Gönderen Konu: Ben Japon değilim!!! (Sıradan Bir Kore Hikayesi) (Hyang'ın Yolu) (Anketli)  (Okunma sayısı 24421 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı FANBOY

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Oyun Bilgileri


Ülke: Kore
Başlangıç Tarihi: 1444
Versiyon: v1.5.1 (Extended Vanilla Experience modu yüklü)
Yapılan Değişiklikler:
-Bitiş tarihi 01.01.2000'e uzatıldı. (O kadar oynayacağımdan değil ama insan uzatıyor işte.)
-Vassalların komşu bölgelerde claim oluşturulmasına izin verildi. (Vassal beslemeyi çok kullandığımda kendimi kötü hissediyorum ama komşusu olduğu aynı millete sahip bölgeyi vassalına satmak çok rahatsız edici durmaz herhalde. -kaldırılabilir-)
Hile: Asla.
Ayarlar: Zorluk normal. Şanslı devletler kapalı. Rastgele yeni dünya kapalı. (EVE modu izin vermiyor.)
Süre: Oyunu, keyifsizleştiği yere kadar oynamayı düşünüyorum. Belki son bir anket yapılabilir.

__________________________________________________________________________________________________________________

Bölümler

Do Yi, Kaybolmuş Kral


Hyang Yi, Tam Olmamış Kral



Bokseong Yi, Henüz Açıklaması Olmayan Kral
__________________________________________________________________________________________________________________

Gerçekten sevdiğiniz, kaliteli bir televizyon dizisinin haftalık bölümünü bekler gibi beklemiyorsanız gözükmeyin gözüme.
__________________________________________________________________________________________________________________
« Son Düzenleme: 20 Şubat 2017, 23:23:33 Gönderen: FANBOY »

Çevrimdışı Snykdel

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2306
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ben Japon değilim!!! (Sıradan Kore hikayesi)
« Yanıtla #1 : 20 Mayıs 2014, 16:43:31 »
Başarılar.

Çevrimdışı unonimus

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2576
  • Kinoshita Hideyoshi
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ben Japon değilim!!! (Sıradan Kore hikayesi)
« Yanıtla #2 : 20 Mayıs 2014, 16:49:49 »
Başarılar.

Ben de Japon değilim!!!

Çevrimdışı labo77

  • Sipahi
  • *
  • İleti: 694
  • Alparslan Türkeş
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ben Japon değilim!!! (Sıradan Kore hikayesi)
« Yanıtla #3 : 20 Mayıs 2014, 20:03:29 »
Aaaa Japonlarıma laf etme onlar pasifiğin anasını ağlattı :) neyse başarılar bende bi ara yazmıştım koreyle Ming'e dikkat et  :D

Çevrimdışı Miltiades

  • Ağır Süvari
  • *
  • İleti: 3134
  • Miltiades
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ben Japon değilim!!! (Sıradan Kore hikayesi)
« Yanıtla #4 : 20 Mayıs 2014, 20:12:12 »
İyi bir hikaye olur da sürekli okuruz.

Çevrimdışı erman95

  • Tımarlı Sipahi
  • *
  • İleti: 339
  • Mareşal Erwin Rommel
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ben Japon değilim!!! (Sıradan Kore hikayesi)
« Yanıtla #5 : 20 Mayıs 2014, 20:31:22 »
Başarılar umarım uzun soluklu bir hikaye olur.

Çevrimdışı yns139

  • Azab
  • *
  • İleti: 18
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ben Japon değilim!!! (Sıradan Kore hikayesi)
« Yanıtla #6 : 20 Mayıs 2014, 20:35:11 »
Başarılar umarım uzun soluklu bir hikaye olur.

Çevrimdışı mojo.reyiz

  • Azab
  • *
  • İleti: 48
  • Ein Volk, ein Reich, ein Führer
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ben Japon değilim!!! (Sıradan Kore hikayesi)
« Yanıtla #7 : 20 Mayıs 2014, 21:20:01 »
inşallah iyi bir hikaye olur
"Ne mutlu Türk'üm diyene!." Mustafa Kemal Atatürk

Çevrimdışı FANBOY

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ben Japon değilim!!! (Sıradan Kore hikayesi)
« Yanıtla #8 : 21 Mayıs 2014, 01:02:11 »
Başlamadan Önce

Beni bilen bilir beyler. Koskoca asyada aklı başında tek adamım. Bazen durup düşünürüm napıyorum burada diye ama çaresizim. Gidicek bi yerim yok. Değerimi de kimse bilmiyor. Bazen çıkar sokak sokak gezerim başkenti. Kimse de bak kral geliyo bi saygı gösterelim bi eğilelim sevinsin garibim demez. Başta tanımıyorlar sanıyordum. Ama öyle değilmiş. Bilmiyorum tipimle alakalı heralde fazla sert bi insan değilim. Ciddiye almıyorlar beni.
Sert bi insan değilim ama iş bizim oğlana gelince değişiyor. Aman yüce konfüçyus. Ben böyle bi çocuk görmedim. Çocuk dediğime de bakmayın 29 yaşında ama hala bi halta yaramıyor.



Geçen gün gittim oğlanın yanına dedim gel çıkalım şu saraydan bi halka karış bi insan yüzü gör, 15 senedir şu koreli kızların yanındasın nasıl çıkıcaksın bu kafayla tahta. Nasıl yöneticeksin oğlum koskoca ülkeyi, dedim. Bi an babalık yanım ağır bastı, duygulanır gibi oldum. Oğluma nasıl kral olunucağını öğreticektim. Gözümden bir damla yaş süzülürken oğlumun 'yeağğ baba yağğ' dediğini duydum. Vurdum ağzına iki tane tutup fırlattım odasından dışarıya. Düş önüme sinirimi bozma benim!

Neyse tam saraydan çıkıcaz birden baş danışmanım koştura koştura geldi yanıma. Oğluma çaktırmadan bi bakış attım takip ediyor mu diye. Sordum 'Ey danışman bilmem gereken birşey var mı? Neler oluyor ülkede? 'Bugün 11 kasım' dedi. Bi afalladım noluyor diye. Başka bişey var mı diye sorunca da 'yok nolsun ya' dedi. Oğlumun kolundan çektim bişey demeden yürümeye başladım. Arkadan 'BİNDÖRTYÜZKIRKDÖRT' diye bağırdığını duydum. Olmaz olsun böyle danışman.


Saraydan çıkınca yöneldim ordugaha. Severim askerleri. Çakı gibi olurlar ne dersen emredirsiniz derler fazla düşünmez fazla konuşmazlar. Yada belki sadece kore askeri böyledir bilmiyorum. Yürürken oğluma dedim 'ordu bir devletin en önemli kısmıdır. zor zamandayız oğul her taraf düşman dolu bir dostumuz yok. ordumuzdan başka güvenicek birşeyimiz var mı söyle bana?' o kadar konuştuktan sonra bilmem var mı diye cevap verdi ya o an pes ettim ben.

Başkent dediğime bakmayın köy kadar bi yer 2 dakikada gittik ordugaha. Sağa sola bakınayım neler var yok derken kan beynime sıçradı. Çağırdım en yakındaki subayı bağırdım 'bu atlar ne lan bu kadar?' Ordumuzun süvari bölüğüymüş. Tam 2bin tecrübeli atlı asker düşmanlarımızın korkulu rüyasımıymış. Onu geç ne kadar ödüyoruz biz bunlara aylık dedim. 1.1 duka dedi. Aman yarabbi zaten bizim gelirimiz kaç duka. Dağıttırdım hepsini. İstemiyorum ben ordumda böyle atlar matlar.


Oğlan biraz gezindi ordugahta. Atlarla oynadı bikaç askerle muhabbet etti. Bikaç kere garip garip hareketler yapmaya çalışırken yakaladım. Sanırım askerlerden taktik öğrenip kızlara hava atmaya çalışıcak kerata. Yine bişey demedim tuttum kolundan çıktık. Biraz mutlu görünüyodu hava değişikliği iyi geldi galiba. Şimdi nereye gidiyoruz, dedi. Gözümü ufuktan, henüz batmaya başlamış güneşten ayırmadan derinden gelen bir sesle 'Limana... Donanmayı ziyaret edeceğiz' dedim. Kendimden etkilendim... Garip.

Se Heo derler, donanmamızdan sorumlu bi kaptan vardır. Aslında kaptan değil. Gemi ustası. Hatta gemi ustası da değil bildiğin marangoz. Geçen iki gemi yaptıralım dedik koskoca ülkede bi usta bulamadık. Birisi bu adamı kolundan tutup getirmiş sağolsun iki gemi yaptı. O günden beri de limandan ayrılmıyor. Garip bi adam. Bazen gelip ekmekle su veriyorum. Neyse geldi yanıma 'Kralım, naval force limitimizde boşluk var daha fazla gemi inşa edebiliriz' dedi. Pek bişey anlamadım ama çaktırmadan kaç tane diye sordum. Sorurken de umarım alakasız bi soru sormamışımdır diye bekledim. '3 tane kralım. 60 dukaya tam 3 tane gemi yapabiliriz. Bu gemiler deniz ticaretimizi korumamızda çok yardımcı olacak.' 3'ü duyduktan sonrasını dinlememiştim. İçimden oh rezil olmadık yine diyip 60 dukayı verdim adamcağıza.


Oğlum bana dönüp 'babacım süvarilere vericek paramız yok ama 3 tane gemiye 60 dukayı nasıl veriyoruz' diye sordum. Afalladım. Senin aklın ermez oğlum zamanı gelince öğrenirsin gibi şeyler söyleyip geçiştirmeye çalıştım ama aklıma takılmıştı artık. İçimde bi burukluk oluşunca emir verdim. Kalan son 11 dukamızın 10'uyla bin kişilik yeni bir piyade bölüğü yetiştirecektik.

(SS'ye gerek yok bildiğin 1bölük asker yetiştiriyoruz işte)

İç ve Dış İşlerin Ortak Halledildiği Bakanlık'ın önüne geldik. Oğlum dedim herşey savaş değildir. Sadece savaş kazanarak bir ülkeyi yönetemezsin. Gerektiği yerde müttefik edinmelisin, gerektiği yerde halkının sesine kulak vermelisin. Buradaki adamlar sana bu konularda yardım ederler. Destur çekip girdik içeriye. Girişte adını bi türlü öğrenemediğim yaşlı bi danışmancı amca karşıladı beni. 'Kralım sizin için müthiş bir görevim var ne zamandır böylesi denk gelmemişti' dedi. Kızıp bağırıcaktım ama o kadar samimi ve rahattı ki sanki böyle konuşmasında sorun yoktu. Bişey demeden dinlemeye başladım. 'MİNG'LEN MÜTTEFİK OLCAZ' diye bağırdı.


İyi dedim olalım napalım almışsın görevi artık. Ben bunu der demez uzaktan iki tane adam üzerime koşturmaya başladı. Birbirlerine çok benziyorlardı, ikizler sanırım. Aman ne bileyim belki değillerdi herkez birbirinin aynısı bu ülkede. 5 metre kalınca durup eğildiler sürüne sürüne önüme geldiler. Tamam saygı görmek istiyorum da bu kadarı fazla be. Sonradan öğrendim işe yeni başlamışlar bi bikaç aya eser kalmadı zaten saygıdan da. Neyse bu adamlar diplomatmış. Koskoca ülkenin sadece 2 diplomatı varmış ve bula bula bunları bulmuşuz. Biri dedi Ming'le kraliyet evliliği yapalım. Gelecekte oluşturacağımız iyi ilişkiler sağlam bir temele dayanmış olur. Ben daha cevap veremeden oğlan atladı 'TAMAM OLUR BEN HAZIRIM!' İyi olsun hadi gönderin teklifimizi dedim. İkisi birden gitmeye başladılar. Biriniz gidin olum 2. napıcak boşu boşuna yol yürümesin hem siz yolda hep hazine parası yiyosunuz, diye çıkıştım. Teki devam etti diğeri geldi yanıma ben boş kaldım napayım hangi ülkeye gideyim, dedi. Ne bileyim napar ne eder bu adam. Yanlış bişey yapıp koskoca ülkenin itibarını bozmasın. Takıl kafan göre ama çok büyük işlere bulaşma, dedim. Gitmiş Manchu'nun Khanka şehrinin Kore Devlet'ine ait olması gerektiğini herkese yaymaya başlamış. Keşke göndermeseydim. Adamlar yanlış anlayacak.


Bakanlıktan çıkmadan önde İç İşleri Bakan'ı kesti yolumuzu. Kore için yapmayı planladığı projeleri uzun uzun anlatmaya başladı. Sen iyisini bilirsin takıl kafana göre diyip gönderdim adamı. Halletmiş bişeyler.


Hava iyice kararmaya başladı. Oğlana hazineyi göstermeden, defterdarla tanıştırmadan geri dönmemeliyiz. Hızlı adımlarla yola koyulduk. Birden aklıma takıldı. Biz neden hızlı yürüyorduk. 200 metre ileride işte hazine. Hay kafama. Neyse girdik içeri defterdar sinirli, suratı kıpkırmızı olmuş. Hayrola diye sordum. Konuşmadan hazine odasının kapısını açtı. Koskoca odanın ortasında 1 düka duruyordu. 'Hal bu' dedi yaşlı defterdar. Birden kendimi sorumlu hissettim 'Sıkma canını defterdarcım' diye başladım söze. Ticaret yaparız, vergi toplarız. Bak yeni gemiler yapıyoruz. Gelirimiz daha da artacak. Sen üzülme be cigerim, dedim. Yaşlı gözlerle bana baktı yanağından iki damla süzülüyordu. Yetmez ki, dedi. Giderimiz çok fazla, askerin maaşı belimizi büküyor. Dert ettiğin şeye bak, kestim askerin maaşını yarıya.Paraya para demeyeceğiz bikaç yıla. Sevindi garibim. Ama değdi mi bilmiyorum. Subaylar çok sorun çıkartacak. Yada çıkartmaz la mal onlar. Anlamazlar bile.


Bu kadarını ben bile beklemiyodum. Herkes yastık altı yapıyormuş paraları. Sessiz sakin çıktık oradan. Yavaşça dönüyoruz sarayımıza. Oğlum, babasıyla beraber bir gün geçirmekten mutlu. Ben de mutlu gibiyim biraz. Bilmiyorum. Aslında o kadar da kalas biri değildir belki? Subayın biri karşı kaldırımdan bağırıyor o sırada 'Ulufeleri kesmişsin be paşam, bi yanlışımızı mı gördün???' Başımı öne eğip adımlarımı hızlandırdım, duymamış gibi davrandım. Ulan koskoca kralız düştüğümüz duruma bak. O kadar adama da ayıp oldu. Neyse gönüllerini alırız bir ara.


Kraliyet odama girip hasır yatağıma yatıyorum. Kafamda deli sorular. Bilmiyorum nolacak bu ülkenin hali, nolacak benim halim?
« Son Düzenleme: 21 Mayıs 2014, 13:34:31 Gönderen: FANBOY »

Çevrimdışı Avicenna

  • Tımarlı Sipahi
  • *
  • İleti: 461
  • In God is Our Trust !
    • Profili Görüntüle
Çok iyi.Uzun zamandan sonra bu kadar keyifli bir hikaye okudum.Umarım devamı gelir.

Çevrimdışı barkardes

  • Sekban
  • *
  • İleti: 1599
  • Fakirin Fekeresi
    • Profili Görüntüle
Çok güzel ve yaratıcı olmuş.Devamını beklerük!

Çevrimdışı yns139

  • Azab
  • *
  • İleti: 18
    • Profili Görüntüle
Çok güzel ve yaratıcı olmuş.Devamını beklerük!

Çevrimdışı Snykdel

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2306
    • Profili Görüntüle
Güzel ve farklı olmuş.

Çevrimdışı morfo35

  • Müsellem
  • *
  • İleti: 76
  • Baykuştur o baykuş :p
    • Profili Görüntüle
Gerçekten güzel ve yaratıcı olmuş  :)
Takip >>>

Çevrimdışı FANBOY

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Spoiler vermek istemiyorum ama şu an oyun çok heyecanlı bi noktaya geldi. Tarih 1 ocak 1485. Hikayede ne zaman oraya gelirim bilmiyorum. Bi süre daha oynamaya devam edip daha sonra sadece yazmaya odaklanmayı düşünüyorum. Belki Ming'i hallettikten sonra  :D

Neyse beyler, birazdan ilk bölümü yazmaya başlıyorum. Hazırda bekleyin bikaç saate yayınlarım.
« Son Düzenleme: 21 Mayıs 2014, 19:25:30 Gönderen: FANBOY »

Çevrimdışı FokluGeneral

  • (Hermann Fegelein)
  • Sekban
  • *
  • İleti: 1051
  • Bülent Ecevit (1925-2006)
    • Profili Görüntüle
Bence oynadıktan sonra hikayeyi yap

Çevrimdışı FANBOY

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Ah şu Ming yok mu!!

Günlerdir çıkamıyorum saraydan. Maaşlarını kestiğimden beri subaylar çok değişti. Bazen geceleri penceremin altında toplanıp laf atıp atıp gidiyolar. Dün gece de bikaç kere cama taş atıp kaçtılar. Bu düzensizlikten rahatsızım. Az önce baş danışman odamdaydı. Orduyu güçlendirmek için planladığım projeyi anlattım ve gerçekleştirmesini istedim.

8 ay boyunca hazineye gelen tüm milli gelir doğruca orduya aktarılacak ve sene sonuna kadar 4 bin asker hizmete alınacaktı. Sene sonuna kadar 11bin kişilik ordumu hazır görmek istiyorum. Başkentte geçit töreni falan yaparız bari halka karşı bi karizmamız olsun.

Çok geçmedi içeriye diplomatçı çocuk girdi. Hangisi hala bilmiyorum ama Ming'ten geldiğini söyledi. Çaktırmadım. Cevapları neymiş diye sordum. 'Valla kralları şeker gibi bi insan. Düşünmeden tamam dedi en büyük kızını paket yaptırıp gönderdi benle. Kız aşşada bekliyo.' dedi. Bu sefer garipsemedim bile alışıyor muyum noluyo anlamadım.

Ama müttefik olmaya pek gönüllü değiller, diye devam etti. Gücümüzden şüpheliymişler. Ulan 2 atlıyı dağıttık diye mi oluyo hep bunlar. Ben napsak ne etsek diye düşünürken 'İlişkileri geliştireyim mi? Çok güzel geliştiririm, 2 seneye kalmaz onlar senin kapına gelirler.' dedi. Nasıl geliştiricen, napıcan oğlum, öyle saçma şey olur mu diyecektim az daha. Vazgeçip iyi hallet sen diye gönderdim. Başımdan gitsin de nereye giderse gitsin manyak.



Diplomatçı çocuk odadan çıkınca camdan bakayım bi, kız nasıl bişeymiş göreyim dedim. Bizim oğlanı kızın yanında yakaladım. Bu çocuk ne zaman sakinleşicek bilmiyorum. En iyisi görmezden gelmek. Aslında artık saraydan çıkma zamanı gelmiştir belki. Limanı ziyaret etsem fena olmaz.

Askerlerin dik dik bakışları altında limana kadar başım öne eğik yürüdüm. Paranın gözü kör olsun. Şunların maaşlarını ödeyebilsem de kurtulsam.

Limana geldiğim gibi tüm gün korumaya çalıştığım sakinliği kaybettim. Bizim marangoz Se Heo kafasında kaptan şapkası çıkmış gemilerin tekine sağa sola emir verir gibi yapıyor. Kim çıkardı bunu buraya sizin kaptanınız yok mu diye bağırdım. Son çıktıkları seferde Japonya'da bi limana uğramışlar. Kaptan kıyıya çıkmış ki çıkış o çıkış. Bi daha kaptanı bulamamışlar. Herkes birbirinin aynısı onlar da haklı tabi. Neyse en azından Se Heo maaş falan istemez karın tokluğuna çalışır. Belki daha iyi olmuştur kim bilir.



Günler hızlı geçiyor. Başdanışmanım bugün ilk kez doğru düzgün bir rapor verdi. Son 1 sene boyunca yapılan çalışmalar sonunda 3 gemi ve 5 bin kişilik piyade bölüğü hizmete girmiş. Sanırım tahtta geçirdiğim onca yıldan sonra yaptığım adam akıllı tek iş bu.


Bu diplomatlar bi gün benim başıma dert olucaklar gibi duruyor. Kafalarına göre işler yapıyorlar. Benden uzak olsunlar derken yanlış mı yapıyorum acaba?


Yok yok tövbe. Çocuk 2 yıla Ming gelicek kapına dediğinde inanmadıydım. Nasıl yaptıysa halletmiş bi şekilde koparmış müttefikliği. Benim canımı sıkan görevci dede oldu bu sefer. İyi iş başarmışsın, sen benim sözümü dinle görevlerini yap bak daha neler olucak görüceksin, dedi. Eh be dedecim senin yaşına saygım olmasaydı boynunu vurdururdum ama neyse. Koskoca kralım lan bana görev vermek kimin haddine.


Bu sabah Manchu'da takılan diplomatçı çocuk geldi yine yanıma. Abi ben çok kötü bişey yaptım sana söylemem lazım, dedi. Bu aralar bunlarla çok zaman geçiriyorum baya da samimi olduk. Derdini anlatıcak sanıyordum. Kerata bizi Manchu'yla yüz göz etmiş. Yanıma gelmeden önce Haixi'de köy kahvesinin tekindeymiş. Cuma sonrası kahve kalabalıkken bu başlamış bağıra bağıra konuşmaya, buralar şöyle Kore'nin olacak böyle Kore'nin olacak diye millete laf atıyormuş. Sonunda adamlar dayanamamış sınırı geçene kadar taşlaya taşlaya kovalamışlar çocuğu. Yine teselli etme işi bana düştü. Sen dertme evladım, al yanına üç-beş adam tekrar git napıyosan aynen devam et. Bak koskoca kral arkanda, korkma sen gerekirse ordumuzla geliriz evelallah, dedim sevine sevine gitti çocuk. Olaylı günler bizi bekliyor ama hadi hayırlısı.


Kore küçük, durmadan aynı insanları görüp duruyorum. Se Heo geldi yine bugün yanıma. Deniz havası yaramış adamcağıza. Biraz da bronzlaşmış sanki. Dedi, abi bak görüyosun bu işte ekmek var çok şükür, e hazinede para da var, var gel sen şu kadırgaların 4'ünü yıkalım yerine yapalım mis gibi daha büyüklerini. Kaç para ulan 4 gemi, dedim. Sırıta sırıta 80 düka diye cevap verdi. Bu adamın gözü açıldı, bize çok fena kilitliyor gibi geliyo bu gemileri ama yapıcak bişey yok elimiz mahkum.


Se Heo yanımdan ayrıldıktan sonra görevci dedeyi gördüm uzaktan. Yanıma geldiği gibi selam vermeden konuşmaya başladı. Manchu'daki olayı duymuş. İyi yapmışsın çocuğa destek çıkmakla ama yetmez, al yeni görevin bu, halletmeden gelme yanıma, dedi. İyice sinirime dokunmaya başladı bu adam.


Kore halkı garip, nerede olay var nerede dedikodu var herkes merak içinde. Bu kadar gerginlik olur da halk duymaz mı. Çok uzatmayın sakin olun beyler dedim ama dinleyen kim.


Sanırım Manchu'nun derdi başka. Bizi dikkate bile almıyorlar. Sen git Moğol Hanlığı'na savaş ilan et. Olur iş değil vallaha. Acaba onlar savaşırken bir de ben mi çıksam ortaya. Bikaç savaşa girer gibi yaparım yeter. Şu Korelilerin gözünde bi değerim olsun istiyorum artık.


Ben bu Manchu işini ciddi ciddi düşünmeye başladım. Ama aceleye getirmemek lazım. Ne kadar danışman varsa çağırdım hepsini saraydaki oturma odasına. Aldım oğlumu sağıma. Koskoca ülke birleşip ciddi bi plan yapamayacak mıyız? Onu bari yapalım artık.

Raporlara baktım, ülkede işler iyi gidiyor gibi. 4 yeni gemi filomuza katılmış ticaret yollarında kol geziyor. Paranın anasını ağlatıyoruz.



Yine de yetmez. 4 kadırga daha yıkıldı ve 4 hafif geminin inşaatına başlandı.


Ekonomik olarak hazırsak ve donanmamız sağlamsa geriye sadece ordunun eksikliklerinin kapatılması kalıyor. Ama hala askerlerin gönlünü alabilmiş değilim. Eski maaşları neyse aynen ödenmeye devam edilsin, diyorum. Daha odadakiler yeni duymuşken birden gürültü kopuyor. Şehrin her tarafını sevinçten bağırarak koşturan askerler kaplıyor. Ben bu adamlardan korkmaya başladım. Çıkıyorum sokağa önüme geleni kolundan tutup sıraya sokuyorum. Sonra alıyorum 11binini de başlıyorum Manchu sınırına yürümeye. Bu fırsat kaçırılmamalı.

(Bu arada bilmeyenler için, benim adım Do Yi. Çok da kaliteli bi generalimdir aynı zamanda.)


Sınıra gelince duruyoruz ve daha ötesine bakıyorum. Alabildiğin her yer Manchu'lu köylülerle dolu. Ellerinde taşlarla bekliyorlar. Bu diplomatçı çocuk baya sinir etmiş galiba garibanları.


Son bir şey!!! Unutmuş olmalıyım ama iyi ki sınırı geçmeden önce hatırladım. Diplomatçı çocuğu çağırtıyorum yanıma. Bi koş sor bakalım Ming İmparatoru bu savaşta bize yardımcı olacak mı? Koşturarak yola koyuluyor. Arkasından bağırıyorum: Kibarca sor!!!


Tam beklemekten sıkılmışken uzaktaki tepeden birinin yavaşça yaklaştığını görüyorum. Yaklaştıkça netleşiyor. Çocuk bildiğin üzgün, başı öne eğik, ayaklarını yere sürte sürte geliyor. Yanıma geldiğinde duruyor. Göz göze geliyoruz. Konuşmuyorum...

Şeker gibi kalbi olan Ming İmparatoru savaşa karşıymış. Bizi yakın olarak görüyorlarmış ama yine de kan dökmeye yetmezmiş. Bu yokuşun inişi de var canım Mingcim. Görüşücez seninle. Ama şimdilik....

Şimdilik bu iş burada bitiyor.

