Gönderen Konu: Türk Tarihi ve Kültürü  (Okunma sayısı 2060 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.


Çevrimdışı mami2003

  • Tımarlı Sipahi
  • *
  • İleti: 425
  • Ejder Yalçın
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi
« Yanıtla #1 : 30 Ağustos 2017, 10:40:49 »
Faydalı bir konu eline sağlık  tbrk*

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi
« Yanıtla #2 : 30 Ağustos 2017, 10:45:41 »
Faydalı bir konu eline sağlık  tbrk*

Sağolun. Dediğim gibi anlatacak çok şey var.

Çevrimdışı Agnostik

  • Vive la Révolution
  • Global Moderatör
  • *
  • İleti: 553
  • "Tanrı öldü! Tanrı öldü! Onu biz öldürdük!"
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi
« Yanıtla #3 : 30 Ağustos 2017, 10:50:25 »
Hocam kaynak belirtirsen sabitleyebilirim. Yararli bir konu acmissin.
Gel ki geceler çatlasın, gel ki şafaklar tutuşsun...

Hearts of İran

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi
« Yanıtla #4 : 30 Ağustos 2017, 10:53:18 »
Hocam kaynak belirtirsen sabitleyebilirim. Yararli bir konu acmissin.

Hocam kaynak kitaplar, ansiklopediler. Copy Paste değil. Ancak bazı yerlerde kaynak vermeye çalışırım. Küçük bir edit yapayım.

Çevrimdışı Agnostik

  • Vive la Révolution
  • Global Moderatör
  • *
  • İleti: 553
  • "Tanrı öldü! Tanrı öldü! Onu biz öldürdük!"
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi
« Yanıtla #5 : 30 Ağustos 2017, 11:07:56 »
Hocam kaynak kitaplar, ansiklopediler. Copy Paste değil. Ancak bazı yerlerde kaynak vermeye çalışırım. Küçük bir edit yapayım.

Copy, paste olmadigi belli. Ama yine de bir kac kaynak belirtirsen iyi olur. Ayrica gunumuze dogru gelmelisin tarihte.
Gel ki geceler çatlasın, gel ki şafaklar tutuşsun...

Hearts of İran

Çevrimdışı alemdar1227

  • Tımarlı Sipahi
  • *
  • İleti: 422
  • Gelecek sene YKS'ye kadar ara veriyorum.
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi
« Yanıtla #6 : 30 Ağustos 2017, 11:08:12 »
Güzel bir konu. Daha önce hiç duymadığımız bilgiler var. Teşekkürler devamını da bekleriz.
- Zamanla artan sadece iki şey vardır : 1. Ölüm korkusu  2. Kaybettiklerimiz.
- Bazen delirmek en akıllıca seçimdir.

Ne mutlu Türküm diyene!
                              
Kendinize iyi bakın. 24 Haziran 2018'de buradayım.

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi
« Yanıtla #7 : 30 Ağustos 2017, 11:21:15 »
Copy, paste olmadigi belli. Ama yine de bir kac kaynak belirtirsen iyi olur. Ayrica gunumuze dogru gelmelisin tarihte.

Hocam yavaş yavaş hepsi olacak. Bu arada birkaç kaynak ekledim yalnız daha başka kaynaklarda var ancak hepsini hatırlayamıyorum, yazamıyorum. Bir sonraki sefer daha dikkatli olurum.

Güzel bir konu. Daha önce hiç duymadığımız bilgiler var. Teşekkürler devamını da bekleriz.

Sağolun. Bence Hun tarihini çok kısıtlı kaynaklardan öğrendiğimiz için bize çok kısa ve az geliyor. Hunlara daha devam ederdim ancak yavaş yavaş ileriyle gelmek istiyorum.

EDİT: İmla
« Son Düzenleme: 30 Ağustos 2017, 11:22:46 Gönderen: SteppeWarrior »

Çevrimdışı Agnostik

  • Vive la Révolution
  • Global Moderatör
  • *
  • İleti: 553
  • "Tanrı öldü! Tanrı öldü! Onu biz öldürdük!"
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi
« Yanıtla #8 : 30 Ağustos 2017, 12:44:04 »
Eline sağlık. :)
Gel ki geceler çatlasın, gel ki şafaklar tutuşsun...

Hearts of İran

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi
« Yanıtla #9 : 30 Ağustos 2017, 12:46:01 »
Eline sağlık. :)

Sağolun bu gün bir iki konu daha yazabilirim. Bu konu zaten sadece devletler tarihi değil boylar, fenotipler, kültür üzerine de yazılar içerecek. Yani amacım Türk tarihi ile ilgili önemli ve az bilinen gerçekleri yaymak.

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Sakalarda ve Hunlarda Kültür
« Yanıtla #10 : 30 Ağustos 2017, 19:14:08 »
Sakalarda ve Hunlarda Kültür
Sakalarda Kültür
   
 Bize Sakalar hakkında en elde tutulabilir bilgileri Divan-ü Lügat-it Türk’ten okuyoruz. Örneğin daha sonraları Kadın yönetici manasına gelecek hatta zamanla harf değişimleri ile direk kadın manasına gelecek olan Katun kelimesinin kökeni Divan-ü Lügat-it Türk’te şu şekilde anlatılıyor;
                      “Qatun Afrasiyab’ın büyün kız torunlarına verilen isimdir.”
Bunun yanında Alp Er Tunga’nın yani Saka Türklerinin yayılımlarının iki yolu olması gerekir. Çünkü yine Divan-ı Lügat-it Türk’te, Alp Er Tunga’nın kızı Kaz’dan bahseder ve günümüz Hazar’ın hemen altında yer alan Kazvin şehrinin ismini Alp Er Tunga’nın kızından aldığından bahseder.[1]
 Şimdi gelelim Sakaların kültürlerine. Elimizde Saka kültürü ile ilgili çok ayrıntılı bilgiler olmasa da inandıkları dinin Tengrizm olmadığını söyleyebiliriz. Sakalar büyük ihtimalle Tengrizm’in atası diyebileceğimiz ve kabileden kabileye fark gösteren bir tür Şamanist inanca inanıyorlardı. Günümüzde bile hala Tengrizm’in kahramanları boylar arasında değişiklik gösterebiliyor iken o dönemler aynı İranlılar gibi her kabilenin farklı bir dini inancı olmalıdır. Eski Roma tarihçisi Priscus Hunların, İskitlerle kültürel benzerliğini öne sürerek Hunların, İskit olduklarını yazmıştır. Buna bakarak İskitlerin Orta Asya göçer kültürüne sahip olduklarını söyleyebiliriz. Ancak bu gizemli kültür hakkında elimize geçen bulgular pek azdır.

Hunlarda Kültür
   

 Hunların sahip olduğu kültürel özellikleri bu gün farklı kaynaklardan farklı şekillerde okuyoruz. Asya Hunlarının genel olarak göçebe bir halk olduğunu ve o dönemki diğer Doğu Asya Ulusları ile aynı kültürel özelliklere sahip olduklarını söyleyebiliriz. Çinlilerin Hunlar ile ilgili genel yazılarına bakarsak Hun devleti Moğolca ve Türkçe konuşan uluslar tarafından kurulmuştur. Latinlere göre kurucu hanedan Türktür. Çinlilere göre ise kurucu hanedan Moğolca konuşan ancak Türk kökenli bir ulustan geliyordur. Hunlar Türk boylarını kendi hâkimiyetleri altına almıştır. Bu boylardan bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz;
-Tahin Türkleri
-Ting-Lingler
-Kırkızlar
 Hunlar Tengrizm dinine inanıyor olmalıdırlar. Çünkü kullandıkları ünvanlardan biri Tengrikut ünvanıdır. Ancak bu Tengrizm bizim bildiğimiz kamların, iyelerin olduğu bir Tengrizm değil daha kabilesel ve günümüzde bilinen Tengrizm’den daha az kapsamlı bir Tengrizm olmalıdır.
 Avrupa Hun Kültürü ise çok daha değişiktir. Öncelikle şundan bahsetmeliyiz ki Hunlar Avrupa’ya göçebe olarak geldikleri halde burada Attila’nın yerleşik bir düzende yaşadığı biliniyor. Eski Roma tarihçisi Priscus Hunların Kamos adı verilen ve kısrak sütünden yapılan bir içki içtiklerinden bahseder. Bu içki kımızdan başka bir şey değildir. Attila’nın Tanrı Mars’ın kılıcına sahip olduğunu iddia etmesi inancının Tengrizm’den farklı olduğunu gösterir. Bu da Avrupa Hunları’nın bir sentez dine inandıkları ihtimalinin yükseltiyor.  Hunlardan bahseden Romalı tarihçiler onların kısa boylu, esmer, Kafkas tipli ve çok kıllı olduklarından bahseder. Gerçi Hunların Avrupa’ya geldikleri tarihi düşünürsek yerel Avrupa Halklarıyla karıştıklarını düşünebiliriz.[2]
 Avrupa Hun kültürü yerel İrani ve Tötonik kültürle büyük oranda karışmış olmalıdır. Çünkü Hunlar Asya’da sahip oldukları kültürün aksine daha çok Avrupa kültürünü andıran bir kültüre sahiptirler. Asya Hunlarında genel olarak tek eşlilik hâkimdir fakat birden fazla evlilik yapanlar olduğu da bilinmektedir. Ancak inanca göre kişi annesinin ulusuna bağlıdır ve annesinin milleti neyse kişinin milleti de odur. Hatta Ön Türklerin anaerkil oldukları yönünde pek çok bulgu günümüze ulaşmıştır. Avrupa Hunları bu geleneği Attila’ya kadar sürdürmüş olabilirler ancak Attila’nın diğer Hun hükümdarlarından farklı olarak pek çok eşe sahip olduğunu, hatta bunlardan biri kendi öz kızı olduğu Romalı tarihçilerce bize aktarılıyor.[3] Attila’nin bir cezalandırma yöntemi olarak çarmıha germe yöntemini kullandığı hakkında bilgileri Roma Tarihçisi Priscus bize aktarıyor. Tekrar Avrupa Hunlarının inandığı dine gelirsek bu dinin Tötonik ve Hellenik dinlerle sentezleşmiş bir Tengrizm olması çok olasıdır. Tanrı Mars’a inanılması, Attila’nın kendini tanrılaştırması bunun en büyük göstergesidir.[4] Avar ve Hun uluslarının halka olarak bilinen yerleşimlerde yaşadıkları biliniyor hatta bazı rivayetlere göre Hun hükümdarları büyük bir ortak mezara gömülüyordu, ancak bu mezarlık tam manasıyla bulunabilmiş değil. Ancak bu rivayet ve Hunların yaşam alanına baktığımızda göçebe kültürün yanında yerleşik kültüre sahip olduklarını görürüz.[5]



[1] Divan-ü Lügat-it Türk
[1][2][3][4][5] William Herbert, Attila
« Son Düzenleme: 02 Eylül 2017, 14:13:12 Gönderen: SteppeWarrior »

Çevrimdışı kerem1249

  • Konsilyer
  • Yönetici
  • *
  • İleti: 2132
  • Leo Galante
    • Profili Görüntüle
    • Wizard101 Türkiye
Ynt: Türk Tarihi
« Yanıtla #11 : 30 Ağustos 2017, 19:34:02 »
Emeklerin için teşekkür ederim, profesyonelce yazıyorsun. Takipteyim :)
Bir daha bu kadar aptal olmayacağına söz ver bana, tamam mı? Hayatını yaşlı bir adam daha çok yaşasın diye riske atmamalıydın...

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi
« Yanıtla #12 : 30 Ağustos 2017, 19:40:52 »
Emeklerin için teşekkür ederim, profesyonelce yazıyorsun. Takipteyim :)

Sağolun :D

Çevrimdışı Heinz Guderian

  • Achtung,Panzer! | CKII
  • Bölüm Moderatörü
  • *
  • İleti: 1244
  • Crusader Kings 2 Bölüm Moderatörü
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi
« Yanıtla #13 : 30 Ağustos 2017, 20:01:24 »
Eline sağlık, takip.

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi
« Yanıtla #14 : 30 Ağustos 2017, 20:06:46 »

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Hunlar Dönemi Diğer Boylar; Ak Hunlar (Alanlar)- Avarlar-Ağaçerleri
« Yanıtla #15 : 31 Ağustos 2017, 01:39:24 »
Hunlar Dönemi Diğer Boylar; Ak Hunlar (Alanlar)- Avarlar-Ağaçerleri
Ak Hunlar
   
 Asya bozkırlarının batılı çocukları. Ak Hun diye bildiğimiz halktan bahsetmeden önce Doğu Romalı tarihçilerin yazılarına bakmamız gerekir. Ak Hunların bir İskit boyu olan Alanların soyundan geldiğini yazan Roma tarihçileri bu Hun boyunu Avrupalı kuzenlerinden farklı olarak esmer, kısa boylu değil uzun boylu, iri yapılı, sarışın ve çoğunluğu renkli gözlü insanlar olarak tanımlar. Zaten İskitlerin içinde Türkler olduğunun en büyük kanıtı günümüzde Türk olduğu kesin olan bazı kavimlerden Türk diye bahsedilmesidir. Romalıların Eftalit olarak bahsettiği bu halkın Türk kökenli olmadığı yönünde bazı iddialar olsa da yabancılar bu halkın Türkçe konuştuğu konusunda hemfikirdirler. Üstelik Romalı tarihçilerin Ak Hunları, Alanların kurduğunu yazmaları da bu halkın Farsi kökenli olmadıkları yönündeki iddiaları güçlendiriyor. [1]
 Alanlar, Kafkasya’da göçebe bir hayat süren İskit kökenli bir ulustur. Ya da en azından antik kaynaklar bize öyle diyor[2]. Çin kaynakları ise onları Tiele boylarından biri olarak kaydeder. Göktürkler ise Kırkızların yanında bir boy olarak bahseder. Bazı tarihçiler Hindi-İrani olduklarını yazar. Ancak tarihi kaynakların çokluğu açısından Alanların Türk kökenli olduğunu söyleyebiliriz. Ya da en azından Türkler ile çok yakın ilişkiler kurmuş bir halktır.

Avarlar
   

Cücenler, Avarlar ya da Aparlar Orta-Doğu Asya'da hüküm sürmüş ve ardından Avrupa'ya kaymış bir halktır. Avarların orijini hakkında bazı tartışmalar olsa da genel kanı Türk veya Türko-Moğol bir kavim olduğudur. Avarlar, kurdukları Cücen Hanlığında ilk defa Han (eski Türkçe Kan veya Kagan) unvanını kullanmışlardır. Ticaret hayatı zengin olduğu için Çin'in yakınlarına yerleşen Göktürkler tarafından Cücen Devleti yıkılmış ve Avarlar batıya doğru göç etmek zorunda kalmışlardır. Ancak elbette bu Avarların balkanlara ilk göçü değildir ondan önceki dönemlerde de Avarlar defalarca Avrupa'ya gitmişlerdir. Hatta Hunlardan bahsederken söz ettiğimiz Romalı Tarihçi Priscus dâhil bazı Romalı tarihçiler Avarlar hakkında yazılar yazmışlardır. Avarların nüfuslarının az olduğundan da bahsetmek gerekir. Tarihsel açıdan baktığımızda Avrupa'ya Hunlar döneminde gelen ve dağınık boylar halinde yaşayan Avarlar burada dağınık göçebe yaşantıları dolayısı ile Avrupa kavimlerinin yerleşik hayatına ayak uydurmak zorunda kalmış ve Avrupalıların içinde erimişlerdir.
 Avarların kurduğu Cücen devleti kendisine bağlı olan Göktürkler tarafından yıkılmıştır. Avarlar, yıkılan devletlerinin ardından Avrupa'ya tam anlamıyla göç etmişlerdir. Avrupa'da kurdukları yeni devlet sayesinde Avrupa'ya süvari kültürünü dağıtmayı başarmışlardır. Süvari kılıcı, üzengiler gibi pek çok süvari donanımı Avrupa'ya Avarlar sayesinde kazandırılmıştır desek yalan söylemiş olmayız. Avarların mezarları kazıldığında bulunan kemikler, Germen, Slav, Avar kökenli insanlara aittir. Bu da Avarların Hunlar, İskitler gibi içlerinde pek çok farklı kökenli insanlar barındırdıklarını ve o insanları tam manasıyla kendi kültürleri ile yoğurduklarını gösteriyor. Aslında eski tarihe bakınca şu an için oldukça ilkel olan şeylerin gerçek bir tarihçinin gözünden ne kadar muazzam olduğunu görebiliyoruz. Avarların içlerinde karışan yabancı kültürlü insanları kabullenmeleri onların kültürel bir millet anlayışına sahip bir ulus olduklarını gösterir ki bu göçebe ve o dönemki diğer uluslara göre daha az gelişmiş diyebileceğimiz bir ulus için muazzam bir şeydir, gerçi Türk tarihi başlı başına muazzam bir şeydir.
 Avarlar bir vakit Sasaniler ile müttefik olup yanlarında yer alan Slav kavimleri ile beraber Konstantinopolis’i kuşatmışlardır. Ancak Bizans, Sasaniler ile Avarların haberleşmek için birbirine yolladığı elçileri fark edip Sasani elçilerini yakalayıp öldürtmüş ve Avarların kendileriyle müttefik olduğunu söyleyip Sasaniler ve Avarlar arasındaki müttefikliği bozmuştur. Konstantinopolis’in kuşatması Avarlar için fazla başarılı olmayan bir sonla bitmiştir. Avarların sonunu getiren şey ise Frank kralı Şarlman’a bağlılık yemini etmeleri olmuştur. Şarlman, Avarların topraklarını ve haklarını görmezden gelmiştir. Bunun üzerine Avarlar bazı küçük ayaklanmalar yapsalar da başarılı olamamışlardır ve tarih sahnesinden tamamen silinmişlerdir.

Ağaçerleri

Ağaçerleri daha doğrusu Ağaçerleri, Roma kaynaklarında Agatzeri, Aghatzyeri ve daha pek çok farklı şekilde geçen bir Hun-İskit boyudur. Bu boy Doğu Roma İmparatorluğu için paralı askerlik yapıyor hatta yüzyıllar sonra yerleşecekleri Anadolu’yu ara sıra kışlak olarak kullanıyorlardı. Bu boy günümüzde Türkmen olarak biliniyor ve Anadolu’da Tahtacılar şeklinde anılıyorlar. Bunun iki ihtimali olabilir. Ağaçerleri zamanla Oğuz kitlelerince Türkmenleştirilmiş veya zaten Ting-Ling (Oğuzların atası olan Hun boyudur. Tiele ve Toquz Oguzların atasıdır. Türk kökenli olduğu kesindir.) soyundan geliyor olabilir. İhtimaller sürekli değişir ancak bu Türk boyunun eski çağlarda da Anadolu’ya geldiğini biliyoruz. Hatta Roma, Hunlara karşı diğer İskit Beyliklerini savaşa çağırdığında Ağaçerleri, Attila tarafına geçmiştir. Attila savaşı kazanınca Ağaçer Beyi hariç diğer tüm İskit Beylerini çarmıha gerdirmiştir.
 Ağaçerlerinin genel yaşam alanları bu günkü gibi ormanlık arazilere yakın yerler olmuştur ve bu boy aynı bu zamanki Tahtacı Türkmeni torunları gibi ağaç kesim işiyle uğraşmışlardır. [3]







[1][2][3] William Herbert, Attila, Hunların Hükümdarı ve Ataları
« Son Düzenleme: 02 Eylül 2017, 14:13:43 Gönderen: SteppeWarrior »

Çevrimdışı Agnostik

  • Vive la Révolution
  • Global Moderatör
  • *
  • İleti: 553
  • "Tanrı öldü! Tanrı öldü! Onu biz öldürdük!"
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi
« Yanıtla #16 : 31 Ağustos 2017, 02:00:24 »
Hocam süpersin. Acaba Tomris Hatun ve Erlik hakkında da yazabilir misin?
Gel ki geceler çatlasın, gel ki şafaklar tutuşsun...

Hearts of İran

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi
« Yanıtla #17 : 31 Ağustos 2017, 02:01:47 »
Hocam süpersin. Acaba Tomris Hatun ve Erlik hakkında da yazabilir misin?

Elbette. Erlik mevzusu biraz daha derin olacağı için onu Tengrizm'den bahsederken anlatmayı düşünüyorum. Tomris Hatun hakkında bir şeyler de yazabilirim.

