Gönderen Konu: KULELİ ASKERİ LİSESİ  (Okunma sayısı 622 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Erich von Manstein

  • Tımarlı Sipahi
  • *
  • İleti: 291
    • Profili Görüntüle
KULELİ ASKERİ LİSESİ
« : 20 Aralık 2015, 03:52:24 »


KULELİ ASKERİ LİSESİ

GİRİŞ

 Yerel Tarihçiliğin Türkiye’deki serüvenine baktığımızda ise Osmanlı döneminde mesleki tarih arşivlerinden başlayarak bir yerel tarih araştırmasından söz edilmektedir. İkincil olarak ise Türkçü bir anlayışla amatör ve mesleki olarak tarihçilerin bireysel çalışmalara başladığı bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu araştırmalar da yanı başımızdaki aileler, sokaklar, evler, çarşılar, dükkanlar, zanaatlar, semtler, ve halkı içeren gündelik konuları ele alırız. Yani kültürel aidiyetler ile topluluk ilişkilerinin incelendiğini görmekteyiz. Türkiye’deki homojenleşmenin etkisi ile milli bir renge özgü toplumsal tarih görülür. Bu giyim kuşamdan, yemeklere, folklora ve müziğe yansır. Fakat milliyetçilik geçmişin tasavvrur olarak da karşımıza çıkar. Osmanlı döneminde ise gayrimüslimlerin ekonomik alanda başlayarak kırsal ve kentsel kültür dairesindeki izleri de buna dahildir.
Bir Yerel Tarih Araştırması örneğinde sunacağım şekilde Kuleli Askeri Lisesi ile ilgili olan bu çalışma hem milli bir anlayışı temsil eden Türk Askeriyesi hem de Osmanlı modernleşme dönemi hem de gayrimüslim topluluklar hakkında bilgi de sunacaktır.
“İstanbul’un eski yapılarından biri olan Kuleli, klasik Osmanlı kışla mimarisi üslubunda, süslemeleri ampir tarzında, Boğaziçi’nin Anadolu kıyılarında Çengelköy ile Vaniköy arasında bulunan bir yapıdır.”  XIX. yüzyılda inşa edilen kışlanın tarihine geçmeden önce, okulun bulunduğu bölgenin tarihine bir göz gezdirmek yararlı olacaktır.
“Çengelköy koyunun, Bizans zamanındaki Sophianai limanı olduğu zannedilir. Bu liman, İmparator II. Iustinianos (565-578) tarafından karısı Sophia için bu bölgede 568’de yaptırılmasına başlanan bir saraydan dolayı bu adı almıştır. Iustinianos, 569’da burada ikinci bir saray daha yaptırmış ve I. Herakleios’us oğlu (genç) Herakleios, 612 yılında bunların birinde doğmuştur.
“Çengelköy” adı ile ilgili değişik görüşler ileri sürülmektedir:
Birinci görüş, Evliya Çelebi’ye aittir. Evliya Çelebi’nin Seyahat-nâme’sine göre, Üsküdar’a bağlı, bağlık-bahçelik bir subaşılık olan “Çengelköy”, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethinden sonra bölgede bulunan, Kral Madyan oğlu Yanko zamanından kalma “çengel”ler nedeniyle bu adı almıştır. Bu nedenle “Çengelliköy” adıyla anılmaktadır.2 Ernest Manbory de Evliya Çelebi’nin görüşleri doğrultusunda bölgeye Çengelköy denilmesini “Fatih Mehmed-i Sânî tarafından bu sahilde bulunmuş bir gemi demiri”ne bağlamaktadır.
Diğer bir görüş, Ahmet Mithat Efendi’ye ait olup, “Çengel denmesinin sebebi, burada gemi çapalarının yapılmasındandır. Bunlardan bazıları dört dişli olduğu için adına çengel çapa derlerdi. Bunların sürümü pek çok idi. Zamanla adının çapası atılarak, yalnız Çengelköyü kalmıştır.”
Sâmiha Ayverdi ise yukarıda açıklanan görüşlerin yanı sıra Bizans döneminde Protostikos adıyla anılan bölgenin, XIX. yüzyılda Kaptan-ı Derya ve Sadrazam Çengeloğlu Tâhir Paşa tarafından bu semte yaptırılan bir cami nedeniyle halk arasında Tâhir Paşa’nın lakabıyla anılmış olabileceğini belirtmektedir.
Bu görüşlerden hangisinin doğru olduğunu bilmiyoruz. Ancak, “Çengelköy’ün, Bizans devrinde fazla işlek olmayan ‘Sophianai’ limanı olduğu, burada gemilerin bağlanması için çengeller bulunduğu ve İstanbul’un fethinden sonra buraya gelen Türklerin, burada bulunan çengellere dayanarak, bölgeye ‘Çengelliköy veya Çengelköy’ adını verdikleri” doğruya en yakın görüş olarak ileri sürülebilir. Yerleşim biriminin “çengel”i andıran bir koyda kurulmuş olmasının da bu adın verilmesinde etkili olabileceğini göz ardı etmemek gerekir.”