Çevrimdışı yns139

  • Azab
  • *
  • İleti: 18
    • Profili Görüntüle
Güzel bölüm. Devam  :popcorn:

Çevrimdışı erman95

  • Tımarlı Sipahi
  • *
  • İleti: 339
  • Mareşal Erwin Rommel
    • Profili Görüntüle
Yazış tarzını beğendim devam  tbrk*

Çevrimiçi ALERHATE

  • Lord of The Warriors
  • Sekban
  • *
  • İleti: 1179
  • Misak-ı Milli
    • Profili Görüntüle
Großdeutsches Reich - Lebensraum für Deutschland (NAB) - (AAR)
United States of America - Democracy Protector of the World (AAR) 14. BÖLÜM 1. KISIM YÜKLENDİ

Akıllılar dövüşmeden önce kazanırlar, cahiller kazanmak için dövüşürler. - Zhuge Liang
Acı çekmek, ölmekten daha çok cesaret ister. - Napoléon Bonaparte
Ancak, kendi kendini idare edebilen akıllı insanlar hürdür. - Horace
Acının ödülü tecrübedir. - Eshilos

Çevrimdışı Snykdel

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2306
    • Profili Görüntüle

Çevrimdışı Avicenna

  • Tımarlı Sipahi
  • *
  • İleti: 461
  • In God is Our Trust !
    • Profili Görüntüle
Çok iyi.Bekliyoruz yeni bölümü.

Çevrimiçi Wayfear

  • VIC2
  • Bölüm Moderatörü
  • *
  • İleti: 2396
  • Galaksiler fethedilmeyi bekleyen hazinelerdir
    • Profili Görüntüle

Çevrimdışı FANBOY

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Bugün biraz keyifsizim, bölümü yazsam da pek güzel bişey çıkacağını sanmıyorum. Yeni bölüm yarın paylaşılacak.

Çevrimdışı samuray ahmet

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 238
  • Mirajane-Devil Form
    • Profili Görüntüle
Takip!  :popcorn:

Çevrimdışı FANBOY

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Manchu'lu Günler

Aylardır sınırda bekliyoruz. Ah şu Ming destek verseydi, şimdiye başkentlerindeydik. Kampta gezinirken bikaç subayın ateş etrafında toplanıp tartıştığını gördüm. Onlar da gücümüzden şüphe etmeye başlamışlar. Neden hala savaşa girmediğimizi bilmiyorlar. Benim istediğim kesin ve ezici bir zaferdi. Savaş başladığı gibi bitmeliydi. Bir anlığına bile olsa ilerleyişimizin yavaşlamasını, fazladan kan dökülmesini istemiyordum. Ama bunu anlatmak zor.

Ben bir süre daha burada duracak gibiyim. Peki ülkeyi kim yönetiyor merak mı ediyorsunuz? Nasıl bir cesaret bilmiyorum ama oğluma bıraktım. Duyduğu an gözleri parladı keratanın. Umarım geri döndüğümde sarayımı yerinde bulabilirim. Aslında yapacak pek birşeyi yok. Halleder diye umuyorum.

Çok geçmeden oğlumdan bir ulak geliyor. 4 geminin de inşaası bitmiş ve Se Heo'nun filosuna katılmışlar. Bu marangoz aslında iyi iş yaptı.



Ah evet söylemeyi unuttum. Koskoca ülkeyi oğluma hemen bırakıcak kadar aptal değilim. Buraya gelmeden önce 2 yeni danışmanı işe almıştım. İşlerini iyi yapacaklarından şüphem yok. Tek sorun maaş istemeleri!!! Maaş isteyen danışman mı olur konfüçyus aşkına.


Diplomatçı çocuk inat etti. Geri döndükten birkaç gün sonra tekrar Ming'e gitmişti. 'Ben bu işi halletmeden dönmeyecem ağam' dedi giderken. Başarabileceğini sanmıyorum ama elleşmedim hiç.

Ming'ten birkaç haber geliyor. İç açıcı değil ama yine de gelişme diyelim.



Donanmamızda ilerleme var! Yakında pasifiğin en büyüğü olacağımız kesin. Tek istediğim bu donanmayı bir de savaşta test etmek. Doğru yolda olduğumuzdan emin olmalıyım.


Bu kampı kuralı 2 yıl oldu. Hayatımın 2 yılını harcadım bu kadar adamın içinde. Artık beklemenin gereği yok. Az önce donanmamızdan gelen raporu göz attım. Manchu ordusu Wusuli yakınlarında görülmüş. Son girdikleri savaştan ağır yara aldıkları açık ve kısa zamanda düzeltebilecek durumda da değiller. Tam 2 yıldır beklediğimiz fırsat buydu.


Başkentten son bir rapor istiyorum. Ekonomimizin son durumunu görmeliyim. Savaşın ortasında paramızın bittiğini öğrenmek bizim için iyi olmaz.


Off beee! Şu gelire bak. Beklediğimden de iyi durumda. Diplomatçı çocuğun Ming'ten geri dönmesini istemiştim. Şimdi de Manchu'ya gönderdim. Savaş ilan ettiğimizi söyle, bikaç şekilli cümle kur, onlara acıyormuş gibi bak geri dön, dedim. Umarım kellesini geri göndermezler.


Derhal Wusuli'ye doğru yola koyulduk. Toparlanmaya fırsatları olmadan ezip geçmeliyiz!!!

Bu sırada Manchu'nun başkenti Hinggan'ın, Oiratlıların kuşatması altında olduğunu öğreniyoruz. Biz olmasaydık da bu savaşı kazanacaklarını farkettim. Diplomatçı çocuğu gönderiyorum. Bu savaşa beraber devam etmememiz için bir sebep yok.



Savaşı teknik olarak kazandık. Ama sıra bunu meydanda göstermekte. Wusuli'de düşman birliklerini yakalamayı başarıyoruz. Eksikliklerini kapatamışlar ama iyi organize olmuşlar. Yine de bizim sayı üstünlüğümüz tartışılmaz.


Manchu ordusu yok ediliyor. Yeni birlikler toplamaya başlamışlar ama dert etmeye gerek yok. Geriye sadece uzun sürecek kuşatmalar zinciri kaldı.


Ordumuzu tüm Manchu boyunca yayıyoruz. Eksiklerimiz kapatıldığında 5 kuşatmayı aynı anda yürütüyor olacağız. Manchu 4 bin asker toplamayı başardı. Ve 8 parçalık donanması hala limanı terketmedi. Belki birkaç büyük savaş görebiliriz.


Manchu ordusunun sayıları 6bini buluyor!! Savaşı kaybetmeyi henüz kabul etmiş değiller. Hinggan'a doğru yola çıktıklarını haber alıyoruz. Artık harekete geçme zamanı. Müttefiklerimize yok edilmeden önce ulaşmalıyız.


Yakınlarda destek için getirebileceğimiz başka bir ordu yok. Sayılarımız neredeyse eşit. Belki birkaç yüz adam daha fazla olabilirler. Ama benim korkutan şey süvarileri. 2 bine karşı 0!!! Atlılarımı dağıtmamalıydım... Dağıtmamalıydımmm!!

En azından müttefiklerimize tam zamanında yetişiyoruz. Ordular karşılıklı tepelerde mevzi almış durumda. Buradan tüm Manchu ordusunu görebiliyorum. Tabi ki onlar da bizi görüyor. Taktik kullanma veya hile yapma şansımız yok. Lanet olsun tundra iklimine. İki ağaç bile yok ki gölgesinde durayım.

Savaştan önce Manchu komutanıyla görüşüyoruz, karşılıklı iki tepenin tam ortasında, geniş düzlükte. Kuşatmayı kaldırıp geri çekilmemizi istiyor. 'Olur mu öyle şey cigerim, o kadar yoldan gelmişiz burdan geri dönmeyiz.' diyorum. Sen sus Japon, diye çıkışıyor. İyi de ben Japon değilim ki? Bu görüşmeden birşey çıkmayacağı kesin. Atlarımıza binip mevzilerimize geri dönüyoruz.

Savaş öncesi her yer sessiz. Manchulularla karşılıklı bakışıyoruz. Bikaç kere hareket çekiyorum, uzaktan ne yaptığımı anlamıyorlar. Ama sessizlik bozulacak gibi, Manchulu komutan askerlerinin önünde bir sağa bir sola koşturuyor. O ne saçma bir harekettir ya. Noldu şimdi askerin havaya mı girdi, daha mı iyi savaşacak?

En sonunda atıyla kendi yerine döndüğünü görüyorum. Kılıcını bize doğrultup bağırıyor ama sesi buraya çok cılız geliyor: Japonlara ölüm! Ve arkasından sanki tek bir yürek olmuş gibi tüm Manchu ordusu tepeden aşağıya süzülmeye başlıyor. Duyuyorum ama emin olamıyorum. Herkes birbirine bakmaya başlıyor, orduya şaşkınlık hakim. Ben de kılıcımı ileriye doğrultup haykırıyorum: BİZ JAPON DEĞİLİZ!!! Atımı dört nala ileriye sürüyorum. Arkamdan yükselen sesleri duyunca daha çok gaza geliyorum. Ama ses azalmaya başlıyor gibi. Ulan ya! Ordudaki tek atlı olduğumu unutmuşum, herkes geride kalmış. Çaktırmadan geri dönüp saflara karışmaya çalışıyorum ama nereye çaktırmıyosun. 6 bin adam bana bakıyor.

Sonunda düzlüğün ortasında Manchulularla çarpışıyoruz. Ama bir savaş bir savaş. Aman büyük konfüçyus, ben böyle birşey görmedim.



Savaş günlerce sürüyor. Moğol Hanlğı'nın, 9bin askeri destek için gönderdiğini öğreniyoruz. Yetişemeyecekleri kesin ama bunu sadece ben biliyorum. Ordumuza verdiği güveni yok etmek istemem.


Bir komutan olarak üzerimdeki sorumluluk büyük ama elimden gelenin en iyisini yaptığımı biliyorum. Ayrıca savunmada olmanın verdiği avantajı da sonuna kadar kullandık. Konfüçyusun izniyle bu savaştan galip ayrılıyoruz.


Kaçan Manchu birliklerini Haixi'ye kadar kovalıyoruz. Ama kovalamasaydık daha mı iyiydi ne? Dağılmış ve kaçan bir orduya karşı bu kadar kayıp verilir mi yav.


Ninguta'da tekrar yakalamayı başarıyoruz. Bu kovalamacanın çok sürmeyeceğini farkediyorlar çünkü kaçabilecekleri başka bir yer kalmadı. Ülkenin doğusu tamamen Kore askerleriyle dolu. Teslim olmayı kabul ediyorlar.


Sanırım başkenti devam eden savaş hakkında bilgilendirmenin zamanı geldi:

Manchu ordusu tamamen yok edildi. Ulaşamadığımız bölgelerde yeni kuvvetler oluşturmaya çalışıyorlar ama faydasız. Onların kaderi de aynı olacak. Başkent kuşatması bitiyor, Hinggan artık Oirat kontrolünde. Khanka limanında demir atmış Manchu donanması hala sorun oluşturabilir, Se Heo'ya hazırda olmasını söyleyin. Yakında şehir ele geçirelecek ve düşman donanmasını, limanı terketmeye zorlayacağız.

Oğlum, gerçek bir kral ordunun nasıl yönetileceğini de iyi bilmeli. Buraya gelip en azından devam eden kuşatmaları görmen senin için iyi olacak. Belki Manchu'lu çetecilerle uğraşırsın. Emin ol, bu savaş fırsatını kaçırırsan daha sonra çok üzüleceksin. Burada kazanabileceğin tecrübelere ihtiyacın olacağı zamanlar yakındır.



Manchu'nun kıyı şeridi Kore hakimiyetine giriyor. Yaşasın büyük Kore!! Zafer sevincini yaşayan orduları, sevinçlerinin içine etmek için yeni kuşatmalara atıyoruz.


Oiratlılar, savaşta oldukça yıprandı ve daha fazla uzatmamaya karar veriyorlar. Bunu yine de büyük bir zafer anlaşması sayıp diplomatçı çocuğu Oirat kralını tebrik etmesi için gönderiyorum. Bu savaştaki yardımları tartışılmaz.


Şartlar yine de Manchu için fazlasıyla ağır. Daha fazla asker toplamak için paralarının olmaması ne üzücü.


Sanxing düşüyor!


Kalan Manchu askerleri bilinmezliğe doğru yürümeye başlıyorlar. Açıkçası korktum. Bu çılgın bir planın ilk parçası olabilir mi? Ya 30 bin kişiyle beraber dönerlerse? Ya yanlarında ejderhalar da olursa? Ya çılgın bir büyücünün yanına gidiyorlarsa ve kara büyü yaptırıp geri dönerlerse? Aman yüce konfüçyus, bu kafirlerden sana sığınırım.


Se Heo'nun, Manchu donanmasıyla Kore Denizi'nde karşılaştığını duydum. Donanmamızın gücünü kanıtlamak için ne müthiş bir fırsat!


Zafer haberi gecikmiyor. Denizlere açılmaktan vazgeçmeyeceğiz, ufkun ötesi bile bizim kontrolümüzde olacak.


Savaş ganimeti olan tek kadırga, Se Heo'ya hediye edildi. Yaptığı tüm hizmetlerin sonunda bunu haketmişti.

Hasar alan gemiler en yakın limana çekilirken kalan gemilerle denizlerdeki ticaretimizi korumaya devam ettik.



Keşişler, tapınakları ve dini görevleri için maddi yardım istiyor. Savaşın tam ortasındayız, ne yazık ki verebileceğimiz tek bir duka bile yok. Sanırım prestij kaybetmeyi göze alacağız. Tabi ki bu keşişlere verdiğim cevaptı. Para içinde yüzüyoruz, deli gibi gelirimiz var. İstesem tapınaklarını altınla kaplatırım. Ama abi ben deli miyim? Niye o kadar emek harcayıp kazandığım parayı tapınağa bağışlayayım. Hem abi bunlar keşiş değil mi? Hani hayatın anlamını arıyorlardı, tüm insanlardan uzaklaşmış doğada tek başlarına yaşıyorlardı. Napıcaklar o kadar parayı?


Manchu'nun askerleri bilinmezlikten geri dönüyor. Neyle karşılaştıklarını bilmiyoruz ama 300 askerlerini kaybetmişler. Ve yine nereden geldiğini bilmediğimiz paralarıyla yeni askerler toplamaya başlamışlar. Gerçekten ne yaptıklarını öğrenmeliyim. Ordum büyük bir tehlikeye doğru koşar adım gidiyor olabilir!!


Bu sırada oğlumun yanında birkaç askerle beraber cepheye geldiğini haber alıyorum. Yakında burada olacak. O yüzden hazırlanmalıyım. Birkaç şekilli cümle kurmam lazım ki 'bak olum burda da şehri kuşatıyoz bu kadar yani hadi dön geri' demek zorunda kalmayayım.

Ulan ya. 3 seneyi geçti görmüyorum keratayı. Özlemişim sanırım. Ne? Yok yok ağlamıyorum abi. Tundra iklimi her yer, gözüme toz kaçtı. Hadi git sen. Ben bi yüzümü yıkayıp geliyorum birazdan.
« Son Düzenleme: 11 Haziran 2014, 15:33:22 Gönderen: FANBOY »

Çevrimdışı erman95

  • Tımarlı Sipahi
  • *
  • İleti: 339
  • Mareşal Erwin Rommel
    • Profili Görüntüle
Manchunun Pasifik limanlarını mutlaka al güzel bölüm tbrk*

Çevrimdışı samuray ahmet

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 238
  • Mirajane-Devil Form
    • Profili Görüntüle
Güzel bölüm.  :popcorn:

Çevrimdışı xxMount Bladexx

  • Tımarlı Sipahi
  • *
  • İleti: 415
    • Profili Görüntüle
yazış stilini çok beğendim devam :)
We are not trust

Çevrimdışı Avicenna

  • Tımarlı Sipahi
  • *
  • İleti: 461
  • In God is Our Trust !
    • Profili Görüntüle
Sevdim bu "Ben Japon Değilim" temasını.Devam.

Çevrimiçi krall1

  • Tımarlı Sipahi
  • *
  • İleti: 446
    • Profili Görüntüle
harika bir hikaye gerçekten tebrik ederim, güzel bir tarzın var. devamını bekliyoruz.  :popcorn:
"You always were an unruly child. I adored that about you."

Çevrimdışı FANBOY

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Kore'de Yeni Birşey Yok

Savaşta zamanın nasıl hızlı geçtiğini anlamıyorsunuz. Neredeyse 2 yıl oldu bu yabancı topraklara geleli. Ama hepsi bitmek üzere. Manchu'nun kalan son kaleleri hızla düşüyor. Belki artık eve dönmeyi düşünmenin vakti gelmiştir.


Manchulularsa yeni askerleriyle beraber sisin içine geri dönüyor. Hulunbuir, Kore askerlerinin olmadığı tek düşman toprağı. Belki de henüz işgal edilmemişken sivil halkı kurtarmaya çalışıyorlardır. Belki geçit vermez dağlarla çevrili bir vadiye yerleşirler ve yıllarca burada yaşarlar bizim haberimiz olmadan. Tekrar büyürler, güçlenirler ve vadiye sığmaz olurlar. Sonra bizim hazırlıksız olduğumuz bir anda çıkar gelirler ve intikamlarını alırlar, ha? Olmaz mı? Yok yav ne saçmalıyorum ben.


Oğlumun cepheye geldiğini haber alıyorum çadırımda tek başıma düşünürken. Hemen zırhımı giyip kılıcımı kuşandım. Beni böyle görmesi belki onu etkiler diye düşündüm. Kampın meydanında karşılaştım oğlumla, uzun bir süre sıkı sıkı sarıldım. Halini hatırını sordum, Kore'yi, başkenti, oradaki arkadaşlarını sordum ona. Uzun uzun konuştuk. Çok değiştiğimi söyledi bana. Konuşamadım. Belki nasıl biri olduğumu unutmuştu. Unutabilir miydi birkaç senede? Belki de gerçekten değişmiştim.

Kolundan çektim, yürümeye başladık. Kısa bir yürüyüşün sonunda yüksekçe bir tepeye çıktık. Buradan her yer görünüyordu. Adı batsın, Heilongjiang viletindeydik. Tamam uzak doğudayız anladık da böyle isim mi olur yav. Eyaletin güneyinde ve doğusundaki ufak tefek birkaç kale ve çevresindeki köyler, kasabalar ele geçirilmişti. Ama hala merkezindeki büyük kalenin surlarını aşındırmaya çalışıyoruz. Belki açlıktan ve susuzluktan zor günler yaşıyorlar ama henüz teslim olmaya niyetli değiller. Tüm bölgeyi ele geçirmeden önce hala yapılacak işler vardı. Oğluma bilmesi gerekenleri anlattım ve Hulunbuir'e doğru yola çıkmam gerektiğini söyledim. Tüm Manchu işgal altında olmazsa istediğimizi almamız daha zor olacak. Hem güvenebileceği birisinin olmaması onun eğitimini hızlandıracak. Zaten gerektiği yerde destek alabileceği hatta ordusunu devredebileceği yetenekli subaylarımı onunla birlikte bırakıyorum.

Sadece birkaç günü beraber geçirmek bana yetmişti. Önceliğimiz Manchu. Ele geçirilmesi gereken 3 vilayet ve nerede olduğunu bilmediğimiz bir de orduları var. Çok zor olmasa gerek.



Oiratlılar, savaştaki yardımlarımızdan ve müttefikliğimizden memnun olmalı ki kraliyet evliliği öneriyorlar. Aramızdaki bu müttefikliğin uzun süreceğini sanmıyorum, neden koparılması zor bağlarla bağlanayım ki? Nazikçe reddediyorum.


Manchu ordusu Sanxing'de yeniden ortaya çıkıyor. Görünen o ki kuzeyde genişçe bir yay çizerek birliklerimizin doğusuna ulaşmışlar. Tekrar gözden kaybolmalarına izin veremem. Derhal boşta bulunan tüm askerleri toplayarak yola çıkıyorum. Oğlum kuşatmalara devam etmeli. Manchu'nun elinde ne var bilmiyorum, onu bu tehlikeye atamam.



Ninguta'da düşmanı yakalamayı başardım ama herşey normal gözüküyor. Gerektiğinden fazla normal. Belki de onlar gerçekten birer kahraman. Halkının sağ kalanlarını kurtardılar ve şimdiyse dikkatimizi başka yöne çekmek için doğuya geldiler. Ölmekten korkmadan karşımıza dikildiler. Gerçekten neler olduğunu sanırım asla öğrenemeyeceğim. Ama onlara hakettikleri gibi en onurlu ölümü vermeliyim.


Haixi'deki kuşatmamız bitiyor ve bölgedeki askerlerimiz savaş bölgesine doğru yola koyuluyor. Ama onlar yetişemeden bu savaş bitiyor. İçimde garip bir duygu var, sanki karanlık gibi boşluk gibi. Anlayamıyorum.



Oğlum Heilongjiang kuşatmasını zaferle bitiriyor. Yüzümde hafif bir tebessüm ama içimde garip duygular var. Eve dönme zamanı geldi benim için. Tüm Manchu üzerindeki askerlerime tekrar göz atıyorum. Daha fazla düşman kalmadığına göre tüm ordumuzun burada durmasına gerek yok. Birkaç bin askeri oğlumun komutasına atayıp ona da Hulunbuir kuşatmasını devralmasını söylüyorum. Kalanlarla başkente dönmek üzere yola koyuluyoruz.



Oğlum henüz kuşatmaya ulaştığında Manchuluların istediklerimizi verip barış yapmaya gönüllü olduğunu öğreniyorum. Boşu boşuna yürüttük çocuğa o kadar yolu yav. Diplomatçı çocuk gereken ayak işlerini, noteri, belgeleri, prosedürü falan hallediyor. Sağolsun valla şimdi uğraşamazdım o kadar devlet dairesini gez gez sırada bekle ayakta dur...


Anlaşmaya göre Manchu'nun tüm kıyı şeridi, Kore'ye sınırı olan bölgeler ve ayrıca bu bölgelerdeki güvenliğimizi sağlamak için gerekli gördüğümüz Ninguta vilayeti Kore'ye devredilecek, 32 duka savaş masraflarımızı karşılamak için ödenecekti. Şartlar ağırdı ama kim karşı çıkabilirdi ki. Sonuçta yeni düzeni savaşın kazanan tarafı belirlemiyor mu?

Zaferimiz tüm halkımıza duyuruluyor ve şerefine ülkenin her köşesinde kutlamalar yapıyoruz. Her bir ağızda benim adım geçiyor. Sonunda ülkede bir şeklimiz oldu. Demek ki saygıyı kılıçla kazanıyormuşsun, bunu öğrendim. Görevci dede geldi yanıma. Aferim evladım, bak sözümü dinledin prestijin arttı, sen devam et benim söylediklerimi yapmaya daha neler neler kazanıcaksın, dedi. Prestij ne yav, ne biçim kelimeler üretiyor bu adam. İyice yaşlandı artık.


Oğlum geri döndüğünde öğreniyorum, başkente gelene kadar tüm yol boyunca durmadan söylenmiş durmuş. Aslında haklı gibi. Neyse yürümek iyidir ya fena mı oldu, dedim ama bir an öldürücek gibi baktı. Korktum, koşarak kaçtım. Birkaç gün rahat bırakırım kafasını toplasın, zor günler geçirdi. Hem sakinleşir biraz.

Ben de zor günler geçirdim aslında. Hatta zor yıllar. Savaş bitti ama neleri kazandık, neleri kaybettik? Kazandıklarımız, kaybettiklerimizden daha mı fazla? Buna değdi mi? Kendimizden, olduğumuz insandan uzaklaştık mı yoksa uzaklaşmaya devam mı ediyoruz? Belki birkaç savaş daha geçirirsek bambaşka biri olacağız. Peki sonunda sahip olacağımız karakter şu anki halimizden daha mı iyi olcak daha mı kötü? Aç gözlülük şimdiye kadar kapımızı hiç çalmamıştı ama şu an bile bazı subaylarımızın bazı danışmanlarımızın evlerinde, kalplerinde misafir olduğunu gördüm. Ya bu misafir hiç gitmezse? Ya beni de ele geçirirse ve her zaman daha fazlasını isteyen çılgın bir diktatöre dönüşürsem? Konfüçyus, yardım et bana! Sen daha iyi bilirsin, bu yolun sonu nereye varıyor? Sanırım kendimle başbaşa kalmam ve bazı kararlar vermem lazım. Sonuçlarınıysa sadece zaman gösterebilir.

Şimdi izin verirseniz hasır yatağıma uzanacağım. Evet evet. Lütfen odadan çıkınız. Hıhı, çıkarken kapıyı kapatırsanız iyi olur.

Gitsene be arkadaşım! Bekleme kapının arkasında sonra gelirsin tekrar.
« Son Düzenleme: 01 Haziran 2014, 01:52:34 Gönderen: FANBOY »

Çevrimdışı yns139

  • Azab
  • *
  • İleti: 18
    • Profili Görüntüle
Güzel bölüm olmuş. Eline sağlık  :popcorn:

Çevrimdışı samuray ahmet

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 238
  • Mirajane-Devil Form
    • Profili Görüntüle
Çok güzeeelll.  :-[

Çevrimdışı tolga kaan

  • Tımarlı Sipahi
  • *
  • İleti: 255
  • Miktar Kalitedir
    • Profili Görüntüle
Gidişat güzel ancak yer yer yazıları uzattığın olmuş,bu okuyucunun orayı okumadan geçmesine yol açar ve bütünde kopukluk meydana getirir.Sana tavsiyem özel hikaye anlatmadığın sürece resimlerin altındaki açıklamaların 3-4 satırı geçmesin.

Çevrimdışı FANBOY

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Gidişat güzel ancak yer yer yazıları uzattığın olmuş,bu okuyucunun orayı okumadan geçmesine yol açar ve bütünde kopukluk meydana getirir.Sana tavsiyem özel hikaye anlatmadığın sürece resimlerin altındaki açıklamaların 3-4 satırı geçmesin.

Biraz tarz meselesi diyelim. Yazı yazmadıktan sonra hikaye yazmanın pek bir anlamı yok. Burda savaştık bunu yendim 2 advisor aldım 3 gemi inşa ettim demek de bence güzel durmuyor. Onun dışında, oyundan görüntüleri de her yerde bulabilirsiniz. Böyle devam etmeyi düşünüyorum ama yorumun için teşekkür ederim. Umarım sıkılıp takip etmeyi bırakmazsın.  :D

Çevrimdışı tolga kaan

  • Tımarlı Sipahi
  • *
  • İleti: 255
  • Miktar Kalitedir
    • Profili Görüntüle
Tabiki de hayır,sadece fazla olan bölümleri geçerim  ;D salı günü finalim var 350 sayfa nottan sorumluyum daha onu okumadım.

