Gönderen Konu: EUIV - Kısa Hikayeler  (Okunma sayısı 10148 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Emperor

  • Sekban
  • *
  • İleti: 1714
  • The Mad Baron
    • Profili Görüntüle
EUIV - Kısa Hikayeler
« : 03 Eylül 2013, 22:25:36 »
Evet başlıkta belirttiğim gibi ufak çaplı ve uzun sürmeyen hikayelerinizi bu başlık altında paylaşabilirsiniz. Bazı üyelerimiz "Europa Universalis IV - İmparatorluğunuzu Yollayın!" konusuna sadece imparatorluklarının resmini ve oyun hakkında çok kısa bir bilgi vermek yerine ufak çaplı bir hikaye yazmayı, yani birkaç paragraf karalamayı, resimler ve istatistikler eklemeyi tercih ediyorlar.

Ben de bu tip yazarlardan biriyim, geçenlerde Ömer böyle bir konu açmamı ve benim gibi uzun paylaşım yapanların hikayelerinin burada paylaşılmasını önerdi. Ben de bu fikri doğru buluyorum; dediğim gibi birkaç paragraf ve resimden oluşan ufak çaplı bir hikaye yazmak fikrindeyseniz bu konuyu kullanabilirsiniz.
« Son Düzenleme: 20 Şubat 2017, 18:38:43 Gönderen: Gregory »
Heyder Baba, göyler bütün dumandı,
Günlerimiz birbirinden yamandı,
Birbirizden ayrılmayın, amandı,
Yakşılığı elimizden alıblar,
Yakşı bizi yaman güne salıblar!

Çevrimdışı Emperor

  • Sekban
  • *
  • İleti: 1714
  • The Mad Baron
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kısa Hikayeler
« Yanıtla #1 : 03 Eylül 2013, 22:27:40 »
Kastilya ile başladığım Ironman oyunum. Bu kadar güçlenmeme rağmen ai yönetimindeki bir ülkenin ilk defa bana denk olduğu ve kafa tuttuğu bir Paradox oyunu olması açısından en zevkli oyunlarımdan biri oldu.

(aç/kapa)

Tüm dünya haritası:

(aç/kapa)

Oyuna başlar başlamaz Portekiz ile evlilik bağı kurdum. Hemen ardından da varisi olmayan Portekiz tahtı üzerinde hak iddiasında bulundum. Böylece kısa sürede Portekiz'i alt edip iki ülke arasında union kurmuş oldum. Ardından Reconquista'yı tamamladım ve gelen görev gereği Kuzey Afrika kıyılarında bazı noktaları işgal ettim. Bunlardan kısa süre sonra gelen event ile Aragon ile union başladı. Seçtiğim idealar ve advisorlar ile 1470 civarı Brezilya'ya ilk kolonilerimi kurdum. Bundan sonra yaklaşık 50 yıllık bir kolonileşe sürecim başladı.

Evvela Brezilya kıyıları, ardından tüm Karayipler ve devamında muhtelif Amerika kolonileri elde ettim. 1510-1520 arası tahtlarını elimde tuttuğum Portekiz ve Aragon'u diplomatik yollarla core alarak ilhak ettim. Portekiz'in devre dışı kalması, Yüzyıl Savaşları'nda yenilen ve Güller Savaşı sırasında İskoçya tarafından ezilen İngiltere'nin zayıflaması, Fransa'nın Avusturya ile olan savaşlarla meşgul olması sebebiyle kolonicilik yarışında neredeyse rakipsiz kaldım. Bu yüzden kısa süre sonra kolonilerimi çoğalttığım gibi Aztek ve İnka altınlarını da cebime doldurdum ve kısa sürede topraklarını ele geçirdim.

