim programı sürüyordu. Saldırı sonrası direk Pearl Harbor’a gönderildi. 15 Aralık 1941’de limana ulaştı. Wake Adasının iptal edilen geri alma operasyonuna Lexington ile katıldı fakat kısa süre sonra artık ABD’nin ileri karakolu Midway adasına çekildi. Saratoga savaşa torpido yiyerek başladı. Enterprise uçak gemisi ile buluşmak üzere denize açılırken Hawaii’nin 800 km güneybatısında bir Japon denizaltısı tarafından torpido isabeti aldı. Makine dairesi hasar gördü ve gemi su aldı. 16 knot hıza kadar düşen hızıyla Pearl Harbor’a iki gün sonra ulaştı. 2 günde bu hızla ulaşmak pek mümkün görünmediğinden muhtemelen mürettebatın çabalarıyla daha yüksek bir hıza ulaşmayı yolda başarmış olmalıdır. Gemi 3 ay Pearl Harbor’da tamir gördü ve torpido koruma kuşaklarında iyileştirmeye gidildi. 22 Mayıs 1942’de denize açıldığında yaklaşık 15 gün önce kardeşi Lexington’ın denizin dibini boylamıştı. Saratoga düşman sularına değil California’ya doğru rota çizdi. Burada bazı komuta değişiklikleri yaşandı ve Saratoga hayli vakit kaybetti. ABD donanma bürokrasisinin kurbanı olarak Midway Deniz savaşına katılamadı. Midway savaşı son bulduğunda Saratoga henüz yeni Pearl Harbor’a ulaşmıştı. Midway’de Yorktown’ın batması üzerine Uçak Gemileri genel Amirali Fletcher batan Yorktown’dan kurtardığı sancağını Saratoga’ya asarak onu Amiral Gemisi olarak seçti. Fakat çok sürmeden sadece 1 hafta sonra Saratoga Pearl Harbor’a geri çağrıldı ve Fletcher görevden alındı. Amiral Fitch yerine atandı. Saratoga P40 karadan kalkan avcı uçakları ile yüklenerek Midway’e sevk edildi, buraya uçaklarını 29 Haziran’da sevk etti.
Haziran 1942 biterken Japonların Mo Operasyonu başarısızlıkla sonuçlanmış ve iptal edilmişti. Mercan Denizinde Shoho batmış, Shokaku hasar görmüştür. Midway’de de Kaga, Akagi, Soryu ve Hiryu kaybedilmiştir. ABD orta Pasifik’te artık insiyatifi elde etmiş olarak Solomon Adalarına saldırmaya karar verir. Saratoga da ilk ciddi operasyonunu burada icra edecektir. 7 Temmuz’da Saratoga Pearl Harbor’dan ayrıldı ve Solomon Adalarına filosuyla birlikte yola çıktı. Rota üzerinde Wasp ve Enterprise uçak gemileri ile buluştu. ABD deniz piyadeleri 30 Temmuz’da Koro Adasını ele geçirmek için adaya çıktı, Saratoga ve diğer 2 uçak gemisi amfibik harekâtı desteklemek için uçakları ile havalandı. Ada da direniş zayıftı, aslına bakılırsa ada da direniş yoktu. Fakat uçak gemileri diğer Solomon Adalarına yapılacak amfibik hücumlar için bir tatbikat niteliğinde dağı taşı bombalayıp taciz ettiler. Solomon Adaların da ki ana hedefler hava üssüne sahip olan Guadalcanal ve Tulagi adalarıdır.
Saratoga, Enterprise ve Wasp sorunsuzca Solomon Adalarının kalbine vardılar. 7 Ağustos da Gudalcanal hücumu başladı. Ada da ilginçtir ki sadece 2 mühendis taburu hava alanının inşasını yeni bitirmiş olarak konumlanmıştır. ABD deniz piyadeleri onları hızla ve kolayca püskürterek bu hava alanını ele geçirdi. Japonların hayli ihmal ettiği garnizon eksikliğinin bedeli ilerleyen 8 ay boyunca ağır bir bedele mal olacaktır. Ele geçirilen hava alanına Handerson Hava Alanı dendi. ABD hazıra konarak muazzam stratejik önemde ki bir hava alanına kolayca konmuş oldu. Tulagi’de ki pist ise sürekli baskı altında tutulduğundan etkin kullanılamayacaktır. Japonlar için karadan kalkış imkanı sadece Rabaul’dadır. Uçak gemisi gücünü büyük oranda yitiren Japonya için Guadalcanal Yıpratma Savaşı bu koşullar altında başlar.
Rabaul’dan kalkan Japon uçakları (çoğu Midway’de kurtarılan, artık uçak gemilerini kaybetmiş olan hayli kızgın uçak gemisi pilotlarıdır) ABD uçak gemilerini vurmak için 8 Ağustos’da Guadalcanal’a hücum eder fakat gemileri bulamazlar. Fakat bazı ABD nakliye gemilerini saptayarak zarar verirler. Fakat Japonlar hayli yanlış bir akaryakıt hesaplaması ile manzili aşmıştır. Rabaul çok uzaktır, çoğu geri dönerken denize çakılır, az bir kısmı zoraki Rabaul’daki psitlere iniş yapar. Japonlar yanlış hesaptan 18 pilot kaybeder. Saratoga ve diğer iki uçak gemisi bölgede Handerson Hava Alanı ile tartışmasız bir hava üstünlüğüne kavuşmuş olur. Yine de Saratoga it dalaşları ile hava gücünün %25’ini kaybetmiştir. Uçaklar için kullanılan gazoline de azaldığından bir sonraki gün gerçekleşen Japon uçakları hücumunda (bu kez yakıt alınımını doğru hesapladılar) hava gruplarını kaldırmadı. Japonlar ABD taşıma/kargo/amfibi gemilerine daha ciddi zarar vererek can ve malzeme kaybına sebep oldular. Bu nokta da Japonlar Gudalcanal’da ABD’nin 1-2 uçak gemisinin faliyette olduğunu düşünse de asıl rakam üçtür.
Gudalcanal bir amfibi harekatı olarak yer alsa da, Saratoga ve diğer uçak gemileri için asıl önemli nokta Japon Donanmasının reaksiyonudur. Guadalcanal ve çevresin deki tüm Doğu Solomon Adalarında şiddetli deniz çarpışmaları yaşanacak ve iki tarafta ağır kayıplar verecektir. 24 Ağustos’da Japonlar Guadalcanal’ı desteklemeye büyük miktarda piyade sevk ederler. Zuikaku 3 aydan fazla süren tamiratını tamamlamıştır. Shokaku, Zuikaku ve Ryujo uçak gemileri Doğu Solomon Adalarında tekrar üstünlük sağlamak için anavatandan denize açılır. Gudalcanal’a 550 km mesafe de Japon uçak gemileri tespit edilir (yaşanan kayıplar ile bu uçak gemileri artık Japonya’nın elinde kalan nadir uçak gemisi gücüdür). Başlarında Pearl Harbor Baskını, Hint Okyanusu hücumu ve Midway hezimeti yaşatan Amiral Nagumo bulunmaktadır. Saratoga ve diğerleri uçaklarını hızla kaldırarak çok uzun bir menzil de düşman gemilerine saldırırlar. Fakat Japonlar keşfedildiklerini fark edip rotayı değiştirerek batıdan bir yay çizmiştirler. Gel gelelim kalkan ABD uçaklarının gemilerine dönecek menzilleri yoktur, hepsi Handerson Hava Alanına inerler. Uçak gemileri büyük oranda bu başarısız operasyon için boşaltılmıştır. Amiral Nagumo ABD uçak gemilerini bulmak için keşif uçuşları düzenler ama neticeye varamaz. ABD uçaklarının şimdi Handarson’da bulunduğunun farkına varan Japonlar Ryujo’yu öne sürer. Ağır kruvazör desteği ile pist bombalanarak kullanılamaz hale getirilecektir. Ryujo uçaklarını havalandırıp Handorsan’a hücum ettiğinde aynı dakikalarda Saratoga’nın hava grupları da Handarson’dan havalanarak Ryojo’ya yönelir. Yolda iki tarafta ki uçaklardan da karşılaşanlar olur ve ilginç it dalaşları yaşanır. Günün sonunda Handarson Hava Alanı çok az zarar görür ama Ryujo 3 tane 450 kg lik bomba ve 1 torpido ile vurulur. Ryujo 4 saat içinde batar, Saratoga’ya kayıtlı tek bir uçak bile vurulmamıştır. Japonya 4 ayda 6. Uçak gemisini kaybetmiştir….