Çevrimdışı FANBOY

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Yarım Kalan Bir İş

Bir süredir başkentte değilim. Çıktım dağa, keşişlerin yanına. Havası temiz, hımmmmfff... Oh be. Sonunda gürültüden, hareketlilikten, koşuşturmacadan kurtuldum. Acıkınca gidiyorum tapınağa, 2 hıyar kırıp tuza bana bana yiyoruz. Sonra çıkıyorum geziyorum tepeleri ormanları. Her taraf yabani hayvan dolu. Geçen dayanamadım geyiğin tekini vurdum götürdüm tapınağa. Dedim midenize adam akıllı yemek girsin proteindir yararlıdır. Demediklerini bırakmadılar. Kral olmasam kovacaklardı. Keşiş işte naparsın ses de çıkaramıyorum.

Tapınağın girişinde merdivenlerde otururken uzaktan görevci dedenin elinde uzunca bir ağaç dalıyla yavaş yavaş patikayı tırmandığını gördüm. Ulan burada da buldu bu adam beni. Nefes nefese yanıma geldi. 'Heilongjihhh..... Heilongjiang bizim olmalığğğ..'



Sanırım artık geri dönme zamanı geldi. Daha henüz sarayıma girmiştim ki kötü bir haber alıyorum. Oiratlılar müttefikliği bozmaya karar vermişler. Beklediğim gibi..


Asayişi sağlayan eleman geldi yanıma. Yeni topraklarımızdaki bazı köyler hala Manchu'ya bağlı olduklarını ve Kore'ye vergi vermeyeceklerini söylüyormuş. İsyan riski büyük, hala savaşın yorgunluğunu üstümüzden atamadık, istikrarı sağlamak zaman alacak, dedi. Zamandan bol ne var bu topraklarda. İsyan çıkarsa da alırız kellelerini biter. Bundan sonra saygınlık kılıcın ucunda!


3 yeni hafif gemi inşaasına başlıyoruz. Ming'e hala yaklaşamasak da Japon adalarına karşı üstünlüğü kurmayı başardık. Eğer Kore ve Japonya arasında savaş çıkarsa zaferi deniz hakimiyeti getirecek.


Ülkenin genel durumunu görmek için danışmanlarımı oturma odama çağırıyorum. Odaya girdikleri gibi elimi öpüp öyle yerlerine geçiyorlar. Sanırım buna alışabilirim.

Dış İşleri'nin raporu diğer ülkelerle ilişkilerimizi gösteriyor. Manchu oldukça öfkeli, Ming ise kucak açıyor. Sonuçta bilmediğimiz birşey yok.



Defterdarın raporu: Hazine, yüksek harcamalardan sonra bile dolu. Gelirimizse sebebini açıklıyor. Yakında kendime kaliteli bir saray yaptırmayı düşünüyorum şöyle büyüğünden.


Odada keşiş de var. O neden gelmiş anlamadım. Tapınaktan buraya kadar takip etmiş heralde. Ülkenin dine yeterince saygı göstermediğinden bahsediyor. Dilendiklerinde para vermedik hep ondan oldu bunlar. Peki şimdi nolucak, diyorum. Tapınağa yeterince bağış yapana kadar halkımın daha fazla vergi vereceğini, daha fazla vatandaşın askere alınmaya gönüllü olacağını ve teknolojik alanda daha hızlı bir şekilde gelişeceğimizi, söylüyor. Sopayla kovaladım adamı, belki daha da düşer şu dindarlık seviyesi diye.


İnşaat ustalarından biri de karışmış araya. Saraya güvenlik koymanın vakti gelmiş galiba. Ustam, paramız var, sen he de saygın kişiler için güzel bir salon yapalım, dedi. Ben saray istemiştim aslında ama bu salon bile pahalıya çıkacak galiba. Varsın olsun. Bir tarafından başlamak gerek.


Yeni görevim aklıma geldi. Diplomatçı çocuğu gönderiyorum Mancuhu'ya yine. Şu Heilongjiang'ı da ateşlesin gelsin kerata.


Hemen arkasından Manchu'nun bize karşı koalisyona girdiğini öğreniyorum. Katılacak başka devlet yok. Bu adamlar ne yapmaya çalışıyor vallaha anlamıyorum.


Aradan birkaç gün geçti. Uzun zaman sonra ilk kez Se Heo'yu gördüm. Beni görmek için gelmiş. Ming'in hızla büyük bir donanma inşa ettiğini söyledi. Sayılarıyla karşılaşamazmışız. Ve her geçen gün de bölgedeki ticari etkinliğimiz zayıflıyormuş. Şimdiden aylık gelirimizde 0.5 dükalık bir düşüş var. Donanmamızın artık Japon adalarına yoğunlaşması gerektiğini söylüyor. Kabul ettim. Artık ticaretimizin yeni merkezi Nippon!


(1. resimde limanda bulunan 26 parçalık kadırga ve taşıma gemisinden oluşan filo 2. resimde de beklemeye devam ediyor. Karışıklık yok, gerçekten hafif gemi abanmışlar.)

Çok geçmeden tüccarlarımıza Japon ambargosu uygulanmaya başlıyor. Ulan bi rahat bırakın da yapalım şu ticareti adam akıllı.


Nippon'da henüz nüfuz kazanıyoruz ki yeni gemilerimiz filomuza katılıyor. Eski gelirimizi neredeyse yakalamış durmudayız.


Sarayımın denize bakan tarafında balkonda oturmuş çay içerken uzaklarda yavaş yavaş ilerleyen 4 tane gemi görüyorum. Sancaklarında tanımadığım bir bayrak var. Sanırım cılız da bir ses geliyor. Teslim olun diye bağırıyor galiba adam. Limanda kaç tane gemi varsa gönderttim getirsinler şu adamı da bir dinleyelim bakalım derdi neymiş.


Adamı limanda karşıladım. Aslında yeni bir yüze hasretim ama böylesine değil. Adam bir kibirli bir kibirli aman sormayın. Beni gördüğü gibi 'Karşımda diz çök seni köle' dedi. Elim kılıcıma gitti ama derdi neymiş gerçekten merak ettim. Sarayıma davet ettim gelmedi. Ryukyu hükümdarı tebaasının hanesini ziyaret etmezmiş. Gerekirse tebaası onun ayağına gelirmiş. Tövbe tövbee. Muhabbet etmeye çalıştım ama yok adamın söyledikleri belli. 'Tüm dünya Ryukyu'nun olacak!! Siz hepiniz benim halkımsınız!! Bu topraklar benim!! Karşımda kimse duramaz!!' Kovdum gönderdim adamı gemisine. Zaten burada yeterince deli var. Yeni birini daha istemiyorum yanımda. Gemisi uzaklaşırken bile hala bağırıyordu 'Ryukyuu!' diye. Piety düşük hep ondan oluyo bunlar biliyorum.

Diplomatçı çocuk da limandaydı. Manchu'ya giden değil öbürü. Sen çok ülke dolaştın kim bu tanıyor musun, diye sordum. Bilmiyormuş. Aslında merak da ettim neyine güveniyor bu adam bu kadar? Takip edeyim mi kendi ülkesine kadar, hem ilişkileri de geliştiririm bak, dedi. Git ulan git, benden uzak ol da nereye gidersen git. Koskoca okyanusta gemi takip etmek nedir yav. Sanki arkandan geldiğini görmeyecekler.



Heilongjiang'ın aslında Kore toprağı olması gerektiğini resmi olarak tüm dünyaya açıklamanın zamanı geldi. Ödülümü almak için bu kez görevci dedenin yanına ben gidiyorum. Ayağım alıştı artık.


Bu toprağı almamı ve artık Manchu'ya son vermemi söylüyor. Koskoca bir devlet tarihten silinmek üzere. Açıkçası böyle olması gerektiğini hissediyorum. Karşı çıkmadan görevi kabul ettim.


Ama yaptığımız barış anlaşmasının süresi henüz geçmedi. Anlaşmayı bozup saldıracak da değilim. Komşuların tepkisini çekmek istemiyorum. Birkaç sene beklemekten zarar gelmez heralde.


Keşişler yine sarayıma geliyor. Bu sefer yalan söylemeden, sırıta sırıta para vermeyeceğimi söylüyorum. Varsın arkamdan konuşsunlar, yolumdan dönecek değilim.


Japonya'ya Kısa Bir Bakış


Kuzeyde Uesugi Daimyoluğu uzun süredir oldukça agresif davranışlar gösteriyor. Diğer daimyoların Uesugi'ye karşı birlik oluşturması hatta Japon Shogunluğu'nun bizzat savaşı başlatması an meselesi. Güneybatıdaysa Otomo Daimyoluğu daha yavaş ama emin bir ilerleyiş gösteriyor. En büyük rakiplerini girdikleri 2 savaşta ezip geçtiler. Ülkede istikrarı sağlamak için birkaç yıla ihtiyaçları var. Daha sonraysa Uesugi sınırına gelene kadar durmayabilir. Eğer Japon adasında otorite sahibi olmak istiyorsak öncelikle içeriden birini desteklememiz, adada tutunma noktası kazanmamız gerekiyor. Otomo da gerekli şartları sağlayan bir daimyo. Gelecek ilişkiler bunun üzerine kurulacak.

Devletimizin yönetim kuruluna karşı şüphe duyan bazı güç sahipleri benimle görüşmek istiyor. Kurulun sadakatsizliğinden ve yönetimdeki beceriksizliğinden bahsediyorlar. Nerede görmüşler kötü bir iş yaptıklarını. Yeni bir meclis kurulmalıymışız. Hadi ordan git işine diyerek gönderiyorum hepsini.


Keşişler yine geldi... Sadece bakıştık.. Yarım saat boyunca...


Ülkenin önde gelen alimleriyle görüşüyorum. Ülkemizin onlara sağladıkları imkanlardan memnunlarmış. Ben imkan falan sağlamadım yav. Umarım çok para harcamamışızdır bu adamlara.


Bana geliştirdikleri projelerden birkaçını gösterdiler. Ulan adamlar harbiden kaliteli iş yapmışlar. Tamam ya gelecek teknolojide. Yazın bu sözü kenara. Artık bu adamlara tam destek.


Lanet olsun benim uluslararası diplomasi yeteneğime. Otomo güney Japonya'yı ele geçirecek dedim adamların düştüğü duruma bak. Ülkenin yarısını isyancılar diğer yarısını Shimazular kuşatıyor. Bu savaş bitip yeni düzen kurulana kadar bekliyoruz. Yeni müttefiğimizi daha sonra seçeriz.


Manchu'yla barış süresinin bitmesine sadece birkaç ay kaldı. Orduyu yeniden düzene sokma zamanımız geldi. En kısa sürede Manchu'yu ortadan kaldırmak istiyorum.


Yeni birliklerimizi sınırda hazırda bekleyen ordumuzla birleştirmek üzere yürütüyoruz. Manchu sınırboyundaki tüm hareketliliği görebiliyor ama birşeyi değiştirmeyecek.


Ekonomimiz bu kadar yükü kaldıramıyor. Savaş başladığı zaman üzerindeki ağırlık daha da artacak. Ama birkaç seneyi zarar ederek geçirmemize yetecek kadar hazinemiz var. Tek yapmamız gereken savaşı en kısa sürede bitirmek.


Manchu sınırında son hazırlıkları tamamlarken, savaş arefesinde başkentten üzücü bir haber alıyorum. Balığa çıkan tekneler beraberinde hastalığı da getirmiş. Mürettabatın yüzlerinin bembeyaz olduğunu ve ellerinin durmadan titrediğini, ateşler içinde yandıklarını söylüyorlar. Hastalık kısa sürede tüm başkente yayılmış. Yapabileceğim birşeyin olmaması canımı çok sıkıyor.


Son hazırlıklar tamamlandı ve savaşı resmi olarak başlatmanın zamanı geldi. Yanımdaki askerlerden birini gönderiyorum Manchu'ya. Hava atmanın şekil yapmanın gereği yok. Gidicez yenicez gelicez işte. Oha bu söz bir yerden tanıdık geldi ama nerden?


Manchuluların cevapı çok garip. Eğer onlara savaş ilan edersek koalisyonda olan Manchu'yu savaşa davet edeceklerini söylemişler. Bir türlü çözemedim şu adamları.

Zaten çözmem de gerekmiyor aslında. 16bin kişilik ordumla başkentlerinde bekleyen 6 binlik Manchu ordusunun üzerine yürüyorum. 5 yıldır beklediğim an buydu. Tekrar savaş alanına dönmek.



Beklediğimi alamadım. Savaş oldukça kısa sürdü. Manchu ordusu hızla geri çekilip yeniden organize olmaya çalışıyor.


Arkasından ordumuzu tüm Manchu üzerine yayıp kuşatmalara başlıyoruz. Onlarsa boş durmuyor ve hızla yeni askeri birlikler yetiştiriyor. Girdiğimiz çatışmaların hepsi zaferle sonuçlansa da bilinmeyen topraklara kaçmayı başaran bir Manchu birliği var.



Yönetim kuruluna karşı çıkan kesimin, benim başkentten uzak olmamı kullanarak geçen aylarda görüştüğüm alimlere baskı yaptığını öğrendim. Eski geleneklere geri dönmeli ve yeni tekniklerden uzak durmalıymışız. Bu adamların devletimizin gelişmesine karşı olduğundan artık şüphem yok. Geri döndüğümde bir çaresine bakmalıyım ama şimdilik görmezden geliyorum.


Cephede düzeni sağladıktan sonra son durum.. Manchu ordusunun nerede olduğunu bilmiyoruz ama hazırlıklıyız. Geçen savaşta yaptıkları gibi doğuya ilerleyip benim komutamdaki ordudan uzaklaşabilirler. Bu durumda daha güçsüz olan yan kollarımız tehlike altında olacak.


Çok geçmeden Manchu ordusunun Sanxing'de bulundan 2bin kişilik kuşatma birliğine doğru ilerlediğini haber alıyorum. Boşta olan tüm birlikleri yanıma alıp yola koyuldum.


Başkentlerini ele geçirmeyi başarıyoruz. Buradaki birliklerin Heilongjiang'a yerleşmesiyle Manchu'ya saldırabileceği herhangi bir boşluk bırakmamış oluyoruz.


Bunun farkındalar ve Wusuli'yi kuşatmaya karar veriyorlar.


Kısa aralıklarla 2 kuşatmamız bitiyor. Devam eden 1 kuşatmamız ve düşmanın kuşatması altında olan 1 vilayetimiz var. Boşta bekleyen 12 bin askerimse Wusuli'ye en yakın bölgede konuşlanmış durumda. Subaylarım neden Wusuli'ye ilerleyip Manchu ordusunu yok etmediğimizi soruyor. 'Gereksiz kayıplar vermek istemiyorum, bizim kalan son kuşatmamızın onlarınkinden daha önce tamamlanacağına eminim. İstediğimiz anlaşmayı hızlı bir şekilde imzalatıp savaşı çatışmaya girmeden bitirebiliriz.' diyorum. Aslında aklımda başka bir plan daha var. Eğer bunu gerçekleştireceksem ordularının tamamen bozgun yememeleri bizim için daha iyi olacak.


Heilongjiang'da köylüler isyan ediyor. Manchu ordusu gibi, kuşatmalarını tamamlamadıkları sürece hiçbir karşılık vermeyeceğiz. Bırakın isyan etsinler.


İsyanın üzerinden birkaç hafta geçti. Henüz hiçbir kuşatma bitmemişti ki Manchu'nun istediğimiz şartları kabul ettiğini öğrendik. Bu can sıkıcı savaşı daha fazla uzatmanın bir anlamı yok.


Anlaşmaya göre Manchu, resmi olarak Kore devletine bağlanacak ve buna bağlı olarak her ay vergi gelirinin yarısını Kore'ye ödeyecek. Ayrıca savaş tazminatı olarak 24 dukayı ödemeyi kabul edecek.

Başkente yeni bir zaferle dönüyorum. Artık Kore'yi tehdit eden bir güç kalmadı. Haklı gururumla başım dik sarayımın önüne kadar atımla geliyorum. Ama herkesin yüzünde şaşkın bakışlar.. Görevci dede sarayın girişinde beni bekliyor. Neden en büyük düşmanımızı yok etmeyip savaşı basit bir anlaşmayla bitirdiğimi sordu. En azından onun benden istediği gibi Heilongjiang'ı almalıymışım. Gözümü bir anda kan bürüdü. Kralın verdiği kararı sorgulamak ne demekti? Ben bu ülkeyi hiçbir zaman olamadığı kadar güçlü hale getirmek için buradaydım.

Görevci dedeyi zindana attırdım. Bana gerekli saygıyı göstermeyenler için belki bu bir ders olur. Şu andan itibaren sözümün üstüne söz istemiyorum.



Asayişi sağlayan elemanı çağırdım yanıma. İsyan riski olan bölgelerden bahsettim. Eğer bu toprakları bize bağlı olan Manchu'ya geri verirsek halkın ne gibi bir tepki vereceğini sordum. İstediklerini aldıkları için mutlu olacağını ve Kore'deki halkında umurunda olmayacağını söyledi. Eğer kurultaydan biri karşı çıkarsa da kellesini vurduracağım, kararlıyım.

Bunun üzerine birkaç ay aralıklarla 4 vilayet tek tek Manchu'ya devredildi. Manchu memnun ama şaşkındı. Neden topraklarını geri verdiğimizi düşünüyorlardı. Belki sormaya cesaret edemediler. Ama cevabı belli, Kore kralı verilmesini istedi.



İç ve dış işlerde yaşadığımız bu gergin durum, ticaretimizi engellemiyor. Bilinen dünyadaki şeker ticaretini domine ettiğimizi öğreniyorum. Kore'nin denizlerdeki gücü ilerlemeye devam edecek.


Barış anlaşmasının üzerinden birkaç ay geçtikten sonra bölgedeki konumumuz:


Manchu hala bizden nefret etse de yakında durumun değiştiğinin farkına varacaklar.


Gelirimiz hiç olmadığı kadar fazla. Manchu'nun ödediği vergi göze çarpıyor. Ve artık büyük bir orduya sahip olmak, onları her zaman savaşa hazır durumda tutmak zorunda değiliz. Şimdilik tek tehlike Japon adaları. Ama olası bir savaşta yardımımıza koşacak Manchu ve Ming, düşman geçişini de engelleyecek büyük Kore donanması var. Limanlarından çıkabileceklerinden bile şüpheliyim.


Ülkemizde hiçbir sorun yok gibi duruyor. Kusursuz durumdayız, istikrarı sağlamayı başardık.


Keşişlerin nefretini kazanmayı da başardım. Artık verginin ve teknolojinin ülkesi olacağız.


Ve neredeyse 1458 yılını bitirdik. 1444'ü dün gibi hatırlıyorum. 14 senede hiçbirşey yapamamışım gibi gözüküyor ama çok şey değişti. Artık basit bir uzakdoğu ülkesi değiliz. Buralarda şeklimiz var. Donanmamız güçlü ekonomimiz güçlü müttefiklerimiz güçlü. Bundan sonra da uzun bir süreyi ülkeyi kalkındırmak için harcayacağım. Henüz ölmeye niyetim yok. Bu ülkenin daha da yükseldiğini görmeliyim. Gerçek bir kralın yapması gereken herşeyi yapmalıyım. Ama önce biraz ara versem iyi olur.
« Son Düzenleme: 11 Haziran 2014, 15:55:37 Gönderen: FANBOY »

Çevrimdışı tolga kaan

  • Tımarlı Sipahi
  • *
  • İleti: 255
  • Miktar Kalitedir
    • Profili Görüntüle
Alıntı
İnşaat ustalarından biri de karışmış araya. Saraya güvenlik koymanın vakti gelmiş galiba.
Ne yani,o güne kadar güvenliği yok muydu koskoca sarayın  ;D

Çevrimdışı FANBOY

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Ne yani,o güne kadar güvenliği yok muydu koskoca sarayın  ;D

Kore Sarayı:


Mevsim sonbahar, ağaçları taa hindistandan getirttim. Deniz arkamda kalıyor, kusura bakma fotoğrafı yanlış yönden çekmişim. Ağaçların arkasında da başkentteki diğer binalar var.

Balkonum da yok yalan söyledim.  :disappointed: Fakirlikten balkon yaptıramadım. Kömür sobasının bacası vardı sobayı kaldırttım. Çatıdaki bacaya da o pencereleri taktırttım üstünü kapattım. Hava boşluğundan yukarıya çıkıp dışarıyı kesiyorum. Biraz sıkışık ama olsun.
« Son Düzenleme: 04 Haziran 2014, 17:19:58 Gönderen: FANBOY »

Çevrimdışı Kodazot

  • Usta Yazar
  • Paşa
  • *
  • İleti: 9486
    • Profili Görüntüle
Tuzaklar göz dolduruyor... :smoking:
Xfire:Kodazot
Steam:Kodazot
Legend Of Kodazot
I come in revenge

Çevrimdışı samuray ahmet

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 238
  • Mirajane-Devil Form
    • Profili Görüntüle
Buda güzel. Devamını bekliyorum. :popcorn:

Çevrimdışı mojo.reyiz

  • Azab
  • *
  • İleti: 48
  • Ein Volk, ein Reich, ein Führer
    • Profili Görüntüle
güzel hikaye devam  :)  :)
"Ne mutlu Türk'üm diyene!." Mustafa Kemal Atatürk

Çevrimdışı FANBOY

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Aklımda bir fikir var, 5. bölümü çıkarmadan önce onu paylaşmayı düşünüyorum. Takip etmeye devam edin gençler.  :)

Çevrimdışı Frederik Barbarossa

  • Sekban
  • *
  • İleti: 1408
  • The North Remembers...
    • Profili Görüntüle
Gözümden yaş geldi. Harika bir hikaye  evil*
Tarih, ilerisini göremeyenler için acımasızdır.

Çevrimiçi Wayfear

  • VIC2
  • Bölüm Moderatörü
  • *
  • İleti: 2396
  • Galaksiler fethedilmeyi bekleyen hazinelerdir
    • Profili Görüntüle

Çevrimdışı FANBOY

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
5. Bölüm yakında gelecek ama konu pek umursanmadığı için açıkçası yazasım gelmiyor. Beyler neredesiniz? 2 yorum atın bari.  :disappointed:

Edit: O zaman 5 yarın diyelim.
« Son Düzenleme: 03 Haziran 2014, 20:41:05 Gönderen: FANBOY »

Çevrimdışı barkardes

  • Sekban
  • *
  • İleti: 1599
  • Fakirin Fekeresi
    • Profili Görüntüle
Ben takip ediyorum.Sadece "Güzel bölüm" yazarak geçmeyi sevmediğimden diyeceğim bir şey varsa yorum olarak atıyorum.Benim gibi takip edip de yorum yazmayan birçok kişi vardır .Sen yaz güzel yazıyorsun  tbrk* .

Çevrimdışı Frederik Barbarossa

  • Sekban
  • *
  • İleti: 1408
  • The North Remembers...
    • Profili Görüntüle
Sen yaz hele harika yazıyorsun. Bakıyorum yeni bölüm için her gün ama girilmediğini görünce  :fpalm:
Tarih, ilerisini göremeyenler için acımasızdır.

Çevrimdışı Kodazot

  • Usta Yazar
  • Paşa
  • *
  • İleti: 9486
    • Profili Görüntüle
Sırft japon olmadığın için ilgi çekemiyor olabilirsin. Yorum attım işte açıkçası Kore isen apaçık donanma savaşları pekliyorum baldır küldür... :smoking:
Xfire:Kodazot
Steam:Kodazot
Legend Of Kodazot
I come in revenge

Çevrimiçi krall1

  • Tımarlı Sipahi
  • *
  • İleti: 446
    • Profili Görüntüle
takip ediyoruz, gerçekten kaliteli hikaye yazıyorsun. ben japonya ile oynarken ilk kore düşüyor ama sen dayanırsın  evil*
"You always were an unruly child. I adored that about you."

Çevrimdışı samuray ahmet

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 238
  • Mirajane-Devil Form
    • Profili Görüntüle
Yeni Bölüm?  ???

Çevrimdışı FANBOY

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Bir Ulusun Yükselişi

Kraliyet Salonu'nda tek başımayım. Büyük masanın benim için özel yapılmış köşesinde altın işlemeli sandalyemde oturuyorum. Karşımda onlarca, belki yüzlerce boş sandalye var. Masanın üzerine ipek bir kumaş serilmiş ve belirli aralıklarla gümüş şamdanlar dizilmiş. Tabak veya çatal kaşık yok çünkü akşam yemeği henüz bitmişti. Daha sonra tavandaki devasa avizenin üzerinde yanan mumların söndürülmesini istemiştim. İnanır mısın, avizenin hediye edildiği günü hatırlıyorum. 2. Manchu Savaşı'ndan sonraydı. 'Yüce Ming İmparatoru Qizhen Zhu'nun, sizin sadık müttefiğiniz olarak zaferinizden kelimelerle tarif edilemez bir sevinç duyduğunu iletmekten ve Ming-Kore dostluğunun uzun yıllar devam etmesi temennisiyle bu naçizane hediyeyi size sunmaktan büyük onur duyarım, saygıdeğer Kore Kralı Do Yi. Bu avize özel olarak Ming'in en iyi ustaları tarafından Asya'nın en değerli taşlarıyla işlenmiştir.' Evet, çok iyi hatırlıyorum. Aynen böyle söylemişti huzurumdaki Ming elçisi. Bu cümleyi takılmadan nasıl tek seferde söyleyebildi hala bilmiyorum.

Önümdeki şamdanın 3 mumundan çıkan cılız bir ışık salonun tüm köşelerine ulaşmaya çalışıyor fakat yetersiz kalıyor. Benden iki adım uzakta kalan her yer karanlık. Bu gece hava kapalı olmalı ki ay ışığını da göremiyorum. Oysa salonun renkli camlarının üzerine titizlikle işlenmiş motifleri tekrar tekrar izlemekten büyük keyif alırdım. 'Yüce Kore Generali Do, Manchu ordularını yerle bir ederken...' 'Japon elçileri, Kore Kralı Do'nun karşısında, onun kudretinden korkarak tir tir titrerken...' 'Ming İmparatoru, Yi Hanedanı'nı bizzat ziyaret etmek için geldiği başkentte, Büyük Salon'da, ziyafette...'

