Gönderen Konu: Diğer İlginç köşe yazıları ve görüşler.  (Okunma sayısı 3313 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Ömer

  • Onursal Üye
  • *
  • İleti: 13879
    • Profili Görüntüle
    • Paradox Interactive Türkiye Forumları
Alıntı
KİMSE VARMI ORADA?

Günde 17 saat su verilmeyen, 24 saat aydınlanma lambalarının açık olduğu ve her anımın 2 kamerayla izlendiği cezaevindeki koğuşumda bazen kendimi bu sözü söylerken yakalıyorum: 'Kimse var mı orada ?'


Yaklaşık 2 yıldır İstanbul'daki Silivri Cezaevi'nde tutukluyum. Daha
mahkeme ne kadar sürecek bilmiyorum.


Fakat ben şimdiden, unutuluşa mahkum edildim. Suçum büyük çünkü; düşünmek, gezmek, gazetecilik yapmak.


Adım, Soner Yalçın. 47 yaşındayım ve 25 yıldır gazetecilik yapıyorum.
Türkiye'nin önde gelen bazı gazete ve TV merkezlerinde yöneticilik yaptım. Son olarak Türkiye'nin önde gelen gazetesi Hürriyet'in yazarıydım. 12 kitap yazdım. Bunların hemen hepsi, 100-200 bin satarak beni ülkemin bestseller yazarı yaptı. Ayrıca odatv.com adlı haber sitesinin sahibiyim.


25 yıllık gazetecilik yaşamımda, Türkiye'deki faili meçhul cinayetleri,
devlet içindeki illegal örgütleri, çeteleri, mafyayı ve dinci cemaatleri
kaleme aldım. Tarih çalışmaları yaptım.


Yazdıklarım nedeniyle ölüm tehditleri aldım; aylarca saklanmak zorunda
kaldım ama yine de korka korka hakikatleri yazdım.


Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye Millet Meclisi Faili Meçhul
Cinayetleri Araştırma Komisyonu, devlet mafya ilişkilerini araştıran
mahkemelerde tanıklık yaptım.


Gazetecilik kuruluşları dışında hiçbir derneğe, vakfa, siyasal partiye ve örgüte üye değilim.


Ülkemde sadece mesleki kimliğimle tanınırım, siyasal kimliğimle değil.
Ve buna rağmen, 5 yıldır süren yargılama sonucu hala ortaya çıkarılamamış 'Ergenekon' adı verilen gizli bir örgütün üyesi olduğum iddiasıyla hapisteyim. Peki delil olarak ne gösteriyorlar?


Sahibi olduğum odatv.com bilgisayarında devlet güvenliğini ilgilendiren
Word dosyalarının bulunması! Bunlar bize ait değil, virüsle bilgisayarımıza gönderildi. Bunu Türkiye'ninüç seçkin üniversitesi ile bir ABD bilişim ve siber suçlar şirketinden aldığımız bilirkişi raporlarıyla ispat ettik. (Bu virüsü, polis içindekidinci bir cemaat mensuplarının yaptığından şüphe ediyoruz.)134 sayfalık iddianame aslında neyin yargılama konusu olduğunu ispat ediyor: İddianamede, 361 'haber', 280 'kitap-yazı', 53 'köşeyazısı', 26 'röportaj' ve 5 'makale' sözcüğü geçmektedir!


İddianamede, silah yok, bomba yok, cinayet yok, eylem yok. Mahkemede
hakimler bana sadece, 'o haberi neden yaptınız' veya 'o röportajı niye
yayımladınız' sorusunu yöneltti!


İşte suçum bu: Soru sormak, gerçeği aramak, hakikati yazmak. Yani,
mesleğimi yapmak...


Türkiye'deki meslektaşlarım şeytani bir entrikayla hapse atıldığımı biliyor. Fakat büyük çoğunluğu, cezaevine gönderilmemek, işsiz kalmamak için korkup gerçeği yazamıyorlar.


Bu sebeple ben de size bu mektubu yazıyorum.
Benim ülkemde düşünce hala kötülüğün simgesi olarak görülüyor. Düşünsel değerlere tutkuyla bağlı zihinlere sadece düşmanlık ediliyor; sahte delillerle hapse atılıyor.


