İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - KoKi

Sayfa: [1]
1
HOI4 - Hikaye ve AAR / Asya Medeniyetinin Dirilişi
« : 12 Ağustos 2018, 21:52:34 »
Bir Halkın Diriliş Hikayesi

Bölüm: 1

(aç/kapa)
Sıralanan üye(ler) bu iletiyi beğendi: pistoltr, kerem1249, Armagedon, 25itroy25, Dutchy

2
1919-1947 / Japonların İkinci Dünya Savaş'ındaki Hataları
« : 06 Ağustos 2018, 23:26:08 »


En başta savaşa girmeleri.

bunun lamı cimi yok bir çocuk minderde bir sumo güreşçisini alt edemez. hiçbir taktik, kondisyon, idman ona bu şansı sağlamaz. japonya pasifik egemenliği konusunda amerika'yla savaşacak olduğu sürece bu cesurca ancak umutusuz bir girişim olmaktan öteye gidemeyecektir. o d 1940'ların teknolojisiyle. bugün içinse üzerinde düşünmeye bile değmez.

yine de her şey olup bittikten sonra eğer japonya bu savaşı kazansa nasıl kazanırdı diye senaryo yazacak olursak.

japonya'nın savaş boyunca cebelleştiği iki büyük handikap var: asker kıtlığı, hammadde kıtlığı.

ilkini bertaraf etmenin yolu basit olduğu kadar çetrefilli bir hamleden geçiyor. çin'le olan savaştan vazgeçmek. çin cephesi, 1937'den itibaren kabaca 3-4 milyon askerin hiçbir kazanım elde etmeden savaştığı bir cephedir. japonya buralarda büyük liman şehirlerini elegeçirip sonrasında ilerleme kaydedememiştir. tabi karşısında müttefiklerce her türlü mühimmatla desteklenen çan kay şek'in 20 milyonluk guomündang ordusu olduğunu söylemek lazım. çin savaşı'yla ilgili en trajikomik anektod endonezya'nın işgalinden sonra avustralya'ya yönelmeyi isteyen donanma kurmay başkanı sadatoçi tomioka'yla ordu kurmay başkanı takuşiro hattori arasında geçmişti. ordu kurmay başkanı elindeki çay fincanını yere döktükten sonra mevkidaşına dönüp "bu fincandaki çay japon ordusudur. gördünüz işte ancak sınırlı bir alanı kaplayabildi. ulusal gücümüzü yoğun olarak tutmalıyız. eğer avustralya'nın işgali planı kabul edilirse ben istifa ederim" demişti.

tabi oldukça ironik bir durum çünkü en başta donanma da mealen "japon ulusal gücü bir savaşı başarıyla sonlandıracak boyutta değildir" demiş ancak dinletememişti. bunu söyleyen donanma kurmay heyeti kwantung ordusuna mensup sergerdelerin suikast tehdidiyle yüzyüze gelmişti.

ikinci handikapsa doğal kaynak sorunu. japon adalarında hemen hemen hiçbir doğal kaynak yokken düşmanı amerika istisnasız tüm stratejik hammaddelerin üretiminde dünya sıralamasının ilk üçünde ve hepsinde kendi kendine yeterli. japonya'nın abd'yle karşılaştırıldığında gülünç derecede zayıf olmadığı tek doğal kaynak nüfus ki bu da amerika'nın onda biri büyüklüğündeki üç adaya sıkışmış durumda.

japon ordusu stratejik hammadde sorununu güneydoğu asyayı işgal ederek çözmeyi planlıyor. donanmaysa amerika'nın kendilerine bu bölgeyi yedirmeyeceği savında. sonuç olarak japonya en korktuğu şeyi en önce yapıp amerika'yı gece uyurken evinde basıyor malumunuz.(pearl harbour)



benim japonya'ya savaşı kazandıracak stratejim burada başlıyor. pearl harbor baskını hiç yapılmamalıydı. zaten yapılması abd'yi gereğinden erken bir şekilde savaşa sokmaktan başka işe yaramamıştır. pearl harbor başarısız bir harekattır ki başarılı olsaydı bile ne elde edileceği meçhuldü. amerikan endüstrisi üç geminin beş geminin batmasını kapatabilecek güçteydi ki sonuç olarak tek bir gemi batmıştır.(uss arizona) o da hatıra olsun diye yüzdürülmedi muhtemelen. yoksa pasifik savaşı bize gösterdi ki bir gemi infilak ettikten sonra okyanus tabanına oturmadığı takdirde batmış kabul edilemez.(uss yorktown) pearl harbor'sa adı üstünde açık deniz değil bir limandır ve liman yüzeyine oturan bir geminin yüzdürülmesi çok kolay. su altında kaynak yapıp ters taraftan vanalarla su aldırınca koskoca gemi şampanya mantarı gibi su yüzeyine çıkıveriyor. hani batırmıştın sen bu gemiyi?




dolayısıyla bugün bildiklerimizden yola çıkarak diyebiliriz ki pearl harbor saldırısı hiçbir şekilde başarıyla sonuçlanmayacak ancak arı kovanına çomak sokmakla neticelenmesi beklenecek bir saldırıydı.

burada dönemin amerikan kamuoyu yapısına da değinmek gerekiyor. savaş çıkalı iki yıl olmasına rağmen amerika içinde ingiliz imparatorluğunu veya bilmem hangi emperyalist ülkeyi kurtarmak için amerikan gençlerinin ölmesine şiddetle karşı çıkan ve neredeyse %50'ye varan bir kitle var. bunlar abd doğrudan saldırıya uğramazsa hükümetin stratejik varsayımlarla ülkeyi savaşa sokmasını engelleyebilecek güçte. ancak bunun için son derece makyevelist bir politika izleyip savaş boyunca abd hedeflerinden imtina etmek gerekiyor. elbette bu çok zor çünkü filipinler amerikan işgali altında. eğer amerika tehlikeli biçimde yığınak yaparsa filipinler'de savaşmak işten bile değil. yine de esnek bir politikayla yapacağı yığınağın emperyalizme destek anlamına geleceği propagandasıyla işin içinden sıyrılınabilirdi miydi? eğer sıyrılınamazsa kötü. eğer savaşı japonya kazanacaksa amerikan halkı ve hükümetinin o gazı yemesi gerekiyor.

şimdi geldiğimiz noktada japonya hawaii'leri basmadı, filipinler'i de işgal etmedi. güneyde yalnızca ingiliz, fransız ve hollanda sömürge imparatorluklarına saldırdı ve sonuç olarak bugünkü endonezya, malezya, borneo, vietnam, birmanya ve laos'u işgal etti. senaryomuz gereği buralarda bağımsız devletler kurup ortak savunma anlaşmaları imzaladı. asya'yı emperyalizmden temizleyene kadar ilgili ülkelerin ulusal savunmasını japonya yapacak. çaktın mı köfteyi! savaş bittiği zaman uygun ekonomik anlaşmaları yapıp buralardan çıkacağız, durucu değiliz. asıl hedef avustralya bunu hiç aklından çıkarmamalısın. çok zor ve yorucu bir savaş olacak!



devam ediyoruz...

eğer bu bir strateji oyunu olsaydı japonya'nın savaşı kazanma koşulları şöyle olurdu: 1942 yılı sonuna kadar avustralya, yeni zelanda, tazmanya ve yeni gine dahil 20 bölgeyi işgal et ve 20 tur boyunca düşmandan koru.

dikkat buyrun pearl harbor'un tarihi 6 aralık 1941'dir yani bir yıl içerisinde asya-pasifiği paketledikten sonra anca uyanabilmiş amerika'ya dönüp nanik yapmaktan başka çıkar yol yok. hız çok önemli. amerikalılar uyanmadan önce amerika'ya eşdeğer bir ülkeyi işgal edip, kolonize edip, nüfus yığıp, endüstriyel kapasitemizi abd'nin en az yarısına çıkarmamız gerekiyor.

senaryomuzda donanma burada devreye giriyor. gerçekteyse ilk vuruşu donanma yapmıştır malum. gerçekte japonlar pasifik'te bir uçak gemisi satrancına girip yanıltıcı hamlelerle amerikan donanmasını kafasını kaldıramayacak halde tutmaya çalıştılar. pearl harbor'da abd donanmasının başı ezildi ya güya! hatırlayın ezilmediğini izah etmiştim. sonrasında batırdıklarını varsaydıkları gemilerin batmayıp pusuda beklediğini dehşetle gördüler.(midway savaşı)



japonlar savaş boyunca biraz da zorunluluklar yüzünden wishfull thinking yapmakla zaman öldürdüler. kara kuvvetleri avustralya'sız bir güneydoğu asya'nın japonya'ya yeteceğini umarken donanma da amerikan tersanelerinden çıkan gemileri açık denizde batırmak suretiyle anavatanı koruyacağını umarak yanlış hamleler yaptı.

bunun sonucunda amerikan denizaltıları filipin denizine kadar sokularak güneydoğu asya'dan gelen hammaadde gemilerini batırırken amerikan su üstü filosu midway sonrası hiç umursamadan japon anavatanına giden yola hamle etmiştir.(saipan adası) bir tür denizde cereyan eden blitzkrieg yani..

bizim senaryomuzda donanmanın işi avustralya'dan güney amerika'ya kadar azalan bir sıklıkta yayılmış malinezya-polinezya adaları arasında amerikan donanmasını durdurmak. burayı seçmemin teorik ve pratik iki faydası var. teorik fayda bu adalar üzerinde ilerledikçe kurabileceğiniz hava üsleri sayesinde amerikan donanmasının önünü geçemekte son derece zorlanacağı bir uçaksavar ormanıyla kesme olasılığı. pratik nedense abd'nin en yaralı olduğu anda, pearl harbor sonrası burayı savunmak için iki uçak gemisini riske edebilmiş olması. eğer uçak gemisi satrancı japonların yapmayı seçtiği gibi açık denizde değil de bu bölgede yürütülseydi hem alınan her risk sonucu elegeçirilen adalara kurulacak üslerle kaybedilen uçak gemilerinin telafisi yapılmış olacak hem de karşı tarafta da kayıp verdirilmiş olacağı varsayımı.

polinezya'yı da işgal edip avustralya'yı izole ettik mi?

bu arada mayıs 1942'de port moresby açıklarına üç değil beş-altı uçak gemisi gönderdik. bunların sağladığı hava üstünlüğüyle yeni gine'yi işgal edip avustralya'ya doğru bir sıçrama tahtası elde etmiştik. sonra donanmayı polinezya adaları etrafında uçak gemisi satrancı oynasın diye gönderip kara kuvvetlerinin var gücüyle avustralya'ya yüklendik. gerekli askeri nereden bulduk? çin'le barış yapmıştık ya! 3-4 milyon asker boşa çıktı. oradan aldık.

avustralya'nın nüfusu 7 milyon yüzölçümüyse 6 milyon. bu kadar büyük bir ülkede bu kadar az nüfusun yaşaması zaten abes. burası gelecekte japon anavatanı olacak. ancak şimdi çaktırmıyoruz. amacımız asya'yı emperyalizmden kurtarmak ve kraliçenin köpekleriyle bir savaş yürütüyoruz. 7 milyonun dörtte üçü kadın ve çocuklardan oluştuğuna ve mac arthur filipinlerden kaçtığında hava savunma gücü olarak birkaç yüz eski uçak bulduğuna göre kötü teçhizatlanmış 1 milyon civarında bir düşmanımız var. ülkenin iç kısımları çöllük, batısı bataklık, doğusundaysa geçit vermez dağlar var. işte burada allah ne verdiyse savaşmak icap edecek. o manyak japon savaş çığlıklarını atıp düşmanı korkutmak vs her türlü pislik serbest. japonya'nın geleceği sözkonusu.

görüldüğü üzere ülkenin iç kısımları gerilla taktiğine oldukça elverişli. ancak endüstrinin yoğunlaştığı doğı kısımlarını almanların ardennes saldırısı benzeri bir tank hücumuyla elegeçirmek son derece olası. doğu elegeçtiği takdirde avustralya fethedilmiş sayabiliriz. içeride lojistiksiz kalmış güçlerin direnişi er ya da geç bitecektir. işin sonunda bunları japon vatandaşı olmak veya gerisin geri ingiltere ve amerika'ya siktir olup gitmek gibi iki seçenek sunacağız.

şimdi geriye kaldı savaşı bitirme işi.

biz alacağımızı aldık da düşman ne alemde acaba? ingiltere'yi boşversek de amerika'nın alacağı tavır çok mühim. polinezya taraflarındaki deniz savaşından galip çıkmak çok önemli. abd, buralara ulaşmaktan ümidi keserse büyük olasılıkla barış yapmaya hevesli olacaktır.

yok abd barış yapmaya yanaşmadı mı! o zaman işler fena sarpa sarar benden söylemesi.

çünkü evet belki avusrtalya gibi büyük bir adaya yerleştik ama buraya en az yirmi milyon göçmen iskan etmek gerekir ki o da ilk elden en kısa sürede. öbür türlü avustralya bizim için bir vatan değil ancak kontrolümüz altındaki askeri bölge olmaktan öteye gidemez. her geminin beş bin kişiyi taşıma kapasitesi olduğunu varsayarsak çarpıp bölün bakalım kaç geminin kaç sefer yapması gerekiyor. yirmi milyon kişinin 6 ayla iki sene boyunca üretimden el çekeceğini de hesap edin. bu adamlar karı koca, çoluk çocuk palas pandıras avustralyalara gidecek de oraya yerleşecek evler, tarlalar, tersaneler, fabrikalar kuracak da iç bölgelere doğru yollar yapılıp raylar döşenecek de oradan çıkarılan petrol ve sair hammaddeyle savaş gereçleri üreteceğiz de bunların hepsini zaten üretip en iyi ihtimal polinezya taraflarına yığmış abd'yle savaşacağız. hem de kazanacağız!

ölme eşeğim ölme...

ancak japonya'nın amerika'yla giriştiği bir pasifik savaşını kazanması ancak tüm bu anlattıklarım gerçekleşirse mümkün olabilir. bilmem anlatabildim mi? anafikri kapmışsınızdır umarım..

alıntı: eksisozluk.com yazar:  hickimsehayattansagkurtulamaz
Sıralanan üye(ler) bu iletiyi beğendi: kerem1249, alemdar1227, The Last Kaiser

3
Waffen-SS birliklerine ilk kuruldukları dönemde Wehrmacht subayları tarafından küçümsenen gözlerle bakıldı. Rüştlerini ispat etmeye başladıkları andan itibaren ise önlerine pek çok engel çıkarıldı. Kendilerine rakip bir başka silahlı kuvvet görmek istemeyen Wehrmacht subayları malzeme, teçhizat, üniforma ve silah konularında Waffen-SS’e bir hayli zorluk çıkardılar. Hatta Hitler Wehrmacht üst kademesini yatıştırmak adına Waffen-SS birliklerini küçük gruplar halinde başka birliklere entegre etme yoluna gitti. Ne var ki, Waffen-SS birlikleri, bünyesinden Alman silahlı kuvvetlerinin en çetin birliklerini çıkarmaya başlayınca sadece Wehrmacht tarafından değil, aynı zamanda dönemin tüm orduları tarafından korkuyla ve saygıyla anılmaya başladılar. Pek çok savaş suçuna imza attıkları savaşın ardından kanıtlarla kesinliğe kavuşturulmuş olsa da, Waffen-SS’i kudretli kılan ve Alman halkı tarafından çok sevilmesini sağlayan şeylerden biri hiç şüphesiz bünyesinde barındırdığı cesur, maceracı ve olmaz denileni mümkün kılan genç subaylarıydı. 1941 yılındaki Strafe (Cezalandırma) Harekâtı esnasında Fritz Klingenberg’in Yugoslavya’nın başkenti Belgrad’ı neredeyse tek başına ele geçirmesi şüphesiz bu durumun en iyi örneklerinden biridir.