Salon karanlık ama bu karanlığı ve sessizliği seviyorum. Çünkü aklımdaki sorunlardan kurtuluyor ve biraz sakinleşme fırsatı buluyorum. Belki yarın sabah büyük bir karar vermek zorunda kalacağım, ülkenin geleceğini kökünden değiştirecek bir karar. Sonu yıkımla, karanlıkla, acı bir sonla veya bilinen dünyanın, Asya'nın en korkulan, en güçlü, en büyük ülkesi ünvanının kazanılmasıyla bitebilir. Evet, yarın sabah Kore tarihinin en büyük kararını vereceğim. Ama daha sabaha çok var ve bu gece benim. Bu geceyi tam olarak istediğim gibi, kendimle baş başa geçireceğim.

Eğer izin verirsen sana bu noktaya nasıl geldiğimizi anlatmak isterim. Ne? Nasıl hangi noktada olduğumuzu bilmezsin? Merak etme boynunu vurduracak değilim. Aslında cahillerin artık Kore halkında bulunmadığını sanıyordum ama senin gibi birkaç kişi gözden kaçmış olabilir. Bugün 1 Ocak 1467.

Yükseliş Yılları diyorlar Kore'nin şu an içinde bulunduğu döneme. Hem de hızlı bir yükseliş. Son savaşın bitimiyle, 1458 yılının sonunda girilen barış dönemi Kore için büyük bir nimetti. 8 yıldır gösterdiğimiz durmak bilmeyen ilerleme Asya'nın yarısında hayranlıkla diğer yarısında şaşkınlıkla izleniyor. Şu an bilinen dünyanın hiçbir köşesinde bulunamayacak teknolojilere, tekniklere ve silahlara sahibiz. Halkımız zenginleşti, bilim yaygınlaştı. Eski geleneklere bağlı kalmak adına gelecekten kopmaya çalışan insanlara Kore'de yer yok. Biz kimsenin ulaşamadığına ulaştık.

Ama bu Yükseliş Yılları bitmek üzere. Yarından itibaren bu ulus yeni bir döneme girecek. Adı ne koyulacak bilmiyorum. Hatta geleceğimizin ne olacağını da bilmiyorum. Ama Asya'nın bu kadar uzak köşesinde neler olduğunu biliyorum. Ahh!! Sen de hissetmiyor musun, duymuyor musun bu kokuyu? Tüm Japon Adası üzerine hakim.. Ve rüzgarlar, bu koyu dumanı hızla masum yarımadamıza da getiriyor. Kan ve Ölüm Kokusu, hızla Kore'ye geliyor. Sen de hissetmiyor musun?


__________________________________________________________________________________________________________________

Ah şu 1458'in sonları.. Ülkedeki her taşı olması gereken yere koymuş, eksik bir şey bırakmamıştım. Yani öyle sanıyordum. Durmadan kapıma gelen keşiş artık halkı bana ve yaptıklarıma karşı kışkırtmaya başlamıştı. Alimlerimizin çalışmalarının dinimizle ters düştüğünü halka yaymaya başlamış. 3 tane askeri, keşişe tapınağa kadar eşlik etmekle görevlendirdim. Bu hatayı tekrar etmemesi onun için iyi olacak.


Oiratlıların müttefikliği bozmasından sonra tehlikenin farkına vardım. Onlar da bizim gibi bölgede yükselen bir güçtü. Yükselmeye devam etmeden önce bir daha düşünmeleri için onlara gerekli mesajları verdik.


Manchu henüz toparlanmış değil ama isyancıların hakkından gelmek üzereydi. Kendi başlarına ayağa kalkmayı başarmaları açıkçası benim de işime gelmişti.


Oirat ile geçen bu gergin diplomasi trafiğinden sonra onları ulusumuzun büyük bir tehtidi ilan etmek yanlış olmazdı.


Bir yanda büyük bir devleti karşımıza alırken diğer yanda bir başkasını yanımıza alıyorduk. Uesigu, Kuzey Japonya'nın büyük bir kısmını kontrolü altına almış ve üzerindeki Japon Shogunu'nun otoritesini atmıştı. Evet, işte aradığımız kan bu. Eğer onlara destek verirsek Shogun otoriteyi tekrar sağlamayı başaramaz ve Japonya bir iç savaşa sürüklenir. Belki de oğluma asla öğretemeyeceğim şey düşene tekmeyi vurmak. Yapabiliyorsan neden yapmayasın ki? Komşularımızın yaşadığı problemden neden kendimize bir fayda sağlamayalım?


Tapınak görevlileri, keşişler ve onlara destek veren birkaç insan başkentin göbeğinde Kore Kralı'nın otoritesine, benim otoriteme karşı toplanmaya başladı. İstedikleri hazinenin neredeyse yarısının tapınağa bağışlanması, alimler konusunda keşişlerinin isteklerinin kabul edilmesi ve tapınağın ayrıcalıklara sahip olmasıydı. Bense red cevabını subaylarımdan biriyle, yanında 120 askerle beraber gönderdim. Nereye kadar sürecek bu durum?


Aradan çok geçmedi, başkent kötü bir haberle sarsıldı. Yıllarını Kore'ye hizmet etmek için adamış büyük bir adam hayata gözlerini yummuştu. Sakin bir cenaze töreninin ardında boşalan koltuğa Sinseong'u atadım. Devlet yönetirken duygusal olamazsın. Ve herhangi bir aksaklık yaşamayı istemiyordum.


Oirat'ı milli düşmanımız ilan ettikten sonra çok zaman geçmedi, cevapları gecikmemişti. Oirat Hanlığı, kendilerine bağlı Moğol Hanlığı'nı bünyelerine kattıklarını açıkladı. O zamanlar onları açık bir savaşta yenebileceğimden şüphe duyuyordum. Ne yazık ki hala duyuyorum.


Biz de cevap vermekte gecikmedik. Yeni askeri teknolojilerimizle onlara sayılarla değil kaliteyle üstünlük kurduk.


Avrupa diyarından birkaç insanın Ming'i ziyaret ettiğini öğrendim. Aslında Avrupa neresi hala hiç birimiz bilmiyoruz. Garip görünüşlü garip dillerde konuşan ama teknolojiye hükmetmeyi bildikleri gözlerinden bile okunan birkaç adamdı. Derhal bu adamların Kore'ye getirilmesi için emir verdim. Tapınak, bu adamların doğru yolda olmadığını ve eğer yaptıkları işlere ortak olursak bizim de onlarla birlikte lanetleneceğimizi açıkladı. Tapınaktan gelen bu mesajı yırtıp yere atmaktan başka birşey yapmadım.


Yeni askeri teknolojimizi kullanmanın vakti gelmişti. Kore boyunca, 8 vilayete birden, askeri yapıların inşa edilmesini emrettim. Hazineye yükü büyüktü ama karşılığını alacağımızdan emindim.


Bu Avrupalıların teknolojilerine akıl sır ermez. Yaptıkları çalışmalar ilk sonuçlarını vermeye başladı bile. Eğer bu adamların yaşadığı bir ülke varsa o ülkeyi bulmalıyız. Hem de en kısa zamanda.


Bu hızlı gelişmeler Kore'deki tüm üst düzeyin dikkatini çekmişti. Birşeyleri doğru yapıyorduk ve bozulmamasını istiyorduk. Nasıl devam edebileceğimizi tartışmak ve karar vermek için büyük bir toplantı düzenledik. Alınan karar daha da dikkat çekiciydi; gelecek teknolojiyle beraber altında,vergide,ticarette,nüfusta,askerde yani yeni topraklardaydı ve yeni toprakları ele geçirmek için sadece başka devletlerle savaşmak yetmezdi. Henüz devlet kurulmamış topraklara gidecek ve orada kalacaktık. Sonsuza kadar...


Avrupa diyarı burası mı bilmiyorum ama yeni bir devletle karşılaştık. Kendilerine Timurlar diyorlar. Garip bir isim, daha önce böyle birşey duymamıştım. Ülkeleri bilinen dünyanın en doğusundan da doğuda, bizim Kore'mize aylarca uzakta yer alıyor. Kim bilir belki dünya bu kadar değildir. Belki Avrupa diyarından başka diyarlar da vardır. Belki hepsi A ile başlayıp A ile bitiyordur. Ama bu kötü birşey değil sanırım. Yüce Kore Kralı için ele geçirilmesi gereken daha çok toprak, hükmedilmesi gereken daha çok insan demek. Ama beni korkutansa Timurların sahip olduğu orduydu. Ming'ten bile daha güçlüydüler. Nasıl olurdu bu? Güce olan sevdam beni bu Timurlarla yakınlaşmaya itti. Gelecek birkaç yıl boyunca diplomatlarımız karşılıklı görüşmelerde bulundu ama açıkçası bizi umursamadırlar. Aslında ne biliyor musun? Eğer ben Timur Hanı olsaydım ben de umursamazdım. Ama en azından 'Yine mi geldi bu Japonlar.. He diyin gönderin şu elemanları.' demezdim. Çok ayıp ettiler çok...


Japon Adası'nda gerginlikler yükseliyor ama sana o zamanları daha iyi göstermek isterim. Kuzeyde Uesugi bağımsızlığını ilan etmiş durumda. Güneyinde ise Shogun ve ona bağlılıklarını sürdüren 3 daimyo daha var. Sınırlar her gün değişiyor. Uesugi için son bir duraklama zamanı... Ve daha sonra Japonya'nın gerçek hakimi olduğunu ilan etmek için karşında hiçbir engel kalmamış olacak.


Konfüçyus'un hala üzerimdeki desteğini çekmediğini gösteren bir olay gerçekleşiyor. Keşişlerin gerçekten yoldan çıktıklarını ve dinim için yanlış birşey yapmadığımı anlıyorum. Artık içim rahat ve bu konuda bir endişem yok. Peki ne mi olmuştu? Kore'ye hakaretler ve tehditler yağdıran, gövde gösterisi yaparcasına ordusunu sınırboyunda gezdiren Oirat Hanı, bir gece ansızın ölmüştü. Ve Konfüçyus biliyor ki savaşın eşiğindeydik. Şükürler olsun Koreli kanının dökümesine gerek kalmadı. Ama yine de tedbiri elden bırakmamıştık.


Hazine yeterince doluydu ve devletimiz için harcamaktan çekinmiyorduk. Tüm Kore vilayetlerinde bu sefer hanlar ve pazarlar kurulmaya başlandı. Ticaretimizin gelişeceğine şüphe yok.


Ve yine tapınakçılar... Alimlerin çalışma odalarını, devletimizin yüce kütüphanelerini basıp buldukları kitapları yakmaya başlamışlar. Derhal Kraliyet Ordusu'nu harekete geçip kontrolü sağlaması için görevlendirdim. Tüm gericiler yakalandı ama bu sefer öylece gitmelerine izin verecek değildim. Liderleriyle beraber birkaç kişinin boynunu vurdurdum. Kalanlarıysa ellişer kırbaç yiyecek ve bir yıl boyunca krallığımıza bağlı arazilerde karın toklğuna çalışacaklardı. Onları zindana atmak yetmezdi. Acaba cehaletle verdiğim bu savaş yaşanmasaydı şimdi nerede olurduk? Ha? Hiç düşünmemiştim bunu..


Ve daha sonra... Evet, daha sonra o gün geldi. Japon İç Savaşı'nın gerçekte başladığı tarih.. Bu isyanı Uesigu'ya karşı Japon Shogun'unun çıkardığını bilmeyen yok. Aslında Uesigu'yu yenmek için bir iç isyanın desteğini almaları gerektiğini bilmeyen de çok yok. Ama bu bile yeterli olabilir mi? Ya Kore orduları karşısında.. Hiç bir Japon karşımızda durabilir mi?


Shogun resmi olarak saldırmamış olsa da bunu yapması an meselesiydi. Uesigu'ysa bu savaştan en az zararla çıkmak için bizim desteğimizi bekliyordu. Ki değişen birşey yok, hala bekliyorlar. Hızlı bir görüşme sonrası mevcut ordumuzun ve hazinemizin durumunu kontrol etmiştim. Bu savaşa sonuna kadar hazırdık.


Japon İç Savaşı'na dahil olma fikrinin ortaya çıktığı ilk günlerde müthiş bir tepkiyle karşılaştım. Bazı danışmanlarım ve bir kısım idareciler savaştan kesinlikle uzak durmamızı savunuyordu. Konuşmalarının altında gizli olarak da benim birkaç yıldır sürdürdüğüm otoriter havadan duyulan rahatsızlık vardı. Ülke geleceği hakkındaki bazı kararlarda etki sahibi olmak istediklerini açıkladılar. Kılıcımı çekip yüzlerine doğrulttuğum zaman onların fikirlerini değiştirmekte çok zorlandığımı söyleyemem.


Sonraki günlerde savaş hazırlıklarına başlandı. Güney Japonya üzerinde hakkımız olduğunu iddia etmekten çekinmedik. Bu karışık ortamda kimse karşı çıkamazdı zaten.


Diğer yandan hem üzücü hem sevindirici bir haber alıyoruz. Ming veliahtı bir kaza sonucu ölmüş ve uzun bir süre tüm dünyadan gizlenmişti. Eğer mevcut imparator yeni bir varis dünyaya gelmeden ölürse, Ming tahtı Yi hanedanına ait olacak. Belki bir gün tahtı ele geçiririz ama o gün bu gün değil.


Aylardır beklenen gün geliyor ve Shogun resmi olarak Uesigu üzerine savaş ilan ediyor. Gerçekleşmesinden emin olunan ve sadece resmiyete dökülmesi beklenen olayın sesleri, Kore sarayının koridorlarında beklediğimden daha fazla yankılanıyor. Saray tam bir kaos içinde. Savaşa dahil olmalı mıyız sorusu her dakika tekrar tekrar soruluyor ve herkes kendine göre cevabını veriyor. Son sözü söyleyecek kişi benim ama ne söyleyeceğimi bilmiyorum. Zaman daralıyor.


Saraydaki karışıklık sokağa da yansıyor ve tapınakçılar fırsatı kaçırmadan halka bir bildirge yayınlıyor. Kore askerinin Japonya'ya gitmesinin gereksiz olduğunu ve eğer gidilirse ölen Kore askerlerinin kanlarının benim ellerime bulaşacağını, asla bu günahı ödeyemeyeceğimi söylüyor. Halkı ise beni desteklememeleri, destekledikleri taktirde bu günaha ortak olacakları yalanıyla kışkırtıyor. Halka açık alanda idam cezası vermekten çekindim ve kırbaç cezasına çarptırıldığını söyledim. Şehirden uzak bir yerde yüzlerce defa kırbaçlandı ve sonunda acıya dayanamadı. Ölüsünü açıkta bırakmamaları için uyarmıştım. Bu gergin anlarda böyle bir provokatör ihtiyacımız olan en son şeydi ve cezanın abartı olduğunu söyleyemezsiniz.


Yatırımlara ara vermedik. Ülke kıyısı boyunca her şehire liman inşa ettik. Donanmamız ve denizlerdeki ticaretimiz için büyük bir avantaja sahip olmak üzereyiz.


Bugünlere gelene kadar atlattıklarımız kolay şeyler değildi. Ama bizi bekleyen şeyin büyüklüğü kıyaslanamaz bile. Japon İç Savaşı başlayalı birkaç ay oluyor. Eh tabi, bu 8 yılın bir çırpıda gözümün önünden geçmiş olması anlamına geliyor. Ama şu an gözümün önünde başka birşey var. Büyük Japon Adaları...


Sanırım artık ne karar vermem gerektiğini biliyorum. Yarın ise tüm saraya bunu açıklamalı ve hepsinin desteğini almalıyım. Destek vermeyenler ise saraydan uzaklaştırılmalı. Ayrıca bu Kore'de yıllardır süre barışın, Yükseliş Yılları'nın son birkaç gününü yaşıyoruz demek. Sanırım gün doğmadan önce başkentin boş sokaklarını biraz gezeceğim. Japonya'da yıllarca savaşmak zor olacak.

Ah şu Yükseliş Yılları... Seni çok özleyeceğimi sanmıyorum.
« Son Düzenleme: 04 Haziran 2014, 22:39:04 Gönderen: FANBOY »

Çevrimdışı samuray ahmet

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 238
  • Mirajane-Devil Form
    • Profili Görüntüle
Bekliyoruz.  :ceasaryes:

Çevrimdışı barkardes

  • Sekban
  • *
  • İleti: 1599
  • Fakirin Fekeresi
    • Profili Görüntüle

Çevrimdışı Jay-Jay Okocha

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2754
    • Profili Görüntüle
Yeri gelmişken belirteyim, bende Arap değilim.
Çevrenizden 3-5 kız bulun da getirin şu foruma

Çevrimdışı FANBOY

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Tam 2.5 saat gecikmiş olabilirim..  :-[  Bu kadar uzun sürmemeliydi ama eksik birşey bırakmak istemedim. Ve gençler sizden ayrıca bir isteğim var. Her yeni bölüm çıkardığımda ilk mesajı editliyorum ve böyle yeni mesajda yazmak istediklerimi oraya yazıyorum. Herkesin ilk mesaja baktığından emin değilim o yüzden bunu yazıyorum. Kontrol ediyorsunuz değil mi?? Etmiyorsanız da artık etmeye başlayın.

Çevrimdışı Kurt Knispel

  • Sekban
  • *
  • İleti: 1732
    • Profili Görüntüle
Çok güzel ve yaratıcı olmuş.Devamını beklerük!

Çevrimdışı barkardes

  • Sekban
  • *
  • İleti: 1599
  • Fakirin Fekeresi
    • Profili Görüntüle
Önceki komik anlatım sanırım ülkenin bilim seviyesinin yükselmesi sonucu gitti.Ama şimdiki anlatım da en az onun kadar iyi.Güzel bölüm  tbrk*

Çevrimdışı FANBOY

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Önceki komik anlatım sanırım ülkenin bilim seviyesinin yükselmesi sonucu gitti.Ama şimdiki anlatım da en az onun kadar iyi.Güzel bölüm  tbrk*

Aynı mizahı sürdürmem biraz zor olacak gibi duruyor çünkü artık tıkandım gibi. Devam etmeye çalışırsam tadı kaçacaktı ve aynı şeyleri tekrar etmekten öteye gitmeyecekti. Aklıma gelen hiçbir şeyi atlamam hikayeye eklemeye devam ederim yine de.

Hikayede de Do biraz değişmeye başladı. İlk bölümdeki 'Ben burada ne yapıyorum yav?' havası gitti. Ölmeden önceki son yıllarında da oğlunun bile ondan korkmaya başladığı bir diktatör olacak. Bu da spoiler olsun. Yani sonuçta ,en azindan Do ölene kadar, anlatım yavaş yavaş ciddileşecek. Komikliği de yaşadığı olaylarla sunmaya devam ederim. Devamında ipe giden daha çok adam görebilirsiniz.

Çevrimdışı xxMount Bladexx

  • Tımarlı Sipahi
  • *
  • İleti: 415
    • Profili Görüntüle
Günümüzdeki Kore gibi olucak desene bana göre harika bir anlatım tarzın var bayağı beğendim
We are not trust

Çevrimdışı Frederik Barbarossa

  • Sekban
  • *
  • İleti: 1408
  • The North Remembers...
    • Profili Görüntüle
Harika bir bölümdü  tbrk* Japonya'ya açılacaksan ordu durumunu az daha arttır derim  :wry:
Tarih, ilerisini göremeyenler için acımasızdır.

Çevrimdışı FANBOY

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Stratejilerdeki başarısızlığım için endişelenmeyin beyler. Ben bu bölümleri oynayalı 2 hafta oluyor ve hala yedek olarak birkaç bölümlük ekran görüntüsü var. Şimdiye kadar facia yaşamadım. Olur da daha sonraki bölümlerde yaşarsam hikayeye uydururuz. 1 savaşta istediğimi alamadım diye bırakmam. Hem belki daha güzel olur.

Bilinçli olarak kaybedilecek bir savaşa mı girsem napsam. Çok aklıma yattı.

Çevrimdışı Frederik Barbarossa

  • Sekban
  • *
  • İleti: 1408
  • The North Remembers...
    • Profili Görüntüle
Stratejilerdeki başarısızlığım için endişelenmeyin beyler. Ben bu bölümleri oynayalı 2 hafta oluyor ve hala yedek olarak birkaç bölümlük ekran görüntüsü var. Şimdiye kadar facia yaşamadım. Olur da daha sonraki bölümlerde yaşarsam hikayeye uydururuz. 1 savaşta istediğimi alamadım diye bırakmam. Hem belki daha güzel olur.

Bilinçli olarak kaybedilecek bir savaşa mı girsem napsam. Çok aklıma yattı.
O zaman yeni bölümü isteriz  evil*
Tarih, ilerisini göremeyenler için acımasızdır.

Çevrimdışı Shqiptar

  • Sipahi
  • *
  • İleti: 506
  • Zivela Jugoslavija !
    • Profili Görüntüle
Oynayışın Harika. Eski anlatım uslubun daha güzeldi, şimdi ciddileşmişsin. BU arada ben de fazla yorum yazmayı sevmiyorum. Ama, buralardayım, haberin olsun. Ha, bu arada, Başarılar.  :popcorn:

Çevrimdışı FANBOY

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Kore'nin Söyleyeceği Birşey Var!

Kabul etmeliyim son zamanların en zor gününü geçirdim. Karşımdaki tüm bakanlar, danışmanlar tedirgin bakışlarla sözlerimi dinliyordu. Onları hiç böyle görmemiştim, Manchu Savaşları'nda bile. İçimde bir şüphe oluştu desem yalan olmaz. Ama birşey değişmedi. Ordu, sefere çıkmak için hazırlanmaya başladı. Donanmamız Japon anakarasına mümkün olduğu kadar yaklaşıp bilgi almaya çalışıyor. Nakliye gemilerimiz başkentteki limanda demirlenmiş durumda. Uesigu ise savaşa katılacağımız anı bekliyor. Daha fazla beklemeyecek.

Çıkartmayı yaparken de çok zorlanacağımızı sanmıyorum. Halihazırda Japon ordusu ve donanması yara almış durumda. Bizim de savaşa dahil olmamızla yıkılışı hızlı olacak.




Japonya'daki savaşın ve ortaya çıkarabileceği sonuçların ülkemiz için büyük bir tehdit oluşturduğunu, derhal sonlandırılmadığı anda düzeni sağlamak için askeri gücümüzü kullanacağımızı Japon Shogunu'na iletiyoruz. Diplomatçı çocuk geldiğinde eli titriyordu. Bu diplomatların da işi zor yav. Sen git koskoca shoguna kendi sarayında şekil yap sonra Kore'ye tek parça dönmeyi düşün. Şükür shogun insaflı adammış da sadece pis pis bakıp 'Yürü git işine bre manyak. Küçücük çocuğun söylediği laflara bak ya.' diyerek göndermiş.

Eh sonuçta biz gerekeni yaptık. Artık askeri operasyon meşrulaştı.



Hemen ardından Uesigu'ya bir ulak göndererek savaşa dahil olacağımızı iletiyoruz. Manevraların eşzamanlı olması için savaş boyunca durmadan bilgi paylaşımı yapılacak. Bu müttefikliği de resmiyete dökmemek için bir nedenimiz kalmadı.


Artık 1. Japon-Kore Savaşı'nı başlatmanın zamanı geldi. Tarihler 9 Ocak 1467'yi gösteriyor. Bizim dahil olmamızla bu karışıklık sadece Japon İç Savaşı adıyla anılmayacak. Belki Ejderhalar Savaşı deriz ha? Çok karizmatik olmadı mı?


Diplomatçı çocuğu son bir kez Uesigu'ya gönderiyorum askeri geçiş izni almak için. Gelmene gerek yoktu be cigerim direk geçin gezin istediğinizi yapın sormanıza gerek yok, demişler. Garip bir samimiyet anlayışları var bu Japonların.


Savaşın ilk aşaması Japon Adaları'na çıkmak olacak. Elimizde sınırlı imkanlar var. Donanmamız neredeyse sadece hafif ticaret gemilerinden oluşuyor. Bunlarla askerlerin nakliyatını gerçekleştirmemiz mümkün değil. Nakliye gemilerimizin sayısı da sınırlı. 1 seferde sadece 3 bin askeri nakledebiliriz. Bu düşman topraklarına çıkartma yapmak için yeterli değil. Destek birlikler gelene kadar öncülerimiz yok olur, tutunma noktası kazanmamız imkansız. Tek çare müttefik Uesigu topraklarında toplanıp daha sonra harekete geçmek olacak.

Karar verildi, ocağın son günlerinde başkentten 3 bin askerimle beraber ayrıldım. Uzun bir süre geri gelemeyeceğim. Gemi daha uzaklaşmadan, herşey net gözükürken son bir kez inceledim şehrimi. Çok çılgın bir yer yav.

Birkaç haftalık deniz yolculuğundan sonra Uesigu kontrolündeki Settsu şehrine yaklaştık. Tüm birlikler gelene kadar sakin bir şekilde bekleyeceğimizi sanıyordum ama savaş bizi daha karaya çıkmadan karşıladı. Japon ordusu bu önemli liman şehrini kuşatma altına almış, Uesigu ise derhal harekete geçmişti. Karşılıklı dalgalanan siyah-beyaz ve sarı-kırmızı sancakların arasında sadece birkaç yüz metre vardı. Hızla limana yanaşıp savaş alanına yöneldik.

Uzatmaların oynanmadığı ve verilen ek sürelerin birer dakika olduğu karşılaşmada konuk takım 3-0 galip kaldı. Ayrılmadık tabi, kazandıktan sonra niye ayrılalım.



Bu rahat kazanılmış ilk savaşla birlikte Uesigu-Kore Birleşik Orduları gerçek gücünü gösterdi. Japon birliklerinin hızla geri çekildiğini gördüğüm anda başkent Kyoto için harekete geçtim. Başkentlerinin kontrolümüzde olması savaşın devamında bize büyük bir avantaj sağlayacaktı. Zaten az sayıdaki birliklerimle yapabileceğim başka birşey yoktu.


Bir yandan Kore'deki birliklerimizi Japonya'ya naklederken diğer yandan yeni birliklerin eğitimine başladık. Savaşı kazanmak için daha fazla askere ihtiyacımız vardı. Manchu ordusu ise denizlere açılmayacak topraklarımızı koruyacaktı. Arkamızda güvenebileceğimiz bir ülke olması içimi rahatlatıyor.