Bu mektubu size yazdım; çünkü siz benim 'suç' ortağımsınız. Nasıl mı:
Aydınlanmayı, özgür düşünceyi, akılcılığı sizden öğrendik biz Erasmus,
Descartes, Montesquieu, Voltaire, Rousseau, David Home, Kant, Marks, Weber, Sartre, Camus değil misiniz siz?


Siz düşünce için canını veren Brunu değil misiniz? Siz Dreyfus'un yanında duran Emile Zola değil misiniz? 'Siz yanlış yaşam doğru yaşanmaz' diyen Adorno değil misiniz ?


Sevgili dostlar, evet siz benim 'suç' ortağımsınız! Sizi harekete geçirmeye çağırıyorum. Yalnız olmadığımı gösterin.


Sessizliğe mahkum edilişime son verin. Sesim olun, kalemim olun.


Yıkın yalanlarla örtülü şu zindanın dört duvarını.


Yoksa...


Bu yine; toprağa, çiçeğe, ağaca ve en dayanılmazı 12 yaşındaki oğlumun kokusuna hasret; insani niteliklerimi kaybetmem için yoğun tecrit uygulanan cezaevindeki koğuşumda kendimle konuşmaya devam edeceğim:


'Kimse var mı orada?..
« Son Düzenleme: 06 Ağustos 2013, 18:03:53 Gönderen: Ömer »
Eu4 için Antik dönemde geçen mod yapımında bana yardım etmek isteyen mesaj atsın.

Steam'den beni ekleyip yanıt alamamış ya da eklemek isteyen üyeler bana PM atarak Steam ismini yazarsa sevinirim.

[Mod] Eşit Alan Projeksiyonu - [Mod] Eski Dünya Müziği - Tarihi ve Coğrafi Harita Siteleri
 

Çevrimdışı Barış

  • Ağır Süvari
  • *
  • İleti: 3349
    • Profili Görüntüle
Can Dündar BirGün'de yazacak.  :heart: İlk yazı 8 Ağustos perşembe günü. (Doğan Kılıç'ın yerine yazacak)
 

Çevrimdışı Barış

  • Ağır Süvari
  • *
  • İleti: 3349
    • Profili Görüntüle


http://www.birgun.net/yazi-goster/can-dundar/8-8-2013/hangimiz-kara-murat-240.html

(aç/kapa)
 

Çevrimdışı Baris

İlginç köşe yazıları ve görüşler.
« Yanıtla #23 : 12 Ağustos 2013, 01:25:10 »
Bazı noktalar yazı güncel olmadığından dolayı eksik gibi gözükse bile bilimsel bakış açısı bunu kapatıyor.
Alıntı

TÜRKİYE'DE MİLLİYETÇİLİK RÜZGARLARI NEDEN GÜÇLENDİ-II

 Kökleri Atatürk'ün oluşturduğu adil ve eşitlikçi anlayışa dayanan "demokratik bir milliyetçilik" ideolojisi şimdi birdenbire yeniden bir tehlike olarak nasıl ön plana çıkıverdi?

"Ulusal bir tepki", nasıl birdenbire, "faşizan tehditleri anımsatan" bir nitelik kazandı?

Gerçekten böyle bir tehdit, böyle bir tehlike var mı?

Milliyetçilik, dincilikle birleşerek faşizme mi dönüşüyor?

Yoksa biz hem iç hem de dış ögelerin etkileriyle oluşan "normal bir yurtseverlik tepkisini", "demokratik ve çağdaş bir milliyetçilik anlayışını", "faşist milliyetçilik" diye niteleyip, karalayarak, ulus devlet kavramının altını oymaya devam mı ediyoruz?

Bütün bu süreçte bölücü etnikciliğin, AB'nin ve ABD'nin rolü nedir?

* * *

Son dönemde güçlenen milliyetçilik rüzgarlarının ardında birden çok neden var.

Ayrıca birbirine karşıt bazı çevreler bu rüzgarları, "fırtına" diye niteleyerek, durumu yozlaştırmaya ve kendi ideolojik-siyasal çizgilerine destek aramaya çalışıyor.

Yani hem milliyetçilik rüzgarları gerçekten güçlendi, hem de bu güçlenme özellikle abartılıyor.

