Bağlanılan Hatırlatmalar

  • T: 12 Temmuz 2012 - 14 Temmuz 2012
  • T: 15 Temmuz 2012 - 19 Temmuz 2012

Gönderen Konu: Türkiye'nin Savaşı : 1914 - 1936 Osmanlı İmparatorluğu - Dünya Savaşı ve Sonrası  (Okunma sayısı 24879 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Anatole France

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2813
  • Macht geht vor Recht
    • Profili Görüntüle
Türkiye'nin Savaşı : Harb-i Umumî ve Sonrasının Tarihi





"... Türklerin, Cihan Harbi'ne girişi ve harp sonrasında yaşadıkları, hem Türk hem de tüm dünya tarihi için cevaplanmamış onlarca soruyu beraberinde getirdi. Avrupalı ve Amerikalı tarihçilerin Türklere bakışındaki hatanın sebebi, Türkleri hiçbir zaman derinelemesine anlayamamış ve aslında hiçbir zaman da anlamak istememiş olmalarıdır.

Onların gözünde Türkler, atalarının hakimiyetindeki milletleri tekrar bir araya getirmek ve onları kendi tiranlıkları altında kendilerine kul etmek isteyen bir milletti. Fakat, Türkler 1914'te, sadece mevcut topraklarını korumak ve zedelenmiş itibarlarını tesis etmek istediler.

İşte bu arzularla savaşa girdiler. Kafkasya'da çetin dağlarda, Sina'da susuz çöllerde savaştılar. Irak, Suriye, Gelibolu ve Hicaz'da muharip bulundukları devletlerle kıyasıya dövüştüler. Tüm harp tarihinde eşi benzeri az görülür zaferler kazandılar..."



Johann Cristopher Koselleck, Büyük Savaş Cilt II
München, 1993.





Sene 1993. Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasının üstünden 70 sene geçti. Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluşunun 700. yılına yaklaşıldı. Aşağıda okuyacağınız olaylar benim yaşadığım dünyada; tarihten, savaşlardan, savaş sonrası dönemlerden, milli kahramanlardan ve siyasi ideolojilerden mürekkeptir.



İndeks

Birinci Kitap : Galiplerin Yazdığı Tarih 1 (1876 - 1936)
   -Birinci Bölüm : Abdülhamid ve Meşrutiyet (1876 - 1908)
   -İkinci Bölüm : 31 Mart Vak'ası ve İktidar Mücadelesi (1908 - 1912)
   -Üçüncü Bölüm : Balkan Harpleri ve Bâb-ı Âli Baskını (1912 - 1914)
   -Dördüncü Bölüm : Harb-i Umumî (Birinci Kısım) (1914 - 1915)
   -Beşinci Bölüm : Harb-i Umumî (İkinci Kısım) (1915 - 1917)
   -Altıncı Bölüm : Mütareke Yılları ve Sûlh (1917 - 1918)

İkinci Kitap : Askeriye ve Sevkülceyş
   -Harb-i Umumî Öncesi Genel Vaziyet
   -Harb-i Umumî : Kafkasya Cephesi
   -Harb-i Umumî : Gelibolu Cephesi
   -Harb-i Umumî : Irak, Hicaz ve Yemen Cephesi
   -Harb-i Umumî : Filistin, Kanal ve Mısır Cephesi
   -Harb-i Umumî : Hariçteki Cepheler : Makedonya ve Besarabya
« Son Düzenleme: 20 Temmuz 2012, 00:12:36 Gönderen: Anatole France »
Denn nur Eisen kann uns retten...

Çevrimdışı Anatole France

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2813
  • Macht geht vor Recht
    • Profili Görüntüle
Abdülhamid'in zulmü ile inleyen milletime ve harici kuvvetlerce parçalanmaya karar verilmiş vatanıma ifa-i hizmet etmek fikriyle tevekkülü Allah'a bırakarak Haziran'ın 12. ve 13. perşembeyi cum'a gününe bağlayan gece artık Selanik'i, ailemi ve istikbal-i maddimi bir tarafa bırakarak, ahalinin bir ferdi gibi hükümetin bütün kuvvetlerine karşı alenen ve müsellahan (silahlı olarak) ilan-ı isyan ettim. Bu adımı bana attıran Allah'ın tevekkül-ü tammı ile ilerledim. Cebimde revölverim ve yüreğimde milletime olan imanım ile istikbal-i vatanı gayet parlak görüyor ve benim maddeten kararan istikbalimin zulmetine(karanlığına) ehemmiyet vermiyordum.