İstanbul’un Fethinden Sonra Kuleli Kışlası’nın Bulunduğu Bölge

 “XVI. yüzyılın ikinci yarısında İstanbul’da bulunan Fransız zoolog Pierre Gylli burada VI. yüzyıldan kalma bir Bizans sarayının yer aldığını söyler ve daha sonra bu sarayın tövbe etmiş fahişeler için manastıra dönüştürüldüğünü ileri sürer. Fâtih Sultan Mehmed devrinde “Papaz koruluğu” diye adlandırılan bölgede kuleli bir manastır vardı. Bu manastır fethin ardından bir süre yeniçeri kışlası olarak kullanılmıştır. II. Bayezid (1481-1512) ve Yavuz Sultan Selim (1512-1520) dönemlerinde koruluğun bazı bölümlerine saray için bostanlar, meyve ve çiçek bahçeleri yapılmaya başlanmıştır. Burada görev yapan bostancılar için Bostancıbaşı odaları denilen bazı binalar da inşa edilmiştir. Zamanla koru kulenin bulunuşu dolayısıyla Kuleli Bahçe veya Kule Bahçesi diye adlandırılmıştır. Kanûnî Sultan Süleyman da Kuleli Bahçe sınırları içerisinde bir kasır yaptırmıştır. III. Ahmed devrine (1703-1730) kadar kullanımında büyük bir değişiklik olmayan Kuleli Bahçe padişahın hasları arasında yer alıyordu. Bu dönemde eski kule harabe halindeydi. III. Ahmed devri paşalarından Kaymak Mustafa Paşa, Kuleli Bahçe Mescidi adı verilen bir cami ve bir çeşme inşa ettirmiştir. III. Selim döneminde (1789-1807) Yavuz Sultan Selim devrinin Bostancıbaşı odaları hâlâ kullanılmaktaydı. Bu arada yeni bir kasır yapılmıştır.”
Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere “Kuleli” adı, Çengelköy’e bağlı bir semtin adı olup, burada kurulmuş olan kışla, semtin adından dolayı “Kuleli” sıfatıyla anılmıştır. Ancak, Thomas Allom’un 1837 yılında çizdiği gravürün yaygın bir şöhret kazanmasıyla Kuleli Süvari Kışlası, semtin adına kaynaklık eden bir yapı olarak algılanmıştır.

