İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - SteppeWarrior

Sayfa: [1] 2 3 4 5 ... 9
1
Crusader Kings II / Ynt: CKII - Hanedanınızı Yollayın!
« : 06 Ocak 2018, 17:06:13 »
Doğu'da ve İtalya'da yayılıp Roma'yı kurabilirsin.

 Hedefim o zaten, bu arada Ortodox diye bir mezhep kalmadı, tamamen Iconoclast takılıyoruz.

2
Crusader Kings II / Ynt: CKII - Hanedanınızı Yollayın!
« : 31 Aralık 2017, 15:49:49 »
Bulgarlar ile Roma'ya doğru


4
Bu fotoğraflar 1860'lı yıllarda imparatorluk Rusya'nın bölgeyi (Türkistan'ı -özellikle Hokand'ı) kontrol etmesinin ardından üstlenilen Orta Asya'nın kapsamlı görsel araştırmasının parçalarıdır. Bu fotoğraflar Rus Türkistanı'nın ilk genel valisi General Konstantin Petrovich von Kaufman (1818-82) tarafından çektirilmiştir.

(Tüm Fotoğrafları Spoiler İçine Aldım Büyük Olabiliyorlar)

(aç/kapa)

(aç/kapa)


5
Tarih / Ynt: Büyük Türk Hakanı Metehan
« : 22 Aralık 2017, 16:40:36 »
Gerçekten usta bir komutan yapılabilir.
Subutay güzel bir aday ancak sadece Türk kaynaklara değil yabancı kaynaklara da bakılmalı.

6
1836-1919 / Ynt: 2.Abdülhamit ve Yıldız (Soru)
« : 02 Aralık 2017, 14:14:15 »
2. Abdülhamid'in fotoğraflarına baktığımızda gördüğümüz yıldız 8 köşeli yıldızdır. Yahudilerin 6 köşeli yıldızı (aynı zamanda bu sembol İslam ve bazı Türk devletlerince de kullanılmıştır, Osmanlı dönemi dahi bazı yapılarda bu yıldıza yer verilmiştir.) olduğu gibi İslam'da da 8 köşeli yıldız vardır. Yıldızın neden bu kadar çok kullanıldığına gelince ise verebileceğimiz pek çok cevap vardır. Yahudi yıldızının köşeleri sırasıyla İbrahim, İshak, Yakup, Musa, Harun ve Davut peygamberleri sembolize ederken, İslam yıldızı Merhamet, Şefkat, Sabretmek, Doğruluk, Sır Tutmak, Sadakat, Cömertlik ve Rabbine Şükretmek manalarına gelir. Bunlardan bazıları bu yıldız ismini taşıyan kurumlarla benzerlik gösterir, mesela Yıldız Camii, Rabbine şükretmek manasına gelirken, Yıldız Mahkemeleri ise doğruluğu (yani adaleti) temsil ediyor olabilir. Bu elbette benim düşüncem bunların yanında elbette sarayın isminin Yıldız olması dolayısıyla bu kurumlara da bu isimler verilmiş olabilir. Bunların yanında elbette yıldızlara özel bir ilgisi de olabilir.

7
19. Yüzyıl Yörük Türkmenleri ve Osmanlı dönemi Mezopotamya'dan Fotoğraflar
Anadolu’nun Türklüğü hakkında günümüzde pek çok farklı görüş ortaya atılmaktadır. Özellikle Anadolu’yu mümkün olduğunca Gayri Türki göstermeye çalışan pek çok kişinin olduğunu da göz önünde bulundurmalıyız. Bu yazımız Yörük Türkmenleri ve Osmanlı Mezopotamya’sı üzerine kısa incelemeler ve toplamalar şeklinde olacak.
Öncelikle yazımıza “Yörük Nedir?” diye sorarak başlayalım, Yörük bizim genel tabirimizle göç eden Türkmen’dir. Şahsen bu yazıyı yazan kişi olarak ve Yörük kültürüne aşina olan birisi olarak, bizim Yörüklerin, bu Yörüklük tanımını nasıl yaptığından bahsetmek istiyorum. Bizim oralarda, Yörükler kendilerini Türkmen’den saymazlar, onlara göre Türkmen ve Yörük her ne kadar Türk olsa da, aynı boy kesinlikle değildir. Halk arasında aradaki farklılıklara bakarak varılan bu yargı elbette yanlıştır. Ancak Yörükler (en azından bizim Yörükler) bu Türkmen-Yörük ayrımını, “Yörükler Müslüman, Türkmenler alevidir.” Diyerek yaparlar. Tahtacı örneğinde gördük aslında, yerel Sünni halk her daim bu Alevi Türk halkı dışlamıştır. Bizde iş bu duruma gelmese de arada bir ayrım olduğu düşünülür. Ancak elbette bu yargı yanlıştır. Karadeniz ve İç Anadolu Türkmenleri büyük oranda Sünni’dir. Türkistan Türkmenleri Sünni’dir. Şimdi Yörük ve Türkmen ayrımına kısaca değinelim. Aslında Osmanlı dönemi bu ayrım gerçekten de halk arasında düşünüldüğü gibi Sünni-Şii ayrımına dönmüştür. Osmanlı dönemi, Safevilerin etrafında toplanan Türkmen taifeyi gören Osmanlı, zaten halk arasında Yörük olarak adlandırılan göçebe Türkmenlerin, Yörük kimliğini öne çıkartarak bir nevi Anadolu’da Türkmenler arasında huzursuzluk çıkartmaya çalışan Şii Türkmen taifesine karşı bir cephe olacak Sünni Türkmen cephesi oluşturmaya çalışmıştır[1]. Peki, günümüzde bu ayrım nasıl yapılabilir, aslında günümüz için bu ayrım yapılamaz diyebiliriz, göçebe Yörük aşırı az sayıda kaldığı için, böyle bir ayrım neredeyse imkânsızdır, şu an için sadece daha erken yerleşik yaşama geçenlere “Türkmen”, daha geç yerleşik yaşama geçenlere “Yörük” denir şeklinde bir ayrım yapabiliriz. (Not; yazımızda Yörük kültürüne değinilmeyecektir. Bu konuya daha sonraki bir yazıda değinilecektir.)
 Birazdan Anadolu’da yine Felix von Luschan tarafından 1889 tarihlerinde çekilmiş olan Yörük fotoğrafları paylaşacağız.