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Bulgarlar - Massagetler
« Yanıtla #18 : 31 Ağustos 2017, 12:15:04 »
Bulgarlar - Massagetler (İstek Üzerine)   
Bulgarlar

Özünü yitirmiş bir Türk toplumu. İslamiyet’i kabul eden ilk boylardan, aynı şekilde Hristiyanlığı da. Bulgarlar. Ogur Türk boyunun en büyük temsilcileri olan Bulgarların torunları bu gün Tatarlar ve bazı kaynaklara göre de Kafkasya Balkarları. Klasik bir bilgi vereyim. Bulgar ismi Bulgamaktan yani Bulamaktan gelir. Bulgarlar, Asya’da yaşadıkları süre hakkında tarih için çok büyük önem arz eden bir boy değildi. Ancak Bulgarların Balkanlara girmesi, işte bu onların tarihe en büyük etkisiydi. Bulgarlar, Balkanlara ilk İsperuh Kağan dönemi yayılmaya başlamışlardır. İsperuh Kağan bazı rivayetlere göre soyunu Attila’ya dayandırmıştır. Bulgarlar, ilk başlarda Ortodoks Azizlere karşı yaptıkları katliamlar ile Doğu Roma içinde ünlenmişlerdir. Arapların 680 yıllarında Konstantinopolis’i kuşatması dolayısı ile Bulgarlarla ilgilenemeyen Bizans topraklarının bir kısmını bu Türk boyuna kaptırmıştır hatta İmparatorun yolladığı askerleri arazi avantajından faydalanarak yenmiş ve Balkanların en sağlam kuvveti olmuşlardır[1]. Kurum ve Ömürtag kağanın dönemleri Bulgarların en kuvvetli oldukları dönemlerdir. Ancak Balamir ve Farsyan Han dönemleri Bulgarların Hristiyanlığa yavaş yavaş adapte oldukları dönemdir. Boris Han dönemi ise Bulgarlar tam manasıyla Hristiyanlaşmışlardır. Ancak Bulgarlar 1000li yıllara kadar özlerini korumaya devam ettiler. Bunun en büyük kanıtı Divan-ü Lügat-it Türk’ün şu yazısıdır;
                          “Rûm Ülkesine yaklaştıkça görülen Bulgar, Suvar ve Beçenek halklarının
                           dillerine gelince. Bu kendine özgü bir Türkçedir, çünkü sözcük sonlarının
                           kısaltıldığı tek kullanımdır.”
Bulgarlar daha sonraki dönemlerde dillerinin yavaş yavaş Slavlaşmasına göz yummuşlardır[2]. Ancak Bulgarların bütünlüğüne en büyük darbeyi yakın tarihte var olmuş olan Yugoslavya devleti vurmuştur. Kendi dönemine kadar sadece Antik bir Yunan Hanedanı olan Makedon hanedanının yönettiği ve Makedonya olarak geçen topraklarda yaşayan Bulgarları, Makedon adı ile özlerinden tamamen uzaklaştırmıştır. Kısaca günümüzde Makedon ve Bulgar olarak bildiğimiz Slav kökenli ulus aslında Tuna Bulgarlarının soyundan gelmektedir.
 Tuna Bulgarlarının, Doğulu kuzenleri olan İdil Bulgarları ise 1400lere kadar varlıklarını sürdürmüşler, Moğol ve Timurlu ordusunda görev almışlardır. Ancak tarihe Batılı kuzenleri gibi etki edememişlerdir. Nitekim bir kesimi Ogur boyunun dil özelliğini yitirerek Kıpçaklaşmış ve bu gün Kıpçak grubunun, Kıpçak-Bulgar grubuna giren Tatar Türklerini oluşturmuş, bir kesimi Türkmenleşmiştir. Bir rivayete göre ise Kafkaslarda Balkar olarak bilinen Türk boyu Bulgarların soyundan gelmektedir.

Massagetler
   
Massagetler. Tomris Hatun’dan tanıdığımız İskit boyu. Massagetleri yaşadığı coğrafyayı Herodot “Hazar’ın doğusundaki büyük ovada yaşıyorlar, bazen Araxes Nehri'nin oralara geçiyorlar” şeklinde yazmıştır. Ancak Herodot’un anlatımında bazı hatalar da vardı. Massaget İ.Ö 6.yüzyılda Ahammenişlerle savaşmış ardından İ.Ö 4-3. Yüzyıllarda da İskender’in işgalleri sırasında Hunlara sığınmışlar ancak bir süre sonra aralarında çıkan anlaşmazlıklar sonucu bir savaşa tutuşmuşlardır. Bazı Avrupalı tarihçiler Massagetleri diğer ulusların soydaşları olarak görmüşlerdir. Bazı tarihçiler Asyalı Gatea’larla bazı tarihçiler ise Hunların düşmanı, Yüeçilerle bağlantılı olduklarını öne sürdü. Herodot Kiros’un, Massagetlere saldırısını şu şekilde anlatıyor;

                 “Kiros, Babillilerin topraklarını işgal ettikten sonra, Massagetya'yı egemenliğine
                 alma arzusu ile içi dolup taştı. Şimdi Massagetya'nın, doğuya doğru, Güneş'in
                 yükselişine, Araxes nehrinin ötesine ve Issedones'in karşısında bulunduğu, büyük
                 ve savaşa hazır bir ulus olduğu söylentileri geliyor. Çoğu kişiler onları İskitlerin bir
                 boyu olarak görüyor.”
               
               “Kiros, Araxes'ten, Massaget bölgesine bir gün süren bir yolculuk
                yaptı Massagetlerin birçoğu öldürüldü, fakat Kraliçe Tomris'in büyük oğlu ve
                başkumandanlık yapan Spargapises dahil birçoğu da esir alındı.”

               “Tomris bütün kuvvetlerini topladı ve Kiros'u öldürmek için hazırlandı.
                Bu olayı şimdiye kadar Hellenik olmayan uluslar arasında gerçekleşmiş
                en şiddetli savaş olarak görüyorum. Savaş çok uzun sürdü ta ki Massagetler
                kesin bir zafer kazanana kadar. Fars ordusunun çoğu orada yok edildi ve Kiros'un
                kellesini aldı.”

Bunun yanında Ammianus Marcellinus yazılarında Massagetlerin kesin bir şekilde Alanların atası olduğunu yazmıştır. Procopius ise Massagetlerin artık Hun adını aldığını yazmıştır. Evgarius Scholasticus’ta, Procopius’un yazısına katılarak Trakyalıların, Hunları Massagetlerin torunları olarak gördüğünü kendisinin de bu görüşü desteklediğini yazmıştır. Tadeusz Silimirski ise Massagetlerin Hindu bir halk olduğunu söylemiştir.
 Tomris’in ve Massagetlerin kökeni hakkında kesin bir şeyler söyleyemeyiz ancak Divan-ü Lügat’it Türk’te okuduğumuz kadarıyla Kazvin’e ismini veren, Alp Er Tunga’nın kız torunu Kaz’ın, bu şehire ismini verebilmesi için İran’ın içinde yaşaması gerekiyor. Bu durumda Alp Er Tunga, günümüz Kazakistan’ında yani Seyhun civarında yaşıyor olmalı. Alp Er Tunga’nın, torunlarıda kendisinden sonra İran’a göçmüş olmalı. Tomris’in kraliyet kanı taşıması da Alp Er Tunga’nın torunu olabileceği ihtimalini de beraberinde getirir. Fakat Massagetler İskit boylarından biridir ve bir federasyondur, içlerinde Türk kökenli insanlar da olması gayet olasıdır, ancak Massagetlerin çoğunluğu İrani ulusları içerdiği kesindir. Tomris ise belki Ulahları yöneten Basarablar, Arapları yöneten Bahriler gibi Türk kökenli bir lider olabilir. Özellikle Massagetlerden, Hunlar şeklinde bahseden Romalı tarihçiler neden bu şekilde bir kanıya vardılar bilmiyoruz. Yaşam biçimleri, kültürel özellikleri, dini yapıları veya daha pek çok sebebi olabilir.



[1]Hyun Jin Kim, The Huns, Rome and the Birth of Europe
[2]Divan-ü Lügat-it Türk
« Son Düzenleme: 02 Eylül 2017, 14:14:04 Gönderen: SteppeWarrior »

Çevrimdışı alemdar1227

  • Tımarlı Sipahi
  • *
  • İleti: 422
  • Gelecek sene YKS'ye kadar ara veriyorum.
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi
« Yanıtla #19 : 31 Ağustos 2017, 13:01:01 »
Çok bilgilendirici yazıyorsun. TEşekkürler.
- Zamanla artan sadece iki şey vardır : 1. Ölüm korkusu  2. Kaybettiklerimiz.
- Bazen delirmek en akıllıca seçimdir.

Ne mutlu Türküm diyene!
                              
Kendinize iyi bakın. 24 Haziran 2018'de buradayım.

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi
« Yanıtla #20 : 31 Ağustos 2017, 13:01:26 »
Çok bilgilendirici yazıyorsun. TEşekkürler.

Sağolun ben teşekkür ederim.

Çevrimdışı Noman Man

  • Sipahi
  • *
  • İleti: 747
  • Etnik döküntülere geçit yok !
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi
« Yanıtla #21 : 31 Ağustos 2017, 13:02:21 »
Macarlar hakkında bir yazı güzel olabilir.
Hardcore denemesi mi grup denemesi mi yoksa zenci gücü mü bu fikir nedir açıkla bize :)
Paradoxfan gelişiyor..

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi
« Yanıtla #22 : 31 Ağustos 2017, 13:44:20 »
Macarlar hakkında bir yazı güzel olabilir.

İleride yazabilirim.

Çevrimdışı Gök Börü

  • Sipahi
  • *
  • İleti: 854
  • ATSIZ
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi
« Yanıtla #23 : 31 Ağustos 2017, 15:50:50 »
Çok bilgilendirici bir konu,teşekkürler :)

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi
« Yanıtla #24 : 31 Ağustos 2017, 15:58:07 »
Çok bilgilendirici bir konu,teşekkürler :)
Sağolun ben teşekkür ederim.

Çevrimdışı mami2003

  • Tımarlı Sipahi
  • *
  • İleti: 425
  • Ejder Yalçın
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi
« Yanıtla #25 : 31 Ağustos 2017, 16:50:32 »
Çok bilgilendirici bir konu,teşekkürler :)

Çevrimdışı kerem1249

  • Konsilyer
  • Yönetici
  • *
  • İleti: 2132
  • Leo Galante
    • Profili Görüntüle
    • Wizard101 Türkiye
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #26 : 31 Ağustos 2017, 17:28:26 »
Çok bilgilendirici bir konu,teşekkürler :)
Bir daha bu kadar aptal olmayacağına söz ver bana, tamam mı? Hayatını yaşlı bir adam daha çok yaşasın diye riske atmamalıydın...

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Tengricilik
« Yanıtla #27 : 31 Ağustos 2017, 17:51:41 »

(aç/kapa)

Tengricilik
Gök Tanrı’nın dini. Tüm göçebe Asyalıların ortak inancı. Tengrizm’in tarihsel gelişimini aslında ilk başlarda Sakaların temelini attığı bir inanç olabilir. Tengrizm, ilk başlarda kabilesel farklı inançların Hunlar dönemindeki bir birleşmeyle sentezlenmesi sonucu günümüzde Tengrizm olarak geçen Tengri inancı olarak ortaya çıkmıştır. Tengri, Ön Türkçe’de gök demiştir. Hatta Orhun kitabelerinde de Tengri kelimesi hem tanrı hem de gökyüzü manasında kullanılmıştır. Tengrizm inancının Asya Hunlarında daha kendine özgü bir inanç iken, Attila döneminde diğer Avrupa dinlerinden bazı özellikleri ödünç almıştır. Hatta Tengrizm’in, İslam’a benzetilmesinin en büyük sebebi de budur. Çünkü Tengrizm, Attila döneminde Hristiyanlığın da etkisi altında kalmış bu yüzden Tengrizm’in bazı hikâyeleri Hristiyanlığa ve dolayısı ile İslam’a benzer noktalar taşır.

İnanç Sistemi
Tengrizm inancı sık sık Şamanizmle karıştırılır ancak bu yanlış bir önermedir. Tengrizm Şamanizm’in bir branşıdır. Ancak Şamanizm değildir. Şamanizm inancıdır, ancak Şamanizm değildir. Mesela temel olarak bir Müslümanın mezhebim yok demesiyle aynı şeydir. Tengrizm’de şaman ağırlıklı değil Tanrı ağırlıklı ibadetler yapılırdı. Tengrizm’de önce, birbiriyle akraba olan tanrılara, ardından doğal nesnelere tapınılırdı. Farklı kültlere inanılan ve kabileden kabileye farklılık gösteren bir inançtı.

Adaklar
      
Adaklar genelde iki farklı şekilde yapılırdı birinde hayvan yatırılarak karnı açılır ve içerideki damarı kesilmek suretiyle öldürülürdü. Hayvana mümkün olduğunca az acı verilmeye çalışılır çünkü hayvanın tekrar doğacağı düşünülürdü. Genelde beyaz renkli atlar tercih edilirdi. Diğer tip adak ise hayvan kullanılmadan yapılan adaktır Bu  adak olarak özel seçilmiş çeşitli gıda malzemeleri, içki, tütün, silah, ev eşyaları ve at yarışları ile güreş gibi farklı şeyler kullanılır. Yıldırımın düştüğü noktada gençler, Tengri'nin hoşnutluğunu tekrar kazanmak için güreşler ederler. Ama her gün yapılan ve en sık rastlanan adak, bir tas kımızdan Gök'ün dört yönüne doğru biraz sıçratarak o içkiyi böylece Tengri'ye, adayıp gerisini bir dikişte içmektir.

Hunlardan Gelen Bir Tören
      
Cenaze törenlerinde eski Roma tarihçileri Hunların yüzlerini bıçaklarla kestiklerini yazmıştır. Hatta bazı romalı tarihçiler insanların yüzlerindeki kesikleri sakalları çıkmasın diye yapıldığını da zannetmiştir. Bu yüz kesme olayı cenaze sahibine kan ağlıyoruz mesajını vermek içindir. Geri kalan cenaze törenleri ise inanılan külte göre yapılır örneğin gömülür, yakılır ve benzeri işlemler uygulanır.

Kamlar   
   
 Tengrizm’de, Kamlara yani şamanlara tapılmaz ancak büyük saygı gösterilir. Üzerlerine manyak adı verilen bir kıyafet giyen bu şamanlar genelde farklı çalgılarla (ıklığ, kopuz, davull gibi) Tengri’ye dua ederler.

Tanrılar ve Kökenleri
   
Tengrizm özünde 3 ana tanrı barındırır. Bunun yanında Yakutların, Altayların inandığı farklı tanrılar vardır.
3 Ana Tanrı      
Umay Ana
   
Umay Ana bereket tanrıçasıdır. Umay ana dişi olarak betimlenmiştir. İyilikler yapar. Doğacak çocukları belirler. Üç boynuzu, Beyaz elbisesi, Yere kadar uzanan beyaz, gümüşten saçları vardır. Görünümü yaşlı değil, orta yaşlıdır. Kuş kılığına bürünebilir. Yaşam ağacının sahibidir. Çocukları korur. Yeryüzüne bereket dağıtır. Etrafına ışık saçar. Kimi zaman kızarak insanları korkutabilir. Çocuğu olmayanlar kendisine kurban adarlar   
Ülgen Han
      
Yakutlar gibi bazı Türk boyları Ülgen Han’ı, Kayra Han’ın, diğer Türk boyları da Göktanrı’nın oğlu olarak görürler. Kayra Han’ın oğludur. Altın Dağ’da, altın kapısı olan altın bir sarayda yaşar. Altın bir taht üzerinde oturur. Kayra Han’dan sonra ikinci derecede öneme sahiptir. Gök cisimlerini yönetir. Göğün hâkimidir. Dünyayı taşımaları veya destek olmaları için üç tane balık yaratmıştır. Elindeki topuzu, yaşam ağacının köklerine benzer ve öylesine dallı budaklıdır. Biri sağında ve diğeri solunda iki ak Güneş bulunur. Mani dinine inanan Uygurlarca Ahura Mazda ile aynı kişi olarak anılmıştır. İsimleri Karakuş Han, Karşıt Han, Pura Han, Burça Han, Yaşıl Kan, Kanım Han, Baktı Han olan 7 oğlu ve Ak Kızlar olarak geçen dokuz kızı vardır. Altaylara göre May Ana ve May Ata’nın babasıdır.
Erlik Han
Bazı rivayetler kendisinden Ülgen’in oğlu diye bahseder. Erlik Han lanetlenmiştir, Tanrı ve yarattığı dokuz dallı çam ağacının dokuz dalından kendi halkını türetir. Erlik bu halk benim olsun der.tanrı da ona git kendi halkını kendin bul deyip Erlik'i geri çevirir. Tanrının halkının bu agacın yalnız doğuya bakan 5 dalından istifade etmelerine izin verilmiştir. Kalan dört dal yasaklamıştır. Erlik gidip bu halkı baştan çıkarır. Erkek olan Törüngey ile dişi olan Eje, Erlik'in şu sözüne kanarlar "Bu dört dal aslında size yasak değildir, meyveleri de pek tatlıdır. Dilediğinizce yiyin." Erlik sonra ağaca bekçi bulunan yılan uyurken ağzına girer ve ağaca çıkar, Ece'ye müsaade ettiğini söyler. Bunun üstüne Ece meyveden yer, Törüngey'in de agzına sürer. Tanrı durumu fark eder ve Erlik'i yer altına gönderir. Eje'ye "Sen benim sözümü tutmadın bundan sonra gebe kalasın ve doğum sancıları çekesin" der. Yılana "Sen benim sözümü tutmadın, bundan böyle Şeytan diye bilinesin, herkes seni ezmeye öldürmeye çalışsın" der. Törüngeye "Sen benim sözümü tutmadın, 9 kızın 9 oğlun olacak ve hepsinden sen sorumlu olacaksın, insan neslini sen çoğaltacaksın"der. Bu efsane büyük olasılıkla Hunlar Avrupa’ya gittikten sonra orada Hristiyanlık ile karşılaşıp dinlerine ekledikleri bir efsane olabilir. Çünkü bu efsane diğer bazı efsanelerle çelişir. Zaten halihazırda başka dinlerden bazı özellikleri kendi dinine katan Avrupa Hunları, bu efsaneyi de dinlerine kazandırmış olabilirler.
 Karaş Han, Matır Han, Şıngay Han, Kömür Han, Badış Han, Yabaş Han, Temir Han, Uçar Han, Kerey Han isimli 9 oğlu vardır bunlara Kara oğlanlar denir. Altay şamanizmine göre Erlik'in oğulları yer altına inen şamana yol gösterirler. Erlik ve oğulları için zayıf ve hasta hayvanlar kurban edilir. Çünkü Altaylılar'ın inançlarına göre Erlik, kötü kurbanlardan hoşlanır. Erlik'e asla at kurban edilmez. Ayrıca, Erlik'i simgeleyen şeyler ve tasvirler yapmak yasaktır. Erlik Han'ın oğulları her zaman babaları gibi kötü değildir. Bunlar, kötü ruhlardan insanları korurlar. Kızları olan Kara Kızlar kuttörenleri sırasında kamları baştan çıkarıp, onların başarısız olmalarına neden olurlar. Erlik ile iletişime geçen şamanlara Kara Kam denir. Dolganlarda anlatılan bir efsaneye göre, Erlik han Mamutları yeryüzünden alıp yeraltı alemine götürmüştür. Mamutlar orada Erlik Han'a hizmet etmek zorundadırlar. Eğer bir Mamut oradan kaçıp tekrar yeryüzüne ulaşmaya çalışırsa derhal buz kesilip ölür.      
 
Kayra Han
      
 Kayra Han genellikle baş tanrı olarak bilinen tanrıdır. Gök Tengri’nin oğludur ve pek çok kavme göre en yüksek tanrıdır. Sadece Türk veya Moğol kavimleri değil Sibir kavimleri de bu tanrıyı en üst rütbeli tanrılardan biri olarak kabul eder. Kayra’nın dört oğlu vardır; Ülgen, Yer Tengri, Mergen, Kızagan. Ülgen iyiliğin (bazı yerlerde Bayülgen diye de geçer), Yer Tengri hakkında fazla bir şey söylenmez, Kızagan intikamın, Mergen bilgeliğin tanrısıdır.
Kara Han
      
Kayra Han ile karıştırılsa da aslında farklı bir kişiliktir. Kara Budunun önderidir. Soylu olmayıp da han olmayı temsil eder. On oğlu Dokuz kızı vardır. Aynı zamanda Kara Han’ın, Oğuz Kağan’ın atası olduğu da söylenir.
Akça Han
      
Kara Han’ın karşıtıdır. Soyluluğu temsil eder. Anadolu’da da Ağca Bey isimli bir hikaye vardır;
“Ağca Bey yazlarını Akdağ yaylalarında geçirir. Çok istediği halde bir erkek çocuğu olmamıştır. Çok güzel olan tek kızının isteyeni çoktur fakat Ağca Bey kimseyi kızına layık görmez ve bakar ki kızını beylerden kurtarmanın yolu yoktur onu erkek kılığına sokar. Cirit, güreş, at koşturmada erkekleri geçer. Bahar gelince günün birinde sürülerini Akdağa çıkaran bir çoban herkesin uykuya daldığı dolunaylı bir gecede kavalını öyle bir üflerki, kız sese uyanır. Sese doğru gider ve görünce çobana sevdalanır ama atına atlayıp gider. Çoban il il gezer ama kızı bulamaz. Ertesi yıl yine Akdağ'a gelir. Kız Çobanın kavalını duyar duymaz atına atlayıp kaval sesine doğru gider ve çobanın yanına varır. Yıllarca bu böyle devam ederken fırtınalı bir günde kavalın sesini duyar atına atlayıp sese doğru gider ama ses her defasında değişik yerden gelmektedir. Rüzgarın oyunundan şaşıran kız atını bir sağa bir sola sürer. Kaval sesi gitgide uzaklaşmaktadır. Kız deliye döner ve Akdağın tepesine yönelir. Bir uçuruma geldiğinin farkına varmadan aşağıya Ak Irmağa düşer. Çoban da yiter gider, bir daha kimse ondan haber alamaz.”
Ayzıt
   
Ayzıt güzellik ve aşk tanrıçasıdır. Kuğular biçim değiştirmiş kutsal kızlar olarak kabul edilir bu yüzden kuğular kutsaldır. Ormanlarda dolaşmayı sever. Ak bir kalpağı, çıplak omuzlarında ak bir atkısı vardır. Çocukları ve hayvan yavrularını korur. İnsanlara sevgi ilham eder. Sarayının kapısında ellerinde gümüş bakraçlar ve gümüş kamçılar bulunan yasakçıları (bekçileri) vardır. Bu yasakçılar kötü insanları içeriye almazlar. Ayzıt’ın kızları vardır. Onlar da kuğu kılığına bürünebilirler.
Gün Ana
      
Güneş tanrıçası olarak görülebilecek kutsal bir varlıktır. Bu inanca göre gün ana insanların ilk büyük annesi ve Ay Dede ilk büyük babasıdır. Göğün yedinci katında oturur.
Ay Ata
      
Ay Tanrısıdır. Ay dede olarak da geçer. Ay ata insanların ilk büyük babasıdır.
Andır Han
      
Ateşi korur. Bazen kızarak yeryüzünde yangınlara neden olur. Elinde bir meşale ile betimlenir. Saçları ateştendir. Gözleri alev saçar. Heybetli ve kaslı bir görünümü vardır.
Satılay
      
Kötülük tanrıçası. İnsanların dengesini bozar, yoldan çıkarır ve ruh hastalıkları getirir. Çaresiz insanları intihar etmeye ikna eder.
Kış Han
      
Daha çok Yakutlar arasında inanılan Türk mitolojisine ait bir figürdür. Ayaz Ata gibi çocuklara hediye vermenin sembolüdür. Anlatılanlara göre Kış Kağan, mavi, siyah ve beyaz renkli bir cübbe giyer. İyi kalpli ve uzun sakallı bir yaşlıdır.
Erdeney
      
Türk ve Altay mitolojisinde Haber Tanrısı. Tanrıların haberlerini insanlara iletir. Habercileri ve ulakları korur. Uçan beyaz bir atı vardır. Elçilerin başlarına zarar gelmesine engel olur. İletilen haberlerin olduğu gibi, değiştirilmeden yerine ulaştırılmasının önemi sembolize edilir.
Kambar Ata
   
Türk mitolojisinde At Tanrısı olarak görünür. Atları korur, eğlenceyi sever.[1] Yılkıcı/Yılkışı (At Sürüsü Sahibi) Kambar Ata olarak söylenir. İslam sonrası Kamber motifi ile özdeşleşmiştir. İskitlerden bu yana Türklerle iç içe bir etkileşim halinde bulunan Taciklerde Yağmur ve Yıldırım Tanrısı olarak görünür.