* * *
 Önce iki temel süreci derhal anımsamamız gerek:
Her milliyetçilik, başka milliyetçiliklerin ya da başka siyasal güçlerin kendine yaptığı baskı ile güçlenir.
 
Aynı coğrafyada yaşayan ya da aralarında işlevsel ilişki bulunan toplumlardaki her milliyetçilik akımı, öteki milliyetçilik akımlarını da tetikler ve destekler. Türkiye'de bu her iki ilke de etkili olmuştur:


Türkiye'de son dönemdeki milliyetçilik rüzgarlarının ardında, hem etnik ayrılıkçılığın yeniden gündeme gelmesi hem de AB ile ABD'nin Türkiye'yi çok itip kakması olayı yatıyor.

Ayrıca hem AB'nin hem de ABD'nin dış güçler olarak etnik ayrılıkçı akımlara destek veren tutumları, Türkiye'yi dışardan çok itip kakan tavırlarıyla örtüşünce, bu sürece karşı "ulusal bir tepki" doğmuştur.

Peki bu tepkileri abartan farklı gruplar kimlerdir?
Emperyalizm konusunda duyarlı olan anti-emperyalist çevreler.
 
Yeminli ABD ve AB karşıtları.
 
Hem Türk milliyetçiliği hem de Kürt milliyetçiliği açısından, faşizan milliyetçilik çizgisine yakın duranlar ve bu gelişmelerden siyasal-ideolojik rant umanlar.
 
Türkiye'yi Batı dünyasından dışlamak isteyen iç ve dış çevreler.
 
Her türlü ulusal değerlerden bıkmış ve ulus devlet kavramına karşı olan, Türk kimliğini reddeden iç çevreler.
 
Ayrılıkçı etnik milliyetçiliğe destek veren iç ve dış çevreler.
 

* * *

Sonuç olarak, son günlerde güçlenen "ulusal tepkilerin" hem iç hem de dış ögelerden kaynaklanan doğal bir nitelik taşıdığını ve ortaya çıkan tepkilerin bazı çevrelerce istismar edilmek istendiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Bu durumda iki genel ilke hiç aklımızdan çıkmamalıdır:
Milliyetçilik duyguları, hangi saldırılara karşı ne denli şiddetli tepkiler olarak ortaya çıkarsa çıksın, mutlaka demokratik ve eşitlikçi bir çizgide tutulmalı, faşizan ve bölücü bir özellik kazanmaları engellenmelidir.
 
Demokratik milliyetçilik (siz buna isterseniz ulusalcılık ya da yurtseverlik de diyebilirsiniz) duyguları, toplumsal, ekonomik, siyasal ve uluslar arası sorunlarımızın çözümünde, ulusal duyarlılıklar ekseninde gerçekleştirilecek ittifakların temelini, ancak laik ve demokratik bir Türkiye çizgisinde kaldığı ölçüde oluşturabilir.

EMRE KONGAR


« Son Düzenleme: 12 Ağustos 2013, 01:27:09 Gönderen: Baris »
 

Çevrimdışı Kurt Knispel

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2290
    • Profili Görüntüle
 

Çevrimdışı Kurt Knispel

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2290
    • Profili Görüntüle
 

Çevrimdışı Baris

Ahmet Hakan'ı Kanal 7 zamanlarından hatırlarım. Fakat başı ve sonundan alıntıladığım yazı 'ne şiş ne kabap yansın' yazısı. Türkiye Barolar Birliği Başkanı Feyzioğlu'nun 'milli merkez' deki konuşmalarını da dinlesin. Aynı zamanda Ulusal Kanal'daki 2011 yayınlarını seyretti ise en büyük devrimcinin kim olduğu anlar. Burda yazısında belirttiği gibi  partinin İslam'ı keşfetmesi yok fakat durumun vahimliği gereği siyasi söylem halkın anlayacağı dilde olabilir. Umarım yazılarında daha cesaretli olur ve demokrasinin teoride değil de güçler dengesinde olduğununun farkına varır. Güçler dengesi ise zayıfın güçlüye karşı günüllü irade ve muhalefet oluşturmasında yatar. Eğer aydın bir insan ise şu an için tutacağı taraf bellidir fakat bu tür yazılar yazmak güçlüye çanak tutar.
İşçi Partisinden nefret ederim- Ahmet Hakan

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/24458682.asp?utm_source=hurriyet&utm_medium=yazarlar&utm_campaign=yazarsonyazi

Alıntı
28 Şubat günü milli güvenlik kurulu kararları tepemize bir balyoz gibi inmişti.
İnsan bari küçük de olsa bir özelliştiri yapar.