Fotoğrafta iki Anadolu Yörüğü görmekteyiz, yine Antalya, Muğla civarı çekilen fotoğraflarda, Tahtacılarda görülen bir ayrıntı göze hemen çarpmakta, tek perçem bırakılmış saç. Akraba olduğu belli olan bu iki Yörüğün üsttekine baktığımızda ise saçların ön ve yanının kazıtılıp arka ve orta kısmının bırakıldığını görüyoruz. Elbette fotoğrafın çekildiği zamanı düşünürsek saçını henüz kesmeye vakit bulamadığını da düşünebiliriz, ancak bunun dışında arkada bırakılan saçların yine uzun olmasını, aynı geleneğin farklı bir tarzı olarak yorumlayabiliriz. Monolid göze az çalan Almond (Badem) göz tipi göze çarpmakta, ne Ermeniler gibi çekik göze çalan bir limon-badem göz tipi var, ne de Rumlar gibi geniş ve yuvarlak gözler. Elmacık kemikleri hemen belli oluyor ve bu çok önemli bir ayrıntı, yüzün yan tarafları düz değil, elmacık kemikleri yüzünden girintili çıkıntılı duruyor. Tek örnekte bu kadar takılmak istemiyor ve sonraki örneğe geçiyorum.
Bu iki Yörüğü incelersek yukarıdaki iki Yörüğe benzerliklerini şaşırtıcı bir biçimde fark ederiz. Ancak alttaki Yörüğün, üsttekine göre daha farklı ve daha Asyatik bir özelliği var, kuyruklu gözü hemen belli olmakta. Yine İranid tipinden birkaç özellik almış olan Türki (Batı Mongoloid) tip göze çarpmakta. Üstteki Yörük yine başının arkasında uzunca saç bırakırken, alttaki Yörük saçını sadece birkaç tutam uzun olacak şekil bırakmış. (belki de kasten yapmamıştır.)
Bu iki Yörük ise diğer Yörüklere göre biraz daha fazla Armenoid tipine sahip. İranid tip ise daha az göze çarpmakta. Saç olarak üstteki Yörük tamamen salmış ve alttaki ise tamamen kesmiş durumda. Kafasının ön kısmında sanki darbe almış gibi gözüken bir çöküklük var. Ancak başka Yörüklerin de bu tarz çöküklüğe sahip olması darbe dışında başka şeylerin de buna sebep olmuş olabileceği ihtimalini aklımıza getiriyor.
Bu Yörük’te saçlarını tamamen kazıtmış. Gözler çekik, elmacık kemikleri hafiften çıkık, Türk tipine sahip olduğu su götürmez bir gerçek.
Muğlalı Yörük çocuklar. İlk gözüme çarpan şey soldaki çocuğun saç şekli oldu. Çocuğun sadece yandan görüntüsü bile bende bu çocuğun atalarının Orta Asya’da at koşturan Türkler olduğu düşüncesini uyandırıyor, nitekim bu düşüncem gerçek. Bu iki çocuk her halleriyle  eski Türkmen çocuklarını yansıtıyorlar.
Burada bir Yörük baba ve çocuğunu görmekteyiz. Her ne kadar gülümsediği için kısılmış olsa da ilk göze çarpan şey gözleri. Hafif kısık, çekik gözleri zaten bir Yörük olduğu kanaatine varmamıza sebep oluyor. Bunun dışında benim dikkatimi çeken bir diğer şey bıyıkları, sakallarını uzun bırakmayıp bıyıklarını uzatması bize Orta Asya Türk geleneklerinin, Antalya’da hala yaşatıldığını gösteriyor ve bu üstteki ihtiyar Yörüklerin 60 yaşını geçmiş olabilecekleri fikrini veriyor, çünkü eskiden Türkler 60 yaşını geçenlere sakal konusunda karışmazlar ve uzatmasına izin verirlerdi.

Peki, Anadolu’da Yörükler nerelerde yaşar. İşte bu güzel soruyu Anadolu haritası üzerinde göstermeden önce kısaca bölge bölge verelim (Sadece geniş ve genel aşiretlerin ismi geçecektir, başka bölgelerden gelip yerleşmiş veya bölgede az sayıda bulunan Yörükler yazılmayacaktır.).
Marmara; Söğüt Yörükleri, Karası Yörükleri
Ege Bölgesi ve Akdeniz Bölgesi; Karakoyunlu Yörükleri, Teke Yörükleri, Menteşe Yörükleri, İçel Yörükleri, Atçekenler, Bozdoğan Yörükleri, Sarıkeçili Yörükleri, Karakeçili Yörükleri
İç Anadolu; Yurtun Yörükleri, Bozok Yörükleri, Ankara Yörükleri, Atçeken Yörükleri, Danişmendlü Yörükleri, Akkoyunlu Yörükleri, Yurtun Yörükleri, Ulu Yörük Yörükleri, Bozulus Yörükleri
Karadeniz; Taşköprü Yörükleri, Çepniler, Yüzdeciyan Yörükleri, Kubalı Yörükleri
Doğu ve Güneydoğu Anadolu; Halep Türkmenleri, Milli Yörükleri, Dülkadirli Yörükleri, Karakeçililer, Bozulus Yörükleri, Kara Ulus Yörükleri

Daha kapsamlı merak edenler için aşağıya Yusuf Halaçoğlu’nun haritasını bırakıyorum.

Evet şimdi küçük bir bölümde konuyla fazla alakası olmasa da Osmanlı Dönemi’nde Anadolu’nun doğusunda yaşayan halklardan birkaç fotoğraf koyalım, böylece Yörüklerle bu insanlar arasında karşılaştırma yapabiliriz.