Bad Tolz mezunu olan Hauptsturmführer (Yüzbaşı) Klingenberg Yugoslavya işgali esnasında 2. SS Panzer Tümeni “Das Reich”ın motorlu keşif taburunun ikinci bölüğünü komuta ediyordu ve düzenli ordunun şöhretli Grossdeutschland Alayı’nın da kendi birliğinin kanatlarından ilerlediğinin bir hayli farkındaydı. Klingenberg daha önce Fransa’nın işgali sırasında görev yapmış ve gösterdiği cesaretten dolayı İkinci Sınıf Demir Haç Madalyası kazanmıştı. Wehrmacht ve Waffen-SS birlikleri Belgrad’a yaklaştıkça olay yavaş yavaş hangi birliğin daha iyi olduğunu kanıtlama yarışına dönüştü. Belgrad’ı ele geçirme mükafatını düzenli ordunun mu yoksa Waffen-SS’in mi kazanacağı sorusunun cevabı henüz belli değildi. Bir süre sonra bu çekişme neredeyse ağır çekim bir yarış şeklinde devam eder hâle geldi, zira bahar yağmurları Yugoslavya’nın çoğunlukla döşenmemiş yollarını tam anlamıyla yapış yapış bir bataklığa çevirmişti ve böylece motosikletlerin çamura saplanıp kalması çok uzun sürmedi. Ancak Vlasecki kanalı üzerinde uzanan ve hâlâ havaya uçurulmamış bir köprü bulan Klingenberg ve adamları, 11 Nisan akşamı rakiplerinin önüne geçerek çok önemli bir kent olan Alibuna’ya ulaşmayı başardı. Saatin geç olmasına rağmen 20 km uzaklıktaki Pancevo’ya ilerlemeleri emredildi ve gece yarısı belirtilen noktaya vardılar. Ertesi gün, son derece yorgun olmalarına rağmen, Klingenberg, adamlarından sınırlarını zorlamalarını istedi ancak Tamis nehri üzerinde uygun bir köprü bulamadıkları için duraklamak zorunda kaldılar. Böylece Grossdeutschland Alayı’na mensup bazı unsurlar onlara yetişti. Klingenberg’in hedefi, yükselen Tamis ve Tuna nehirlerinin uzak yakasında göz alıcı bir şekilde uzanıyordu ancak istihkam birlikleri taarruz botlarıyla oraya intikal edene kadar hedefe varmaları mümkün görünmüyordu. Klingenberg bir alternatif bulabilmek umuduyla şahsi zırhlı keşif aracıyla yola koyuldu ve nehir yakınlarında terk edilmiş bir motorbot buldu. Ne var ki, bulunan bu bot son derece viran haldeydi ve bu haldeki bir motorbotla nehri geçmek son derece tehlikeliydi. Klingenberg en sonunda nehri bu botla geçmeye karar verdi ve kendisine eşlik edecek gönüllü olup olmadığını sordu. Birliğindeki neredeyse herkes Klingenberg’le birlikte gitmeye gönüllüydü ancak motorbot çok az kişiyi alabilecek kapasitedeydi. Bu sebeple bu iş için en iyi on kişi seçildi.



Bu özel timle Tuna Nehri’ni geçen Klingenberg doğrudan Belgrad’a hareket etti. Adamlarından ikisini ise botla geri göndererek nehrin bu yakasına bir grup daha getirmelerini emretti ancak bu ikinci grup Klingenberg’in ekibine hiçbir zaman ulaşamadı çünkü bot, dönüş yolunda alabora olarak battı. Bir Waffen-SS yüzbaşısı ve onunla birlikte 8 askeri artık Tuna Nehri’nin öte yakasında erzakları bulunmaksızın, kısıtlı mühimmatla ve herhangi bir destek grubunun gelmeyeceğinden emin olarak öylece kalakalmıştı. Yine de şehre ilerleyerek sokaklarda devriye atmaya başladılar. Klingenberg ilk anda şaşırtıcı bir biçimde hiçbir direnişle karşılaşmadı ancak Alman Büyükelçiliği’ne vardığında binanın öfkeli bir kalabalık tarafından kuşatılmış olduğunu gördü. Bunun üzerine hemen iki makineli tüfek takımı teşkil etti ve makineli tüfek takımlarıyla burun buruna kalan kalabalık bir anda dağılıverdi. Kalabalığın dağılmasının ardından elçilik binasına giren Klingenberg telefona sarılıp belediye başkanını arayarak şehrin teslim edilmesini istedi. Kendisini taarruza hazırlanan bir muharebe grubunun öncü birliğinin komutanı olarak tanıttı ve şehrin teslim edilmemesi halinde derhal hava taarruzu için destek isteyeceği tehdidinde bulundu. Buna ilaveten, hava taarruzlarını topçu baraj atışlarının takip edeceğini ve ardından zırhlı birliklerin şehri yerle bir edeceğini söyledi. Aslına bakılırsa bu tam anlamıyla bir blöftü; zira Klingenberg’in telsizi yoktu. Yanında getirdiği 8 kişilik ekipteki tek telsiz de arızalıydı ancak elbette bütün bunlardan habersiz olan belediye başkanının teslimiyet belgelerini imzalaması çok uzun sürmedi. Ardından belediye binasına Alman bayrağı çektiren Klingenberg, emir bekleyen 1.300 kadar Yugoslav askerin de silahlarını bırakarak teslim olmalarını istedi. Teslim olan Yugoslav askerleri 4 gruba bölüp dört farklı otele gönderdi ve her grubun başına kendi grubundan bir asker gönderdi. Harp tarihinin en enteresan olaylarından biri gerçekleşmiş ve 1.300 kişilik bir kuvvet yalnızca iki elin parmakları kadar bir grup tarafından esir alınmıştı. Olaydan kısa süre sonra Wehrmacht’a bağlı 11. Panzer Tümeni, ilk gelenin kendileri olduğunu düşünerek şehre girdi. Haberler netlik kazandığında 11. Panzer Tümeni’ne mensup askerlerin hayal kırıklığı ve Klingenberg’in mensup olduğu Das Reich Tümeni karargâhındaki kutlamalar tahmin edilebilir. Klingenberg, göstermiş olduğu bu üstün başarıdan dolayı Şövalye Haçı ile ödüllendirildi ve bizzat Hitler’in tebrikine nail oldu.

https://www.youtube.com/v/IZ5D2bTJEF4&fs=1&wmode=transparent

21 Aralık 1944 tarihinde Fritz Klingenberg SS-Standartenführer rütbesine yükseltildi ve iki hafta sonra (12 Ocak 1945’te) SS Tümeni Götz von Berlichingen’i komuta etmek üzere görevlendirildi. Tümeni, 7’nci Birleşik Devletler Ordusu’nun XV. Kolordusu’na karşı Saarbrücken’in güney doğusunu savunan XIII. SS Kolordusu’na dahil edildi. Klingenberg, Herxheim’ın batı yakasında yaşanan silahlı çatışmalar esnasında bir tank atışı sonucu 23 Mart 1945 tarihinde hayatını kaybetti. Mezarı, Fransa, Andilly’de bulunan Alman Savaş Mezarlığı’nda yer almaktadır.



Bu hikâye bazı önemli noktaları vurgulaması açısından önemlidir. Olay, Waffen-SS’in düzenli ordudan daha iyi olduğunu göstermedeki kararlığını ortaya koyarken, Waffen-SS askerlerinin azmini, saldırgan tutumunu ve cesaretini de göstermektedir. Aynı zamanda da küçük çaplı faal bir Blitzkrieg taktiği örneğidir.
Sıralanan üye(ler) bu iletiyi beğendi: pistoltr, alemdar1227, 25itroy25, TurkishModderHOIV, The Last Kaiser

4
475 Öncesi / Pleb
« : 28 Temmuz 2018, 00:35:31 »
Roma'da bir sınıf. yalnız bu sınıf ekonomik bir sınıf olmaktan çok, hukuki bir sınıftır. çünkü içlerinde çok zenginleri de vardır, aşırı derecede fakirleri de. pleb sınıfının tamamiyle anlaşılabilmesi için diğer sınıflara, özellikle de patrici sınıfına bakmak gerekir.

eski roma'da patrici, pleb, cliens ve servus olmak üzere dört hukuki sınıf bulunmaktadır. bunlardan cliens ve servus sınıfı cumhuriyetin ilk dönemlerinde pek önem arz etmemekte, asıl mesele patrici ve pleb sınıfı arasındaki mücadeleden kaynaklanmaktadır.

pleb sınıfının tamamiyle anlaşılabilmesi için patrici sınıfına bakılması gerekiyor dedim çünkü gerçekten tek başına "pleb sınıfı nedir" sorusunun cevabı ancak patrici teşkilatlanmasının dışında kalan, tam hukuklu olmayan roma vatandaşı şeklinde verilebilir. patrici/pleb ayrımının tam olarak ne zaman gerçekleştiği ise kesin olarak bilinmiyor.

dolayısıyla plebleri anlamak için önce patricilerin teşkilatlanmasına bakılmalı. roma'da en küçük birlik ailedir ama bu aile günümüzdeki ailelere pek benzememektedir. çünkü devletin de, patricilerin de temeli ailede yatmaktadır.

roma ailesinde pater familias namında bir makam bulunur. ki batı dillerine hakim olan okuyucuların hemen anlayacağı gibi, direkt çevirisi "aile babası" anlamına gelir. bu aile babası ki bugün evlerden ırak diyebileceğimiz bir olgudur. roma ailesinde "baba" mutlak otorite sahibidir. bu otorite ki öyle 10'dan önce evde ol, onu giyme bunu giyme şeklinde değil; aile bireyinin tüm hayatına tasarruf eden cinstendir.

örneğin roma ailesinde pater familias, yani aile babası, karısını veya oğlunu köle olarak satabiliyor, kendisi ölmediği müddetçe oğlu isterse en yüksek memurluğa gelsin tüm malına baba sahip oluyor ve aileden birisi bir suç işlediğinde hakimlik yapıp bizzat kendi ailesinden birine ölüm cezası verebiliyordu. oğul, ancak baba öldüğünde kendi ailesinin pater familias'ı olabiliyordu. kız çocukları söylememe gerek yok herhalde..

işte roma cemaatinin temelini oluşturan aile yapısı buydu. hatta roma devleti'nin bu kadar büyük başarılar sağlayıp bir cihan devleti olmasını bu disiplinli aile yapısına bağlıyormuş tarihçiler.

işte bu ailelerin, kendileriyle kan bağı olan diğer ailelerle birleşerek oluşturduğu yapıya da gens adı veriliyor. buna biz türkçe'de sülale de diyebiliriz. genslerden sonra bir de komşuluk esasına dayanan curiaları görüyoruz. buna da mahalle birliği diyebiliriz. en nihayetinde bir de yine kan bağına dayalı olan tribus birliklerini görüyoruz. henüz krallık zamanında tribus sayısı üç olmakla birlikte, her tribus'ta on curia ve her curiada on gens bulunmakta. yani toplamda 300 gens, 300 sülaleden oluşan bir tam hukuklu roma vatandaşları cemiyeti olduğunu görüyoruz.

işte bu 300 gens roma'nın patrici sınıfını oluşturuyordu. zaten patrici de kelime anlamı olarak baba oğulları anlamına geliyordu. burada sanırım pater familias'a da bir atıfta bulunuluyor.

nihayet, işte bu 300 genslik patrici sınıfından olmayan, yanaşma ve köle sınıfına da girmeyen halka pleb deniyordu. plebler tam hukuklu patriciler gibi değillerdi ama bir miktar hukuka da sahiplerdi. örneğin mülk edinebiliyor, ticaret yapabiliyorlardı.

sahip olmadıkları haklara gelirsek; orduya alınmıyorlardı, patricilerle evlenmeleri yasaktı, devlet memurluğu yapamıyorlardı, seçme ve seçilme hakları bulunmuyordu, adli makamlara yükselemiyorlardı, dini görevler alamıyorlardı. kısacası neredeyse hiçbir hakları yoktu.

eski roma'da ordu daha önce yazdığım gibi patricilerden oluşuyordu. her tribustan 100 süvari ve 1000 piyade, toplamda 300 süvari ve 3000 piyadelik bir patrici ordusuydu bu. ancak devlet büyüdükçe, savaşanlar ve ölenler de sürekli patriciler oldukça bu sayı yetmemeye başladı ve daha krallık döneminde yeni bir nizam kuruldu. buna göre halk servetine göre 5 sınıfa ayrıldı ve her sınıftan farklı sayılarda 100 kişilik birlikler alındı. bu yüz kişilik birliklere de centuria adı verildi.

örnek vermek gerekirse 1. sınıftan, yani en zenginlerden 18 centurialık süvari birliği ve 80 centurialık piyade birliği alınıyordu. toplam centuria sayısı 193'tü. yani askeri birliklerin 98'ini en zenginler, 95'ini de halkın geri kalan kısmı oluşturuyordu. burasının neden önemli olacağını birazdan anlatacağım.

roma'da ilk dönemlerde senatus ve curia meclisi isimli iki meclis bulunuyordu. senatus krallara danışma vazifesi gören bir yapıydı, üyeleri yaşlı aile babaları arasından seçilirdi, kanun yapıcı bir meclis değildi. daha sonra cumhuriyet döneminde de consullere danışması vazifesi gören bir yapıya evrilecektir ancak çeşitli sebeplerden dolayı sonra daha çok güçlenecektir. ikinci meclis olan curia meclisi yukarıda anlattığım curialardan oluşan bir meclisti. toplam 30 curianın birer oy hakkı vardı. roma cumhuriyetinde hiçbir zaman bireysel oy kullanımı olmamıştır.

işbu halde pleblerin kazandığı ilk hak, artık orduya katıldıklarından dolayı olsa gerek, oy kullanma hakkıdır. bu hakkı kullandıkları yer de yeni kurulan centuria meclisi'dir. centuria meclisi'nde her bir centuria'nın tek bir oy hakkı olduğundan, birinci sınıf roma vatandaşları konuda uzlaşıp 98/193 oyu sağlayınca istediklerini kabul veya reddedebiliyorlardı. dolayısıyla pleblere verilen bu ilk hak aslında göz boyamaktan başka bir şey değildi.

plebler şimdi göz boyama dışında bir hakka sahip değillerdi ve üstelik orduya da alındıklarından dolayı arkalarında bıraktıkları tarlaları boş kalıyor, patricilerden borç almak zorunda kalıyor ve bu borcu da ödeyemediklerinden dolayı onlara köle oluyorlardı. patricilerin zaten hali hazırda köleleri olduklarından dolayı, orduya katıldıklarında arkalarında tarlada çalışacak birileri oluyordu.