Kyoto kuşatması başlayalı birkaç ay geçiyor. Kuşatmayı sürdüren 6 bin Kore, 3 bin Uesigu askeri var. Yeni birliklerimiz henüz yola çıkmadı. Bu sırada beklemediğim birşeyle karşılaşıyoruz. Japon ordusu oldukça hızlı toparlanmış ve bu sefer yalnız değiller, daimyolar da ordularıyla beraber yanlarında. Tüm düşman birlikleri eksiksiz bir şekilde karşımıza çıkıyor. Henüz bunun için hazır değildim. Yapabileceğimiz tek birşey var, geri çekilme olmaksızın savunmak, savunmak, savunmak. Neredeyse 1 ay süre çatışmada düşman birlikleri artık yeni bir saldırı yapamayacak duruma geliyorlar. Mızraklarımız ve kalkanlarımız onların aşamayacağı bir engel. Geri çekilmekten başka bir seçenekleri kalmıyor.


Ne yazık ki geri çekilen düşman birliklerini takip edecek durumda değiliz. Ama bize tekrar saldırmaları için daha çok zamana ihtiyaçları olacak. Yeni gelen birlikleri yeni kuşatmalar için görevlendiriyorum. İlk düşen şehir ise Kyoto oluyor.


Küçük bir düşman birliğini yakalamayı başarıyoruz. Kolay bir zafer oluyor, ayrıca aylardır girdiğimiz ilk çatışma.


Japon orduları Uesigu üzerine yoğunlaşmış durumda. Bu da bizim düşman topraklarında rahatça gezinmemize imkan sağlıyor. Hiç bir sıkıntı yaşamadan yeni bir bölgeyi daha düşürmeyi başardık.


Uesigu'dan sevindirici bir haber aldık. Shogun, savaşın gidişatı yüzünden Uesigu'da yaşayan Japon halk üzerindeki otoritesini kaybediyor. Dışarıdan destek almadan da yeni bir isyanın başarılı olabilmesi imkansız. Müttefiğimizin topraklarında istikrar yeniden sağlanmış durumda.


Japon kuşatmasının bitmek üzere olması Uesigu'yu harekete geçiriyor. Daha üstün bir orduyla kuşatma birliklerine saldırıyorlar ama büyük bir tehlike altındalar. Düşman ordusunun geri kalanı sadece birkaç günlük uzaklıkta. Biz ise düşmanın savaş alanına ilerlemesini engellemek zorundayız.


Düşmanı Kyoto dolaylarında yakalamayı başardık. Beklemedikleri şey ani bir hücuma kalkmamızdı. Kısa sürede dağılıp kaçmaya başladılar. Uesigu ise yardımımız sayesinde savaşı kazanmayı başardı. Birbiriyle uyumlu hareket eden ordular savaşın kazanılması üzerinde ne kadar etkili olduğunu kanıtlıyor.


Kaçmaya başlayan düşman birliklerini takip edip eksik kalmış olan zaferimizi tamamlıyoruz. Onlar toparlanana kadar bir süre daha kuşatmalara odaklanabiliriz. 2. Kyoto Muharebesi'nden sonra ordumuz bölünüp çevre şehirlere yayılıyor.


Güneyde bulunan ordumuzdan iyi haberler geliyor. 2 hafta aralıkla 2 bölgeyi ele geçirdiklerini rapor ediyorlar. Daimyolar da hızla kan kaybetmeye başladı.


Ben Kore'den ayrılalı bir buçuk yıldan fazla olmuştu. Bilmediğim topraklarda bilmediğim şehirleri ele geçiriyorum, bilmediğim ordularla karşılaşıyorum. Bu savaşın sonu artık yakınlaştı ama asıl tehlikeli günler geliyor. Savaş sonrası bölgede dengeyi sağlamak zorundayız. Eğer denge sağlanmayacaksa ağır basan taraf Kore olmalı. Bunu yapmak için de yardıma ihtiyacım olacak. Oğlum yola çıktı, birkaç gün içinde geleceğini umuyorum. Gerçek birer Koreli olarak bu Japonlara gerçek güç neymiş göstereceğiz.
« Son Düzenleme: 07 Haziran 2014, 12:21:10 Gönderen: FANBOY »

Çevrimdışı Frederik Barbarossa

  • Sekban
  • *
  • İleti: 1408
  • The North Remembers...
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ben Japon değilim!!! (Sıradan Bir Kore Hikayesi) (07.06.2014)
« Yanıtla #66 : 07 Haziran 2014, 20:39:39 »
Harika bir bölümdü Japonya'dan hangi şehirleri koparmayı düşünüyorsun  evil*
Tarih, ilerisini göremeyenler için acımasızdır.

Çevrimdışı erman95

  • Tımarlı Sipahi
  • *
  • İleti: 339
  • Mareşal Erwin Rommel
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ben Japon değilim!!! (Sıradan Bir Kore Hikayesi) (07.06.2014)
« Yanıtla #67 : 07 Haziran 2014, 20:45:50 »
Bol aksiyonlu harika bir bölümdü  :ceasaryes:
Japonya için aklınızda ne tür planlar var ?

Çevrimdışı FANBOY

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ben Japon değilim!!! (Sıradan Bir Kore Hikayesi) (07.06.2014)
« Yanıtla #68 : 07 Haziran 2014, 21:08:14 »
Sadece Japonya değil diğer büyük sayılabilecek ülkeler için de genelde tek bir taktik üzerinden ilerliyorum. Parçala, vassalla, kendine kat. Bu şekilde mümkün olduğu kadar yönetim puanı biriktirip Avrupalılardan çok uzakta kalmamaya çalışırım. Sonra bir bakmışsınız Papa'nın karşısında Kore ordusu.... Tabi henüz hayal bunlar  :D

Yada o kadar uzak geleceğe gitmeye gerek yok. Belki Kore-Ming savaşları olur da 4 hanedanı birden kururum. Olmaz mı?  :)



Olur mu öyle şey yav. Ming'in varisi yokken ne uğraşıcam hanedanlarla.

Çevrimiçi krall1

  • Tımarlı Sipahi
  • *
  • İleti: 446
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ben Japon değilim!!! (Sıradan Bir Kore Hikayesi) (07.06.2014)
« Yanıtla #69 : 08 Haziran 2014, 02:32:30 »
gerçekten güzel ilerliyorsun takipteyiz :popcorn:
"You always were an unruly child. I adored that about you."

Çevrimdışı Gök Börü

  • Sipahi
  • *
  • İleti: 854
  • ATSIZ
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ben Japon değilim!!! (Sıradan Bir Kore Hikayesi) (07.06.2014)
« Yanıtla #70 : 08 Haziran 2014, 18:07:30 »
Guzel hikaye.

Çevrimdışı Frederik Barbarossa

  • Sekban
  • *
  • İleti: 1408
  • The North Remembers...
    • Profili Görüntüle
Hikaye beklerken yaşlandık  :-X
Tarih, ilerisini göremeyenler için acımasızdır.

Çevrimdışı "Tarıklı"

  • (Tarıklı)
  • Sipahi
  • *
  • İleti: 704
    • Profili Görüntüle
Benim oyunumdaki gibi genişleme idea'larınla Alaskaya doğru kolonileştirebilirsin. Yanılmıyorsam Dip Tec 12. gibi Alaskaya çıkarsın oradan da Kaliforniya'ya doğru inersin zatan batılı bir devletide görünce Batılılaşırsın.

Çevrimdışı mixedindustry

  • Sipahi
  • *
  • İleti: 567
  • Deutschland, einig Vaterland!
    • Profili Görüntüle
Bayağı güzel bir ülke olarak devam ediyorsun.Açıkçası Kore ile bu kadar büyüyeceğin aklıma hiç gelmezdi. Ben Kore'yi küçümsemekle hata etmişim.

Ayrıca stratejilerinde de iyisin. Devam et
Marxist-x----Revisionist
Political Left--x------Political Right
Open Society--x----Closed Society
Market Socialism-----x-Planned Economy
Hawk Lobby----x--Dove Lobby
Interventionism---x---Isolationism
Religious Policy: Secularism
Citizenship Policy: Full Citizenship
War Policy: Pro Military
Ideology: Communist
Consciousness: 7.00(+0.0115)
Millitancy: 5.00 (+0.00015)

Çevrimdışı Shqiptar

  • Sipahi
  • *
  • İleti: 506
  • Zivela Jugoslavija !
    • Profili Görüntüle
Yeni bölümü bekliyoruz  :popcorn: Üzme bizi  :(  :wall:

Çevrimdışı yns139

  • Azab
  • *
  • İleti: 18
    • Profili Görüntüle
Yeni bölümü bekliyoruz  :popcorn: Üzme bizi  :(  :wall:

Çevrimdışı FANBOY

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Japonya'da Yeni Düzen

Saatlerdir çadırda subaylarla beraber durum değerlendirmesi yapıyoruz. Aslında bu aralar her gün her saat durum değerlendirmesi yapıyoruz. Yapacak başka birşey kalmadı koskoca Japonya'da. Bir iki hafta önce yakaladığımız Japon komutanının üzerinde Japonya Haritası bulmuşlar. Üzerinde tüm kaleler, kasabalar, köyler, madenler çizili. Askerlere sağdan soldan çakıl taşı toplattım. Çağırıyorum subayları çadıra, diziyoruz taşları haritanın üzerine. Planda değişiklik yapıyormuş gibi oradan oraya sürüklüyorum hepsini. Onlar da kendi fikirlerini paylaşıyormuş gibi birkaç taş kaydırıyor. Zaman geçiriyoruz öyle, kendimizi büyük komutanlar gibi hissediyoruz.

Hafiften bir atlı sesi duymaya başlıyorum. Buralarda çok alışık olmadığım için dikkat kesiliyorum. Gittikçe yaklaşıyor. Çadırın önüne geldiğini farkettiğimde ses kesiliyor ve birkaç saniye içinde içeriye hızla bir asker giriyor. Oğlum göndermiş olmalı diye düşünüyorum. Zaten bu sıralarda gelmiş olmalıydı. Hızla dizlerinin üstüne çöküp başını önüne eğiyor. Konuşmaya çalışıyor ama nefes nefese kaldığı için anlamak güç. Zorlukla birkaç kelimeyi seçebiliyorum: Efendim... Oğlunuz.. Oğlunuz saldırıya uğradı..

'N-Nasıl?' diyebiliyorum sadece. Japonya'ya yanında birkaç bin askerle gelmiş. Karaya çıktıktan sonra yola koyulmuşlar. Birkaç günlük yol ilerleyip sahilden uzaklaştıktan sonra kaybolmuşlar sanırım. Koskoca ordu kaybolmuş!! Ne yazık ki önce müttefik değil düşman sancaklarıyla karşılaşmışlar. Düşman yaklaşırken Hyang, orduyu savunma pozisyonuna getirmiş. Adamlarından birine de kendi atına verip batıya doğru ilerlemesini söylemiş. Ulak bize ulaşana kadar binlerce Kore askerini görmeden geçmiş olmalı. Ama onu bunun için suçlayamam.

Nerede olduklarını sordum. Bilmiyormuş ama bize ulaşana kadar hiçbir yere sapmadan düz bir istikamette ilerlediğini söyledi. Derhal çadırdan çıkıp sağa sola bakınıyorum. Başka at bulamadığım için ulağın atına atlayıp yola koyuluyorum.  At fazlasıyla yorulmuş ve nefes nefese. Ne yazık ki durmaya vakit yok. Tüm akşam ve gece boyunca aralıksız atımı sürüyorum. Sabaha karşı uzaklardan siyah-beyaz sancakları görüyorum. Yoksa Uesigu?

İyice yaklaştığımda oğlumu bir elinde kılıcı diğer elinde şarap dolu testiyle gördüm. Önce sağlı sollu iki tokat atıp sonra nefesini kesercesine sarıldım. Olanlar belli. Ulak yola çıktıktan sonra Uesigu orduları yardıma gelmiş olmalı. Oğlumun böylesine bir zaferi kazandığı için gururluyum ama hala güvenimi kazanmış değil. Bir dahaki sefer orduyu yönetmesine izin vereceğimi sanmıyorum. Her şeye rağmen bu zafer onun.



Kampa döndüğümde güzel haberlerle karşılaşıyorum. Donanmamız, Japon balıkçı teknelerini avlamış. Şaşırtıcı bir haber değil.


Başkentten gelen mesajda savaştan kaçan binlerce Japon'un Kore'ye yerleştiği yazıyor. Keşişler, yüce Konfüçyus'a inanmayan bu sefil yaratıklara Kore'de yer olmadığını söylüyormuş. Sefil senin anandır, yazıp aynen gönderiyorum. Hadi diyelim keşişlere hak verdim, hepsini geri göndereceğiz. Japonları Korelilerden nasıl ayırmayı planlıyor bu adam? Onca Japon'un arasına bir o kadar da Koreli karışmaz mı? Herkes birbirinin aynısı bu memlekette. En iyisi hiç bulaşmamak. Bırakın kalsınlar.


Canım sıkıldı, çağırdım yine subayları çadırıma. Haritayı masanın üstüne koyup toplandık etrafına. Tam taşları dizicez, subaylardan teki 'Durun!' diye bağırıyor. 'Efendim, ne zamandır yüce Kore ordularını çakıl taşlarıyla temsil ediyorsunuz. Sizin için tahtaları yontup bu figüranları yaptım. Artık bunları kullanırsanız beni çok mutlu edersiniz.' Bir an şaşırdım, uzattığı figüranları görünce bir daha şaşırdım. Çılgın çocuk seni. Bildiğin güzel yontmuş adam. Nasıl bu kadar güzel boyamış onu hiç bilmiyorum. Hele eve bir dönelim, bu adam generalliği haketti. Neyse, artık bunları kullanıyoruz. İşte Japonya'daki yeni figüranlı durum.


Japonlar, artık şehirleri savunmak için bu kadar acı çekmenin bir anlamı olmadığını farkediyorlar. Savaşı kaybettiklerini öğrenmeleri güzel. Birkaç hafta arayla 4 bölge elimize geçiyor.


(Hadi Kyoto'ya bir yere kadar alıştım da böyle bölge isimleri mi olur yav)

Kore ticareti güç kazanmaya devam ediyor. Artık kakao da bizden sorulur!


Savaş devam ettikçe tüm günümü bu subaylarla harcıyorum. Baya da yakınlaştık aslında. Geçen yine oturduk ateşin etrafına muhabbet ediyoruz, nasıl oldu bilmiyorum ama konu bilinmeyen topraklara geldi. Şu figüranları yapan subay başladı konuşmaya. 'Hep bilinen dünya diyoruz ama bilinmeyen hakkında bir fikrimiz yok. Daha birkaç yıla kadar Timurlardan, Avrupa diyarından haberimiz yoktu. Belki dünya bu kadar değildir. Belki daha çok büyük diyarlar vardır. Japon adalarından sonra uçsuz bucaksız okyanus var. Ama ya bu okyanusun arkasında bir o kadar uçsuz bucaksız da toprak varsa. Hadi bu kadar uzağı geçtim, daha Manchu askerlerinin nereye gittiğini bilmiyoruz. Yav biz neden buralara gidip, görüp, ne varmış öğrenip geri gelmiyoruz?'

Ulan bu adam harbiden çok zeki. Biz nasıl daha önce düşünemedik bunu. Ne dediyse aynen yapılmasını emrediyorum. Bir başkente dönelim, sarayda karşımdaki odayı vericem bu adama.



Sabah çadıra bir asker geldi. 'Sana bir çılgın bir de normal haberim var Kralım!' dedi. Önce normal olanı soruyorum. Yeni bir bölgeyi daha ele geçirmişiz. Harbiden de anormal birşey yok.


Çılgın olanı sorarken aslında heyecanlı değildim. Yarı açıp gözlerimle askeri dinliyorum. Japon Shogunluğu'nun Uesigu'yla barış anlaşması yaptığını duyduğum gibi gözlerim açılıyor. Hızla çadırdan çıkıyorum. Böyle birşey nasıl olur?

Derhal Japonya'da bulunan önemli komutanları ve oğlumu savaş konseyine çağırdım. Onların düşüncelerini almadan büyük bir karar vermek istemiyordum. Herkes en az benim kadar şaşkın. Hainler, kendileri için kârlı bir anlaşma önermiş olmalı ki bize haber vermediler. Karşı çıkacağımızı biliyorlardı. Tartışmalara başlamadan önce barış anlaşmasının şartlarını soruyorum. Uesigu'nun bağımsızlığının tanınması, büyük miktarda toprağın devredilmesi ve yüklü bir savaş tazminatı. Ve en önemlisi, henüz kazanılmaya başlanmış Kore prestijinin ayaklar altına alınması.



Kyoto Görüşmeleri

Konseyden çıkan karar açık, Kore yapılan bu anlaşmayı tanımayacak. Yaşanan bu büyük krizi aşmak için tüm tarafları Kyoto'ya çağırıyorum. Görüşmeler süresince hiçbir kuşatma kaldırılmayacak, hiçbir asker mevkisini terketmeyecek. Askeri gücümüz, bu görüşmelerdeki en büyük silahımız. Ayrıca Kyoto'da Kore bayrağının dalgalanması da bana güven veriyor.

Birkaç gün içinde tüm taraflar yüksek mevkilerdeki temsilcilerini gönderiyorlar. Herkes birbirine gergin bakışlar atarken görüşmelere başlıyoruz. Çok geçmeden Uesigu'nun hainliği ortaya çıkıyor. Önce Japon temsilcisi söze başladı; Shogunluğumuzun, hem Kore'yi hem Uesigu'yu temsil eden heyetle imzaladığı anlaşma açık. Devam eden Kore kuşatmaları bu anlaşmayı ihlal ediyor. Derhal askerlerinizi Japon topraklarından çekmenizi istiyoruz.

Duyduklarım karşısında beynimden vurulmuşa döndüm. Uesigu temsilcisine dönüp sakinliğimi korumaya çalışarak konuşmaya başladım; Bu anlaşmada Kore devletine ayrılmış bir bölüm yok. Nasıl olur da bizim adımıza anlaşma imzalarsınız? Temsilcinin cevabı sanki beni kışkırtmaya yönelikti. 'Kore askerlerinin buraya, müttefiklerine barışı ve düzeni sağlarken yardım etmek için geldiğini sanıyordum. Kore istediğini aldı. Artık sizin topraklarınızı tehdit eden bir güç yok. Aksine müttefikliği sürdürmek isteyen yeni bir devlet var. Eğer isterseniz aramızdaki bağları hanedan evliliği ile güçlendirmek isteriz.' Yanında hazır mı taşıyor bilmiyorum ama konuşmasına devam ederken cebinden Royal Marriage anlaşması çıkartıp bana uzattı.



Kağıdı parçalayıp önüne fırlattım, dayanamayıp bağırmaya başladım; 'Kore devleti, kendisi için hiçbir yararı olmayan bu anlaşmayı tanımayacak. Bizi görmezden gelip böylesine bir harekette bulunmanız apaçık ihanettir!' Temsilci cevap verdi, 'Kore'nin istediği Japon adasından bir toprak parçası mıydı? Ya da belki askerleriniz için birkaç üs? Hayır! Japonya, Japonlara aittir! Hiçbir dış kuvvet bizim topraklarımızda hak iddia edemez! Bu anlaşma geçerliliğini sürdürecektir, şimdi lütfen askerlerinizi alıp şehirden ayrılınız. Tüm adayı boşaltmak için 2 ayınız var.'

Bu ne küstahlık, diye haykırdım. 'Koskoca Kore'yi karşınıza aldığınızın farkında mısınız? BİR GECE ANSIZIN 9 KYOTO! 10 SETTSU! 11 KOZUKE!' Sesim yükseldikçe masaya gittikçe güçlenen bir şekilde vurarak konuşmaya devam ettiğimi farkettim. Uesigu temsilcisi şaşırmış gibiydi; 'Gücünüz yetmez! Hiçbirinizin gücü Uesigu ordusunu yenmeye yetmez!' Kalbim sıkışmaya başladı, artık böylesine bir gerginlik için fazla yaşlıydım. Bu büyük müttefik nasıl bir anda bize sırtını dönmüştü? Nasıl bu hale gelebilmiştik? Son kalan nefesimi kullanarak tüm gücümle bağırdım; BİZİM KILICIMIZIN ULAŞTIĞI YERE SİZİN OKLARINIZ BİLE ŞEY EDEMEZ! Tartışma iyice 'Sen kimsin lan!' muhabbetine doğru giderken kapıya doğru yöneldim. Salondan çıkmadan önce son bir kez Japon temsilcisine baktım. Yüzündeki ifadeyi asla unutamam, nasıl bir ortama girdiğini sorguladığı açıktı.

Kaleden çıkarken neler dediğimi düşünmeye başladım. Harbiden ben ne dedim yav. Ulan koskoca ülkenin itibarını iki paralık ettik. Hele o son söylediklerim neydi ben bile bilmiyorum. Neyse, artık yapacak birşey yok. En azından kimin hangi tarafta olduğu belli oldu.

Birkaç gün sonra Uesigu'nun askeri geçiş hakkını ve müttefikliğini iptal ettiğini öğrendik.



Resmi düşmanımızın elindeki son kale de Kore kontrolüne geçiyor. Artık ne yapacağımıza karar vermeliyiz.


Uesigu, tüccarlarımıza amborgo uygulamaya başlıyor. İşte şimdi beni kızdırdınız. Ne yaparsanız yapın. İsterseniz bana beyaz barış imzalatın. İsterseniz tazminat ödetin. İsterseniz askerlerimi kılıçtan geçirin. Hatta başkenti yakın yıkın. Ama asla, asla tüccarlarıma dokunmayın!!


Kalan son düşman kadırgalarını okyanusun dibine gönderiyoruz.


Japon Adaları, yakın bir zamanda sakinleşecek değil. Durum şimdilik bize karşı gibi duruyor. Ordularımız, yeni ve daha büyük bir savaşa girmeden önce dinlenmek zorunda. Şu an Uesigu'ya savaş ilan etmek çılgınlık olur. Onların da böyle birşeye kalkışacaklarını sanmıyorum. O yüzden Japonya'yla yapılan tek taraflı barış anlaşmasını tüm dünyaya duyuruyoruz. Shimazu'da Kore'ye bağlı bir hükümet kurulacak ve her ay haraç ödenecek. Ayrıca istikrarsızlığa karşı bölgede bulunması zorunlu olan Kore ordusu için, Harima Kore'ye devredilecek. Kabul veya ret etmeleri gibi bir durum yok. Onlara bu seçeneği sunmadık.


Durum Japonya'da oldukça gergin gözüküyor. Belki de yeni girdiğimiz dönemin adı Soğuk Savaş olur ha, ne dersin? Hani böyle sıcak çatışmaya girmiyoruz, durmadan restleşiyoruz ya o yüzden soğuk. Beğenmedin mi? Canın sağolsun. Ama bir gün başkası kullanır bu ismi de sonra dersin ulan niye biz kullanmadık diye. Haberin olsun dedim.
« Son Düzenleme: 13 Haziran 2014, 11:53:44 Gönderen: FANBOY »

Çevrimdışı barkardes

  • Sekban
  • *
  • İleti: 1599
  • Fakirin Fekeresi
    • Profili Görüntüle
Güzel bölüm.Soğuk savaş başlıyor  :smoking:

Çevrimdışı FokluGeneral

  • (Hermann Fegelein)
  • Sekban
  • *
  • İleti: 1051
  • Bülent Ecevit (1925-2006)
    • Profili Görüntüle

Çevrimdışı samuray ahmet

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 238
  • Mirajane-Devil Form
    • Profili Görüntüle
İyi güldürdün yav. Sonraki bölümlerinde böyle olması dileği ile.  :ceasaryes:

Çevrimdışı mixedindustry

  • Sipahi
  • *
  • İleti: 567
  • Deutschland, einig Vaterland!
    • Profili Görüntüle
Açıkçası böyle olacağını hiç düşünmemiştim. Buna rağmen Uesugi'yle savaş. Çünkü kılıcının ulaştığı yerde onların okları hiçbir şey yapamaz.  tbrk*

Bunun için takipçilerimiz seni destekiyor :)
Marxist-x----Revisionist
Political Left--x------Political Right
Open Society--x----Closed Society
Market Socialism-----x-Planned Economy
Hawk Lobby----x--Dove Lobby
Interventionism---x---Isolationism
Religious Policy: Secularism
Citizenship Policy: Full Citizenship
War Policy: Pro Military
Ideology: Communist
Consciousness: 7.00(+0.0115)
Millitancy: 5.00 (+0.00015)

Çevrimiçi krall1

  • Tımarlı Sipahi
  • *
  • İleti: 446
    • Profili Görüntüle
cidden çok iyi olmuş, üslubunu çok iyi tutturmuşsun. daha şimdiden devamını bekliyorum :D bu arada kolonileşmek için amerika daha iyi, asyadaki adalar pek işine yaramıyor, amerikada yeterince hızlı kolonileşirsen aztek altınlarını ele geçirebilirsin.
"You always were an unruly child. I adored that about you."

Çevrimdışı Shqiptar

  • Sipahi
  • *
  • İleti: 506
  • Zivela Jugoslavija !
    • Profili Görüntüle
Güzel bölüm  tbrk* Yeni dünya seni bekliyor  :popcorn:

Çevrimdışı kobra

  • Azab
  • *
  • İleti: 34
    • Profili Görüntüle
güzel bölüm

Çevrimdışı yns139

  • Azab
  • *
  • İleti: 18
    • Profili Görüntüle
Güzel bölüm  tbrk* Yeni dünya seni bekliyor  :popcorn:

Çevrimdışı Frederik Barbarossa

  • Sekban
  • *
  • İleti: 1408
  • The North Remembers...
    • Profili Görüntüle
Yine harika bir bölümdü. Japonlara yapılan diss'e koptum  evil*
Tarih, ilerisini göremeyenler için acımasızdır.

Çevrimiçi ALERHATE

  • Lord of The Warriors
  • Sekban
  • *
  • İleti: 1179
  • Misak-ı Milli
    • Profili Görüntüle
İyi güldürdün yav. Sonraki bölümlerinde böyle olması dileği ile.  :ceasaryes:
Großdeutsches Reich - Lebensraum für Deutschland (NAB) - (AAR)
United States of America - Democracy Protector of the World (AAR) 14. BÖLÜM 1. KISIM YÜKLENDİ

Akıllılar dövüşmeden önce kazanırlar, cahiller kazanmak için dövüşürler. - Zhuge Liang
Acı çekmek, ölmekten daha çok cesaret ister. - Napoléon Bonaparte
Ancak, kendi kendini idare edebilen akıllı insanlar hürdür. - Horace
Acının ödülü tecrübedir. - Eshilos

Çevrimdışı FANBOY

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Kore'yi Bir Daha Göremeyecek Miyim?

