Gönderen Konu: We Come In Peace !  (Okunma sayısı 3040 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı kbLy

  • Azab
  • *
  • İleti: 25
  • I'll see you in VALHALLA!
    • Profili Görüntüle
We Come In Peace !
« : 29 Kasım 2013, 02:45:54 »


A Y A R L A R
Oyun : Doomsday Armageddon 1.3b2
Ülke : Almanya
Mod  : Yok
Senaryo : The Road to War (1936)
Zorluk : Normal
Bitiş Tarihi : 1964
Full IC Take Over - Full Tech Team Take Over  : Kapalı




B Ö L Ü M L E R
Bölüm 1  :Rienzi
Bölüm 2  : Der Fliegende Holländer
Bölüm 3  : Tannhauser
Bölüm 4  : Lohengrin
Bölüm 5  : Tristan und Isolde
Bölüm 6  : Die Meistersinger von Nürnberg
Bölüm 7  : Der Ring des Nibelungen:Das Rheingold
Bölüm 8  : Der Ring des Nibelungen:Die Walküre
Bölüm 9  : Der Ring des Nibelungen: Siegfried
Bölüm 10 : Der Ring des Nibelungen:Götterdämmerung
Bölüm 11 : Parsifal


NOT: Arkadaşlar komik olacak ama; hem forumda yeniyim, hem de oyunu bilmiyorum gibi bir şey.Neden bir hikaye yazıyorsun o zaman derseniz; bu aralar boş zamanım çok ve detaylarıyla öğrenmek istiyorum oyunu.Doomsday Armageddon 1.3b2  yükledim.Şu an 1 Ocak 1936 save aldım bekliyor.Neler yapmalıyım falan bir şeyler anlatırsanız iyi olur.Böylece düşüncelerinizi ve taktiklerinizi oyunda ve hikayede görmüş olursunuz. Başarıya ya da hüsrana benimle birlikte yol alırsınız...
« Son Düzenleme: 29 Kasım 2013, 05:03:32 Gönderen: kbLy »

Çevrimdışı unonimus

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2576
  • Kinoshita Hideyoshi
    • Profili Görüntüle
Ynt: We Come In Peace !
« Yanıtla #1 : 29 Kasım 2013, 02:55:36 »
Aslen Almanlar'da Antiqua-Fraktur çekişmesi vardı zamanında ama bu yazı tipi de olur  tbrk* . Takip ediyorum.

Bu arada, "We Come In Peace" deyince şu aklıma geldi:


;D .

Çevrimdışı Friedrich Paulus

  • Sipahi
  • *
  • İleti: 755
    • Profili Görüntüle
Ynt: We Come In Peace !
« Yanıtla #2 : 29 Kasım 2013, 03:20:36 »
            

Çevrimdışı kbLy

  • Azab
  • *
  • İleti: 25
  • I'll see you in VALHALLA!
    • Profili Görüntüle
Ynt: We Come In Peace !
« Yanıtla #3 : 29 Kasım 2013, 03:54:31 »
                         


Bölüm 1  : Rienzi

      1.nci Dünya Savaşı kaybedilmiş kan ve özveriyle kazandığımız topraklar düşman eline geçmişti.1920’nin ilk günlerinde Alman halkını sıkıntılı günler beklemekteydi. Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkmanın getirdiği ağır ekonomik koşullar, daha önce görülmemiş derecede yüksek bir enflasyon ve işsizlik halkın canına tak etmişti.

1.ncü Dünya savaşı ve kaybedilen topraklar.

      Almanya’ya ve hükümete güven her geçen gün azalmış, halk kendisine bir yön bulmak için taraf aramaktaydı.Adete bir tiyatro sahnesi gibiydi Almanya.Perdenin arkasında bir savaş sahnesi vardı.Bu sahne askerlerle yada tankla, topla yapılmamakla beraber, halka sunulcak gösteri ise olağanüstü olacaktı.Kızıllar liderleriyle beraber işçileri ayaklandırmakta, Milliyetçiler ise 1.nci dünya savaşından yenik ayrılan ve dağılan Alman ordusunun askerlerinin yüreklerini faşist sloganlarla ateşlemekteydi.

Reichtag Önünde Versay Anlaşmasını Protesto Görüntüleri.

        Alman halkını adeta köleleştiren ve tüm dünyanın gözleri önünde küçük düşüren Versay Antlaşması şartları kabul edilemez olarak gözüksede, bu şartlar altında bile halk bir savaş daha başlatmıştı.Bir siyasi savaşdı bu ve kimin yada hangi tarafın bu savaşdan galip çıkacağı bilinmezlik içindeydi. Alman halkının kaderini belirleyecek bu siyasi savaşın sonunda zafer kazanan taraf olacaktı.

        Bu ortam içinde bir isim göze çarpıyordu. Adolf Hitler.1914’te gönüllü olarak Bavyera ordusunda yer alan, bir çok askerin zor kazandığı Birinci Sınıf Demir Haç madalyasını kazanmış ve Onbaşı rütbesine terfi etmiş, kendileri cephede kahramanca savaşırken Marksist ve Yahudi siyasetçilerin Almanya’yı masa başında sattıklarına inanan birisiydi.