KULELİ KIŞLASI’NIN TARİHİ

 “II. Mahmut (1808-1839), 1826 yılında Yeniçeri ocağını kaldırarak yerine, 7 Temmuz 1826 tarihinde yayımladığı bir kanunnâme ile Avrupa usullerine göre eğitim yapacak modern bir teşkilâta sahip “Asâkir-i Mansure-i Muhammediye” adlı yeni bir ordu kurmuştu. Bu teşebbüs, yeni kışlaların kurulması ihtiyacını ortaya çıkarmış, ordunun eğitim ve barınma mekanı olarak da -çoğunlukla- Anadolu yakası seçilmiştir. Bu seçimde, askerî birliği mümkün mertebe saraya müdahale edebilecek bir konumun ötesinde tutmak düşüncesi etkin olabilir. II. Mahmut döneminde piyadenin yanında süvari sınıfına da gerekli önem verilmiş ve ordunun hareket kabiliyetini artıran bu sınıf için yeni kışlalar açılmaya başlanmıştır. Davut Paşa Kışlası, süvari eğitim merkezi olarak kullanılırken, buna ilave olarak Çengelköy’ün Kuleli semtinde de bir kışla yapımına karar verilmiştir.”
“Bu yeni ordunun barınabilmesi için geniş bir kışlaya ihtiyaç vardı.1828 tarihinde Kuleli Bahçesi ve yanındaki Nikola ve Atanaş isimli iki rumdan satın alınan arazi üzerine süvari ordusuna mahsus, ahşap ve tek katlı bir kışla yapıldı. Bina, 1831-1833 yılları arasında süvari kışlası olarak kullanıldı.”
“Kuleli Süvari Kışlasının tarihini konu alan bütün kaynaklar, kışlanın 1828 yılında, tek katlı ve ahşap olarak inşa edildiği görüşünde birleşmektedir. Thomas Allom’un (1804–1872) 1837 yılında çizdiği ve 1838 yılında Londra’da basılan meşhur gravürüne göre Kuleli Süvari Kışlasının denize bakan kısmı üç katlıdır. Yine 1854 yılında çizilmiş iki gravürde de kışlanın deniz tarafı üç katlı ve kulesiz olarak görülmektedir.
 Kuleli Kışlası, (1828–1837) tarihleri arasında süvariler için kışla olarak kullanılmıştır. (1831–1833) yılları arasında Hindistan'da ortaya çıkıp Osmanlı topraklarına sıçramış olan veba salgınının Avrupa’ya yayılmasını önlemek amacıyla, “Darü'l-Etibba’nın” (Karantina Müdürlüğü) kurulması üzerine kışla, 1837 yılında, Süvari Asakir-i Hassa-i Şahane alaylarına “tahaffuzhane” (karantina binası) olarak verilmiştir. (1837–1842) yılları arasında tahaffuzhane olarak kullanılan kışlaya, 1842'de süvari alayı tekrar dönmüştür.
Ahşap olarak yapıldığı için, dayanıklı olmayan kışla, padişah Abdülmecit'in 11 Nisan 1842 tarihli fermanı ile boşaltılmış, 1790 kese akçe harcanarak tamir edilmiştir. Bu tamirat sırasında kışlaya bir hastane binası ve tek kubbeli bir hamam yaptırılmıştır.
Serasker Rıza Paşa tarafından Sultan Abdülmecit’in emriyle, Boğaz'dan geçen gemilere kolaylık olması için yapılan fener kulesinin temelleri genişletilerek yaptırılan hastanenin inşaatı, 1845 yılında tamamlanmıştır. Yarı taş, yarı ahşap olarak inşa edilen bu hastanenin bir bölümü, 1960–1965 yılları arasında tamamen yıkılarak, yerine modern bir bina yapılmıştır. Hastane binasının yıkılmayan bölümü de günümüzde “Maltepe Binası” adıyla anılmaktadır. Hastanenin kitabesi Maltepe binasının Korg. Şefik Erensü Sitesi’ne bakan duvarında muhafaza edilmektedir.