İsmail Enver, Hatıratım
İstanbul, 1946. Türk Tarihi Yayınevi.




Sultan Abdulhamid İdaresi ve Meşrutiyet

Sultan Abdülhamid İdaresi


30 seneye yakın, imparatorluğu istibdat ile idare eden Sultan İkinci Abdülhamid

30 senedir, İmparatorluğun kaderini elinde tutan Sultan Abdülhamid, bir dizi talihsiz olayın ardından tahta Jön Türklerce çıkarılmıştı. Sultan Aziz'in tarihin karanlık sayfalarında duran katli yahut intiharı, Sultan 5. Murad'ın akli melekelerini kaybetmesi sonrası "meşrutiyetin" ve Jön Türklerin biricik göz ağrısı"hürriyetin" garantisi olarak tahtın varisi Abdülhamid yeni Sultan ilan edildi. Abdülhamid'i tahta çıkaranlar onu naif bir kukla ve siyasete aşina olmayan bir amatör zannediyordu. Türk milletinin tarihine, o güne kadar görülmüş en büyük facialardan daha feci 93 Rus Harbi girine dek de Abdülhamid ve Jön Türk idaresindeki İmparatorluk meşrutiyetle idare edildi. Bu savaşla gücünü kaybeden Jön Türkler önce iktidarı sonra da hayatlarını kaybettiler. Bu tarihten itibaren, Abdülhamid'in 30 senelik istibdadı başladı.

1908 senesinin 9 - 10 Haziran günlerinde, Rus Çarlığı hudutları içinde bulunan Reval kentinde, Çar ile İngiliz Kralı bir araya geldi. 100 yıldır hastalığına şifa bulunamayan Osmanlı İmparatorluğu'nun ölümünün yakın olduğuna kanaat getirdiler. Hasta öldükten sonra miras üstündeki kavgaya mâni olabilmek için şimdiden mirasın paylaşılmasını kendileri yararına buldular. Abdülhamid idaresinde önce İmparatorluğun kök saldığı Balkanlar sonra da Kuzey Afrika, Avrupalılarca talan edilmişti. Sırada, kaynayan bir kazan halini almış Makedonya vardı. Makedonya Sırp, Arnavut, Bulgar, Rum ve Türk nüfusun içiçe yaşadığı, İmparatorluğun Rumeli'de kalan son topraklarından biriydi. Bölgeyi her biri kendi milletinin devletine bağlamaya karar vermiş olan komitacılar her gün bir köy yakıyor ve Müslüman ahalinin bu mülkü terki için her türlü zorbalığı kendilerine meşru görüyordu.

Sultan'ın 30 yıllık istibdadiyle bastırılan hürriyet aşkı, komitacıların her gün bir köy yakması, İngiliz Kraliyle Rus Çarının Osmanlı İmparatorluğu mülklerini paylaşması İmparatorluğun dünyayla en çok temas kuran sınıfı olan askerler arasında huzursuzluğu üst haddine taşıdı. Selanik'teki 3. Ordu subayları arasında, isyanın ilk kıvılcımı çakılmıştı. Sultan'ın bölgedeki hafiyeleri raporlar halinde, gelen tehlikeyi haber vermeye başlamıştı. Ne var ki, Abdulhamid, yıllardır elinde tuttuğu İmparatorluğu kaybetmeyeceği konusunda hiçbir şüphe taşımıyordu. Fakat, bu sefer gelen tehlike diğerlerinden farklıydı.

Meşrutiyetin Tekrar Tesisi


Hürriyet Kahramanı ilan edilen Resneli Ahmet Niyazi Bey'in bulunduğu meşrutiyet idaresini ve 24 Temmuz ihtilalini temsil eden kartpostal

Makedonya'daki Jön Türk subayları İmparatorluğun istikbalini karanlık görüyorlardı. Vatanı kurtarmak için acz içindeki hükümeti devirmeye hazırdılar. Gelen raporlardan hareketle Abdulhamid kendine has uygulamasiyle, iki heyeti soruşturma ve cezalandırma maksadıyla tayin ettirmişti. Şimdi de Hilmi Paşa'ya bağlı genç bir subay dikkatleri üstüne çekiyordu. Bu genç subay "terfi almak ve vaziyet hakkında malumat vermek maksadiyle", kendisini İstanbul'a götürmeye gelen heyetle gitmek yerine Resne dağlarına çıkıp izini kaybettirmeyi seçti. İşte bu genç subay Enver Bey'di.