        Almanya’daki diğer irili ufaklı örgütlerle ilgili istihbahrat çalışmaları yapan Hitler bir kişinin ilgisini çekmişti.DAP’ın kurucularından olan Drexler’in Yahudilik, kapitalizm ve Marksizm karşıtı fikirleri Hitler’i kendine hayran bırakmış, derinden etkilemişti. Drexler toplumun tüm kesimlerinin ortak dayanışmasının ve güçlü, etkin bir merkezi hükümetin Almanya’nın yaşadığı tüm sorunların çözümü olduğunu savunuyordu. Fakat bunun için toplumun Yahudilerden de arındırılması gerekiyordu.

     Parti politikalarını benimseyen Hitler daha fazla düşünmeden DAP’a üye oldu. Hitler’in parti içindeki yükselişi fazla uzun sürmedi. Onun megaloman biri olduğunu düşünen parti başkanı Herrer’in parti içindeki tartışmalardan sonra istifa etmek zorunda kalması ile Drexler yeni başkan oldu, Hitler kısa zamanda parti yönetim kuruluna girdi ve partinin haftalık yayın organı olan Völkisher Beobachter’de (Halkın Gözlemcisi) yazılar yazmaya başladı. Olağanüstü bir hitap yeteneği olan Hitler partidekileri etkisi altına alarak 1921’de Drexler’in yerine geçti ve partinin ismini Alman Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi (NSDAP) olarak değiştirdi.

Hitler'in Deutsche Arbeiterpartei (DAP) yani Alman İşçi Partisi'ne kayıtlı olduğunu gösteren kart.

      Parti Weimar cumhuriyetinin düşmesiyle meydana gelen tepkiden yararlanarak Bavyera’da gelişmeye başladı. Sosyalist olmaktan çok ırk temelli bir milliyetçi olan Hitler, Reich ordusu ve işveren sendikaları ile parti adına yararlı ilişkilere girişti. Kurduğu milis bir örgüt olan S.A.’nın (Sturmabteilungen) (Hücum Birliği) kazandığı önem Hitler’e 1923’te meydana getiren Kampfbund’un “Savaş Kurumları Birliği” yöneticiliğini sağladı.


      Hitler daha 1921’de Almanya’ya egemen olmayı aklına koymuştu. Sadık adamları daha o günlerde kendisine “Führer” diye hitap ediyor, fakat Hitler Bavyera’dan başka bir yerde pek tanınmıyordu. Buna rağmen 55 bin kişilik bir fanatikler ordusunun kumandanı durumundaydı. S.A. adıyla anılan “Hücum Birliği”ni meydana getiren, kahverengi gömlekli fanatikler aralarında sayıları 12 bini bulan sendikacılarla birlikte oldukça karışık bir yapıya sahipti.


      Devrimciliği, heyecanlı ve ateşli karakteriyle tanınan Bavyera’da küçük isyancı örgütler her gün bir küçük olaya yol açmaktaydı. Değişik üniformaları, acayip ve esrarlı işaretleri, eski Hint dinlerinde kutsal sayılan bir çeşit haça benzeyen gamalı haç işaretleriyle Nasyonal Sosyalistler daha o devirde dikkati üzerlerine çekmeye başlamışlardı. Fakat partinin asıl ilginç karakteri, milliyetçilik kimliği içinde, işçileri de, askerleri de, tutucuları da bir araya getirmeye, işçilere “sosyal haklar” vaat ederken, büyük zenginlerle; sanayiciler ve toprak sahipleriyle anlaşmaya çalışmacıydı. Hitler yığınları eyleme çağıran, basite indirilmiş düşüncelere başvurdu. Özellikle Alman ırkının üstünlüğü üzerinde durdu ve yazgısının kendisine Germenlere özledikleri Almanya’yı verme görevi yüklediğine inandı.


       Bu sırada ordu da Hitler ile ilgilenmeye başlamıştı; ona el altından asker ve malzeme sağlayacağını vaat etmekteydi. 1914 savaşının kahramanlarından General Ludendorff Nasyonel Sosyalistlere yardım edeceğini açıkça belirtmişti. Koşullar Hitler’in lehine gelişiyordu. 1923 yılı Almanya için çok çetin bir yıl idi.
      Fransızların Ruhr bölgesini işgali, Almanya’nın iflas haline gelmesi, paranın korkunç düşüşü ve işçilerin ihtilali, bunların hepsi bir araya gelmişti. Almanlar şaşkın ve umutsuzdu. Hitler açısından Fransa’nın Ruhr’a girişi bir kurtuluş mücadelesinin başlaması için verilmiş bir işaretti. Cumhuriyet hükümeti temkinli davranmak bahanesiyle hareketsiz kalıyordu.



      Aylar geçti, Almanlar iktidarsızlık ve utançla yumruklarını sıkmakla yetinmek zorundaydılar. Bu sırada Şansölye Stresemann, Fransa’ya, antlaşma koşullarının yerine getirileceğini bildirdi. Bu sırada Hitler, Yahudileri, sosyalistleri, Versay Antlaşması’nı imzalamış olan “vatan hainlerini” bağıra çağıra lanetlemekteydi. Sadece 12 Eylül’de, bir günde DAP on büyük miting düzenlemiş, Hitler’in formülleri toplanan aç, sefil, umutsuz halka anlatılmıştı. Eylül rejimi sona ermeye mahkûmdur. Devlet iflas etmiştir. Almanya yıkılıyor, ayaklar altında çiğneniyor. Bir tek çare var: Ya Gamalı Haç’ı, ya da Kızıl Yıldız’ı seçmek! Ya Üçüncü Büyük Enternasyonal, ya Alman ulusunun kutsal imparatorluğu! Birinden birini seçmek gerek. Yürüyün yurttaşlar! Yürüyün! Berlin’e! Berlin’e! Hitler böylece, Mussolini’nin “Roma üzerine yürüyüşü”nden esinlenerek “Berlin’e yürüyüş” eylemini gerçekleştirmek istiyordu. Bazı muhalifler ise Berlin’e yürümek yerine, “Berlin’den kopma”yı öneriyordu.