Nemrud Dağı civarında yaşayan İbo ve Bako adlı iki Kürt. Elmacık kemikleri her zamanki gibi yine belirleyici bir şekilde hafif çıkık ancak Yörüklerin sahip olduğu geniş ve çıkık yüze sahip değiller. Özellikle üstteki Kürtün yüzü tam bir İrani tip barındırıyor. Sasaniler döneminden fırlamış gibi gözüküyor. İrani tiplerde çok görülen (bu özellik bazen Türkmen ve Yörüklerde yani İran civarından gelen boylarda da görülüyor.)  çıkık alın çok belli, öyle ki gözler çok karanlıkta kalıyor. Kafa tipi ise Yörüklerden çok farklı Yörüklerin kafaları daha çok yukarıya doğru sivrilirken, Kürtlerin kafası arkadan sivriliyor.
Bu ikisi ise Lübnanlı Araplar, tipleri bin Anadolu insanını hafiften andırıyor. Daha doğrusu üstteki için bunu söyleyebiliriz. Alttaki Arap tam bir Semit ırkının temsilcisi.
İki Mezopotamya Bedevisi, tipleri yine hafiften bir Anadoluluyu çağrıştırıyor, özellikle üstteki Bedevinin arkadan toplanmış saç şekli tam Yörük-Tahtacı-Türkmen üçlüsünün saç şekillerini andırıyor.
Sol üstteki çocuk annesi Ermeni köklü, yarı Ermeni yarı Kürt birisi ve sağındaki (Sağ üstteki adam) sıradan bir Antep Ermenisi, fiziksel özelliklerinin ne kadar benzediğine bakın. Özellikle büyük ve çengelli burunları (Çengelli burun Türkmenlerde de çok görülmekte ancak bu kadar büyüğüyle henüz karşılaşmadım.) Altta yer alan adam ise bir Şammar Arabı. Yine Semit ırkın tüm özelliklerini taşıyor.

İki Anadolulu Müslüman, kökenleri hakkında kesin bir şey verilmemiş ancak kafa ve yüz tiplerinden yöre halkıyla karışmış olduklarını görmekteyiz, zira dış görünüşleri tam bir Türk tipini andırmamakta.
 
Bu günlük bu kadar, bir sonraki yazıda görüşmek üzere.



[1] "Safevilerin etrafında toplanan Türkmen taifeyi gören Osmanlı, zaten halk arasında Yörük olarak adlandırılan göçebe Türkmenlerin, Yörük kimliğini öne çıkartarak bir nevi Anadolu’da Türkmenler arasında huzursuzluk çıkartmaya çalışan Şii Türkmen taifesine karşı bir cephe olacak Sünni Türkmen cephesi oluşturmaya çalışmıştır" kısmı Halil İnalcık’ın bir yazısından. Tam kaynağı internetten bulabilirsem atarım, bulamazsam kitaplıklarımı karıştıramam.

8
Tarih / Ynt: Anadolu Türkmenleri Üzerine
« : 27 Kasım 2017, 13:09:30 »
Hiçbirine benzemiyormuşum ailemiz zaten Egeli değil diyordu dedemler, haklılarmış.
Aslında bunlar tam egeli değil Akdeniz bölgesinde bulunan insanlar. Ama evet Ege'ye benzer, Akdeniz.

EDİT; İMLA

9
Tarih / Ynt: Anadolu Türkmenleri Üzerine
« : 27 Kasım 2017, 07:11:33 »
Babam Sivaslı, fotoğraftaki Ermenilerden kafatasına kadar hiçbir farkı yok, hafif çekik gözlü olması dışında. Köklerimiz hakkında ipucu veren bir çalışma.

Türkiye'de fenotip çok geniş bir aralık temsil ediyor. Fotoğraflardaki her tarz insan birbirine yakın oranda Türkiye'de görülebilir. Hangisi daha fazla vardır diye tahmin yürütmek cidden zor çünkü farklı genetikten insanların karışmasının önünde bir engel olmadığı için çok ilginç karışımlar var ülkemizde. En çoğun İranid olduğuna ben emin olamıyorum, eskiden ben de böyle düşünürdüm fakat çok insanla tanıştıktan sonra emin olamıyorum dediğim gibi. Tabi baskın gen kuralları dikkate alınırsa bu genetik çeşitlilikte özelliklerini koruması en muhtemel olan grup İranid dediğimiz fenotipte kişiler olacaktır.

 Elbette Türkiye'de Armenoid fenotipinin de yaygın olarak bulunduğunu söyleyebiliriz,  özellikle ermenilerin en çok yaşadığı iç Anadolu bölgesinde. Mesela ben bir egeli olarak 3. Fotoğraftaki adama çok benziyorum tabii burun ve sima farkı var,. Ancak şu asla unutulmamalıdır fenotip sizin etnik kökünüzü tam belirlemez,  sadece fenotipinizi belirleyen ırklara dair bir tahminde bulunur. Bu ermenilerin de Türklerle bir nebze de olsa karıştığını unutmamalıyız.

10
Avarların dönüşü diye bir seri yapıyorum sizde kaç yıl sonra patlarım :)
Yalnız, Europa Universalis 4'te yer alan Avaria'nın bayrağında, Bozkurtun tuttuğu bayraktaki sembolün, Crusader Kings 2'de yer alan Avar Kağanlığı'nın yönetici hanedanının bayrağıyla aynı olması ilginç bir ayrıntı. Paradoks sanırım Türk Avarlarını ve Kafkas Avarlarını karıştırıyor.

11
Tarih / Ynt: Anadolu Türkmenleri Üzerine
« : 26 Kasım 2017, 14:47:29 »
Hala dağ köylerinde yaşıyorlardır büyük ihtimal. Mersin yörükleri de böyle, Orta Asya tipinden hiçbir şey kaybetmemişler. Şuan Anadolu'da baskın olarak İranid var, çoğu kişiye göre. Selçuklu'nun Farsilerle karışmasından mütevellit.

Doğru hala yaşıyorlar. Anadolu'da insan fenotiplerine gelince çok karışık. Ancak evet en yaygın İranid.

12
Tarih / Ynt: Anadolu Türkmenleri Üzerine
« : 26 Kasım 2017, 14:20:42 »

13
Tarih / Ynt: Anadolu Türkmenleri Üzerine
« : 26 Kasım 2017, 14:06:52 »
Muhteşem bir yazı olmuş, Tahtacıların heterodoks olduğunu düşünmeye başladım. 19. yy. sonlarında hala saçlarını kazıtıp arkadan perçem bıraktıklarını görünce cidden şaşırdım. Ve hala elmacık kemikleri belirgin ve Moğol fenotipli insanların Anadolu'da kaldığını görünce.