Sultan Abdülmecid 1845 yılında, Kuleli Kışlasına bir de süvari askerlerinin eğitimi için manej binası (at eğitiminin yapıldığı yer) yaptırmıştır. Manej binası, bugün Atatürk Spor Salonu olarak kullanılmaktadır. Kitabesi hâlen spor salonunun duvarında bulunmaktadır.
1845 yılında manej ve hastane ile kompleks bir yapıya dönüştürülen kışla, 1853 yılına kadar süvari askerlerine hizmet vermiştir.”
“Serasker Hasan Rıza Paşa tarafından Kuleli Kışlası’nda hummalı bir şekilde inşaat faaliyetleri sürdürülürken, Mekteb-i Harbiye Nazırı olan Emin Paşa’nın, Mekteb-i Harbiye öğrencilerinin bilgilerini yeterli görmemesi ve bu sebeple Mekteb-i Harbiye’ye öğrenci yetiştirecek bir okulun kurulmasını istemesi üzerine, kendisinin başkanı olduğu Meclis-i Muvakkat’ta alınan bir kararla Nisan 1845’te (Rebiülâhir 1261’de) idadîlerin de temeli atılır. Açılan idadîlerin bu tarihte Kuleli Süvari Kışlası ile herhangi bir bağlantıları yoksa da bu bağlantı, ancak 27 yıl sonra kurulacaktı. Başka bir ifadeyle Kuleli Süvari Kışlası, 21 Eylül 1845 Pazar (18 Ramazan 1261)51 günü Mekteb-i Fünun-ı İdadîye adıyla Dolmabahçe
Sarayı’ndaki Çinili Köşk’te öğrenime başlayan 204 öğrencinin devamını barındırmak için 1872 yılını bekleyecekti.
Sultan Abdülmecid, Kuleli Süvari Kışlası’nda inşaat faaliyetlerini sürdürmüş, Nisan 1847'de su yollarını tamir ettirerek arka cephedeki ahırlar üzerine subaylar için çalışma ve yatma odaları ile kendisi için bir Daire-yi Hümâyûn (has oda) ilâve ettirmiştir.”
 “Tamirattan 7-9 yıl sonra çizilmiş olan 1854 tarihli iki gravürde, hastahane ve iki (veya üç) katlı ana bina görülmesine rağmen, kuleler yer almamaktadır.”
 Rusya'nın yayılmacı istekleri yüzünden 30 Kasım 1853'te Kırım Harbi başlamış, İngiltere ve Fransa, stratejik Osmanlı topraklarını Rusya’ya bırakmamak için Osmanlı devletinin yanında savaşa girmiştir.
 “Kuleli Kışlası, 1854–1856 yılları arasında, Kırım Harbi dolayısıyla cephede yaralanan askerler için hastane olarak kullanılmıştır. İcadiye Kasrı müttefik subaylara karargâh olarak verilirken; Kuleli, Haydarpaşa ve Selimiye kışlaları da müttefik askerler için hastane hâline getirilmiştir. İngilizler, kışlanın doğusundaki yamaç üzerinde mezarlık yaparak, ölen askerlerini de buraya defnetmişlerdir.
Osmanlı Devleti, İngilizlerin kışlayı boşalttığı 9 Eylül 1856 tarihinden itibaren binayı tamir etmeye başlamış; bu tamiratta Kuleli Kışlasındaki koğuşlar, ahırlar, su yolları vs. onarılmıştır. Yılın sonlarına doğru, binayı kullanan İngilizlerin sebep olduğu bir yangında kışla ve kumanda merkezi olan İcadiye Kasrı yanmıştır. Bu yangın sonucunda kışlanın yarıya yakın kısmı yandığı gibi, denize bakan cephesi de büyük zarar görmüştür. Yangının hemen ardından yanan kısımlar tekrar inşa edilmiştir (27 Temmuz 1857).
Sultan Abdülaziz, (1861–1876) kışlayı, 1862–1863 yılında yeniden yaptırmıştır. Kışla, Abdülaziz’in görevlendirdiği Garabet Amira Balyan tarafından, ana duvarları kâgir; iç bölümleri ile tavan ve tabanları ahşap olarak inşa edilmiştir. "Rokoko" tarzında inşa edilen kışlanın Boğaziçi'ne bakan kısmı üç, arka tarafı ise iki kattır. Kışla, bu tamirle bir ölçüde, kulesiz olarak bugünkü görünümüne kavuşmuştur. Bu durumda, bugünkü Kuleli Askerî Lisesi tarihî ana binası, Abdülaziz tarafından yaptırılmış olan binadır.