Od Ana
   
Ocağı ve içindeki ateşi korur. Kırmızılar giymiş yaşlı bir kadındır. Ateşin yalımıyla dalgalanan kırmızı ipekten bir kaftanı vardır. Genç al bir kısrak üzerinde gezinir. Uzun kırmızı saçları vardır, saçları örülüdür ve ateşin yalımlarını simgeler. Göğüsleri çok büyüktür. Ocak evin tam ortası ve kalbidir. Od Ana, genel olarak evlerdeki ve çadırlardaki ocakları ve ateşini korur.

Tengriciliğin Tarihi Gelişimi      
Sakalar’ın Dini
   
Sakaların kabilesel dinleri büyük ihtimalle Tengrizm’in kökenini oluşturuyordu. Büyük ihtimalle her kabilenin kendi tanrısı veya aynı tanrıların farklı özellikleri vardı.
Hunlar’ın Dini
      
Tengrizm, Asya Hunları döneminde ilk defa Tengri dini olarak ortaya çıkmış olmalı. Tengri adını verdikleri gökteki bir tanrıya tapıyorlardı ve kam adı verilen şamanları vardı.
Avrupa Hunları’nın Dini
      
Avrupa Hunları, Doğu Avrupa’da karşılaştıkları kavimlerin ve dönemin Aryan Hristiyanların dinini Tengricilik ile sentezlemiş olabilirler. Böylece diğer semiti inançlarda bulunan bazı hikayeleri kendi dinlerine katmışlardır.
Tengricilik
      
Hunlardan sonra gelişmiş olan ve Hülagü Han’dan sonra yavaş yavaş yok olmaya başlamış olan Tengrciliktir. Günümüzde hala bu inancı sürdürmeye çalışan halklar olsa da büyük oranda Sibir şamanizmiyle karışıp eski Tengrici özelliklerini sürdürürler.
Modern Tengricilik
      
Neo-Paganist dinler gibi eski Tengriciliği yaşatmak amacıyla reform yapılmış yeni dindir. Günümüzde Tengrici olduklarını söyleyen kişilerin çoğu bu modern Tengriciliğe inanırlar çünkü eski Tengriciliği yazılı olarak tam manasıyla bilmemekteyiz. Modern Tengricilik ilk defa Tataristan’da "Bizneng yul" olarak ortaya çıkmış iken sonradan "Tengirçilik” adıyla anılır olmuştur. Zamanla Tengricilik, halkın arasında yaygın olan bir heves olmaktan çıkmış, devlet tarafından desteklenmeye ve enstitüleri kurulmaya başlanmıştır. Böylece 1997 yılında Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'te Tengrici bir topluluk kurulmuş ve en son verilere göre 500.000 resmî üyeye sahiptir. Tengriciliğin Kırgızistan'da bulunan başka önemli bir kuruluşu da "Tengir Ordo" (Tengri'nin Ordusu)'dur. Bu kuruluş, Kırgızistan'ın parlamentosunda milletvekili olan Dastan Sarygulov tarafından kurulmuş ve yine kendisi tarafından yönetilmektedir. Ayrıca Tengricilik araştırma merkezidir. Bu kuruluş, İstanbul Üniversitesi'nin Türk Dünyası Araştırma Merkezi ile bir işbirliği yapmaktadır. Tengir Ordo'nun çalışmalarına zamanla diğer Türk halklarının da ilgisi artmış ve Orta Asya'da çok kez basına yansımıştır.

« Son Düzenleme: 02 Eylül 2017, 14:18:21 Gönderen: SteppeWarrior »

Çevrimdışı Agnostik

  • Vive la Révolution
  • Global Moderatör
  • *
  • İleti: 553
  • "Tanrı öldü! Tanrı öldü! Onu biz öldürdük!"
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #28 : 31 Ağustos 2017, 18:18:14 »
İslamın yaratılış hikayesiyle Tengrinin yaratılış hikayesinin birbirine ne kadar da benziyormuş.
Gel ki geceler çatlasın, gel ki şafaklar tutuşsun...

Hearts of İran

Çevrimdışı alemdar1227

  • Tımarlı Sipahi
  • *
  • İleti: 422
  • Gelecek sene YKS'ye kadar ara veriyorum.
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #29 : 31 Ağustos 2017, 18:18:59 »
Çok faydalı bir yazı daha. Bunları arşiv halinde saklasan güzel olur.
- Zamanla artan sadece iki şey vardır : 1. Ölüm korkusu  2. Kaybettiklerimiz.
- Bazen delirmek en akıllıca seçimdir.

Ne mutlu Türküm diyene!
                              
Kendinize iyi bakın. 24 Haziran 2018'de buradayım.

Çevrimdışı Hynkel

  • Müsellem
  • *
  • İleti: 60
  • Yol ver Türk'ün bayrağına.
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #30 : 31 Ağustos 2017, 18:22:43 »
Yazılı bir eser bırakılsaydı acaba Tengricilik ile ilgili ne gibi öğelerle karşılaşırdık çok merak ediyorum.
Hürriyet, Müsavat, Uhuvvet

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #31 : 31 Ağustos 2017, 18:25:18 »
İslamın yaratılış hikayesiyle Tengrinin yaratılış hikayesinin birbirine ne kadar da benziyormuş.

Evet çok benziyor.
Alıntı
Bu efsane büyük olasılıkla Hunlar Avrupa’ya gittikten sonra orada Hristiyanlık ile karşılaşıp dinlerine ekledikleri bir efsane olabilir. Çünkü bu efsane diğer bazı efsanelerle çelişir.

Çok faydalı bir yazı daha. Bunları arşiv halinde saklasan güzel olur.
Sağolun teşekkürler :D her yazıyı bilgisayarımda yazıyor düzenliyor, kaydediyor buraya atıyorum.

Yazılı bir eser bırakılsaydı acaba Tengricilik ile ilgili ne gibi öğelerle karşılaşırdık çok merak ediyorum.

Tengricilikle ilgili son yazım değil daha bir kaç yazı daha yaza bilirim. Çünkü bu konu sadece Tarihi değil kültürel, inançsal yazılarda barındıracak.

EDİT: Ben pek düzgün cevap verememişim :D. Aslında yazılı eserler bırakılsaydı muazzam şeyler çıkabilirdi. Çünkü gerçeten içinde büyüleyici öğeler içeriyor.
« Son Düzenleme: 31 Ağustos 2017, 18:30:23 Gönderen: SteppeWarrior »

Çevrimdışı Heinz Guderian

  • Achtung,Panzer! | CKII
  • Bölüm Moderatörü
  • *
  • İleti: 1244
  • Crusader Kings 2 Bölüm Moderatörü
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #32 : 31 Ağustos 2017, 18:31:08 »
Bilgilendirici bir yazı daha, eline sağlık.

Çevrimdışı kerem1249

  • Konsilyer
  • Yönetici
  • *
  • İleti: 2132
  • Leo Galante
    • Profili Görüntüle
    • Wizard101 Türkiye
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #33 : 31 Ağustos 2017, 18:33:50 »
Bu görüş herkes için değişebilir, ancak bana göre Türklerin dini Tengricilik'te kalsa idi şuankinden daha güçlü bir devlet konumunda olurduk. İslâm öteki dünyada bizi kurtarabilir, ancak bu dünya için Tengricilik daha kullanışlı olacaktı.

Eline sağlık @SteppeWarrior :) Çok güzel yazı.
Bir daha bu kadar aptal olmayacağına söz ver bana, tamam mı? Hayatını yaşlı bir adam daha çok yaşasın diye riske atmamalıydın...

Çevrimdışı Agnostik

  • Vive la Révolution
  • Global Moderatör
  • *
  • İleti: 553
  • "Tanrı öldü! Tanrı öldü! Onu biz öldürdük!"
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #34 : 31 Ağustos 2017, 18:35:26 »
Bu görüş herkes için değişebilir, ancak bana göre Türklerin dini Tengricilik'te kalsa idi şuankinden daha güçlü bir devlet konumunda olurduk. İslâm öteki dünyada bizi kurtarabilir, ancak bu dünya için Tengricilik daha kullanışlı olacaktı.

Eline sağlık @SteppeWarrior :) Çok güzel yazı.

+1. Keşke öz dinimizi kaybetmeseydik diyorum ara sıra. Kafa patlatıyorum, ne gibi şeyler olurdu diye.
Gel ki geceler çatlasın, gel ki şafaklar tutuşsun...

Hearts of İran

Çevrimdışı Hynkel

  • Müsellem
  • *
  • İleti: 60
  • Yol ver Türk'ün bayrağına.
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #35 : 31 Ağustos 2017, 18:39:31 »
Önünde sonunda asimile olurduk bana göre. Ha şimdi de asimile olmamış değiliz ama Tengricilik = Göçebe Kültürü ve göçebe kültürü asimile olmaya çok açıktır. Birde tütün adanıldığını yazmışsın fakat hatırladığım kadarıyla tütünün anavatanı güney amerika.
« Son Düzenleme: 31 Ağustos 2017, 18:41:28 Gönderen: Hynkel »
Hürriyet, Müsavat, Uhuvvet

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #36 : 31 Ağustos 2017, 18:44:54 »
Bilgilendirici bir yazı daha, eline sağlık.

Sağolun

Bu görüş herkes için değişebilir, ancak bana göre Türklerin dini Tengricilik'te kalsa idi şuankinden daha güçlü bir devlet konumunda olurduk. İslâm öteki dünyada bizi kurtarabilir, ancak bu dünya için Tengricilik daha kullanışlı olacaktı.

Eline sağlık @SteppeWarrior :) Çok güzel yazı.

Elbette ki ben zaten büyük ihtimal yazdım. Ancak mantıklı bir görüştür. Çünkü Attila'nın Tanrı Mars'ı kabul ettiğini biliyoruz. (Mars Roma tanrısıdır)

+1. Keşke öz dinimizi kaybetmeseydik diyorum ara sıra. Kafa patlatıyorum, ne gibi şeyler olurdu diye.

Kim bilir.

Önünde sonunda asimile olurduk bana göre. Ha şimdi de asimile olmamış değiliz ama Tengricilik = Göçebe Kültürü ve göçebe kültürü asimile olmaya çok açıktır.

Asimile kelimesini kullanmak pek doğru olmaz. Asimilasyon tam manasıyla kökenini bilmemektir. Biz şu an sentez bir durumdayız. Ama elbette bu "sentezleşme" hiç hoş bir şey değil. Göçebe uluslar ise dediğiniz gibi asimile olmaya açıktır ancak hepsi asimile olacak diye bir şey yok. Milli benliklerini kaybetmemek için uğraşırlarsa kaybetmeyeceklerdir. Ancak o dönem milliyetçi düşüncelerin olmadığını varsayarsak bu durum biraz zor. Bu sebeple Tengrici olsaydık asimile olurduk demek çok kesin bir yargı olur.

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Divan-ü Lügat-it Türk’te Tengricilik Üzerine Terimler
« Yanıtla #37 : 31 Ağustos 2017, 23:06:02 »
Madem Tengricilik konusu ilginizi çekti kısa bir yazı daha yayınlayayım dedim.

Divan-ü Lügat-it Türk’te Tengricilik Üzerine Terimler

Kaşgarlı Mahmud Divan-ü Lügat-it Türk'te şöyle diyor;

“Kafirler göğe Tengri derler. Yine bu adamlar büyük bir dağ, bir ağaç gibi gözlerine ulu görünen her şeye Tengri derler. Bu yüzden bu gibi şeylere yükünürler. Yine bunlar bilge kişiye Tengrigen derler.”

Divan-ü Lügat-it Türk tengricilikle ilgili şu terimleri içeriyor;
Yagış; İslam’dan önce Türklerin adak için yahut Tanrı için kestikleri kurban.
Egit; Nazar değmesine karşın çocukların yüzüne sürülen bir ilaç.
Abaçı; Umacı, çocukları korkutmak için “Abaçı Keldi”, yani umacı geldi denir.
Abaqı; Göz değmemesi için bostanlara, bahçelere dikilen korkuluk
Arwaş; Birlikte afsun söylemek “Qam arwış arwadı: Kam (Şaman) büyü yaptı”
Çıwı; Bir cin türüdür. Türkler savaş söz konusu olduğunda, savaşın iki tarafının ülkelerinde yaşayan cinlerin, elbette bu tarafların hakanlarının lehine, insanların savaşından önce kavgaya tutuştuğunu ve bu savaşı hangi cin taifesi kazanırsa onun ülkesinin de savaşı kazanacağına inanırlar. Türk askerleri savaştan önceki gece cinlerin attığı oklardan sakınmak için çadırların içine saklanırlar.
Iduk; Kutsanmış, mübarek herhangi bir şey.
Irq; Gaipten haber vermek, fal bakmak. (Qam Irqladı; Kam kehanette bulundu)
Isrıq; Çocukları perilere ve göz dokunmasına karşı okumak için söylenir. Perilere karşı çocuğu efsunlamak için ilaç yapılırken çocuğun yüzüne “Isrıq, Isrıq” denir. Bu “Ey peri ısırılmış olasın” demektir.
Kösgük; Kem gözlerden korunmak için bahçelere vb. dikilen korkuluk.
Qam; Şaman
Qaş; Beyaz ya da siyah renkli bir tür şeffafımsı taş (yada taşı). Bunun beyaz olanı, yıldırım düşmesine, susuzluğa ve şimşek çarpmasına karşı bir koruma sağladığı inancıyla yüzüğe takılır.
Qovuç; Cin çarptığına dair bir belirti. Cin çarpan adamın yüzüne soğuk su atılır ve “Qovuç qovuç” denir. Daha sonra sedefotu ve ödağacıyla tütsülenir. Bence bu Türklerin, “Git cin, kaç cin” anlamında kullandıkları “Qaç qaç” sözünden gelir.
Qovuz; Qovuçun farklı bir söylenişi. (Oğuz Lehçesi). Yel qovuz bitiği; Cin çarpmasına karşı muska.
Monçuk; Ata takılan değerli taş, muska gibi şeyler. (Aynı zamanda Attila’nın babasının ismidir.)
Temür; Bunun başka bir anlamı daha vardır. Kırgız, Yabaku ve Kıpçaklar başka biriyle ittifak yaptıklarında ya da yapılan bir anlaşmaya taraf olduklarında kınından sıyrılmış bir kılıcı onun önüne koyarak  “Bu kök kirsun qızıl çıqsun; (Anlaşmayı bozarsam) bu (demir) gök (mavi) girsin kızıl (kana boyalı) çıksın” derler. Bu onların kılıç tarafından katledileceği. Çünkü büyük kudrete sahip olduğuna inandıkları demirin onlardan intikam alacağını anlatır.
Tigi (Tegi); Geceleri işitilen hışırtı sesi. Türkler, ölülerin ruhlarının her yıl bir gece toplandığını ve sağken yaşadıkları yerleşimlere gidip ailelerini ziyaret ettiklerine inanırlar. Geceleyin bu sesi duyan her kimse ölür.  Bu, Türkler arasında yaygın bir inançtır. Evlendikten sonra ailesini ziyarete gelen bir kadını anlatmak için “tegdi keldi; O (tegip geldi) ziyarete geldi” kullanılır.
Uçguk; Uçuk, ingi.
Umay; Doğum yaptıktan sonra kadının rahminden çıkan bir şey, Bu bir keseye benzer ve çocuğun “rahimdeki eşi” olarak adlandırılır.  Şu atasözünde de geçer “Umayqa tapınsa, ogul bulur; Umay’a tapan kimse çocuk sahibi olur” kadınlar bunu bir uğur belirtisi olarak kabul eder.
Yarın; Kürekkemiği. Türklerin bunun için şöyle bir atasözü vardır. “Yarın bulgansa el bulganur; Kürekkemiği zayıflarsa (güçten düşerse) ülke de zayıflar”
Yat; Taşlarla yağmur ve rüzgar getirmek için yapılan büyücülük.
Yatla-; “Yatçı yatladı; yada taşı kullanan yadacı yada taşı ile afsun yaptı.”
Yel; Cin “El yelpindi” denir. Adama yel (cin) çarptı denir.
Yelpin-; Cin çarpmış “Oğlan yelpindi” denir ki “Çocuğa cin çarpmış demektir.”
Yelpik; Cin çarpması, yele uğraması, yüzüne soğuk su serpilir sonra “Kovuç kovuç” denir.
Yelvi; Büyü (Büyücüye yelviçin denir)
Yelbüke; Ejderha, şu savda dahi gelmiştir “Yedi başlı yelbüke; Yedi başlı ejderha”
Yog; Ölü gömüldükten sonra üç yahut iki güne kadar verilen yemek
Yogla-; Ölü için yemek vermek Türklerin geleneği böyledir.
Yog Basan; Ölümden sonra yedi gün verilen yemek.



Divan-ü Lügat-it Türk'ten alınmıştır.
« Son Düzenleme: 02 Eylül 2017, 14:18:38 Gönderen: SteppeWarrior »

Çevrimdışı Heinz Guderian

  • Achtung,Panzer! | CKII
  • Bölüm Moderatörü
  • *
  • İleti: 1244
  • Crusader Kings 2 Bölüm Moderatörü
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #38 : 01 Eylül 2017, 00:26:02 »
Faydalı bir şekilde devam ediyor, eline sağlık.

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #39 : 01 Eylül 2017, 00:27:47 »
Faydalı bir şekilde devam ediyor, eline sağlık.

Teşekkürler mümkün olduğunca faydalı bir şekilde paylaşımlar yapmaya çalışıyorum :D

Çevrimdışı ketolar

  • Sekban
  • *
  • İleti: 1334
  • Erbörü
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #40 : 01 Eylül 2017, 00:34:19 »
Adamın dibisin dibi. Seni hiç tanımasam bile şimdiden çok sevdim :D

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #41 : 01 Eylül 2017, 00:46:16 »
Adamın dibisin dibi. Seni hiç tanımasam bile şimdiden çok sevdim :D
Çok teşekkür ediyorum :D ben de forumumuzdaki üyeleri seviyorum :D Seviyeli bir foruma sahibiz :D

Çevrimdışı kerem1249

  • Konsilyer
  • Yönetici
  • *
  • İleti: 2132
  • Leo Galante
    • Profili Görüntüle
    • Wizard101 Türkiye
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #42 : 01 Eylül 2017, 00:52:47 »
Çok teşekkür ediyorum :D ben de forumumuzdaki üyeleri seviyorum :D Seviyeli bir foruma sahibiz :D
Bu çizgiyi hep birlikte daha ileriye taşımak hedefiyle :) Tekrardan eline sağlık :)
Bir daha bu kadar aptal olmayacağına söz ver bana, tamam mı? Hayatını yaşlı bir adam daha çok yaşasın diye riske atmamalıydın...

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #43 : 01 Eylül 2017, 00:56:07 »
Bu çizgiyi hep birlikte daha ileriye taşımak hedefiyle :) Tekrardan eline sağlık :)
Bende tekrardan teşekkür ediyorum. Umarız dediğiniz gibi bu çizgi daha da ileriye taşınır.

Çevrimdışı Noman Man

  • Sipahi
  • *
  • İleti: 747
  • Etnik döküntülere geçit yok !
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #44 : 01 Eylül 2017, 01:10:17 »
Kaliteli bir yazı olmuş.Bunları ilk sayfada linkler halinde birleştirirsen tadından yenmez.Zaten yapmışsın.
Hardcore denemesi mi grup denemesi mi yoksa zenci gücü mü bu fikir nedir açıkla bize :)
Paradoxfan gelişiyor..