Shokaku ve Zuikaku aynı gün ABD uçak gemilerini saptar ve hava gruplarını kaldırarak hücuma geçer. ABD uçak gemileri saldırıyı RADAR sayesinde erkenden fark eder. Japonlar Enterprise’ı 3 dalış bombardıman uçağı vurur. Enterprise uçak gemisi savaş dışı kalır, fakat ABd sadece 5 uçak kaybederken Japonlar 24 uçak kaybeder. Japon uçak kayıpları 1942 boyunca o denli yüksektir ki ürettiğinin 2 katından fazla uçağı tüm cepheler de toplamda kaybedecektir. ABD donanması Enterprise’in savaş dışı kalması üzerine bölgeye Hornet’i sevk eder. Kısa bir süre sonra Saratoga geri çekilir ve 6 Eylül 1942’de Pearl Harbor’a geri döner. 21 Eylül’de Saratoga kuru havuza çekilerek geniş kapsamlı gövde onarımına başlar. 12 Kasım’da Saratoga yeniden bulunduğu görev gücü 11’in Amiral gemisi olarak denize açılır. Kısa bir süre sonra Saratoga’nın türbinleri arızalanır ve tekrar Pearl Harbor’da tersaneye çekilir 13 Aralık’ta tamirat biter.
23 Ocak ta Saratoga tekrar Guadalcanal’a döner. Aylardır iki tarafta şiddetle ada için çarpışmaktadır. Diğerlerinin aksine Gudalcanal Japon İmparatorluğu’nun en ısrarla elde tutmaya çalıştığı nokta olarak Pasifik tarihine kazınacaktır. Mart sonuna kadar çeşitli hava sortileri ile asgari kayıplar ile Solomonlar’da ki amfibi harekatlara destek verir.
Beraberinde bulunduğu Enterprise bir kez daha ağır isabet almış ve savaş dışı kalarak tamire çekilmiştir. Mayıs 1943’ün ilk haftasın da Saratoga Solomonlar’da ki tek uçak gemisidir. Hornet ve Wasp kendisi Pearl Harbor’da tamirattayken çoktan batmışlardır. Fakat ABD Aralık 1942 ile birlikte gemi inşa sanayisini konuşturmaya başlamıştır. Yeni Essex sınıfı gemilerden bazıları göreve başlamıştır ve birçoğu da yakında göreve başlayacaktır. Yine de 17 Mayıs 1943’de Saratoga’ya eşlik etmek üzere gelen uçak gemisi Amerikan değil, İngiliz HMS Victorius uçak gemisidir. Artık Güney Pasifik’te ki Solomonlar Bölgesin de Japonlar çoktan umudur kesmiştir. Sadece Pasifik’in bu bölümünde değil, tüm Birleşik Japon Donanması yaşanan ağır kayıpların ardından Haziran 1944’e dek sürecek olan sessizliğe bürünmüştür. Japonya 15 uçak gemisi inşaatı ile yaralarını sarmayı planlarken ABD 150 uçak gemisi (sadece 26 tanesi gerçek boyutlarda, 15 kadarı hafif, kalan hepsi zıhsız ufak uçak gemileri) inşaatı ile gücüne güç katmaktadır. Saratoga 1943 yaz sonuna dek tehlikesiz devriye görevleri ile bölgede haftalarını geçirir. Bu noktada Rabaul’da büyük oranda artık susturulmuştur. Fakat Rabaul hala ciddi bir tehdittir, Kasım 1943’de Saratoga ada da ki üstlere ve pistlere ağır saldırılarda bulunur. Rabaul bu noktadan sonra etkisini tamamen yitirir. Adada ki garnizon savaş sonuna kadar açlıkla mücadele ederek hayatta kalmaya çalışacaktır. Rabaul by pass geçilir, asla alınmaya değer görülmez. 30 Kasım 1943’de Saratoga bir kez daha Pearl Harbor’a bakım/onarım/ modernizasyon için çekilir.
1944’e gelindiğinde ABD Marchall Adaların da ki direnişi bitirerek Orta Pasifik’i tamamen kontrol altına almak niyetindedir. Saratoga yeni nesil Langley (orijinali değil, bu yeni olan hafif uçak gemisi ) ve Princeton ile çıkartmalara destek olma görevlerine sevk edilir. Mercan Adalarında ki Japon savunması bir bir ezilir ve ele geçirilir. Japonya çoktan savunma hattını Mariana adalarına çekmiş, Marchall Adaların da ki zavallı garnizonlar hava, deniz ve hatta erzak desteğinden mahrum “feda” edilmiştir. Şüphesiz bu duruma düşen yüzbinlerce Japon personeli son ana kadar görevlerini yine de icra etmeye çalışmışlardır.
Ocak-Şubat 1944’de Saratoga’nın katıldığı ki en şiddetli çıkartma Enietok’da yaşandı. 1944 Mart ayıyla birlikte güç dengesi iyice değişmiştir. İtalyanların Regia Marina’sı artık savaşta değildir. Akdeniz’de ki İngiliz ve ABD gemileri Hint Okyanusuna büyük oranda kaydırılır. Kriegsmarine Norveç’te çok kayıp vermiştir ve artık Büyük Britanya için tehdit değildir, Seylan Adası merkezli başlayan Hint Okyanusu karşı saldırıları, Marchall Adalarında sona yaklaşan ABD hücumları ile Japonya denizler de ki kontrolünü büyük oranda kaybetmektedir. Saratoga’da Seylan Adasına sevk edilerek Hint Okyanusun da İngilizlere yardıma sevk edilir. 31 Mart 1944’de Seylan’a varır.  2 hafta sonra Sumatra’nın kuzeyin de ki Sabang’a saldırırlar. Burada ki Japon üstleri ve pistleri ağır şekilde vurulur. Baskın tam bir şok etkisi yaratmıştır, Japon Donanması bu kadar erken Endonezya’ya saldırı beklememektedir. Saratoga kayıpsız hava hedeflerini gerçekleştirir. 17 Mayıs’da Java Adasın da ki Japon Rafinerilerine saldıran Saratoga beklenen hasarı limanda yaratamaz. Saratoga bakım ve onarım için bir kez daha Pearl Harbor’a çekilir. 10 Haziran’da limana girdi. Saratoga burada geniş kapsamlı bir modernizasyona gitti, yeni nesil RADAR’lar ve daha da önemlisi RADAR donanımlı uçaklar ile gece uçuşu kabiliyeti kazandı. Fakat aktif savaştan bir süre çekilerek gece savaşı tatbikatları için San Diego’ya çekildi. 29 Ocak 1945’e kadar süren denemelerin ardından gece uçuşu kabiliyeti kazanan diğer uçak gemisi Enterprise ile Iwo Jıma çıkartması için denize açıldı. 18 Şubat da Iwo Jıma’ya varan görev gücü adayı ezmeye ve bombardıman faaliyetlerini gerçekleştirmeye başladı. Ada da bulunan 2 havaalanı nispeten ağır bombalandı. Artık umutsuzca direnen Japonya fanatik bir son çözüm olarak Ekim 1944’ de Kamikaze hücumlarına başlamıştır. Saratoga’da bu kutsal rüzgarlardan (kamikaze) nasibini alacaktır. 19 Şubat gecesi adadan kalkan 6 Japon uçağı gevşek şekilde korunan Saratoga’ya saldırır. 5 bomba isabeti alan Saratoga üstüne bir de bomba atan 3 uçağın kamikaze olarak çarpması ile iyice sarsılır. Özellikle uçuş güvertesinin ön kısmı ağır hasar aldı. Hangar alevlere teslim oldu, sancak tarafından su sızması baş gösterdi. 123 personel öldü, 192 kişi yaralandı. 36 uçak hangarda ki infilak sonucu kaybedildi. Saratoga’nın hasar kontrol ekibi gemiyi yine de kurtardı ve gemi Bremerton’a çekildi. ABD gemi hasar kontrol ve yangınla mücadele de o kadar ustalaşmıştır ki 1944-45’de gerçekleşen muazzam Kamikaze hücumlarının hiçbirinde bir tane bile büyük uçak gemisi kaybetmemiştir.