Kısa süre sonra Ahmed Niyazi Bey de dağa çıktı. Fakat, o Enver Bey gibi tek başına değil, tam teçhizatlı 200 kadar fedaisiyle çıkmıştı. Ayaklanma kısa zamanda 3. Ordu arasında yayılmaya başladı. Edirne'deki 2. Ordu da mevcut durumun tesiri altına girmişti. İttihat Terakki Cemiyeti, Padişah'a meşrutiyetin tekrar tesisi için bir nota gönderdi. Fakat Padişah için dikkate değer bir durum henüz yoktu. Talepleri reddetti. Selanik ve Manastır, açık açık Sultan'a muhalefet ediyordu. Ahali de artık isyana teşvik edilmişti. Sultan ve hafiyelerinin bölgedeki nüfuzu tümüyle kayboldu.
20 Temmuz'da Manastır'daki Müslüman ahali askeri depoları ele geçirdi. Kosova da isyancıların eline geçti. Rumeli'deki her merkezden Yıldız Sarayı'na tehdit telgrafları yağıyordu. Telgraflarda, meşrutiyetin yeniden tesisi talep ediliyordu. İçlerinden en tehditkarı Sultan'a şöyle sesleniyordu : "Meşrutiyetin tesisi talebimizin tekrar olarak reddi halinde, tahtın bir dahaki varisi Rumeli toprakları içinde Padişah ilan edilecek ve 100.000 cesur ve hamiyyetmend vatan evladından mürekkep Meşrutiyet Ordusu, İstanbul'a Yıldız Sarayı'na yürüyecektir."

Bu tehdit dolu telgrafa da cevap gelmedi. Fakat 3 gün sonra yani 23 Temmuz'da Manastır'da meşrutiyet ilan edildi. Haber duyulduktan birkaç saat sonra neredeyse tüm Rumeli'de meşrutiyet ilan edilmişti. Nihayet, Padişah da daha fazla mukavemet gösteremedi ve 24 Temmuz 1908'de Cuma günü 29 sene sonra meşrutiyeti tekrar yürürlüğe soktu.
Denn nur Eisen kann uns retten...

Çevrimdışı Anatole France

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2813
  • Macht geht vor Recht
    • Profili Görüntüle
Opera'da AAR yazı stilinden ötürü rahatsız verici bir görüntü oluşturmakta. O sebeple, Mozilla yahut başka bir yazıcıda okursanız daha iyi olur.
Denn nur Eisen kann uns retten...

Çevrimdışı Bersun

  • Paşa
  • *
  • İleti: 8798
  • Paralel Yetkili Abiniz
    • Profili Görüntüle
Ben de mi Vicky hikayesi yazsam? :P


Çevrimdışı Anatole France

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2813
  • Macht geht vor Recht
    • Profili Görüntüle
Okudun mu AAR'yi?
Denn nur Eisen kann uns retten...

Çevrimdışı Anatole France

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2813
  • Macht geht vor Recht
    • Profili Görüntüle
Anlaşılırlık için bir kaç açıklama yapacağım. Giriş bölümündeki Alman tarihçi ve kitabı tümüyle benim uydurmamdır. Bu AAR'de geçen her olay bambaşka bir dünyada yaşanmıştır. Yani hiçbir zaman böyle bir tarihçi bu cümleleri barındıran bir kitabı Münih'te 1993'te yazmadı ve bastırmadı. Enver Paşa'nın Hatıratım adlı kitabı 1946'da basılmadı.

Enver Paşa'nın hatıratının bir kısmı kendi notlarıdır. Bu notlardan bazı cümleler seçilmiştir. Fakat çoğu yeri benim uydurmamdır ve öyle olacaktır.
Denn nur Eisen kann uns retten...

Çevrimdışı Amiral

  • Sekban
  • *
  • İleti: 1546
  • Uncle Junior
    • Profili Görüntüle
Takip ediyorum, ilginç olacak.
You heard about the Chinese Godfather? He made them an offer they couldn't understand.
-Uncle Junior

Çevrimdışı Bersun

  • Paşa
  • *
  • İleti: 8798
  • Paralel Yetkili Abiniz
    • Profili Görüntüle
Okudun mu AAR'yi?

O mesajı attığımda okumuştum, evet.