 Teşekkürler. Bu Alman bir antropoloğun yazısı, günümüzde Tahtacılar hala bu kültürü ve dini özellikleri taşıyorlar mı bilemeyiz. Moğol fenotipe gelince, Anadolu'da hala bu insanlar var, ancak çoğunluğu köylerinde, gözlerden uzakta yaşıyorlar.

14
19.Yüzyılda özellikle yabancılar arasındaki Anadolu Türklerine yerel bir kimlik (Rum ve Ermeni bir kök) teorisi yavaş yavaş ortaya çıkmıştı. Günümüzde hala az çok sürdürülen bu teori ne yazık ki bu düşünceleri paylaşan insanları üzecek şekilde doğru değildir. Bu yazıda Anadolu’ya 19. Yüzyılda gelen ve yerel kültürleri inceleyen Antropolog Felix von Luschan’ın çektiği fotoğrafları derledim. Öncelikle Felix von Luschen’in yazılarını parantez içerisinde paylaşıp ardından kendi incelemelerimi yazacağım. Öyleyse yavaşça başlayalım. (Felix von Luschan’ın yazılarının orjinalini görmek için Buraya tıklayın.)

 “Likya civarında yaşayan insanların büyük bölümü, kendilerinin Türk olduğuna inanırlar. Ancak bu yaygın görüşe inanmayıp, onları sadece Türkçe konuşan yerel Müslümanlar olarak görmekteyseniz büyük bir yanlış içerisine düşersiniz. Elbette insanları etnografik olarak sınıflandırmayıp, millet anlayışını etnik bir köke göre değerlendiriyor, dil ve din açısından değerlendirmiyorsanız o zaman bu yaygın görüş yavaş yavaş doğru olmaya başlıyor.
 Likya Türkleri gibi Bosna’da yaşayan Müslümanları da Türk olarak görebilirsiniz. Zaten ikisini de incelediğimizde ikisinin de aynı dinsel özellikleri paylaştığını görürüz, aralarında büyük bir fark yoktur. Ancak Boşnaklar, Güney Slav halklarının bir parçasıdırlar. 1463 yılından sonra zorla Müslümanlaştırılan Boşnaklar günümüzde hem Slav köklü dillerini konuşmakta hem de İslam dinini sürdürmektedirler.
 Kosova’da etnik açıdan Türk yoktur, ancak Bosna’da bu insanlardan iz bile yoktur. Fakat bu sadece Bosna ve Kosova’da değil, Likya ve Güneybatı Anadolu’nun genelinde yerel insanları incelediğimizde ortaya çıkan bir görüştür. Güneybatı Anadolu’da yapacağımız incelemelerde bu yörenin insanlarının kök olarak yerel Anadoluluların torunları olduğunu görebiliriz. Türklerin bölgeye gelmesiyle onların dil ve dinini kabul etmiş, ancak fiziki özelliklerini ve kültürlerini korumuşlardır. İleride bu yerel Anadolululardan bahsedeceğim. Ancak Likya’da yaşayan Tahtacıların bu insanlardan farklarını Antropolog olmayan birisi bile kolayca anlayabilir.
 Tahtacıların nüfusları çok az, sayılarının toplam bin aile ve 5 bin kişi kadar nüfuslarıyla Antalya’ya yayılmış ve adeta gizlenmiş bir şekilde yaşamaktadırlar. Anadolu’da tahtacılara Alevi derler, fakat bu insanlar kendilerine Tahtacı derler. Tahtacılar, Antalya’nın dağlarında yaşayıp adları gibi kereste işleriyle geçinirler. Ancak bu insanlar sadece Antalya’da değil, Güneybatı Anadolu’da dağlık ve yüksek bölgelerde yaşarlar.
 Tahtacılar, köy ve şehirlere kereste satmak için giderler. Pazarlara Avrupa’dan gelen eşyalara bakmak ve beğendiklerini almak için uğrarlar. Geri kalan her şeyi kendi elleriyle üretirler. Genelde askerden kaçmak için şehirlerden uzak dururlar. Diğer Türklerle ilişkilerinde hep çekingen davranırlar, Ramazan’da oruç tutuyor taklidi yaparlar ancak şarap içip domuz eti yerler. Diğer insanların yanında Tahtacılara “Kutsal kitabınız var mı?” diye sorduğumuzda evet cevabını alırız. Ancak Türkler “Tahtacının kitabı yoktur” derler. Ali, Hasan ve Mehmed isimlerini severler, Osman, Ömer ve Bekir gibi isimleri hiç sevmezler, bu isimlere sahip olan kişilerle ilişki kurmazlar. Tavşan eti yemezler, bunun yanında hindi etini de yemezler ve tavus kuşunu itibarı olan bir sembol olarak görürler ve şeytanın tavus kuşu şeklinde olduğuna inanırlar.
 Tahtacılar ruhların beden değiştirdiğine inanırlar. Cinlerden çok korkarlar ve onları kızdıracak sözlerden ve düşüncelerden sakınırlar. Şeytan kelimesinin kullanılması onları çok rahatsız eder. Tahtacılar ölümden sonra ruhlarının hayvan bedenine gireceğine inanılar, bunun yanında iyi işler yapan insanlar tekrar insan olarak dünyaya gelirler, önceki yaşamlarında yaptıkları iyi ve kötü işlere göre yüksek veya alçak bir pozisyonda doğarlar. Örneğin tahtacılara göre Musa, Davud, İsa ve Ali nefislerini terbiye ederek, farklı vücutta tekrar doğan kişilerdir. Müslümanlar, Tahtacıların bu reenkarnasyon inancına karşı gelirler ve alay ederler.”
[1]

Şimdi kısaca Muğla ve Antalya civarında yaşayan insanların Felix von Luschen tarafından çekilmiş fotoğraflarına bakalım

Yukarıda gördüğünüz fotoğraf iki Tahtacı Türkmeni’nin 1889 yılında çekilmiş olan fotoğraflarıdır. Moğol ve diğer Asya Türkleri gibi saçlarının etrafını kazıtıp sadece arkadan bir perçem uzattıklarını görüyoruz. Asyalı dedelerinin aksine sakallarını uzun bırakmış durumdalar. İlginç bir şekilde kaş yayları düşük ve kafa tipleri sanılanın aksine günümüz romantik milliyetçilerin verdiği kafa tiplerine muhalefet olacak bir biçimde düz.