Saratoga'nın Uçuş Güvertesine İsabet Eden Kamikazeler / 20 Şubat 1945

Saratoga artık bazı parçaları ile çeyrek asırlıktır, ABD Mart 1945’de 110 kadar uçak gemisini işletmektedir. Saratoga onarımlarının ardından eğitim gemisi olarak aktif savaştan çekilir. 20 Mayıs 1945’de onarımı tamamlandı. Saratoga Haziran-Eylül 1945 arasında pilot eğitimleri ve gemi personeli eğitimlerin de ana vatan da bulundu. Savaş 3 Eylül 1945’de kesin olarak bittiğin de Saratoga diğer binlerce ABD gemisi gibi gazileri ana vatana taşımakla görevlendirildi. Toplamda 30 bine yakın personeli ana vatana geri getirdi.
Savaştan sonra ABD’nin elinde o kadar çok Donanma Gemisi vardı ki Saratoga gözden kolayca çıkartıldı. Saratoga son görevine 22 Ocak 1946’da atandı. Nükleer silahlar belki hayli korkunç geliyor. Fakat kara da kullanımın aksine denizler de daha az sivil kayba doğal olarak var olduğundan ABD için muazzam bir deniz üstünlüğü olarak düşünüldü.  Bu yüzden Saratoga’yı Temmuz’da Bikini Adasına götürdüler, önce üzerinde de kocaman bir nükleer bomba patlattılar. Zararı gözlemlemek için 45,000 tonluk bir çelik yığını harcamak o sırada zevkli gelmiş olmalı. Saratoga’dan büyük hasar bekleyen gözlemciler için sonuç hayal kırıklığıydı, çok ufak hasarlar ile bir atom bombasının üstünde patlamasına rağmen kurtuldu. Öyle ki hala uçak kaldırabilir, indirebilir ve servis edebilir olarak raporlandı. Sonuç tatmin etmedi, bu sefer geminin üstünden değil altından patlatalım demiş olmalılar ki 400 metre derinlikte geminin tam altında bir atom bombası daha patlattılar. Patlama gemiyi olanca cüssesiyle havaya kaldırdı. Geminin gövdesi ve uçuş güvertesi ve kulesi dahi ağır hasar gördü. Aynı günde battı. 15 Ağustos 1946’da Donanma Listesinden silindi.
Lexington ve Saratoga ABD’nin ilk ciddi uçak gemileriydi. Özellikle Savaşın karanlık ilk 18 ayında ABD’nin kritik uçak gemisi gücü olarak hizmet ettiler. Lexington erken kaybedildi fakat çok dersler alındı. Lexington’ın kaybından sonra ABD’de ki uçak gemilerinde bulunan hasar kontrol ve yangınla mücadele önlemleri açıkça arttı. Uçaksavar savunmaları gemilerde katlandı. Savaş öncesi Ranger, Yorktown ve Wasp Sınıfı ve hatta savaş sırasında ki inşa halin bulunan Essex Sınıfı gemilerde büyük oranda Lexington ve Saratoga tecrübelerinin bir harmanından tasarlandı. Eğer bugün ABD dünyanın her bir yanında nükleer uçak gemileri bulunmakta, her birinde 1920’lerin Lexington ve Saratoga gemilerinden miras bir organizasyon, teknik bilgi ve bir gelenek bulunmakta.

Bir sonraki yazı Japon Hafif Uçak Gemisi Ryujo üzerine olacak.
Kaynak: Flattrop, Battle360, Osprey, Wiki
@napolyon94

13

Akagi

Kaga


AKAGİ ve KAGA Uçak Gemileri

Birinci Dünya Savaşı’nın galibi olan 5 büyük ülke; İngiltere, ABD, Fransa, İtalya ve Japonya savaş sonrası, savaş gemisi yarışına son vermek için bir araya geldiler. Nitekim müttefikler olarak (itilaf güçleri olarak) artık karşıların da ne bir Alman Açık Deniz Filosu ne de bir Avusturya Akdeniz Donanması bulunmaktaydı. Şubat 1922’de Washington Donanma Antlaşması imzalandığında artık tüm bu 5 ülkenin deniz gücü bir standarda bağlanmıştı. Bu antlaşma birçok sınırlama ve standardı donanma gemileri için getirmekte ve ülkeleri bir yere kadar da fedakarlığa zorlamıştır. Bir başka yazıda bu antlaşmanın detaylarını aktarmayı planlıyorum. Fakat şimdilik bizi ilgilendiren kısma yönelebiliriz. Kabaca 525 bin ton savaş gemisi ya da harp kruvazörü sahip olma hakkı İngiltere’ye ve ABD’ye tanındı. Japonya’ya bu rakamın %60’ı tanımlanırken, İtalya ve Fransa’ya uygulanan tonaj limiti %30 oldu. Ayrıca bu 3 limit için sırasıyla 135,000, 81,000 ve 60,000 ton uçak gemisine sahip olma hakkı tanındı. Antlaşma imzalanmadan evvel Japonya’nın inşasına başladığı bir takım savaş gemileri ve harp kruvazörleri hali hazırda tersaneler de bulunuyordu. Japonya 1918-1922 tarihleri arasında inanılmaz agresif bir biçimde yeni nesil savaş gemileri ve harp kruvazörleri sipariş ederek imzalanacak olan bu antlaşma da yüksek bir orana sahip olmak için sınırları zorlamıştı. Nitekim kısmi başarılı olarak İtalya ve Fransa’dan iki kat daha fazla paya sahip olmayı da başardılar. Fakat Japonya’nın beklentilerinin aksine %70-80 bir oranda değil, %60’da karar kılındı ve inşası devam eden gemilerin birçoğundan vazgeçilmesi gerekiyordu. O dönem 2 adet Tosa Sınıfı ve 4 adet Amagi sınıfı ile Japonya adeta batılıların tasarımlarına meydan okuyordu. Bu kabaca 45,000-46,000 ton olan savaş gemisi ya da harp kruvazörleri muazzam büyüklükteydi. O dönem ki savaş gemilerinin genelde 30,000 ton altı olduğunu hatırlatmak da fayda var. İşte bizim Akagi ve Kaga Uçak Gemilerinin de kaderi böylece yazılmış oldu. Aslında sadece aynı sınıf gemileri aynı yazıda ele almayı uygun görsem de Kaga ve Akagi fazlasıyla ortak özelliklere ve ortak bir kadere sahip olduklarından tek bir yazıda ele alıyorum.