Amerika'dan gelen altınlar ile büyük bir donanma inşa ettim ve bu donanmanın da yardımıyla Afrika üzerinde birçok liman kurdum veya ele geçirdim. 1500'lerin sonuna gelirken Hindistan ticaretini kendi topraklarıma akıtmak için hiçbir engel kalmamıştı. Yine Afrika'da ele geçirdiğim Mali ve Swahili altınlarının sponsorluğunda Hindistan seferine çıktım. Görev gereği bütün Hindistan kıyılarında claim almıştım. İşi biraz abartıp tek savaşta bütün Hindistan sahillerini ele geçirdim ve Doğu Hindistan Ticaret Şirketi'ni kurdum. Tabi bu kadar toprağın getirdiği overextension ile 1600'lerin başında büyük bir isyan dalgasına maruz kaldım. Hatta yapılan bir savaşta ordusunu yöneten kralım öldü ve taht akrabalık bağım bulunan Fransız soylularından birine geçti. İsyanlar öyle bir boyuta geldi ki manpower sıfırlandı, prestij -98, stability 0 oldu. İtalya'daki isyanlar sebebiyle Sicilya'yı vassal olarak serbest bıraktım. Eventlar ve yüksek sayıdaki altın madenleri yüzünden enflasyon %20'leri gördü. Neyse ki 1620'ler civarı ülkeyi tekrar toparladım ve ticaret ağlarımı oturttum.

Kolonilerim gittikçe büyüyordu. Güney Amerika tamamen benim elimdeydi, Panama, Meksika, Karayipler, Peru gibi birçok ticaret merkezinin geliri Sevilla'ya akıyordu. Mississippi ticaret merkezinin etki alanını kolonileştirmeye başladım ve buradaki ticareti de Karayipler'e kaydırarak parayı bu vasıtayla ana topraklarıma gönderdim. Yine aynı şekilde Hindistan'daki ticaret malları da Seylan, Aden, Zanzibar, Ümit Burnu, Fildişi Sahili yoluyla Sevilla'ya akıyordu. Doğu Hindistan Ticaret Şirketi'nin çalışmasıyla Hindistan'ın büyük kısmında core kazandım ve ikinci bir Hindistan savaşı patlak verdi. Kısa sürede istediğim toprakları ve dolayısıyla Hindistan'ın büyük kısmını ele geçirmiştim.

1630'lar sonrası imparatorluğumun altın çağıydı. Ülke zenginlik içinde yüzüyordu. Topraklarımda katoliklik dışında bir din ve mezhep kalmamıştı. Aldığım toprakların çoğu asimilasyon ile benim kültürüme geçmişti. Papalık uzun zamandır benim kontrolümdeydi. Batı ile evlilikler ve iyi ilişkilerim vardı. Gelen paralar ile binalar yapıyor, kolonilerimi genişletiyor, yeni keşifler yapıyor ve en önemlisi devasa bir ticaret armadası oluşturuyordum.

Altın çağımın duraklaması 1670'ler civarı başladı, sebep ortadaydı: Fransa. Uzun süredir akrabalık bağlarım bulunan ve iyi ilişkiler içinde olduğum Fransa 17. yüzyılın son yarısında büyük bir kalkınma yaşamıştı. Avusturya ve dolayısıyla onlara bağlı olan Alman İmparatorluğu ile uzun yıllar savaş içinde bulunan Fransa, İskoçya ve Macaristan tahtlarını diplomatik yollar ile ele geçirince Avrupa dengeleri değişmiti. İki cephede savaşmak zorunda kalan Avusturya yenilmiş ve Fransa Avrupa'da mutlak askeri güç olmuştu. Artık Avrupa dışında da güç aramaya başlamışlardı, Kuzey Amerika'da bir süredir kolonileri vardı lakin onların amacı büyük gelirler getiren Doğu ticaretini ele geçirmekti. Onlarca yıl sonra ilk defa bir devlet ile koloni yarışına girmiştim. Filipin Adaları ve Avustralya'yı kolonileştirip buranın ticaretini Panama ticaret merkezi üzerinden kendi topraklarıma geçirmek istiyordum. Fakat Fransa'da aynı şekilde ticarete ortak olma niyetindeydi ve bu adalarda hızla kolonileşmeye başladılar.