Yukarıda ise Likya’da yaşayan sıradan iki Türk görüyorsunuz. Üstteki kişi günümüzde dahi görebileceğimiz bir tipe sahipken, alttaki kişi tam tersi bir Asya tipi taşımakta. Yine kafasının arkasından saldığı perçemi ve Asyalı dedelerine muhalif bir şekilde uzun sakallarıyla Türkmen kökünü gösteriyor.

Yukarıdaki arkadaş ise bir tahtacı değil yerel bir Türk ve her haliyle bir Orta Asyalı, sakalları kesilmiş veya direk köse, elmacık kemikleri çıkık, burun beklenmeyen bir biçimde iri, yine perçem bırakılmış ve kafanın geri kalanı kesilmiş. Bu kişinin Türkmen köklü olduğu su götürmez bir gerçek. Ancak yine günümüzde Türklerde görülmeyen bir fiziksel özelliğe sahip, kaş yayı düşük ve kafası tahtacıların aksine yuvarlar ve sivri. Bu arkadaş İran’da hafif Farslarla karışmış Selçuklu Türkmenlerinin tüm fiziksel özelliklerine sahip, çıkık alnıyla her ne kadar hafif bir İrani özellik gösterse de Türkmen fiziksel özelliklerini korumuş.

Yukarıda ise Muğla’nın farklı yerlerinde çekilmiş Yörük kadını fotoğraflarını görmektesiniz. Hafif çekik gözleri, geniş ve yuvarlak yüzleri hafif basık burunlarıyla Anadolu Türkmen kadınının tam temsilcileri olma potansiyeli taşıyorlar. Ancak kıyafet konusuna gelince İslamiyet sonrası bir tesettür anlayışının az da olsa yerleşmiş olduğunu görmekteyiz.

Yukarıda ise Likya Çingenelerini görmekteyiz. Çingeneler Hindistanlı akrabalarına gerçekten büyük bir şekilde benziyorlar. Her ne kadar yerel ahaliyle karışsalar da hala eski fiziksel özelliklerini taşımaktadırlar.

Yukarıda ise Muğla Ermenilerini görmekteyiz, Saç, sakal ve bıyıkları gayet düzenli bir şekilde kesilmiş, burunları uzun ve büyük, kafa tipleri tam Avrupai bir görünüş teşkil ediyor.


Muğla'da bulunan kafatasları
Likya’da yerel halklar üzerine yaptığım toplamanın sonuna geldik resimler ve yazılar Felix von Luschan’in kitabından alınmış ve farklı kaynaklardan alınan ekler içermektedir. Sonraki yazıda görüşmek üzere.



[1] http://ilhamiyazgan.blogspot.com.tr/2013/06/yyyy.html adresinde yer alan yazıdan derlemedir. Geri kalan kendi gözlemlerim ve incelemelerimdir.


EDİT: İmla (Yörük kadınları kısmında "Geniş ve yuvarlak yüzleri" yazmam gerekirken "Geniş ve yuvarlak gözleri" yazmışım.)

15
Tarih / Anadolu Türkmenleri Üzerine
« : 26 Kasım 2017, 02:32:20 »
Anadolu Türkmenleri Üzerine


Bu konuda Anadolu Türkmenlerinin yerleşimleri, yaşam tarzları gibi alanlarda ( Farklı kaynaklardan toplanmış boy ve oymak listeleri, haritalar, resimler vb.) yaptığım toplamaları paylaşacağım.

Türkmen Boyları ve Yerleşim Yerlerinin Haritası

 Bu harita Yusuf Halaçoğlu'nun haritalarından yola çıkarak hazırlanmıştır. Orjinal haritalar mümkün olduğunca sadeleştirilmeye çalışmıştır. Boyu bulmakta zorlananlar veya daha ayrıntılı incelemek isteyenler için Yusuf Halaçoğlu'nun haritaları da verilmiştir.

(aç/kapa)
(aç/kapa)

-)Felix von Luschan'ın Likya'da Yörükler, Türkmenler ve Tahtacılar Üzerine Araştırması
-)19. Yüzyıl Yörük Türkmenleri ve Osmanlı dönemi Mezopotamya'dan Fotoğraflar

16
Tarih / Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« : 25 Kasım 2017, 12:35:48 »
Vay @SteppeWarrior hocam geri dönmüş. Hemen yazınızı okuyorum.
Teşekkürler :D geri dönmek güzel. Biraz hayalet takılıyordum.

17
Tarih / Macarlar I; Boyları ve Kökleri
« : 25 Kasım 2017, 12:30:53 »
Macarlar Bölüm I
Boylar ve Kökler

 Macarlar, var olmuş uluslar arasında kökü en karışık olanlardan biridir. Kökenleri ile ilgili kabul gören teori Türk-Fin uluslarının veya Hun-Fin uluslarının karışımı olarak ortaya çıktıklarıdır. Bir efsane ise Hunor ve Magor adlı iki kardeş ulusun Magor kolunun Macarların atası olduğunu öne sürer (Hunor, Hun koludur).
 Macarların tarih öncesi çağlarda kendilerine verdikleri isim bilinmemektedir. Arap kaynakları ise net bir şekilde Macarları, Avrupalılardan farklı olarak Hun köküne sahip bir isimle değil Magyar şeklinde adlandırıyor. Bu isim günümüzde dahi Macarların kendilerine verdikleri isimdir.
İmparator Konstantin’in listesinde Macar boylarının isimleri yer almaktadır. Bu listede yer alan boy isimleri şu şekildedir;

-Kabarok (Kabarlar, tarihi kaynaklarda Türkçe konuşan bir ulus olarak kaydedilmektedir. Macarlara katılarak varlıklarını bir Macar boyu olarak sürdürmüşlerdir. Macarların kökeninde yer alan ana boylardan biridir, bu yüzden burada yer almasını uygun gördük.)[1]
-Nék (Göktürk veya Fin-Ugor kökenli bir isim olduğu düşünülmektedir. Bu boy Macarların kalabalık boylarından birisidir.)[2]
-Keszi
-Megyer (Macar isminin kökeni olduğu düşünülmektedir, ana Macar boylarındandır.)
-Kürt (Orta Doğu’da yaşayan Kürtler değil, ya da en azından şimdilik bu yönde bir araştırma yok.)
-Gurmat
-Kér
-Tarján (Manası toprak sahibidir. Türkçe kökenli olduğu kesin olarak aktarılmaktadır. Bu kelime Farsça’ya Tarhan şeklinde girdiği gibi Moğolcaya’da Darkan şeklinde girmiştir.)[3]
-Jenő (Macar tarihçilerinin Türkçe kökenli olduğunu düşündükleri bu boy isminin Türkçe Yeni kelimesinden türetildiği düşünülmektedir.)
[4]

Bunun yanında Macarların içinde yer alan ancak tamamen Macar kökenli olmayan boylar da vardır.