üstelik roma'nın işgal ettiği topraklardan; vatandaşa kiralanan, satılan veya dağıtılan topraklardan plebler yararlanamıyordu. dolayısıyla patricilerin mal varlığı gittikçe büyürken plebler nüfuslarının da sürekli artmasıyla ellerindekini git gide kaybediyorlardı.

roma büyüdükçe dışarıdan gelen asil aileler dahil her türlü insan da pleb sınıfına sokuluyordu. bu asil aileler de patricilerle evlenebilmek, devlet yönetimine katılabilmek gibi haklar istiyorlardı. dolayısıyla bin bir çeşit farklı hak için mücadele eden farklı plebler vardı.

yine bir başka mücadele konusu, pleb davalarında keyfi kararlar veren patrici hakimler ve pleblerin bu kararları temyize götürme haklarının bulunmamasıydı.

işte tüm bunlar birleştikten sonra m.ö. 494 yılında plebler roma şehrinden el etek çekip roma yakınındaki bir dağa sığınıyorlar. artık pleblere sonuna kadar bağımlı olan patriciler de aman etmeyin eylemeyin deyip pleblerin tüm isteklerini kabul ediyorlar. tüm istekleri dediğime bakmayın, o günkü istekleri aslında sadece borçlarının silinmesi, köle durumuna düşmüş pleblerin affedilmesi, bir de hukuki alanda kendilerini gözetecek bir memur gibi istekler. ancak plebler bir kez bu gücü gördükten sonra artık durmayacaktır.

patriciler ise sahip olduklarını korumak için ellerinden geleni yapacaklardır. örneğin henüz m.ö. 480'li yıllarda yine patricilerden olan bir consul, cassius, roma'nın işgal ettiği topraklardan pleblere de pay verilmesini öneriyor ama diğer consul bunu reddediyor.`:cumhuriyet devrinde 1 yıllığına seçilen iki ortak consul var kral yerine` mesele böyle kapanıyor ama buna bile hınç dolan patriciler, görev süresi dolar dolmaz cassius'u idam ediyorlar.

pleblerin hak arayışları daha yüzyıllar boyu sürüyor, ancak m.ö. 3. yüzyılda neredeyse tüm haklarına kavuşuyorlar. elbette bunun için bir kaç kez daha dağa çekilmeleri, kendi meclislerini kurmaları, bir çok da kurban vermeleri gerekiyor gerek patrici gerek pleblerden.



alıntı: ekşisözlük/ pilavmaker
Sıralanan üye(ler) bu iletiyi beğendi: pistoltr, Rapper, alemdar1227

5
IR - Haberler / Imperator Rome - 8. Geliştirici Günlüğü
« : 27 Temmuz 2018, 17:21:33 »
Herkese Merhaba İmparatorun 8. geliştirme günlüğüne hoş geldiniz. Bu gün oyundaki ticaret sistemi hakkında konuşacağız.

İmparatordaki ticaret , şehirlerinizi daha iyi hale getirmek için ürün girişi yapmakla alakalıdır ve bunun yanında ticaretten para kazanmaktır. Ticaret yolu bir ticaret ürününün bir yerden bir yere ithalatıdır, ya yabancı ya da kendi şehriniz olsun sermaye fazlalığı neredeyse bu sizin ticaret yolunuzdaki şehrinizdir.

İstediğiniz zaman diğer şehirlerinizdeki sermaye fazlası olan ticari ürünleri başka bir şehrinize ihraç edebilirsiniz ama diğer milletlerle ticaret yapacaksınız öncelikle ticari geçiş izniniz olmalı ve eğer birbirinize karşı savaşta iseniz antlaşmalar iptal olur.

Bir şehir ancak sermaye fazlası sağlıyorsa o ürünü ihraç edebilir yani toplam üretim ticari ürününüzden bir fazlaysa. Her şehir bir ürün üretir ve her 30 nüfusta 1 üretme hakkı daha kazanır.Sahip olduğu sermaye fazlasının dışında şehrin ihracat yapma sınırı yoktur.

İstediğiniz zaman ürün ithal edebilirsiniz eğer sermaye fazlanız varsa bu size fazladan küçük bir bonus sağlar.
Başkentinizde ki sermaye fazlalıkları özel bonuslar vererek ülke seviyenize katkı sağlar ve fazlalıklar UI'da açıkça belirtilir.

Sadece başkentteki stoklanmış ürünler bütün şehirlere yarar sağlar.Diğer şehirler ticaret mallarından sadece birine erişimi vardır. Birden fazla kez bir şehirle stok bonusu uygulanabilir bu yüzden 20 kez kullanabilirsin eğer büyük bir nüfuza erişmek istiyorsan.
Yeni rotalar oluştururken sivil gücüne mal olacağını lütfen hatırlayın.
Bir ürünü var sayılan olarak başkentinize ayarlayabilirsiniz.
Şehirlerinizden ticaret yolları geçirmenin bir çok yolu vardır. Daha büyük ülkeler başkentlerinizden bir çok ticaret yolu geçirirler bu görüş şehirlerinizden ve başkentlerden daha çok ticaret yolu geçirmeyi ve ticareti arttırmayı amaçlayan buluşlar geliştirir. Gelirinizi ticaretten sağlayabileceğiniz ya da tam tersi olabilecek şekilde bir çok ekonomik politikalar vardır.

Ticaretten elde ettiğiniz gelir alım-satım olarak adlandırdığımız yerde kullanılır.Şehrinizde her alım-satım binası şehrinize +%20 alım-satım gücü sağlar,ayrıca vatandaşlar da buna katkı sağlar.Ticari gelir şehirde bulunan ticari yolların sayısına bağlıdır.



Ticari malların listesi;
Tahıl,tuz,demir,at,şarap,odun,kehribar,taş,balık,baharat,fil,basit metaller,değerli metaller,bozkır atı,çiftlik hayvanı,çanak,çömlek,boya,kürk,zeytin,deri,çivit,mermer,bal,tütsü,kenevir,sebze,değerli taşlar,deve,cam,ipek,hurma,kıyafet,papirüs,vahşi hayvan

 
Sıralanan üye(ler) bu iletiyi beğendi: pistoltr, Rapper

6
Hikayenin öldüğünü düşünmeye başlamıştım. Fransız savaşı biraz kolay oldu sanki...
Sıralanan üye(ler) bu iletiyi beğendi: batu.karasu1123

7
1919-1947 / Fall Weiss Harekatı # Bölüm - 5 (Son)
« : 26 Temmuz 2018, 13:32:28 »
Doğudan Gelen Sovyet İşgali



molotov-ribbentrop anlaşması neticesinde ruslar pastadan daha büyük bir pay gitmeden (leh yenilgisinin de ayyuka çıktığı günlerde) doğu sınırlarından polonya’yı beyaz rusya ve ukrayna cephelerinden 800 bin askerle işgale başlarlar. 17 eylül’de olası bir polonya savunma planı sadece romen köprübaşı‘ndan ibarettir.

romen köprübaşı (przedmoscie rumunskie) bir leh son çare planıdır. ola ki almanya saldırısı çok güçlü geldi ve sınırda tutulamadı, tüm leh birlikleri o yıllardaki polonya- romanya sınırında (o yıllarda sınırları vardı bu ikisinin, bugün bu topraklar ukraynada kalmıştır) toplanarak insiyatif kullanabilecek bir güç oluşturmasını, oluşturamıyorsa köstence limanından batı ülkelerine transit geçiş yolları aramasını öngören bir tür mezar planıdır. polonya hükümeti ve hazinesi de bu gemilerde olacaktır. polonya ordusu ve hükümeti ülkeyi işgalci gücün insiyatifine bırakarak direnişi yurtdışından örgütlemeye gidecektir.

sovyetler sınırdan giriverdiğinde bu plan da doğrudan çöpe gitmiştir. sovyetler daha önceden girmeye de niyetlidir ancak pasifik kıyılarında japonya ile saldırmazlık anlaşmasını tam imza edememişlerdir. 15’inde japon-sovyet saldırmazlık anlaşması imzalanınca 17’sinde polonyaya girilmiştir. girildiği gibi de polonya-sovyet saldırmazlık anlaşması çöpe atılmıştır. bu anlaşma yırtıp atmalar ikinci dünya savaşı boyunca sürecektir. almanya aynısını rusyaya 1941’de, sovyetler 1945’te japonyaya yapacaktır. diplomatik açıdan da çok ilginç bir 10 yıldır bu.

varşova kuşatılmış polonya ordusu komple geri çekilirken bir de rusların girmesiyle herhangi bir operasyonel ya da taktik savunma planı vardıysa da artık yalan olmuştur. rusların ana saldırı istikameti minsk’in 50km kadar güneyinde (uzda havalisinde) toplanan yoğun bir tank konsantrasyonunun mir ve navahrudak üzerinden grodno’ya girmesi gibi görünmektedir. ayın 17’sinde süvari ve piyade ağırlıklı kuzey grubu navahrudak havalisine erişip bir günde 93km katetmişlerdir. hafif zırhlı güney grubu ise 197 km’lik bir sprint yaparak vavkavisk havalisine gelmişlerdir. bu gruplar ufak çatışmalarla 21 eylül’de birleşerek grodno’ya saldıracak ve 23 eylülde suwalki üzerine taarruz ederek sovyet nüfuz alanını çizecektir.

komutayı alan edward rydz-smigly sovyet sınırını tutan polonya birliklerine ruslara saldırmamalarını ve geri çekilmelerini emreder. cephe genelinde bu emre uyulur ancak polonya ordusu kaos koşullarını yaşadığı için iletişim her kademede iyi değildir. bu emri alamayan birkaç polonya birliği ruslara ateş açacak ve küçük çaplı ancak mühim çatışmalara sebebiyet verecektir.

Grodno Savaşı


ülkenin bu kısmındaki leh birliklerinde asker ve malzeme kalitesi o kadar kötü ve yetersizdir ki antitank timleri oluşturmuş leh alaylarında top bulunamamaktadır. mecburen gazyağı ve terebentin şişeleri ile molotof kokteylleri hazırlarlar. ancak o sıralarda bu icadın adı henüz molotof kokteyli değildir. onun için (bkz: kış savaşı) 3 ay daha finlileri beklemek lazımdır. grodno doğu polonya’nın büyükçe bir şehridir. varşova’nın doğusundaki her yer gibi batıya oranla çok izbe endüstrileşmemiş bir görünüm hakimdir. burayı izciler, polis memurları ve deneyimsiz ihtiyatlarla dolu 3000 kadar savunmacı tutmaktadır.

ruslar buraya 15. tank kolordusuyla girerler. ruslar tabii piyade desteğinden mahrum garip bir saldırı meydana getirdikleri için şehirlerde zırhlı savaş gibi bir derde de balıklama dalmışlardır. 23 kadar zırhlı araç ve tank kaybettikten sonra topçularını getirerek grodno şehir merkezini dümdüz olana kadar bombalarlar. leh askeri kurmay heyeti litvanya’ya geçebilmek için şehri terkeder ancak alelacele kaçarken bir savunma ya da teslim direktifi vermedikleri için çatışmalar bir süre daha devam eder. grodno teslim olduktan sonra ruslar 300 kadar içlerinde genç çocuklar olan savunmacı kafilesini kurşuna dizer.

Ülkeyi Terk Aşaması

grodno’nun da kaybıyla polonya hükümeti için savaş polonya içinde artık sürdürülemez bir hale gelir. bir genel emir yayınlayarak bunu yapmaya ehil askeri ve sivil tüm erkanın ülkeden kaçarak tercihen fransa’ya ulaşarak tekrar organize olmalarını ister. almanyayla ya da rusyayla barış görüşmelerine falan başlamazlar.

bunu yapamayacak iki eli almanlarla ya da ruslarla kanda olan birlikler savaşmayı sürdürürler. krakow ve lublin orduları tomaszow lubelski havalisindeki bir başka savaşta çok feci hırpalanır. 22 eylül’de slovak-alman taarruzundan evvel davranan sovyetler lvov’u alırlar. stalin 20 sene önce alamadığı intikamını böylece almış olur. ancak polonya ordusundan intikamını ayrıca alacaktır (bkz: katyn katliamı)

varşova 28 eylül’e kadar savunulur. modlin kalesi 16 gün dayandıktan sonra varşova’nın düşüşünün ertesi günü 29 eylül’de teslim olur. hitler eylül’ün son haftasında danzig’e bizzat giderek “polonya’nın bir daha versailles anlaşmasıyla falan asla dirilemeyeceğini” söyleyen bir konuşma yapar.

6 ekime kadar ufak tefek çatışmalar, yenilgiler ve sovyet `nkvd`’sinin ele geçirdiği kimseleri vurmasıyla geçen bir süreçten sonra tüm operasyonlar biter.

polonya hükümeti etrafta savaş dönerken tüm leh hazinesini toplayıp romanya’ya götürmeyi ve buradan gemilerle ingiltere’ye altın olarak götürmeyi başarmıştır. az buz değil tam 75 ton altındır bu. hükümet de aynı gemiyle londra’ya inerek sürgündeki polonya hükümeti olarak yaşamını sürdürecektir. ancak rusların en sonunda polonya’da kukla komunist bir devlet kurmasıyla o iş çok acıklı bitecektir ancak o da başka bir yazının konusudur.

leh ordusuna bağlı esir olmamış askerler yapabildikleri her yolla fransa ve ingiltereye ulaşarak buradaki özgür leh ordusuna katılmaya başlar. ancak bu çok uzun ve tehlikeli bir yoldur. romanya – yugoslavya – yunanistan gibi ülkelerde beş parasız kendi öz imkanlarıyla bunu yapmaya çalışan binlerce askerden çoğu yollarda telef olacaktır. bir ateşkes ya da barış anlaşması imzalanmadığı için alman esaretindeki bütün polonyalı askerler savaşı stalag kamplarında, bütün subaylar ise oflag kamplarında geçirecektir. rusların ele geçirdiği askerler bir süre sonra bırakılmakla sovyet güdümündeki `armia ludowa`’ya katılmak arasında bir seçime zorlanacak. esir bütün polonya subayları ise (neredeyse 28000 tanesi) tek tek kafalarından tabancayla vurularak öldürülecektir. tekrar (bkz: katyn katliamı)

Savaş Sonrası Durum

polonya ortadan kalkmıştır. almanlar işgal ettikleri toprağın bir kısmını doğrudan almanya’ya ilave ederler. poznan ve wartha nehri havalisi reichsgau wartheland adıyla bir gau (eyalet) haline gelir ve valisi (gauleiter) atanır. buradaki bütün polonyalı nüfus ise doğuya sürgün edilir. wartha’nın doğusundaki polonya için söylenecek bir bu kadar daha yazı vardır ancak o iş iki farklı açıdan incelenmelidir. polonya’daki yahudiler herkesin de malumu olduğu üzere holokost denen bir kıyma makinesine girmiş ve çok azı bundan sağ çıkmıştır. okumuş etmiş tüm polonyalılar toplanarak ortadan kaybolmuş, polonya bir köle ulus haline getirilme aşamasına varmıştır.

Harekatın Genel Askeri Analizi

* teorinin pratiğe bu denli kusursuz döküldüğü bir harekat askeri tarihte çok yoktur. bir örnek düşünün ki 20 yıl öncesinin savaş anlayışı tüm dünyada hüküm sürüyor. ancak generalleriniz vs barış zamanında oturup buna alternatifler geliştiriyor, kitaplar yazıyor. siz eskiyi 10 yıldan az bir sürede komple rafa kaldırarak yeniyi komple standartlaştırıyorsunuz. teori tank diyor, yeni dizaynlar çıkartıyorsunuz, teori yakın hava desteği diyor en isabetli pike bombardıman uçağını icat ediyorsunuz (bkz: stuka) böylesi bir doktrin modernizasyonunun meyvesini yemek herkese nasip olmaz. almanlar derslerini çok iyi çalışıp gelmişlerdir. bu sınavda aldıkları notu o yüzden haketmişlerdir.

* almanlar blitzkrieg’i tam anlamıyla test etmişler ve dünya aleme birinci dünya savaşından nasıl bir ders çıkardıklarını göstermişlerdir. 31 ağustos 1939’da savaştan bir gün öncesinde dünyada hakim görüş kısıtlı saldırı, baraj bombardımanı, ağır tahkimat, süvari operasyonları iken polonya’nın üzerinden geçildikten sonra hakim görüş artık zırhlı birliklerin yakın hava desteği ve yakın izleyen piyade ile herkesi hacamat etmesidir. doktrin değiştiren, ezber bozan, game changer bir harekat olmuştur. bundan sonra almanlar burada deneyim kazanan orduyu fransa sınırına yığıp bir blitzkrieg’de onlara yapacak, polonya’nın üç katı büyüklüğünde bir devleti de 6 haftada devireceklerdir. işin aslı polonya harekatında çıkan dersleri çalışan müttefik tarafında kimse yoktur. aval aval bakmaktadırlar. bu da onlara çok pahalıya mal olacaktır.