« Son Düzenleme: 19 Ağustos 2013, 05:53:11 Gönderen: Baris »
 

Çevrimdışı Kurt Knispel

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2290
    • Profili Görüntüle
 

Çevrimdışı Kurt Knispel

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2290
    • Profili Görüntüle
IMF borcu ödendi, peki diğer borçlar ne durumda

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/23284950.asp
 

Çevrimdışı Kurt Knispel

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2290
    • Profili Görüntüle
 

Çevrimdışı Kurt Knispel

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2290
    • Profili Görüntüle
 

Çevrimdışı Baris

Yeni gelen gideni aratmaz umarım.
Not: http://www.kanalb.com.tr/haber.php?HaberNo=51408#.UjCxrEAkSSB
Alıntı

TEOLOG MU, ALİM Mİ?

İlahiyat fakültelerinde felsefe derslerinin seçmeli olmasına dair YÖK ün aldığı kararlar yeni bir tartışma başlattı. Haklı olarak bazı yazarlar felsefenin müfredattan çıkarılmasına tepki gösterdiler. İtirazlar önemli ölçüde felsefe bilmeyen, felsefe tarihinden habersiz ilahiyatçının ne kadar eksik yetişeceği, dini anlama, yorumlama konusundaki bu eksikliğin ne büyük zararlara yol açacağına dairdi. İslam felsefe tarihi ile birlikte felsefe ve felsefe tarihini bilmeden, felsefe formatı olmadan ilmi eleştiri, farklı bakış açılarını kavrama ve insanlığı düşünce macerasını kavramanın mümkün olamayacağı bu teze destek niteliğinde argümanlardı. Muhtemelen birkaç polemik yazısından sonra bu konu kapanıp gidecek.

Müslümanların uzunca bir süre düşünmedikleri, düşünce üretemedikleri, yaşadıkları çağın sorunlarıyla baş edecek birikim ve düşünce kapasitesinden, usulden yoksun oldukları, farklı düşüncelerle yüzleşmekten kaçındıkları türünden tezleri ima eden eleştirilerin ilahiyat fakülteleri bağlamında gündeme getirilirken ilahiyatların gerçekte ne türden ihtiyaca cevap vermek üzere formüle edildikleri gibi temel bir soru bu arada atlanmaktadır.

Oysa asıl tartışılması gereken hususu ilahiyat fakültelerinin bizzat kendisinin, eğitim müfredatı, önerdiği insan tipi, din anlayışı gibi ana başlıkları ele alırken nasıl bir ilahiyat ve nasıl bir ilahiyatçı hedeflendiği gibi temel soruların sorulması gerekir. Hatta oraya gelmeden İmam Hatiplerin müfredatının ne durumda olduğu üzerinde ciddi olarak konuşulması gerekir. Siyasi ortamda bolca tartışılan, mağdur edilen İmam Hatipliler bir yana muhtevasıyla her iktidarın oynadığı, ağırlık kaybına uğrayan İmam Hatip okulları söz konusu.

Kaldı ki, İlahiyat Fakültelerinin Müslüman bir toplumun ihtiyaçlarına cevap verecek bir donanımda ilim adamları (alim) yetiştirmekten çok akademik dünyanın taleplerine göre formüle edildiği gerçeği ile yüzleşmek durumundayız. Bir yanda 'aydın din adamı' yetiştirmeyi hedefleyen ilahiyat fakültelerinin ilahiyattan çok teoloji eğitimine yatkın olmaları Türkiye'de tartışılması gereken temel konulardan biridir.