-Kabarok (Yukarıda bahsetmiştim.)
-Berény
-Eszlár-Oszlár
-Őrs (Türkçe Örs kelimesiyle aynı olması dikkat çekici)
-Tárkány (Yukarıda yer alan Tarjan boyu gibi, Türkçe Tarkan kökünden geldiği neredeyse aynı)
-Varsány
-Szabar (Türk köklü Sabar –Sibir- boyuna bu kadar benzeyen bir isim tesadüf olamaz, büyük ihtimalle Macarlar Orta Sibirya’dan göç ettikleri sırada bu Türk boyunu önlerine katmış olmalılar, ancak bu sadece benim tahminim.)
-Káliz ve Kaláz
-Kazár (Bu boyun yine Türk köklü Hazarlara mensup olduğu yüksek ihtimaldir, Macarların uzun bir süre Hazar isimli Türk boyu ile münasebetlerde bulunduğu bilinmektedir.”
-Székely ( Önemli Macar kumandan Yanoş Hünyad’da bu Macar boyuna mensuptur.)


 Burada yer alan ve en dikkat çekici boylardan biri Sekellerdir. Orta Çağ kronikleri Sekellerin atalarını Hunlar, Macarlar veya İskitler olarak gösteriyorlar. [5]Orta Çağ tarihçilerinin bazıları Sekellerin zaten Macarlardan önce de Karpatya’da yaşadıklarını ve Attila’nın geride bıraktığı Hunlar olduklarını yazıyorlardı. Bu görüşü ortaya attığı bilinen en önemli Orta Çağ tarihçisi Keza’lı Simon’dur. Bir çok Orta Çağ tarihçisi de Kezalı’nın bu görüşünü savunmuştur. Hatta Sekellerin çoğu günümüzde dahi kendini Hunların torunu olarak görmektedir, ancak modern araştırmalar bu Hun teorisinin gerçek olmadığını gerek folklorik gerek diğer kaynaklara dayanarak çürütmüşlerdir. [6]
 Yukarıda da belirttiğim gibi bazı Orta Çağ tarihçileri Sekellerin, Macarlardan önce Karpatya’da yaşadıklarını kaydetmiştir. Bu kayıtlardan yola çıkarak çeşitli tarihçilerin yaptığı araştırmalar (Özellikle Gyula Laszlo) Sekelleri, ya da “Geç Avarlar” şeklinde adlandırmışlardır. Ancak tarihçiler bu konuda çok büyük bir ayrıma düşüyorlar, zira Avar dili ve Onogur dili aşırı benzeyen iki Türk boyudur ve tarihçilerin bazıları Sekelleri Avarların değil, Hazar havzasından gelen Onogurların torunları olarak kaydetmiştir.
 Bazı tarihçiler ise Sekellerin, Macarca’yı herhangi bir “Türk izi” taşımadan konuştuklarını ve dil değiştiren bir ulusun en azından az da olsa Türk dilinin izlerini taşıması gerektiğini [7] sebeple Sekellerin Karpatya’ya daha erken çağlarda gelmiş Macarların soyundan gelebileceklerini öne sürmektedirler, zira Sekellerin yaşadığı yer isimlerinin çoğu Macar kökenli isimlerdir.
 Günümüzde en çok kabul gören teorilerden birisi Sekellerin, Pontus (Kırım) Steplerinde Macarlara katılmış olan bir Türk boyu olduğu yönündedir.[8] Orta Çağ yazılı kaynaklarına göre ise Sekeller, Macarlardan ayrı bir etnik grup olarak aktarılmışlardır. 14. Yüzyıl Macar kaynakları Olsava Savaşı’nda Sekel ve Peçenek kuvvetlerinin yakınlığını kaydetmiştir.
 Macar Kralı István Werbőczy tarafından 16. Yüzyılın başlarında yazılan “Şanlı Macar Krallığı’nın Üç Kısımda Esas Kanunu” (Latincesi Tripartitum opus iuris consuetudinarii inclyti regni Hungariae’dir) isimli kanun kitabında Sekeller hakkında şu yazılmıştır;

“Onlar Transilvanya’da, soylular tarafından Scythuli (Latince bir kelimedir, kelimenin yapısının İskitli kelimesine benzerliği idkkat çekiyor) adı verilen bir halktır, kökleri Pannonia’ya ilk ayak basan İskitlere dayanıyor. Biz onları bozuk (Tahrif edilmiş) bir adla çağırıyoruz, Sekel… Bizden farklı gelenekleri var ve çok iyi savaşıyorlar. Kendi haneleri (Hanedanları) ve asilleri var.”
 
Bunların dışında kabul görmeyen ancak öne sürülen Roman veya Hun teorileri hala bazı kesimler tarafından öne sürülmektedir.
 

[1] Róna-Tas, András, A honfoglaló magyar nép, Bevezetés a korai magyar történelem ismeretébe, Budapest, Balassi
[2] Korai, magyar történeti lexikon, Század, Főszerk, Kristó Gyula, Budapest, Akadémiai Kiadó, 1994,
[3] Györffy, György, Honfoglalás és megtelepedés, István király és műve, Gondolat Budapest 1983
[4] Györffy, György, Honfoglalás és megtelepedés, István király és műve, Gondolat Budapest 1983.
[5] Gusztáv, Mihály Székely történeti kistükör
[6] Egyed, Ákos A székelyek rövid története a megtelepedéstől
[7] Engel, Pál The Realm of St Stephen: A History of Medieval Hungary,
[8] Hermann, Gusztáv Mihály Small Mirror of Székely History

* Bazı kısımlar çeviri bazı kısımlar kendi yazımdır. Macar Tarihinin ilk bölümüdür.