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #45 : 01 Eylül 2017, 01:22:40 »
Kaliteli bir yazı olmuş.Bunları ilk sayfada linkler halinde birleştirirsen tadından yenmez.Zaten yapmışsın.

Sağolun.
Edit:Uzun oldu kısalttım.
« Son Düzenleme: 01 Eylül 2017, 02:33:32 Gönderen: SteppeWarrior »

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Göktürkler
« Yanıtla #46 : 01 Eylül 2017, 10:36:49 »
Göktürkler

İlk Göktürkler
Göktürkler, Türk ismini kullanan ilk boy olarak bilinir. Ancak Orhun Kitabelerine baktığımızda zaten eskiden beri kökenlerinin ortak olduğunu bildiklerini görüyoruz. Göktürklerin hükümdar ailesi Aşina Hanedanıdır. Bu hanedan Asena Hanedanı veya Bozkurt Hanedanı olarak da geçer. Aşina Hanedanı Türklerin bir dişi Bozkurt’tan türediklerine inanırlardı ve bu efsaneyi Türk kültürüne kazanarak bizim şu anda kullandığımız Bozkurt imgesinin temellerini o dönemden atmışlardır. Türk mitolojisindeki tek Bozkurt bu Asena’dır. Hepimizin ulu anası.
Belki de şaşıracaksınız fakat Göktürkleri yöneten Aşina Hanedanı yabancı kaynaklarda İskit kökenli Türk hanedanı olarak geçer. Selçukluların Alp Er Tunga’yı ataları ilan ettiğini biliyoruz. Bu durumun Aşinalar için de geçerli olduğunu tahmin ediyoruz. Alp Er Tunga’nın ulusu Asyalı Türkler için Han ulusuydu. Belki de Aşinalar İskit kökenli değildi, ancak soylarını Alp Er Tunga’ya dayandırmışlardı. Bunu asla bilemeyiz, ancak Türkler için Alp Er Tunga’nın önemini buradan görüyoruz.
 Göktürkler, Cücenlerin hükümdarlığı altında Çin’in yakınlarına göç etmişlerdir, oraya gidiş amaçları başta ticari amaçlar olsa da, bir süre sonra Cücenlerin zayıflığından faydalanarak isyan ettiler ve Cücen Devleti’ni yıkarak Avarları, Balkanlara sürdüler.
 Göktürkler kendilerine ait yazıları torunlarına miras bırakan ilk Türk halkıdır. II. Göktürk Kağanlığı dönemi yazılan Göktürk Anıtları sonraki nesiller için çok önemli bilgiler içerir.
 Göktürk tarihine girmeden evvel Göktürklerin sadık bir şekilde bağlı oldukları Cücenlerle aralarının nasıl açıldığını anlatalım. Çinliler tarihsel kaynaklarında Bumin Kağan’ın, Cücen Kağanı’nın kızını istediğini, buna karşılık Cücen Kağanı’nın “Senin gibi demirci bir kölem benim kızımı hangi cesaretle nasıl isteyebilir?” diye cevap vermiş, buna karşılık Bumin Kağan öfkelenip Topa Devletiyle müttefik olup Cücenleri mağlup etmiş ve kendi hükümdarlığını kurmuştur.
 Göktürkler, Bumin Kağan öncülüğünde bağımsızlıklarını ilan ettikten sonraki yıl ölmüştür. Bumin Kağan’ın kardeşi İstemi ise bu sırada batıda fetihlerini sürdürmektedir. Bumin’in ölümü üzerine Bumin’in oğlu Kolo tahta çıkmıştır. Ancak Kolo Han’da kısa süre yaşamıştır ve ölümünün ardından tahta geçen Mukan Kağan devleti en ulu seviyesine çıkarmıştır. Mukan Kağan, Cücenleri yıkmış, devletin sınırlarını Kore’ye kadar uzatmış, Kırgızları egemenlik altına almıştır. Bu sırada ikiye bölünmüş olan Çin Devleti’nin bu bölünmüşlüğünden faydalanarak iki tarafın da mallarından faydalanmıştır. Mukan Kağan 572 yılında ölünce yerine kardeşi Tapo tahta çıkmıştır. Tapo Kağan’da, Mukan Kağan gibi iki Çin devleti arasındaki düşmanlıktan faydalanmaya çalışmış ancak Çinlilere karşı ılımlı bir siyaset izlemiştir. Tapo Kağan’ın ölümünün ardından taht kavgaları başlamıştır. Göktürk devletinin geri kalan siyasi hayatı çok huzursuz geçmiş devlet en sonunda 630 yılında yıkılmıştır. Baga Kağan, Tulan Kağan, Yami Kağan, Şipi Kağan, Çula Kağan, İllig Kağan devlet ikiye bölündükten sonra doğuda hüküm sürmüşlerdir. İstemi Yabgu ise devleti Kırım’a kadar uzatmıştır ancak ölümünden sonra gelen hükümdarların döneminde devlet yavaşça zayıflamış ve en sonunda Çin hâkimiyetine girmiştir.

Aşina Çişie-Kür Şad

 Bu tarihi dönemde yabancı kaynaklarda Aşina Çişie olarak geçen Kür Şad ile ilgili rivayetler vardır. Kür Şad’ın, Çin İmparatorunun yaz sarayını bastığını yazan yabancı tarihçiler bununla ilgili farklı şeyler yazmışlardır. Kimisi bunu bir yağma, kimisi bir isyan olarak adlandırmıştır. Kür Şad isminin çıkışı hakkında kesin bir şey söyleyemeyiz. Gerçekten bu isim tarihte kullanıldı mı? Yoksa modern bir isim mi bilmiyoruz. Fakat şunu biliyoruz ki Kür kelimesinin Göktürk anıtlarındaki karşılığı aldatma, hile yapmadır. Orhun abidelerinde Kür Şad ile ilgili bir şeyler yazmaz. Aşina Çişie’in (Chieh-she-erh diye yazılıyor) yaşadığı ve Çin İmparatorunun yaz sarayını bastığı su götürmezdir. Ancak yabancı kaynaklar Aşina Çişie’nin yanındaki asker sayısı hakkında bilgi vermez. Her ne olursa olsun bu Türkler tarafından yapılmış büyük bir ihtilaldir.

İkinci Göktürkler

 Takvimler 681 yılını gösterdiğinde Aşina hanesinden Kutluk Kağan, Çin’in kuzey topraklarında yaşayan Türk boylarını toparlayıp, Çin, Kıtan ve Dokuz Oğuzlarla savaşarak Ötüken toprağında Göktürk Kağanlığını kurdu. Kutlug Kağan, İli toparlayan manasına gelen İlteriş ismini aldı.
İlteriş Kağan’ın 692 yılında ölmesi üzerine Kapgan tahta geçti. Tonyukuk’la beraber Kitanlara, Tatabilere, Basmıllara, Çiklere, Azlara, Baturkulara, Türgişlere, Kırkız ve Dokuz Oğuzlara seferler düzenledi. Devletin sınırlarını Okyanus kıyısından Maveraünnehir’e kadar genişletti. Bu sayede İpek yolu için büyük bir güç konumuna geldi.
Kapgan Kağan, Bayırkular tarafından bir pusuda öldürülünce yerine oğlu Yinal geçti. Fakat İlteriş Kutluk Kağan’ın oğlu Bilge, Yinal’ın kağanlığını kabul etmedi. Boy beyleri Bilge’yi kağan seçtiler. Yinal her ne kadar Bilge’yi kağan kabul etmese de, yakalanıp öldürtüldü. Tonyukuk vezrliğine devam etti. Bilge’nin kardeşi Kül Tigin ise komutan ilan edildi. Bilge’nin dönemi hep isyanlarla geçti. Bilge Kağan ise önce Tonyukuk’u ardından Kül Tigin’i kaybetti. En sonunda kendisi de zehirlenerek öldürüldü. Bilge Kağan’ın yerine Tengri Kağan geçti fakat çocuk yaşta olduğu için Ozmış Kağan tahta çıktı, fakat o da ülkeyi toparlayamadı ve Dokuz Oğuzlar Ötüken’e girip Göktürk Kağanlığı’nı yıktılar.

« Son Düzenleme: 02 Eylül 2017, 14:19:03 Gönderen: SteppeWarrior »

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Göktürkler ve Toquz Oguzlar
« Yanıtla #47 : 01 Eylül 2017, 22:01:57 »
Göktürk Kültürü
Göktürklerin sahip olduğu kültür klasik bozkır göçebe kültürünün öncüsüdür diyebiliriz. Çünkü Göktürkler pek çok ulusu kendi hâkimiyetleri altına almışlardı ve Mançular, Moğollar gibi uluslarla bazı ortak noktalarımızın olması da kendi kültürel ögelerimizi onlara da aşılamamızdır.
 Göktürklerin kıyafetleri genelde soğuk bozkırda kendilerini sıcak tutması için içi kürk bir sarma kıyafet giyerlerdi, başlarına hayvan kürkünden yapılmış ve genelde birkaç parçadan oluşan börkler takardı. Saçlarını genelde uzun bırakırlar, sakallarını kesip bıyıklarını uzatırlardı.
 Savaşlarda kullandıkları silahlar ise ölümcüldü. Göktürkler genelde kılıç olarak 1 metrenin biraz üstünde (balçak dâhil), ortasına doğru hafif kıvrılan ve ucuna doğru tekrar düzleşen, bazen yalmanlı bazen yalmansız kılıçlar kullanırlardı. Bu kılıçlar bir süvarinin kullanabileceği kılıçlardı çünkü eğik yapıları dolayısı ile kılıç düşmanı kesip direk geçiyor ve hemen sıyrılıyordu ve kuvvet karşısında bileğin kırılma ihtimalini düşürüyordu. Kullandıkları yaylar ise klasik Türki yaylardandı. Kısa olan bu yaylar at sırtında kullanım için tasarlanmıştı. Acemi bir askerin elinde hiçbir işe yaramazken, işini bilen bir askerin elinde muazzam bir ölüm makinesine dönüşürdü.
 Göktürklerin kültüründe kadın, erkek fark gözetmeksizin savaşa çıkılırdı. Devlet yönetiminde hatuna her alanda danışılırdı. Hatta Türklerin türemesine sebep olan karakterin kadın olması dolayısı ile din alanında kadınlara daha fazla saygı gösterilirdi.
 Göktürklerin inancına göre Tengri, devlet kurma yetkisini kendilerine vermiştir. Bu yüzden Göktürk adı ile çağırılmayı tercih etmişlerdir. Gök rengi bu gün bile Türkler için sembol niteliğinde bir renktir. Göktürkler dini törenleri yüksek yerlerde yaparlardı.
609 yılı tahta çıkan ve 10 yıl hüküm süren Şipi Kağan, Çin’in siyasetine müdahale etmiştir. 617 yılı geldiğinde Çinli bir general olan Liang Şidu’ya kendi ordusunu kumanda etme görevini vermiş ve kendisine Tadu Bilge Kağan unvanıyla birlikte kurt başlı bir tuğ armağan etmiştir. Buradan da Göktürklerin, kurt başlı tuğu çok önemli tuttuğunu ve önemli rütbedeki kişilerin bu tuğa sahip olduğunu çıkarabiliriz.
Asya’da arkeolojik kazılardan çıkan Göktürkçe eserler, para, taş ve ağaç üzerine yazılan metinlerden para ve taşlar üzerindeki yazılar günümüze kadar kalmışlardır. En önemli kaynak ise Göktürk abideleridir.
   
Toquz Oguzlar (Dokuz Oğuzlar)

“Yabguyu, Şadı orada vermiş. Güneyde Çin milleti düşman imiş. Kuzeyde Baz Kağan, Dokuz Oğuz Kavmi düşman imiş.”
                                                                                                       Orhun Kitabeleri
Dokuz Oğuzlar, Göktürk Devleti içerisinde, Göktürk boyu hariç en kuvvetli vasal boy idi. Bu boyun beyleri genelde Göktürkler için her zaman sıkıntı çıkartmış ve isyanları ile kendi bağımsızlıklarını kazanmaya çalışmışlardır. Dokuz Oğuzların, Uygurların ve günümüz Anadolu, Balkan, Suriye, Azerbaycan ve Asya’da yaşayan Türkmen kökenli halkın ortak atası olduğunu biliyoruz. Bu boy Bugular , Hun, Bayırku, Tongra, İzgil, Ch'i-pi, A-pu-sse, Ku-lun-wu-ku ve Ediz olmak üzere 9 tane alt kola ayrılıyordu. Bu 9 boya Uygur boyu da eklenince 10 Uygur adını almışlardır. Bu boy I. Göktürk Kağanlığı’nı çok zor durumlara sokmuş, II. Göktürk Kağanlığı’nı yıkmıştır. Uygur Devleti’nin kurucu boyu olmuştur.
« Son Düzenleme: 14 Eylül 2017, 12:02:14 Gönderen: SteppeWarrior »

Çevrimdışı Heinz Guderian

  • Achtung,Panzer! | CKII
  • Bölüm Moderatörü
  • *
  • İleti: 1244
  • Crusader Kings 2 Bölüm Moderatörü
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #48 : 02 Eylül 2017, 10:43:24 »
Eline sağlık, çok kaliteli bir konu.

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #49 : 02 Eylül 2017, 10:54:34 »
Eline sağlık, çok kaliteli bir konu.

Sağolun. Daha kaliteli olması için çabalıyorum.

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Hazarlar
« Yanıtla #50 : 02 Eylül 2017, 11:40:28 »
Hazarlar
Hazarlar. Uzun süre Göktürk egemenliği altında kalmışlardı. 651 tarihinde tam manasıyla bağımsızlıklarını ilan eden Hazar boyları, Pontus Stepleri için büyük bir güçtü. Tarihte pek çok büyük devlete tanıklık olmuş olan bu stepler, şimdi yine Türklere şahit olacak.
 Sovyetler dönemi bazı Rus tarihçiler Hazarları, Kafkas kavmi olarak tanımlamaya çalışsa da diğer tarihçiler buna şiddetle karşı çıkmışlardır. D.M Dunlop, Hazların Dokuz Oğuzların soyundan geldiğini belirtiyor. Hazarlar, “Hazar” ismi ile Doğu Roma’ya kendilerini iyice tanıtmışlardı, ancak Hazar isminin dışında, Doğu Roma tarihçileri onları her zaman Türk olarak anmışlardır. Çin kaynakları ise Hazar Türkü olarak adlandırmışlardır. Bunun yanında bazı tarihçiler Hazarları, Uygur değil Ogur olarak kaydetmiştir. Hazar isminin gezgin manasına geldiğini iddia edenler de olmuştur.
 Hazarlar diğer Türk boylarının arasında ayrı bir yere sahiptir çünkü Hazarlar İslam ve Hristiyanlık harici bir Semavi dine inanmışlardır. Yahudilik. Hazarların inandığı Yahudi mezhebi bu günkü Yahudilerden farklıdır. Çünkü Yahudilerde, Yahudi soyundan gelmeyen birinin Yahudi dinine kabul edilmeyeceği düşüncesi vardır. Fakat o dönem Kırım’a giden Yahudiler, bu coğrafyada daha iyi yaşamak için yerel halkı da aralarına kabul etmeye başlamış ve sonucunda Hazar Devleti büyük bir Musevi topluma sahip olmuştur. Bulan Sabriel Han dönemi ise tam manasıyla devlet Yahudiliği kabul etmiştir. Kendisinden sonra gelen hükümdarların isimlerine bakıldığında dinin günümüz Türk dünyasında olduğu gibi Hazarlara da çok büyük etki ettiğini görüyoruz. Hazarlar bir daha Türkçe isim kullanmamışlar tüm hükümdarları Yahudi isimleriyle anılmışlardır.
 Hazarlar bir süre ulu Türk hanedanı ve kral soyu Aşina Hanesi tarafından yönetilmiştir. Ancak Yahudiliği kabul eden Bulan Han’ın soyundan gelenlerin kurduğu Bulan Hanedanı, Hazarları yıkılıncaya kadar yönetmişlerdir.
İstahri, Hazarları Ak ve Kara olarak ikiye ayırmıştır. İstahri Ak Hazarları, çok yakışıklı, mavi göze ve kızıl saçlı olarak anlatırken, Kara Hazarların çok koyu tenli olduğunu belirtmiştir. Bazı tarihçiler bu Ak ve Kara Hazarları sosyal statü belirtisi olarak görmüşlerdir. Göktürklerin alt sınıfa Kara Budun demesi gibi, Hazarların da alt tabakaya Kara Hazar dediğini yazmışlardır. İbni Rabbihi ise Hazarları, beyaz tenli, siyah saçlı, mavi gözlü olarak kaydetmiştir. İbi Sad El Mağribi ise beyaz tenli, mavi gözlü, kızıl saçlı ve iri vücutlu olarak sınıflandırmıştır.
 Yahudiliği kabul eden Hazarlar kendilerine Yahudi kökenli bir ata yaratmaya çalıştılar. Ancak yapabildikleri tek şey Nuh’un oğlu Yafes’in oğlu Yecüc’ün oğlu Togarma’nın çocuğu Kozar’a dayandırmaktır. Bunun yanında Hazarlar, Bulgar, Uygur, Oğuz, Sabar gibi bazı Türk boylarını da bu soya dayandırmıştır. Peki, günümüzde dahi kabul edilen bu soyu Nuh’a dayandırma doğru mudur? Bu dayandırmanın gerçek olma ihtimali düşüktür. Çünkü bu dayandırma kendi içinde çelişkiler içerir. En büyük çelişki soyun dayandığı atadır. Çoğu halk Semavi dinlere girdikten sonra kendi soyunu Nuh’a dayandırmaya çalışmıştır. Divan-ü Lügat-it Türk kesin bir şekilde Çinlilerden Yecüc ve Mecüc diye bahseder. Bu durum bizim Yecüc’ün soyundan geldiğimiz bahsine tamamen terstir. Orta Çağ Yahudileri genelde tarih yazma konusunda farklı milletlerin dikkatini çekmek ve kendi dinlerinin mantığını güçlendirmek için bu tarz soy ağaçları yazmışlardır. Bunlardan bir kaçı şu şekildedir;
 Yosef Ben Gorion’a göre Togarma’nın çocukları bu şekildedir. Bu tablodan Alanların Türklüğünü pekiştirebiliriz. Çünkü Togarma’nın, Türk soyunun atası olduğu şeklinde bir düşüncesi vardır Yosef’in. Aynı şekilde Macarlarda bu listede yer almıştır;

1-Kozar (Hazar)
2-Pacinak (Peçenek)
3-Alikansoz (Alanlar)
4-Bulgar (Bulgar)
5-Ragbiga
6-Turqi (Göktürkler)
7-Buz (Oğuz)
8-Zabuk
9-Ungari (Macarlar)
10-Tilmac (Kaynaklar Tauri diyorlar. Tilmac kelimesi eski Türkçe’de yer alan Dilmaç kelimesine çok benziyor)

Bunun yanında çoğu Yahudi tarihçi bu listeyi aynı şekilde yazmıştır. Fakat Türk kökenli olan bazı kavimlerin bu listede olmaması bunun uydurma bir tablo olabilme ihtimalini de beraberinde getirmiştir. Her ne kadar bazı İslam tarihçileri de aynı şekilde Türk soyunu Nuh’a dayandırmaya çalışsa da sadece bu listede o dönem bildikleri Türk boylarına yer vermişlerdir. Mesela çoğu günümüz Türk boyunun atası olan Kırgızlar burada yer almamıştır.
« Son Düzenleme: 02 Eylül 2017, 14:21:01 Gönderen: SteppeWarrior »

Çevrimdışı alemdar1227

  • Tımarlı Sipahi
  • *
  • İleti: 422
  • Gelecek sene YKS'ye kadar ara veriyorum.
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #51 : 03 Eylül 2017, 00:28:03 »
Oooo baya hızlısın. Bayram ziyaretinden yeni geldim. Hemen yazdıklarını okuyorum. Şimdiden teşekkürler.
- Zamanla artan sadece iki şey vardır : 1. Ölüm korkusu  2. Kaybettiklerimiz.
- Bazen delirmek en akıllıca seçimdir.

Ne mutlu Türküm diyene!
                              
Kendinize iyi bakın. 24 Haziran 2018'de buradayım.

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #52 : 03 Eylül 2017, 01:17:29 »
Oooo baya hızlısın. Bayram ziyaretinden yeni geldim. Hemen yazdıklarını okuyorum. Şimdiden teşekkürler.
Sağolun :D bende teşekkür ederim. Aslında bu gün iki konu yayınlayacaktım ancak bayram seyran malum.

Çevrimdışı jBEY

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 115
  • Hata yapmaktan çok korkarsan hiçbir şey yapamazsın
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #53 : 03 Eylül 2017, 08:03:53 »
Hocam Ashina için Göktürklere bağlı bir boy demişssin ama zaten Göktürklerin kurucusu Ashinalar değilmi yani Hazarlar direk olarak Hazar = Göktürk oluyor. Yani Hazarlar Göktürklerin hakimiyeti altında kalamaz ama Göktürkler gibi Cücenlerin hakimiyeti altında kalabilirler.

Çevrimdışı kerem1249

  • Konsilyer
  • Yönetici
  • *
  • İleti: 2132
  • Leo Galante
    • Profili Görüntüle
    • Wizard101 Türkiye
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #54 : 03 Eylül 2017, 09:24:24 »
Eline sağlık güzel yazılar geliyor. Ancak Hazarlar için
Hazarlar direk olarak Hazar = Göktürk oluyor.
bu görüşe katılıyorum, bizleri bu konuda biraz daha aydınlatırsan (Hazarlar niçin Göktürklerin kendisi olarak anılmazlar gibi bir yazıyla) faydalı olacaktır.
Bir daha bu kadar aptal olmayacağına söz ver bana, tamam mı? Hayatını yaşlı bir adam daha çok yaşasın diye riske atmamalıydın...