Doğu'daki malların Avrupa'ya taşınmasını sağlayan yol olan Afrika'daki tüm önemli limanlar benim kontrolümdeydi. Herhalde Fransa da bunu farketmiş olacak ki ilk hamlesini yaptı: Savaş. Beklediğim en kötü senaryo buydu, ilişkilerimiz çok iyiydi, iki ülke hanedanları arasında evlilik ve akrabalık bağı vardı. Bunlara rağmen Fransa ve müttefikleri savaş yolunu seçtiler. Benim asıl gücüm denizlerde ve kolonilerdeydi, fakat Fransa'nın asıl gücü ise Avrupa anakarasındaydı. Koloniler ve denizlerde başarılar sağlamama rağmen Fransa orduları başkentime kadar girdiler. Ve sonuçta 4 yıllık bir savaşın ardından teslim olmak zorunda kaldım. Afrika'da birçok koloniyi onlara veriyor, barış süresince ticaret gücümün yarısını Fransa'ya devrediyor ve üstüne 6000 altını tazminat olarak ödüyordum.

Altın çağımın ardından gelen bu ağır yenilgi beni büyük şoka uğratmıştı. Yenilginin ardından geçen 5 sene boyunca ordumu güçlendirdim, yeni müttefiklikler ve koalisyonlar kurdum. Gelirimin neredeyse tamamını ileride Fransa ile yapacağım intikam savaşına ayırdım. Müttefiklerim arasında önemli güçler yok değildi, Fransa'dan birkaç sene önce dayak yemiş Avusturya, İskoçya'nın Fransa'ya dahil olmasıyla önü tıkanan İngiltere, kendini de tehlike altında hisseden Hollanda gibi birçok Avrupa ülkesi ile Fransa'ya saldırmaya hazırdım.

Sonunda barış dönemi geçti ve Fransa'ya savaş ilan edildi. Benim liderliğimdeki koalisyona karşı Fransa ve onun müttefikleri. Savaşın başlangıcı fena değildi, Avusturya ve ben büyük kuvvetlerimiz ile Fransa içlerine ilerliyorduk, denizlerde herhangi bir tehlike ortada görünmüyordu, ta ki o gün gelene kadar. Afrika açıklarındaki Fransız donanmasını batıran gemilerimi Avrupa'ya geri göndermiştim, dinlenmeleri ve tamir olmaları için. Fakat kısa süren sonra İngilizler'in Manş Denizi'nde orta boylu bir Fransız donanması ile savaşa tutuştuğunu gördüm. Donanmamı limana sokmadan İngilizler'e yardıma gönderdim ve en büyük hatamı yapmış oldum. Savaş devam ederken savaş gemilerinden oluşan büyükçe bir Fransa donanması da çarpışmaya dahil olmuştu ve başlarında mükemmel bir amiral vardı. Yenilmiştim, hem de öyle bir yenilgiydi ki savaşın kaderini tayin etmişti. Denizlerdeki üstünlüğümü kaybetmenin ardından bir kötü haber daha gelmişti, Macaristan ordusu ile birleşen Fransız ordusu Avusturya ve Hollanda birliklerini dağıtmışlardı, kuzey cephesi çökmüştü. Yaklaşık 120.000 asker güneye yani İspanya topraklarına ilerliyordu.

(aç/kapa)

1698'e kadar iyi giden savaş tam tersine dönmüştü. Umutsuzluğa düşmüştüm fakat yine de dokuz yıl daha direndim. Sayısız savaş kazandım veya kaybettim, fakat sonunda netice ortadaydı, insan gücüm kalmamış, savaş yorgunluğu tepelere fırlamış, harcadığım paralar ve kötü ekonomi politikası sebebiyle enflasyon %40'lara yükselmişti. Yine teslim olmak zorundaydım ve oldum da. Barış sonucu yine koloniler kaybetmiş, ticaret gücümü Fransa'ya devretmiş ve binlerce altın savaş tazminatı ödemiştim. Üstüne insan gücüm sıfırlanmış, ekonomim çökmüş bir durumdaydı.