1922’de Amagi sınıfına ait 4 harp kruvazörü hali hazırda inşa halindeydi. Gemilerin ilk ikisi olan Amagi ve Akagi gövde inşaları ilerlemişken diğer iki gemi inşası henüz yolun başındaydı. Üçüncü ve dördüncü gemiler direk iptal edilirken, Amagi ve Akagi uçak gemisine dönüştürülmesine karar verildi. Ne yazık ki 1923’de ki büyük Japonya Kanto depremin de Amagi tersane de ağır hasar aldı ve kullanılamaz hale geldi. Bu öyle bir depremdi ki 103,000 Japon vatandaşı hayatını kaybetti! Amagi’nin kaybı üzerine inşası durdurulan 2 adet Tosa sınıfı savaş gemisinden Kaga’da Amagi’nin yerini doldurmak üzere uçak gemisine dönüştürülmesine karar verildi. Fakat bu kararın alınması kolay olmadı. Nitekim Akagi ve Amagi aynı sınıf eş gemilerdi. Uçak gemilerine dönüşüm projesi de aynı olacağından maliyetleri nispeten düşük kalacaktı. Amagi’yi kurtarmak için defalarca inceleme ve onarım denemeleri olsa da en sonunda Amagi’den tamamen vazgeçtiler. Fakat Kaga için çalışmalar 1925’e dek resmen başlamadı. Kaga ve Akagi 4-5 sene sürecek olan bu yeniden inşaat süreciyle sonraki 15 yıl boyunca Japon Birleşik Donanmasının bel kemiği olan iki uçak gemisi olacaklardır. Kaga ve Akagi görünürde benzer ve hatta aynı sınıfa mensup gibi gözükseler de 2 farklı sınıf olan Tosa ve Amagi sınıfı üzerine kuruludur. Tosa sınıfı daha kısa ve ağır bir savaş gemisiyken, Amagi sınıfı daha uzun ve seri gemiler olarak tasarlanmıştır. Buda ileride Akagi’nin Kaga’dan daha seri, Kaga’nın da Akagi’den daha silahlı olmasına sebep olacaktır.



Akagi için Tasarım, Güç, Uçuş Grupları ve Silahlanma

Akagi’nin (Japonca Kırmızı Kale ) harp kruvazöründen uçak gemisine devşirilmesi ile 261 metre uzunluğa , deniz seviyesinde 31 metre genişliğe ve deniz içinde 8 metre derinliğe ulaştı. Tam dolu olarak sonraki modernizasyonlar ile birlikte 42,000 tona yakın bir ağırlığa ulaştı! Muazzam bir rakam, 10,000 tonun altında ki Hosho’nun bir önceki Langley yazısında belirttiğimiz gibi tonaj kısıtlamalarına dahil edilmediğini biliyoruz. Akagi ve Kaga o denli büyüktüler ki ikisi tek başlarına neredeyse Japonya için ayrılan uçak gemisi tonajını dolduruyordu (ve hatta geçiyordu.) Normalde 27,000 tonu geçmemesi gereken uçak gemileri tonajı bir sefere mahsus olmak üzere Kaga ve Akagi için uluslarası onaylandı. Aynı onaylanma ABD için Lexington ve Saratoga’da da geçerli olacaktır. Yine de Akagi uçak gemisine dönüştürüldüğün de orijinal ağırlığından 7,000 ton hafiflemiş oldu. Toplam 1600 personeli ile adeta yüzen bir kasaba denilebilir. Akagi 3 katlı uçuş hangarına sahipti, buda onu muazzam uzun ve yüksek bir yapıda ki siluetini kazandırdı. İlk suya indiğinde 60 olan uçak kapasitesi uzatılan ve kapatılan hangar ve uçuş güvertesi ile 1938’de ki modernizasyon da 90 uçak taşıma kapasitesine ulaştı! Güvertenin hemen altında ki hangar 190 metre uzunluğundaydı, onun altında ki ise 205 metre uzunluğunda iken en alttaki ise sadece 55 metre uzunluğundaydı. Kabaca 2 uzun ve 1 kısa koridor gemiyi boydan boya uçakla doldurmak için konumlandırılmıştı. Yine de en alttaki hangar sadece depolama için kullanıldı. Hangar asansörleri ise tüm hangar katlarına inip çıkabiliyordu. Akagi herhangi bir kuleye sahip değildi, hayli yüksek olan gemi en üst hangarın bir bölümünden idame ettiriliyordu. 570,000 litre uçak akaryakıtı taşıyabilen tam bir yüzer molotov kokteyli. Akagi başlangıçta daha kısa bir güverteye sahipti. 1931 de modernize edildi ve uçuş güvertesi uzatıldı. Hangarlar tamamen kapatıldı. İlk versiyonda geminin önden ve arkadan ilk 2 hangar katı gözlemlenebiliyordu. Zırh koruması ise hayli yüksek olsa da orijinal harp kruvazörü döneminden hafifletilmişti. Geminin su üstü ve üst zırh kuşağı büyük oranda zırhını korusa da , su altı torpido koruma kuşağı 254 cm’den 152’cm ye dramatik olarak düşürülmüştü.

Silah sistemleri olarak ise 6 adet 200 mm top ikiz taretler de olarak ikisi önde ve teki arka kısımda konumlandırılmış. 6 adet ikiz 120 mm taret de geminin yan kuşağı boyunca dizilmiş. 14 adet ikiz 25 mm uçaksavar topu da yine yan kuşak boyunca dizilerek konumlandırılmış. Geminin silah sistemleri modernizasyonlara rağmen yeterli görünmüş ve sabit kalmış. Zaten yetersiz görünmesine de açıkça pek fırsat olmamış.

Uçuş grubu ise 90 uçağa kadar kapasiteye sahip olsa da orijinal haliyle 66 uçak ile donatılmıştı. İlk haliyle uçakları A1N avcı, B1M3 torpido ve 2MR keşif uçağı ile donatıldı.
Güç grubu ise tam olarak 19 kazan yardımıyla 133,000 hp güç üreterek bu muazzam gemiyi 31,5 knot hıza ulaştırmayı başarmış! Bir örnek vermek gerekirse bugünün modern Nimitz sınıfı nükleer gemileri 260,000 hp güç ile hareket ederken, Türkiye’nin inşasına devam ettiği Hafif Uçak Gemisi olarak kabul edilebilir TCG Anadolu’da yaklaşık 50,000 hp’ye sahip bir güç grubuna sahip olacaktır. (Nimitz 100,000 ton üzeri, Anadolu 26,000 ton).  Bu muazzam güç grubunun egzoz gazını ise gemiden dışarı aktarmak tasarımcılar için büyük problem olmuş, bu yüzden geminin iki yanına eğri iki büyük baca konumlandırma yoluna gitmişler. Gemi yine gem benzin hem kömür ile bir noktaya kadar çalışabilmekte görünüp, güç grubundan daha fazla yorumda bulunabilecek erşada sahip değilim. Son olarak 3,900 ton petrol ve 2,100 don kömür, 4,900 ton erzak taşıma kapasitesine sahip, tam yükte ve seyir hızı olan 14 knot ile 15,000 km yol yapabilir.