Von Kahr ve Birahane Darbesi

Von Kahr

      Bir yanda Hitler ve yanında eski Alman Generali, Prusyalı, tutucu ve aşırı milliyetçi Ludendorff vardı. General geçmiş devri, imparatorluğu canlandırmak idealiyle Nasyonel Sosyalistleri destekliyordu. Karşı cephede ise Hükümet Komiseri  ve arkadaşları olan Bavyera Eyalet Hükümeti’nin bakanları vardı. Kahr köylüyü ve iş adamlarını aynı anda çevresinde topluyordu. Kiliseden de gizlice yardım görmekteydi. Almanya yıkılma arifesindeydi; bundan faydalanarak Kuzey’e (Berlin’e) sırtlarını dönüyorlar ve merkezi hükümetten kopmanın çarelerini arıyorlardı. En büyük idealleri tarihin bir devrinde Tuna kıyısına hükmetmiş olan eski Wittelsbach devletini kurmak, Bavyera ve Avusturya’yı bu büyük devletin sınırları içinde birleştirmekti. Böylece durum görülmemiş şekilde karmakarışık oldu.


        Von Kahr ve arkadaşları bu tarihte Nasyonel Sosyalist hareketlerini destekler görünmeye başladılar. Çünkü bu hareketlerin Berlin’i çok zor duruma düşüreceğini ve kendilerinin Berlin’den kopmak İçin bu sıkışık durumdan faydalanacaklarını umuyorlardı. Diğer taraftan Hitler de Von Kahr’ın yakın arkadaşı olan General Von Lossov’un askerlerinden Berlin’e yürüyüş için yararlanmayı hesaplıyordu. 1923 sonbaharının her geçen günü ayrı bir önem taşıyordu. Hitler bu günlerden yararlanarak Von Kahr’cılarla mesafeyi açmak ve Bavyera’da bir Alman karşı ihtilal hareketini başlatmak istiyordu. Aynı günlerde sol ihtilal Saksonya, Türingen ve Hamburg’da duruma egemendi. Hitler’in karşı devrim girişimi bazı çevreler tarafından da destekleniyordu. Bir kere hareket başladı mı Von Lossov emrindeki Bavyera ordusunu Berlin üzerine yürütmek yetecekti. Ordunun geri kalan kısmı ise Ludendorff’a olan saygı ve bağlılığı sebebiyle Nasyonel Sosyalist hareketini destekleyecek ya da hiç olmazsa tarafsız kalarak Hitler’i rahatsız etmeyecekti. Böylece Hitler’in kahverengi gömleklileri bir yıl önce Mussolini’nin kara gömleklilerinin yaptığı gibi başkente yürüyecekti.

Erich Ludendorff ve Adolf Hitler.

         Bu çılgın plan çok ustaca hazırlanmıştı ve başarıya ulaşması da mümkündü. Buhr bölgesinin uğradığı felaket, Saksonya ve Türingen’de komünistlerin ihtilali, Mark’ın baş döndüren düşüşü ve nihayet halkın her geçen günle biraz daha artan sefalet ve yoksulluğu Almanya’da hükümetin yaşama şansını yitirdiğini gösteriyordu. Hitler’in kafasındaki en önemli sorun ise Bavyera’da ordunun en yüksek ve yetkili makamı sayılan yerel hükümetin elde edilmesi ve desteğinin sağlanmasıydı. 8 Kasım 1921 günkü gazeteler Von Kahr’la bakan arkadaşlarının o gece bir konuşma yapacaklarını haber veriyordu. Von Kahr o gece bütün Almanya’yı perişan eden şartlardan faydalanarak Bavyera’nın bağımsızlığını ve Wittelsbach devletinin kuruluşunu ilan edecekti. Bu takdirde bir Nasyonal Sosyalist devrim umudu bir anda yok olacaktı. Von Kahr’ın tehlikeli nutkunu söyleyeceği yer Isar nehrinin karşı kıyısında Bürgerbräukelle Birahanesi’nin büyük konferans salonuydu. Büyük salon daha saat sekizde tamamen dolmuştu. Tahta masalara üst üste oturmuş üç binden fazla insan, biralarını içerek Von Kahr’ı bekliyordu. Von Kahr dipteki büyük kürsünün yanında şimdiden nutkunu söylüyormuş gibi kendi kendine bir şeyler mırıldanıyordu. O sırada içeri Hitler’le Rosenberg girdiler. Göze görünmeden yavaşça kalabalığın arasına karıştılar ve bir sütunun arkasında saklanır gibi durdular. Saat tam 08.30’da korkunç bir patlama sesi dinleyicileri dehşete düşürdü. Kahverengi gömlekli başlarında geçen savaştan kalma kaskları ile birkaç kuvvetli genç adam salondan içeri dalmıştı.Ellerindeki makineliyi korku ve şaşkınlıktan donup kalmış kalabalığa doğru tutarak durdular. O anda Hitler ve arkadaşları sindikleri köşelerden fırladılar ellerinde tabancalar vardı. Bir polis komiseri Hitler’in yolunu kesmek istedi, Hitler tabancasının kabzasını adamın midesine doğru savurdu ve yoluna devam etti. Hükümet Komiseri Von Kahr nutkunu yarıda bırakmıştı. Kahr’ın iki yakın dostu ve adamı, Lossow’la Von Seisser olayı elleri kolları bağlı, iktidarsız ve kararsız seyrediyorlardı. Hitler, kürsüye çıkınca kalabalıktan müthiş ıslık ve yuhalama uğultusu yükseldi. O zaman Hitler bir masanın üzerine sıçradı ve havaya iki el ateş etti. Derin bir sessizlik olmuştu. Hitler bağırarak şöyle dedi; “Kimse dışarı çıkmasın! Bina altı yüz silahlı adamla kuşatılmıştır. Kışlalar ve jandarma komutanlığı adamlarımız tarafından işgal edildi. Reichver, polis ve S.A. Teşkilatı mensupları Gamalı Haç’ın sihirli gölgesi altında el ele verdiler. Neredeyse buraya gelecekler.” Von Kahr, Lossow ve kabinenin öteki üyeleri korkmuş ve sinmiş görünüyorlardı. Görüşmek için S.A.’lar onları küçük bir salona sürükleyince ses çıkarmadılar ve Hitler’le görüşmeyi kabul ettiler. Hitler yan salona geçince kürsüde bu defa yuvarlak, kırmızı yanaklı, neşeli biri göründü: Bu, Yüzbaşı Hermann Goering’di.