Çevrimdışı Anatole France

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2813
  • Macht geht vor Recht
    • Profili Görüntüle
İnsan biraz soru sorar. :) Enver Paşa 1946'da hatıratı basılıyor, ne iş der. AAR 1993'e kadar sürecek mi der. Amma meraksız adamlarsınız.  :-\ ;D
Denn nur Eisen kann uns retten...

Çevrimdışı bir_dost

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2113
    • Profili Görüntüle
Hacı bence M.Kemal'ın hatıratı, Karabekir'in hatıratı vs. gibi isimlerden de alıntı yap. Bir de tek kişinin resimlerini metnin yanına koy, ortaya koyunca yazı bölünüyor ve estetik bozuluyor.  tbrk*

Çevrimdışı Anatole France

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2813
  • Macht geht vor Recht
    • Profili Görüntüle
O dediğin de tam tersine benim hoşuma gitmiyor. :)
Denn nur Eisen kann uns retten...

Çevrimdışı Amiral

  • Sekban
  • *
  • İleti: 1546
  • Uncle Junior
    • Profili Görüntüle
Mustafa Kemal'i ilerki bölümlerde bakan olarak görecek miyiz? Ya da Mareşal Fevzi Çakmak neler yapacak?

Bu arada Leader's Pack'de Refet Bele falan da var. Bol bol officer kasıp tüm komutanları çıkart, öyle yaz hikayeyi.
« Son Düzenleme: 30 Haziran 2012, 23:44:17 Gönderen: Amiral »
You heard about the Chinese Godfather? He made them an offer they couldn't understand.
-Uncle Junior

Çevrimdışı Anatole France

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2813
  • Macht geht vor Recht
    • Profili Görüntüle
1. Dünya Savaşında görev yapmış tüm komutanları göreceksiniz. Goltz, Liman Paşalar da dahil. Von Kress'ler vs. Cemal, Enver...
Denn nur Eisen kann uns retten...

Çevrimdışı Kodazot

  • Usta Yazar
  • Paşa
  • *
  • İleti: 9486
    • Profili Görüntüle
Kısıtlı imkanlarımızla desteğimizi veriyoruz...  :smoking:
Xfire:Kodazot
Steam:Kodazot
Legend Of Kodazot
I come in revenge

Çevrimdışı Jagdpanzer

  • Sekban
  • *
  • İleti: 1597
  • الله اكبر Allahu Ekber!!!
    • Profili Görüntüle
1. Dünya Savaşında görev yapmış tüm komutanları göreceksiniz. Goltz, Liman Paşalar da dahil. Von Kress'ler vs. Cemal, Enver...
Merakla bekliyorum... tbrk*
İmana gelin!!!



Dönitz genel ev kursun :smoking:









STURM DER FLAMME: YENİ BÖLÜM GELDİ (30.6.2013): http://www.paradoxfan.com/forum/index.php?topic=29872.msg424436#msg424436
İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI YAZI DİZİSİNE DE YENİ BÖLÜM GELDİ (30.6.2013): http://www.paradoxfan.com/forum/index.php?topic=25043.msg583257#msg583257







Gemideki kadınların %10'u hamile kalmış. asg*






YA kim ateyiz ya  :wall:









STURM DER FLAMME DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
http://www.paradoxfan.com/forum/index.php?topic=29872.msg508380#msg508380

Sikkim çok küçük.






Niye ki Sikkimle oynamak çok eğlencelidir, herkese öneririm.







Darbe yapinca darbe oluyor...






















Çevrimdışı Barış

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2988
  • Salvador Allende
    • Profili Görüntüle
Takip ediyorum bunu nasıl görmemişim.
yaşasın örgütlü mücadelemiz

Çevrimdışı Loki

  • Ağır Süvari
  • *
  • İleti: 4607
    • Profili Görüntüle
Yeni bölüm ne zaman gelecek.

Çevrimdışı Anatole France

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2813
  • Macht geht vor Recht
    • Profili Görüntüle
%60'ı yazıldı.

AAR History Book tarzındadır. Oyundan resim bekleyenler hayal kırıklığına uğrayacak şimdiden söylemesi. :)
Denn nur Eisen kann uns retten...

Çevrimdışı Loki

  • Ağır Süvari
  • *
  • İleti: 4607
    • Profili Görüntüle
%60'ı yazıldı.