O yenilgiden beri yedi yıldır tekrar toparlanmaya çalışıyorum. Enflasyonu düşürmeye, ordumu büyütmeye ve modernleştirmeye, kaybettiğim Papalığın kontrolünü tekrar elime almaya çalışıyorum. Fransa ile ilişkilerim halen gergin, bana karşı ambargo uyguluyorlar ve koalisyon içindeler. Koloniler konusunda da yine çekişme içindeyiz. Pasifik adalarını kolonileştirmek için bir yarışıyoruz. Bakalım ileride neler olacak.

1714 yılından bazı istatistikler:

(aç/kapa)

Biraz uzun yazmışım galiba, neyse okuyanlara teşekkürler...
Heyder Baba, göyler bütün dumandı,
Günlerimiz birbirinden yamandı,
Birbirizden ayrılmayın, amandı,
Yakşılığı elimizden alıblar,
Yakşı bizi yaman güne salıblar!

Çevrimdışı Deniz Ali

  • Sekban
  • *
  • İleti: 1903
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kısa Hikayeler
« Yanıtla #2 : 03 Eylül 2013, 22:31:06 »
Takip.

Çevrimdışı menars

  • Sipahi
  • *
  • İleti: 612
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kısa Hikayeler
« Yanıtla #3 : 03 Eylül 2013, 22:36:27 »
Osmanlı neler yaptı bu yüzyıl içinde yani çok büyümüş epey güçlüdür onla bir ittifak kursaydın fransa karşında duramazdı diye düşünüyorum ama Osmanlılara ne oldu tam bilmedğimden bir şey diyemem

Çevrimdışı Emperor

  • Sekban
  • *
  • İleti: 1714
  • The Mad Baron
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kısa Hikayeler
« Yanıtla #4 : 04 Eylül 2013, 00:06:27 »
Yine bir Ironman oyunum, İsveç ile başladım. EU IV'de diplomasiye önem vermenin ne kadar önemli olduğunu anlatan bir oyun oldu benim için.

(aç/kapa)

Tüm dünya haritası:

(aç/kapa)

Oyunun başlangıcında elimde fazla bir seçenek yoktu. Union altında bulunduğum Danimarka her açıdan benden güçlüydü. Elbette başka bir devletin gölgesi altında yaşayacak değildim ama temkinli davranmakta fayda vardı. Öncelikle ordu masraflarımı kıstım ve pek işime yaramayacağını düşündüğüm ufak gemilerden oluşan donanmamı imha ettim. Amacım ileride uygun bir zamanda başlatmayı düşündüğüm Danimarka savaşı için para biriktirmekti. Sonuçta elimde tuttuğum toprakların fazla bir getirisi yoktu ve yine aynı şekilde Doğu'da Novgorod üzerinden gelen ticaret bana pek kâr payı bırakmadan Güney'e akıyordu.

Hem elimdeki parayı arttırırken hem de Kuzey'deki zayıf kalelerimi güçlendiriyordum. Aynı zamanda Danimarka ile yapacağım savaşın planlarını hazırlamaya başlamıştım. Kara ordum onlar ile denk olsa da Danimarka'ya saldırdığımda Norveç'te bana karşı ittifakta yer alacaktı ve bu dengeleri değiştiriyordu. Bu yüzden iki orduyu ayrı ayrı yok etmem lazımdı. Bunun için kritik nokta Öresund Boğazı'ydı, İsveç ile Danimarka'nın ana topraklarını ayıran bu boğazı eğer gemilerim ile kapatabilirsem Kuzey'de istediğim manevraları yapabilecek ve düşman ordularını ayrı ayrı yok edebilecektim. İşte burada planımın en önemli kısmı ortaya çıkıyordu: Donanma. Deniz gücü olarak Danimarka'nın oldukça gerisindeydim, eğer onları alt edebilecek bir donanma oluşturursam ekonomim bu masrafları kesinlikle karşılayamazdı. Bu yüzden yine bekledim ve gemileri yavaş yavaş inşa ettim.