Akagi’nin Operasyonel Tarihi

Ağustos 1927’de Donanma’da aktif hizmete başladı. Kaga’nın bir süre sonra göreve başlaması ile Donanma organizasyon değişikliğine gitti ve ilk defa uçak gemisi filosu yapılanmasına gitti. Böylece Akagi 1. Uçak Gemisi Filosunun bayrak gemisi olarak 1928 Nisan’ında Donanma’da ki yerini aldı. Akagi tıpkı Hosho gibi sayısız deneme uçuşu, tatbikatlar ile 4 sene geçirdi. Bir ara 1928-1929’da 11 aylığına gemi kaptanlığını efsanevi Isoroku Yamamato yönetti. Yamamato Akagi ile gelecekteki stratejilerinin temelini oluşturdu.

1931’de Donanma onu ikinci kademeye çekti, kısa bir süre sonra da tamir, bakım, onarım için tersaneye çekildi. Büyük oranda Birinci Japon-Çin Savaşında aktif rol alamadı.  Aralık 1932’de modernizasyonu biten Akagi dönemin Büyük Buhran krizinden dolayı bir süre daha rezerv de kalsa da Nisan 1933’de yeniden aktif edildi. 1933’ün donanma tatbikatlarında baş rolü oynadı.  1935’de modernizasyon için rezerve çekildi, 31 Ağustos 1938’de modernizasyonu biten Akagi adeta yeni bir siluet kazandı. Daha uzun güvertesi, kapatılmış hangarları, artan ağırlığı ve %50 büyüyen hava grupları ile 90 uçaklık bir yüzen havalimanına dönüştü.

Modernizasyon sonrası Akagi yeni nesil uçaklara kavuştu. İlk tke kanatlı A5M avcı uçakları, ilk defa dalış bombardıman çözümü olarak D1A ve torpido uçağı olarak B4Y uçakları. Japon Donanmasının uçak gemilerinde ağırlıklı olarak torpido yada yüksek irtifa bombardıman saldırılarına öncelik verse de , dalış bombardıman gruplarını da bünyesine dahil etmesi önemlidir. Zira Japonların tersine Amerikalıların en büyük uçuş grubu farkı onların büyük oranda dalış bombardıman uçaklarına ağırlık vermesidir.
Modernizasyonu 1938 ortasında tamamlandığında 2. Japon-Çin Savaşı da çok tan başlamıştır. Çin denizler de hiçbir zaman tehdit değildi, az miktar da ki küçük tonajlı eski alman kruvazörlerinden başka elle tutulur su üstü ya da su altı deniz gücüne sahip değildi. Bu yüzden Akagi’de tıpkı diğer uçak gemileri gibi kara ordusuna destek olma görevlerini icra etti. Yine de ilkine nazaran uzun süren ve hatta hiç bitmeyecek olan Çin savaşında akagi binlerce sorti gerçekleştirdi. Japon Donanmasının Uçak gemileri üzerine kurguladığı doktrin de işte bu 1938-1941 arası dönemde olgunlaştı. Artık deneysel Hosho gibi gemilerden gelişi güzel kalkan uçaklar devri bitmiştir. Bir uçak gemisinin nasıl işletilmesi, nasıl bakımının yapılması, hava gruplarının iniş, kalkış, saldırı ve keşif organizasyonları üzerine Japon Birleşik Donanması diğer hiçbir ülkenin sahip olmadığı kadar ilerledi. Bu avantajının meyvelerini 2.DS’ da özellikle ilk aylarda gösterdi.

1936’da Japonya’nın Washington Donanma Antlaşmasından çekilmesiyle de artık olgunlaşan fikirler bünyesinde yeni uçak gemileri inşası başlamıştır. Japon donanması artık uçak gemilerini gelişi güzel filolarına dağıtmaktan vazgeçer ve onları büyük 1. Mobil Hava Filosu bünyesinde Nisan 1941’de toplar. Tüm uçak gemileri artık tek bir organizasyon altında çeşitli coğrafyalar da görev yapacaktır.

Yine de tüm bu ilerlemelere rağmen, uçak gemileri Japonya’da bile , savaş gemilerinin arka planında bir prestijle 2.Dünya Savaşı’na girmiştir.
2.Dünya Savaşı Japonya ve ABD için 7 Aralık 1941’de ki Pearl Harbor baskını ile başladı. Daha Eylül ayından Donanma saldırıya karar verir ve tüm uçak gemilerini toplayarak Hawaii Saldırısı için tatbikatlara başlar. Büyük bir titizlik ile benzer coğrafyalar tercih edilir, büyük maketler hazırlanır ve tehlikeli hava tatbikatları icra edilir. Bu sırada yeni nesil A6M2 ZERO avcı uçakları, B5N ilk donanma tek kanatlı yüksek irtifa yada torpido uçağı, ve tek kanatlı D3A dalış bombardıman uçakları ile güncellenir. Özellikle Zero sahip olduğu menzili, manevra yeteneği ve yüksek irtifa performansı ile müttefiklerin savaşta ki ilk yılında çok can yakacaktır.
26 Kasım 1941’de Birinci Mobil Filo bünyesinde ki Kaga’nın da bulunduğu diğer 6 uçak gemisi ile Pearl Harbor’a doğru yola çıkar. Kuzeyde ki adaların olmadığı, dolayısıyla ifşa olasılığının düşük olduğu bir yay rotası çizilerek Hawaii’ye gidilir. 7 aralık 1941 sabahı adaya 430 km mesafe de saldırı başlatılır. Akagi Pearl Harbor Saldırı gücünün bayrak gemisidir.

Akagi’nin 27 B5N torpido uçağı limanda ki USS Oklohoma, USS West Virginia ve USS California’ya saldırır. Bu üç savaş gemisini de torpidolayan Akagi hava gücü, bazı A6M Zero uçakları ile limanın yanında bulunan askeri hava alanına saldırır. Saldırı boyunca A6M Zero uçakları başarılı hava alanları baskınları ile 350’ye yakın ABD uçağını yerde yada hava da imha edecektir. Dalış bombardıman grubu da Marryland ve Pennsylvania savaş gemilerine ağır hasar kaydederler.
Pearl Harbor Baskını ardından kısa bir süre Japonya’ya dönen Akagi Ocak Başında yeniden Pasifik’e açılır. Yeni Gine’nin doğusunda ki Rabaul’a yapılan saldırıda görev alır. Rabaul’da ki Avustralya garnizonu 2 hafta da çözülür ve teslim olur. Rabaul Japonlar için kati surette önemli bir üstür. Burada ki hava alanı ve nispeten yeterli deniz üstleri ile Japonya’nın Solomon ve Yeni Gine operasyonları için anahtar konumdadır. Nitekim ada batmaz bir uçak gemisi olarak uzun bir müddet İmparatorluğa hizmet verse de herhangi bir çıkartma faliyeti olmadan savaş sonuna kadar Japonya’nın elinde kalır. Fakat çeşitli hava taarruzları ile ada hayli ezilir ve buradaki 70 bin Japon personeli savaş bitene kadar uzun aylar açlık ile müadele edecektir.

Şubat ayında Akagi Endonezya ve Avustralya arasında ki Timor Denizi’ne konumlandırılır. Burada ki Java adasına yapılan operasyonlara destek gelmesini engellemek için çaba sarf edilir.

19 Şubat 1942’de müttefiklerin destroyerlerce korunan bir konvoyunu baskın düzenlenir. Akagi tek bir uçak kaybetmeden Soryu uçak gemisi ile birlikte 7 ticari gemi, 1 destroyer, 1 petrol tankeri batırır. Kalan 14 destroyer ve krago gemisi de hasar görür. Mart Ayında Java Adasının komple teslim olması ile de Akagi erzak ve yakıt ikmali için geri çağırılır.