AAR History Book tarzındadır. Oyundan resim bekleyenler hayal kırıklığına uğrayacak şimdiden söylemesi. :)

Böylesi daha iyi boş ver. Daha hoşuma gidiyor bu tarzı sanki bir Kitaptan bölümler okuyormuşuz gibi veya o dönemde olan birinin günlüğünden sayfalar.

Çevrimdışı Anatole France

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2813
  • Macht geht vor Recht
    • Profili Görüntüle
"... Büyük Türk şairi Tevfik Fikret Meşrutiyet'ten 10 sene kadar önce Abdülhamid İstanbul'unu "Sis" şiirinde şöyle tasvir etmişti:

Sarmış yine âfâkını bir dûd-ı munannid,
Bir zulmet-i beyzâ ki peyâpey mütezâyid.
Tazyîkının altında silinmiş gibi eşbâh,
Bir tozlu kesâfetten ibâret bütün elvâh;
Bir tozlu ve heybetli kesâfet ki nazarlar
Dikkatle nüfûz eyleyemez gavrine, korkar!
Lâkin sana lâyık bu derin sürte-i muzlim,
Lâyık bu tesettür sana, ey sahn-ı mezâlim!
Ey sahn-ı mezâlim…Evet, ey sahne-i garrâ,
Ey sahne-i zî-şâ'şaa-i hâile-pîrâ!
Ey şa'şaanın, kevkebenin mehdi, mezârı
Şarkın ezelî hâkime-i câzibedârı;
Ey kanlı mahabbetleri bî-lerziş-i nefret
Perverde eden sîne-i meshûf-ı sefâhet;
Ey Marmara'nın mâi der-âguuşu içinde
Ölmüş gibi dalgın uyuyan tûde-i zinde;
Ey köhne Bizans, ey koca fertût-ı müsahhir,
Ey bin kocadan arta kalan bîve-i bâkir;
Hüsnünde henüz tâzeliğin sihri hüveydâ,
Hâlâ titrer üstüne enzâr-ı temâşâ.
Hâriçten, uzaktan açılan gözlere süzgün
Çeşmân-ı kebûdunla ne mûnis görünürsün!
Mûnis, fakat en kirli kadınlar gibi mûnis;
Üstünde coşan giryelerin hepsine bî-his.
Te'sîs olunurken daha, bir dest-i hıyânet
Bünyânına katmış gibi zehr-âbe-i lânet!
Hep levs-i riyâ, dalgalanır zerrelerinde,
Bir zerre-i safvet bulamazsın içerinde.
Hep levs-i riyâ, levs-i hased, levs-i teneffu';
Yalnız bu… ve yalnız bunun ümmîd-i tereffu'.
Milyonla barındırdığın ecsâd arasından
Kaç nâsiye vardır çıkacak pâk u dirahşan?



1908 senesinde ayni şair ihtilalin getirdiği iyimserlikle İstanbul'a söyledikleri için "Rücû" şiirinde böyle özür diliyordu:

Bütün bu levm ü te’ellüm, bu ibtikâ-yi hayât
Hayât'i milleti ta'zib eden, muhakkar eden,
Çamurlıyan ne kadar levs varsa hep birden
Kucaklamış taşımış bir muhite aiddi;
O mel'ânet gecesinden uzaktayız şimdi.

Karıştı leyl-i musîbet leyâl-i nisyana,
Açıldı gözlerimiz bir sabâh-ı rahşâna.
Sen, ey muhît-i teceddüd, o leyl-i menhûsun
Seninle nisbeti yok; sen şereflisin, ulusun.
Ne sis yüzünde ne zûl; bilâkis, safâ vü vakaar,
Doğan güneş gibi sâfi bir infilâkın var.

Ufukların bütün enzarı sende, pür-hayret;
Bugün senin medeniyyet, müsâlemet, safvet.
Adâlet isteyen âvâz-ı-hak nümûnunla,
Bugün senin harekâtın veya sükûnunla,
Takarrür eyliyecektir huzûr-i istikbal;
Senin selâmet-i fikrin demek selâmet-i hâl!


İkinci Meşrutiyet idaresi ilkinden daha uzun sürdü. Fakat, ihtilalin ilk yılları kaos ve felaketlerle geçti. İçeride ve dışarıda vuku bulan felaketler, meşrutiyetçileri zora düşürdü. 1913 senesinde de askeri oligarşiye yerini bıraktı. Dünya'da pek az hareket 1908 İhtilali kadar büyük ümitler doğurmuş ve keza pek az hareket, doğurduğu ümitleri bu kadar hızla boşa çıkarmıştır..."