Şimdi dönüp bakıyorum da, yıllardır sadece Kore'yi yükseltmek için çalışmışım. Verdiğim her karar, attığım her adım hatta aldığım her nefes onun içindi. Artık kendi ülkesine yabancı, kaybolmuş biri değilim. Ama itiraf etmeliyim ki ülkeyi yönettiğim yıllar boyunca hep cesur ve büyük kararlar almaktan çekindim, sonuncusu hariç. Şimdi geldiğimiz yere bakın. Uesigu bize kılıç çekmiş adeta meydan okuyor, bizse henüz hazır olmadığımız için kulaklarımızı tıkayıp duymazdan geliyoruz. Kore bu kadar güçsüz olmamalı, olmamalıydı. Belki daha iyi yönetebilseydim, belki böylesine önemli kararları vermek için son ana kadar beklemeseydim, belki..

Artık böyle olmayacağından emin olabilirsiniz. Kore bugünden itibaren yeni bir döneme giriyor. İlerleyişimiz asla durmayacak, ta ki karşımızda duracak birisi kalmayana kadar. Duracak cesareti gösterenler de bağışlanmayacak. Tamam, belki birkaç yıl daha görmezden gelebiliriz onları, öncelikle yapmamız gereken başka şeyler var. Ama sonra bağışlamayacağız. Vallaha.

İlk adımımızı da atıyoruz. Uesigu'ya karşı daha fazla askere, insan gücüne, donanmaya ve gelire ihtiyacımız var. Eğer Manchu'yu yüce Kore'mizin bünyesine katmayı başarırsak bu sorunları aşabileceğimizi düşünüyorum. Diplomatçı çocuğu gönderdim, Manchu halkını, ordusunu ateşlesin, zamanı gelince bize sadakat yemini etmeye hazır olsunlar.



Birkaç gün içinde Uesigu'dan diplomat geliyor. Japonya'da kontrol altında tuttuğumuz bölgelerin geri iadesini istiyorlar. Aksi halde istediğiniz savaşı alacağınızdan emin olabilirsiniz, dedi diplomat. Ayrıca şimdiden bize karşı müttefik arayışlarına girmişler.


Dediğim gibi, henüz karşı hamle yapabilecek durumda değiliz. Belki ortam biraz sakinleşir umuduyla Harima vilayetini, geçen savaşta Kore'ye bağladığımız Shimazu Daimyoluğu'na devrediyoruz. Japonya'daki otoritemizi üstünü kapatarak sürdürmeliyiz.


Şimdilik 2 ileri 1 geri adım atmış durumdayız. Manchu bize ihtiyacımız olan gücü sağlayacak ama basit bir restleşmede bile Uesigu'nun taleplerini kabul etmiş olmamız itibarımızı zedeledi. Eğer bunun arkasından daha büyük bir adım atarsak Uesigu, rekabetten çekilmediğimizi farkedecek.

Ming Hanedanı ile bağlarımız yıllar geçtikçe güçlendi. Birkaç olumsuz olay dışında asla birbirimize olan desteğimizi kesmedik. Onlar sırtımızı dayadığımız büyük bir güçtü, biz ise onlar için... Aslında onlar için neydik bilmiyorum. Neyin kafasıyla desteklediler bizi yav. Neyse, savaş zamanı gereken önemi verememiş olsam da artık onları arkadan bıçaklamanın zamanı geldi. Varisi olmayan mevcut Ming İmparatoru'nun acısına bir kat daha acı katıyoruz, 'Eğer imparator öldüğünde yerine geçecek bir varis olmazsa, Ming tahtı Kore'nin hakkıdır!'



Japonya'daki taraftarımız Shimazu'nun bize olan sadakatinden emin olmalıyım. Taraf değiştirmesi dengeleri de değiştirecek. Onlar bizim en büyük silahımız, Kore yönetimini isteyen Japonlar! Diplomatçı çocuk onları da ateşleyecek.


Ekonomimiz hiç olmadığı kadar güçlü. Bize bağlı devletler, oldukça yüksek haraçlar ödüyor. Devlete isyan, halkımızın düşüncelerinden olabildiğince uzak. Tek sıkıntımız savaştan yorgun bedenler. Zaman alacak ama o da geçecek. Yakında Uesigu karşısında başımız eğik durmak zorunda kalmayacağız.


Danışmanlar yönetimdeki bu değişimin farkına varıyorlar. Bu derece büyük kararları onlara danışmadan vermem ve hızla uygulamaya geçirmemiz, saraydaki gerginliği arttırıyor. Aralarında tartışırken ülkenin geleceği hakkında onlarca teoriyi ortaya atıyorlar. Gerçekçi olmaları veya olmamaları farketmiyor, söylenen herşeye inanıyorlar. Ve nasıl beceriyorlarsa bu hikayeleri halka yaymayı da başarmışlar. Neyse, en azından çeşmebaşlarında toplanan gençler artık karı-kız değil memleket muhabbeti çeviriyor. Bu da birşey sayılır, değil mi?


Bir türlü istediğim yükseliş ivmesini yakalayamadık. Herşey daha iyi olacak derken Hangwon vilayetinde veba baş gösteriyor. 2 ileri 1 geri 2 ileri 1 geri... Bu böyle gitmeyecek!


Ülkemiz için kara bir gün daha yaşıyoruz! Hafif gemilerimiz, haftalardır karadan habersiz bir şekilde denizde devriye görevindeydi. İkmal için uğradıkları karantinaya alınmamış Hangwon limanında ne yazık ki hastalığa yakalanıyorlar. Birçok tecrübeli denizcimiz ve Kore Donanması'nı bugünlere getirmiş değerli kaptanımız Se Heo, birkaç gün içinde hayatını kaybediyor. Tüm ülke yasta. En kötüsüyse hastalığın bulaşması ihtimali olduğu için doğru düzgün bir tören bile yapamıyoruz. Bizi affet ve Konfüçyus'a selam söyle yüce kaptan!

Büyük donanmamızı kaptansız bırakma ihtimalimiz yok. Se Heo'nun sağ eli olarak tanınan, genç ve yetenekli bir denizciyi yeni kaptan olarak atıyorum. Pasifik artık Do Yun'un ellerinde.

(Tamam, benimle aynı isme sahip olması bu terfiyi almasında biraz etkili olmuş olabilir. Çok az ama.)



Oirat Hanlığı, Moğolları ve Çağatayları birleştirdikten sonra büyük bir güce kavuşuyor. Sahip oldukları güç ve bizim sahip olduğumuz değerli topraklar, Kore ve Oirat'ı potansiyel düşmanlar yapıyor. Eğer zor duruma düşersek hiç zaman kaybetmeden kendi paylarını almak için harekete geçeceklerinden o kadar eminim ki... Onlara bu fırsatı vermeyeceğiz!


Büyük bir kayıp daha! Hangwon bölgesinde bulunan yerel askerleri denetlemek için gönderdiğim askeri danışmanımız Do Ha vefat ediyor. (Oha, koskoca Kore'de Do'dan başka isim yok mu yav.) Oğluma ilk kez başkenti emanet etmeden önce onları işe aldığım günü hatırlıyorum.. Zaman oldukça hızlı geçiyor dünyanın bu uzak köşesinde.

Ne yazık ki onun için de bir tören düzenlenemedi. Çok geçmeden de ismi Do olmayan başka bir danışmanı işe aldım, birkaç gün içinde görevine başlayacak.

Sanki böylesine büyük insanların ölümünü çok kolay atlatıyormuşuz gibi hissediyorum. Sanki onlar daha önce hiç var olmamış gibi. Sırf yönetim sekteye uğramasın diye yeni birini atıyoruz boş kalan pozisyona. Acaba ben öldüğümde de böyle olacak mı?



(Şu an farkettim, galiba eski iki danışman kardeşmiş. Ah be paradox, birkaç tane daha isim-soyisim ekleyemedin mi Kore'ye. Hikaye yazıyoruz şurda.)


(Yeni askeri danışmanımız. Şimdiye kadar ne başka bir Yuenrueng'le ne de başka bir Noh'la karşılaştım. Belki Japon ajanıdır? Yada anne-babası çok fena dalga geçmiştir. Yuenrueng diye isim mi olur yav. Umarım çok işim düşmez bu adama, düşerse de Bay Danışman der geçerim.)

2 ileri adımımızı atıyoruz yine. Birkaç hafta arayla iki yeni teknolojiye sahip oluyoruz. Sefil düşmanlarımız üstün silahlarımız karşısında duramayacak!


Yönetimdeki politika değişikliği devlet üzerindeki ilk etkilerini gösteriyor. Ülkedeki istikrar yükselmiş durumda. Artık daha da cesur adımlar atmak için halkın desteğini almış durumdayım.


Sosyal hayatta düzeni sağlamak için yeni bir yasayı yürürlüğe sokuyoruz, artık ölçü ve ağırlık birimlerinde resmi birimler kullanılacak.


Halktan daha fazla vergi toplamak için yeni bir yola başvuruyoruz, devlet destekli tapınaklar! Bir yandan halkın dini duygularını sömürerek daha fazla para kazanırken diğer yandan kendimizi dini koruyan bir hükümet olarak göstererek onların gözlerinde daha fazla değer kazanacağız. İnsanları zayıf noktalarından vurmak gibisi yok.. En önemlisiyse tapınakçıların fetvalarına, halkı kışkırtmalarına karşı kendi fetvalarımızı çıkartacağız. Kore'de tam otorite sağlandıktan sonra beni yavaşlatan birşey kalmamış olacak.


Tibet'e hacca giden Konfüçyust halkım, Ming topraklarından geçerken eşkiyaların saldırılarına uğruyorlar. Ne yazık ki onları korumak için yapabileceğimiz birşey yok. Ming ile olan ilişkilerimiz şimdiden gerginleşmeye başladı. Bu meselenin büyük bir sorun haline gelmesini istemiyorum. İbadet edecekseniz gidin Kore dağlarında edin, gidin tapınaklarda edin. Boşuna mı yatırıyoruz o kadar parayı.


Geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz iki devlet büyüğümüzden sonra hayatın kısa olduğunu farkettim. Görevci dede hala nasıl hayatta bilmiyorum ama yaşıyor ve son günlerini zindanda geçirmesini istemiyorum. Emir verdim çıkarttılar zindandan. Koşa koşa geldi yanıma, 'O Oiratlılar var ya o Oiratlılar, hah işte onlardan sana dost olmaz evlat. Gönder diplomatlarından tekini laf atıp gelsin.' dedi. Tamam, ben de güvenmiyorum o adamlara da şimdi yok yere laf atmak ayıp olmaz mı? Neyse, onca senenin hatrı var, yapacağız.


Dostu, düşmanı daha net görmek istiyoruz. Biz Koreliyiz, arkadan iş çevirmeyiz. Yani, çoğu zaman. İşte düşmanlarımız.


(Enemies : Japon Shogunu'nun kalıntıları, ne yaptıklarına anlam veremediğim Ryukyu, gittikçe ters düştüğümüz Oirat, hain Uesigu )
(Rivals : Oirat ve Uesigu )
Uesigu şu an rival ilan edildi.

Diğer meselelere geçmeden önce şu görevi halletmem gerekiyor. Şöyle en kralından bir laf sokup adamları çılgına döndürmek istiyorum. Günlerce düşündüm, düşündüm, düşündüm.. Yok abi bulamadım. Gittim tüm danışmanlara sordum, saçma sapan şeyler söylediler. Diplomatı Oirat Hanı'nın otağına gönderip 'Sen git kralın gelsin.' dedirtip döndürtmek nedir ya. Koskoca ülkeyiz oğlum biz, biraz daha geniş düşünelim.

Baktım kimseden birşey çıkmıyor, en sonunda çözümü ben buldum. Bir sandığa en kalitelisinden gül lokumu doldurttum. Aslında lokum ne bilmiyordum, tüccarlarımız Hindistan'dan getirtmiş, oraya da daha batıdan gelmiş. Biraz tadımlık yedim tadı güzel ama bayağı pahalı birşey bu meret. Güzel de kokuyor. Neyse sonra bir kağıda not yazdık 'Kim ne yerse onu ikram eder!!' diye. Koyduk kağıdı da lokumlarla beraber sandığa, diplomatçı çocukla beraber gönderttim Oirat Hanı'na. Han'ın adamları açmışlar sandığı, önce kağıdı görmüşler, bakmışlar bakmışlar okuyamamışlar. Malum Korece bilmiyorlar. Sonra bizim diplomatçı çevirisini yapmış Moğolca'ya, yine birşey anlamamışlar, kağıdı çöpe atıp lokuma bir güzel girişmişler.

Olan bizim ateş pahası lokumlara oldu gibi duruyor. Umarım gereken mesajı almışlardır. Ama gitti canım lokumlar yav.



En azından görevi tamamladık. Görevci dededen ödülümü almayı unutmadım.


Devletimiz için çok önemli bir karar daha alıyoruz. Günlerce süren tartışmaların ve sunulan onlarca çözümün sonunda bunun Kore için en iyisi olduğuna karar verdik. Hızla artan nüfusumuzun bir kısmını, henüz devlet kuramamış, halkı ilkel kalmış bölgelere taşınmaları için teşvik ediyoruz. Böylece ekonomik, ticari ve askeri anlamda daha çok güç kazanacağız ve stratejik pozisyonu önemli olan bölgeleri kontrol edeceğiz. Barış zamanı bile yeni topraklar ele geçirilecek!


Tabiki de halkı sadece taşınmaya teşvik etmek yetmiyor. Onları vahşi yerlilerden koruyacak refakatçilere ihtiyaçları olacak. Daha sorunu yaşamadan önlemini alıyoruz. 3 bin kişilik bir piyade bölüğü taşıma gemilerine binmek için limanda bekliyor. Bu görevi verebileceğim tek kişi ise... Oğlum Hyang. Yeni Kore'de otorite tamamen Hyang'ın elinde olacak. Onun toprakları, onun halkı, onun kuralları. Umarım yüzümü kara çıkartmaz.


Kolonistlerden önce askerler yola çıkıyor. Hedef Uesigu'nun kuzeyinde, düşman toprağına karadan geçiş yapılabilen, savaş zamanı inanılmaz derecede önem kazanacak olan Shiribeshi vilayeti. Donanma limandan ayrıldıktan birkaç hafta sonra karaya yaklaştıklarını, sahile çıkmak için hazırlandıklarını haber alıyorum.


Oğlumun komutasındaki Kore ordusu, nicelik, nitelik ve taktiksel anlamda yerlileri ezip geçiyor. Baş kaldırmamaları onlar için daha iyi olacaktı. Bunu biz istemedik.


Kore'nin ve Kore'ye bağlı devletlerin askeri birliklerinin bölgeye yayılış durumu :


Şehirlerdeki nüfusun hızla artmasıyla yerel güvenlik kuvvetlerini ülke çapında kullanmaya başlıyoruz. Otoritemizi her köye ulaştıracak olanlar onlar.


Görevci dede geldi yine yanıma, 'Al şu halkı götür buradan uzağa, nereye giderlerse gitsinler.' dedi. Haritadan ilk kolonimizi kurduğumuz bölgeyi gösterip burası olur mu, diye sordum. Olur olur, diyip geçiştirdi. Görev görevdir, yapacak birşey yok.


Oğlumun komutasına 3 bin yeni asker atayıp Kamikawa'yı da kontrol altına almasını söylüyorum. Uesigu'ya bu kadar yaklaşabileceğimizi düşünmemiştim.


Görev tamamlandı, ödülünden yararlanma zamanı. Bunca zamandır neredeydi böyle güzel görevler!!


Görevci dede bu sefer Uesigu'ya şekil yapmamı istiyor. Aylar önce sesimi çıkartamadım ama artık zamanı geldi Uesigu, hakaretlerimle yüzleş!


Bir sandık lokumu da Uesigu'ya gönderttim. Ama onlar da birşey anlamamış. Hatta zehirli sanıp denize dökmüşler. Ulan gitti bir mis gibi lokumlar. Neyse ben mesajımı verdim.


Bunlarla iki sandık daha lokum alabiliriz, heyoo. Yani oyes. Ne diyorum ben yav.


Görevci dede zindanda geçirdiği yılların acısını çıkartırcasına görev yığıyor. Aslında çıkarmasaymışım daha iyiymiş. Yeni görevimiz Uesigu'nun kuzey topraklarında hak iddia etmek.


Diplomatçı çocuk yola çıktı bile, şimdiden ortalık ateşlenmiştir.


Görevlerden başımı kaldırıp deftardarın yanına uğruyorum, sakinleşip hava almak için. Sakinleşmek için gitmem gereken en son yer burasıymış.. Kolonilerin hazineye yaptığı yükten bahsedip duruyor..


Neneme laf attılar. Kadın ölmüş gitmiş, arkasından konuşuyorlar. Neymiş, köylü kızıymış. Yok öyle birşey gençler, uydurmayın. Biz saf kanız. İnanmıyorsan gel kes, ejderha akar.


Burada zaman hızlı geçiyor, diplomatçı çocuğu göndereli bir yıl olmuş. Ne ara halletti geldi bilmiyorum. Neyse, yine ödül zamanı.


Yaptığımız son hamlelerin karşısında Uesigu'nun sessiz kalmasından cesaret aldım. Belki de o kadar güçlü değillerdir? Komşularımızla savaşa girmemeleri konusunda onları uyarıyoruz. Uluslararası açıdan prestijleri oldukça zedelenecek. İşte şimdi şeklin kralını yaptık.


Yeni kaptanımız donanmamızdan memnun değilmiş. Neyine yetmiyor be adam o kadar gemi. Yine de isteklerini yerine getirmek zorundayız. 3 yeni hafif gemi yakında donanmamıza katılacak.


Oha! Göz açıp kapayıncaya kadar gemiler donanmaya katılmış. Bu aralar tüm Asya bugda. Zaman bu kadar hızlı geçer mi yav.


Kamikawa sahillerinde büyük balık sürülerinin olduğunu farketmişler. Hatta o kadar çoklarmış ki kıyıdan ayrılmadan, daha ayağın yere basarken ellerinle balık tutabilirmişsin. Yerliler çok cahilmiş, balık avlamayı bilselerdi herşey çok daha farklı olabilirdi.


Son birkaç haftadır kendimi pek iyi hissetmiyorum. Hatta 3 gündür yatağımdan çıkmıyorum. Sanırım artık iyice yaşlandım. İnsanlar da şarap değil ki yıllandıkça kalitesi artsın. Ahh, biliyor musun, yıllar önce aldığım o kan ve ölüm kokusu şu an odamda. Hissedebiliyorum.

Son yıllarımı böyle radikal atılımlarla geçirmek de beni yıpratmış olabilir ama eskisine göre kendimi çok daha huzurlu hissettiğimi söylemeliyim. Kore'yi hayallerin ülkesi yapmayı başaramadım belki ama babamdan bana miras bırakılanın çok daha ötesinde olduğumuzu kimse inkar edemez. Şimdiyse herşeyden elimi eteğimi çekme zamanı. Anayurdu danışman kurulu,Yeni Kore'yi oğlum Hyang yönetiyor.

Ah Hyang.. Sen de o kadar yaşlanmışsın ki.. Zaman hiçbirimize yaramıyor.



Hayır, günler geçtikçe iyileşmiyorum, daha da kötüye gidiyorum. Sanırım bunlar gerçekten son günlerim. Oğlum başkente yetişemeyecek kadar uzakta, en iyisi ölümümden sonra haber verilmesi. Ölüm.. Ne kadar kolay söyleniyor değil mi? Ama kabul edelim artık yaşım gelmişti, tam 81 yıldır dünyanın bu unutulmuş köşesinde, Uzakdoğu'nun en uzağında, en doğusunda yaşıyorum. Belki dağ havası, köy hayatı falan yaramıştır da o yüzden dinç kalmışımdır bilmiyorum. Ama bu kadar hükümdarlık süresinin bile yettiğini söyleyemem. İnsan hep daha fazlasını istiyor. Şimdiyse taht sanırım oğluma kalacak. 63 yaşındaki oğlum tahta çıkacak.. Bana bir kağıt, bir fırça ve siyah boya verin. Vasiyetimi yazmak istiyorum.

Do, kağıdın altına bir kitap koyup kitabı da dizinde tutarken yazmaya başlar. Kağıt bu devirde pahalı olduğu için yanlış yazdığı yerleri karalayıp yanından devam eder. Kağıdı arkalı önlü, tam verimle kullanır, yazacak bir yer kalmayana kadar yeni kağıda geçmez. Malum bu devirde kral bile olsan tasarruflu olmak zorundasın.

Yazmayı bitirdiğinde gözlerini pencereden dışarıya çevirir, görebildiği kadarıyla son bir kez başkentine, denize, limana, ağaçlara, güneşe bakar. Aman Konfüçyus, bu ne güzel bir manzaradır. Acaba Kore'den daha güzel bir memleketin var olması mümkün müdür? Belki cennetin demo sürümüdür bu topraklar. Gözlerinden hafifçe yaşlar süzülmeye başlar ama silmeye tenezzül etmez. Son bir kez 'Oğlum!' der ama aklındaki soru bambaşkadır; Kore'yi bir daha göremeyecek miyim? Başı yavaşça sağa doğru eğilirken kolu sol yanına düşer. Ama sağ eliyle sıkıca kavradığı kağıtları asla bırakmayacakmış gibi durması 'Ben henüz ölmedim!' izlenimini oluşturuyor. Artık çok geç, o şu an Konfüçyus'un yanında. Belki o, yükseklerden Kore'yi tekrar görecek ama biz onu bir daha göremeyeceğiz.


Peki, şimdi Kore'ye ne olacak?
« Son Düzenleme: 16 Haziran 2014, 04:24:09 Gönderen: FANBOY »

Çevrimdışı Tolonka

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 105
    • Profili Görüntüle
Çekirdek paketi aldım Kore dizisi izler gibi okuyorum.Harika gidiyorsun hiç durma  :ceasaryes: :ceasaryes:  ;D

Çevrimiçi krall1

  • Tımarlı Sipahi
  • *
  • İleti: 446
    • Profili Görüntüle
yeni bölüm gelmiş haberimiz yok :D hemen okuyorum
"You always were an unruly child. I adored that about you."

Çevrimdışı Shqiptar

  • Sipahi
  • *
  • İleti: 506
  • Zivela Jugoslavija !
    • Profili Görüntüle
Tebrikler  :D

Çevrimdışı Frederik Barbarossa

  • Sekban
  • *
  • İleti: 1408
  • The North Remembers...
    • Profili Görüntüle
yeni bölüm gelmiş haberimiz yok :D hemen okuyorum
Tarih, ilerisini göremeyenler için acımasızdır.

Çevrimdışı barkardes

  • Sekban
  • *
  • İleti: 1599
  • Fakirin Fekeresi
    • Profili Görüntüle
Güzel bölüm.Ming tahtı ne oldu,ondan haber vermemişsin.
Keşke lokumlu bölümde lokumun altına mesaj olarak "Üzerlerine osurmuştum" deseydin.O zaman gör o Oirat'ların yüzünü :P .

Çevrimdışı mixedindustry

  • Sipahi
  • *
  • İleti: 567
  • Deutschland, einig Vaterland!
    • Profili Görüntüle
1.Bence kolonileşme fikirlerine geçmen iyi olmuş. Mançu'yu ilhak ettiğinde Ruslar gelmeden kuzeyi kolonileştirirsin ve Kuzey Amerika'ya daha rahat yerleşirsin.  tbrk*

2.Uesugi o kadar da güçlü değil. Hatta sana bir taktik vereceğim. Youtube'da Osmanlı ile oynayan biri Japonya'yı böyle fethetmişti:

1.Japonya'nın kuzey adasına 2 asker koy.
2. Uesugi, yemi yutsun ve adanın kuzeyine geçince de gemilerine boğazı kapat.
3. Uesugi askerleri senin kuzeydeki "gereksiz" eyaletleri alırken sen de Uesugi'yi yok et ve onlardan büyük bir pay al.  evil*
« Son Düzenleme: 16 Haziran 2014, 11:01:34 Gönderen: mixedindustry »
Marxist-x----Revisionist
Political Left--x------Political Right
Open Society--x----Closed Society
Market Socialism-----x-Planned Economy
Hawk Lobby----x--Dove Lobby
Interventionism---x---Isolationism
Religious Policy: Secularism
Citizenship Policy: Full Citizenship
War Policy: Pro Military
Ideology: Communist
Consciousness: 7.00(+0.0115)
Millitancy: 5.00 (+0.00015)

Çevrimdışı rizeli53

  • (mfener7)
  • Ağır Süvari
  • *
  • İleti: 3243
    • Profili Görüntüle
Güzel hikaye.Şu bina konusunda yaptığın reklamdan görüp okumaya başladım,haberin olsun  :D

Çevrimdışı samuray ahmet

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 238
  • Mirajane-Devil Form
    • Profili Görüntüle
Haha cennetin demo sürümü.  ;D

Çevrimdışı FANBOY

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
(aç/kapa)

Kolonileştirmeyi seçerken düşündüğüm şey tamamen buydu.

Bu kısımı okumamak isteyebilirsiniz.
(aç/kapa)

(aç/kapa)

Daha çok reklam vermeye başlıyorum o zaman. Gidip birkaç foruma üyelik açayım.  :-[
« Son Düzenleme: 16 Haziran 2014, 13:00:37 Gönderen: FANBOY »

Çevrimdışı Shqiptar

  • Sipahi
  • *
  • İleti: 506
  • Zivela Jugoslavija !
    • Profili Görüntüle
Hikayenin devamı da gerçekten çok güzelmiş.  :D  tbrk* İzliyorum  :popcorn:

Çevrimdışı mixedindustry

  • Sipahi
  • *
  • İleti: 567
  • Deutschland, einig Vaterland!
    • Profili Görüntüle
Bu sefer bayağı az yanıt geldi. Olsun, yine de TAKİP!!!!!!!!!  :popcorn:
Marxist-x----Revisionist
Political Left--x------Political Right
Open Society--x----Closed Society
Market Socialism-----x-Planned Economy
Hawk Lobby----x--Dove Lobby
Interventionism---x---Isolationism
Religious Policy: Secularism
Citizenship Policy: Full Citizenship
War Policy: Pro Military
Ideology: Communist
Consciousness: 7.00(+0.0115)
Millitancy: 5.00 (+0.00015)

Çevrimiçi krall1

  • Tımarlı Sipahi
  • *
  • İleti: 446
    • Profili Görüntüle
mesaj yok diye takip edilmiyor sanma, merakla ve sabırsızlıkla bekliyoruz yeni bölümleri  :popcorn:
"You always were an unruly child. I adored that about you."