15 Şubat 1942’de Singapur Japonların eline geçer. Bu muazzam bir zaferdir, Büyük Britanya’nın en büyük Doğu üssü şimdi Japonların elindedir.  Artık Japonya Batıya , yani Hindistan’a yönelebilir konumdadır. Hint Okyanusuna açılmakta ki tek engel olan Andamar Adaları 23 Mart 1942’de Japonya’nın eline geçer. Şubat 1942’de Java Denizinde ki bir dizi muharebe ile özellikle sınırlı bir güce sahip olan Hollandalıların kruvazör gücü ve ABD’lilerin Filipinler’den kalma hafif gemileri imha edilmiştir. Japon kara ordusu da Tayland üzerinden Burma’ya hücumdadır. Japon Donanmasının hedefi Seylan adası ve üzerinde ki donanma üstlerini ele geçirerek Hint Okyanusun’dan Britanya güçlerini atmaktır. İngiltere elinde ki imkanlar ile Pasifik Doğu Filosunu yeniden organize eder Hint Okyanusuna hücuma geçer. Japon Birleşik Donanması olanca gücüyle Britanya güçlerini karşılamak için Hint Okyanusuna açılır. Bu noktada Japonya’nın nitelik ve nicelik olarak su üzerinde üstünlüğü vardır. Britanya 3 uçak gemisine sahip iken (bir tanesi HMS Hermes, Hosho’nun çağdaş deneysel gemisi) , Japonlar Akagi’nin de bulunduğu 5 muazzam uçak gemisi ile ilerlemektedir. 5 Nisan’da Japon Filosu Akagi’nin keşif uçakları İngilizlerin gemilerini saptar. Başlangıçta gemilere hafif zarar verilse de , akşama doğru iki İngiliz ağır kruvazörü batar, 9 Nisan’da tekrardan temas sağlanır. Bu kez daha koordineli hücuma kalkan Japon uçakları HMS Hermes’i ve 2 destroyeri batırır. Diğer bir çok gemide hasar alır. Akagi ve 4 uçak gemisi toplamda sadece 20 kadar uçak kaybederken İngilizler 50,000 tona yakın gemiyi suların derinliğine terk eder. Japon Amirali Nagumo filoyu daha fazla riske sokmaz ve geri çekilir.

Geri çekilme rotasında iken 19 Nisan 1942’de ABD uçak gemileri olan Hornet ve Enterprise Japon takım adalarına sinsice yaklaşarak bir takım çift motorlu bombardıman uçağını havalandırmayı başarır. Tokyo üstüne gerçekleştirilen bu sembolik bombardıman Japonlar için şok etkisi yaratır. Akagi hızla okyanusa açılır fakat ne Hornet’i nede Enterprise’ı bulabilir. 5 gün süren arama ve takipten vazgeçilir ve Akagi geri çekilir. Akagi burada hem Japonya hem de kendisi için son olan deniz taarruzuna hazırlanır. Midway Deniz Savaşı’nı Kaga’nın bölümünde anlatmayı tercih ediyorum. Şimdi Kaga’ya göz atalım.



Kaga’nın Operasyonel Tarihi
[/b]

Şimdi biraz geri dönelim. Akagi üzerine uçak gemisi dönüşüm çalışmaları 1923’te başladı. Fakat Kaga için bu tarih 1925’i buldu. Büyük oranda Akagi’den elde edilen inşa tecrübeleri ile Kaga’nın inşası ve denemeleri Akagi’den 1 sene sonra 1928 31 Mart’da bitti ve göreve resmen başladı.  Kaga daha problemli bir gemi oldu. İngilizler’den alınan uçuş güvertesi tutunma halatı problem çıkartıyordu ve çok sayıda iniş sırasında uçağın kaybedilmesine yol açtı. En sonunda 1930’da tersaneye çekildi ve Fransızların Bearn uçak gemisinde kullandıkları tutunma halatı sistemini tercih ettiler. Bu iniş kazalarını büyük oranda azalttı. Kaga 1.Çin-Japon Savaşı’nda birçok sorti gerçekleştirerek önemli operasyonların parçası oldu. Şubat 1932’de koca bir Çin ordusunun kuşatılmasını sağlayan General Shirakawa’nın kuvvetlerine havadan 63 uçağı ile destek oldu. Bu olay ile Çin barış istedi ve savaş sona erdi. 2 ay sonra General Shirakawa suikast ile öldürülecektir.

Tıpkı Akagi gibi Kaga’da 1930’lar da ciddi bir modernizasyon geçirdi. Elde edilen tecrübeler ile ciddi değişikliklere gidildi. Akagi’den önce tersaneye çekildi ve 1934- 25 Haziran 1935 arasında ikinci inşası tamamlandı. 3 yıl sonra Akagi’de aynı işlemden geçirildi. Uçak taşıma kapasitesi 90’na ulaştı ve ağırlığı neredeyse 10,000 ton arttı.
Bir kez daha Çin ile gerilim arttı ve savaş başladı. Akagi bir kez daha tersane de tamir/ modernizasyon görürken Kaga yine ön saflardaydı. Kaga ve uçuş grubu özellikle güney Shangai hava sahasında ABd yapımı uçaklar ile mücadele verdi. Eylül 1937’de gereksiz bir sürü it dalaşının ardından onu anavatana çektiler. 2 ay süren takviye, ve bakımlar ile Kaga yeniden denize açıldı ve Çin Limanlarını vurdu. Bazı Çin uçakları Kaga’ya dokunacak kadar yaklaşabildi. Elde edilen tecrübeler ile Kaga’yı çevreleyen destroyerlerin oluşturduğu çember daraltıldı. Böylece daha çok uçaksavar namlusu Kaga’yı yakın mesafeden koruyabildi.

1937-1941 arasında ki dönem Kaga tıpkı Akagi gibi Japon Deniz havacılık doktrinleri ve stratejilerinin olgunlaşmasında başrolü oynadı. Bir diğer önemli ayrıntıda eşsiz bir biçimde bu iki geminin aşçısından hangar teknisyenine kadar muazzam bir birikime sahip olmuş olmasıdır. Diğer tüm yeni uçak gemileri bu mürettebattan azar azar dağıtılması ile işletilecektir.

Tıpkı Akagi gibi Kaga’da Pearl Harbor Baskını için 1.Mobil hava Filosu bünyesinde toplamdı. 19 Kasım’da denize açıldı ve 7 Aralık 1941’de hava grupları ile diğer uçak gemileri gibi Pearl Harbor’a ve hava alanlarına taarruza geçti. Kaga’nın 14 B5N2 uçağı 800 kilogramlık yüksek irtifa bombaları yüklüyken, 12 adeti torpido yüklenmişti. Meşhur Arizona’yı batıran ve imha eden de Kaga’nın yüksek irtifa B5N’lerin de biri olacaktır. Ayrıca USS Tenessee, Uss Oklohoma, USS West Virginia ve USS Nevada’ya da bu saldırıda isabet kat ederek. Japonların Operasyon Z (Z-go) olarak kodladığı Pearl Harbor saldırısının en skorer gemisi oldu. Akagi gibi uçuş grubundan 9 A6M Zero uçağı da hava alanlarına saldırarak çok çeşitli uçağı daha yerdeyken imha etti. Şüphesiz ABD için bir günde 350 uçağı sadece Hawaii’de kaybetmek büyük bir zarar olsa da ABD savaş boyunca 320,000’e yakın uçak üretecek kapasite de bir ülkedir.

Saldırı sonrası önce anavatana dönen Kaga buradan Ocak Başında Truk Adasında ki deniz üssüne gönderilir. Truk adası Japonya’nın savaş boyunca Pasifikte konumlandırdığı en geniş kapsamlı ve stratejik deniz üssü olmuştur.