Johann Cristopher Koselleck, Büyük Savaş Cilt II
München, 1976.




" Yüzbinlerce şühedanın kanı pahasına kazanılan meşrutiyetimizi mahvedip yerine yine istibdadı ikame etmek üzere, İstanbul'da o köhne Bizans'ın Yıldız burcunda ikamet eden baykuş, insan kanı emen, öksüz yetimlere göz yaşı döktürmekten çekinmeyen haris, 600 senelik muhteşem muzaffer bir milletin tarihini, ecdadının namusunu lekeleyen o insan kıyafetindeki canavar İstanbul'daki avcı taburlarını isyana teşvik ettirmiş. Para mukabilinde namusunu satan alçaklar da sair muti askerleri cebren isyanlara iştirak ettirmişler. Orada, genç zabitler birer suret-i feciyyede şehit edilmişler. Bu şuhedanın içinde Asar-ı Tevfik Zırhlısı Kapudanı Ali Kabuli Bey de varmış. Ben bu feci haberi aldığım vakit, Berlin'de ateşemiliterlik vazifemi ifa ediyordum. Selanik'te Mahmud Şevket Paşa'nın başında olduğu Kurtuluş Ordusu İstanbul'a hareket etmiş. Apar topar Berlin'den Türkiye'ye hareket ettim. Yeşilköy'e varan Kurtuluş Ordusu komutanı Mahmud Şevket Paşa'nın kurmay subayı Mustafa Kemal Bey'den komutayı devraldım. Mahmud Şevket Paşa İstanbul'a girmeden evvel askere döndü. "Vatan gidiyor, millet mahvoluyor. Ne duruyoruz? Bizde cesaret bizde hamiyyet yok mu? İşte ben tekmil servetimi orduya, hayatımı, hayatımı da vatana feda ediyorum. Hürriyetin istihsali'çün benimle beraber İstanbul'a girecek içinizde kaç kahraman var?" dedi. Asker içinden bir subay öne fırladı.
"Paşa, kumandan hepimiz gideceğiz. Cümlemiz vatana feda olacağız. Kanımızın son damlasını vatanın, Meşrutiyetin istihsali'çün dökmekten, bu uğurda can virmekten mütereddid olan içimizde bir kişi yoktur. Cümlemiz hazır, emrinize muntazırız." diye cevap verdi. İşte bu cesaretli ve gayretli ordu ile İstanbul'a girdik."


İsmail Enver, Hatıratım
İstanbul, 1946. Türk Tarihi Yayınevi.




31 Mart Vak'ası ve İktidar Mücadelesi

31 Mart Hareketi ve Kurtuluş Ordusu


Kurtuluş Ordusu, 31 Mart Vak'ası olarak bilinen hareketi bastırmak üzere Selanik'ten İstanbul'a hareket etti.
Abdulhamid tahttan indirildi ve yerine V. Mehmed Reşad tahta oturdu.
Enver Bey de bu subaylar içindeydi. Ordunun başında Mahmud Şevket Paşa vardı.


İhtilalden sonra, İttihat Terakki Cemiyeti iktidar için karşısında liberalleri buldu. Ahrar Fırkası adı altında örgütlenen liberallerin başlangıçta iktidara sahip olacağı fikri uyanmıştı. Meşrutiyetin ilk devirlerinde Sadrazamlık koltuğuna daha önce de sadrazamlık yapmış olan Küçük Said Paşa olarak da bilinen Mehmet Said Paşa çıktı. Mehmet Said Paşa Abdülhamid devrinde 6 kez sadaret makamına oturmuş tecrübeli bir siyaset adamıydı. Kısa sürecek 7. sadaretinin ardından koltuğu Kıbrıslı Mehmet Kamil Paşa'ya bıraktı. Fakat, Cemiyete tümüyle zıt fikirleri olan Mehmet Kamil Paşa, makamına oturduktan sonra bir yıl geçmemişti ki 1909 senesinde görevden alındı. Yerine Hüseyin Hilmi Paşa getirildi. Hüseyin Hilmi Paşa, Jön Türk değildi. Fakat, Kamil Paşa'dan daha kabul edilebilir bir sadrazamdı.