Uzun süren bekleyişin ardından planımı hayata geçirmeye yaklaşmıştım. 15 büyük savaş gemisinden oluşan donanmam Stockholm'de demirlemiş yine 15.000 kişilik ordum Danimarka sınırında konuşlanmıştı. Tek yapmam gereken elimdeki parayı biraz daha yükseltmek, ardından ordu ve donanma masraflarını yükseltip saldırıya geçmekti. Yine birkaç yıl bekledim ve elimdeki paranın benim için alt limit olan 1000 altını geçmesini bekledim. Bu süreçte savaş planımdaki son rötuşları yapıyordum. Sonunda 1480 civarları saldırıya geçtim. Savaş tam istediğim gibi gidiyordu, donanmam Danimarka ordusunu ikiye bölüyor ve yine aynı zamanda Norveç ordusunu da yalnız bırakıyordu. İsveç topraklarına giren Danimarka ve Norveç ordularını kısa sürede imha etmiştim. Yine birkaç ay içinde etrafımdaki Danimarka topraklarını ele geçirmiştim ki o sırada Danimarka kralı öldü ve union sona erdi.

Bu beklemediğim bir gelişmeydi fakat sonuçta şans yüzüme gülmüştü. Norveç, Danimarka ve İsveç tahtlarına ayrı krallar geçmesi ile union sona ermişti ve Norveç'in bu savaşa devam etmesine gerek kalmamıştı. Böyleve Norveç'in Danimarka ile olan müttefikliğini bitirmesi karşılığı barış sağlandı ve Danimarka yalnız kalmış oldu. Artık ordumun ilerleyişi durdurulamıyordu, karşıma çıkan ufak Danimarka ordularını imha ederek tüm Danimarka şehirlerini kuşatma altına almaya başladım. Birkaç yıl içinde tüm kuşatmalar tamamlanmış ve zafer İsveç'in olmuştu. Danimarka'nın haksız yollarla elinde tuttuğu core topraklarımı geri almış ve savaşta yaptığım masraflar karşılığı yine Danimarka'dan bir miktar savaş tazminatı koparmıştım.

Bu zafer ile İsveç'in önü açılmıştı, ordumu mobilize etmişken hiç hız kaybetmeden Doğu'ya dönmüştüm. Hedefim Neva şehriydi. Kısa ve basit bir savaş olmuştu ve Novgorod'dan bu şehri devralmıştım. Seçtiğim idealar ve İsveç geleneklerim ile ordularım bir savaş makinesi haline gelmişti. Birkaç yıl içinde yeni bir sefere hazır hale gelmiştim. Gelen görev ise ekmeğime yağ sürmüştü: Norveç'i vassal yap. Norveç ile olan barışım biter bitmez savaş ilanımı ettim ve ordularım kısa sürede Norveç'in şehirlerini bir çekirge sürüsü gibi kapladı. İzlanda ve diğer birkaç adayı almam gerektiği için birkaç taşıma gemisi inşa etmem gerekti. Bu yüzden savaş beklediğimden biraz daha uzun sürse de sonuç değişmemişti. Artık İskandinavya'da en büyük güç bendim.

1500'lere girildiğinde ülkem belki de en zor günlerini yaşıyordu. Protestan şehirlerim artmış ve isyanlar baş göstermişti. En sonunda İsveç'in resmi dinini Prostestanlığa geçirmek zorunda kalmıştım. Ama isyanlar dinmek bilmiyordu, bu sefer de Katolikler isyana kalkışmıştı. İsyanlar yüzünden ordumun masraflarını kısamıyordum ve zaten azalmış olan gelirim bu masrafları karşılamaya yetişmiyordu. Yine de direnmeyi başardım, yavaş yavaş  fakat sağlam bir şekilde toparlanıyordum. Yine bu süreçte vassalım olan Norveç'i topraklarıma katmış, Danimarka ile yaptığım savaşlar ile Güney'e doğru iyice genişlemiştim. İşler düzelmeye başlıyordu...