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #55 : 03 Eylül 2017, 10:13:33 »
Hocam Ashina için Göktürklere bağlı bir boy demişssin ama zaten Göktürklerin kurucusu Ashinalar değilmi yani Hazarlar direk olarak Hazar = Göktürk oluyor. Yani Hazarlar Göktürklerin hakimiyeti altında kalamaz ama Göktürkler gibi Cücenlerin hakimiyeti altında kalabilirler.

Aşina Göktürklere bağlı bir boy değil. Halk olarak Hazarlar, Göktürklere bağlı bir boy. Aşina ise onları bir süre yöneten Göktürk hanedanı.

Eline sağlık güzel yazılar geliyor. Ancak Hazarlar için  bu görüşe katılıyorum, bizleri bu konuda biraz daha aydınlatırsan (Hazarlar niçin Göktürklerin kendisi olarak anılmazlar gibi bir yazıyla) faydalı olacaktır.

Alıntı
Aşina Göktürklere bağlı bir boy değil. Halk olarak Hazarlar, Göktürklere bağlı bir boy. Aşina ise onları bir süre yöneten Göktürk hanedanı.

Ancak bir yazı yayınlayacağım yine de. Akıllarda fazla soru işareti kalmasın.

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Hazar mı? Göktürk mü? - Öbür Aşinalar - Hazarlarda Kültür
« Yanıtla #56 : 03 Eylül 2017, 10:38:05 »
Hazar mı? Göktürk mü?
Hazarlar, bilindiği kadarıyla Kafkasya ve Kırım civarında yaşayan bir Türk halkıdır. Bu Türk halkı gerek dil olarak, gerek bazı kültürel özellikleri sebebiyle Göktürklerden ayrılır. Göktürkler, kendi hâkimiyetleri altında bulunan bölgelere Yabgular atardı. Bu Yabgulardan birisi de Tong Yabgu’dur. Kendisi, bilinen ilk Hazar Yabgusudur.
 Göktürkler daha çok Kıpçak kökenli bir Türk boyudur. Hazarlar ise günümüzde Ogur grubunda sınıflandırılsa da, Hazarların torunu olduğunu düşündüğümüz Karaylar kendilerini Kıpçak olarak görmektedir ve dilleri de Kıpçak grubundadır. Gerçi aynı boyun (Dokuz Oğuzların) çocukları olduğumuz halde Uygurlar Karluk biz ise Oğuz grubunda bir dil konuşuyoruz. Kısaca Hazarlar, Göktürk hâkimiyeti altında yaşayan bir boydur, Göktürk değildir. Aşina ise hem Göktürkleri hem de Hazarları yöneten kral hanedanıdır. Cengiz Han’ın torunlarının, Türkmen Hive Devletini, Kazak Hanlığını, Kırım Giray Hanedanını ve daha pek çok Türk olarak geçen devleti kurması gibi. Aşinalar da Göktürkler dağıldıktan sonra Yabgusu oldukları Hazarları bağımsız yapıp Hazar Devletini kurmuşlardır. "Hudûd el-âlam min el-maşrik ila el-mağrip" isimli Arapça eser ise Hazarları, Ansa sülalesinin yönettiğini fakat bu sülalenin Göktürkleri yöneten Aşina sülalesiyle aynı sülale olduğunu anlatır. Yani Hazarlar, Tuçie (Göktürk) kökenli, kendi boylarından olmayan Hanlar tarafından yönetiliyorlardı. Ancak Aşina Hanedanı tahttan indikten sonra Hazarların başına geçen ve Museviliği devlet dini ilan eden Bulan Hanedanı, Hazar boyundandır.

Öbür Aşinalar
Hazır Aşinalardan bahsettik. Aşinaların, Arapların Orta Asya saldırıları sonucu esir edilip Arab yarımadasına götürülen ve Müslüman yapılan üyeleri olduğu yönünde çeşitli rivayetler vardır.

Hazarlarda Kültür

 Yapılan arkeolojik araştırmalar sonucu ortaya çıkan eserler genellikle Sarkel şehri ve Salvato kurganlarında bulunmuştur. Hazarların günümüze ulaşmış yazılı bir eseri yoktur. Bu yüzden dilleri ve kültürleri hakkında çok fazla bilgimiz yoktur. Ancak Hazarların göçebe Türk kültürünü üzerlerinden atamadıkları, yaylak-kışlak yaşadıklarını biliyoruz. Kışın genelde şehirlerde yaşayan Hazar Türkleri, Kış haricinde yaylalarda yaşamlarını sürdürüyorlardı. Hazarların yurt şeklinde tuğla evler yaptığını biliyoruz. Büyük ihtimalle kendine özgü ilk yerleşik mimari yapılarımızdandı.
 Sarkel Kalesi’nde yapılan kazılar sonucu Hazarların yaptığı mücevherler, süslü tabaklar ve aynalar bulunmuştur. Bu Hazarların altın ve gümüşü işlediklerinin en büyük göstergesidir.
 Hazarların Yahudi cübbelerine benzeyen uzun kaftanlar giydiklerini ve kadın-erkek herkesin saçlarını ördüğünü yazan yabancı kaynaklar vardır. Çin kaynakları ise sadece hükümdarın saçlarını salabildiğini diğer herkesin saçlarını ördüğünü yazar.
 Hazarların dili ise Eski Türk Dilleri içindedir. Hazarların dilleriyle yazılmış bir eser bulunamamıştır. Bu yüzden bu dil hakkında pek fazla şey bilmiyoruz. Hazarlardan günümüze kadar gelen iki yazılı eser vardır. Bu eserler İbranice yazılmıştır. Bazı bilim adamları günümüzde Çuvaşça olarak bilinen Ogur Türk dilinin Hazarca ve Bulgarca’ya çok benzediğini dolayısıyla Hazarca ve Bulgarca’nın birbirine çok benzediğini ortaya çıkarmışlardır. Günümüzde Karaçay ve Balkar Türklerinin konuştukları dilin kelime haznesinde Hazarca kelimeler olduğu düşünülmektedir. Günümüz Polonya, Karay Türklerinin de Hazar Türkçesi’ni konuştuğu düşünülüyor. Bunun yanında Hazarlar çok zengin bir etnik duruma sahiptiler. Ülkelerinde farklı diller konuşuluyordu.
Hazarlarda Hakan olabilmek için asil bir aileden gelmek gerekiyordu çünkü Hazarlarda, klasik Türk geleneğine uygun olarak Kağanlık ilahi kaynaklı görülüyor ve Kağan, Hunlardaki Tengrikut mantığıyla, Tanrı tarafından kut verilmiş biri olarak görülüyordu. Hazarlarda Kağan katletme geleneği vardı. İstahri bir yazısında, Hazarlarda Kağan tahta çıktığı zaman bir yaşam süresi belirlenir bu süre dolduğunda Kağan hâlâ yaşıyorsa katledilirdi. İbni Fadlan ise bu konuda kağanın 40 yaşını geçtiğinde devleti yönetemeyecek yaşa geldiği düşünülere öldürülüyordu.
« Son Düzenleme: 16 Eylül 2017, 19:35:58 Gönderen: SteppeWarrior »

Çevrimdışı jBEY

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 115
  • Hata yapmaktan çok korkarsan hiçbir şey yapamazsın
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #57 : 03 Eylül 2017, 12:33:09 »
Hım sanırım soylu sınıfı değil çoğunluk olarak alt tabakayı baz aldığından farklı olduğunu düşünüyorsun.

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #58 : 03 Eylül 2017, 19:13:39 »
Hım sanırım soylu sınıfı değil çoğunluk olarak alt tabakayı baz aldığından farklı olduğunu düşünüyorsun.

Zaten farklı. Hazar bir Türk boyudur. Göktürkler ise başka bir Türk boyu. Hazarlar, Göktürk boyundan gelen yöneticiler tarafından yönetiliyorlardı. Yani Hazarlar halk olarak Göktürk egemenliği altında kalmışlardı.
« Son Düzenleme: 03 Eylül 2017, 19:15:46 Gönderen: SteppeWarrior »

Çevrimdışı Heinz Guderian

  • Achtung,Panzer! | CKII
  • Bölüm Moderatörü
  • *
  • İleti: 1244
  • Crusader Kings 2 Bölüm Moderatörü
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #59 : 04 Eylül 2017, 09:25:35 »
Devam etmesini bekliyorum sabırsızlıkla :)

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Haklarında Az Şey Bilinenler -Çiğil,Yağma,Yemek Boyları-
« Yanıtla #60 : 04 Eylül 2017, 11:34:54 »
Çiğil
Çiğiller Türk boyları arasında fazla bilinmeyen boylardan birisidir. Divan-ü Lügat-it Türk, Çiğiller hakkında şöyle diyor;
 “Çiğil, Üç Türk boyunun adı.
 Bu boyun ilki göçebe bir halktır; Barsgan’ın ötesinde küçük bir yöre olan Kayas’ta ikamet ederler.
 İkinci boy Taraz (Talas) kenti yakınlarındaki, Çigil adlı dar bir bölgede yaşar. Bu adın özgün kaynağı bu bölgedir. Derler ki, Zülkarneyn, Argu ülkesine geldiği zaman bulutlar çeşmelerini açmış ve yollar çamur içinde kalmış. Bunu gören Zülkarneyn, Farsça “in çigune (çigil) ast” yani bu nasıl çamur demiş (Bu çamurdan kaçış yok demiş) bu nedenle o bölgede bir bina yapılmasını emretmiş; Bir kale inşa edilmiş ve adına Çigil denilmiş. Bölge böyle adlandırılmaya başlayınca, bölgede yaşan yerleşik Türkler de Çigili olarak adlandırılmaya başlamış ve bu ad yayılmış. Ülkeleri bu kaleye çok yakın olan Oğuzlar, sürekli olarak Çigillerle savaşmaya başlamış ki ikisi arasındaki düşmanlık bugüne kadar gelmiştir. Oğuzlar, Çiğil giyinmiş bütün Türkleri böyle kabul eder, buna göre Ceyhun’dan, Kuzey Çin’e kadar olan bölgedeki bütün Türkler Çigildir ki bu yanlıştır.
 Üçüncü boy Kaşgar’da birkaç köyde yaşar. Bu köylerin halkına da Çigil denir. Bunlar bir yerden çıkarak göç ederek dağılmışlardır.

Aynı şekilde Kaşgarlı Mahmut şu şekilde bir yazıya da yer veriyor;
 “Çigil, Tuhsı, Yagma, Ograk, Çaruk, Çömül, Uygur, Tangut sonra Hıtay gelir ki bunların ülkeleri Çin’dir.

Ebu Dülef ise Çiğiller hakkında şöyle yazıyor;
 “Ardından Çiğil kabilesine geldik. Bunlar, yalnız arpa ve koyun eti yerler. Deve kesmezler, sığır eti yemezler ve bu cins hayvan ülkelerinde bulunmaz. Bunların giyimleri sof ile kürktür. Bunların içinde pek az Hristiyanı vardır.
 “Çiğiller umumiyetle parlak yüzlü insanlardır. Bunların nikâh hususunda nikâh mezhepleri, kendileri Zerdüşt olmamakla beraber Zerdüştler gibi geniştir. Kızları, kız kardeşleri ve sair mahremleri ile izdivacı kabul ederler. "Süheyl", "Zühal", "Cevza", "Benatı Naiş", "Cedi" yıldızlarına taparlar. "Şarayi Yemaniye" yıldızına "Rabbül Erbab" derler.
 “Bunlar geniş yürekli insanlardır. Kendilerinde fenalık fikri yoktur. Civarında bulunan bütün Türk uruğlarının gözleri bunlardadır.
  “Bunların hükümdarları yoktur. Fakat emniyet, huzuru kalp ve asayiş mevcuttur. Bunların bulundukları ülkeyi kırk günde kat ettik.
 Çinlilerin, Çiğiller hakkında yazdıkları onların dinlerine çok düşkün olduklarını ve önce Mani ardından Nestoryani inançlarını kabul ettiklerini yazar.
 Aynı şekilde Çiğil boyuna mensup kişilerin Türkiye'ye yerleştikleri hakkında bilgiler vardır. Türkiye'de Çiğil isimli yerleşimler vardır ve bu yerleşimlerde yaşayan kişilerin bu boya mensup olduğu düşünülmektedir.

Yağma
Divan-ü Lügat-it Türk’te haklarında sadece “Bir Türk boyu. Bunlara Kara Yagma denir.” Şeklinde bir bilgi verilir.
 Yağma boyu, sürekli Karluk ve Türklerden bir bölük olan Yimek'lerle Batı Göktürk Kağanlığı'na karşı savaşmışlardır. Aslında Yağma boyu, Çin ve Araplar için tehlikeli bir düşman olarak görülmüştür fakat haklarında fazla bilgi yoktur.
Yimek
Yine hakkında fazla bilgi olmayan Türk boylarından birisidir. Divan-ü Lügat-it Türk Yimeklerle ilgili “Yemek, bir Türk boyu. Biz onları Kıpçak sayardık, ancak Kıpçaklar kendilerini ayrı bir topluluk olarak görürler." diye geçer.
 Ye ve Maek olan iki kabile'nin birleşmesinden oluştuğu bilinir. Yemeklerin, Mançurya’da yaşadıkları biliniyordu.
 Şehnamede Batı Yemeklerin Göktürkler'de yaşadığı söylenir. Göktürk kaynaklarında Yemekler yer almaz. Yemek kabilesinin göç etme sebebi Mançurya dağındaki bir yanardağ faciasıdır. Yanardağ faciasından büyük yara alan Yimekler dağıldılar. Bunu fırsat bilen Moğollar Yimeklere saldırdılar.



Çevrimdışı Heinz Guderian

  • Achtung,Panzer! | CKII
  • Bölüm Moderatörü
  • *
  • İleti: 1244
  • Crusader Kings 2 Bölüm Moderatörü
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #61 : 06 Eylül 2017, 11:52:45 »
Eline sağlık.

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #62 : 06 Eylül 2017, 12:13:53 »
Eline sağlık.

Çok teşekkürler. Yakında yeni bir yazı yazacağım. Dün yazacağım yazıyı yolculuk sebebiyle yazamamıştım.

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Oğuz Kağan Destanı - Oğuz Boylarının Ataları
« Yanıtla #63 : 09 Eylül 2017, 11:29:33 »
Oğuz Kağan Destanı - Oğuz Boylarının Ataları
Oğuz boyu belki de Türk boyları arasında en çok dağılmış olan boydur. Çin’de yaşayan Salarlardan, Balkan Türkmenlerine ve Gagauzlarına hatta Almanya’da yaşayan gurbetçilerimize, hatta ve hatta Amerika’ya giden öğrencilerimize kadar, tarihte gerek savaşlarla, gerek göçlerle, gerek farklı sebeplerle farklı yerlere yerleştik. Oğuz boyu Anadolu’da yaşayan Türklerin çoğunluğunu oluşturur. Oğuzlar ile ilgili daha ayrıntılı yazılarımız gelecek.
 Oğuzlar konusuna girmeden önce Oğuz Kağan Destanı’na göz atalım.
(aç/kapa)

Bir de Divan-ü Lügat-it Türk'te geçen Türkmen tanımına bakalım;

(aç/kapa)
Oğuz Kağan Destanı ve Kaşgarlı Mahmud’un Türkmen tanımı arasındaki en büyük benzerlik ikisinde de. Halaç boyunun isimlendirilmesinin aynı şekilde anlatılmasıdır. İkisinde de Halaç boyu “Kal Aç” kelimesinden türemiştir. Aynı şekilde net bir şekilde Oğuz Kağan Destanı ve Kaşgarlı Mahmud Halaçları ne tam olarak Oğuz ne de tam olarak Oğuz olmayan bir boy olarak anlatmamıştır.

22 Oğuz ve 2 Halaç Boyu
Bazı kaynaklar Oğuzları 22 boy bazıları 24 boy olarak yazar. Bizim en çok kabul ettiğimiz 24 Oğuz boyu olduğu yönündedir. Ancak Divan-ü Lügat-it Türk 2 Halaç boyundan bahseder fakat isim vermez. Günümüzde biz bu 2 Halaç boyu günümüzde İran’da yaşayan Halaç Türklerinin boyları olabilir. Bu Türklerin dili bizden daha farklıdır. Aynı zamanda Anadolu’ya gelenleri de vardır. Ancak günümüzde bizim 24 olarak saydığımız Oğuz Boylarının içinde Kaşgarlı’nın bahsetmediği Kargın ve Yaparlu boyları vardır. Bu iki boy belki de Kaşgarlı’nın bahsettiği Halaç boyları olabilir. Bilemeyiz. Az önce de bahsettiğimiz gibi Oğuz Kağan Destanı ve Kaşgarlı Mahmud Halaçları ne tam olarak Oğuz ne de tam olarak Oğuz olmayan bir boy olarak anlatmamıştır. Bu durumda ortaya birkaç farklı teori çıkabiliyor. Oğuzların arasında Oğuzlaşmış da olabilirler. Ya da Oğuzların içinden boylar da olabilir. Günümüzde İran’ın içlerinde Halaç adı verilen bir Türk topluluğu yaşamaktadır ve bu topluluk Kaşgarlı’nın sözünü ettiği Türk topluluğudur. Ancak iki boy değil tek boy şeklinde yaşarlar. Yani Kaşgarlı’nın yazdığı iki Halaç Boyu hakkında teoriden öteye gitmemiz çok zor. Ancak az önce bahsettiğim şekilde Anadolu’ya diğer 24 Oğuz Boyu ile beraber gelen Kaşgarlı’nın Oğuz boyları arasında saymadığı Kargın ve Yaparlu boyu bu iki Halaç Boyu olabilir. Günümüzde Türkiye’de pek çok Halaç-Kalaç isimli köy vardır.

Eski Atalar
On Uygurlar, ondan önce Dokuz Oğuzlar ve ondan önce Ting-Lingler olarak adlandırılan atalarımız ilk olarak Hunlar döneminde ortaya çıkmışlardır. Ting-Lingler Motun Kağan dönemi Hunlara bağlanmıştır. Hunlarla beraber Avrupa’ya gitmiş daha sonra tekrar Asya’ya dönmüşlerdir. Göktürklerin altına Tieleler olarak girip burada Dokuz Oğuzlar olarak adlandırılmışlar, daha sonraki dönemlerde boy sayısının dokuzdan ona çıkmasıyla On Uygur adını almışlardır. Bu sonradan Dokuz Oğuzlara katılan Uygur boyu, Uygur Devletini kurduktan sonra diğer Dokuz Boy dağılmış, Uygurlarla yaşayanları kendilerini Uygur olarak adlandırmış, Batıya göç edenler günümüz Oğuz Boylarını oluşturmuştur.

Çevrimdışı Heinz Guderian

  • Achtung,Panzer! | CKII
  • Bölüm Moderatörü
  • *
  • İleti: 1244
  • Crusader Kings 2 Bölüm Moderatörü
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #64 : 09 Eylül 2017, 11:54:19 »
Aynı kalitede devam ediyor, teşekkürler.

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #65 : 09 Eylül 2017, 12:05:03 »
Aynı kalitede devam ediyor, teşekkürler.
Ben teşekkür ederim şehir değiştirdim ve biraz işler zorlaştı o yüzden bu bölüme o kadar özen gösteremedim. Beğendiyseniz ne mutlu bana.

Çevrimdışı alemdar1227

  • Tımarlı Sipahi
  • *
  • İleti: 422
  • Gelecek sene YKS'ye kadar ara veriyorum.
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #66 : 09 Eylül 2017, 13:41:08 »
Güzel yazı. Bir şey sorcam. Şimdi Dokuz Oğuzlarla 24 Oğuz boyu arasında bir bağ var mı niye Oğuz kelimesini kullandılar? Bir de Zülkarneyn'in Oğuz Kağan olduğu hakkında iddaalar var. Senin fikirlerin neler?
- Zamanla artan sadece iki şey vardır : 1. Ölüm korkusu  2. Kaybettiklerimiz.
- Bazen delirmek en akıllıca seçimdir.

Ne mutlu Türküm diyene!
                              
Kendinize iyi bakın. 24 Haziran 2018'de buradayım.

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #67 : 09 Eylül 2017, 14:09:12 »
Güzel yazı. Bir şey sorcam. Şimdi Dokuz Oğuzlarla 24 Oğuz boyu arasında bir bağ var mı niye Oğuz kelimesini kullandılar? Bir de Zülkarneyn'in Oğuz Kağan olduğu hakkında iddaalar var. Senin fikirlerin neler?

 Yukarıda bu konudan bahsetmiştim ancak sizin için biraz daha açayım. Dokuz Oğuzların bir kısmı günümüz Uygur Türklerini, bir kısım ise günümüz Oğuz Türklerini yani bizim atalarımızı oluşturdular. Hatta bazı kaynaklar Seqiz Oquz (Sekiz Oğuz) isimli Dokuz Oğuzların atalarından da bahseder ancak haklarında fazla bir bilgi yoktur ve kaynaklar kısıtlıdır. Oğuz kelimesinin kökenine değinmek istiyorum Oğuz müttefik, boy gibi manalara gelir. Zaten az önceki yazımızda şöyle yazıyordu;
Alıntı
Eski Atalar
On Uygurlar, ondan önce Dokuz Oğuzlar ve ondan önce Ting-Lingler olarak adlandırılan atalarımız ilk olarak Hunlar döneminde ortaya çıkmışlardır. Ting-Lingler Motun Kağan dönemi Hunlara bağlanmıştır. Hunlarla beraber Avrupa’ya gitmiş daha sonra tekrar Asya’ya dönmüşlerdir. Göktürklerin altına Tieleler olarak girip burada Dokuz Oğuzlar olarak adlandırılmışlar, daha sonraki dönemlerde boy sayısının dokuzdan ona çıkmasıyla On Uygur adını almışlardır. Bu sonradan Dokuz Oğuzlara katılan Uygur boyu, Uygur Devletini kurduktan sonra diğer Dokuz Boy dağılmış, Uygurlarla yaşayanları kendilerini Uygur olarak adlandırmış, Batıya göç edenler günümüz Oğuz Boylarını oluşturmuştur.