       Yüzbaşı tabancasını kürsünün üzerine koyarak şöyle konuştu: “Sakin olun, korkacak bir şey yok! Çok geçmeden hepimiz aynı fikir ve idealde birleşeceğiz. Hem sonra, sabrınızı güçlendirecek kadar bol bira var burada. İçelim ve bekleyelim.” Bu sırada Hitler tabancasını Von Kahr’ın göğsüne dayamıştı, ondan kendi cephesine katıldığını bildiren resmi bir belge almak istiyor “Aksi halde buradan benim iznim olmaksızın tek kişi canlı olarak çıkamaz” diyordu. Hitler daha sonra eski Genelkurmay Başkanı Ludendorff’la milli bir hükümet kurmak üzere olduğunu açıkladı. Generalin Von Kahr’a ve arkadaşlarına hükümetinde önemli yerler vermeye hazır olduğunu da sözlerine ekledi. Von Kahr sakin bir tavırla: “Herr Hitler beni öldürtebilir veya bizzat öldürebilirsiniz. İkisi arasında benim bakımından bir fark olmaz” dedi. Odada tartışmalar uzayıp giderken yan salondaki büyük kalabalıkta sabırsızlık belirtileri başlamıştı. Polise “Ne bekliyorsunuz, ateş etsenize!” diye seslenenler oldu.



         Ama polis bu işe karışmadı. Birden, küçük odadan dışarı fırlayan Hitler kürsüye çıkarak Bavyera hükümeti üyelerinin kendisiyle birlikte yeni bir hükümet kurmaya hazır olduklarını bildirdi ve şöyle dedi: “Bugünkü Almanya’yı bir felakete sürüklemekte olan suçluların hesabını görene kadar, yeni hükümetin başında ben bulunacağım. Bu hükümetin ilk hedefi Berlin üzerine yürümek olacak. Yarın ya milli bir Alman hükümetine sahip olacağız ya da hayata veda edeceğiz. Kabul ediyor musunuz?” Bir anda havası değişmiş olan kalabalık bir ağızdan “Evet” diye bağırdı. Tekrar odaya dönen Hitler, Von Kahr ve arkadaşlarını daha sonra oraya gelen General Ludendorff’u ikna etmeyi başardı ve birlikte topluluğun önüne çıktılar. Hitler ulusal hükümetin kurulduğunu ve devrime katılmaya hazır olduklarını söyledi. Hitler’in planına göre o geceki toplantı ve gösterilerden sonra ordunun şehrin stratejik yerlerini hemen ele geçirmesi gerekiyordu. İşgal sabahın erken saatlerinde başladı. Gazilerden Yüzbaşı Rossbach Askeri Okulu basmış ve okulun bayrak direğine Gamalı Haç’ı çektirmişti. Diğer S.A. mensupları Belediye Sarayı’nı ele geçirmişlerdi. Sosyalist gazetelerden birinin idarehanesi de işgal edilmişti. Yüzbaşı Röhm de Milli Savunma Bakanlığı’na el koymuştu.


            Ancak şehrin sağında solunda beklenmedik olaylarla da karşılaşılıyordu. Hitler bulunduğu binadan ayrılacağı sırada gelen bir görevli, 19. Piyade Alayı’nın direndiğini bildirdi. Hitler adamlarını teskin etmek için derhal olay yerine gitti. Von Kahr General Lossow ve Seisser’i Ludendorff’a emanet etmişti. Yarım saat sonra döndüğünde Bavyeralı bakanların gitmiş olduğunu dehşetle öğrendi. Ludendorff zaaf göstermiş ve gitmelerine engel olmamıştı. Serbest kalan Bavyeralı bakan ve yöneticiler bütün çarelere başvurarak “Nasyonal Sosyalist ihtilafı önlemeye karar vermişlerdi. Gerekli yerlere hemen emirler yollanmış, Ludendorff ‘a verdiği söze rağmen General Lossow bütün garnizonlara telgrafla emirler göndermiş, bindirilmiş kıtalarının derhal Münih’e doğru yola çıkmalarını istemişti. Daha sonra Von Kahr ile yardımcıları hareketini daha düzenli hale getirmek üzere Ratisbonne’a çekilme kararı aldılar. Bundan önce bütün büyük binaların duvarlarına, Münih’in bütün meydanlarına ve ana caddelerine asılan afişlerde Bavyeralı yetkililerden silah tehdidi altında alınan sözlerin geçersiz olduğu ve Hitler’in Nasyonal Sosyalist Partisi’nin buna bağlı bütün örgütlerin yasadışı ilan edildiği açıklandı. Hitler‘in görüşme istekleri General von Lossow tarafından geri çevrildi ve bu öneriyi getiren elçi tutuldu. Hitler son derece güç ve sıkışık durumdaydı.