Çevrimdışı xxMount Bladexx

  • Tımarlı Sipahi
  • *
  • İleti: 415
    • Profili Görüntüle
Hani 2 günde bir bölümdü 2 bölüm daha gelmesi lazımdı ama 1+2 bölüm gibi yazdığın için şikayet etmiyorum.
Devam.
We are not trust

Çevrimdışı FANBOY

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Biraz gecikme olduğunun farkındayım. Malum tatile de girdik. Bugün veya yarın bir ara bölüm yayınlayıp hikayeye de kısa bir mola vermeyi düşünüyorum. Çok uzun bir ara olmaz, belki 1-2 hafta. Sonra hikayede düzenlemeler yapmayı düşünüyorum, devam edeceğiz merak etmeyin.

Çevrimiçi krall1

  • Tımarlı Sipahi
  • *
  • İleti: 446
    • Profili Görüntüle
merakla bekliyoruz  ??? ama dizi finalleri gibi gerilimli bir final bırakma bize ;D
"You always were an unruly child. I adored that about you."

Çevrimdışı Rapper

  • forever_ducale
  • Global Moderatör
  • *
  • İleti: 1313
    • Profili Görüntüle
    • İletişim
Başlığı görünce aklıma unonimus geldi  ;D ;D ;D
 

Çevrimdışı FANBOY

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Tamamen edit: Hikayeye biraz ara vermek yerine bölümler arasını biraz daha uzun tutmaya karar verdim. Devam ediyoruz. Birazdan ara bölüm çıkıyor.
« Son Düzenleme: 25 Haziran 2014, 22:14:37 Gönderen: FANBOY »

Çevrimdışı FANBOY

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ben Japon değilim!!! (Sıradan Bir Kore Hikayesi) (Ara Bölüm)
« Yanıtla #105 : 26 Haziran 2014, 00:07:04 »
Kısa Hükümranlık

Saatler sonra odaya danışmanlardan birisi gelir, geliş amacı ziyaret olsa da durum bellidir. Do'nun kaskatı kesilmiş elinden kağıt destesini alır. İlk sayfadaki 'Vasiyetimi oğluma iletin, onun açıklamasını istiyorum.' yazısını gördükten sonra gerisini karıştırmaz. Üzüntü içinde odadan çıkar ve saraydaki nöbetçilere kralın öldüğünü haber verir. (Yıllar sonra nöbetçi tutmuştuk saraya.) Üzgün olan sadece danışman veya askerler değildir, cenaze töreni sırasında tüm başkent kan ağlar. Haykırışlar kilometrelerce uzaklardan duyulur. Ama Yeni Kore'de... Yeni Kore olanlardan habersizdir.

Küçük bir tekne Shiribeshi'ye doğru usulca yaklaşmaktadır, belli ki acelesi yok. Sancağına siyah bayrak çekilmiş halde gidiyor. Sahildeki Kore askerlerinin tekneyi farketmeleri uzun sürmedi. Birkaç saat sonra da ulak, yanındaki vasiyatnameyle Hyang'ın odasına girer. Hyang ters giden birşeylerin olduğunun farkında, o sormadan önce ulağın konuşmasını bekliyor. Fısıldarcasına söylenen tek bir cümle ulaştığı her yeri yıkacak kadar acımasız; 'Efendim, Kralımız yüce Do vefat etti.' Ulak vasiyetnameyi yavaşça Hyang'ın önüne bırakıp başı öne eğik odadan çıkıyor.

Hyang elinde vasiyetname, aklında yüzlerce soru, boğazında yutkunup da geçiremediği bir düğüm, içinde korku, heyecan ve ümitsizlikle dakikalar geçiriyor. Yıllardır bu an için beklememiş miydi? Hakkı olan tahta yıllar önce çıkmış olması gerekiyordu. Ama böyle olacağını hiç düşünmemişti. Şimdi ne yapacaktı?

Sonunda sayfaları karıştırıp okumaya başlıyor ama aklı o kadar karışık ki okuduklarını anlaması saatlerini alıyor. Nasihatlerle dolu satırları bir bir okuyup geçiyor ve sonunda elinde tek bir sayfa kalıyor. Okudukça gözleri büyüyor. Bir yandan gözlerinden akan yaşları silerken diğer yandan ne yapacağını düşünmeye çalışıyor. Evet, Hyang şimdi hayatının en zor kararını vermek üzere.

Vasiyetnamenin son sayfasından rastgele seçilmiş birkaç kısım;

"
...
...
Oğlum Hyang, biliyorum belki dünyanın en iyi babası olamadım, seni taht için hazırlayamadım ama kabul et tam bir hıyarsın yav.
...
Senden hükümdar falan olmaz. Daha doğru düzgün at bile binemiyorsun.
...
Aslında Kore halkı olarak pek at bindiğimiz yok ama olsun.
...
...
Bak yol yakınken vazgeç.
...
...
Amcanın küçük bir oğlu vardı bilir misin? Adı Bokseong.
...
Demem o ki var gel sen şu tahttan vazgeç be oğluşum. Bırak da şu genç çıksın tahta, yönetsin ülkeyi mis gibi. Işık var o çocukta.
...
...
Zaten sen de yaşlandın, saçın sakalın beyazladı. Napacaksın Kore tahtını?
...
Gidersin Tibet'e hacca, iki meditasyon yaparsın, keşişlerle yaşarsın.
...
Biraz sevap kazan öbür dünyayı düşün. Piety zaten yerlerde, ülkece cenabetiz.
...
Bak ben düşünmedim, öldüm, şimdi ne edecem bilmiyorum. Benim gibi olma oğlum. Konfüçyus'un karşısına başın dik çık. Bu da senin görevin olsun, ne bileyim oyalanacak birşeyler bul işte.
...
...
...
Neyse yazacak çok yer kalmadı, kısa kesmek zorundayım. Bu sayfanın arkasına da biraz birşeyler karaladım. Onu da Bokseong'a okutursun he mi? Hadi görüşürüz oğlum. Sen gel, çay ısmarlarım sana. Hadi aslanım sen doğru olanı yaparsın, güveniyorum sana. Aslansın sen bee!"


Hyang okumayı bitirdikten sonra bir süre daha ne yapacağını düşündü. Aslında babası haklıydı, ülkeyi yönetebileceğinden kendisi bile şüphe duyuyordu. Hem Kore için herşeyi yaparım demiyor muydu fırsat buldukça. Eğer tahttaki hakkından vazgeçmesi Kore için daha iyi olacaksa neden vazgeçmesindi ki? 'Ülkesini seven bir hükümdar böyle yapar.' dedi kendi kendine. Acaba doğru muydu bu? Daha sonra merağına yenik düştü ve sayfanın arkasına da bir göz atmaya karar verdi.

Arka sayfadan birkaç satır;

"
...
...
...
Ey yeğen, artık Kore kralısın!
Bundan sonra taht sana, babayı almak Hyang'a...
Ülkeyi yönetmek, düşmanlara şekil yapmak, savaşlara girmek sana,
Dağın tepesinde boş boş oturmak Hyang'a...
Günlerce haremden çıkmamak, gördüğün kıza sarkmak sana,
Keşişlerle karşılıklı meditasyon Hyang'a...
Hazinedeki her kuruş sana, zevk sana, sefa sana,
İki ekmek, üç kilo pirinç almak için dilenmek Hyang'a...

Ama ey yeğen unutma!
İşin kolay değil, düşmanın azılı,
Bir yanında Oiratlı diğer yanında Uesigulu.
Askerin sayılı, paran sınırlı,
Benim memleket aslında Çorum, Sungurlu.

Sınırsız olan tek şeyin zaman, onu iyi kullan.
Sabırlı olmayı bil, düşmanın zayıf anını bekle,
Düşene vurmayı asla ihmal etme.
Arkanı kolla, Ming'i hep gözle,
O tahtı da kendine bağlamadan yanıma gelme!
...
...
Tahtı hak ettiğini kanıtla yeğenim. Benden yarım kalan işleri tamamla. Cesur olmaktan korkma, kendine güven ama danışmanların sözünü de dinle. Cengaver ol, Rambo olma. Az iki dakika mantıklı düşün sonra karar ver. İhtiyacın olan herşey seninle, sen Korelisin, sen Kore Kralısın! Haydi cigerim göreyim seni be!!"


'Ulan ne güzel yazmış. Bir de bana yazdıklarına bak.' dedi Hyang kendi kendine. Hem kimdi ki bu Bokseong? Kendisi baş karakterin oğluyken bu lavuğun adı daha bir kere bile geçmemişti. Neyse ne, en azından doğru olduğunu düşündüğü şeyi yapmalıydı. Babasının son sözlerini açıklamalı, ona verdiği son görevi tamamlamalıydı. Evet, tahtı daha önce hiç görmediği kuzenine bırakmalıydı.

Saatler sonra odasından çıktı, hava kararmak üzereydi. Kapısının önünde bekleyen ulağı gördü ve 'Sen napıyon la burda?' diye sordu. Cevap vermesini beklemeden devam etti; 'İyi iyi. Burada olduğun iyi oldu. Hemen başkente dön ve kuzenimi bul. Tahttaki haklarımdan vazgeçtiğimi ve yasalar gereği onun çıkması gerektiğini ilet. Ben gidiyorum.' Ulak şaşırmıştı. Neden tahttan vazgeçtiğini anlayamamıştı. 'Nereye?' diye sordu. Hyang cevap vermeden yürümeye devam etti. Nereye gittiğini kendisi de bilmiyordu. Tek istediği buradan mümkün olduğu kadar uzaklaşmaktı.

Uzaklaştı da. Galiba kayboldu. Bilmiyoruz, kimse bilmiyor. O akşamdan sonra bir daha kimse Hyang'ı görmedi. Yıllar sonra ortaya çıkan bazı efsanelere göre Hyang, Kore'nin en zor zamanında geri dönecek ve ülkenin daha çok içine edecekti. Ve Kore tarihe böyle karışacaktı. Efsane işte ne beklersin.


Birkaç gün sonra başkent, şimdiye kadar hiç olmadığı kadar karışıklık içindeydi. Tahmin edersiniz, bir yanda Do'nun yasını tutanlar, diğer yanda Hyang'ın tahttan vazgeçmesini anlayamayanlar; Bokseong'un iyi bir kral olacağını söyleyenler, destekleyenler ve tahtın onun hakkı olmadığını savunanlar... Bu durum uzun süre düzelmeyecek gibi ama artık olan oldu. Taht Bokseong'undu.


Yeni kral tüm bu tartışmaların ortasında, Kore krallarına yakışacak bir taç giyme töreni yaptı. Tören bağışlarla yapıldı ve hazineden tek bir kuruş çıkmadı.


Ve işte böylece Hyang'ın tek günlük hükümranlığı sona erdi. Artık Kore'yi garip günlerin beklediğinden kimsenin şüphesi yoktu.

Yaşasın Yeni Yüce Kral Bokseong!!


(Yeni kralın en azından eskisi kadar başarılı olacağından şüphemiz yok değil mi?)

Devam!
« Son Düzenleme: 26 Haziran 2014, 00:08:14 Gönderen: FANBOY »

Çevrimdışı SkuLLer

  • Azab
  • *
  • İleti: 4
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ben Japon değilim!!! (Sıradan Bir Kore Hikayesi) (Ara Bölüm)
« Yanıtla #106 : 26 Haziran 2014, 01:09:38 »
süper  :popcorn:

Çevrimdışı Frederik Barbarossa

  • Sekban
  • *
  • İleti: 1408
  • The North Remembers...
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ben Japon değilim!!! (Sıradan Bir Kore Hikayesi) (Ara Bölüm)
« Yanıtla #107 : 26 Haziran 2014, 02:21:40 »
Ben Hyang için takip ediyordum. Hyang'ı aradan çıkardığın için bu hikaye bitmiştir  :thumbsdown:
Tarih, ilerisini göremeyenler için acımasızdır.

Çevrimdışı FANBOY

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ben Japon değilim!!! (Sıradan Bir Kore Hikayesi) (Ara Bölüm)
« Yanıtla #108 : 26 Haziran 2014, 02:38:37 »
Ben Hyang için takip ediyordum. Hyang'ı aradan çıkardığın için bu hikaye bitmiştir  :thumbsdown:

Ciddi misin? Çocuk hikayede doğru düzgün yer bile almıyordu. Kalabalık 2. bir ordu oluşturduğumda başı boş kalmasın diye Hyang'ı gönderiyordum o kadar. Böyle bir yorum geleceğini hiç beklemiyordum, şaşırdım şu an.  :disappointed:

Çevrimdışı Frederik Barbarossa

  • Sekban
  • *
  • İleti: 1408
  • The North Remembers...
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ben Japon değilim!!! (Sıradan Bir Kore Hikayesi) (Ara Bölüm)
« Yanıtla #109 : 26 Haziran 2014, 04:24:54 »
Ciddi misin? Çocuk hikayede doğru düzgün yer bile almıyordu. Kalabalık 2. bir ordu oluşturduğumda başı boş kalmasın diye Hyang'ı gönderiyordum o kadar. Böyle bir yorum geleceğini hiç beklemiyordum, şaşırdım şu an.  :disappointed:
Daht onun hakkıydı  :thumbsdown: Ayrıca yeni hükümdar isimden kaybetti. Karizma namına hiçbir şey yok  :thumbsdown: o yüzden benim gözümde bitmiştir hikaye  :thumbsdown:
Tarih, ilerisini göremeyenler için acımasızdır.

Çevrimdışı FANBOY

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ben Japon değilim!!! (Sıradan Bir Kore Hikayesi) (Ara Bölüm)
« Yanıtla #110 : 26 Haziran 2014, 07:03:19 »
Daht onun hakkıydı  :thumbsdown: Ayrıca yeni hükümdar isimden kaybetti. Karizma namına hiçbir şey yok  :thumbsdown: o yüzden benim gözümde bitmiştir hikaye  :thumbsdown:

Karizma oluşturmaya çalıştığım karakter yok yav. Hyang için de belki uydurma birşeyler ayarlayıp farklı bir görevle hikayeye dahil edebilirim ama ille tahta çıksın diyorsan artık çok geç. Do'nun vasiyetini yerine getirmemezlik yapamazdım.

Çevrimdışı mixedindustry

  • Sipahi
  • *
  • İleti: 567
  • Deutschland, einig Vaterland!
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ben Japon değilim!!! (Sıradan Bir Kore Hikayesi) (Ara Bölüm)
« Yanıtla #111 : 26 Haziran 2014, 12:04:54 »
Bence Hyang'ın gitmesi iyi oldu. Öyle yıllar boyunca tahta geçemeyeceksin ve geçince de yaşlanmış olacaksın. Asla olmazdı. Kararın beni hem şaşırttı hem de sevindirdi.

Ayrıca vasiyet işi de çok iyi olmuş  ;D
Marxist-x----Revisionist
Political Left--x------Political Right
Open Society--x----Closed Society
Market Socialism-----x-Planned Economy
Hawk Lobby----x--Dove Lobby
Interventionism---x---Isolationism
Religious Policy: Secularism
Citizenship Policy: Full Citizenship
War Policy: Pro Military
Ideology: Communist
Consciousness: 7.00(+0.0115)
Millitancy: 5.00 (+0.00015)

Çevrimdışı barkardes

  • Sekban
  • *
  • İleti: 1599
  • Fakirin Fekeresi
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ben Japon değilim!!! (Sıradan Bir Kore Hikayesi) (Ara Bölüm)
« Yanıtla #112 : 26 Haziran 2014, 12:09:39 »
Vasiyet muhteşem olmuş  :D

Çevrimdışı Frederik Barbarossa

  • Sekban
  • *
  • İleti: 1408
  • The North Remembers...
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ben Japon değilim!!! (Sıradan Bir Kore Hikayesi) (Ara Bölüm)
« Yanıtla #113 : 26 Haziran 2014, 13:14:30 »
Karizma oluşturmaya çalıştığım karakter yok yav. Hyang için de belki uydurma birşeyler ayarlayıp farklı bir görevle hikayeye dahil edebilirim ama ille tahta çıksın diyorsan artık çok geç. Do'nun vasiyetini yerine getirmemezlik yapamazdım.
Sadece takılıyordum  evil* güzel bölümdü  tbrk*
Tarih, ilerisini göremeyenler için acımasızdır.

Çevrimdışı FANBOY

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ben Japon değilim!!! (Sıradan Bir Kore Hikayesi) (Ara Bölüm)
« Yanıtla #114 : 26 Haziran 2014, 13:39:11 »
Sadece takılıyordum  evil* güzel bölümdü  tbrk*

Bildiğin ciddiye aldım ve yeni bölümü hafiften oluşturmaya başladım bile geçmiş olsun. Hyang garip bir şekilde geri dönecek, ve önce yeni bölüm yerine kısa hikaye tarzında ara bölüm yayınlanacak.

Eğer güzel birşey çıkmazsa suçlusu sensin herkes böyle bilsin.  nrm*

Çevrimdışı Plutarch

  • (Hasan.Macit)
  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2098
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ben Japon değilim!!! (Sıradan Bir Kore Hikayesi) (Ara Bölüm)
« Yanıtla #115 : 26 Haziran 2014, 14:05:27 »
(aç/kapa)

Gülmekten öldüm.Şimdi iyi isyan çıkmıştır.

Kod: [Seç]
                                                                             






 Allah'ım! Bu günde beni hoşnutluğuna götürecek bir kılavuz kıl bana; bu gün Şeytan'ı bana ulaştıracak hiçbir yol bırakma; benim yerleşeceğim ve rahat edeceğim yeri cennet kıl; ey arayanların hacetlerini yerine getiren -Rabbim-!

Çevrimdışı Shqiptar

  • Sipahi
  • *
  • İleti: 506
  • Zivela Jugoslavija !
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ben Japon değilim!!! (Sıradan Bir Kore Hikayesi) (Ara Bölüm)
« Yanıtla #116 : 26 Haziran 2014, 14:51:28 »
Prens Hyang'ın askerleriyiz  tbrk*

Çevrimdışı Frederik Barbarossa

  • Sekban
  • *
  • İleti: 1408
  • The North Remembers...
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ben Japon değilim!!! (Sıradan Bir Kore Hikayesi) (Ara Bölüm)
« Yanıtla #117 : 26 Haziran 2014, 17:16:18 »
Bildiğin ciddiye aldım ve yeni bölümü hafiften oluşturmaya başladım bile geçmiş olsun. Hyang garip bir şekilde geri dönecek, ve önce yeni bölüm yerine kısa hikaye tarzında ara bölüm yayınlanacak.

Eğer güzel birşey çıkmazsa suçlusu sensin herkes böyle bilsin.  nrm*
Ciddi olamazsın  :fpalm:
Tarih, ilerisini göremeyenler için acımasızdır.

Çevrimiçi krall1

  • Tımarlı Sipahi
  • *
  • İleti: 446
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ben Japon değilim!!! (Sıradan Bir Kore Hikayesi) (Ara Bölüm)
« Yanıtla #118 : 27 Haziran 2014, 02:26:59 »
vasiyet harika, ciddiye alınan şakaya göre hikayeyi şekillendirmek daha da harika  ;D ;D ;D :laugh45:  ama efsane üzerinden bağlayabilirsin. sorun yok oyun dışında karakterlere sorumluluk yüklemen çok güzel, hyangı bütün negatif eventlerde ortaya sok çok iyi olur. devamını bekliyorum  :popcorn:
"You always were an unruly child. I adored that about you."

Çevrimdışı FANBOY

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ben Japon değilim!!! (Sıradan Bir Kore Hikayesi) (Ara Bölüm)
« Yanıtla #119 : 27 Haziran 2014, 23:33:03 »
Çok güzel bir hikaye.Her gün yeni bölümün gelip gelmediğine bakıyorum.Tebrik ederim.
Bu arada şaka yüzünden yazacağın bölüme bir ad önereyim dedim.
Ben Japon Değilim:Hyang`ın Yolu  ;)

 gbr* gbr*

Hyang'ın Yolu koyacaktım zaten. Şimdi daha farklı birşeyler bulmak zorundayım.  :D

Çevrimdışı Shqiptar

  • Sipahi
  • *
  • İleti: 506
  • Zivela Jugoslavija !
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ben Japon değilim!!! (Sıradan Bir Kore Hikayesi) (Ara Bölüm)
« Yanıtla #120 : 28 Haziran 2014, 20:21:37 »
gbr* gbr*

Hyang'ın Yolu koyacaktım zaten. Şimdi daha farklı birşeyler bulmak zorundayım.  :D
Arkadaş önerdi diye koymamazlık etme. Bence,gayet güzel.

Çevrimdışı Frederik Barbarossa

  • Sekban
  • *
  • İleti: 1408
  • The North Remembers...
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ben Japon değilim!!! (Sıradan Bir Kore Hikayesi) (Ara Bölüm)
« Yanıtla #121 : 30 Haziran 2014, 17:40:24 »
Hyang'ın dönüşü epey sorunlu oldu galiba  evil* bölüm bile gelmemiş. :thumbsdown:
Tarih, ilerisini göremeyenler için acımasızdır.

Çevrimdışı Tolonka

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 105
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ben Japon değilim!!! (Sıradan Bir Kore Hikayesi) (Ara Bölüm)
« Yanıtla #122 : 30 Haziran 2014, 19:22:38 »
Çekirdeklerim çıtlanmadan kaldı kenarda.Kore dizisi gibiydi hikaye sezon arası mı olur ya ?? Devam FANBOY devam!

Çevrimdışı FANBOY

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ben Japon değilim!!! (Sıradan Bir Kore Hikayesi) (Ara Bölüm)
« Yanıtla #123 : 30 Haziran 2014, 20:41:52 »
Bir Garip Hikaye

Kafası karışıktı Hyang'ın, oldukça karışık. Tüm olayları bir bir toparlamaya çalışıyordu. Neden toparlayamadı onu ben de bilmiyorum. Basit işte, kral öldü ve son isteği olarak tahta yeğeninin geçmesini istedi. Belki de bunu kabullenmekte zorlanıyordu. Düşünürken kamptan uzaklaştı, yürüdükçe yürüdü. Odasından çıkarken hava henüz kararıyordu, şimdiyse dolunay tam tepede yolunu aydınlatıyor. Öyleyse en az 4-5 saattir yürüyor olmalıydı. Ama nereye gidiyordu? Üzerindeki zırhı, kınındaki kılıcı ve yarısına kadar dolu matarası dışında yanında hiçbir şeyi yoktu. Yiyecek almalıydım, diye düşündü. Şimdiden acıkmaya başlamıştı ama içindeki ses geri dönmemesi ve yürümeye devam etmesi için telkinlerde bulunuyordu. Kendini uzaklaşmak zorunda hissediyordu.

Günlerce durmadan yürüdü, karşılaştığı nehirlerden suyunu içti, matarasını doldurdu, ağaçlardan meyve topladı ve devam etti. Şimdiye kadar hiçbir Kore askeri buraya kadar gelmemişti ama kalabalık yerli gruplarının varlığından haberleri vardı. Peki bu yerliler neredeydi? Nasıl olmuştu da günlerdir kimseyle karşılaşmamıştı? Bir gariplik olduğunu hissetti ama umursamadı. Koreli denizcilerin çizdiği haritaları gözünün önüne getirmeye çalıştı. Hesaplarına göre artık bu küçük adanın sonuna gelmiş olması gerekiyordu ama henüz denizi göremiyordu. 'Nerede bu deniz?' diye söylendi. Ah işte orada, sadece birkaç saatlik mesafede.


Yol boyunca kendi kendine konuşuyordu. Başlarda kendisine sadece telkinlerde bulunan ses şimdi de ona bir görevi olduğunu, yakında herşeyi öğreneceğini ama şimdi durmaması gerektiğini söylüyordu. Garip, acaba Hyang deliriyor muydu? Sahile geldiğinde durmadı da, yürümeye devam etti. Nasıl yaptı bilmiyorum ama Hyang gerçekten de suyun üzerinde yürüdü. Birkaç adayı geçti ve Kuril adalarının tam ortasında yer alan ve diğerlerine göre daha büyükçe olan Seikatsu adasına geldi. Seslice 'Burası mı?' diye sordu. Cevap gelmedi ama burası olduğunu biliyordu, hissediyordu.


(Bu bölüm için elimde hiçbir ekran görüntüsü yoktu. Böyle uydurma birşey yapabildim. Ayrıca ada ismi oyun içinde yer almıyor, hatta gerçek ismi de bu olmayabilir. Kim bilir belki Japonca bilen bir arkadaşınız vardır da size yardımcı olur.)

Sahile çıktığında önce sağına soluna bakındı. İyice acıkmaya başladığını hissedince çabuk karar vermesi gerektiğini fark etti. Çabuk karar vermeli ve bir an önce yiyecek birşeyler bulmalıydı. Birkaç yüz metre ileride orman başlıyordu. Ağaçların arasında dar bir toprak yol olduğunu gördü ve belki birileriyle karşılaşırım düşüncesiyle oraya yöneldi.


Ormana girdiğinde açlığını unutturacak kadar gerilmeye başladı. Etraf olabildiğince sessizdi, olması gerektiğinden daha sessiz. Birşeyler olacağını hissettiği için durmadan sağına soluna bakınıyordu. Çok geçmedi, karşısına 3 tane iri yarı adam çıktı. Ellerinde sıkıca kavradıkları baltaları, üzerlerinde hayvan kürkünden yapılmış paltolar, uzamış sakalları, çatık kaşları ve gergin yüz ifadeleriyle gerçekten de eşkiyalara benziyorlardı.