* polonya ordusunun yerleşim dispozisyon konusundaki büyük yanlışları askeri tarihte en çok eleştirilen şeyleridir. polonya silahlı kuvvetlerinin harekat boyunca kolordu seviyesinde açık alanda manevra yaptığı örnek yazıyla üçtür. ordu seviyesinde bzura hadisesinde bu birdir. 1 milyon asker elinde hiç insiyatif olmadan düşmanın elinde düşmanın kararlarıyla oyuncak edilmiştir. satranç oynarken tüm siyah piyonları beyaz hattan başlatmak gibi, ilk saldırıyı yapan düşmana bu kadar yakın başlayınca düşmandan insiyatifi almanın yolu artık kalmıyor. kendi ordunuzla rezil oluyorsunuz.

* polonya’da nehir geçişleri dışında bir yükselti olmayışı mobil savaşı çok kayıran bir hadisedir demiştim. aslında lehlerin tankın ne olduğunu bilerek süvariye deli gibi yatırım yapmasındaki asıl amaç atın üzerinden hiç inmeyip ona buna gallop hücum eden bir süvari sınıfını çok sevmelerinden değil, mobil piyade fikrine daha sıcak bakmalarıdır. o yaldır yaldır koşan atların tepesindeki süvari erleri piyade olarak savaşmaya hazırdır. çoğu havan topu da taşımaktadır. antitank tüfekleri de vardır. bu süvari tugaylarının çoğunluğu atı ve süvari manevralarını biniciyi uygun pozisyona intikal için kullanmaktadır. o pozisyon bulunduğunda at inilmekte, savaşılmakta, tekrar intikal gerektiğinde at binilmektedir. tabii vakit oldukça süvari hücümunu da es geçmemektedirler ama leh ordusuna tanka atla mızrakla charge ettiler demeden önce askeri gerekçelerini altyapıyı bilmekte de fayda vardır.

* stuka bu savaşın gerçek kazananlarından biridir. karşısına hızlı ve sert vuran bir avcı uçağı dizaynı çıkmadığı için çok ama çok başarılı olmuştur. stuka’nın daldığı alandaki düşman piyadesi için o canavar düdüklerinin ve sirenlerin psikolojik etkisi inanılmazdır. yakınlara bir stuka saldırısı var diye silahını atıp kaçan binlerce kişi vardır. ancak bunlar stukaların zaferin altın anahtarı gibi çok haketmediği bir imajı da edinmesine yol açmıştır. fransa seferinde de bu imajını iyice perçinleyecek sonra ingiltere göklerinde spitfire ve hurricane uçakları varken o imajını çok kötü kaybedecektir. uzun vadede polonya seferindeki stuka dizaynı başarısı tüm alman kurmayının stratejik bombardıman fikrinden iyice uzaklaşmasına yol açacaktır. bunun nedeni de şudur. elde stuka gibi bombasını iğne deliğinden geçirecek kadar isabetli ve yan ürün olarak psikolojik baskı uygulayan bir uçak var. 1000 kg kadar bomba taşıyabiliyor. almanlar olarak e o zaman bunu her yola getirelim her görevde kullanalım diyorsunuz. isabet en önemli faktör haline geliyor. oysa ki stratejik bombardıman denen hadise, yani 4 motorlu uçaklarınızı düşmanın endüstri altyapısına sokmak o fabrikaların ürettiği tankı uçağı stukaların pinpoint yoketmesinden daha efektif bir savaşa yol açıyor. ama stuka bu kadar başarılı olunca tabii gözünüz kör oluyor, halı bombardımanında hedeflerin %5i ila %15i ancak vurulabiliyor ne gereği var israfa, stuka %100 vuruyor diyip duruyorsunuz.

işte `b17` uçankaleler almanya göklerine 1000 adet geldiğinde 4 yıl sonra göreceksiniz o %15 nasıl bir şeymiş. yakın hava desteği her şeyin cevabı değil.

insanin üzerine bir stuka dalmasının nasıl bir şey olduğunu şu dunkirk videosuna bakarak bir miktar anlayabilirsiniz :

https://www.youtube.com/v/NO5oOJUUW74&fs=1&wmode=transparent

* polonya’nın yokolup gitmesi batılı müttefiklere çok değerli bir takım hediyeler getirmemiş de değildir. alman donanması ve ordusunun telsiz haberleşmesi için kullandığı enigma şifreleme aygıtına ilişkin bilgiler ingiltere’ye polonyalılar aracılığıyla gelir. lehler aslında enigma’nın ticari bir versiyonunu 1930’ların başında şansa bir şekilde ele geçirmişler ve varşova’nın kabaty mahallesinde bir kriptoloji enstitüsünde (biuro szyfrow) bu ilk versiyon enigma varyasyonlarını kırmayı becermişlerdir. marian rejewski adında dahi bir matematikçileri de vardır. bu bilimadamları ve notları harekattan sonra ingiltere’ye kaçarak bletchley park’ta alan turing’in alman şifresini kırmasının en büyük sebebi olacaktır.

Marian Rejewski

* çok bilinmeyen bir diğer trivia ise, almanların harekata başlarken tüm araçlarında kullandığı dev beyaz haçların lehler tarafından nişan tahtası olarak değerlendirilmesi ve alınan hemen hemen bütün isabetlerin bu haçların etrafında olması sonucunda almanlar balkankreuz tarzı iki renkli haça dönmüş boyunu da ufaltmışlardır.


harekatin materyal analizinde ise alman üstünlüğü tartışılmaz biçimde üstündür.

iki tarafın standart ekipmanını yanyana koyup bakarsak daha kolay anlaşılıyor. piyade tüfeklerinde her iki taraf ta mauser 98 dizaynlarıyla savaşmaktadır.

makineli tüfeklerde ise alman mg-34 genel maksatlı makineli kavramını dünya literatürüne sokarken lehler wz28 gibi şarjörlü dizaynlara yönelmiştir. polonya o sınırlı endüstriyel yeteneğiyle böylece piyadeye ayrı, ağır makineliye ayrı, tankın uçağın makinelisine ayrı dizayn ve üretim tesisi ayırmaktadır. almanlar ise piyadeye de tanka da araca da motora da mg-34 üretmektedir. almanların bu öngörüsü çok tutmuş, bu sistem bugün standart hale gelmiştir.

tabancalarda polonya kendini alıp wz.35 radom gibi efsanevi bir tasarım yapmayı becermiştir. bu silah o kadar büyük bir prestij objesi olacaktır ki alman ordusunda 1945’te berlin savaşı enkazında bile hala milletin belinden çıkacaktır.

araçlarda alman tank dizaynları panzer.1, panzer.2, panzer.3 ve panzer.4 tasarımlarıyla polonya’da boy göstermiştir. bunların üstüne çekoslovakya’da ele geçen bir miktar 38t tanklar da başarıyla görev yapmıştır. lehler ise ithal fransız ve ingiliz tanklarıyla modası geçmiş bir doktrinle savaşmaktadır.

lehler bunun da üzerine tanket ile uğraşan buna kaynak ayıran tek güçtür. kendilerine de çok bir faydası dokunduğu söylenemez.

uçaklarda almanlar avcı olarak messerschmitt bf109 a-b-c-d ve bf110 a-b modellerini başarıyla kullanmaktadır. leh hava kuvvetlerinde pzl.11 tek iş görebilen tasarımdır ancak parasol kanatları ve açık kokpitiyle bf109 ve bf110 ile aşık atacak kapasitesi yoktur.

hafif bombardıman uçaklarında almanlar ju-87 a ve b modeli stukalar ile operasyonun kaderini çok değiştirmişlerdir. lehler ise pzl.37 los ile başarılı bir model geliştirmişler ama kullanmak çok nasip olmamıştır.

bombardıman uçakları he-111 , do-17 ve ju-88 yine çok başarılı olmuştur. lehler ise ağır bombardıman uçağı bulundurmamaktadır.


alıntı:lobotomi.com -Anglachelm
Sıralanan üye(ler) bu iletiyi beğendi: napolyon94, 25itroy25, Dutchy

8
1919-1947 / Fall Weiss Harekatı # Bölüm - 3
« : 26 Temmuz 2018, 01:26:47 »
Alman Savaş Planı


alman saldırı planının kod adı olan fall weiss‘ın ana hatları ta 1934’te yazılmıştır. hitler generallerine saldırı emri verdiğinde de bu saldırı altyapısının üzerinden planı revize eden alman genel kurmayının en tepesindeki isimler olan franz halder ve walther von brauchitsch genel olarak saldırı hatlarına sadık kalmışlardır.

öncelikle plan bir savaş ilanını içermez. gece çıkış pozisyonu alan birliklerin şafaktan önce saldırıya başlayarak sürpriz etkisiyle düşmanın direnç noktalarına kaos sürerken zırhlı sortiler yapacak kadar yaklaşabilme gibi kısıtlı saldırı görevleri vardır. alman piyadesi 1939’da her arazi şartında zırhlı birliklerle aynı hızda gidebilecek kabiliyette henüz değildir (mekanize olamamıştır) ancak topçusunu ve lojistiğini çağdaşı ordulardan 1.5 kata kadar hızlı sevkedebilmektedir. zırhlı birliklerin çok ihtiyacı olan hızlı hareket eden piyade henüz tankların ilerlediği hatlara paralel yollardan kamyonlarla sevkedilebilmektedir. ancak tekrar altını çiziyorum bu tip bir tank harekatı dünya tarihinde ilk kez denenmektedir. tank normalde o güne kadar piyadenin yanında piyade saldırısını destekleyen bir şeydir. 1939 eylülünde ise yanına kendi piyadesini alıp müstakil operasyon yapıp cepheyi oradan buradan delen bir heyula’ya dönüşmüştür. bunun henüz bir ilacı, karşıtı, antisi yoktur. nitekim almanlar bu hızlı piyadeyi çok faydalı bulunca ilerleyen zamanlarda sadece zırhlı birliklerin g.tünü toparlayan bir piyade sınıfı da icat edeceklerdir ona da `panzergrenadier` diyeceklerdir. iki sene sonra rusya’da yüzbinleri torbalayıp esir alanlar da çoğunlukla panzergrenadier tümenleri olagelecektir.

bu kamyonlu piyade panzerlerle karşılaşmış ve darma duman olmuş, panik halinde, disiplinsiz, lakayıt bir şekilde yerini konsolide etmeye çalışan düşman piyadesine kararlı bir şekilde yaklaşacak, izole edecek, kaçış yolunu bağlantısını ikmalini kesip kuple kuple yok edecektir. heinz guderian’ın kitapta yazdığı şey de tam olarak budur. alman yüksek komutanlığı 1939’da hala “old guard” tabir edilen eski toprak birinci dünya savaşı kafasını yaşayan generalleri de barındırdığından cephenin kilidini açan gerçek blitzkrieg tabii bu savaşın her yerinde görülmez. eski toprakların bastırması yüzünden harekatın çoğu yerinde daha ortodoks kitaba uygun saldırılar da görülecektir.

polonya arazisi sağdan soldan nereden bakarsanız bakın dümdüzdür. ülkedeki tek kayda değer yükselti en güneyde slovak sınırındaki dağ sırasıdır. nehir geçişleri haricinde bir doğal engel olmadığından arazi mobil operasyonlara çok elverişlidir. polonyalılar da tabii bunun farkında olduklarından yatırımı dediğim gibi süvari’ye yapmışlardır. ancak polonya’nın almanya ile olan sınırı dile kolay bir 2000 km uzunluğunda olduğundan saldırı insiyatifi kaçınılmaz bir biçimde almanyanındır.

hitler polonya’nın 6 haftada fethedilmesini istemiştir. alman genel kurmayı ise 3 aydan önce alınabileceğine kani değildir. onlara göre üç pronglu bir saldırı ve devasa bir çifte zarflama torbalama harekatı olmazsa üç aydan önce polonya ordusunun çözülmesi askeri mantığa göre iyimser kalmaktadır. bu üç ana saldırı hattı ise şöyledir :

1- ana hat, cetveli breslau – oppeln (bugünkü wroclaw – opole) hattına dayayıp krakow istikametine yasladığınızda karşınıza çıkan dümdüz otoban gibi arazidir. gerd von rundstedt buradan acımasızca krakow istikametine ilerleyerek polonya’nın tarihi merkezini ele geçirerek kuzeye dönecek, general blaskowitz’in 8. ordusu daha kuzeyden lodz istikametine, general list’in 14. ordusu krakow sonrası karpat cephesine dönecek, general von reichenau’nın 10. ordusu ise güney grubu’nun tüm zırhlı gücüyle varşova istikametinde polonya’nın tam da kalbini delip geçecektir.

2- ana yardımcı hat kuzey prusya’dan fedor von bock komutasında doğu’ya danzig koridoruna yürüyerek prusya – almanya bağlantısını sağlamak, burada küchler’in 3. ordusuyla birleşerek güneye ilerlemek ve varşova’yı kuzeyden tehdit etmekle görevlidir.

3- polonya’nın saldırı beklemediği tam güneyinden bir slovak saldırısı başlatılarak katowice – krakow havalisine 90 derece yandan bir girilecektir. saldırının değeri ve mahiyeti diğer prongların yarısından az da olsa 1. no’lu hattı savunan lehleri paniğe sevkedeceği değerlendirilmektedir.

eğer bu üç saldırı saptanan hedeflerine zamanında ulaşabilirse leh ordusu vistül nehrini geçmeden nehrin batı yakasında yakalanarak çevrilecek, torbada polonya ordusunun %80 kadarı, polonya’nın başkenti, bütün idari ve mülki erkanı ile tüm devlet organları kalacaktır. varşova’dan doğusu dağ başı olan polonya’nın o topraklarla savaşı sürdürmesi beklenmemektedir.