             Hesaplarına göre Bavyera, Berlin’e giden yolda ona bir köprü olacaktı. Burada bir iç savaş çıkarmak hiç de işine gelmiyordu. Nasyonel Sosyalistler Berlin’e Yürüyor Führer daha şimdiden teslim olmanın şartlarını düşünüyordu. Bu noktada Ludendorff duruma müdahale etti. Asla teslim olmayacağını boyun eğmeyeceğini söyledi; ona göre böyle bir hareket, davaya en büyük ihanet olur, ulusun moralinin kırılmasına yol açardı. Ludendorff  “Kaldı ki, durum hiç de sandığınız kadar ümitsiz değil” diyordu. Cüretli bir çıkış talihlerim değiştirebilirdi.

Feldherrnhale: Birahane darbesinin son durağı

    Toplanmak ve büyük bir grup halinde şehrin merkezine doğru yürümek şu anda yapılabilecek en iyi hareketti. Hitler böyle bir teşebbüsü fazla cüretti buluyordu; ona kalırsa şehrin merkezine doğru yürüdükleri takdirde hükümet kuvvetleri üzerlerine ateş etmekten çekinmeyeceklerdi. Ludendorff’un ısrarı üzerine yürüyüşün 9 Kasım 1923 sabahı Bürgerbräukelle Birahanesi’nden başlaması kararlaştırıldı. Yürüyüşün hedefi Röhm’ün adamlarıyla birlikte kuşatmada kaldığı Milli Savunma Bakanlığı binasıydı. Oraya varmak için yürüyüş kolunun şehrin merkezini bir baştan diğerine geçmesi gerekiyordu. Öğleye doğru yürüyüşe geçildi. Caddenin iki yanında biriken halk yürüyüşe geçen kafileyi alkışlayarak Hitler ve arkadaşları lehinde gösteri yapıyordu.


      Yürüyüş Münih caddelerinde birkaç yüz metre sürdü İsar kıyısına gelinmişti. Ludwing Köprüsü üzerinde iki polis kordonu gelenleri durdurmak üzere konuşlanmıştı. Göstericilerin yaklaştığını gören polis şefi ateşe hazır ol emrini verdi. Buna karşılık kafileden Führer’in özel koruyucusu “Ateş etmeyin! Ludendorff bizimle beraber” diye bağırdı. Goering de ateş edilirse “yanlarında getirdikleri tutsakları kurşuna dizecekleri” blöfünü savurdu. Polis tedbirli davranmış olmak düşüncesiyle göstericilerin köprüden geçişine izin verdi. Kahramanlık türküleri söyleyen göstericiler yeni bir engele rastlamadan Marienplatz’a vardılar. Orada Nurenbergli Yahudi düşmanı Julius Streicher’i dinlemek üzere toplanmış yüz kişilik bir kalabalık buldular. Hitler’in geldiğini gören Streicher dinleyicilerini orta yerde bıraktı ve ön sıradaki yerini almak üzere koşarak Nasyonel Sosyalistlerin arasına katıldı. Topluluk şimdi Mareşaller Anıtı’na doğru, Residenz Strasse’de ilerliyordu. Birden Mareşaller Anıtı’nın ardından çıkan polisler ateşe hazır tüfekleriyle yürüyüşçülerin önünü kesti. Graff kurşunlara siper olmak istercesine Hitler’in önüne geçmişti. Bir elini uzatmış Ludendorff’u gösteriyor ve biraz önce köprüde olduğu gibi; “Ludendorff’u görmüyor musunuz? Kendi komutanınızı mı vuracaksınız?” diye bağırıyordu. Yürüyüş sürüyordu.


     Emniyet Kuvvetlerinin Şefi Bavyeralı Baron Von Godin ateş emrini verdi. Polis kararsızdı. Şef emrini tekrarladı. Gene ateş eden olmadı. Godin adamlarından birinin alinden tüfeğini kaptı ve kendisi ateş etti. Bu ateş bütün kuşkuları ortadan kaldırmıştı. Polisler şimdi kıyasıya ateş ediyorlardı. Graff beş kurşun yarasıyla yere yığıldı. Düşerken Hitler’i de beraber sürüklemiş ve Hitler omuzundan yaralanmıştı. Führer’in danışmanı Scheubner Richter derhal öldü. Gamalı Haçı taşıyan Bauriedl de can verdi. Goering kalçasından yaralanmıştı. Polisler de yürüyüşçülerin açtığı ateş sonucunda kayıp vermişti. Sokağı cehenneme çeviren ateş arasında yaralı Graff bir ara gözlerini açtı ve bir düş gördüğünü sandı. Kurşunlardan nasılsa kurtulmuş olan Ludendorff yapayalnız, dimdik ve mağrur, iki eli ceplerinde sükunetle yürüyordu. Polisler geri çekilerek ona yol açtılar ve sonra da tutukladılar. 16 Nasyonel Sosyalist orada ölmüş polis üç kurban vermişti ve sayısız yaralı vardı. Omuzundan yaralı Hitler, Nasyonel Sosyalistlerin yardımıyla Münih yakınında bir villaya götürüldü ve iki gün sonra 11 Kasım 1923’te tutuklandı.