Fakat, şimdi hem liberaller hem de Padişah Cemiyet'in muhalifi olmuştu. Meşrutiyet ilan edilir edilmez, Avusturya - Macaristan İmapartorluğu 30 yıldır işgal altında tuttuğu Bosna ve Hersek'i ilhak ettiğini ilan etmişti. 1878'de özerk olan, fakat bağımsız gibi yaşayan Bulgaristan resmen bağımsızlığını ve İmparatorluktan kopan Girit de Yunanistan ile birleştiğini duyurdu. Dışarıdaki toprak ve itibar kayıplarından içeride İttihat ve Terakki Cemiyeti sorumlu tutuluyordu.

Kamil Paşa'nın sadrazamlığının sona ermesi ve gazeteci Hasan Fehmi'nin suikaste uğramasıyla başlayan son derece gergin siyasi hava İttihat Terakki Cemiyeti'nin kendini gizli bir cemiyet olmaktan çıkarıp bir siyasi partiye dönüştüren deklarasyonuyla iyice ağırlaştı. Ertesi gün İttihad-ı Muhammediyye Fırkası'nın ateşli savunucusu İslam milletini bir çatı altında meşruti bir idareyle birleştirme hayalleri kuran Mizancı Murad Bey önderliğinde İttihat Terakki Cemiyetine karşı isyan başladı. İstanbul'daki Arnavut ağırlıklı 1. Ordu da isyana katıldı. Bazı molla ve medrese öğrencileri ve bazı avcı ve piyade taburlarının da ayaklanmaya katılmasıyla 1908 İhtilali tehlikeye girdi. Karşı İhtilal İstanbul'da başlamış ve Anadolu'ya da kuşku uyandıracak kadar kısa zamanda yayılmıştı.

Abdulhamid, yine hep başvurulan çareye başvurdu ve sadrazamı görevinden aldı. Yerine Ahmet Tevfik Paşa getirildi. Tüm taşra idarecilerine "şeriatın tatbiki" emrini söyleyen telgraflar gönderildi. Meclis başkanlığı görevini ifa eden Pozitivist Ahmed Rıza makamından azledidi.

Haberler kısa sürede Selanik'e ulaştı. Mahmud Şevket Paşa liderliğinde Kurtuluş Ordusu İstanbul'a hareket etti. İhtilalin kahramanlarından ve o zaman Berlin'de ateşemiliterlik görevini sürdüren Enver Bey apar topar Türkiye'ye hareket etti. Hürriyet Kahramanı Resneli Niyazi Bey de Kurtuluş Ordusuna katıldı. Enver Bey, Mahmud Şevket Paşa'nın kurmay subayı olan Mustafa Kemal'den Yeşilköy'de idareyi teslim aldı ve İstanbul'a girdiler.

İsyan bastırılmıştı. Sırada, isyanın ele başı olan Abdulhamid'in tahttan indirilmesi vardı. Padişah yerini kardeşi V. Mehmet Reşad'a bıraktı ve Selanik'e yani ihtilalin merkezine sürgüne gitti. Sadrazamlık makamına Hüseyin Hilmi Paşa getirilirken, diğer kilit mevkileri de İttihad Terakki Fırkası mensupları aldı.


İktidar ve Muhalefet


Sırayla : Küçük Said Mehmed Paşa, Kıbrıslı Kamil Mehmed Paşa, Gazi Ahmed Muhtar Paşa

1909 senesinde liberaller de Sultan ve Ittihad-ı Muhammediyye Fırkası mensuplarıyla beraber bastırılmıştı. Ahrar Fırkasına son verildi. 1911'e kadar siyasi hayatta herhangi bir çalkalanma olmadı. 1911'de İttihatçılar arasında da başlayan hoşnutsuzlukla ilk kopuş başladı. İttihat ve Terakki Fırkasına içerden muhalefet eden
Abdulaziz Mecdi Bey, memlekette üç farklı meyil olduğunu söylüyordu : Gerici taassup, körü körüne Garb'ı taklit eden güruh ve adet ve geleneklerin muhafazasiyle beraber terakkiperver cemiyet. Mecdi Bey, kendisini ve Hizb-i Cedit adıyla örgütlenen yandaşlarını bu üçüncü grupta sayıyordu.

1911'de Selanik'te yapılan gizli toplantıda bu meseleler konuşuldu. Hararetli ve tartışmalı geçen bir kongre oldu. Gergin hava, İtalya'nın Trablusgarp için harp ilaniyle öfke patlamasına döndü. Nihayetinde delegeler, milli birlik üstüne yemin edip uzlaştılar.