Polonya Savunma Planı

polonya’nın bir alman istilasını durdurması batı planı (plan zachod) adı altında polonya’nın en değerli tabii kaynaklarının, endüstrisinin ve nüfusunun korunması üzerine ülkenin güneybatısına kaydırılmış bir savunma planı olarak göze çarpar. polonyalıların asıl korkusu almanların alıp üstüne konacağı bu topraklar bir kez elden çıkarsa ingiltere fransa falan 1938 münih anlaşması gibi bir rezalete daha imza atmasıdır. olur mu olur, edouard daladier ve neville chamberlain gibi “aman adolf bey ağzımızın tadı kaçmasın” deyu doğu avrupayı komple nazilere masada vermiş tipler etrafta oldukça polonyalılar bölgeyi daha bir şevkle tahkim etmişlerdir. ancak hesaba katmadıkları şey hitler’in gönlünde yatan aslanın iki üç endüstriyel bölgeden daha fazlası olduğudur. hitler polonya’nın varlığına göz dikmiş, bu uğurda baş ideolojik düşmanı stalin’le bir olmuş gelmektedir.

polonya’nın asıl ümidi ve sırtını yasladığı askeri mantık kararlı bir alman saldırısının ikmal yollarını durmadan taciz eden deliliğe varan seviyelerde cesaret gerektiren süvari operasyonları ile daimi bir oyalama sürecine girmektir. lehler alman ileri yığınağını geciktirdikçe, onları arazide tuttukça, savaşı durağanlaştırdıkça ingiliz ve fransızların bir alman batı cephesini açıp onları kazanmayı umamayacakları iki cepheli bir savaşa (almanların kendi kanseri de budur) zorlaması polonya için çok geçerli ve arzu edilen bir durumdur. bu da gerçekleşene kadar almanlar bedeli ne olursa olsun tutulmalı ve geciktirilmelidir. polonyanın bütün planı budur. bu da oldukça realisttir. yoksa kendi başlarına yeneriz üstüne gider 81 berlin 82 cottbus 83 dresden bizim olur gibi hayalleri zaten baştan yoktur.

ancak bu savunma planı operasyonel seviyeye bir türlü inememiştir. bu da şayanı hayret bir olaydır. polonya neyi savunacağını bilmektedir ama bu planın anahatlarını 4 mart 1939’da savaşın başlamasından 5 ay 26 gün önce çizmeye başlamıştır.

ingiltere ve fransa ise polonya’nın rahat bir 3 ay dayanacağını hesap etmektedir. polonya ingiliz ve fransızlar gelsin de kurtulalım diye hesap ederken, ingiliz ve fransızlar ohoo daha siper kazılacak topçu yığınağı olacak daha dur kafasındadır. bu da kendilerinin hala 1918 kafasından çıkamadığına delalet etmektedir. polonya’yı bu fikirlerinden haberdar etme gibi bir zahmete de düşmezler. polonya ise bütün planlarını çabuk ve hızlı bir ingiliz-fransız batı cephesinin açılmasına bağladığı için işler daha başından çok kötüdür.

dispozisyon açısından bakıldığından tüm polonya güçlerinin üçte birlik bir kısmının danzig koridoru üzerinde bulunduğundan hareketler bunların hem alman ana karasından hem de doğu prusyadan gelen çifte pronglu bir saldırıyla torbada kalması polonya’nın herşeyi kaybetmesi anlamına gelebileceğinden kuzeyde işler biraz pamuk ipliğine de bağlıdır. tüm cephelerdeki en büyük sıkıntı ise leh anlayışının batıdan toprak kaybetmeyelim derdi yüzünden ileri hat diziliminde görülür. düşmana yakın mevzilenen birlikler ateş altına bir kez girdiğinde manevra yetilerini komple kaybederek statik hale gelmektedir. statik piyade de kafasına panzer saldırısını yediğinde tek yapabileceği şey destek gelene kadar tutunmak olduğundan o iş gayet yaştır. bunun kitaptaki toleransı piyadeye 5 zırhlı birlik taarruzuna 15 (arabada beş evde onbeş) kilometrelik bir emniyet sahası bırakarak düşmanın nereden nasıl geldiğine kani olarak manevra yapabilecek durumda kalabilmektir. polonya birlikleri ise sınırdan 4-5km içeride statik beklemektedir. ancak tabii bu kitaplar ikinci dünya savaşından sonra yazıldığı için, almanlar ilk kez denenmiş şeyleri burada denedikleri için polonya kurmayını da suçlamak abestir.

Savaşın Başlaması

Westerplatte Savaşı

savaş asıl 31 ağustos 1939’da başlayacaktır ancak bir gün ileri alınır. ona rağmen harekatın bir gün ertelendiğini her nasılsa haber alamamış bir grup alman abwehr askeri istihbarat elemanı polonyalılar gibi giyinip davranarak silezya polonya sınırındaki gleiwitz radyo istasyonuna saldırırlar. sonra durumu farkeden almanlar olay çok büyümeden bir gün daha örtbas ediverirler. oysa polonyalılar gözlerini açıp bir baksa askeri yığınak üstüne bir de sınırda garip olaylar olduğunu farkedip savunmada mühim olabilecek bir gün daha kazanabilecek durumdayken ne oluyor anlayamazlar. ertesi gün almanlar sınır kapılarını yıktıklarında durumun ciddiyetinin ancak farkına varırlar.


asıl saldırı 1 eylül 1939 sabah saat 4:45’te danzig açıklarında bulunan eski alman zırhlısı schleswig-holstein’ın danzig limanının girişinde bulunan polonya askeri transit deposu ve bunların tesis ve müştemilatına ani bir bombardımana başlamasıyla açılır. limanın hemen kuzeyinde bulunan westerplatte yarımadası bir anda ateş altında kalır. ikinci dünya savaşının ilk çatışması budur. ilk salvolarda üç top mermisi dış duvarda patlayarak devasa delikler açar. bir dördüncüsü petrol silolarının arasına dalarak patlar ve ciddi bir yangın çıkarır. schleswig-holstein bombardıman sürerken taşıdığı deniz piyadelerini de tahlisiye sandalıyla atarak westerplatte üzerine giden demiryolu köprüsünü uçurma görevini de üstlenir.



Schleswig-Holstein

teğmen wilhelm henningsen komutasındaki alman deniz piyadeleri, schleswig-holstein’in mermilerinin deldiği dış duvar üzerinden tırmanarak iç tahkimatlara doğru koşarlar. ancak leh garnizonu bunları farkederek bir anda çapraz ateşe alıverir. lehler duvarın arkasındaki tahkimatı öbek öbek dikenli tellerle çevirdiği için alman atağını yoğun makineli tüfek ateşi altında geri püskürtmeyi başarırlar. tahkimattaki tek ağır silah olan bir 75’lik top 28 atış görevi yapmayı becerir ancak schleswig-holstein’ın isabetli atışlarıyla vurularak patlar. ancak westeplatte bu ilk saldırıda düşürülemez. almanlara 50 zayiata malolurken lehler 8 asker kaybeder.

danzig burada belirtmek gerekirse “serbest şehir” statüsündedir. kendisini yönetmekte ve bir ülkeye bağlı değildir. ancak milletler cemiyeti polonya’ya danzig’e kara bağlantısı köprüyle sağlanan westerplatte’ye bir mühimmat deposu falan kurmaya izin vermiştir. hitler danzig diye bağırdıkça lehler de tırsarak buraya daha gizli bir dizi tahkimat inşa etmiştir. westerplatte alçak siluetli bir tür kale olmuştur. şimdi de bu tahkimatlar açığa çıktıkça almanlar zayiat vermektedir. sonra schleswig-holstein bütün toplarını buraya çevirip cehennemi andıran bir bombardımana tutar. 90 adet 280’lik, 407 adet 150’lik ve 366 adet 88’lik top mermisinden sonra ikinci bir saldırı da iyi tahkim olmuş polonyalı savunmacılar tarafından geri püskürtülür. lehler 1 ölü 7 yaralı verirken alman deniz piyade müfrezesi 16 ölü 120 yaralı verir.



almanlar bu iş böyle olmayacak diye kıyıya da ağır topçu ve havan çıkartarak westerplatte’yi dört gün boyunca bombalar ve isviçre peyniri ile kraterli ay yüzeyi arasında bir şeye çevirirler. bu da yetmez stuka pike bombardıman uçaklarından bir armada getirerek (60 uçak) bir metreden uzun her yükseltiye bomba atarlar. sadece uçaklardan 26.5 ton bomba bırakılır. çıkan dumanlar ve dümdüz olmuş araziye bakarak burada kimsenin sağ kalmamış olacağına inanırlar. bu bombardımanda yeraltı sığınağında bekleyen lehler sekiz asker, tüm yiyeceklerini ve tek telsiz ekipmanlarını da kaybeder. ancak bir saldırı daha püskürtmeyi başarırlar. westerplatte garnizon komutanı binbaşı henrk sucharski bu sırada bombardımandan ötürü şok geçirmektedir. brifing odasında subaylarını toplayıp teslim fikrini öne sürer. erzak mühimmat ve genel vaziyet tahkimatın daha ancak 12 saat civarında tutulabileceğini göstermektedir. yüzbaşı franciszek dabrowski (dombrowski) hayır diyerek bir süreliğine komutayı ele bile alır.

almanlar yanan trenler göndererek mühimmat depolarını hedef alır ancak makinist korkup treni erken dekupe edince yanan tren gider westerplatte ormanını ateşe verir. yanmamak için kaçan alman askerleri yine açıkta hedef olur.



westerplatte böyle böyle çok inatçı bir savunmayla tam 7 gün direnir. garnizonda içecek su kalmaz ve yaralıların durumu kangren vakalarının görülmesiyle çok kötüleşmeye başlar. radyolarından da alman ordusunun varşova’yı kuşatmakta olduğunu öğrenen lehler daha fazla dayanamayarak 7 eylülde beyaz bayrağı çekerler. leh savunmasını çok kahramanca bulan almanlar garnizon komutanı sucharski’nin kılıcını esarette taşımasına müsade ederler.


Henryk Sucharski

yeküne vurursak lehler 182 asker ve 27 sivil ihtiyat ile kaleyi, bir 76.2mm top, 2 adet 37mm anti tank topu, 4 adet 81mm havan, 16’sı ağır 41 makineli tüfek, 160 mavzer 40 tabanca ve 1000 el bombası ile 7 gün cephane bitene kadar tutmuştur.

westerplatte bugün polonya’nın en çok ziyaret edilen milli anıtlarından biri haline gelmiş, okul öğrencilerinin polonya’nın her tarafından otobüslerle ziyarete geldiği bizdeki çanakkale gibi bir şeye dönüşmüştür. gelecek sene 2019 martında falan burada devasa bir westerplatte müzesi de açılacak toplanan eşyalar ve askerlerin yakınların anılarıyla ve reenactment gösterileriyle falan çok ilginç bir savaş müzesi haline gelecektir. trzymieszcie belediyelerinin yalancısıyım kendileri öyle diyor.

ancak binbaşı henryk sucharski savaş sonrası westerplatte’yi 7 gün tutan bir kahraman imajından sonra 90’larda diğer gazilerin anlattıkları ile beraber bugün tartışmalı bir figür haline gelmiştir. anlatılanlara göre savaşın hemen hemen tamamında bombardımandan yarı deli bir haldedir. bütün savunma başarıları bugün daha ziyade savunmaya vekalet eden yüzbaşı dabrowski’ye atfedilir olmuştur.

Mokra Savaşı

harekatın küçük leh zaferlerinden birisi olmasına ve genel görüntüye pek bir etkisi olmamasına rağmen bunu da yazmak gerekir. zira fall weiss’ın en doğru sanılan mitlerinden biri de leh süvarisinin mızraklarla falan alman tanklarına hücum etmesidir. çıkış yeri de savaşın ilk gününde burası olmuştur.

1 eylül saat sabah 8:00’de henüz resmi bir savaş ilanı yokken 31. piyade tümeni, 1. ve 4. panzer tümenleriyle beraber gleiwitz-rosenborg (bugünkü gliwice-olesno) çıkış hattından harekata start verip lodz ve krakow ordularının arasına denk gelen czestochowa (çenstohova) kentinin 22km kuzeybatısından leh hattını delerek varşova istikametine tomaszow mazowiecki üzerinden çıkmaya çalışmaktadır.

savunan güç ise lodz (vuc) ordusunun en güney kesimini tutmaya çalışan volinya (wolynska) süvari tugayı ile krakow ordusunun 7. piyade tümeninden müteşekkildir. almanlar da gelip bu hattın güçlü noktasına çatar. alman çıkış hattından 27 km kadar kuzeydoğuda olan krzepice köyüne girerek alan 4. panzer tümeni 9km doğuya yönelerek wilkowecko köyüne girer ve rotasını 90 derece tekrar kuzeydoğuya çevirerek 4km mesafedeki mokra kasabasına namlularını çevirir. belirtmek gerekirse almanlar girdikleri köy kasabaları mümkün mertebe boşaltarak kendi birliklerinin önünde polonya hatlarına göndermektedir. bir yerde sivillerden insan kalkanı yapıp madalyonun diğer yüzünden savunmacılara psikolojik baskı da uygulamaktadır. mokra kasabası havalisinde 37mm bofors anti tank topları konuşlandırmış bulunan lehler nispeten hafif zırhlı panzer 1 ve 2 modellerini 120 ila 200 metrede önlerinde birden buluverirler. bunlar savaşın ilk yılında hala geniş çapta serviste olan ve çok küçük kalibrelere karşı dahi (12x118mm 13mm 14.5mm) yan zırhlarını koruyamayan tanklardır. 37mm atışlar tankları bir miktar paniğe sevkedince namluları leh hattına bakar halde tornistan ederek geri çekilirler. izleyen alman piyadesi de etraftaki ormanlık alandan üstlerine gelen tüfek ateşi yüzünden kayıplar vererek 2.5 km kadar geri çekilir. siviller kayıpsız olarak leh hatlarına ulaşır ve neler olduğunu, alman gücünü rapor ederler.

saat 10:00’da saldırı tekrar başlar. lehler hatlarından bu sefer sökülüp atılırken mokra köyü havalisinde ev ev çatışmalar başlar. ormanlık alandaki leh piyadesini de sökmek için alman panzer 1 ve 2 modelleri tekrar ortaya çıkar. almanlar kendi telsizlerinden 19. mızraklı uhlan süvari tugayı olarak (doğru) teşhis ettikleri süvari artçılarına karşı bu sırada operasyon halindedir. süvariler atlarından inmiş ve köy etrafındaki tahkimatlarda piyade olarak çatışmaktadır. bunlarla beraber o esnaya kadar kendisini göstermemiş olan leh 21. zırhlı taburu çok hafif zırhlı tks tanketleriyle beraber köye bir karşı saldırı emri alarak gelirler. burada parantez açmak gerekirse tanket çok başarısız bir zırhlı dizayndır. 2.5cm kalınlığında ön zırhı ile tüfek mermilerine karşı kendini ancak koruyabilmektedir. ortamda tankların olduğu bir savaşta ise mürettebatlarına bunlar çok az hayatta kalma şansı tanımaktadır. bu tanketler köyün etrafında manevra yapacağız derken güm diye kendilerini bir alman tank kolunun ortasında buluverirler. panzer 2 tankının tepesindeki 20mm zırh delici topun karşısında hiçbir şansı olmayan tanketler birden ortaya çıkışlarının etkisiyle alman tank kolunu “lan ne oluyor” tarzında kaosa gark etmiş ve 500 metre kadar geri bastırmayı başarmıştır. o sırada 19. süvari tugayı atlarına geri dönmüş ve mokra etrafında manevra halindedir. bu da “lehler tanklara mızrakla saldırıyor” mitini ortaya çıkarmıştır.



daha güneyden gelen 1. panzer tümeninin klobuck kasabasını aldığını ve çevrelenmek üzere olduğunu anlayan lehler hatlarını terkederek 12km kadar doğuya çekilerek yeni tahkimatlarına giderler. bu bölgedeki saldırı antitank tahkimatının yoğun olduğu bir noktaya çattığından almanlar 800 kadar kayıpla 50 de tank zayiatı vermiştir.

ancak genel vaziyete kıyasla bu hiç bir şeydir. hat cayır cayır yürüyüp polonya içlerine girmektedir. cephe genelinde bir günde 38km içeri giriş ve hala durağanlaşmayan bir cephe almanların 1918’de ıslak rüyalarında görebileceği bir şeydir. iyi planlamayla, hayvan topçu açılışıyla ve şansla bir 300 bin kişinin gözden çıkarılması demektir. 1939’da ise blitzkrieg sayesinde artık 800 kayıpla falan gerçekleşebilen yeni bir askeri gerçek olmaktadır.

Sınır Savaşları Evresi
[/b]

polonya işgalinde kronolojik sunum zordur. 10 – 15 kadar askeri olarak önemli operasyon aynı anda olmaktadır. hepsi de aşağı yukarı aynı anda bitip bir sonraki askeri vaziyete evrilmektedir. o yüzden analizlerde hepsi bir başlığa indirgenip üzerinden 1-15 eylül arası genel görünümde vukua gelenler şeklinde anlatılır. ben de öyle yapayım.