Zülkarneyn'in Türk ve Oğuz Kağan olması mevzusuna gelirsek bu tarihi yazılarla kesin bir şekilde reddedilmiştir. Çünkü yine bir önceki yazımızı dikkatli okursanız. Oğuzların Zülkarneyn ile karşılaşmasından bahsediliyor. Üstelik bu kaynakta Oğuzlar 22 boy ve 2 Halaç boyu olarak geçiyor. Bu durumda Zülkarneyn Oğuz Kağan olamaz. Çünkü Oğuz Kağan, Oğuzların atasıdır. Oğuzlarla karşılaşan birisi değildir. Üstelik Türkler, Zülkarneyn ile savaşıp onu yenmişlerdir. Birde Çiğil yazımızda Divan-ü Lügat-it Türk'te geçen şu yazıyı yazmıştık;
Alıntı
Derler ki, Zülkarneyn, Argu ülkesine geldiği zaman bulutlar çeşmelerini açmış ve yollar çamur içinde kalmış. Bunu gören Zülkarneyn, Farsça “in çigune (çigil) ast” yani bu nasıl çamur demiş
Zülkarneyn Farsça konuştuğuna göre ordusu Farsça bilmektedir. İslam tarihçileri Zülkarneyn'in, Makedon Aleksandros olduğu konusunda hemfikirdirler fakat Divan-ü Lügat-it Türk'te Çin Seddi'nden Zülkarneyn Seddi şeklinde bahseder. Kuran-ı Kerim'de de Zülkarneyn'in bir Sed inşa ettiğini yazar. Yani bana sorarsanız Zülkarneyn toprak genişliğine bakıldığı takdirde Sasani, Çin Seddi'ne bakarsak Çin İmparatoru olabilir. Ancak Oğuz Kağan değildir. Bu düşünce kişiden kişiye değişebilir.

Çevrimdışı alemdar1227

  • Tımarlı Sipahi
  • *
  • İleti: 422
  • Gelecek sene YKS'ye kadar ara veriyorum.
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #68 : 09 Eylül 2017, 14:19:20 »
CEvap için teşekkürler. Peki Kırgızlarla Oğuz boylarının ortak ataları kim? Ne zaman ayrılıyorlar yani? Bu arad verdiğin Wattpad sayfası bulunamadı diyor.
« Son Düzenleme: 09 Eylül 2017, 14:20:45 Gönderen: alemdar1227 »
- Zamanla artan sadece iki şey vardır : 1. Ölüm korkusu  2. Kaybettiklerimiz.
- Bazen delirmek en akıllıca seçimdir.

Ne mutlu Türküm diyene!
                              
Kendinize iyi bakın. 24 Haziran 2018'de buradayım.

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #69 : 09 Eylül 2017, 14:25:45 »
CEvap için teşekkürler. Peki Kırgızlarla Oğuz boylarının ortak ataları kim? Ne zaman ayrılıyorlar yani? Bu arad verdiğin Wattpad sayfası bulunamadı diyor.

Wattpad'a bir daha bakarmısınız bende gözüküyor ama yine de linki yeniledim. Soruya gelince Kırgızlar ve Oğuz Boylarının ortak atası İskit ve Sarmat boyları içerisindeki Türk kökenli Sakalar. Ondan önce Orta Asya'nın kültürleri var Andronovo, Anav vb. Ancak Oğuz ve Kırgızlar Hunlar döneminde ayrılıyorlar. Hun İmparatorluğunun hakimiyeti altında Ding-Ling olarak geçen Oğuzların ataları ve Kırkızlar vardı.

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
iskitler Türk Mü ? - Avrupa Hunları
« Yanıtla #70 : 09 Eylül 2017, 14:27:23 »
(aç/kapa)
iskitler Türk Mü ?
Evet arkadaşlar en çok tartışılan ve genelde cevaplardan pek tatmin olunmayan bir soru. Öncelikle iskitlerden bahsedelim. iskitler bir halk değil bir halklar konfederasyonudur. Pek çok milletten kişilerin katılarak oluşturduğu bu konfederasyonda çoğunlukla irani Uluslar, Tötonik Uluslar ve Sakalar olarak bilinen Türkler vardır. iskitler hakkında Antik Çağlarda yazılan şeyler genelde çok kısıtlıdır, dillerinin irani, Türki ve bazı antik Roma yazarlarınca Tötonik bir dil olduğu hakkında görüşler vardır. Avrupa Hunlarından'da Romalı Tarihçiler, iskit olarak bahsederler ve günümüzde Ağaçeri Türkmenleri olarak bildiğimiz topluluk. iskit daha doğrusu Hun kökenlidir [1][2]. (Eğer ilgi gelirse Hun konusunu açabilirim). Bu topluluktan eski yunanda Agatzeri olarak bahsedilir. O dönem ki Ağaçerileri, bu gün olduğu gibi ormancılıkla uğraşıyorlardı hatta Ağaçerilerin tarihi yolculuklarına bakıldığı takdirde nasıl Türkmenleştikleri görülebilir [3].
 iskitler az önce de bahsettiğim gibi içlerinde Türki, Farsi, Tötonik pek çok ulusu barındırıyordu. Hatta Pontus Steplerinde (Kırım Steplerinde) yaşayan göçebe ulusların çoğuna iskit deniyordu. Aynı şekilde iran'ın kuzeyinde yaşayan iskitlerde vardı. iskitlerle alakalı olarak Sarmat olarak bilinen bir ulustan bahsetmeliyiz bu ulus, iskitlerin daha güneyinde yaşayan ve günümüz Laz, Bazı Çerkes ve Gürcü Boyları, Yine irani Kavimler ve Türkleri içinde barındıran bir başka konfederasyondu [4]. Bizim Atalarımız şu an Türkçe denilen dilin köknini oluşturan Ön Türkçe'yi (Belki daha da eski bir Türkçeyi) konuşan, daha sonraki zamanlarda daha doğuya göç ederek birlik olacak Sakalardı. Günümüzde Saha Türkleri dediğimiz Türk boyunun, Yakutistan'da yaşadığını (Zaten Yakutlarla, Sahalar aynı halktır) biliyoruz. Turan Şahı, Efrasiyab'ı yani Alp Er Tunga'yı bilirsiniz, Divan-ü Lügat-it Türk'te adı geçen bu kişi bir Türk hakanıdır ve iranlılara karşı verdiği savaşlarla bilinir [5]. Hatta Selçuklular gibi pek çok Türk hanedanı soyunu Alp Er Tunga'ya dayandırmıştır. Kısaca yukarıda anlattıklarım dolayısı ile iskit kavminin içinde Saka adı ile anılan Türklerin olduğunu söyleyebiliriz. Bunun yanında iskitler yoğun oranda Fars ve Töton halklarını da içinde barındıran bir boylar konfederasyonuydu.

Avrupa Hunları
Öncelikle Avrupa Hunları'ndan bahsetmeden evvel kısaca Asya Hunları ve hakimiyeti altındaki Türklerden bahsedeyim. Asya Hunları'nın kurucu hanedanının bir iskit hanedanı olduğu düşünülür. Bu arada Hunlar döneminde Türkler ilk defa farklı boylara ayrılmıştır. Bu boylarsan en bilineni Oğuz Türklerinin atası Ting-Lingler ve Kırgızların atası Kırkızlardır. Hunlar Mete Han döneminde zirve yapmış ancak zaman geçtikçe kabiliyetsiz liderler çıkmaya başlamış ve devleti Çin'e bağlı bir ekonomi ile yönetmeye başlamışlardır. Taa ki Ho-Han-Yeh, Çin'e bağlanmayı önerene kadar. Ho-Han-Yeh'in kardeşi Çi-Çi karşı çıkmış ve devlet ikiye bölünmüştür. Ho-Han-Yeh'in yönettiği taraf Çin'e bağlanmış, Çi-Çi'nin yönettiği taraf ise bir süre bağımsız kalmış ardından Çin tarafından ilhak edilmiştir. Hunları asıl dünya tarihinde önemli kılan şey ise Avrupa akınlarıdır. Hun efsaneleri, içlerinden birinin bir geyiği kovalarken, bir atsineği tarafından güdülen bir koyun gördüğünü ve oralarda bir çobanın kendisine Avrupa'yı anlattıgını söyler [6]. Romalı Tarihçiler, Hunlardan iskit Prensleri şeklinde bahseder ve Balamir hakkında kaynaklar olan ilk liderleridir bunu yanında Balamir'den önce başka Hun hükümdarları da vardır hatta bunlardan birinin ismi Boks'tur.Avrupa Hunları'nın iskit kökenli olduğundan bahseden Romalılar, Agatzeri olarak geçen Ağaçerilerin bir Hun boyu olduğunu kaydetmiştir. Ağaçerileri, Doğu Roma adına savaşıyorlar ve bazıları Anadolu'ya kadar geliyordu. Hunların akınlarını tanrıların cezalandırması olarka gören Roma halkı yavaş yavaş tekrar eski putperest dinlerine dönüyorlar ve tanrılara kurban sunuyorlardı. Romalılar, Hunlardan kısa boylu, çok kıllı, kafkas tipli, sakalları çıkmasın diye çocukken yüzlerini bıçaklarla kesen bir kavim olarak bahsederler fakat burada bazı abartılar olduğu bellidir [7]. Öncelikle Hunların kafkas tipli olarak geçmelerinden, Batılı kavimlerle karışmalarının bir kanıtı olarak bahsedebiliriz. Çünkü Asya Hunları Evenki-Mongoli bir tipe sahipti (Genellikle badem göz, seyrek vücut kılı, renkli göz, özellikle yeşil. Uzun veya orta boy) Ancak Attila'nın yani Avrupa Hunlarının efsanevi liderinin kısa boylu, güneşten yanmış ve bronzlaşmış bir tene sahip, çok hafif çekik gözlü, kafkas fenotipli birisi olduğu biliniyor [8]. Avrupa Hunlarının toprakları genel olarak Almanya, Kırım arasında yayılmış olarak bilinse de bir Romalı tarihçi yazısında kadim Hun topraklarının İberya'dan Doğu Avrupa'ya uzandığını yazıyor. Attila tahtı bir süre kardeşi Bleda ile beraber yönetmiştir. Yine eski Latin ve Yunan kaynaklarından bunun daha önce de Hunlar arasında gerçekleşmiş bir yönetim sistemi olduğunu, daha önce de defalarca iki Han tarafından yönetildiğini biliyoruz. Attila'nın kardeşini öldürmesi ile ilgili olarak ise pek çok farklı tahmin vardır bunlardan en çok rağbet göreni taht kavgasıdır fakat, kurban edilme ihtimali de vardır.  Romalı tarihçiler Hunların kökeni hakkında pek fazla yorum yapmamışlar ancak sonraki Latin kaynakları onların kesin bir biçimde Türk olduklarını söylemiştir. Bunun yanında bazı Romalılar onları Avar olarak adlandırmıştır. Bunun sebebi Hunlar ile aynı kültüre sahip Avarların, Avrupa'ya gelmesidir. Dönemin Hristiyan alemi ise, Hunlardan bazen Nemrut'un çocukları bazen de Gog-Magog olarak bahsediyor, Attila'yı ise deccal olarak görüyorlardı. Attila, Avrupa'ya çok uzun süre korku salmıştır. Hatta Aquilia Şehri Kuşatması da çok ünlüdür. Hunların tüm saldırılarını savuşturan bir kumandan surlara heykeller koymak yolu ile Hunları kandırıp halkı şehirden çıkartmıştır. Hunlar şehre saldırınca içeride kimsenin olmadığını görerek şehri yıkmışlardır. Papa gelip Attila'nın ayaklarına kapanmıştır. Ancak evlilik gecesi gerdekte zehirlenerek öldürülen Attila, Hunları bir karanlığa terk etmiştir. Hunlar Avrupa'da bir daha kudretleriyle anılmamışlardır.   



[1] Dr. İsmail Engin, Tahtacılar, Tahtacı Kimliğine ve Demografisine Giriş, Ant Yayınları, 1998.

[2],[3],[6],[7],[8] William Herbert, Attila,2011 (Priscus ve diğer Romalı Tarihçilerin yazılarını içerir Hunlar ile ilgili bence en sağlam kaynaklardandır çünkü bizzat o dönemde yaşamış kişilerin yazdıklarını içerir)

[4] Ana Britannica, 1987

[5] Divan-ü Lügat-it Türk, (Bende Fuat Bozkurt'un derlediği bir kopyası var)

[9] Wright, David Curtis (2011). The history of China.


Çevrimdışı kerem1249

  • Konsilyer
  • Yönetici
  • *
  • İleti: 2132
  • Leo Galante
    • Profili Görüntüle
    • Wizard101 Türkiye
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #71 : 09 Eylül 2017, 14:31:53 »
Yeni yazı ne zaman gelecek?
Bir daha bu kadar aptal olmayacağına söz ver bana, tamam mı? Hayatını yaşlı bir adam daha çok yaşasın diye riske atmamalıydın...

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #72 : 09 Eylül 2017, 14:37:24 »
Yeni yazı ne zaman gelecek?
En erken bu akşam gelir. Yarına da kalabilir.

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Uygur İmparatorluğu ve Uygur Kültürü
« Yanıtla #73 : 09 Eylül 2017, 20:19:53 »

Uygur İmparatorluğu
Orhun yazıtlarında ilk defa 717 yılında gerçekleştirdikleri ayaklanmalar dolayısı ile bahsedilen Uygurlar, Çin kaynaklarına isimlerini çok daha eski çağlarda yazdırmışlardır. Göktürk Devleti’nin zayıfladığı dönemde Bayırku, Tongra, Bugu, On Uygurlar (Dokuz Oğuzların torunları) birleştiler ve fırsat buldukları zaman Göktürk devletini yıktılar. Mayan-Çor (Bayan Çor) Kağan ile siyasi olarak kuvvetlendiler, Tengri Bögü Kağan ile Maniheizm’i kabul ederek Asya’nın parlayan yıldızı haline geldiler, Kutluğ Bilge Kağan ile zirveye ulaştılar ancak Uygurlar 821 yılında gerilemeye başladılar. Takvimler 840 yılını gösterdiğinde ise Uygur Devleti, Kırgızlar tarafından yıkıldı. Kansu Uygurlarının bir kısmı Çin’e sığınıp orada önemli yerlere gelmeyi başarıp kendilerine özerk bir devlet kurdular. Çin hanedanı ile evlilikler sayesinde akraba olan Uygurlar bunu siyasi yönden kullanmaya başladılar.  Ancak Kansu Uygurları çalkantılı dönemlerden geçerek yavaş yavaş güçlerini kaybettiler ve en sonunda Moğol Hâkimiyetinden kaçamadılar.
 Turfan Uygurları ise, Kansu Uygurlarından farklı olarak, İlk Uygur Devleti yıkılmadan önce hükümdar olan Hakanın yeğeni Mengli’yi hükümdar seçerek Tibet’in kuzeyinde bağımsız bir devlet kurdular. Çin, Tibet Devleti’ne karşı bir tampon bölge görmesi düşüncesiyle Turfan Uygur Devleti’nin bağımsızlığını tanıdı. Bu devlet 1209 yılında Cengiz Han’a bağlandı hatta hükümdarları Cengiz Han’ın kızı Al Hatun ile evlendi. Çağatay Hükümdarı, Tarmaşirin'in müslüman olmasıyla İslamiyet yavaş yavaş Uygurların içinde yayılmaya başladı. Koço Uygurları 14. yüzyılın sonuna kadar Budizm'den vazgeçmeseler de. Hızır Kağan dönemi, Koço'nun fethiyle Budist Uygurların sayısı azalmaya başladı. Uygurlar, Timur'un ölümünden sonra ise küçük hanedanlara bölünüp parçalandılar.

Uygur Kültürü
Uygurlar, Dokuz Oğuzların soyundan gelen bir Türk boyudur. Uygur boyu diğer Türk boylarından farklı olarak edebiyat ve uygarlığa geçişi kendi kültürünü kaybetmeden yapmaya çalışmıştır. Ancak bu ne kadar başarılı olmuştur, Çin kültürünün etkisinde ne kadar kalmışlardır. İşte bu tartışılır.
 Uygurlar ilk dönemlerde Han (Kağan) unvanını kullansalar da sonralardan yöneticilerine “İdik Kut (Sonsuz Mutluluk)” unvanını vermeye başlamışlardır. Uygurlar tarih boyunca bağlı oldukları devlette kültürel sebeplerden dolayı kendilerini göstermişlerdir.
 Uygurlar farklı sebepler dolayısıyla Mani dinini seçmişlerdir. Bu sebeplerden bazıları Ticari ve Siyasidir. Halkın bir kısmı Tengriciliğe inanmaya devam etmiştir. Bunun yanında Uygurlar içerisinde Budizm’de yayılmaya başlamıştır.
 Mani dini Uygurların savaşçı ve göçebe bir ulus olmalarını engellemiştir. Kültürel gelişmeye teşvik eden Mani dini, Uygurları savaştan uzaklaştırmış, bunun yanında müzik ve resim gibi sanat alanlarında gelişmelerini sağlamıştır.
 Uygurların minyatür resim sanatında oldukça geliştiğini biliyoruz. Hatta bazı tarihçilerce bu minyatür sanatı Fars ve Hint minyatür sanatının kökenini oluşturuyordu. Özellikle Turfan’da yapılan kazılarda çıkan sayısız resim bulunmuştur. Resimlerin çoğunda bulunan kişi resimleri Uygurların dış görünüşü hakkında bir bilgi verebilir bizlere. Uygurların Çinlilere göre daha az çekik gözlü, kumral – kahverengi ve bazen siyah saçlı olduklarını bu resimlerde çıkarabiliriz.
 Uygurlar o yıllardan kağıdı kullanmaya başlamıştı. Hatta Araplar kağıdı Uygurlardan öğrenmişlerdir. Aynı şekilde matbaayı da Uygurlar, Çinliler vesilesiyle öğrenmişler ve kullanmışlardır. Soğd yazısını değiştirip kendilerine bir alfabe üretmişlerdir ve bu alfabe daha sonra Cengiz Han’ın Moğolları tarafından kullanılmıştır.
 Uygurlar döneminde Türkler yerleşik hayata geçmişlerdir. Beşbalık, Karahoço, Yarkent, Kulca, Komul ve Çerçen gibi pek çok Uygur şehri bu dönemde kurulmuştur. Uygurlar tüm şehirlerini 20 metre uzunluğunda surlarla çeviriyorlardı. Bu sayede şehirleri dış saldırılara karşı daha korunaklı oluyordu.
 Uygur sanatında, Çin sanatının çok büyük etkisi bulunmaktadır. Aynı şekilde ticaret yaptıkları Tibet ve Fars kavimleriyle de kültürel benzeşmelere sahiptiler. Zaten Uygurların dini olan Mani dini Zerdüştlükten bozma bir dindi.
 Uygurların heykelciliği ise Orta Asya’da yapılan en iyi heykellerdendi, insan boyunda heykeller, hatta 10-15 metreyi aşan heykeller bile yapabiliyorlardı. Uygurlarda tiyatro ise Budizm’i yavaş yavaş benimsedikten sonra gelişmeye başlamış ve İslamiyet’ten sonra da bu tiyatro kültürü Uygurların içinde yaşamaya devam etmiştir. Uygurlarda tek eşlilik hâkimdi ve Tengri dinini bırakan diğer Türk boylarının aksine kadın ve erkek tamamen eşitti. Akla gelebilecek hiçbir alanda kadın-erkek hakları diye bir ayrım yoktu.