Kuleli Kışlası, bu tarihten sonra 9-10 yıl daha süvari askerleri kışlası olarak kullanılmıştır. 1872 yılında ise Maçka Kışlası’nda bulunan “Mekteb-i Fünun-ı İdadi-i Şahane” (Harbiye İdadisi) Kuleli Kışlası’na taşınmıştır. Bu tarih, Kuleli Kışlası için bir dönüm noktasıdır. Bu tarihten sonra bina, kışlalıktan ayrılıp okul haline gelmiştir.
“Bu tarih, Kuleli Kışlası için bir dönüm noktasıdır. Bu tarihten sonra bina, kışlalıktan ayrılıp okul haline gelmiştir. Kuleli Askerî İdadîsi, 1872 yılında Kuleli Kışlası’nda Tıbbiye İdadîsi ile birlikte öğrenimine devam etmiştir. II. Abdülhamid (1876-1909) döneminde, Abdülmecid tarafından yaptırılan hastahane binası boşaltılarak67 Tıbbiye İdadîsi’ne verilmiştir. 1877-78 Osmanlı Rus Savaşı’nda (93 Harbi) Kuleli Kışlası’nın yeniden hastahaneye dönüştürülmesi68 üzerine her iki idadî, Pangaltı’daki Mekteb-i Harbiye (şimdiki Askerî Müze) binasına taşınmıştır. Savaşın sona ermesinden bir yıl sonra okul, tekrar Kuleli Kışlası’na dönülmüştür (1879).
Kuleli Arşivi’ndeki kayıtlardan anlaşıldığı kadarıyla, 1879-1880 yıllarında Deniz İdadîsi de bir süre için Kuleli Kışlası’nda eğitim yapmıştır.”
1877–1878 Osmanlı Rus Savaşı’nda kışlanın yeniden hastaneye dönüştürülmesi üzerine okul, Pangaltı’daki Mekteb-i Harbiye (şimdiki Askerî Müze) binasına taşınmıştır. Savaşın sona ermesinden bir yıl sonra okul, tekrar Kuleli Kışlası’na dönmüştür (1879)
“Daha önce de Askerî İdâdî olan Kuleli Kışla’nın bünyesinde bulunan Tıbbiye İdâdîsi de yeniden eğitime başlamıştır. 1879-1880’de Deniz İdâdîsi de Kuleli Kışla’daydı. Kışla zamanla hem askerî hem tıbbiye idâdîleri için yetersiz hale gelince II. Abdülhamid’in emriyle Tıbbiye İdâdîsi 1901 yılında Haydarpaşa Kışlası’na taşınmıştır. 1909’da Kuleli Kışla’nın Vaniköy cephesine ek bir bina yapılmıştır.”
Balkan Savaşı’nın patlak vermesi üzerine 1912 yılında Kuleli Kışlası, yeniden hastaneye dönüştürülmüş; Kuleli İdadisi öğrencilerinin bir kısmı daha sonra Kandilli Kız Lisesi olan Adile Sultan Sarayı’na, bir kısmı da Beylerbeyi Sarayı yanında bulunan, bugün Deniz Eğitim Komutanlığı ve Sabancı Olgunlaşma Enstitüsü olarak kullanılan binalara taşınmıştır. 1913 yılı sonunda Balkan Savaşı’nın sona ermesi üzerine Askerî İdadi, kışlada yeniden öğretime başlamıştır.
Kuleli Askerî Lisesi, Birinci Dünya Savaşı sonunda 30 Ekim 1918 yılında imzalanan Mondros Antlaşması gereğince 16 Mart 1920’de İstanbul’u işgal eden itilaf devletleri adına İngilizlere depo ve transit ambarı olarak kullanılmak üzere teslim edilmiştir (Temmuz 1920).