Danzig Posta Binası Çatışması
[/b]

schleswig-holstein westerplatte’yi arka planda bombalarken serbest şehir danzig içinde alman paramiliter sa grupları ve etnik alman danzig polisi bir araya gelerek şehirdeki leh otoritesi olarak gördükleri posta binasına hafif silahlarla saldırıya geçerler. binayı da savunan 55 kadar çoğu subay leh posta çalışanı ve sivil gönüllüler makinalı tabancalar ve el bombalarıyla oldukça iyi silahlıdır. bina etrafındaki çatışma 4 saat süresince artarak sürer. saat 11:00 gibi düzenli alman birlikleri kuzeyden danzig’e girmeye başlayınca alman komutanı danzig şehri nazi partisi il başkanı albert forster’e binayı dinamitleyip uçurmayı önerir. forster bunu reddeder. almanlar bu sefer iki adet 75’lik top ve bir 105’lik howitzer getirip binayı top ateşine alırlar. ancak saldırıları posta binası koridorlarında yürek yemiş leh savunmacılar tarafından geri püskürtülür.



saat 3’te almanlar ateşkes ilan ederek lehlerin teslimini ister. lehler bunu reddeder. almanlar saat 5’e kadar çatışmaya devam ederken bir yandan istihkamcıları posta binasının altına kanalizasyon bağlantılı 600 kilo kadar patlayıcı istifleyip havaya uçururlar. posta binasının bir duvarı komple göçer. lehler yine teslim olmazlar. alman komutanı iyice delirerek bir tanker getirip binanın bodrumuna hortumla benzin bastırır. el bombası atıp benzin dolu bodrumu ateşe verirler. üç polonyalı yanarak ölünce kalanlar bu sefer teslim olmaya karar verir.

binada savaşarak yananlar dahil 6 kişi ölür. 14 yaralının 4’ü daha sonra hastanede ölecektir. ele geçen 38 kişi üniformalı olmadıkları ve savaşa dahil oldukları için partizan haydut muamelesi görüp bir duvara dayanıp taranır ve öldürülürler. almanlar 10 ölü 25 yaralı ve bir araç zayi vermişlerdir.



Chojnice Çatışması
[/b]

chojnice (hoynitse) danzig’in hemen güneyinde bir pomeranya şehridir. güneyden danzig’e gelen ana ikmal yolunun üzerinde bulunmaktadır. savaşın ilk gününde vukua gelen bu olayda alman stukaları tczew (tçef) köprüsü havalisindeki leh kuvvetlerine çekilmelerini zorlaştırmak yıkıcı bir bombardımana başlamış lehler almanları oyalamak için köprüyü kendileri dinamitlemiştir.

Krojanty Hücumu
[/b]

“lehler tanklara atla girdi” mitinin bir diğer müsebbibi de budur. 1 eylül akşamı chojnice’yi çiğneyip geçen alman hücumu daha doğuya danzig’in güneydoğusuna doğru inerken czersk istikametinde tuchola ormanı kıyısında bir mola vermiştir. alman piyadesi çökmüş yemek yerken leh 18. uhlan tugayına bağlı süvariler bu hareketi farkederler. komutanları eugeniusz swiesciak (şveşçak) saat 19:00’da süvari hücumu emri alır. 250 süvarinin katıldığı bu operasyon almanlarda sürpriz etkisi yaratır. ancak çatışma seslerine gelen alman zırhlı araçları birden orman yolundan çıkarak açıklıkta belirir ve namluları taretleri süvarilere çevirmeye başlarlar. etraflarından vızır vızır mermiler geçen leh süvarisi kayıplar verip çekilmeye başlar. swiesciak da ölenler arasındadır. heinz guderian tam da orada süvarilere ateş eden tank kolunun başındadır.



alman 20. motorize piyade tümeni taktik geri çekilme falan yapmaya çabalarken guderian tanktan atlayıp “hop napıyorsunuz lan” diye önlerinde belirir. rütbesini kullanarak piyadeyi durdurur ve can çekişmekte olan atlarla süvarileri göstererek hücumun bittiğini işaret eder. anılarında da daha sonra şöyle yazacaktır :

“bir geldim ki benim kendi kurmayım miğferlerini takmış, bir pak-36 topunun arkasına geçmiş, olası bir leh süvari hücumunu karşılamaya hazırlanıyorlardı. ama tabii sonra ilk günün bu paniği çabuk atlatıldı”

almanlar bu hücumdan sonra czersk istikametine ilerleyişi biraz durdururlar. bu sayede leh birlikleri chojnice’nin düşüşünden sonra varşova istikametine doğru ilerleyebilir. ama dile kolay danzig koridorundan üzerlerine gelmekte olan 20 alman tümeni vardır.

Lasy Krolewskie Savaşı
[/b]

1 eylül’de gerçekleşen başka bir alman ilerleyişi de doğu prusyadan dümdüz aşağı ciechanow (çehanuf) ve varşova istikametine doğru olur. alman 3. ordusuna bağlı süvari ağırlıklı birimler ile 1. kolordunun iki piyade tümeni mlawa havalisindeki tahkimatların önünde takılır ve geçemezler. almanlar hafif tahkimat görünce yine 3. ordunun kempf tank alayından istihkamı yandan vurmasını ister ama havza çok yağışlı ve çamurlu olduğundan o da gerçekleşemez. leh uhlan süvarilerinin de ortama girmesiyle cephenin o kısmı statik bir hale gelir. belirtmek gerekirse lasy krolewskie “königsberg ormanları” nın lehçe çevirisidir. polonyalılar königsberge de krolewiec derler. yabancı kaynaklarda kraliyet ormanları falan deyişlerine takılmayınız.

Pszczyna Savaşı
[/b]

pszczyna (pşçına) katowice’nin 30 km güneyinde ve alman-slovak çıkış hattına yine 30 kilometrede bulunan stratejik bir kavşaktır. güney cephesinde savaşın büyük düğümlerinden biri burada 4 gün içinde çözülecektir.

polonya’nın 1920’ler ve 30’lar boyunca endüstriyel altyapısını korumak için bu katowice hattına tahkimatlar kurduğundan bahsetmiştik. bunlar daha çok katowice gleiwitz ile sosnowiec strzelce arasında kurulmuş, 300 bin zloty gibi bir paraya malolmuş beton koruganlar, havan siperleri gibi yapılardır. ancak alman panzerlerinin piyadelerini bırakamayıp onların hızında saldıracağını düşünen ve blitzkrieg’in müstakil panzer teşekkülleri ve hızına aklı henüz ermeyen leh planlamacılar burayı daha çok anti piyade operasyonlarına göre tahkim ederler. aralara da antitank direnç noktaları serpiştirirler. daha da acınası bir durum olarak polonya’nın slovak sınırı doğal bir saldırı ekseni olarak değerlendirilmediği ve 1938 yılında hitler burayı bir anda almanya’ya dahil ettiği için bir anda 200 km ekstra sınır boyu alman suistimaline açılmış olur. lehler 1939 eylülüne kadar rybnik – cieszyn havalisine (38km’lik bir şeride) bölük pörçük bir dizi daha istihkam kazmaya başlarlar. hat bitirilemeden alman ordusu tepelerine çöker.

1 eylül’de probe saldırısına başlayan almanların görüntü alma temelli saldırıları brzezce (bjejtse) ve wisla wielka (visva vielka) köyleri etrafında başarıya ulaşamaz. almanlar hattın sağlam noktasına çattıklarını farkedip zaman geçirmeden dönerler. almanlar 4 tank kaybederken lehler 15 ölü verir. ilk günün bu cephe genelindeki bilançosu 47 alman tankı, 11 zırhlı araç ve bir uçak iken leh tarafında 2 top, 7 zırhlı araç 66 ölüdür.

2 eylülde bir miktar güneye kayıp pszczyna’daki ana istihkamlara yönelmeye çalışırlar. burada da geçmelerinin çok kayıp vermelerine sebep olacağını farkeden 28. tümen komutanı saldırıyı sonlandırır. ikinci gün lehler 311 ölü yaralı ile 45 top 2 tanket kaybederler. almanlar 36 tank zayi eder.

3 eylülde cwiklice (çviklitse) köyü etrafında çok sert çarpışmalar olur. lehler ilk iki gün hattı tutmayı becerdikleri için güven patlaması yaşayarak istihkamın 120 metresine kadar alman saldırısına müdahele etmeyerek almanların torbaya girip ateş gücüyle kırılarak daha kesin sonuçlu bir zafer almayı umarlar. ama karşılarındaki de nihayetinde panzerdir. alman zırhlı konsantrasyonu leh hattına bir vurup darmadağın edince katowice güneyinde bir anda leh cephesi çorap söküğü gibi çektikçe açılmaya başlar. gelen raporlarla harita başında vaziyeti inceleyen leh kurmay heyeti silezya havalisinin artık kurtarılamayacağını hesaplayarak tüm yukarı silezya eyaletinden çekilme kararı alırlar. katowice 3 günde alınır. bu değerde endüstriyel bir şehir için verilen 96 tank ve 1 uçak almanlar için çok ucuz bir bedeldir.

güney cephesinin hedefinde artık krakow vardır.

Grudziadz Savaşı
[/b]

grudziadz (grucyonts) yine kuzey cephesinde danzig ile varşova arasında yolun yarısında kalmaktadır. burası barış zamanında süvari harp okulunun da bulunduğu yer olduğundan danzig koridorundan polonya’nın içlerine yapılacak bir çekilmede mühim bir direnç noktası kabul edilmektedir.

1 eylülde asıl saldırı istikameti batıdan doğuya doğru gerçekleşmekte iken ve chojnice üstünde lehler ağır baskı altında bu noktaya doğru çekilirken, doğu prusya’dan yani grudziadz’un tam kuzeyinden nikolaus von falkenhorst komutasındaki 21 ve 218. alman piyade tümenleri bu hatta bir saldırı açarlar. bu saldırı leh sol kanadına yüklenmeye başlar. osa nehrini geçip lasin üzerine gelmeye başlayan almanların ilk saldırısı püskürtülür ama dabrowka krolewska üzerine gelişen başka bir saldırıda leh hatları tutunamayarak çözülür. 1 eylül saat 15 sıralarında almanlar takviye kuvvet alarak saldırıyı doğuya doğru geliştirmeye başlar saat 19’a kadar alman saldırısı durdurulamaz. o gece mikolaj boltuc (mikovay bovtuç) komutasındaki polonya 4. piyade tümeni alman 218. piyadeye bir karşı saldırı başlatarak almanları osa nehrinin berisine atmaya çalışırlar. 400 metre kadar alan kazandıktan sonra almanlar tank desteğinde lehleri geri püskürtür. sabahın ilk ışıklarıyla stukaların göklerden sirenler çalarak inmesiyle leh karşı saldırısı yokolur.

2 eylül günü alman saldırısı tekrar başlar. bu sefer gece boyunca topçu aranjmanı yapılmış mermi yığınağı istiflenmiştir. bombardıman sonucu tarumar olan leh ön hatları tutunamayarak grudziadz kenti içlerine çekilmek zorunda kalırlar. leh general bortnowski bakar ki umut yok, leh hava kuvvetlerine koordinat vererek alman topçu pozisyonlarının bombalanmasını emreder. emri 6 uçak kaybıyla uygularlar ancak tam kadro hücumda olan alman ordusu üzerinde topçu hasarının etkisi pek hissedilmez. koşarak gelen blitzkrieg kamasının ucu grudziadz dışında leh 4 ve 16. piyade tümenlerine girer. bu şiddette bir saldırıya da moralman hazır olmayan (sabahtan beri habire alan kaybedip çekilip tekrar savunmaya oturmaktadırlar) leh kuvvetleri arasında panik ve disiplinsizlik baş gösterir. adamlarını kontrol edemeyen albay stanislaw switalski hemen görevinden alınır. yerine zygmunt bohusz-syszko atanır.

3 ve 4 eylülde emsali görülmemiş panzer destekli bir saldırı polonya hatlarına doğru çıkar. boltuc bu sırada vistül nehrinin batı yakasındaki leh kuvvetlerinin duramayıp kaçmakta olduğu gibi kara bir haberi almış bulunmaktadır. almanlar nehrin güneyine ve doğusuna geçmiş ilerlemektedir. bulunduğu yerde kalırsa çevrilip 7 saate torbaya girecektir. tüm birliklerin doğuya çekilmesi emrini vererek karargahını taşır. almanlar 4 eylül sabahı grudziadz’a girer.



belirtmek gerekirse topla tüfekle 4 günde 127 km içeri girmek de o güne kadar mümkün addedilen bir şey değildir. barışta 3 orduyu zor 120 km taşırsınız. kan gövdeyi götürürken bu daha zor bir şeydir.

Mlawa ve Ciechanow Savaşı
[/b]

doğu prusya çıkış hattının 40 km kadar güneyinde ve grudziadz’ın 144km doğusundaki bu hat varşova’nın kuzeyini korumakla yükümlü modlin ordusunun tahkim ettiği arazidir. mlawa e ciechanow (mvava ve çehanuf) georg von küchler’in panzer destekli 2 kolorduya bağlı biri zırhlı altı tümen tarafından saldırıya uğrar.

ciechanow’un düşmesi danzig koridorundan kaçıp varşova havalisine ulaşmaya çalışan tüm pomeranya ordusunu torbaya sokacaktır. o yüzden lehlerin burayı savunmak için yaptığı yığınak ve hissettikleri şevk almanlara daha yüksek bir bilanço olarak dönecektir.



1 eylül günü stukaların yine gökleri yırtarak leh hatlarına dalmasıyla başlayan harekat alman korgeneral walter petzel’in 1. kolordusunun karadan ilerlemesiyle sürer. lehlerin alman tanklarını durduracak tek silahları 37mm antitank toplarıdır ve bunları efektif olarak kullanmayı başarırlar. iki alman saldırısı yoğun tank kaybıyla püskürtülür. almanlar bu sefer şafağı bekleyerek yine leh sağ kanadına ağır top atışına başlarlar. topçu atışı kesilip panzer ve zırhlı araç destekli piyade rzegnow (jegnuf)’daki tahkimatlara ilerlediğinde leh birlikleri hatlarında tutunamazlar. leh kurmayları hemen 79. piyade tümenini karşı saldırı pozisyonuna çekip saldırırlar. ancak alman stukaları çok büyük bir dert haline gelmeye başlar ve karşı saldırı hedeflerine ulaşamadan çözülür.

bunun üzerine polonya modlin ordusu hat dispozisyonunu değiştirerek 20. tümenini 11 km kadar doğuya çekerek yeni bir savunma hattına oturtur. aynı zamanda 8. piyade tümeni de ciechanow’da ihtiyat olarak beklerken karşı saldırı emri alır.

8. tümen 3 eylül sabahı çıkış hattına ulaşır. burada vaziyeti çok karışık bulurlar. modlin ordusuna bağlı mazowiecki süvari tugayı almanlara müstakil (ve lakayıt) hücumlar düzenleyip kayıplar vermekte alman yığınağını veya hatlarını taciz bir yana, daha da güçlendirmektedirler. 8. tümen durumu kontrol altına alabilmek için kuvvetini ikiye böler ve bir kontenjanı 22km kuzeydoğudaki przasnysz (pjasnış) ve 30km kuzeydeki grudusk’a yollar. ancak almanlar zaman zaman kullandıkları cephe gerisi ajanlarını (bkz: diversant) varşova yollarında sivil lehler kıyafetine sokarak kullanmaktadır. bunlar birbiriyle çelişen panik dolu haberleri ilerleyen tümen unsurlarına ilettikçe polonya’nın teslim olmak üzere olduğunu, poznan’ın krakow’un gittiğine, varşova’nın yerle bir olduğuna, danzig koridorundan kimsenin kaçamadığına 300 bin ölü olduğuna dair söyledikçe resmen kaos yaratırlar. leh organizasyonu ve morali çok düşük bir seviyeye gelir. o günün akşamına almanların karşısına bu halde çıkan 8. tümenin mevcudu ölü yaralı ve kayıplarla %22 seviyesine iner. ancak almanlara da ciddi kayıplar verdirirler.

bu tümenin 21. alayının komutanı sonradan gayet meşhur olacak `stanislaw sosabowski` çatışmayı keserek daha varşova’ya doğru, modlin kalesine doğru çeker. akıllıca bir karardır zira panzerlerin yaldır yaldır geldiği, anasının nikahı gibi dümdüz o arazideki müstahkem sayılacak tek mevki orasıdır.

lehler 1200 ölü, 1500 yaralı ve 840 kayıpla bölgeyi kaybederek çıkarlar. almanların bilançosu ise 1800 ölü, 3000 yaralı, 1000 kayıp, 72 tank zayidir.