      Darbe girişimi gerçekleştirilememiş, “Berlin’e Yürüyüş” Münih’in ara sokaklarından birinde bir manga polis tarafından durdurulmuştu. Nasyonal Sosyalist Parti feshedilmiş, mallarına hükümetçe el konulmuştu. Şu anda Hitler “mahvolmuş bir adam” sayılırdı. Ama Alman hükümetinin yaptığı bir yanlışlık Hitler için bulunmaz bir fırsat oldu. O sırada halen Avusturya uyruğunda olan Hitler’i ülkesine iade etmek yerine mahkeme önüne çıkardılar. Böylece Hitler büyük bir propaganda ve kendini bütün Almanya’ya tanıtma olanağını elde ediyordu. Ömür boyu hapis isteğiyle yargılanan Hitler tüm sorumluluğu üzerine aldı von Kahr’ı halkın gözünde küçük düşürmeyi başardı. Mahkemede büyük Almanya ülküsünün söz ederek propagandasını yaptı.


       Almanya yepyeni bir insan tanıyordu. Onun sözlerinde, son yılların acılarını hafifletebilecek kini, intikamı ve ihtirası buluyorlardı. Yeni işitilen bu isim bir daha silinmemek üzere belleklere kazınıyordu. Hitler 1924 Ocak’ında beş yıl cezaya çarptırıldı. Bir yıl kadar süren hapisliği sırasında, Rudolf Hess’e otobiyografisi olan Mein Kampf’ın (Kavgam) ana hatlarını yazdırdı. Sıkıyönetim kaldırılınca 1925 Şubat’ında serbest bırakıldı.


     Alman Ağır Sanayi Burjuvazisi Hitler’i Destekliyor Parti içinde yeniden etkinlik kazanan Hitler parti kademelerinde o güne kadar seçimle işbaşına gelen yöneticileri kendisi atamaya karar verdi. Hitler’in tam güven duymadığı S.A.’lar (Hücum Birliği) SS’ler (Güvenlik Birliği) ile takviye edildi. Fakat sınai bir refah dönemi (1924-29) Hitler gibi aşırı uçtakiler için elverişli değildi. Nasyonel Sosyalizm ancak 1929 iktisadi buhranı ile yeniden gelişme fırsatı bulacaktı. Tüm dünyayı pençesi altına alan 1929 buhranı Almanya’yı da derinden sarsmıştı. 1929’da 2 milyon olan işsiz sayısı yalnızca bir sonra 4 milyona çıkmış, Alman sanayicilere uzun vadeli kredi veren büyük bankalar iflas etmiş, kâr oranları neredeyse sıfıra düşmüştü.


      Alman burjuvazisi büyük sarsıntı içindeydi. Kurtulabilmek için devletten yardım istemek zorunda kaldılar: İşçi ücretleri düşürülmeli, işçi ve memurların toplu sözleşmeleri iptal edilmeli, sendikalar kapatılmalıydı. Fakat “Stinnes, Thysenn, Krupp” gibi ağır sanayiciler grubu ile başını AEG’in çektiği “Fertigindüstrie – mamul madde sanayi” grubundan oluşan Alman burjuvazisi arasında büyük çıkar çelişmeleri vardı. Mamul madde sanayicileri sınıfsal yapıları gereği emekçi sınıflarla uzlaşmayı tercih ediyordu. Oysa ağır sanayiciler grubunun savaştan sonra üretimlerinin azalması zengin hammadde bölgelerini Fransızlara kaptırmaları yetmiyormuş gibi işçiler savaştan sonra sendika, toplu sözleşme, sekiz saatlik iş günü gibi büyük ödünler kazanmışlardı. Ağır sanayiciler grubu öfke içindeydi. Onlara işçi sınıfının kazandığı hakları elinden geri alacak, kendilerine yeni pazarlar bulacak bir hükümet gerekiyordu. Oysa Alman hükümetlerini çoğunlukla Fertigindüstrie grubunun adamları temsil ediyordu. İşçilerle uzlaşma yolunu tercih eden bu hükümetlerinin, ağır sanayiciler grubunun isteklerine olumlu yanıt vermesini beklemek ancak hayal olurdu


     O halde geriye tek bir çözüm kalıyordu: Devleti tamamen emin ellere teslim etmeleri. Ve böylece uzun süredir kış uykusuna yatmış olan Nasyonal Sosyalizm uyandırıldı; Hitler’in iktidara gelmesi için kesenin ağzı sonuna kadar açıldı. 1930 yazından itibaren NSDAP’a oluk oluk para yağmaya başladı. NSDAP’nin 1928’de 12 milletvekili vardı. 1930 seçimlerinde bu rakam işsizleri ve durumundan hoşnut olmayan burjuvaları peşinden sürükleyen öfkeli ve coşkun sloganları sayesinde 107’ye çıktı.