İç karışıklıklar ve genişlemeyi aynı dönemde yaşadığım bu aralıkta yeni bir siyasete de girişmiştim. Avrupa'da yeni ilişkiler ve müttefiklikler kuruyordum. Doğu'da rakiplerini yutan Moskova ile ilişkilerimi düzeltmeye çalışırken yine aynı şekilde İskoçya'yı yutan ve benim de Norveç'in Kuzey Adaları'nı ele geçirmem sebebiyle komşum haline gelen İngiltere ile sıcak ilişkiler kurmaya başlamıştım. Yine İrlanda, Bretonlar ve İspanya ile ilişkiler kurmuş, evlilikler yapmıştım. Birkaç yıl içinde bu siyasetimin meyvelerini toplamaya başlamıştım. İrlanda'da Leinster, Fransa'da Brittany ile union kurmuştum. Yine aynı şekilde İngiltere kralı ölürse taht İsveç'e kalacaktı. Yine birkaç yıl içinde evlilik zincirimi uzatmış ve Burgundy ve Portekiz ile de aile bağları kurmuştum.

Diplomatik başarılarımın sağladığı ortam ve güven ile Yeni Dünya'ya yelken açmaya karar vermiştim. Norveç'ten aldığım İzlanda benim Kanada'ya ulaşmam için çok önemli bir avantaj sağlamıştı. Önce Grönland ve ardından birkaç sene içinde Kanada'da koloniler kurdum. Kuzey Amerika artık ellerimin altında sayılırdı, hızla bir kolonileşme sürecine girdim. Buralardan topladığım ticari malları üstünlüğün bende olduğu Hansa ticaretine aktarmak niyetindeydim, fakat kısa sürede bütün planlarımı bozacak bir olay gerçekleşti. Koloniler kurarken Avrupa ile pek ilgilenmemiştim ve İngiltere'deki büyük isyanları gözümden kaçırmıştım. İngiltere'de gerçekleşen isyanlar sonucu hanedan ortadan kaldırılmış ve bir cumhuriyet sistemi getirilmişti ve ilk rakipleri bendim. İsyanın ardından da Büyük Britanya'yı kurmuşlardı ve ticarette de aktif bir rol almaya başlamışlardı. Amerika'dan Kuzey Denizi'ne akıttığım ticareti buradan çalarak Londra'da değerlendiriyorlardı. Bu olay benim için büyük bir sorundu ve yeniden savaş planları kurmaya başlamıştım.

İskoçya üzerinde birkaç claim elde etmiştim, yine seçtiğim idealar yüzünden cumhuriyet sistemlerine karşı avantajlı bir savaş sebebim vardı. Geriye kalan iş ordumu ve donanmamı hazırlamak ve yeni müttefikler elde etmekti. Kısa sürede müttefiklerim ortaya çıkmıştı, İspanya ve Burgonya. Britanya ise yapayalnızdı. Beni tek korkutan onların devasa donanmasıydı, buna karşı bir çözüm lazımdı. Çözüm aslında belliydi, daha büyük bir donanma kurmak. Ama sorun şu ki yeterli param yoktu, bu yüzden savaşı ertelemek zorunda kalmış ve yeni bir planı devreye sokmuştum. Hedefim Aztekler ve diğer Amerika yerlileriydi. Bu hedefle ordumu kısa sürede Amerika'ya geçirdim ve yine görece çabuk savaşların ardından devasa bir hazineye sahip oldum, kendini savunmaktan aciz yerlilerin hazinesinden yaklaşık 10.000 altın ele geçirmiştim. Böylece donanma inşasına hemen başlanmıştı.

Benim ticaretimden para çalmanın hesabını ağır şekilde sormakta kararlıydım. 1570'ler civarı 50.000 kişilik ordum ve 70 gemilik donanmam ile İngiltere işgaline başladım. İyi bir komutanım ve çelik gibi sağlam askerlerim vardı, ilk yılın sonunda İskoçya düşmüştü, şimdi ordularım Londra üzerine ilerliyordu. Bu sırada kötü bir haber gelmişti, İrlanda'da çıkan isyan sonucu buradaki personal unionım sona ermişti. Fakat ordularımı bölemez ve savaşı erken bitiremezdim, bu yüzden İrlanda ellerimin arasından kaçmış oldu. Herneyse kısa süre içinde içinde Britanya'nın bütün ordularını yoketmiş ve donanmasını limanlarına sıkıştırmıştım. Yine aynı şekilde adadaki tüm kaleler kuşatmam altındaydı. Birkaç yıl içinde zafere ulaşmıştım, savaşın sonunda İskoçya'yı kendi topraklarıma katıyor ve bunun yanında en önemlisi rakibimin belini bükmüş oluyordum.