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Göçebe Yönetim Sistemi
« Yanıtla #74 : 10 Eylül 2017, 14:08:51 »
Göçebe Yönetim Sistemi
Tarihin gelmiş geçmiş en özgür insanları belki de. Göçebeler. Çoğu kişi Göçebeliği Asya’ya özgü bir yönetim sistemi olarak tanımlar. Fakat aslında bu büyük bir yanlıştır. Asya kökenli Türkler, Moğollar, Mançular ve bazı Çin boyları gibi göçebe ulusların yanı sıra. Afrika, Avrupa ve Amerika kıtasında da tarihin belli dönemlerinde göçebe insanlar yaşamıştır. Türk göçebeleri ve Moğol göçebeleri ise tarihin en çok söz ettiği göçebe gruplarıdır.
 Türklerde göçebelik aslında yönetici sınıfın değil alt sınıfın yaşam tarzıdır. Türklerde genel olarak Kara Budun adı verilen alt taba göçebe hayata sahipti. Asil ve soylu sınıf genelde Göktürklerin başkenti Ötüken veya Altan Ordo’nun başkenti Saray gibi yurtlardan –Göçebe Çadırlarından- oluşan ve göç etmeyen şehirlere sahipti. Bazen bu şehirlerin etrafı surlarla çevrilebilirdi hatta bazen başkent olarak işgal edilmiş şehirler seçilirdi. Yani Türklerde göçebelik yaşam tarzıydı, tüm devlet göç etmiyordu.
 Aslında Türklerde çoğu devlet kurulduktan sonra yerleşik yaşama geçmiştir. Bunlara en büyük örnekler, Yunan ve Roma tarihçilerinin Avarların, Avar Halkası adını verdikleri şehirlerde yaşadıklarını. Hunlarında aynı şekilde Avarlarla aynı tarzda şehirlerde yaşadıklarını ve hatta Attila’nın onları büyük bir salonda karşıladığını yazmaları gibi.
 Göçebe yerleşimler ise birkaç farklı isimle anılırlardı;
Oymag (Oymak) = Binlerce çadırdan oluşan göçebe yerleşim.
Avul (Aul, Ağul) = Göçebe köy, genelde Kazaklar, Kırgızlar gibi Kıpçaklar bu tip yerleşimlere sahiptir. Daha doğrusu bu şekilde adlandırıyorlardır.
Oba = Tek veya birkaç aileden oluşan göçebe yerleşim.
 Aslında göçebelik Türk yaşam tarzını anlatmaya çok uygun değildir, genelde Türklerin sahip olduğu göçebelik Konar-Göçer bir sisteme sahipti. Mevsimlik olarak göç ediyorlardı, sürekli bir göç halinde değillerdi.
 Göçebe devletlerin çoğu düzgün bir veraset sistemine sahip olmadığı için veya bazen etnik karışıklıklar dolayısıyla yıkılmıştır. Genelde göçebe devletler iki farklı yönetim biçimine sahiptiler;
1-) Devlet Kağanın tüm çocukları arasında bölünür ve Kurultay kardeşlerden birini Ulu Kağan ilan ederek tüm kardeşlerin devletlerini onun uydu devleti haline getirirdi. Mesela Altan Ordo Ulusu, İlhanlı Ulusu gibi Cengiz Han’ın soyundan gelen devletlerin Yuan Hanedanı’na bir dönem bağlı olması gibi.
2-) Kurultayın seçtiği bir kardeş tüm devlete sahip olurdu.
 Bu yönetim sistemlerinden ilki genelde çok sorunlar çıkarırdı fakat ikincisi etkiliydi. Ancak göçebe bir devletin ömrünü kısaltan daha başka şeyler vardı;
 Ulusçuluk; Aslında milliyetçilik, ulusçuluk modern düşüncelerdir. Ancak Türkler (Bu düşünce Moğollarda da vardı) kendi milletlerinin Tengri tarafından görevlendirilmiş en önemli Ulus oldukları ve bu sebeple her Türkün yönetimde hakkı olduğu düşüncesiydi. Osmanlı Devleti’nde çıkan Türkmen isyanları, Dokuz Oğuzların, Göktürklere İsyanı, Kırgızların Uygurları yıkması vb. şeyler buna örnek gösterilebilir.
Asimile; Aslında Türkler genel olarak göeçbe kültür dolayısıyla sentezci bir ulustur. Diğer uluslarla kendilerini sentezleyerek ayakta kalmayı başarırlar. Sentezcilik elbette ki günümüzde yapıldığı takdirde bir milleti yok edebilecek bir şeydir, ancak o dönemler için devletlerin ayakta kalmasını sağlayan bir etkendi, çünkü o zamanlarda günümüzde olduğu gibi bir milliyetçilik yoktu. Ancak bu sentezcilik sadece toplu şekilde yaşayan Türk boylarında geçerli olmuştur, en önemli kültürel özelliklerini bu sayede kaybetmemişlerdir, fakat dağınık halde yaşayan ve diğer Türklerden ayrı kalmış olan Avarlar, Bulgarlar gibi Türkler kısa sürede asimile olmuşlardır.
 Göçebe yönetim sisteminin elbette ki artıları da vardı. En önemli artısı, insanların birbirlerini kollama gereği duyması ve bu sebeple komşuluk, akrabalık ilişkilerini en ön planda tutmasıdır, bunun yanında bozkırda hayatını devam ettirebilmek için avlanmak ve savaşmak zorunda olan insanların diğerlerine göre daha kuvvetli olmasıdır. Siyasi artısı ise yayılımcı politikada gayet iyi olmasıdır.

Çevrimdışı alemdar1227

  • Tımarlı Sipahi
  • *
  • İleti: 422
  • Gelecek sene YKS'ye kadar ara veriyorum.
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #75 : 10 Eylül 2017, 14:17:16 »
İki güzel yazı daha. O zamanlarda da Çinlilerin bu kadar çok nüfusları var mıydı? NAsı bu kadar kalabalık oluyorlar?
- Zamanla artan sadece iki şey vardır : 1. Ölüm korkusu  2. Kaybettiklerimiz.
- Bazen delirmek en akıllıca seçimdir.

Ne mutlu Türküm diyene!
                              
Kendinize iyi bakın. 24 Haziran 2018'de buradayım.

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #76 : 10 Eylül 2017, 14:31:03 »
İki güzel yazı daha. O zamanlarda da Çinlilerin bu kadar çok nüfusları var mıydı? NAsı bu kadar kalabalık oluyorlar?
Çok teşekkür ederim. Soruya gelince Yine Kaşgarlı'nın ve Orhun Kitabeleri'nin yazılarından yola çıkarak bu soruya Evet cevabını verebiliriz. Sayıları belki bu günkü gibi milyar değildi ancak gayet fazlaydı. Özellikle tarih geçtikçe insan nüfusunun arttığını düşünürsek. Şunu da söylemek mümkün ki Çinliler farklı uluslardan kişileri de içlerinde eritiyorlardı. Yani nüfuslarının bu kadar çok olmasına şaşırmamak gerek.

Çevrimdışı kerem1249

  • Konsilyer
  • Yönetici
  • *
  • İleti: 2132
  • Leo Galante
    • Profili Görüntüle
    • Wizard101 Türkiye
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #77 : 10 Eylül 2017, 15:03:25 »
Gizli faaliyetler ve İngiliz Sinsiliği gibi kavramları ortaçağda, Asyadan gitmeden başarabilseydik bugün Çin ana karasında kendini xx ulusundan olarak nitelendiren birçok devlet olabilirdi. Çin'in birleşik, büyük ve kalabalık olması dünya için bir kayıp.
Bir daha bu kadar aptal olmayacağına söz ver bana, tamam mı? Hayatını yaşlı bir adam daha çok yaşasın diye riske atmamalıydın...

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #78 : 10 Eylül 2017, 15:38:41 »
Gizli faaliyetler ve İngiliz Sinsiliği gibi kavramları ortaçağda, Asyadan gitmeden başarabilseydik bugün Çin ana karasında kendini xx ulusundan olarak nitelendiren birçok devlet olabilirdi. Çin'in birleşik, büyük ve kalabalık olması dünya için bir kayıp.
Çok doğru.

Çevrimdışı Heinz Guderian

  • Achtung,Panzer! | CKII
  • Bölüm Moderatörü
  • *
  • İleti: 1244
  • Crusader Kings 2 Bölüm Moderatörü
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #79 : 11 Eylül 2017, 12:36:07 »

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Karahanlılar - Karluklar
« Yanıtla #80 : 11 Eylül 2017, 15:37:16 »
Karahanlılar
Karahanlı devleti, Uygur Kağanlığı 840 yılında yıkıldıktan sonra kurulmuş ve tüm bozkır boylarını birleştirmeye çalışmıştır. Karahanlı Devleti’nin kurucu Hanedanının belli bir ismi yoktur. Tarihi İslam kaynakları Karahanlı hanedanını Mulük-ul Hakaniyye, Haniyye, Al-i Hakan, Hakaniyan, Al-i Afrasiyab et-Türki gibi pek çok farklı isimle kaydetmiştir. Bu devlet Doğu ve Batı olarak iki farklı hükümdar tarafından yönetilmektedir. Batı Hakanı Talas Şehri’nde yaşayan Buğra Kara Hakan ünvanını taşıyordur. Doğu Hükümdarı ise Arslan Kara Hakan ünvanını taşıyor ve Kara-Ordu’da oturuyordur.
 Bu ikili yönetim sistemi Kara Hanlı Devleti’ni her zaman iç karışıklıklara sürüklemiştir. Satuk Buğra Kağan döneminde Müslüman olan Karahanlılar ikiye bölünmüş ve Batı Kağanı “Abdülkerim” Satuk Buğra Kağan, Doğu’da hüküm süren Kağanın üzerine cihada çıkmıştır. Satuk Buğra Kağan’ın ölümünün ardından tahta oğlu Musa çıkıp Doğu Karahanlıları yıkarak hanedanın Doğu kısmını yöneten kolunu yok etmiş yerine müslüman Karahanlıları getirmiştir.
 İlerleyen yıllarda Samanilerle anlaşmazlıklar yaşayan Karahanlılar Gaznelileri destekleyerek Samanilerin yıkılmasına sebep olmuşlardır. zamanla Harzemşahlar ile müttefik olsalar da bu müttefiklik çok kısa sürmüştür. Gazneliler, Karahanlı Devleti’nin zayıflamasını beklemiş ve zayıfladıktan sona da Türkmenlerden destek alarak Karahanlıların siyasi birliğine son vermiştir. Karahnlı devleti çok çalkantılı bir siyasi hayata sahip olmuş ve genelde fazla fetihler yapamamıştır. Karahanlı Devleti’nin, Türkler için önemi İslamiyeti, Türklere kazandırmasıdır.

Karluklar
Karluklar ilk İslamiyeti kabul eden Türk boylarından birisidir. Kaşgarlı Mahmud, Divan-ü Lügat-it Türk’te şöyle der;
                                   “Karluklar Oğuz değildir, ancak Oğuzlar gibi Türkmendir”
 Bu yazıdan aslında pek çok şey çıkarabiliriz, mesela Karluklarla, Oğuzların çok yakın olduğunu çıkarabiliriz. Fakat genel kanı o dönem Türkmen kelimesinin “Göçebe Müslüman Türk” demek olduğu yönündedir.
 Karluklar günümüz Türk halklarından özellikle Uygurları büyük oranda etkilemiştir. Hatta Türk dillerinin Uygur Grubuna, Karluk Grubu dahi denir. Fakat Uygur ve Karluk Türkleri birbirine çok yakın olsa da birkaç farklılık vardır. Karluklar Üç Oğuzların soyundan gelirler, Uygurlar ise bizim gibi Dokuz Oğuzların soyundan gelirler. Birbirine yakın kavimlerdir ancak günümüz Oğuz Türkleri, On Uygur (Dokuz Oğuz) boyunun Oğuz kolundan gelirlerken Karluklar eksi Üç Oğuzların tek boy haline gelmişidir.
 Karluk Türkçesi, Kaşgarlı tarafından Hakaniye Türkçesi olarak adlandırılmıştır ve Karluk Türklerinin kendilerine özgü bir destanları vardır. Bu destan aşağıda yazan Satuk Buğra Han Destanıdır;

"Hz. Muhammed kanatlı atı Burak'ın sırtında göklere yükseldiği "Mirâc Gecesinde" gök katlarında kendinden önceki peygamberleri görür. Bunlar arasında birini tanıyamaz ve Cebrail'e bunun kim olduğunu sorar. Cebrail :
" Bu peygamber değildir. Bu sizin ölümünüzden üç asır sonra dünyaya inecek olan bir ruhtur. Türkistan'da sizin dininizi yayacak olan bu ruh " Abdülkerim Satuk Buğra Han" adını alacaktır." Hz. Muhammed yeryüzüne döndükten sonra hergün islâmiyeti Türk ülkesine yayacak olan bu insan için dua etti. Hz. Muhammed'in arkadaşları da bu ruhu görmek istediler. Hz. Muhammed dua etti. Başlarında Türk başlıkları bulunan silâhlı, kırk atlı göründü. Satuk Buğra Han ve arkadaşları selâm verip uzaklaştılar. Bu olaydan üç asır sonra Satuk Buğra Han, Kaşgar Sultanının oğlu olarak dünyaya geldi. Satuk Buğra Hanın doğduğu gün yer sarsılmış, mevsim kış olduğu halde bahçeler , çayırlar çiçeklerle örtülmüştü. Falcılar bu çocuğun büyüyünce müslüman olacağını söyleyerek öldürülmesini isterler. Satuk Buğra Hanı, annesi : " Müslüman olduğu zaman öldürürsünüz." diyerek ölümden kurtarır.
 Satuk Buğra Han 12 yaşında arkadaşlarıyla birlikte ava çıkmağa başlar. Avda oldukları günlerden birinde kaçan bir tavşanın arkasından hızla koşarken arkadaşlarından uzaklaşır. Kaçan tavşan durur ve bir ihtiyar insan görünümü kazanır. Satuk Buğra Han'ın sonradan Hızır olduğunu anladığı bu yaşlı kişi ona müslüman olmasını öğütler ve islâmiyeti anlatır. Satuk Buğra, Kaşgar hükümdarı olan amcasından islâmiyeti kabul etmesini ister. Kaşgar Hanı, müslüman olmayacağını söyler. Satuk Buğra Han'ın işaretiyle yer yarılır ve hükümdar toprağa gömülür. Satuk Buğra Han hükümdar olur ve bütün Türk ülkeleri onun idaresinde islâmiyeti kabul ederler. Satuk Buğra Han, ömrünü müslümanlığı yaymak için mücadele ile geçirmiştir. Menkibelere göre Satuk Buğra Han'ın düşmana uzatıldığında kırk adım uzayan bir kılıcı varmış ve savaşırken etrafına ateşler saçıyormuş. 96 yaşında Tanrı'dan davet almış bu sebeble Kaşgar'a dönmüş ve hastalanarak burada ölmüştür."
[/spoiler]

Bu destandan farklı olarak dönemin Arap (veya Fars) tarihçisi İbn-ül Esir, Satuk Buğra Han’ın bir sabah uykusundan uyanır uyanmaz Müslüman olduğunu ilan ettiğini. Neden Müslüman olduğu sorulunca rüyasında Türkçe konuşan bir Arap gördüğünü, bu kişinin kendisine “Müslüman ol ki senin ve ulusunun yüzü dünya ve ahirette parlasın” diye seslendiğini, Satuk Buğra Kağan’ın bu sebeple Müslüman olduğunu yazmıştır.
 

Çevrimdışı Heinz Guderian

  • Achtung,Panzer! | CKII
  • Bölüm Moderatörü
  • *
  • İleti: 1244
  • Crusader Kings 2 Bölüm Moderatörü
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #81 : 12 Eylül 2017, 13:19:27 »
Eline sağlık.

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #82 : 12 Eylül 2017, 15:11:13 »

Çevrimdışı mami2003

  • Tımarlı Sipahi
  • *
  • İleti: 425
  • Ejder Yalçın
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #83 : 12 Eylül 2017, 17:37:52 »
Resim koyunca daha güzel görünmüş ellerine sağlık

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #84 : 12 Eylül 2017, 19:17:37 »
Resim koyunca daha güzel görünmüş ellerine sağlık
Teşekkürler artık yazılara resim koyacağım.

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Kuman Devleti - Kumanlar
« Yanıtla #85 : 13 Eylül 2017, 14:12:11 »

Kuman-Kıpçak Konfederasyonu
Kuman-Kıpçak Konfedersayonu 10. ve 13. Yüzyıllarda Avrasya Stepleri’ne hükmetmiş, Kuman ve Kıpçak boylarının birleşmesiyle oluşan bir boylar konfederasyonuydu.
 Ermeni Kronikçi Hetum, Altın Orda Devleti’ni, Kuman-Kıpçak Konfederasyonuyla eş tutmuştur. Aynı şekilde Hetum, Kumanya’nın bomboş topraklar olduğundan ve hiç ağaç bulunmadığından bahseder. İbn-i Batuta’da buradan “Vahşi ve Yeşil bir diyar” olarak bahsetmiştir.
 Kuman Birliği aslında tarihte varolmuş diğer Türk kökenli konfederasyonlar gibi kendi içinde farklı ulusları da barındırıyordu. Kumanlar fethettikleri topraklara kendi göçebelerini yerleştirerek o topraklarda kendilerine tam hakim oldukları bir tebaa oluşturuyorlardı.
 Moğol İstilası sırasında Kumanlar Cengiz Han’ın kuvveti karşısında duramamış ve 1241 yılında yıkılmıştır. Orta Asya’da varolan Kuman Türkleri yavaş yavaş diğer ulusların içinde erimeye başlamıştır ve asimile olmayıp özünü koruyan Kumanların çoğu diğer Kıpçak uluslarının içinde tam manasıyla Kıpçaklaşmaya başlamış, bir kısmı Kafkaslara göç etmiş bazıları Balkanlar’da yaşamaya devam etmiştir. Moğol baskınları sonucu ele geçirilen esirler Mısır’a satılmış ve hatta burada erkekler Memlük (Beyaz Köle) kadınlar cariye olarak kullanılmışlardır. Ancak Kumanlar bir süre sonra Eyyübilere isyan ederek Memlük Devletini kurmuşlardır. Günümüzde Mısır’da hala Kumanlar yaşamaktadır.

Kumanlar

 Kuman kültüründe At çok önemli bir yer tutuyordu. Kumanlar at ticareti yapıyorlar, atlarla yolculuk ediyorlar, savaşlarda ata biniyorlardı. Hatta Fransız kökenli Haçlı Şövalyesi Robert de Clari, Kumanları, “Hayvancılık Yapan Göçebe Savaşçılar” olarak tanımlamıştır.
 Kumanlar diğer Türk boyları gibi konar-göçer bir hayat sürmüşlerdir. Hayvancılık dışında demircilik, deri işlemeciliği gibi ticari faaliyetleri de sürdürüyorlardı.
 Kumanların yaşadığı coğrafya dolayısıyla su kaynakları tükendiğinde, atlarının belli yerlerindeki damarları keserek kanlarını içtikleri yabancı tarihi kaynaklarda geçmektedir ancak bunun Kumanları vahşi ve barbar olarak gösterme amacıyla yazılmış olma ihtimali de vardır.
 Genel olarak yedikleri yemekler darı, et ve çorba gibi yemeklerdi. Diğer göçebe boylar gibi sakatatlar da değerlendiriliyordu ve atların sütü sağılarak Kımız yapılıyorud.
 Yabancı kaynaklar, civardaki diğer uluslar için Kuman kadınları ile evlenmenin bir elitlik göstergesi olduğunu yazar. Yine yabancı kaynaklar Kuman kadın ve erkeklerinin sarışın, çekik mavi gözlü ve beyaz tenli olduklarını yazmıştır. Uzun bir dönem Bulgar kraliçeliği  yapmış olan ve V. Stephan’ın eşi olan Kraliçe Elizabeth, Kuman kökenlidir.
 Robert de Clari, Kumanların genellikle koyun derisi yelek giydiğini, kadınların korse takmadığını çünkü zaten vücutlarının Avrupalı kadınların aksine çok düzgün ve bellerinin ince olduğundan bahsetmiştir. Yine Robert de Clari Kadınların kıyafetleri genellikle önde ve arkada aşağıya uzanırken yırtmaç şeklinde ikiye bölünen uzun bir kıyafet ve içine pantolon giydiklerini bu şekilde atlara çok kolay binip erkekler gibi savaştıklarını. Erkek Kumanların ise genellikle kemer ile bağlanmış sarma kaftanlar giydiklerini yazmıştır. Giysiler genellikle al renktedir. Bunun sebebi tüm Türk uluslarında kırmızı rengin kutsal görünmesidir. Selçuklular gibi Kumanlarda kırmızı börkler giyerlerdi.
 Yabancılar Kumanların genelde yemin ederlerken bir köpeğin cesedini kılıçlarıyla yararak yemin ettiklerinden bahsederler. Hatta Macar Prensi, Kuman Prensesi ile evlendiği zaman bir kısım kumanlar bir köpeği kılıçlarıyla ikiye keserek Macaristan’ı canları pahasına koruyacaklarına yemin etmişlerdir.
 Kuman Kağanı’nın kişisel keşikleri –gardiyanları- “Böri” –Börü- olarak adlandırılırlardı. Bu eski Türk dillerine Kurt demekti.
« Son Düzenleme: 13 Eylül 2017, 14:27:49 Gönderen: SteppeWarrior »

Çevrimdışı Heinz Guderian

  • Achtung,Panzer! | CKII
  • Bölüm Moderatörü
  • *
  • İleti: 1244
  • Crusader Kings 2 Bölüm Moderatörü
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #86 : 14 Eylül 2017, 12:24:54 »
Eline sağlık.

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #87 : 14 Eylül 2017, 12:31:12 »

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Kangar Birliği - Türgiş Devleti
« Yanıtla #88 : 15 Eylül 2017, 16:21:55 »
(aç/kapa)

Kangar Birliği
Kangarlar günümüz Kazaklarını oluşturan boylardan birisidir. (Kanglılar ya da Kengerler şeklinde de geçiyor) İsmin kökeni hakkında farklı tahminler vardır. Bunlardan biri “Kang” kelimesinin “ata”, “er” kelimesinin de “insan” manasına geldiği yönündedir. Bir başka tahmin de Kangar kelimesinin “kağnı” manasına geldiğini belirtir.
 Göktürk Kağanlığı’nın yıkılmasından sonra Çin’e geçmiş olan Seyhun ve civarını (Güney ve Batı Kazakistan’ı) ele geçiren Kengerler burada kendilerine bir birlik kurdular. Bu birlik Kıpçak ve Kuman halklarını kendi bünyesinde barındırıyordu.
 Oğuz kabilelerinin yoğun göçleri sonucu Oğuzlar egemenliği ele geçirmeye başladılar. Arapların saldırıları sonucu iyice güçlerini kaybeden Kangarlar batıya göç ederek İdil ve Yayık nehirleri arasına yerleştiler. Burada tam olarak tutunamayınca Hazar topraklarına göç ettiler. Peçenekler tarafından saldırıya uğrayan ve kırılma noktasına gelen Kangarlar, Hazarlar tarafından Batı’ya göç ettirilerek Balkanlara gittiler.