     1931 Ekim’inde Hindenburg, Hitler’den Brüning hükümetine katılmasını istedi, fakat Hitler kabul etmedi. Ocak 1932’de şansölye başkan Hindenburg’un görev süresinin iki yıl daha uzatılmasını kabul etme şartıyla ona kendi yerini teklif etti. Bunu reddeden Hitler, cüretle başkanlık seçimlerine adaylığını koydu; yenildi, fakat 13.400.000 oy toplamıştı. 1932 Nisan’ında özel silahlı kuvvetlerin kurulmasını istemeyen Brüning muhafazakarlar tarafından istifaya zorlandı. Yeni şansölye Von Papen, Nasyonel Sosyalistlerden yararlanacağını uman sağı temsil ediyordu. Parlamentonun feshi ve SA’larla SS’lerin çalışmalarına izin verilmesi konularında Hitler ile anlaştı. Hitler Temmuz 1932 seçimlerinde 230 koltuk elde edince iktidara geçmek istedi, fakat Von Papen bir defa daha parlamentoyu feshetti ve Aralık 1932’de yeni seçimlere gidildi. Bu kez Nasyonel Sosyalistler 196 koltuk kazanabildiler. Şansölyelik Hitler’e karşı mücadeleye kararlı olan General Von Schleicher’e geçmişti fakat Von Papen’in entrikalarıyla Von Schleicher saf dışı bırakıldı.


      Tutucularla hükümeti paylaşmayı kabul eden Hitler, Hindenburg tarafından 30 Ocak 1933’te şansölyeliğe getirildi. Hitler  şansölyeliğe  getirilmişti  ama Cumhuriyet Anayasası’na uymak gibi bir niyeti yoktu. Sürekli “Biz parlamenter bir parti değiliz” vurgusunu yapıyordu. Aslında “Anayasal yetkileri ele geçirdiğimiz zaman devleti doğru olduğunu düşündüğümüz kalıbın içine sokmalıyız” diyordu. İronik bir biçimde Nasyonel Sosyalist devriminin ilk aşaması, anayasa kuralları dahilinde tamamlandı.Reichstag yangını gerekçe gösteren Hindenburg, 28 Şubat 1933’te anayasanın 48. maddesini dayanak göstererek olağan sivil özgürlükleri askıya alan kararnameyi yayınladı.  Ardından Mart ayı içinde Hitler anayasayı yine anayasanın kendisine tanıdığı yetkiler çerçevesinde yoluna devam etti. Bir yerleşik veya anayasal maddenin değiştirilmesi üçte iki çoğunluğu şart koşuyordu. 1933 seçimlerinde NSDAP kılpayıyla çoğunluğu kazanmış olmalarına karşın öngörülen bu çoğunluğu elde edememişlerdi.


      Hitler çoğunluk sorununu Merkez Partisi ile anlaşarak aştı. 28 Şubat kararnamesine dayanılarak seksen üç komünistin milletvekilliğini düşürüldü. Komünistlerin milletvekilliğinin düşürülmesinin ardından yapılan oylamada 441’e karşı 94 oyla sağlanan bir çoğunlukla Hitler Reichstag’ın onayı olmadan dört yıllık yasalar çıkarabilme yetkisinini eline geçirdi. Böylece, Weimar Anayasası’nın, “Reich kanunları Reichstag tarafından çıkarılmalıdır” diyen 68. maddesini de artık geçersizdi. Bunu Yeni Partilerin Kuruluşunu Engelleyen Yasa (Temmuz 1933) takip etti ve bu yasa tüm muhalefeti ortadan kaldırdı.


          Ardından yürütme üzerinde yasamanın denetimi ilkesini de devredışı bırakıldığında, Almanya’daki tüm kurumlar üzerinde Nasyonel Sosyalist kontrolünün yayılmasının yolu açılmıştı. Bir sonraki aşamaya parti içinde SA tarafından yapılan baskı ile geçildi. Özellikle Röhm ve Strasser, SA’nın orduyu ele geçireceği  ikinci bir devrim istiyorlardı. Hitler ise kendi yolunu izledi. “Kahverengi bir devrimin” kendi konumunun mahvolmasına neden olacağına ve bir karşı askeri darbeye davetiye çıkaracağına inanarak Wehrmacht komutanları ile bir anlaşma yaptı. “Uzun Bıçaklar Gecesi” olarak anılan 30 Haziran 1934 gecesinde Röhm’ü, SA seferlerini, Gregor Strasser, Schleicher, Von Kahr, Von Papen’in sekreterleri başta olmak üzere bütün siyasi rakiplerini ortadan kaldırttı.


       Bu temizleme hareketinden dolayı Hitler’i kutlayan Hindenburg, 2 Ağustos 1934’te öldü. 1934 Ağustos’unda Hitler başvurduğu halk oylamasında oyların yüzde 88’ini kazanarak Reichsführer unvanıyla başkanlığı ve şansölyelik yetkilerini kendinde topladı. Hitler ve Nasyonel Sosyalizm artık tartışmasız biçimde Almanya’da tek güç idi…

1. Bölüm Sonu




Bonus
(aç/kapa)
« Son Düzenleme: 29 Kasım 2013, 05:39:11 Gönderen: kbLy »

Çevrimdışı kbLy

  • Azab
  • *
  • İleti: 25
  • I'll see you in VALHALLA!
    • Profili Görüntüle
Ynt: We Come In Peace !
« Yanıtla #4 : 29 Kasım 2013, 04:33:26 »
Aslen Almanlar'da Antiqua-Fraktur çekişmesi vardı zamanında ama bu yazı tipi de olur  tbrk* . Takip ediyorum.

Bu arada, "We Come In Peace" deyince şu aklıma geldi:


;D .

Bütün yazıyı "Old English Text MT" şeklindemi yapsam acaba?  ???

Çevrimdışı unonimus

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2576
  • Kinoshita Hideyoshi
    • Profili Görüntüle
Ynt: We Come In Peace !
« Yanıtla #5 : 29 Kasım 2013, 04:36:27 »
Okunaklı olur mu emin olamadım.