1580'ler sonrası yine benim için dinlenme dönemi olmuştu. Diplomatik ilişkilerimi düzeltiyor, yatırımlar yapıyor ve zaman zaman İspanya'nın Osmanlı ve Fransa ile olan uzun savaşına yardımda bulunuyordum. 1590'lar geldiğinde kolonilerim iyice yayılmış aldığım bölgelerde gücümü perçinlemiştim. Fakat halen Britanya ticaretimi çalıyor ve daha da önemlisi Doğu'da bir canavar doğuyordu: Rusya. Benim hep Batı ile ilgilenmem sonucu kendine güçlenme fırsatı bulan Moskova iyice genişlemiş ve Rusya'yı kurmuştu. Fakat benim ilgim halen Batı'daydı, Doğu ile sonra ilgilenecektim. Bu yüzden ikinci bir İngiltere seferi planladım, ama öncesinde finansman için Mali'yi işgal ettim ve buradan yaklaşık 5000 altın ele geçirdim. Ardından yine Britanya'ya savaş ilan ettim. Zayıflamış Britanya'yı bu sefer daha kolayca ezdim ve savaşın sonunda İskoçya'nın geri kalanını ve Kuzey İngiltere'den birkaç toprak ele geçirdim.

Britanya'yı ezmek yeteri kadar sevindiriciyken beni bundan kat kat daha mutlu edecek bir haber gelmişti. İspanya kralı ardında bir veliaht bırakmadan ölmüş ve bu koca sömürge imparatorluğunun tahtı bana kalmıştı. Bu son gelişmeler ile Avrupa'da mütevazi bir güç iken şimdi belki de en önemli devletlerden biri olmuştum. Eğer İspanya topraklarını kendi krallığıma katmayı başarabilirsem devasa bir imparatorluk haline geleceğim. Şimdilik durum iyi duruyor ama işler belli olmaz, kısa vadede yine de rakiplerimi yavaş yavaş güçsüzleştireceğim. Geçen oyunumda Fransa gibi bir gücü serbest bıraktığım için her ne kadar güçlensem de beni yenmeyi başarmışlardı. Bu sefer Fransa'yı Burgonya ve İspanya ile ezdim fakat bu sefer de Rusya güçleniyor, onlara dikkat etmem gerekiyor sanırım. Herneyse birkaç istatistik ekleyeyim:

Diplomatik harita:
(aç/kapa)

Ekonomik durum:
(aç/kapa)

Ordu durumu:
(aç/kapa)

Donanma durumu:
(aç/kapa)







Heyder Baba, göyler bütün dumandı,
Günlerimiz birbirinden yamandı,
Birbirizden ayrılmayın, amandı,
Yakşılığı elimizden alıblar,
Yakşı bizi yaman güne salıblar!

Çevrimdışı menars

  • Sipahi
  • *
  • İleti: 612
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kısa Hikayeler
« Yanıtla #5 : 04 Eylül 2013, 00:19:31 »
Güzel olmuş ama dikkat et İspanyada çok güçlenmiş elinden kaçarsa o Rusyadan daha büyük bir sorun haline gelir

Çevrimdışı Börklüce

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2353
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kısa Hikayeler
« Yanıtla #6 : 04 Eylül 2013, 00:33:21 »
Aslında Rusya ile Türkiye birbirine girse, İspanya entegre olmasa dahi İskandinavya batı sorununu tek başına çözebilir.