Türgişler
Dulo Türk boyunun Çibi (On Ok) koluna mensup olan Türgişler ilk devletlerini 630 yılında Göktürkler yıkılınca kendi devletlerini kursalar da Tonyukuk kumandasındaki II. Göktürk Devleti’nin ordusu ilk Türgiş Devleti’ni yıktı.
 Tarihler 717 yılını gösterdiğinde zaten 18 yıl önce Üç Elig Han tarafından kurulan ve Göktürklere bağlı bir beylik olarak siyasi hayatını sürdüren Türgişler bağımsızlık ilan ettiler ve Sulu Çor Kağan, II. Türgiş Devleti’nin bağımsız ilk hükümdarı oldu.
 Sulu Çor Kağan hükümdarlık yaptığı tarihte, Asya’yı işgal etmekte olan Emevi kuvvetleri İran’a ve Orta Asya’ya girmişlerdi. Emevi ordusuna göre daha zayıf olan Türgiş ordusu, Bağa Tarkan (Ya da Kül-Çor) tarafından yönetiliyordu. Semerkant yakınlarında karşılaşan Emevi ve Türgiş kuvvetlerinin çatışması sonucu Emevi orduları bozguna uğradılar.
 Dönemin Çin hanedanı tarafından kışkırtılan Bağa Tarkan, Sulu-Ço’u katlederek tahta geçti. Çinlilerin kışkırtmaları yüzünden ikiye bölünen halk devleti iç savaşa sürükledi. Bu sırada Türgiş hakı Kara Türgişler ve Sarı Türgişler şeklinde iki gruba ayrılmıştı. İç savaş Bağa Tarkan’ın destekçisi olan Sarı Türgişlerin kazanmasıyla son bulmuştur. Ancak Türgişlerin bu ikiliğinden faydalanan Karluklar, Türgiş Devleti’ni yok etmişlerdir.

Çevrimdışı mami2003

  • Tımarlı Sipahi
  • *
  • İleti: 425
  • Ejder Yalçın
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #89 : 16 Eylül 2017, 12:02:04 »
Harika bir konu eline sağlık.

(aç/kapa)

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #90 : 16 Eylül 2017, 12:38:09 »
Harika bir konu eline sağlık.

(aç/kapa)

 Lisede tarih dersleri çok dar ve genel işleniyor yani bu bilgiler seni hocanın gözüne girmeni sağlayabilir ancak sınavlarda bunlardan soru çıkar mı bilmiyorum.
« Son Düzenleme: 16 Eylül 2017, 15:40:35 Gönderen: SteppeWarrior »

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Talkan ve Gürgen Olayları
« Yanıtla #91 : 16 Eylül 2017, 15:39:36 »
Katliam Gerçek mi?
Talkan ve Gürgen (Farklı kaynaklarda Curcan, Culcan, Cülcen gibi söylenişleri de mevcuttur) olaylarının aslında katliam sayılması kişiye bağlıdır. Kimisi “Olay” der kimisi “Katliam” der. Kimisi “Soykırım” der. Öyle ya da böyle Haccac ve Kuteybe Bin Müslim’in, kaynaklara bakıldığında en az 100.000 Türk’ü katlettiğini (En az 10.000 Türk’ün de esir edildiği) bilinmektedir. Hatta esir alınan Türklerin içinde Aşina (Göktürk) boyundan kişilerin olduğu da rivayet edilmektedir.

Olayların Sorumluları
Talkan ve Gürgen (Cürcen, Curcan veya Gürgen şeklinde söylenişleri de vardır) olayları din adına yapılmış büyük katliamlardan birisidir. Aslında Talkan ve Gürgen olaylarının asıl sorumlusu olan kişi Haccac isimli Emevi valisidir. Haccac yaptığı gaddar eylemler ile bilinirdi hatta sırf Türkler değil Farsiler ve hatta Araplar bile Haccac’ın zulmüne uğramıştır.
 Kuteybe Bin Müslim isimli Arap kumandan ise Talkan ve Gürgen’in görünen sorumlusudur ancak aslında Kuteybe, Haccac’ın piyonundan başka bir şey değildir.
 Kuteybe vali olduğu Horasan yakınlarında göçebe olarak yaşayan Türk boylarının üzerine yürüyüp yüzbinlerce insanın boynunu vurdurmuştur. Bunun yanında Kuteybe tahminen 90.000 Türk’ü(bazı kaynaklar 80.000 şeklinde bahsederler) esir edip Haccac’a yollamıştır. Bu Türk esirlerin hepsinin boynunun vurulduğu düşünülmektedir.

Olayların Sebebi
Talkan ve Gürgen olaylarının asıl sebebi Arap Emevi Devleti’nin, Orta Asya üzerinde hakimiyet kurması için bu civarda yaşayan halkları bastırma ve İslam’ı zorla yayma politikası yüzündendir.

Talkan ve Gürgen Katliamı’nın Türkler Üzerinde Etkisi
Sanılanın aksine Türkler bu katliamlar vasıtasıyla Müslüman olmamışlar hatta İslam’a daha uzak bir görüş sergilemişlerdir. 632 yılında tebliğler sonucu bir kısmı Müslüman olan Başkırtlar bile İslam’ı terketmişlerdir. Bu katliamların Türkler üzerinde çok büyük bir etkisi olmadığı olayların üzerinden uzun süre geçmeden (düz 40-50 yıl falan geçmeden) Türkler ve Arapların müttefik olup ve Çin ile çarpışmasından anlaşılmaktadır. Bu olayların aslı özüne inildiğinde Abbasiler ve Emeviler dönemi İslam şeriatının ne kadar farklı yorumlandığını görebiliriz. Emeviler dönemi sadece Türkler değil pek çok halk zulüm görmüştür. Bu, Emevilerin ne kadar aşırıcı ve harici olduğunu göstermektedir. Abbasiler ise İslam’ı daha ılımlı ve hoşgörülü bir politikayla yaymak için uğraşmış ve Türkler, Abbasiler döneminde İslam’a hoşgörü duymaya başlamışlar, hatta Arap kaynakları bu dönemlerde Aşina hanesine mensup Türk kumandanların Abbasi saflarında savaştığını yazmıştır. Bu yüzden Talkan ve Gürgen katliamlarının izi kolay bir şekilde Türkler üzerinden silinmiştir.

Cengiz Han’ın İntikamı Gerçek mi?
Bu rivayet kesinlikle doğru değildir. Cengiz Han’ın bu olayları annesinden öğrendiğini ve intikam almak için yemin ettiğini söylenir. Ancak Cengiz Han'ın bu olaylardan haberi bile olmamıştır. Zaten Cengiz Han toprak fethetme amacıyla İran'a girmiş, Araplarla karşılaşmamıştır bile.

Sonuç
Talkan ve Gürgen katliamları bize İslamiyet'in ilk dönemlerde ne kadar saldırgan politikalar izleyen yöneticilerin elinde olduğunu göstermektedir. Şayet 750 yılında Emevileri yıkarak kurulan Abbasiler, Türklere çok ılımlı yaklaşmış hatta Türklere rütbeler vererek devlet içerisinde önemli yerlere getirmiştir. Bunun üzerine 10.yüzyılda Tolunoğulları ve arkasından Akşitler, Mısır'da kurulan ilk Türk devleti olmuştur.
« Son Düzenleme: 16 Eylül 2017, 17:07:16 Gönderen: SteppeWarrior »

Çevrimdışı Agnostik

  • Vive la Révolution
  • Global Moderatör
  • *
  • İleti: 553
  • "Tanrı öldü! Tanrı öldü! Onu biz öldürdük!"
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #92 : 16 Eylül 2017, 18:53:20 »
Hocam elinize saglik. Musait olunca okuyacagim.
Gel ki geceler çatlasın, gel ki şafaklar tutuşsun...

Hearts of İran

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #93 : 16 Eylül 2017, 19:25:03 »
Hocam elinize saglik. Musait olunca okuyacagim.
Rica ederim.

Çevrimdışı Heinz Guderian

  • Achtung,Panzer! | CKII
  • Bölüm Moderatörü
  • *
  • İleti: 1244
  • Crusader Kings 2 Bölüm Moderatörü
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #94 : 17 Eylül 2017, 15:06:10 »
Eline sağlık.

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #95 : 17 Eylül 2017, 15:11:26 »

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Tatarlar
« Yanıtla #96 : 14 Ekim 2017, 14:05:28 »
Tatarlar
İlk Tatarlar

İlk Tatarlar Çin kaynaklarında Hunlara bağlanmış bir boy olarak geçer. Eski Roma’nın Latin tarihçi ve filozofları Tartarlar olarak bahsettikleri Tatarları, Hunların atası olarak görmüşlerdir.
 İlk Tatarlar hakkında bize en doğru bilgiyi Göktürkler döneminde Otuz Tatar olarak geçen iki tatar grubundan bahseden Orhun Anıtları ve Çin kaynakları verir.
 Göktürk Kağanlığında Kırgız veya Oğuz gibi boylar kadar etkin olmasalar da Tatarlar, Göktürk Kağanlığı’nın yıkılmasıyla günümüz Tatarlarının atası ve bir boyu olan Bulgarların, bir kısmının İdil civarına, bir kısmının ise Balkanlara gitmesiyle tarih sahnesine hızlı bir giriş yapmışlardır.
Kubrat Han Tamgası
Tuna Bulgarları bir süre Balkanlarda hâkimiyetlerini sürdürdüler ancak Tuna Bulgarlarının, Hristiyanlığı seçmesi üzerine yavaş yavaş Rum ve Slav kültürüne adapte olması*1 ve Bulgarca’nın yavaş yavaş Türkçe’den uzaklaşması*2 buradaki Türk hâkimiyetini bitirdi. Artık Bulgarlar, Türklükten ayrılıp Slavca konuşan bir ulus haline geldi.

Bular Tamgası
İdil Bulgarları ise daha farklı olarak, İdil (Volga) nehrinin etrafına yerleşmişler ve çok uzun süre varlıklarını sürdürmüşlerdir. İdil Bulgarları, Moğol İmparatorluğu kurulduktan sonra, Moğol hâkimiyeti altına girmiş ve günümüz Tatarlarını oluşturmuşlardır.
 Bunun dışında Bulgarlar batıya giderken, günümüz Moğolistan’ına yerleşen, Ak ve Kara (Gereid, Kerait, Kerayit, Kireyt, Karay*3 veya Kereit) Tatar olarak bilinen Tatarlar yerleşmişlerdir. Bu Tatarlar daha sonraki dönemlerde tarih sahnesine çıkacaklardır.


Moğol İmparatorluğu’nun Kuruluş Sürecinde ve Sonrasında Tatarlar

Cengiz Han’ın babası Yesügey Bahadur’un kan kardeşi (Andası) olan Tuğrul Han, o dönem Moğolistan’ın en kuvvetli boyu olan Keraitlerin hükümdarıydı. Tuğrul Han, Nestoryani Hristiyanlığın bir takipçisidir ve kendi boyu çok uzun süre daha Hristiyan olarak kalacaktır.
 Yesügey Bahadur’un ölmesiyle dağılma noktasına gelen boyunu tekrar birleştiren Cengiz Han, Tuğrul Han’ın yardımlarından pek çok kez faydalanmış ve hatta Tuğrul Han’a pek çok kez “Han Baba” şeklinde hitap etmiştir.*4
 Cengiz Han kendi oğlunu, Tuğrul Han’ın kızıyla evlendirmek istemiş ancak Tuğrul Han bunu kabul etmemiştir. Tuğrul Han, giderek güçlenen ve kendisine rakip haline gelen Cengiz’i zayıflatmak istemiş bu yüzden evlilikle müttefikliklerini mühürlemeyi göze almak istememiştir. Nitekim Tuğrul Han, Camuka’nın yardımıyla Cengiz Han’ın üzerine yürümüş ancak başarısız olmuştur. Keraitler, Cengiz Han’a bağlanmışlardır. Kara Tatarların en çok bilinen boyu olan Keraitlerin kısa tarihi böyledir. Sonraki dönemlerde Kara Tatarlar, Moğollara bağlı bir ulus olarak Moğol ordusunda askerlik yapmışlardır. Anadolu’yu işgale gelen Moğol ordularıyla, Anadolu’ya yerleşen Kara Tatarlar, Timurla beraber tekrar Orta Asya’ya gitseler de bir kısım Kara Tatar, Timur’dan kaçarak tekrar Anadolu’ya dönmüştür.
 Kara Tatarların yani Keraitlerin Bulgar Kağanlığının kurulmasına yardımcı oldukları da düşünülmektedir. Kara Tatarlar günümüzde Anadolu ve İran’da yaşamaktadırlar. Kazakların bir boyu olan Argunlar ise Kara Tatar kökenli olduğu bilinen boylardan birisidir.
 Ak Tatarlar hakkında ise çok yaygın bilgiler olmasa da Ak Tatarların, Kara Tatarlara göre çok daha kültürel olarak gelişmiş olacakları düşünülmektedir.

Moğol İmparatorluğu Sonrası Tatarlar
İdil Tatarları
İdil Tatarları, bilinen Tatarların en kalabalık boyudur. Tatarlar 14. Yüzyılda hızla Müslüman olmaya başladılar, bunun yanında İdil Tatarları bölgenin en büyük kuvvetlerindendi. 16. Yüzyılın ilk yarısının sonlarında Kazan’ın, Rusların eline geçmesinin ardından Tatarlar, Rus hâkimiyetine girdiler. Aslında Ruslarca Moğolların Tatar şeklinde adlandırılması da Moğol ordusunun büyük bir bölümünün Tatarlardan oluşması sebebiyledir.*5
 Tatarlar gayet uzun bir süre Moğol ve Rus hâkimiyeti altında kaldılar ancak kültürlerini günümüze başarılı bir şekilde ulaştırdılar. 19. Yüzyıl ve sonrasında özellikle Bulgarizm düşüncesi İdil Tatarlarının kendilerini Bulgar şeklinde adlandırmasını da sağlamıştır.*6
 Sovyetler dönemi, Rusya’da yaşayan tüm Türk halkları “Tatar” olarak adlandırılmıştır. Sonraki dönemlerde bu düşünce değişerek Tatarlar dâhil tüm halklar direk “Türk” adıyla anılmış, ancak Ruslar bu halkların birlikteliğinden rahatsız olduğu için hepsini ayırmak üzere alfabelerinde ve isimlerinde değişiklik yapmıştır.*7

Hacıtarhan (Eştarhan) tatarları
Hacıtarhan Tatarları, 15 ve 16.Yüzyıllarda kurulan Aştarhan Hanlığı’nın kurucu Tatar boyudur. Haklarında ayrıntılı malumatlar yoktur ancak Hacıtarhan Tatarları, Nogayların tesirinde kalmışlardır ve diğer Tatarlara göre Nogaylara daha yakındırlar.

Litvanya Tatarları
Litvanya Tatarları Lehistan ve Litvanya’ya yerleşmiş olan Tatar boyudur. Tatarların 14. Yüzyılda Altın Orda topraklarından başlayan göçü 17. Yüzyıla kadar devam etmiş ve Litvanya’da bir Tatar nüfusun oluşmasına sebep olmuştur. Bu nüfus ilk başlarda dini anlamda sorunlar yaşasalar da yavaş yavaş Hristiyan olmuşlar ardından bölgeye gelen Müslüman Tatarlar sayesinde Müslüman olmuşlardır. İlk gelen Tatarların arasında Tengricilerin olduğu da bilinmektedir.
 17.Yüzyılın sonlarına doğru Polonya-Litvanya birliğine karşı bir Tatar isyanı çıkmış ancak kayda değer bir başarı sergileyememiştir. Litvanya Tatarları 18 ve 19.Yüzyılda giderek Leh kültürünü ve dilini benimsemeye ve asimile olmaya başlamışlardır.
Karaçay-Malkarlar
Karaçay-Malkar Tatarları, Kafkaslarda yaşayan Türk-Tatar halkıdır. Malkar kelimesinin Bulgar kelimesinden türediği yönünde pek çok iddia vardır. Bunun yanında Karaçay-Malkarların, Alan kökenli oldukların yönünde iddialar olsa da zayıf iddialardır.
 Karaçay-Balkarlar 19.Yüzyıla kadar sakinliklerini korusalar da 19.Yüzyılın başlarında sayısız ayaklanmalarla Rus yönetimine karşı çıkmışlardır. Rusların iskânları sonucu günümüzde Rusya’dan, Suriye’ye pek çok Karaçay-Balkar Türkü yaşamaktadır.

Nogaylar
Nogay ismi Moğol kumandan Nogay Han’dan gelmektedir. Bu boy Moğol ve Türk boylarının karışması sonucu ortaya çıkmış, Türkçe konuşan bir Tatar boyudur. Nogayların tarihte en etkili oldukların dönem 16. Yüzyıldır. Bu dönemde Ruslara ve Kırım’a karşı mücadele etmişlerdir.
 Rus hâkimiyetine girdikten sonra çeşitli zamanlarda ayaklanmalar çıkartan Nogaylar Rusya içlerine ve Anadolu’ya göç ettirilmişlerdir. (Balkanlara göç eden Nogaylar da vardır)

Kırım Tatarları
Kuman ve Bulgarların torunları olduğu düşünülen Kırım Tatarları, isimlerinden de anlaşılacağı üzere Kırım’da yaşayan bir Tatar boyudur. Kırım Tatarları özellikle Cengiz Han’ın torunlarının kurduğu Kırım Hanlığı’nın sakinleri olarak bilinmektedirler. Dilleri Anadolu Türkçesi’ne büyük oranda benzerlik gösterir. Bunun sebebi Osmanlı’ya bağlı olmaları ve Anadolu Türkleri ile büyük oranda yakınlıkları olmasıdır.
 Kırım Hanlığı, Osmanlı’nın yanında pek çok savaşa katılmıştır. Aynı zamanda Osmanlı’da, Kırım Tatarlarına karşı çok büyük bir saygı vardı. Törenlerde eğer Kırım Han’ı katılıyorsa, Padişah’ın yanındaki tahta otururdu. Osmanlı ve Kırım Hanlığı’nın ilişkilerine bakılırsa gerçekten bir kardeşlik düşüncesi olduğunu belirtebiliriz.
 Kırım Hanlığı’nın, Şahin Giray dönemi Rusya karşısında yok olan Kırım Hanlığı ile beraber Kırım Tatarları da Rusya hâkimiyeti altına girmişlerdir. Osmanlı dönemi zaten Tatar göçüne maruz kalan Balkanlara, Rusya dönemi de bir kısım Tatarlar göç etmişler ve Balkanlarda yaşayan Tatar nüfusu arttırmışlardır. Ukrayna’nın bağımsızlığı sonrası günümüzde Ukrayna’ya bağlı olarak yaşayan Tatarlar eski kültürlerini sürdürmektedirler.


*1 Özellikle günümüz Makedonyalılarında bu adaptasyon tam manasıyla görülmektedir
*2 Aynı şekilde Osmanlıca’nın da gramer yapısı Türk dil gramerinden farklılaşmaya başlamıştı ve son dönemlere doğru büyük oranda Farsça, Arapça, Fransızca kelimeyi bünyesine almaya başlamıştı. Ancak yerel halk eski dilini (şu an konuştuğumuz Türkçeyle neredeyse aynı Türkçeyi konuşuyorlardı ve) muhafaza ediyorlardı, bu yüzden Osmanlı, Türk kültüründen tamamen kopamadı.
*3 Günümüz Yahudi Karaylar Türkleriyle alakaları yoktur.
*4 Bu bilgi pek çok yerde yer alsa da gerçekliği hakkında kesin bir şey söyleyemeyiz.
*5 Türkler içinde aynı şey geçerlidir.
*6 Bu düşünce yanlış bir düşünce değildir. Gerçekten de İdil Tatarlarının köklerini İdil Bulgarları oluşturdu.
*7 Aslında bu isimler boy isimleridir ancak Rusya dönemi tam bir ayırma çalışması mevcuttur.
« Son Düzenleme: 14 Ekim 2017, 14:08:46 Gönderen: SteppeWarrior »

Çevrimdışı Heinz Guderian

  • Achtung,Panzer! | CKII
  • Bölüm Moderatörü
  • *
  • İleti: 1244
  • Crusader Kings 2 Bölüm Moderatörü
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #97 : 14 Ekim 2017, 14:19:13 »
Eline sağlık.

Çevrimdışı alemdar1227

  • Tımarlı Sipahi
  • *
  • İleti: 422
  • Gelecek sene YKS'ye kadar ara veriyorum.
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #98 : 14 Ekim 2017, 17:59:33 »
Eline sağlık.

Bulgar tamgası ne kadar da dirilişteki o Simgeye benziyor.
- Zamanla artan sadece iki şey vardır : 1. Ölüm korkusu  2. Kaybettiklerimiz.
- Bazen delirmek en akıllıca seçimdir.

Ne mutlu Türküm diyene!
                              
Kendinize iyi bakın. 24 Haziran 2018'de buradayım.

Çevrimdışı SteppeWarrior

  • Moderatör
  • *
  • İleti: 69
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türk Tarihi ve Kültürü
« Yanıtla #99 : 14 Ekim 2017, 18:28:07 »
Eline sağlık.
Teşekkürler
Bulgar tamgası ne kadar da dirilişteki o Simgeye benziyor.
O "Dirilişteki Simge" 24 Oğuz Boyu'ndan biri olan Kayı boyunun tamgasıdır :D Bulgarların kullandığı Dulo (Farklı isimlendirmelere göre Tuğluk) Tamgası ile karıştırılabilir. Aynı zamanda bu tamga Dokuz Oğuzlar tarafından da kullanılıyordu.