Teki diğerlerinden bir adım öne çıkarak kalın bir ses tonuyla konuşmaya başladı. Ama bu ne Korece ne Japonca ne de Çince'ydi. Hyang korkmuyormuş gözükerek 'Başka dil bilmez misiniz?' diye sordu. Liderleri olduğunu düşündüğü adam hafifçe gülümsedi:

-Sizin gibi yaşlı bir Koreli bu topraklarda ne yapıyor? Yolunuzu kaybetmiş olamayacak kadar uzaklardasınız. Hyang ve diğer iki adam açıkçası şaşkındı, nasıl oluyor da bu haydut Korece biliyordu?
-Sizi ilgilendiren birşey yok, dedi Hyang. Bunu söylerken kalbinin daha hızlı attığını hissedebiliyordu, elini yavaşça kılıcın kabzasına götürdü. Haydutun yüzündeki gülümseme yine belirdi:
-Peki sizin gibi yaşlı bir Korelinin üzerindeki bu zırh ve uzanmaya çalıştığı bu gümüş işlemeli kılıç nereden geliyor?
-Ben Kore ordusu genaraliyim!
-Ah tabi, ben de Çin prensesiyim, bunlar da kız kardeşlerim. Başını hafifçe arkasına çevirip 'Değil mi?' diye sordu.
Hyang sesini yükselterek 'Ben ciddiyim!' derken kılıcını kınından çıkartır gibi yaptı. Ağaçların yaprakları arasından süzülen ışıklar kılıcın kusursuz ve keskin demiri üzerinden yansıyor, parlıyordu.
-Seni yaşlı adam! Tek istediğim sadece kılıcını vermen. Gerçekten bize karşı koyabileceğini mi düşünüyorsun?

Liderleri bunları söylerken Hyang'ın üzerine yürümeye başlamış ve sağ elini kılıcı almak için uzatmıştı. Hyang ani bir hamleyle kılıcı kınından savurarak çıkarttı ve haydutun boğazında derin bir kesik bıraktı. Haydut öylece durakalmıştı. Yüzündeki o keskin ifade yerini anlamsızlığa bırakmıştı. Gözleri 'Nasıl olur?' diye soruyor gibiydi.

Birkaç saniye duraksama sonrasında liderleri yere yıkılırken arkada kalan 2 haydut hızla yaşlı adamın üzerine koşmaya başladı. Hyang ustaca bir şekilde eğilerek ilk haydutun savurduğu baltadan sıyrılmış oldu. Sadece birkaç adım geride olan 2. haydut bu hamleyi henüz görmüştü ki ciğerlerinde soğuk metali hissetti.

Hyang kılıcını haydutun gövdesinden sertçe çekip arkasını döndü. Karşısında dehşete kapılmış ve az önceki heybetinden eser kalmamış içi boş bir adam vardı. Nasıl dehşete kapılmasındı ki? Bu yaşlı adam sadece birkaç hamlede 2 arkadaşını da öldürmüştü. Gerisin geriye koşmaya, kaçmaya başladı. Tabiki de Hyang'ın onu takip edeceği yoktu. Durup bir soluklandı.

-İyi misin? Yakınlardaydım, sesleri duyup hemen gelmeye çalıştım. Ama ben gelene kadar sen işi bitirmiş gözüküyorsun.
-Sen de kimsin?

Ses Hyang'tan bile yaşlı ama daha dinç görünen, beyazlamış saçı, uzattığı bıyığı, sakalı ve geleneksel kıyafetiyle kilometrelerce uzaktan bile Japon olduğu farkedilebilecek bir adamdan gelmişti. Ses tonu her an nasihat veriyordu sanki, cümlelerin arasında hayatın anlamını bulabilecekmişsin gibi.


Japoncu dede devam etti:
-Kılıç kullanmada usta olduğunu görüyorum. Bu ustalık sadece yetenekten kaynaklanamaz. Eğitimini kimden aldın seni ihtiyar?
-Gençliğimden beri Kore'nin en iyi hocalarından ders alırım.
-Kore mi? Ah evet. Kılıçtaki işlemelerden anlamalıydım. Dur yakından bakayım.
(Japon, Hyang'a yaklaşır ve kılıcın iki yüzüne de bakar.)
-Korecem çok iyi değil ama bir yüzünde 'Yaşam' diğerinde 'Ölüm' yazıyor değil mi? Muazzam..
-Koreli olduğumu anlamak için işlemelere mi bakman gerekiyor? İhtiyar beklemediği bu cümlenin arkasından durakladı. Şaşkınlığını gizleyemeden sordu:
-Ya nasıl anlayabilirdim?
-Duruşumdan, asaletimden... İhtiyardan derin bir kahkaha koptu ve devam etti:
-Peki sence ben nereliyim?
-Japon olduğun açık, diye cevapladı Hyang. Vahşilerden biri olamayacak kadar zayıf, çelimsizsin.

Hyang cümleyi burada bitirdiği için Japon, vermeyi planladığı cevabı ortaya süremedi. Birden kaşları çatıldı, içinden 'Gerçek bir Koreli kibirine sahip!' diye geçiriyor olmalıydı. Ama diğer yandan burada ne aradığını merak ediyordu. Hem yaşlı Koreliyi bu vahşiliğin ortasında bırakmamak hem de kendi merakını gidermek amacıyla yardım teklif etti:

-Aç ve yorgun olmalısın. Kore buradan çok uzaklarda. Ayrıca yanında hiçbir erzak taşımadığını farkettim. Belki benimle birlikte tapınağa gelmek istersin, eğer yapacak daha önemli bir işin yoksa.

Hyang bu teklifi kabul etmesi gerektiğini hissetti. Aslında içindeki ses ne derse desin yine de kabul edecekti çünkü artık tek başına devam edecek gücü kalmamıştı. Başını uysal bir şekilde salladı. İşte şimdi açlığı, yorgunluğu ve yaşlanmış eklemlerini hissediyordu. Japon devam etti:

-Tapınak buradan çok uzakta değil, sadece birkaç saat yürüyeceğiz. Merak etme oraya ulaştığımızda dinlenirsin.


Önde Japon arkada Koreli ağır ağır toprak yolda ilerlemeye başladı. Hyang, herşeyin henüz yeni başladığının farkında ama şimdiden bitmesi için yalvarıyor gibiydi. Yaşadıklarının ne olduğunu sorgulayacak kadar bile gücü kalmamıştı. İşte Hyang bir garip yola böyle girdi.
« Son Düzenleme: 20 Şubat 2017, 21:00:07 Gönderen: FANBOY »

Çevrimdışı asau

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 147
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ben Japon değilim!!! (Sıradan Bir Kore Hikayesi) (Hyang'ın Yolu)
« Yanıtla #124 : 30 Haziran 2014, 20:47:03 »
Hikaye içeriği iyi, ancak hikayeyi daha fazla resimlerle desteklersen okunurluğu artırabilirsin. Salt çok metin, okunma sıkıcılığı oluşturabilir.
« Son Düzenleme: 30 Haziran 2014, 20:48:21 Gönderen: asau »

Çevrimdışı FokluGeneral

  • (Hermann Fegelein)
  • Sekban
  • *
  • İleti: 1051
  • Bülent Ecevit (1925-2006)
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ben Japon değilim!!! (Sıradan Bir Kore Hikayesi) (Hyang'ın Yolu)
« Yanıtla #125 : 30 Haziran 2014, 20:55:39 »
Hikaye içeriği iyi, ancak hikayeyi daha fazla resimlerle desteklersen okunurluğu artırabilirsin. Salt çok metin, okunma sıkıcılığı oluşturabilir.

İşte Cevabın:


(Bu bölüm için elimde hiçbir ekran görüntüsü yoktu. Böyle uydurma birşey yapabildim. Ayrıca ada ismi oyun içinde yer almıyor, hatta gerçek ismi de bu olmayabilir. Kim bilir belki Japonca bilen bir arkadaşınız vardır da size yardımcı olur.)


Çevrimdışı Tolonka

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 105
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ben Japon değilim!!! (Sıradan Bir Kore Hikayesi) (Hyang'ın Yolu)
« Yanıtla #126 : 30 Haziran 2014, 21:07:22 »
Ve hikaye kadim dünyaya girer.

Çevrimdışı samuray ahmet

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 238
  • Mirajane-Devil Form
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ben Japon değilim!!! (Sıradan Bir Kore Hikayesi) (Hyang'ın Yolu)
« Yanıtla #127 : 30 Haziran 2014, 21:12:11 »
"-Burası iyi değil belki benim evime gelmek istersin.

(Eve girdikten sonra)

-Kılıç kullanmakta usta olduğunu görüyorum. İşte teklifim: haydutlar bir süredir eğitim sürmekte olup buraya gelen kardeşimi yakaladılar. Onu bulup bana getirebilirsen hem buraları daha iyi tanımış olacaksın, hemde cebine para girecek."

Mount Blade Warband'ın rehber görevi.  ^-^

Çevrimdışı Frederik Barbarossa

  • Sekban
  • *
  • İleti: 1408
  • The North Remembers...
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ben Japon değilim!!! (Sıradan Bir Kore Hikayesi) (Hyang'ın Yolu)
« Yanıtla #128 : 30 Haziran 2014, 21:15:44 »
Ve Hyang gelecek dinin Peygamberi olduğunu kendisi dahi fark etmedi. :thumbsdown:

Güzel bölümdü  tbrk*
Tarih, ilerisini göremeyenler için acımasızdır.

Çevrimdışı FANBOY

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ben Japon değilim!!! (Sıradan Bir Kore Hikayesi) (Hyang'ın Yolu)
« Yanıtla #129 : 30 Haziran 2014, 21:36:19 »
(aç/kapa)

Güldüm ama biraz daha geniş düşünün.  :D Çok daha geniş.

(aç/kapa)

Açıkçası Konfüçyusluk hakkında hiçbir bilgim yok. Tek bildiğim Konfüçyus'un büyük bir düşünür olduğu ve insanların onun düşüncelerini takip ettiği. O yüzden pek yorumda bulunmamaya çalışıyorum.  :D Yazdığına vereceğim cevaba geleyim; -burası çok kıyısından bir spoiler- Hyang peygamber olmayacak olsa da yaşayacağı olayların bir yönünü Konfüçyusluk alıyor. Tam olmasa da ucundan tutturdun gibi.


Şimdi devamına gelelim beyler. Hyang'ın Yolu, ana hikayeye bağımlı olarak ilerleyecek olaylar dizisi olacak. Biraz doğaüstülük, fantastiklik, dinsel ögelerin yanında ana hikayeye oranla daha az resim ve daha fazla hikaye içerecek. Zaten bu hikayenin başından beri benim amacım yılları ilerletip, sağı solu fethedip size göstermek değil, hikaye yazmaktı. Ama ne yapacağımı bilmiyorum. Aşağı yukarı hikayeyi kurguladım ama olay size bağlı. Eğer becerebilirsem konuya anket ekleyeceğim. Hyang'ın devam etmesini istemiyorsanız olabilecek en saçma şekilde birkaç satırda öldürüp sadece ana hikayeye devam edeceğim. Desteklerseniz de Hyang bu hikayede en uzun süre var olmuş karakter olacak.

Not 1 : Oyun dışından birkaç resim bularak atmosferi düzenleyeceğim. Hatta şu an az önceki bölümü düzenlemeye başlıyorum.

Not 2 : Ana hikaye her türlü devam edecek.

Edit 1 : Anket nasıl ekleniyor yav.  :D

Edit 2 : Bölüm düzenlendi. Artık bu kısımların konseptinin nasıl olacağını görebilirsiniz.

Edit 3 : Anket eklendi. Oyları bekliyorum.
« Son Düzenleme: 30 Haziran 2014, 22:13:02 Gönderen: FANBOY »

Çevrimdışı Frederik Barbarossa

  • Sekban
  • *
  • İleti: 1408
  • The North Remembers...
    • Profili Görüntüle
Hyangsız bu hikaye olmaz :D o yüzden Hyang'da olsun bu arada bir tahmin Hyang Konfüçyus'un düşüncelerini harmanlayıp Kore'ye geri dönüp din üzerinden Taht'a mı oynayacak  evil*
Tarih, ilerisini göremeyenler için acımasızdır.

Çevrimdışı Shqiptar

  • Sipahi
  • *
  • İleti: 506
  • Zivela Jugoslavija !
    • Profili Görüntüle
Ana hikaye etkilenmesin, Konsept devam etsin.

Çevrimdışı Plutarch

  • (Hasan.Macit)
  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2098
    • Profili Görüntüle
Bence Hyang Japon Dede sayesinde Japonlar üzerinde yavaştan bir güç kazanmalı ve bu güç ile efsanedeki gibi ülke savaştayken ve hükümdar çaresiz durumda iken kendisi için bir isyan başlatıp ülkenin içine daha fazla etmeli.

Efsane böyleydi herhalde.

Kod: [Seç]
                                                                             






 Allah'ım! Bu günde beni hoşnutluğuna götürecek bir kılavuz kıl bana; bu gün Şeytan'ı bana ulaştıracak hiçbir yol bırakma; benim yerleşeceğim ve rahat edeceğim yeri cennet kıl; ey arayanların hacetlerini yerine getiren -Rabbim-!

Çevrimdışı samuray ahmet

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 238
  • Mirajane-Devil Form
    • Profili Görüntüle
Bende Korelileri Japon diye duymuştum. :(

Çevrimiçi krall1

  • Tımarlı Sipahi
  • *
  • İleti: 446
    • Profili Görüntüle
ülkenin içine etmeli, yeni kral öldükten sonra güçlü bir pretender çıkarsa hyang olsun, eğlenceli olur. ama hikaye konusunda ümitliyim, devam et böyle  tbrk*
"You always were an unruly child. I adored that about you."

Çevrimdışı Plutarch

  • (Hasan.Macit)
  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2098
    • Profili Görüntüle
Adanın adını araştırıp buldum.Haritada askerlerin gittiği yer (hyang`ın gurbete gittiği ada) Kuril Takımadalarından biri olan Urup.Günümüzde Rusya`nın Kurlsky Oblastına bağlı.Adada Ruslar başta olmak üzere  Koreliler,Belaruslular,Ukraynalılar ve Tatarlar yaşıyor.Balıkçılıkla geçinen halkın nüfusu 30.000 civarında.Ada 1855 yılında Çarlık Rusyası tarafından ele geçirilmiş.2.Dünya Savaşı sırasında Japonların eline geçmiş ama savaş sonunda Sovyet egemenliğine geri dönmüş.Ama hala Rusya ile Japonya arasında tartışma yaratıyor.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Kuril_Adalar%C4%B1#mediaviewer/Dosya:Demis-kurils-russian_names.png


Tatar mı? o da güzelmiş  :)
(aç/kapa)


Kod: [Seç]
                                                                             






 Allah'ım! Bu günde beni hoşnutluğuna götürecek bir kılavuz kıl bana; bu gün Şeytan'ı bana ulaştıracak hiçbir yol bırakma; benim yerleşeceğim ve rahat edeceğim yeri cennet kıl; ey arayanların hacetlerini yerine getiren -Rabbim-!

Çevrimdışı hsyn333

  • Azab
  • *
  • İleti: 27
  • Yeni bir üyeyim.
    • Profili Görüntüle
Devam

Çevrimdışı Gök Börü

  • Sipahi
  • *
  • İleti: 854
  • ATSIZ
    • Profili Görüntüle
Hikayen güzel,değişik bir uslubun var.
« Son Düzenleme: 03 Temmuz 2014, 03:22:28 Gönderen: Joker12 »

Çevrimdışı hsyn333

  • Azab
  • *
  • İleti: 27
  • Yeni bir üyeyim.
    • Profili Görüntüle
Devam et l
Lütfen
« Son Düzenleme: 12 Ağustos 2014, 12:08:23 Gönderen: Darknight250 »

Çevrimiçi krall1

  • Tımarlı Sipahi
  • *
  • İleti: 446
    • Profili Görüntüle
"You always were an unruly child. I adored that about you."

Çevrimdışı barkardes

  • Sekban
  • *
  • İleti: 1599
  • Fakirin Fekeresi
    • Profili Görüntüle

Çevrimdışı Kodazot

  • Usta Yazar
  • Paşa
  • *
  • İleti: 9486
    • Profili Görüntüle
Uğrasa belki yayınlayacak... :smoking:
Xfire:Kodazot
Steam:Kodazot
Legend Of Kodazot
I come in revenge

Çevrimdışı FANBOY

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Hikaye kaldığı yerden devam ediyor. Sanırım. Bu kadar bekleyişle umarım beklenti çok yükselmemiştir.

Çevrimdışı Gregory

  • Paşa
  • *
  • İleti: 5185
    • Profili Görüntüle
Nasıl yani 2 yıldır save mi saklıyorsun? :)



Çevrimdışı FANBOY

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Nasıl yani 2 yıldır save mi saklıyorsun? :)

Bilemezsin. Bu arada 2.5 yıl*

Edit : Anket eklendi.

Edit 2 : Demo bölüm birazdan geliyor.
« Son Düzenleme: 20 Şubat 2017, 22:59:56 Gönderen: FANBOY »

Çevrimdışı Kurt Knispel

  • Sekban
  • *
  • İleti: 1732
    • Profili Görüntüle

Çevrimdışı FANBOY

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Büyük Plan

İki ihtiyar sanki birbirinin kopyası olan yüzlerce ağaç arasından gittikçe yavaşlayan adımlarla ilerlerken Hyang'ın aklında sadece tek bir soru vardı: Bu aptal Japonlar o aptal takunyalarıyla nasıl yürüyebiliyor? Gerçekten saatlerce, tüm yol boyunca bunu düşünmüştü,
 sanki başka derdi yok gibi. Dalgınlığını Japoncu dedenin kısık ve hırıltılı sesi bozdu:

-Nerhkhırshhhıhı gıhh.
-Anlamadım? dedi Hyang. Japon boğazını temizledikten sonra tekrar şansını denedi.
-Neredeyse geldik demeye çalışıyorum.
-Ama şu an hala düz bir yolun ortasındayız ve etrafımızda başka hiçbir şey yok.
-Kutsal bir tapınak kendini her zaman inançsız gözlerden saklar. Aksini beklemen beni şaşırttı doğrusu.
-...
-Burada yoldan ayrılıyoruz. Ağaçların arasında birkaç yüz metre ilerledikten sonra varmış oluruz.

Hyang'ın siniri bozulduysa da birkaç dakika sonra ihtiyarın haklı olduğunu fark etmesi onu biraz yatıştırdı. İşte karşısında yosun tutmuş merdivenleriyle, bakımsız çatısıyla, terk edilmişlik havasıyla, doğayla iç içe olmuş bir harabe yatıyordu. 'Tam bir konfüçyuzist tapınak!' diye geçirdi içinden.


-Ağır ol asil Korelicim, dedi Japon merdivenlerin başında durarak. Kutsal Zheng tapınağına girmeden önce zırhını ve kılıcını çıkarıp kenara koymalısın. Artık burası güvenli ve hiç kimseyi rahatsız etmek de istemeyiz, değil mi?
-Bana rahatsız olacak birileri varmış gibi gelmedi ama nasıl istersen, dedi kılıcının bağlı olduğu kemeri çözerken. Ama kafası karışmıştı bir anlığına. 'Zheng Çinli ismi değil miydi?' diye sormadan edemedi.
-Sonunda bu saçma salak çekik gözlü isimlerini ayırt edebilen biri, diyerek gülümsedi dedeci Japon. Bu Hyang'ın kafasını daha da karıştırmıştı.
-Kuril adalarında Ming tapınağının ne işi var? Her yere pirinç tarlası koymaktan o koskoca ülkede yer mi bulamamışlar yoksa?
-Ah hayır. Belki evet, bilmiyorum.
-Peki kim bu büyük yüce Zheng?
-Ming amirali büyük Zheng He, duymamış olamazsın... Çıktığı 8. seferinde donanmasıyla birlikte bu adaya demir aldı. Yıllardır denizlerde dolanmaktan hastalananları, artık işine yaramayanları, mahkumları ve esirleri bir yere bırakmalıydı. Onları bir kez daha, son büyük seferinde yanında taşıyamazdı.
-Bir yanlışın olmalı. Zheng He çıktığı 7. seferinde yerellerle çıkan çatışmada öldü. Ve bu 7 seferin hepsi batıyaydı. Onun donanmasının Kuril adalarına geldiğine dair hiçbir kayıt yok, demesiyle Japoncu dedecinin yüzünde bir gülümseme belirdi.
-Sanırım aynı zamanda tarihe de meraklısın. Ama her şeyin o kayıtlarda olmadığını anlayamamışsın. Zheng, kendisiyle beraber ana donanmadan ayrı düşen 3 gemisini bulabildiği tüm mürettebatla doldurarak seferine devam etti, Çin anakarasına hiç dönmeden.
-Geçersiz argüman. Kaynakların ne?
-Ben. Bulabildiği yeni mürettebatlar çoğu zaman Çinli değildi. Ben onun ikinci kaptanıydım. Görevime başladığım günden bu adaya gelene kadar ona hizmet ettim.
-Ölü bir Çinlinin ikinci kaptanı olduğunu iddia eden bir Japon! Ah, tam bir kaçık olduğunu fark etmiştim. Tahmin edeyim, o günden beri yolunu kaybetmiş herkesi tapınağına getirip öldürüyorsun. Yoksa o haydutlarla mı berabersin? İçeride daha fazlası mı var?

Hyang, kılıcını çekip dedemciye doğrulttuktan sonra kınıyla kemerini yere attı. Bu izbe adada birkaç haydutun elinde ölmeye niyeti yoktu. Bir Koreli böyle anlamsızca ölemezdi. Ama ölecekse de en azından son kez karşı koymalıydı.


Dikkatini merdivenlerin en üstünden gelen ince bir ses bozdu.

-Bunların hepsinin sana anlamsız gelmesi oldukça normal. Büyük plana dair hiçbir şey bilmiyorsun.
Sesin sahibi dedemincindene döndü;
-Yeni Japon arkadaşın pek insancıl görünmüyor, Shamefur.

Tüm yaşadıkları Hyang'a artık fazla gelmeye başlamıştı. Ne bilisin yani ne diyesin ne diyeceğine... deyip demeyeceğine hiçbir şey ne der ne kim kim.. kimse.. kimseyi dinler ne bir şey anlatabilir ne dinleyen olurken diyebildiği tek şey vardı:

-BEN JAPON DEĞİLİM!
« Son Düzenleme: 21 Şubat 2017, 02:13:04 Gönderen: FANBOY »

Çevrimdışı Gregory

  • Paşa
  • *
  • İleti: 5185
    • Profili Görüntüle
Güzel bölüm, az önce ilk 2 bölümü de okudum iyiymiş bayağı. Hikayesel tarzda yazan hemen hemen hiç kalmadı onun için bulunmaz nimet bu tarz hikayeler :)

Bu arada dün sen yeni bölüm atarken Johan'da Twitter'dan Kore'nin 1.20'deki yeni halini paylaşmış. Başlangıçta 15K asker ve 23 parça donanma mevcut :)

(aç/kapa)



Çevrimdışı FANBOY

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Güzel bölüm, az önce ilk 2 bölümü de okudum iyiymiş bayağı. Hikayesel tarzda yazan hemen hemen hiç kalmadı onun için bulunmaz nimet bu tarz hikayeler :)

Bu arada dün sen yeni bölüm atarken Johan'da Twitter'dan Kore'nin 1.20'deki yeni halini paylaşmış. Başlangıçta 15K asker ve 23 parça donanma mevcut :)

(aç/kapa)

Biliyorum, düzenli olarak paradox forumdayım zaten. Eğer yeterli destek alırsam devam etmem için, nasıl devam etmem üzerine tam olarak bununla alakalı yeni bir anket oluşturucam. Bu ara evrenin çabuk geçmesi için daha çok yorum yazın hocamlar.

Çevrimdışı Gregory

  • Paşa
  • *
  • İleti: 5185
    • Profili Görüntüle
Az önce yeni günlüğü paylaştım, Kore yeni DLC'de etrafındaki devletleri haraca bağlayabilecek istersen bekle istersen bunu bitir DLC çıkınca bir de Japon hikayesi atarsın :P



Çevrimdışı Schwarze Herz

  • Tımarlı Sipahi
  • *
  • İleti: 368
    • Profili Görüntüle
Dün gece bölümleri tek oturuşta bitirdim bekliyoruz hocam devamını. Ayrıca güzel bölüm. Artık sadece Hyang üzerinden mi gideceksin yoksa kuzeninin yolunu da görebilecek miyiz ?  8|
In War, Victory. In Peace, Vigilance. In Death, Sacrifice...

Çevrimdışı Vezir

  • Prussian İnfantry
  • Sipahi
  • *
  • İleti: 717
  • Herkes gibi, kendini stratejiye adamış oyuncu.
    • Profili Görüntüle
Hani beya yeni bölüm? Katarang çang çing çong yapamayacakmıyız?
(aç/kapa)

Çevrimdışı NNA3

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 115
  • Hello.My Brother.
    • Profili Görüntüle
You have a new follower.
Sadece burjuva için parlayacaksa, güneşi de söndürürüz.

-Lev Troçki

Çevrimdışı lochnes

  • Müsellem
  • *
  • İleti: 82
  • Sebebi Neydi Ki ?
    • Profili Görüntüle
Yeni Bölümü bekliyoruz vaybe bu hikayeyi ilk okuduğumda 11. sınıftaydım şimdi üniversitedeyim yıllar geçiyor :D

Çevrimdışı FANBOY

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Günlük hayatın koşuşturmacası sağolsun, eskisi kadar boş vakit bulamıyorum. Bu akşam yeni bölüm eklemeye çalışırım ama söz vermiş olmayayım.

Yıllar sonra böyle küçük şeylerle karşılaşmanın eskiyi hatırlatması da çok hoş değil mi? Vay be zaman çok çabuk geçiyor dedirtiyor insana. O günlerde inanılmaz önemli gözüken olayların kararların çoğu geçmiş gitmiş hatta unutulmuş.  :disappointed:
Ah şu hayat.

Çevrimdışı Gregory

  • Paşa
  • *
  • İleti: 5185
    • Profili Görüntüle
Ben bir askerlik anısı anlatırdım da boşver şimdi :P



Çevrimdışı FANBOY

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Böyle giriş yapıp yarıda bırakılır mı be sayın yöneticim.

Çevrimdışı ketolar

  • Sekban
  • *
  • İleti: 1344
  • Erbörü
    • Profili Görüntüle
Koreli olman Japon olduğun gerçeğini değiştirmez çekik.

Çevrimdışı Shqiptar

  • Sipahi
  • *
  • İleti: 506
  • Zivela Jugoslavija !
    • Profili Görüntüle
Ben de bu hikâyeyi unutmuştum. Şimdi hepsini yeni baştan okudum. Tekrardan süper bir hikâye olduğunu hatırladıım. Ne olur devam etsin bu hikâye  :D

Çevrimdışı TiRaNTx

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 134
  • paylaşım evrenseldir...
    • Profili Görüntüle
Şimdiye kadar okuduğum en güzel hikayeydi sanırım. Tebrik ediyor devamını bekliyorum. Uzun bir zaman olmuş ama yinede devam etmelisin. Okurken sanki yaşar gibi keyifle devam ettim :)