Truk’dan sonra Akagi ile birlikte Rabeul’un işgali için Yeni Gine’ye gönderildi. Ada kısa süre de alındı (2 hafta). Şubat başında Marchall adalarına yönelen ABD uçak gemilerine karşı yönelirken bir mercan kayalığına çarparak ciddi hasar aldı. Gemi hızı 18 knot hıza düştü. Timor denizine yönelen Kaga burada Akagi ile birlikte müttefik konvoylarına baskın düzenledi. Java Adasına karşı yapılan bu abluka manevrası meyve verdi ve Java teslim oldu.
Hint okyanusunda ki baskın için görevlendirilen Kaga, mevcut hasarı dolayısıyla vazgeçildi ve anakaraya tamir için gönderildi. Burada 2 ay süren tamir süresinin ardından 4 Mayıs 1942’de tamamen operasyonel hale geldi.

Hornet ve Enterprise’in yaptığı Tokyo hava bombardımanı sonrası Japon Donanması olabildiğince ABD deniz güçlerini anavatandan uzağa atmak istedi. Bunun için ABD’nin en batıda ki japonya’yı tehdit eden Midway adasında ki üsse yöneldiler. Soryu, Hiryu ve Akagi ile birlikte 1.Mobil Filo olarak Midway görev gücünde ön safta yer aldılar.
Midway adası açıklarında onları bekleyen 3 Amerikan uçak gemisi gelen doğru istihbaratlar ile konumlarını almışlardır. 4 uçak gemisi de ilk olarak adaya yöneldi ve adada ki stratejik noktaları vurdu. 2.Dalga için uçakları toplayan gemiler, onları yine kara hedefleri için küçük çaplı bol sayıda bomba ile yüklerken ABD saldırı uçaklarını keşfederler. Bu dakikadan sonra ya uçaklar boşaltılıp torpido ve yüksek libreli bomba ile yüklenecek ve ardından ABD filosuna saldıracaklardı. Yada operasyona devam ederek Midway’de ki noktalar bombalanacaktı. Çıkartma birimleri hazırdı. 1.Mobil Filonun Amirali Nagumo karar vermekte gecikti. En sonunda ABD filosunu vurmaya karar verse de çok değerli 20 dakika kaybedilmişti. ABD ilk olarak adadan kalkan B-17’ler ile saldırdı. Bu yüksek irtifa uçaklarının bombardıman manevralarından tüm uçak gemileri kolayca sıyrıldı. 11 adet B17 A6M’ler tarafından düşürüldü. Ardından gelen ABD torpido uçağı saldırısı karşısında A6M’ler deniz seviyesine inerek hızla karşılık verdiler, neredeyse hiçbiri torpido atamadan A6M’ler tarafından düşürülmüştü. Fakat düşük irtifa tehditlerine çok odaklanılmıştı ve gökte bir anda beliren ABD dalış bombardıman uçakları gemilere saldırdı. Soryu, Akagi ve Kaga ağır biçimde vuruldu. Kaga 4 tam isabet aldı. Kıç tarafından bir adet 230 kilo, Orta güverteden bir adet 450 kilo , Ön sansör ve küçük kulesinden de 230 kiloluk bombalar ile vuruldu. Bombalar çoğunlukla üst güverteyi delip geçti ve alt güverte de ki 1.Hangar seviyesine kadar düşerek patladı. Torpidolar ve Bombalar ile dolu olan 1.Hangar seviyesi saniyeler içerisinde infilak etti. Kaga’nın kaptanı Okada dahil çoğu mürettebat bu anlarda hayatını kaybetti. Hasar kontrol ekiplerinden sağ kalanların yapabilecekleri çok bir çaba kalmamıştı. Acil durum jeneratörü de patlamada imha olmuş ve yangınla mücadele sistemleri çökmüştü.  Toplamda 36 ton olan birinci hangar cephaneliği olduğu gibi havaya uçtu. Kaga boşaltıldı ve çevrede ki destroyerler ile sağ kalanlar toplandı. Patlamadan 7 saat sonra Kaga japon destroyerlerince torpidolandı ve batırıldı. Bu sıralarda son sağ kalan uçak gemisi Hiryu’da vuruldu ve kurtarılamaz hale geldi. Aynı anda Soryu ve Akagi’de benzer şekilde vuruldular. Soryu’nun kaderine başka bir yazıda bakacağız.

Akagi ise sadece bir adet 450 kiloluk bomba ile orta asansörden vuruldu. İki bombada son anda ıskalasa da deniz de patlayarak geminin iskele kıç ve orta bölümlerinde ki gövdesine ciddi hasar verdi. İsabet eden 450 kiloluk bomba uçuş güvertesini delip geçti ve 1. Hangarda ki tüm uçakları cephaneliği ve uçak yakıt depolarını olduğu gibi infilak ettirdi. Gemi su almaya başladı ve su tahliye bombası devreden çıktı. Gemi sola doğtu 30 derece yattığında artık kurtarma umutları da sönmüştü. Gemi terkedildi. Bütün bir gece boyunca yanmaya devam etti. Akagi’de tıpkı Kaga gibi japon destroyerlerince torpidolandı ve batırıldı.


Akagi'nin isabet noktaları

Kaga'nın isabet noktaları

Kaga ve Akagi, 2 savaş arasında ki dönem de Japon Donanmasının Uçak Gemisi gücünün bel kemiği olmuştu. Sonradan donanmaya katılan Soryu, Hiryu, Shokaku yada Zuikaku gemilerinden çok daha ağır tonajlı ve yüksek kapasiteliydiler. Tüm Japon gemilerinde rastlanan kötü hasar kontrol önlemleri, zayıf güverte koruması ve nispeten kötü uçaksavar savunması gemilerin sonunu hazırlayan sebeplerdendi. Midway’de Japonya sadece 100,000 ton uçak gemisi kaybetmedi. Yılların birikimi olan gemi mürettebatını da büyük oranda kaybetti. Yüzlerce deneyimli pilot ve yüksek kademe personelinde kaybı Japonya’nın savaşta ki kaderini mühürledi. Savaşın ilk 6 ayı boyunca zaferden zafere koşan Japonya için bir devir kapanmış oldu.

Yazıyı noktalamadan evvel küçük bir bilgiyi daha sunmakta fayda var. 1938 yılında 2 türk yüzbaşının Kaga’nın güvertesin de ki eğitim uçuşu yaptığına dair bir fotoğrafa rastlamıştım. O fotoğrafı bir türlü bulamadım, belki sizlerden bulanlar olur .

Bir sonraki yazıda USS Lexington ve USS Saratoga üzerine olacak.

Kaynak: Combinedfleet.com, J-aircraft, Osprey, wiki
@napolyon94

14
IR - Haberler / Günlük Imperator Rome - 9. Geliştirici Günlüğü
« : 23 Temmuz 2018, 16:11:32 »
Imperator’un 9.Geliştirici Günlüğü

Orijinal Yayınlayan: Johan


Herkese merhaba, Imperator’un 9. Günlüğüne hoşgeldiniz. Bugün bir miktar Diplomasi hakkında konuşacak ve birkaç özelliğine değineceğiz.
Imperator yeni nesilde ki oyunlarımızda bulunan “iki taraflı” ilişkileri devam ettiriyor, CKII’yi de sayarsak tabi. Bu şu anlama geliyor, kimin sizi sevip sevmediğini sebepleri ile ve ayrıntıları ile görebilirsiniz.

CKII’den beri tüm oyunlarımızda mevcut olduğu gibi Yapay Zeka bir diplomatik manevranızı neden kabul yada reddettiğini gösterecek.