Jordanow Savaşı
[/b]



nadir görülen tank vs tank karşılaşmalarından biri de budur.

savaşın ilk günü slovak çıkış hattı tvrdosin/twardoszyn’den krakow istikametine yürüyen 22. panzer kolordusu unsurlarının, krakow’dan bunu karşılamaya gelen leh zırhlı birlikleriyle kafa kafaya girmesiyle vukua gelmiştir.

bölge polonya’nın tek dağ sırasını içermektedir. tatra dağları ve her polonyalının tatil diyince anladığı şey olan dağ gezisi (görmemiş adamlar, dağ yok başka) zakopane bölgesi geçişe müsade eden iki geçitten aşılarak krakowa rahat bir 88 kilometre maratonuna yokuş aşağı inilecektir. dağlık alan olduğundan savunma da tabii minimumdadır. polonyalılar her yeri dümdüz olan bir ülke dururken almanlar bir de dağları zorlamazlar diye düşünmektedir. ama zorlarlar.

almanlar `eduard dietl`’in 3. dağ tümeni, 2. panzer tümeni ve 4. hafif panzer tümeni ike gelip karşılarında lokal örgütlenmiş ve kötü silahlandırılmış bir hudut birliği bulunca ezip geçerler. nowy targ kasabası ilk gün almanların eline geçer.

leh general szylling durumu ve yaratacağı potansiyel tehlikeyi görünce 10. motorize süvari tugayını bölgeyi kontrol altına alması için yollar. motorize süvari nedir? günümüzde artık kullanılmayan, kullanıldığı dönemde de kafasına blitzkrieg yiyip kullanımdan hemen kalkan bir geçiş dönemi doktrini kabul edilir. zırhlı ve hafif zırhlı bir konsantrasyon süvarinin yaptığı işi yapacak, derinlemesine saldırılarda bulunarak açtıkları gediği deliği suistimal etmeden vur kaç yapacaklar. üstüne ileri gözlem falan da olacak. tabii tutmamıştır bu. günümüzde süvari `air cavalry` modeline dönmüşse işte polonya’nın süvari obsesyonu derinlemesine incelendiği ve çektiği azaplar çileler ders gibi çalışıldığı için böyledir.

konuya dönersek lehlerin tek kayda değer tank konstantrasyonu bölgeye ulaşır ulaşmaz direkt almanlara saldırır. karşılarında tank yoğunluğu beklemeyen almanlar sürprizin de etkisiyle kasabanın çıkışında durdurulur. ortam henüz dağlıktır ve zırhlı harekatın en büyük belalarından biri de düz olmayan arazidir. lehler almanları bu noktada kötü de yakalamıştır. özellikle jordanow kasabası havalisinde çarpışma almanlar hesabına çok büyük araç kayıplarla gerçekleşir. eduard dietl’in dağ topları ile durum ancak kontrol altına alınır.

almanlar bakar ki iş yaş, yine ağır top ve artık isabetliliği yüzünden havadan gelen top desteği gibi kullanmaya başladıkları stukalar ile leh mevzilerine sabahın ilk ışıklarıyla bir açılış barajı yaparlar. lehler burada ağır kayıp verir ancak almanları da bir şekilde tutarlar. üç saldırıdan sonra hala saldırabilecek insiyatifi olan almanlar bölgeyi üçüncüde alırlar. wysoka köyüne cephane vs istifleyerek krakow’a yapılacak her türlü güney çıkışlı saldırı için yığınak noktası olarak kullanırlar. wysoka kasabası sakinleri de savaşa dahil olarak buradaki benzin depolarını bir gece ateşe verince büyük bir patlama 3. dağ tugayından bazı askerleri öldürüp birkaç hasarlı tankı kullanılamaz hale getirir. almanlar bunun karşılığında feldgendarmerie getirirler. bunlar da köyden rastgele adam seçip vururlar.

lehlerin 5 tank ve 1820 kaybına karşı almanlar 70 tank ve 1200 kişi kaybetmiştir.

Wegierska Gorka Hadisesi
[/b]

bu savaş desen değildir, çatışmadan da biraz büyükçedir. ancak bölge insanı için önemlidir. gidip gördüğüm için yazacağım.



jordanow’un kuş uçuşu 40 km kadar batısı savaşın ilk gününde geri çekilme emrine konu olduğu için o bölgede uzun bir çatışma olmamıştır. o bölge zaten çekoslovakya almanya’ya katıldığında sol kanadını bir anda hazırlıklı olmadıkları bir alman taarruzuna açtığı ve bu nokta 1938 boyunca çok yetersiz tahkim edilebildiği için leh 1. dağ tugayı bu wegierska gorka (vengerska gurka – macar dağları) tahkimatlarını terkedip gitmiştir. ama bu tugaya ataşlı 1.5 alaylık bir kuvvette telsiz ekipmanı olmadığı için bunlar ricat emrini alamamışlar ve tüm polonyayı kendileri gibi sandıkları için savunuyor zannetmişlerdir. karşılarında 17 bin alman askerinin geldiğinden habersiz 5 beton korugan ve etrafındaki tahkimatlarda 70 leh askeri, 21 top ve 20 makinelitüfek ile beklemektedir.

almanlar sınırı milowka havalisinden geçip zayıf sandıkları leh direnişini çiğneyerek krakow ordusuna yandan vurmak için 90 derece doğuya döneceklerdir. ancak güçlü bir direnişle karşılaşırlar. askeri tarihlerinde çok çok az görülen bir şımarıklık olarak tahkimatlı piyadeye insan seli hücumuna kalkar ve çok ağır kayıplarla geri dönerler.

gece boyunca süren çarpışmalar, saldırılar ve geri püskürtmelerle birlikte bir korugandaki 7 leh asker mermileri kalmayıncaya kadar savaşır ve sonra teslim olurlar. kayıplardan dolayı deliye dönmüş almanlar bunları koruganın duvarına dayanıp hepsini idam eder. bir başka korugan o sabah saat sekizde düşer. bir üçüncüsü akşam saat beşe kadar savaşmaya devam eder. almanlar en sonunda lefh 18 150mm toplar getirerek koruganı direkt atışlarla yıkarlar. içeride kimseyi sağ koymazlar. kalan koruganlar durumu görerek geri çekilir ve krakow ordusuna katılmak üzere yola çıkarlar.

tam alman kayıp sayısına kaynaklardan ulaşmak zordur ama leh askeri tarihinde bunlar binlerle ifade olunur. tek alman kaynağı da o esnada orada olan savaş muhabiri leo leixner’in hatıratında bulunmaktadır. hatıraları ise geçen yıl `lemberg’den bordeaux’ya` isminde bir kitapta toplanmıştır.

Wizna Savaşı
[/b]

bu da heinz guderian komutasındaki 19. zırhlı tümenin bütün doğu prusya’yı altı günde geçtikten sonra varşova’nın 140km kuzeydoğusuna doğru ilerleyişine denk gelmektedir. bütün polonya ordusu çok kötü yakalanıp imha edilmeye doğru adım adım giderken alman ordusu varşova’nın düşüşü sonrası elde lehlere savaşa devam edebilecek bir hinterland bırakmamaya kararlıdır. bir süre sonra bu prong güneye dönerek varşova’yı doğudan kuşatacaktır.

bialystok istikametinde çok az direnişle karşılaşarak ilerlerken lomza (vumja) ‘da alman öncü birlikleri leh tahkimatlarına rastlarlar. bunlar işin aslında savaştan 2 ay önce bitirilip alelacele servise sokulmuş 12 adet beton korugadır. tahkimatı savunan grup 720 kişilik bir taburdan müteşekkildir. bunların kullanımına verilmiş envanter de altı adet top, 24 ağır 18 hafif makineli tüfek, iki antitank tüfeği olarak listelenmektedir.

almanlar savaş öncesi havadan uyarı bildirileri atarlar. polonya’nın çoğu zaten elimizde bırakın savaşmayı tarzında cephe propagandasına girişirler. tahkimatı savunan komutan yüzbaşı wladyslaw raginis askerlerini toplayarak teslim olmak isteyenin olabileceğini, ancak kendisinin ölene kadar çarpışacağını söyler. tüm lehler sonuna kadar savaşacaklarını söyler ve tahkimatlara otururlar.

7 eylül – 10 eylül arası süren çarpışmalarda lehler boyutlarına oranla çok yıkıcı bir atış volümü yakalayarak bataklık alanın da etkisiyle iki alman piyade saldırısını büyük kayıplarla kırarlar. ancak tankların ortaya çıkmasıyla da adım adım alanı kaybederek iki koruganlık bir alana sıkışır ve mermileri bitene kadar çarpışırlar. bundan gayrisi artık katliam olduğu için yüzbaşı raginis askerlerine teslim olmalarını emreder, komutayı devreder ve şahsen teslim olmamak için kendini bir el bombasının üzerine atar. bu olayın olduğu yer bugün bir açıkhava müzesi tarzı gidip gezilebilmektedir.

guderian’ın hatıratında o bölgedeki kayıplar 900 ölü, 1480 yaralı 12 tank zayi olarak geçer. savunan lehlerden sadece 70 tanesi kurtulmuştur.

alıntı:lobotomi.com -Anglachelm
Sıralanan üye(ler) bu iletiyi beğendi: pistoltr, 25itroy25, Dutchy, The Last Kaiser

9
1919-1947 / Fall Weiss Harekatı # Bölüm - 1
« : 25 Temmuz 2018, 16:24:35 »
Fall Weiss Harekatı (1939)




(aç/kapa)


Teknik açıdan bakıldığında bu operasyon başlamadan önce dünya askeri açıdan çok ilginç bir yerdir. tanklar yenilenmiş ve hızlanmış, makinelitüfekler hafiflemiş ve çok mobil hale gelmiş, uçaklar yirmi yıl öncesiyle kıyaslanmayacak sürat ve silahlara kavuşmuştur. ancak tüm bu teknolojik gelişmelere rağmen “savaş” fikri konusunda analistler birinci dünya savaşı fikriyatına kafayı devekuşu gibi gömmüş durumdadırlar. ekipman çağ atlamasına rağmen doktrin hemen hemen her yerde yerinde saymaktadır. siper ve makinelitüfeğin yirmi yıl öncesinde olduğu gibi yine aktif bir rol oynayacağı düşünülmekte, gelişmiş tank modellerinin yine yirmi yıl öncesinde olduğu gibi piyadeye destek rolüne bürünüp geleceği değerlendirilmekte, bu zırhlı faktörün elimine edilmesi için de anti-tank “tüfekleri” falan icat olmaktadır.

ama almanya’da bu işler böyle değildir. alman silahlanma yarışına girerken doktrin değiştirip öyle gelmiş, silahını topunu tüfeğini teorize ettikleri ancak hiç de denemedikleri bir savaşa göre tasarlayıp üretmektedir. heinz guderian‘ın başını çektiği bu teorisyenlere göre savaş artık 1918’in gerçekliklerinden uzaklaşmıştır. topçunun belirleyici olduğu birinci dünya savaşına oranla tank dizaynı artık tüm güç odağını bu silaha toplamaktadır. savaşı alman teorisyenlere göre panzer (tank) kazanacaktır. formülasyonu da şöyledir :

yanyana 15 kişinin omuz omuza tuttuğu bir hat olduğunu var sayalım. bu adamları yıkıp geçmek (hattı yarmak) için 1914 birinci dünya savaşı örneğinde bunun karşısına 20-25 omuz omuza adam çıkartıp hattın karşısına dizip ilerlemek ve 18 ila 22’sinin dayak yiyeceğini kabullenerek planı ona göre yapmak zorunda kalınırdı.

1916 örneğinde yanyana 20-25 adamın ikisini böyle amerikan futbolu zırhlarına bürüyüp aynı şekilde hattın içinde zırhlı destek olarak kullanma fikri vardır. bu sistem yenilen total dayak oranını azaltır ve saldıran cephenin eline koz verir. ancak çok işlevsizdir. zırh böyle kullanılmaz.

guderian der ki, bu amerikan futbolcusu zırhları giyen adamları hatta dağıtmak yerine hattan ayıralım, bunlar müstakil kendi başlarına hareket eden zırhlı bir grup haline gelsinler. omuz omuza bekleyen 15 kişinin en güçlü yerine koşa koşa gidip demir bir yumruk gibi dalsınlar. hattı delsinler ve arkaya geçsinler, hemen sağa sola dağılarak hattın gerisini suistimal etsinler. hattan geriye kalanlar arkamızda düşman var diye organizasyonu bozulsun ve bizim cephemizle mücadele edemeyerek kaçsın. aha blitzkrieg böyle bir şey.

Almanların wehrmacht kurulduğundan 1939 yılına kadar traktör fabrikaları, mobil tank modelleri, piyade tankları, tanklara anti tank silahları takmalarının arkasında da bu suistimal fikri yatıyor.

Tarihi Arkaplan

hitler polonya’yı niye işgal etti? ikinci dünya savaşının nedenlerini uzun uzadıya burada anlatmayayım, ben harekatı anlatmaya geldim ancak kısaca özetlemek gerekirse almanlar polonya’yı doğuya doğru genişleme, lebensraum’larına yerleşme konusunda bir numaralı hedef olarak görüyorlardı. polonya’nın yarısı versailles anlaşmasıyla imparatorluk almanya’sının en mühim şehirlerini (bkz: poznan) kendi topraklarına katmış durumdaydı. en mühim ve dile getirilen sebeplerden biri de almanya’nın tarihi doğu prusya topraklarıyla başkenti arasında karayolu bağlantısı bu şekilde kesilmişti. berlin’den königsberg ya da allenstein’a gidebilmek için serbest idareli gdansk/danzig şehrinden geçerek gitmek durumunda kalıyordunuz. bu koridorda yaşayan ve baltık kıyılarını hiç terketmemiş alman populasyonu da hitler’in “kurtarmaya” yemin ettiği şeylerden biriydi.

yani polonya zaten hitler’in zihninde başından beri işgal edilip tekrar almanlaştırılarak iskan edilecekti. avusturya ve çekoslovakya da böyleydi ve onlar hitler’in politik manevraları ve batılı ülkelerin diktatörlerle uğraşırken kullanmaktan bu yüzden imtina ettiği “yatıştırma” (bkz: appeasement) politikası yüzünden savaşsız olarak almanya’ya geçmişti. hitler `anschluss` ile avusturya’yı bir gecede alman yapmış, çekoslovakyayı da alman nüfusunun yoğun yaşadığı südetler / südetenland ile tehdit ederek biraz daha uzun sürede ele geçirmişti. gözü şimdi polonya’daydı. polonya hitler’e özellikle çekoslovakya’nın başına gelenler yüzünden güvenmiyordu. kimse güvenmiyordu ama işte yatıştırma politikası yüzünden zincirinden kurtulan almanya zamanının en modern ordusunu bastığı, inanılmaz bir hava kuvvetini 4 yıl gibi bir sürede oluşturabildiği için artık ya savaş ya daha çok yatıştırma gerekiyordu. çekoslovak örneğinden sonra yatıştırılamadığı ayan beyan ortada olduğu için savaş için geri sayıma çoktan girilmişti.