18
Daha fırsatım olmadı ama yakında oynayacağım.

19
Tarih / Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« : 14 Ekim 2017, 18:28:07 »
Eline sağlık.
Teşekkürler
Bulgar tamgası ne kadar da dirilişteki o Simgeye benziyor.
O "Dirilişteki Simge" 24 Oğuz Boyu'ndan biri olan Kayı boyunun tamgasıdır :D Bulgarların kullandığı Dulo (Farklı isimlendirmelere göre Tuğluk) Tamgası ile karıştırılabilir. Aynı zamanda bu tamga Dokuz Oğuzlar tarafından da kullanılıyordu.

20
Tarih / Tatarlar
« : 14 Ekim 2017, 14:05:28 »
Tatarlar
İlk Tatarlar

İlk Tatarlar Çin kaynaklarında Hunlara bağlanmış bir boy olarak geçer. Eski Roma’nın Latin tarihçi ve filozofları Tartarlar olarak bahsettikleri Tatarları, Hunların atası olarak görmüşlerdir.
 İlk Tatarlar hakkında bize en doğru bilgiyi Göktürkler döneminde Otuz Tatar olarak geçen iki tatar grubundan bahseden Orhun Anıtları ve Çin kaynakları verir.
 Göktürk Kağanlığında Kırgız veya Oğuz gibi boylar kadar etkin olmasalar da Tatarlar, Göktürk Kağanlığı’nın yıkılmasıyla günümüz Tatarlarının atası ve bir boyu olan Bulgarların, bir kısmının İdil civarına, bir kısmının ise Balkanlara gitmesiyle tarih sahnesine hızlı bir giriş yapmışlardır.
Kubrat Han Tamgası
Tuna Bulgarları bir süre Balkanlarda hâkimiyetlerini sürdürdüler ancak Tuna Bulgarlarının, Hristiyanlığı seçmesi üzerine yavaş yavaş Rum ve Slav kültürüne adapte olması*1 ve Bulgarca’nın yavaş yavaş Türkçe’den uzaklaşması*2 buradaki Türk hâkimiyetini bitirdi. Artık Bulgarlar, Türklükten ayrılıp Slavca konuşan bir ulus haline geldi.

Bular Tamgası
İdil Bulgarları ise daha farklı olarak, İdil (Volga) nehrinin etrafına yerleşmişler ve çok uzun süre varlıklarını sürdürmüşlerdir. İdil Bulgarları, Moğol İmparatorluğu kurulduktan sonra, Moğol hâkimiyeti altına girmiş ve günümüz Tatarlarını oluşturmuşlardır.
 Bunun dışında Bulgarlar batıya giderken, günümüz Moğolistan’ına yerleşen, Ak ve Kara (Gereid, Kerait, Kerayit, Kireyt, Karay*3 veya Kereit) Tatar olarak bilinen Tatarlar yerleşmişlerdir. Bu Tatarlar daha sonraki dönemlerde tarih sahnesine çıkacaklardır.


Moğol İmparatorluğu’nun Kuruluş Sürecinde ve Sonrasında Tatarlar

Cengiz Han’ın babası Yesügey Bahadur’un kan kardeşi (Andası) olan Tuğrul Han, o dönem Moğolistan’ın en kuvvetli boyu olan Keraitlerin hükümdarıydı. Tuğrul Han, Nestoryani Hristiyanlığın bir takipçisidir ve kendi boyu çok uzun süre daha Hristiyan olarak kalacaktır.
 Yesügey Bahadur’un ölmesiyle dağılma noktasına gelen boyunu tekrar birleştiren Cengiz Han, Tuğrul Han’ın yardımlarından pek çok kez faydalanmış ve hatta Tuğrul Han’a pek çok kez “Han Baba” şeklinde hitap etmiştir.*4
 Cengiz Han kendi oğlunu, Tuğrul Han’ın kızıyla evlendirmek istemiş ancak Tuğrul Han bunu kabul etmemiştir. Tuğrul Han, giderek güçlenen ve kendisine rakip haline gelen Cengiz’i zayıflatmak istemiş bu yüzden evlilikle müttefikliklerini mühürlemeyi göze almak istememiştir. Nitekim Tuğrul Han, Camuka’nın yardımıyla Cengiz Han’ın üzerine yürümüş ancak başarısız olmuştur. Keraitler, Cengiz Han’a bağlanmışlardır. Kara Tatarların en çok bilinen boyu olan Keraitlerin kısa tarihi böyledir. Sonraki dönemlerde Kara Tatarlar, Moğollara bağlı bir ulus olarak Moğol ordusunda askerlik yapmışlardır. Anadolu’yu işgale gelen Moğol ordularıyla, Anadolu’ya yerleşen Kara Tatarlar, Timurla beraber tekrar Orta Asya’ya gitseler de bir kısım Kara Tatar, Timur’dan kaçarak tekrar Anadolu’ya dönmüştür.
 Kara Tatarların yani Keraitlerin Bulgar Kağanlığının kurulmasına yardımcı oldukları da düşünülmektedir. Kara Tatarlar günümüzde Anadolu ve İran’da yaşamaktadırlar. Kazakların bir boyu olan Argunlar ise Kara Tatar kökenli olduğu bilinen boylardan birisidir.
 Ak Tatarlar hakkında ise çok yaygın bilgiler olmasa da Ak Tatarların, Kara Tatarlara göre çok daha kültürel olarak gelişmiş olacakları düşünülmektedir.

Moğol İmparatorluğu Sonrası Tatarlar
İdil Tatarları
İdil Tatarları, bilinen Tatarların en kalabalık boyudur. Tatarlar 14. Yüzyılda hızla Müslüman olmaya başladılar, bunun yanında İdil Tatarları bölgenin en büyük kuvvetlerindendi. 16. Yüzyılın ilk yarısının sonlarında Kazan’ın, Rusların eline geçmesinin ardından Tatarlar, Rus hâkimiyetine girdiler. Aslında Ruslarca Moğolların Tatar şeklinde adlandırılması da Moğol ordusunun büyük bir bölümünün Tatarlardan oluşması sebebiyledir.*5
 Tatarlar gayet uzun bir süre Moğol ve Rus hâkimiyeti altında kaldılar ancak kültürlerini günümüze başarılı bir şekilde ulaştırdılar. 19. Yüzyıl ve sonrasında özellikle Bulgarizm düşüncesi İdil Tatarlarının kendilerini Bulgar şeklinde adlandırmasını da sağlamıştır.*6
 Sovyetler dönemi, Rusya’da yaşayan tüm Türk halkları “Tatar” olarak adlandırılmıştır. Sonraki dönemlerde bu düşünce değişerek Tatarlar dâhil tüm halklar direk “Türk” adıyla anılmış, ancak Ruslar bu halkların birlikteliğinden rahatsız olduğu için hepsini ayırmak üzere alfabelerinde ve isimlerinde değişiklik yapmıştır.*7

Hacıtarhan (Eştarhan) tatarları
Hacıtarhan Tatarları, 15 ve 16.Yüzyıllarda kurulan Aştarhan Hanlığı’nın kurucu Tatar boyudur. Haklarında ayrıntılı malumatlar yoktur ancak Hacıtarhan Tatarları, Nogayların tesirinde kalmışlardır ve diğer Tatarlara göre Nogaylara daha yakındırlar.