“Mütareke döneminde bir süre İngiliz birlikleri için depo ve transit merkezi, daha sonraları İngilizlerin isteği üzerine Ermeni Eytam Mektebi ve Ermeni Göçmen Misafirhanesi olarak kullanıldı. Bu dönemde öğrenciler, Kağıthane’de Sünnet köprüsü yakınındaki harap binalara ve çadırlara yerleştirildi. İstanbul’da velileri bulunan öğrenciler ise evlerine gönderildi. Askeri İdadi dersleri, Maçka’daki Silahhane yakınlarındaki jandarma karakolunda, Ekim 1919 tarihinde tekrar başladı. Ancak, burası da İngilizler tarafından işgal edildi. Bunun üzerine askeri idadi öğrencileri, 16 Nisan 1920 tarihine kadar Beylerbeyi’ndeki Jandarma Mektebinde, Askeri Rüştiye Mektebi de Çengelköy’deki eski hastanede öğretimlerine devam etmiştir.”
“Şanlı Yuva Kuleli Askerî Lisesinin tarihinde Millî Mücadele’nin önemli bir yeri vardır. İstanbul’un işgalinden sonra işgal kuvvetleri öncelikle İstanbul’da bulunan bütün askerî okulların faaliyetlerini engellemeye çalışmalarına rağmen, vücutça ve yaşça olgun, silah kullanmasını bilen bilhassa son sınıf öğrencileri, Anadolu’ya geçerek Millî Mücadele’ye katılma kararı almışlardır. Bu kararı uygulama safhasına koymak için, her sınıfın temsilcilerinin katıldığı bir toplantı yapılmış ve Anadolu’ya nereden, nasıl gidileceğine dair kararlar alınmıştır.
Kuleli Askerî İdadisi “Öğrenci Künye Defterlerinin” taranması sonucunda tespit edilen Kuleliden, 1919–1920 yılları arasında firar ederek, Millî Mücadele saflarına katılan birinci, ikinci ve üçüncü sınıf öğrencilerinin toplam mevcudu 230 olarak belirlenmiştir. Bu öğrenciler Ankara’daki eğitimlerini tamamladıktan sonra asteğmen olarak cepheye gönderilmişlerdir. Kalplerinde vatan sevgisi ile büyüyen bu kahramanlardan 88 öğrenci hayatlarının baharında vatan için şehit olmuşlardır.”
“İstanbul’un kurtulması üzerine İngilizler, Ermenileri çıkartarak, kışlayı Türk makamlarına teslim etmişlerdir (1923). Böylece Kuleli Askeri İdadîsi, tekrar binasına kavuşur. Kuleli Askerî Lisesi, II. Dünya Savaşı’nın başlaması üzerine, önceden hazırlanan  seferberlik planına göre, Mayıs 1941’de Konya’ya nakledilmiştir. Boşaltılan kışla, altı yıl boyunca (Mayıs 1941-Ağustos 1947) 1000 Yataklı Cildiye Hastahanesi ile Boğaz Nakliyat Komutanlığı emrine verilmiştir.
İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesi üzerine, hastahaneden boşalan kışlaya, Mayıs
1941’den itibaren Konya’da eğitim ve öğretimine devam eden Kuleli Askeri Lisesi, 19-21 Ağustos 1947 tarihleri arasında taşınarak yerleşirken,77 yine aynı savaş nedeniyle eğitim ve öğretimini Akşehir’de sürdüren Maltepe Askerî Lisesi de savaşın bitiminden sonra (25-26 Ağustos 1947), kendisine tahsis edilen Kuleli Kışlası’ndaki eski Rüşdiye ve Hastahane binalarına taşınmıştır. Kuleli Kışlası’nda iki ayrı okul olarak faaliyet gösteren Kuleli ve Maltepe askerî liseleri, 1950 yılında birleştirilmiştir.
1950 yılından bugüne şimdiki binalarında öğretim faaliyetlerinin devam ettiği Kuleli Askerî Lisesi’nde 1960’a kadar kışlada kapsamlı bir tamirat ve tadilatla karşılaşılmamaktadır. 1960-1961 yıllarında, bugün Korg. Şefik Erensu Sitesi olarak adlandırılan bina yıktırılarak yeniden yaptırılmış; okulun kuzey, güney ve orta bahçeleri tanzim edilmiştir. Korg. Şefik Erensu Sitesi, 1963-1964 öğretim yılında tamamlanarak hizmete açılmıştır.”
 