İslam medeniyeti diğer medeniyetlerden farklı olarak alim tipini geliştirmiştir. Birikimi, temsil ettiği şahsiyet ve misyonu itibariyle akademik formattan geçen bilim adamı, entelektüel, aydın tipinden farklıdır. İlahiyatlar ise akademik formatta teoloji eğitimi veren eğitim kurumu olması hedeflenmiştir. 'Alim tipi'ni yetiştirecek metod ve muhtevadan çok modern anlamda akademlk disiplinin gereklerine uygun şekilde, akademinin temel soru ve sorunsallarını cevap üretecek insan tipini yetiştirmek üzere kurgulanmıştır.

Önceliğinin Müslüman bir toplumda, onlara öncülük edecek alim tipini yetiştirmek olduğu söylenemez. Buna rağmen önemli hocaların, büyük gayret ve iyi niyetle yetiştirdiği çok sayıda öğrencinin varlığı bu kişisel gayretlerin sonucudur.

İslam medeniyetinin sadece Müslüman topluma değil insanlığa kazandırdığı alim tipinden akademisyenliğe geçiş farklı bir medeniyetin önerdiği bilim adamı tipidir. Bu açıdan teoloji eğitimi, hatta bir tür sosyal bilim düzeyine indirgenen, bilhassa genç akademisyen ilahiyatçıları din alimi olmaktan çok sosyal bilimci, sosyolog olma özentisine girmeleri şaşırtıcı değil. Bu durum sadece akademik çevre ve ilahiyatlarla sınırlı değil. En temel dini konuyu bile sosyal teori üzerinden çözümlemeye çalışan seküler bir yaklaşım ve düşünce üretimi İslam adına konuşan yazan çevrelerde artık hayli yaygın duruma gelmiştir.

İlahiyatlara biçim veren akademik formasyonun modern dünyanın seküler insan ve toplum tipine karşılık gelecek bilgi üretimine dayalı, farklı bir paradigmanın esas alındığı düşünülecek olursa YÖK gibi seküler bir kurumun çatısı altında gerçek anlamda dini bir eğitimin yapılıp yapılamayacağı sorusu her zamankinden daha fazla gündemdedir. Sadece akademimin epistemolojik ve paradigmatik mantığı açısından değil siyasal sistemin din tanımı ve dine açtığı alan açısından bakıldığında ciddiyetle sorgulanması gereken bir durum söz konusudur.

Temelde sorun ilahiyatlarda felsefenin öğretilip öğretilmemesinden önce ilahiyat fakültelerinden ne bekliyor ne nasıl bir ilim anlayışını geliştirmesini umuyor ve önerdiği insan tipinin hangi toplumun sorularına ne türden cevaplar vermesini hedefliyoruz? Yahut gerçekten bu tür sorular bir anlam ifade ediyor mu? Bu vesileyle hatırlamanın vaktidir. Bunca sorunlu alanda, bu çatı altında aşkla ve gayretle hakikat adına çaba gösteren hoca ve talebelerine de selam olsun.

Yeni Şafak

Akif Emre
 

Çevrimdışı Kurt Knispel

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2290
    • Profili Görüntüle
 

Çevrimdışı Kurt Knispel

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2290
    • Profili Görüntüle
 

Çevrimdışı Börklüce

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2873
    • Profili Görüntüle
(aç/kapa)
 

Çevrimdışı Kurt Knispel

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2290
    • Profili Görüntüle
Üstad döktürmüş.
 

Çevrimdışı Börklüce

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2873
    • Profili Görüntüle
Bir Ayşe Hür değil. >:( Lütfen okuyunuz. Tarihle yüzleşince anlayacağız ki Lozan ölümdü.
 

Çevrimdışı Kurt Knispel

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2290
    • Profili Görüntüle
Sevr olsaydı keşke ismi daha güzel hem...
 

Çevrimdışı Kurt Knispel

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2290
    • Profili Görüntüle
 

Çevrimdışı Kurt Knispel

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2290
    • Profili Görüntüle
AK Partili Milli Eğitim Andımız’ı savunmuş - Ahmet HAKAN
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/24897876.asp?utm_source=hurriyet&utm_medium=yazarlar&utm_campaign=yazarsonyazi

Çok güzel bir yazı olmuş özellikle son kısmı...
 

 

Forumdan uzaklaştırmalara itiraz, yasal talepler veya uygunsuz içerik bildirimlerinizi İletişim Sayfamız üzerinden yapabilirsiniz. 3 gün içerisinde yanıt verilecektir.