Çevrimdışı kbLy

  • Azab
  • *
  • İleti: 25
  • I'll see you in VALHALLA!
    • Profili Görüntüle
Ynt: We Come In Peace !
« Yanıtla #6 : 29 Kasım 2013, 04:51:59 »
Maalesef "ş" ve "ğ" ler uymuyor.Ayrıca aşırı göz yoruyor.Başka bir still bulmak lazım . Bu arada geçici bir bölüm hazırladım.Şimdi oyunu öğrenmem lazım :D

Çevrimdışı TheDoctor

  • Ağır Süvari
  • *
  • İleti: 3422
    • Profili Görüntüle
Ynt: We Come In Peace !
« Yanıtla #7 : 29 Kasım 2013, 07:15:57 »
Adam yazmış.

Çevrimdışı Friedrich Paulus

  • Sipahi
  • *
  • İleti: 755
    • Profili Görüntüle
Ynt: We Come In Peace !
« Yanıtla #8 : 29 Kasım 2013, 13:45:53 »
Valla helal olsun,takipteyim.Bu arada bonus  ;D
            

Çevrimdışı Snykdel

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2309
    • Profili Görüntüle
Ynt: We Come In Peace !
« Yanıtla #9 : 29 Kasım 2013, 18:26:33 »
Maalesef "ş" ve "ğ" ler uymuyor.Ayrıca aşırı göz yoruyor.Başka bir still bulmak lazım . Bu arada geçici bir bölüm hazırladım.Şimdi oyunu öğrenmem lazım :D

Minion Pro yakışır. Minion Pro, ASDŞ  ASDİ  ASDÖ  ASDĞ

Çevrimdışı kbLy

  • Azab
  • *
  • İleti: 25
  • I'll see you in VALHALLA!
    • Profili Görüntüle
Ynt: We Come In Peace !
« Yanıtla #10 : 29 Kasım 2013, 18:37:07 »
Valla helal olsun,takipteyim.Bu arada bonus  ;D
Saçları altın gibi parlıyordu, dayanamadım vallahi.Bölüm sonu geleneği yapıcağım.Eva Braun'dan bir resim...

Çevrimdışı erman95

  • Tımarlı Sipahi
  • *
  • İleti: 339
  • Mareşal Erwin Rommel
    • Profili Görüntüle
Ynt: We Come In Peace !
« Yanıtla #11 : 29 Kasım 2013, 22:31:19 »

Çevrimdışı Deniz Ali

  • Sekban
  • *
  • İleti: 1931
    • Profili Görüntüle
Ynt: We Come In Peace !
« Yanıtla #12 : 29 Kasım 2013, 22:54:28 »
Güzel duruyor, okurum. 8|

Çevrimdışı kbLy

  • Azab
  • *
  • İleti: 25
  • I'll see you in VALHALLA!
    • Profili Görüntüle
Ynt: We Come In Peace !
« Yanıtla #13 : 01 Aralık 2013, 18:10:01 »
Arkadaşlar ilgisizlikten burada bıraktım konuyu, isteyenlere word olarak atabilirim bölümleri.

Çevrimdışı erman95

  • Tımarlı Sipahi
  • *
  • İleti: 339
  • Mareşal Erwin Rommel
    • Profili Görüntüle
Ynt: We Come In Peace !
« Yanıtla #14 : 01 Aralık 2013, 18:17:57 »
bence yaz bölümler geldikçe ilgi artar daha birinci bölümden bırakma :)

Çevrimdışı kbLy

  • Azab
  • *
  • İleti: 25
  • I'll see you in VALHALLA!
    • Profili Görüntüle
Ynt: We Come In Peace !
« Yanıtla #15 : 01 Aralık 2013, 21:39:41 »
bence yaz bölümler geldikçe ilgi artar daha birinci bölümden bırakma :)
Sanmıyorum hem oyun çok eski , hemde DotA ' ya geri dönüyorum  ;D

Çevrimdışı Ragnarr Loðbrók

  • Ağır Süvari
  • *
  • İleti: 6994
  • Einhärjar
    • Profili Görüntüle
Ynt: We Come In Peace !
« Yanıtla #16 : 01 Aralık 2013, 21:46:26 »
Takip.

diyecektim ki konu gg olmuş :/
« Son Düzenleme: 01 Aralık 2013, 21:46:40 Gönderen: Ragnarr Loðbrók »

Çevrimdışı Friedrich Paulus

  • Sipahi
  • *
  • İleti: 755
    • Profili Görüntüle
Ynt: We Come In Peace !
« Yanıtla #17 : 01 Aralık 2013, 21:55:16 »
Bence birkaç bölüm daha yap,yada oylama yap sonuca göre bakarsın.  ???
            

Çevrimdışı kbLy

  • Azab
  • *
  • İleti: 25
  • I'll see you in VALHALLA!
    • Profili Görüntüle
Ynt: We Come In Peace !
« Yanıtla #18 : 05 Aralık 2013, 21:41:07 »
http://www.paradoxfan.com/forum/index.php?topic=36020.msg585224#msg585224 Bunun gibi yaz kanka :smoking:
Ben öyle hikayeleri sevmiyorum yav . Sanırım forum seviyor ve ilgi gösteriyor. O tarz hikaye yazmak yerine , oynadığın oyunu komple video olarak kaydet  ;D Bir seferde upload yapar kurtulursun hem  ^-^