 1962-1963 öğretim yılında, Nizamiye ile tarihî ana bina arasındaki bahçe ile tarihî ana binanın çevrelediği iç bahçe tanzim edilerek, ağaç dikimi gerçekleştirilmiştir. Ön bahçede şu an mevcut olmayan havuzun inşası da o yıllara rastlamaktadır.
 “Okul binasında en esaslı tamirat, Okul Komutanı Kur. Alb. Bayram ARSLAN (1965–1969) zamanında yapılmıştır. Bina, Org. Cemal Tural’ın emirleri çerçevesinde yeniden betonarme olarak esaslı bir şekilde tamir edilmiştir. Binanın arka kısmına servis binası eklenmiş ve 1968–1969 yıllarında Thomas Allom’un gravürü esas alınarak kuleler yaptırılmıştır.”
 Bu tadilat ve restorasyon kapsamında  “Kuleli Askeri Lisesi ana binası statik açıdan iki kısımda irdelenmiştir. Birinci kısımda, tarihi yapıda 1967 yılında yapılan onarımla eklenen betonarme taşıyıcı yapı bölümleri, ikinci kısımda ise yapının ilk yapıldığı zamandan kalan orijinal taşıyıcı elemanları ile bölümleri irdelenmiştir. Temel ve zemin özellikleriyle ilgili yapılan çalışmalar ile matematiksel modelleme ve analiz çalışmaları da bu bölümde açıklanacaktır.
 Yapıda 1967 yılında yapılan restorasyonda E blok hariç tüm yapı iç mekanları betonarmeye çevrilmiş; fakat dış duvarlar aynen korunmuştur. Yapılan betonarme projeler o zamanın standartlarına uygun olarak düşünüldüğü için mevcut yönetmelik ve standartlara göre bazı eksik ve kusurlar içermektedir. Yapılacak olan iyileştirmelerle bu eksik ve kusurların giderilmesi amaçlanmaktadır.
Yapıda kullanılan betonarme düz demir korozyona uğramadan kalmıştır. Betonarme elemanlardaki beton ve demirde herhangi bir yapısal bozukluğa rastlanmamıştır. 1967 yılındaki onarımda yapılan çelik çatılarda kullanılan köşebent ve profil demirlerinde de yapısal bir bozukluğa rastlanmamıştır.”
Bu tadilat ve restorasyon aşamasında Türk mimari geleneğine uygun olarak taş ve tuğla kullanılmıştır. Taş olarak siyah kalker ve ocak taşı kullanılmış. Duvarlar ise iyi pişirilmiş harman tuğlası ve horasan harcı ile örülmüştür. Bunun dışında Kuleli Askeri Lisesi binasında “su kireci” denilen kireç ile yapılan harç kullanılmış. Agrega malzemesi olarak kalker taş ocağından toplanan taş parçaları ve tozları harç içine karıştırılmıştır.
 “Şanlı Yuva Kuleli Askerî Lisesi bugün, tarihî ana binaya ilave olarak mutfak ve yemekhanelerin bulunduğu servis binası, Korgeneral Şefik Erensü Sitesi (1963 ), Orgeneral Ali Keskiner Sitesi (1979 ), Albay Şevket Kuleli Sitesi (1979 ) ile okulun kültür ve sanat faaliyetlerinin icra edildiği Orgeneral Doğu Aktulga Kültür Sitesi (2004), çok sayıda olimpik spor branşında sportif faaliyetlerin yapıldığı açık ve kapalı spor salonları ve su eğitim tesisi ile sağlık hizmetlerinin verildiği revirden (1894) oluşmaktadır. Daha sonraki dönemlerde ihtiyacın artmasıyla yeni hizmet binalarının yapılmasına devam edilmiştir. 2004 yılında, 1500 kişi kapasiteli Org. Doğu Aktulga Kültür Sitesi hizmete açılmıştır. 2005 yılında “Şeref Salonu” modern müzecilik anlayışına uygun olarak yeniden tanzim edilmiştir. Tarihî gazino ile tarihî öğretmenler odasındaki tavan işlemeleri temizletilerek; aslına uygun olarak altın varakla tekrar kaplanmıştır. 10 Nisan 2009 tarihinde Su Eğitim Tesisi ve MAP Misafirhanesi tamamlanarak hizmete açılmıştır. 2009–2013 yılında ise; kapsamlı dış cephe restorasyonu, çatı değişimi ve deprem güçlendirmesi yapılmıştır.”