almanya durmadan taciz edip istekler sıraladığı polonya ile 1934’te yine hitler döneminde yapılmış olan saldırmazlık anlaşmasından 28 nisan 1939’da tek taraflı olarak çekildiğini açıklar. polonya ve almanya arasında diplomatik ilişkiler kesilir. almanya’nın bu sıradaki gerçek sıkıntısı (tüm alman tarihinde olduğu gibi) kendisini iki cephe arasında bulmaktır. polonya’ya yapılacak askeri bir “çözüm” sırasında ingiltere ve fransa polonya’nın toprak bütünlüğünü garanti etmektedirler ancak nazi almanyasının ideolojik baş düşmanı sovyet rusya’nın ne olacağı belli değildir. almanya bu sırada ajanları sayesinde batılı ülkelerin sovyetler ile polonya konusunda bir anlaşmaya varmadığını öğrenir. dahası hitler’in moskova’daki ajanları kendisine sovyetlerin polonya konusunda almanlarla anlaşmaya daha istekli olduğunu öğrenir. hemen `fall weiss` emrini verir. literal çevirisi beyaz plan olan bu askeri plan polonya sorununun askeri metodlarla çözümü klasörüdür. yani polonya’nın kaderi daha mayıs ayı gelmeden zaten çizilmiş durumdadır. eylül ayına kadar almanya’nın verdiği her söz, oynadığı bütün diplomatik oyunlar tiyatronun bir başka öğesidir.

hitler mayıs ayında obersalzberg’de generallerini toplayarak kendilerine ne olacağına dair kısa bir demeç verir. der ki :

“bazı ufak istisnalar harici ulusal bütünlüğümüz sağlanmış durumdadır. bu noktadan sonraki başarılar kan dökmeden gerçekleşemez. polonya her zaman rakiplerimizin yanında olacaktır. bizim hedefimiz danzig değil. hedefimiz yaşam sahamızı doğuya doğru genişletebilmek, yiyecek ikmalimizi güvenceye alabilmek ve baltık ülkeleri problemini çözebilmektir. yeteri kadar yiyecek üretimi için seyrek iskan edilmiş topraklara ihtiyaç var. bu yüzden polonya’yı hayatta bırakmak gibi bir opsiyonumuz yok. polonya’ya saldırmak için ilk fırsatı kolluyor olacağız. bu noktada bir başka çekoslovakya bekleyemeyiz. o kan dökülecektir.”



savaşa ve bütün dünyanın kan gölüne dönüşmesinde sadece 3 ay vardır. almanya bu sırada diplomatik kanallardan sovyetleri yoklayarak polonya’nın gelecek işgalinde bir anlaşmaya varılmasına çabalar. sovyetler açısından bakıldığında polonya onlar için çok büyük tarihi bir çıban başıdır. 1773’ten 1918’e kadar rus imparatorluğunun bir parçasıdırlar. napoleon geldiğinde baş kaldırmışlardır. `kosciuszko` geldiğinde baş kaldırmışlardır. 1918’de bağımsızlıklarını kazandıklarında sovyet kızıl ordusu devrimi batıya taşımak için polonya üzerine yürümüş ve vistül nehri önünde bağıra çağıra rezil olmuştur. (bkz: 1920 rus polonya savaşı) . buradaki en kritik nokta varşova üzerine asıl momentumu sağlayan rus tarihinin en büyük potansiyelli generallerinden tukaçevski’nin lvov fatihi olmaya çabalayan `stalin`’den yeterli desteği bulamayarak yenilmesi ve aslında tüm polonya hezimetinin bizzat stalin’e yüklenebileceği ihtimalidir. stalin gibi kin gütmeyi sanat haline getirmiş bir manyağın elinden yeni fethettiği lvov’u zorla almıştır lehler. stalin bunu asla asla asla unutmayacaktır. dahası şahsi egosu yüzünden şimdi nazilerle dansetmekte ve molotov-ribbentrop paktı‘nı imzalamaktadır. buna göre doğu avrupa sovyetler ve almanya arasında paylaştırılacaktır. bunun 3/1’i almanya’ya ve kalan 3/2’si sovyetlere gidecektir. ancak o batıdaki 1/3 tabii çok daha sanayileşmiş altyapısı falan olan toprak olduğu için almanya aslan payını almaktadır.



ingiliz ve fransız politik söylemleri bu sırada öyle içler acısıdır ki hitler’i tetiğe basmaya iten ana etkilerden biridir. hitler’in “bırakın bu polonya’yı doğu avrupadaki tarlalar için ingiliz askerleri ölmesin analar ağlamasın” tarzı argümanları karşısında “evet de işte bik bik” dışında çok büyük bir karekter sergileyemeyeceklerdir. hitler’de 1930’larda hakkını teslim etmek gerekirse karekter konusunda etkileyici bir adamdır. hem insan sarraflığı hem de politik duruş bakımından rakiplerinden daha iyidir. bakar ki müttefikler mırın kırın ediyor. bu polonya’yı alsak bile sonradan bunlarla anlaşırız diyerek 26 ağustos’ta operasyonun tetiğini çeker.

29 ağustos’ta polonya’ya danzig koridoru falan derken daha büyük bir ultimatom verilir. artık koridorun üstüne bir de polonya’daki alman kökenlilerin haklarının korunması gibi daha üst perdeden istekler içerir. alman dışişleri bakanı joachim von ribbentrop “bakın biz görüşmelere devam ediyoruz ama polonya yolumuza taş koyuyor” diyebilmek için 16 maddelik ultimatomu ingiliz büyükelçisine okur. polonya ile almanya arasında diplomatik ilişki kalmadığı için ilişkiler ingilizler aracılığıyla sürmektedir. bu belgenin bir kopyasını polonya makamlarına iletmek için isteyen büyükelçiye ise “yok olmaz veremem heheh” tarzı şeyler söyleyecektir. ertesi gün berlin’e gelen büyükelçi lipski savaşa 1.5 gün kala ultimatoma polonya’nın sıcak baktığını ancak bunu kendisinin imzalayacak güçte olmadığını, bunun devlet başkanlığı seviyesinde imzalanabileceğini iletir. ribbentrop tamam diyip elçiyi huzurdan yolcu eder. sonra ne mi olur? polonyalılar anlaşma imzalamadı hayır dediler diye açıklama yaparlar.

bu ultimatom çıktığında polonya en yapılması gereken şeyi yaparak 29 ağustos’ta seferberlik emri verir. bütün yedekler muvazzaflar iki gün içinde birliklerine teslim olmak zorundadır. ancak ingiliz ve fransız baskısı altında seferberliği yarısında iptal ederler. bu da ülke genelinde büyük bir kafa karışlıklığına sebep olacaktır. birliklerine ulaşmaya çalışan askerlerle yok iptal olmuş eve dönelim diyen askerler ülke ulaşım altyapısını alman işgali geldiğinde durma noktasına getirecektir.

son olarak 30 ağustos’ta polonya bakar ki almanlar garip hareketler yapıyor. bütün deniz gücü sayılabilecek destroyer filotillasını ingiltere’ye doğru yola çıkarır. 31 ağustos günü zaten hazır olan alman ordusuna savaş emri gelir. buna göre 1 eylül sabahı saat 4:45’te polonya işgal edilecektir.





alıntı:lobotomi.com -Anglachelm
Sıralanan üye(ler) bu iletiyi beğendi: pistoltr

10
IR - Haberler / Imperator Rome - 9. Geliştirici Günlüğü
« : 23 Temmuz 2018, 16:11:32 »
Imperator’un 9.Geliştirici Günlüğü

Orijinal Yayınlayan: Johan


Herkese merhaba, Imperator’un 9. Günlüğüne hoşgeldiniz. Bugün bir miktar Diplomasi hakkında konuşacak ve birkaç özelliğine değineceğiz.
Imperator yeni nesilde ki oyunlarımızda bulunan “iki taraflı” ilişkileri devam ettiriyor, CKII’yi de sayarsak tabi. Bu şu anlama geliyor, kimin sizi sevip sevmediğini sebepleri ile ve ayrıntıları ile görebilirsiniz.

CKII’den beri tüm oyunlarımızda mevcut olduğu gibi Yapay Zeka bir diplomatik manevranızı neden kabul yada reddettiğini gösterecek.



“Agressive Expansion” EU4’de sevdiğimiz bir konseptti, fakat garip bir biçimde uygulanmıştı. Imperator içinde de ülkenizin bir AE değeri var, eski oyunlarda ki bir nevi “badboy” çeşidi gibi. Bu yüzden AE’nin neden bozulduğu gibi noktaları görebilirsiniz. Bu değer sonrasında tüm ülkeler için “ilişki” hesaplamalarınıza entegre ediliyor.
Bir ülke derecesine bağlı olarak birkaç diplomatik ilişki ile sınırlandırılabilir. Her bir müttefik veya vergiye bağladığınız ülke hanenizde 1 ilişki olarak sayılırken, savunma paktlarınız da 1 ilişki yer kaplıyor. İlişki sınırı aşıldığında her kademe için kullandığını güç eforunuz %10 artıyor.
Imperator’da yeni ve havalı duran şey ise “Savunma Paktları”. Bu içinde birden çok ülkenin yer aldığı savunma odaklı bir ittifaklar bütünüdür ve birlik üyelerini “olası” bir saldırıda ortak bir savunma yapmasını sağlar. Paktın lideri başka ülkeleri davet edebilir ve pakt ne kadar büyük olursa olsun 1 ilişki olarak sayılır. Fakat sadece şehri devletleri yada minik diğer ülkeler bu tarz Savunma Paktlarının bir üyesi olabilirler.

Diplomatik Manevralar aşağıda ki gibidir:
-Savaş İlan et/ Barış iste
-Müttefiklik öner/ boz
-Bağımsızlığı garantile
-Askeri Geçiş izni iste/iptal et
-Asker Geçiş izni öner/iptal et
-Vergi (haraç) iste/ ara ver/ iptal et
-Ticaret hakkı iste/İptal et
-İsyancıları destekle
-Hak iddiasında bulun
-Savunma Paktı için davet et/ Paktan çıkart/ Ayrıl
-İlişkileri geliştir
-Hediye gönder
-Savaşa dahil ol
-Savaş tehdidinde bulun
-Zorla barış yaptır
-Şehir Sat



çevirmen: @napolyon94
Sıralanan üye(ler) bu iletiyi beğendi: pistoltr, Rapper, Hynkel, 25itroy25

11
Bakın Pf'nin gücü burada işte. Sabaha kadar çeviri işleriyle uğraşıp sabah 4:20'de çeviriyi yayınlamak. Çok teşekkürler gençler size. "Güzel günler göreceğiz güneşli günler  :) "
Sıralanan üye(ler) bu iletiyi beğendi: Hynkel

12
Forum Duyuruları / Ynt: [2018 Temmuz] Ekip Üyesi Alımları
« : 21 Temmuz 2018, 22:43:57 »


Söylüyorum gençler size. Bu forum artık benim , senin , bizim , sizin. Ne kadar çaba sarf edersek o kadar güzel bir ortamımız olur.
Sıralanan üye(ler) bu iletiyi beğendi: kerem1249

13
Merhabalar

Temmuz ayının yarısını geçtik ve halihazırda elimizdeki beş günlüğün üçüncüsündeyiz. Bu haftanın geliştirici günlüğünde Kustal Tarikatlar konusunda konuşacağız ve bunlar üzerinde bazı ufak değişiklikler yapılacak

Öncelikle Kutsal Tarikatların oynanabilir olmayacağını belirtmekle başlıyorum. Bu değişikliklerin yapılması ile onlarla yeni yöntemlerle etkileşim kurabilirsiniz, fakat onlarla oynayamazsınız. Oyun halen hanedanlar üzerine kurulu, bu durum Kutsal Öfke ile değişmedi. Değineceğim bir başka nokta ise Kutsal Tarikatlar ile alakalı bu değişikliklerin yama ile Kutsal Öfke'ye ekleneceği; yani bunların genişleme paketine eklenmeyeceği. Bir başka deyişle bunun için ödemek zorunda kalmayacaksınız.
Ve her zamanki gibi belirli şeyler Kutsal Korku'nun çıkışından önce değiştirilebilir.

Feodalite dışında sahip oldukları özel yönetim biçimleri onlara karşı kendi başına bir yapı olarak hareket etmeye zorluyor ve oyuncunun gariplikleri ve özel hedefleriyle birlikte öylece ilhak etmesini zorlaştırıyor/olanaksızlaştırıyor. Bu sayede normal Feodal karakterlerden ayırt edilmelerini kolaylaştırmış olmalı, artık bu karakterlerin Feodal mavi çerçevesi yerine kendi özel çerçeveleri var.
Bazı Hristiyan Kutsal Tarikatlar, Tapınak ve Hospitalier şövalyelerinin sahip oldukları kararlara ek olarak kurma ve vasallaştırmaya yönelik kararlara sahip oldular. Örnek olarak Calatrava Şövalyeleri'ni vasallaştırma kararı görebilirsiniz. Ayrıca Santiago Şövalyeleri, Töton Tarikatı ve Kustal Mezar Kardeşliği için benzer kararlar görebilirsiniz.
Yeni bir kısıtlama ekledik,sadece bir tarikatı vasallaştırabilirsiniz. Bunun sebebi oyuncuların din değiştirerek bütün tarikatları vasallaştırmalarını engellemek. Sonuçta bu Crusader Kings 2, Pokemon değil.

Eğer bir tarikat vasallaştırdıysanız ve sizi onları yönetmeye uygun bulmazlarsa sizden ayrılabilirler. Ellerindeki yasal sahibi olduğunuz toprakları size geri vereceklerdir, yani sizden ayrıldıktan sonra kontrol ettikleri geniş yerleri kaybetmemelisiniz. Bu sebeple onlarla dostça hareket etmenizi öneririm.

Hospitalier Şövalyeleri artık yöneticilerden Akdeniz'de bir ada fethetmesini ve onlara vermesini talep edebilir. Kuzeydeki Tötonlar için de bezner bir olay(=event) ekledik ve tek bir ülke olmalarına yönelik eventi kaldırdık.

Sonuç olarak hepsi bu kadar.
Umarız kutsal tarikatlar bu değişikliklerden sonra biraz daha ilgi çekici hale gelmiştir. Gelecek hafta bakacağımız şey... Bir notlarıma bakayım, "çobanlar, dindar çocuklar ve Venedikliler Bizans'ı yakıyor"? Kesin bu güzel bir haberdir.

Çevirmen: @Afrandez
Sıralanan üye(ler) bu iletiyi beğendi: Rapper

14
Hearts Of Iron IV / Aylık Ekran Görüntüsü Yarışması
« : 21 Temmuz 2018, 16:18:07 »
Bu konu altında her ay paylaşılan ekran görüntülerinden en çok beğeni alan Paradoxfan İnstagram sayfasında paylaşılacak. Paylaşılan ekran görüntüsü oyundan olduğu sürece ve sizin oynadığınız oyundan olduğu sürece yarışmaya katılabilirsiniz.
Sıralanan üye(ler) bu iletiyi beğendi: pistoltr, Furkan 65, 25itroy25, RoadWarriror

15
Hearts Of Iron IV / Ynt: HOI4 - Devletinizi Yollayın!
« : 21 Temmuz 2018, 04:20:52 »







Başarımları açmaya çalışıyorum. Başarımı açıp kaydı siliyorum. İlk foto Avusturya-Macaristan , ikincisi Beneluks Birliği , üçüncüsü ise Nordic Empire.
Sıralanan üye(ler) bu iletiyi beğendi: Furkan 65

16
Hearts Of Iron IV / Ynt: HOI4 - Devletinizi Yollayın!
« : 25 Haziran 2018, 23:49:55 »
5. kez sscb ile oynuyorum ve sonunda faşizmi yerle bir ettim. ıron mod

Kısaca anlatmam gerekirse;
(aç/kapa)


(aç/kapa)
Sıralanan üye(ler) bu iletiyi beğendi: kerem1249, The New Kaiser, Revanchism

17
en çok güldüğüm nokta türkiyenin krom satarak nazilerin yaptığı katliamlara doğrudan ortak olması sözü hahahahahhaha  ;D
Sıralanan üye(ler) bu iletiyi beğendi: Revanchism

Sayfa: [1]