Hürriyet ve İtilaf Fırkası adıyla 1911'de yeni bir fırka kuruldu. Fırka, İTF muhaliflerini tek çatı altında toplamıştı.
Ayni yıl Hariciye Nazırı Rifat Paşa'nın Londra sefiri olmasıyla boşalan koltuk için ilk ciddi siyasi çekişme başladı. İttihatçılar, Dahiliye Nazırları olan Memduh Bey'i, Hürriyet ve İtilafçılarsa gazeteci Tahir Hayreddin'i aday gösterdi. Muhalefet adayı 1 oy fazla alarak seçimi kazandı. Hürriyet ve İtilaf Fırkası Reisi Ferit Paşa bunu Meşrutiyet'in ilanından sonra ikinci bir ihtilal olarak görüyordu.

Payitahtta kamuoyu İTF karşı olduğunu göstermişti. Şimdi Mısır'dan da bir ses yükseliyordu. Devrik sadrazam Kamil Paşa, Padişah'a yazdığı mektupta sıkıyönetimin kaldırılıp, İTF'nin de dağıtılmasını talep ediyordu. Aynı zamanda dışarıda uğranan felaketlerin atlatılması için de İngilizler müttefik olunmasını salık vermişti. Kamil Paşa'nın bu mektubu kamuoyuyla paylaşıldı. Hüseyin Cahit, Mezar'dan Bir Ses başlıklı yazısıyla tartışmanın çizgisini belirledi. 1912 başında Ocak ayında meclis fehsedildi. İttihat Terakki baskısıyla yapılan genel seçimde 275 üyeden 269 İTF 6 da muhalif seçildi. Bu seçim, İTF'nin mutlak zaferinin tezahürüydü.

Meclisteki bu zaferden sonra İTF merkezi Selanik'ten alınıp İstanbul'a taşındı. Liberal muhalefet mağlup edilmişti. Fakat, bu kez de Halaskar Zabitan isimli Rumeli'deki subayların kurduğu silahlı muhalefet İTF'nin başını ağrıtmaya başladı. Arnavutluk'ta şiddetlenen isyan yüzünden İTF'ye olan muhalefet de şiddetlendi. Küçük Said Paşa siyasi hayatında sekizinci ve Meşrutiyet sonrası ikinci kez sadrazam olmuştu. Muhalefeti susturmak için Harbiye Nazırı Mahmud Şevket Paşa istifa etti. 17 Temmuz günü de güvenoyu almak için Arnavutluk'taki meseleyi açıklayan bir konuşma yapıldı ve güvenoyu alındı. Halaskar Zabitan bunun üzerine harekete geçti. Hayra alamet olmayan askeri hareketlilik meyvesini verdi. Said Paşa ve kabinesi istifa etti. Padişah, Said Paşa'ya "Neden görevi bıraktınız? Size itimadları tamdı." demesi üzerine Said Paşa, "Onlar bana itimad ediyor, fakat ben onlara itimad etmiyorum." cevabını verdi. Halaskar Zabitan'ın talepleri basitti : Nazım Paşa Harbiye Nazırı, Kamil Paşa ise hükümet üyesi olacak. Sadrazam ise Padişah'ın tercihine kalmıştı. Talepler kabul edildi. Sadrazamlığa Gazi Ahmed Muhtar Paşa getirildi. 23 Temmuz 1912'de sıkıyönetim kaldırıldı. 5 Ağustos'ta meclis feshedildi. 6 Ağustos'ta yine sıkıyönetim ilan edildi. Böylece İttihat ve Terakki bir kez daha iktidardan uzaklaşmıştı. Tüm muvazzaf subaylar memleketin hiçbir dahili ve harici meselesine burun sokmamaya ve hiçbir cemiyete mensup olmammaya namusları üzerine ve Allah'a yemin ettiler.

Hükümet krizleri ile uğraşan İmparatorluk bir yandan da İtalya ile savaşa devam ediyordu. Felaketler üstüste geldi. Balkan Devletleri 2 Ekim günü ultimatom verdiler. Ertesi gün de savaş başladı. İmparatorluk Halaskar Zabitan elinde, şimdi yeni bir savaşa girmişti. Artık Halaskar Zabitan'ın iktidar mücadelesi verecek vakti de yoktu zira tümüyle harp ile meşguldüler. İttihat Terakki ise iktidardan uzaklaşmıştı, ama kesinlikle son nefesini vermemişti.
« Son Düzenleme: 03 Temmuz 2012, 22:46:09 Gönderen: Anatole France »
Denn nur Eisen kann uns retten...