Litvanya Tatarları
Litvanya Tatarları Lehistan ve Litvanya’ya yerleşmiş olan Tatar boyudur. Tatarların 14. Yüzyılda Altın Orda topraklarından başlayan göçü 17. Yüzyıla kadar devam etmiş ve Litvanya’da bir Tatar nüfusun oluşmasına sebep olmuştur. Bu nüfus ilk başlarda dini anlamda sorunlar yaşasalar da yavaş yavaş Hristiyan olmuşlar ardından bölgeye gelen Müslüman Tatarlar sayesinde Müslüman olmuşlardır. İlk gelen Tatarların arasında Tengricilerin olduğu da bilinmektedir.
 17.Yüzyılın sonlarına doğru Polonya-Litvanya birliğine karşı bir Tatar isyanı çıkmış ancak kayda değer bir başarı sergileyememiştir. Litvanya Tatarları 18 ve 19.Yüzyılda giderek Leh kültürünü ve dilini benimsemeye ve asimile olmaya başlamışlardır.
Karaçay-Malkarlar
Karaçay-Malkar Tatarları, Kafkaslarda yaşayan Türk-Tatar halkıdır. Malkar kelimesinin Bulgar kelimesinden türediği yönünde pek çok iddia vardır. Bunun yanında Karaçay-Malkarların, Alan kökenli oldukların yönünde iddialar olsa da zayıf iddialardır.
 Karaçay-Balkarlar 19.Yüzyıla kadar sakinliklerini korusalar da 19.Yüzyılın başlarında sayısız ayaklanmalarla Rus yönetimine karşı çıkmışlardır. Rusların iskânları sonucu günümüzde Rusya’dan, Suriye’ye pek çok Karaçay-Balkar Türkü yaşamaktadır.

Nogaylar
Nogay ismi Moğol kumandan Nogay Han’dan gelmektedir. Bu boy Moğol ve Türk boylarının karışması sonucu ortaya çıkmış, Türkçe konuşan bir Tatar boyudur. Nogayların tarihte en etkili oldukların dönem 16. Yüzyıldır. Bu dönemde Ruslara ve Kırım’a karşı mücadele etmişlerdir.
 Rus hâkimiyetine girdikten sonra çeşitli zamanlarda ayaklanmalar çıkartan Nogaylar Rusya içlerine ve Anadolu’ya göç ettirilmişlerdir. (Balkanlara göç eden Nogaylar da vardır)

Kırım Tatarları
Kuman ve Bulgarların torunları olduğu düşünülen Kırım Tatarları, isimlerinden de anlaşılacağı üzere Kırım’da yaşayan bir Tatar boyudur. Kırım Tatarları özellikle Cengiz Han’ın torunlarının kurduğu Kırım Hanlığı’nın sakinleri olarak bilinmektedirler. Dilleri Anadolu Türkçesi’ne büyük oranda benzerlik gösterir. Bunun sebebi Osmanlı’ya bağlı olmaları ve Anadolu Türkleri ile büyük oranda yakınlıkları olmasıdır.
 Kırım Hanlığı, Osmanlı’nın yanında pek çok savaşa katılmıştır. Aynı zamanda Osmanlı’da, Kırım Tatarlarına karşı çok büyük bir saygı vardı. Törenlerde eğer Kırım Han’ı katılıyorsa, Padişah’ın yanındaki tahta otururdu. Osmanlı ve Kırım Hanlığı’nın ilişkilerine bakılırsa gerçekten bir kardeşlik düşüncesi olduğunu belirtebiliriz.
 Kırım Hanlığı’nın, Şahin Giray dönemi Rusya karşısında yok olan Kırım Hanlığı ile beraber Kırım Tatarları da Rusya hâkimiyeti altına girmişlerdir. Osmanlı dönemi zaten Tatar göçüne maruz kalan Balkanlara, Rusya dönemi de bir kısım Tatarlar göç etmişler ve Balkanlarda yaşayan Tatar nüfusu arttırmışlardır. Ukrayna’nın bağımsızlığı sonrası günümüzde Ukrayna’ya bağlı olarak yaşayan Tatarlar eski kültürlerini sürdürmektedirler.


*1 Özellikle günümüz Makedonyalılarında bu adaptasyon tam manasıyla görülmektedir
*2 Aynı şekilde Osmanlıca’nın da gramer yapısı Türk dil gramerinden farklılaşmaya başlamıştı ve son dönemlere doğru büyük oranda Farsça, Arapça, Fransızca kelimeyi bünyesine almaya başlamıştı. Ancak yerel halk eski dilini (şu an konuştuğumuz Türkçeyle neredeyse aynı Türkçeyi konuşuyorlardı ve) muhafaza ediyorlardı, bu yüzden Osmanlı, Türk kültüründen tamamen kopamadı.
*3 Günümüz Yahudi Karaylar Türkleriyle alakaları yoktur.
*4 Bu bilgi pek çok yerde yer alsa da gerçekliği hakkında kesin bir şey söyleyemeyiz.
*5 Türkler içinde aynı şey geçerlidir.
*6 Bu düşünce yanlış bir düşünce değildir. Gerçekten de İdil Tatarlarının köklerini İdil Bulgarları oluşturdu.
*7 Aslında bu isimler boy isimleridir ancak Rusya dönemi tam bir ayırma çalışması mevcuttur.

Sayfa: [1] 2 3 4 5 ... 9