KULELERİ MİMAR BALYAN YAPTI

“Kuleli Askeri Lisesi’nin Tarihçesi’’ adlı kitabın yazarı Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İsrafil Kurtcephe de şu bilgileri verdi:
“1853-1856 yılları arasındaki Kırım Savaşı’nda Kuleli Askeri Lisesi’nin olduğu yer kışlaydı. Osmanlı Devleti, Kuleli Kışlası’na Fransız ve İngiliz askerleri yerleştirmişti. Kırım Savaşı bittikten sonra ise müttefik askerleri, Kuleli Kışlası’nı boşaltacaktı. Ancak boşalttıkları sırada büyük bir yangın çıktı ve kışla tamamen yandı. 1856 yılında Kuleli’nin yeniden yapılması için ünlü Ermeni mimar Garabed Amira Balyan hazırladığı projeyi Padişah Abdülmecid’e sundu ve proje kabul edildi. 1856-58 yılları arasında yapılan yeni binada ise kuleler dikkat çekiyordu. Yani yangından önceki dönemde Kuleli Kışlası’nın kuleleri yoktu.”

ŞANLI YUVA BİRÇOK ÜNLÜ İSİM YETİŞTİRDİ

“Mevcut durumda Somali, Moğolistan, Kırgızistan, KKTC, Afganistan, Arnavutluk, Azerbaycan, Kazakistan ve Gürcistan'dan gelen öğrencilerin de eğitim aldığı okulda öğrencilerinde görüşleri incelenmektedir. Okul öğrencilerinden bazıların verdiği röpörtajlar şu şekildedir;
Okulun 12. sınıf öğrencilerinden Kağan Tekin İçöz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, subaylığın en büyük hayali olduğunu belirterek, “Hayalimi gerçekleştirmek için Kuleli Askeri Lisesi'ne geldim. Burada normal derslerin yanında yabancı dil ve fiziki eğitim alıyoruz. İngilizcemiz burada çok iyi seviyelere gelirken, ikinci yabancı dil olarak Almanca öğreniyoruz. Hepimizin fiziki yeterliliği de üst düzeyde. İleride başarılı bir subay olarak hem okulumuzu hem ülkemizi temsil etmek istiyoruz” diye konuştu.
Lisenin 12. sınıf misafir öğrencilerinden Kırgız Kutmanbek Nisanbaev ise askeri lisede eğitim aldığı için mutlu olduğunu dile getirerek, “Asker olmak istiyordum. Bu tür bir seçenek olduğu için kaçırmak istemedim. Burada Türkçe ve İngilizce'yi iyi seviyede öğrendim. Ülkeme döndüğümde iyi bir asker olarak hizmet etmek istiyorum” dedi.” 
“26. Genelkurmay Başkanı, İlker Başbuğ, Dermatolog ve Bilim adamı Hulusi Behçet, 25. Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, İstanbul Muhafızı Cemal Paşa, Futbolcu Abdullah Çevrim, Yazar Fazıl Hüsnü Dağlarca, Mareşal Fevzi Çakmak, 11. Genelkurmay Başkanı  Ragıp Gümüşpala, 4.Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, Aktör, Ressam, Yönetmen Remzi Aydın, Osmanlı İmparatorluğu Doğu Ordusu Komutanı(Korgeneral) ve Politikacı Kâzım Karabekir, Yazar Tahir Tamer Kumkale, Hümanist, Yazar Aziz Nesin, Savaş Pilotu, Diplomat ve Yazar Irfan Orga, Osmanlı Mareşali Gazi Osman Paşa, Politikacı, Asker ve Yazar Osman Pamukoğlu, Yazar Ömer Seyfettin, 5. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, Hava Kuvvetleri Komutanı İrfan Tansel, Savaş Pilotu Cengiz Topel, Asker ve Politikacı Alparslan Türkeş, Güreşci Tayyar Yalaz, Seyahat uzmanı, Gezi yazarı ve Turist rehberi Şerif Yenen gibi tanıdık isimleri de yetiştirdi.” 
“Şanlı Yuva" olarak da adlandırılan Kuleli Askeri Lisesi, İstiklal Savaşı'nda verdiği 88 şehitle "İstiklal Madalyası" alan birkaç eğitim kurumundan biri olma özelliğini taşıyor.”

KAYNAKÇA

ÖZ, Hasan Fehmi, Üsküdar’da Bir Askeri Okul Kuleli Askeri Lisesi, Üsküdar Sempozyumu Bildiriler II. Cilt I, İstanbul, Mart 2005.
Komisyon, Dünden Bugüne Kuleli Askeri Lisesi, Kuleli Askeri Lisesi Matbaası, İstanbul, 2007.
Komisyon, DİA. İslam Ansiklopedisi Cilt 26. Ankara, 2002.
Komisyon, Kuleli Askeri Lisesi Broşürü.
MAZILIGÜNEY, Levent, Tarihi Bir Binada Deprem Güçlendirmesi Projelendirme Uygulaması (Kuleli Askeri Lisesi Örneği), Ankara.
http://yereltarih.tr.gg/Yerel-Tarihin--Oe-nemi.htm.
http://www.haberturk.com/kultur-sanat/haber/656443-kulelinin-eskiden-unlu-kuleleri-yoktu. 08 Ağustos 2011 Pazartesi, 09:57:15Güncelleme: 10:00:27.
https://en.wikipedia.org/wiki/Kuleli_Military_High_School.
http://www.ensonhaber.com/kuleli-askeri-lisesinden-ozel-kareler-2015-04-22.html, 22.04.2015 - 16:54.
"1945'te Nürnberg'te görüştüğüm Alman generalleri arasındaki ortak kanı Manstein'ın sahip oldukları en iyi general olduğu ve başkomutan olarak onu görmeyi istedikleridir. Görünüşe göre o, operasyonel ihtimaller hakkında çok iyi bir sezgiye ve eşit derecede iyi çarpışma yönetme becerisine sahipti. Aynı zaman da tankçı olarak yetişmeyip de mekanize birliklerin potansiyelini onun kadar iyi görebilen başka bir general de yoktu. Kısacası o askeri bir dehaya sahipti."

B.H.Liddell Hart