“Agressive Expansion” EU4’de sevdiğimiz bir konseptti, fakat garip bir biçimde uygulanmıştı. Imperator içinde de ülkenizin bir AE değeri var, eski oyunlarda ki bir nevi “badboy” çeşidi gibi. Bu yüzden AE’nin neden bozulduğu gibi noktaları görebilirsiniz. Bu değer sonrasında tüm ülkeler için “ilişki” hesaplamalarınıza entegre ediliyor.
Bir ülke derecesine bağlı olarak birkaç diplomatik ilişki ile sınırlandırılabilir. Her bir müttefik veya vergiye bağladığınız ülke hanenizde 1 ilişki olarak sayılırken, savunma paktlarınız da 1 ilişki yer kaplıyor. İlişki sınırı aşıldığında her kademe için kullandığını güç eforunuz %10 artıyor.
Imperator’da yeni ve havalı duran şey ise “Savunma Paktları”. Bu içinde birden çok ülkenin yer aldığı savunma odaklı bir ittifaklar bütünüdür ve birlik üyelerini “olası” bir saldırıda ortak bir savunma yapmasını sağlar. Paktın lideri başka ülkeleri davet edebilir ve pakt ne kadar büyük olursa olsun 1 ilişki olarak sayılır. Fakat sadece şehri devletleri yada minik diğer ülkeler bu tarz Savunma Paktlarının bir üyesi olabilirler.

Diplomatik Manevralar aşağıda ki gibidir:
-Savaş İlan et/ Barış iste
-Müttefiklik öner/ boz
-Bağımsızlığı garantile
-Askeri Geçiş izni iste/iptal et
-Asker Geçiş izni öner/iptal et
-Vergi (haraç) iste/ ara ver/ iptal et
-Ticaret hakkı iste/İptal et
-İsyancıları destekle
-Hak iddiasında bulun
-Savunma Paktı için davet et/ Paktan çıkart/ Ayrıl
-İlişkileri geliştir
-Hediye gönder
-Savaşa dahil ol
-Savaş tehdidinde bulun
-Zorla barış yaptır
-Şehir Sat



çevirmen: @napolyon94

15
HOI4 - Multiplayer / 27.07.2018 Multiplayer Etkinliği
« : 23 Temmuz 2018, 14:54:50 »
Merhaba arkadaşlar;
Paradoxfan olarak bir HOI IV multiplayer etkinliği organize edelim dedik. Bu cuma 27.07.2018 tarihinde başlayacak olan bir HOI IV etkinliğine kimler katılmak ister ? Orjinal oyun sahibi olmak zorunludur.Oyun başlangıç tarihini katılımcılar geldikten sonra biraz öteleyebiliriz istenirse. Ülke seçimlerini ayrıca konuşacağız. En az 4 katılımcı olmalı. Ben 1  :) :)

16
Forum Duyuruları / Paradoxfan Discord Kanalı
« : 21 Temmuz 2018, 23:44:31 »
Tüm üyelerimizi discord kanalımıza bekliyoruz.

https://discord.gg/6hauABM

Link günceldir.

17
Merhabalar

Temmuz ayının yarısını geçtik ve halihazırda elimizdeki beş günlüğün üçüncüsündeyiz. Bu haftanın geliştirici günlüğünde Kustal Tarikatlar konusunda konuşacağız ve bunlar üzerinde bazı ufak değişiklikler yapılacak

Öncelikle Kutsal Tarikatların oynanabilir olmayacağını belirtmekle başlıyorum. Bu değişikliklerin yapılması ile onlarla yeni yöntemlerle etkileşim kurabilirsiniz, fakat onlarla oynayamazsınız. Oyun halen hanedanlar üzerine kurulu, bu durum Kutsal Öfke ile değişmedi. Değineceğim bir başka nokta ise Kutsal Tarikatlar ile alakalı bu değişikliklerin yama ile Kutsal Öfke'ye ekleneceği; yani bunların genişleme paketine eklenmeyeceği. Bir başka deyişle bunun için ödemek zorunda kalmayacaksınız.
Ve her zamanki gibi belirli şeyler Kutsal Korku'nun çıkışından önce değiştirilebilir.

Feodalite dışında sahip oldukları özel yönetim biçimleri onlara karşı kendi başına bir yapı olarak hareket etmeye zorluyor ve oyuncunun gariplikleri ve özel hedefleriyle birlikte öylece ilhak etmesini zorlaştırıyor/olanaksızlaştırıyor. Bu sayede normal Feodal karakterlerden ayırt edilmelerini kolaylaştırmış olmalı, artık bu karakterlerin Feodal mavi çerçevesi yerine kendi özel çerçeveleri var.
Bazı Hristiyan Kutsal Tarikatlar, Tapınak ve Hospitalier şövalyelerinin sahip oldukları kararlara ek olarak kurma ve vasallaştırmaya yönelik kararlara sahip oldular. Örnek olarak Calatrava Şövalyeleri'ni vasallaştırma kararı görebilirsiniz. Ayrıca Santiago Şövalyeleri, Töton Tarikatı ve Kustal Mezar Kardeşliği için benzer kararlar görebilirsiniz.
Yeni bir kısıtlama ekledik,sadece bir tarikatı vasallaştırabilirsiniz. Bunun sebebi oyuncuların din değiştirerek bütün tarikatları vasallaştırmalarını engellemek. Sonuçta bu Crusader Kings 2, Pokemon değil.

Eğer bir tarikat vasallaştırdıysanız ve sizi onları yönetmeye uygun bulmazlarsa sizden ayrılabilirler. Ellerindeki yasal sahibi olduğunuz toprakları size geri vereceklerdir, yani sizden ayrıldıktan sonra kontrol ettikleri geniş yerleri kaybetmemelisiniz. Bu sebeple onlarla dostça hareket etmenizi öneririm.

Hospitalier Şövalyeleri artık yöneticilerden Akdeniz'de bir ada fethetmesini ve onlara vermesini talep edebilir. Kuzeydeki Tötonlar için de bezner bir olay(=event) ekledik ve tek bir ülke olmalarına yönelik eventi kaldırdık.

Sonuç olarak hepsi bu kadar.
Umarız kutsal tarikatlar bu değişikliklerden sonra biraz daha ilgi çekici hale gelmiştir. Gelecek hafta bakacağımız şey... Bir notlarıma bakayım, "çobanlar, dindar çocuklar ve Venedikliler Bizans'ı yakıyor"? Kesin bu güzel bir haberdir.

Çevirmen: @Afrandez

18
Crusader Kings II / Aylık Ekran Görüntüsü Yarışması
« : 21 Temmuz 2018, 16:19:36 »
Bu konu altında her ay paylaşılan ekran görüntülerinden en çok beğeni alan Paradoxfan İnstagram sayfasında paylaşılacak. Paylaşılan ekran görüntüsü oyundan olduğu sürece ve sizin oynadığınız oyundan olduğu sürece yarışmaya katılabilirsiniz.

19
Europa Universalis IV / Aylık Ekran Görüntüsü Yarışması
« : 21 Temmuz 2018, 16:19:00 »
Bu konu altında her ay paylaşılan ekran görüntülerinden en çok beğeni alan Paradoxfan İnstagram sayfasında paylaşılacak. Paylaşılan ekran görüntüsü oyundan olduğu sürece ve sizin oynadığınız oyundan olduğu sürece yarışmaya katılabilirsiniz.

20
Hearts Of Iron IV / Aylık Ekran Görüntüsü Yarışması
« : 21 Temmuz 2018, 16:18:07 »
Bu konu altında her ay paylaşılan ekran görüntülerinden en çok beğeni alan Paradoxfan İnstagram sayfasında paylaşılacak. Paylaşılan ekran görüntüsü oyundan olduğu sürece ve sizin oynadığınız oyundan olduğu sürece yarışmaya katılabilirsiniz.

Sayfa: [1] 2 3