Krakow da ibretlikmiş bu arada. :P

Çevrimdışı menars

  • Sipahi
  • *
  • İleti: 612
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kısa Hikayeler
« Yanıtla #7 : 04 Eylül 2013, 23:42:09 »
Osmanlı 1444-1552

(aç/kapa)

Dünya Haritası

(aç/kapa)

Oyun başında Arnavutluğu hızlı bir şekilde ilhak edip ordularımı Anadoluya yollamak istiyordum başarılı bir şekilde Arnavutluğu ilhak edip Anadoludaki Türk topraklarını almaya baktım Hızlı bir şekide Candar Ramazan Dulkadir ve Karamanoğullarını ilhak ettim biraz hızlı davranmam iyi oldu çünkü Memlük veya Timurlarla müttefik değillerdi Ardından İstanbulu ele geçirmek için bir plan yaptım fakat Venedik ile müttefikti bende güçlü bir filo hazırladım bir kaç yıl sonra savaş ilan ettim venedik çıkartma yada donanmasıyla bana saldırmadı filomdan korkmuş olsa gerek böylelikle Bizansı tamamen ilhak ettim bu biraz kötü şöhret getirmiş olsada ülkemin temellerini atacak bir adımdı fakat yanımda potansiyel bir kaç düşman vardı Memlükler ve Moskova bu yüzden hızlıca diplomatik ilişkilere başladım ve Kırımla bir dostluk kurdum uzun dostluğumuzun bir kanıtı olarakta onunla Gürcistanı feth ettik bana olan güveni artmışken onunla Memlüklere savaş açtım ve hak iddia ettiğim toprakları almak için bir savaşa girdim ama Timurda savaşa girdi 10.000 kişilik ordumu tuzağa düşürdüler ve hepsini kendi topraklarında öldürdüler bende seyirci kalmadım hemen bir ordu daha çıkarmıştım ama savaş için ayırdığım para neredeyse biticekti son bir saldırı ile 19.000 kişilik timur ordusunu 18.000 Osmanlı ordusu ve 5.000 kişilik Kırım ordusu ile yendim arkalarda beklettiğim ordu ile ordularını tuzağa düşürüp yenmiştim savaşın sonunda istediğim toprakları aldım ve % 1.50 enflasyon ile savaşı bitirdim barış sürecinde Camiler yaparak(Temple) ülkenin refah düzeyini arttırdım 50-60 yıl içinde küçük ve büyük çaplı savaşlar yaptım ve avrupada bariz bir güçtüm ve Eflak´ı vassalım yaptım bu arada Fransa Avrupada epey güçlenmiş ve Danimarkada diplomatik yollarla İsveç ve Norveçi topraklarına katmış tabi Kırım ile yaptığım müttefiklik meyvesinide vermişti Moskova hiç güçlenememiş toprakları parçalanmıştı asıl olaylar 1510 yılından sonra başladı

Memlüklerle ile yaptığım savaşlarla Kudüse kadar geldim ve Memlükleri ilhak etmek için hazırdım ve ilhaka başladım epey uzun bir savaştan sonra Memlükleri zorlanmadan ilhak ettim fakat Fransaya karşı bir koalisyona katılmıştım ve Avusturyada bilerekmi yaptı artık Fransaya savaş açmış bende Fransızlarla bir savaştaydım Fakat Tüm dünyayı karşısına alan Fransa Epey çetin bir savaştan sonra Avusturyaya 2 tane toprak verip savaşı bitirdi bende bu sırada savaştan uzak durup Gırnatayı canlandırma operasyonuna başladım Gırnata kurulmuştu ama Portekiz ve Kastilya Gırnataya bir savaş açmıştı bende Gırnatanın yanında savaşa girdim Savaş benim istedğim gibi giderken galley tipi gemilerimi biraz ispanya sahilinde bekletirken hiç beklemediğim bir saldırı ile tüm gemilerim batmıştı 2 yıl gemilerin çıkmasını bekledim bu arada yeni bir kaç ordu kurmuş ve İspanyolların elinde olan Gırnatayı kurtarmaya gidiyordum istediğim gibi 35.000 kişilik bir orduyu İberya Yarımadasına çıkarttım ve zaten yorgun düşen bu 2 ülkeyi yeniyordum bu arada Avusturyada savaşa katılmış ben tabi görmemiştim ve balkan ordumu yenip balkanları işgal etmeye başladı biran tedirgin oldum diplomatik gücüm savaş yorgunluğunu karşılayamayacak şekilde düşmüştü Mısırdaki ordularım alıp Avustuyayı yendim savaşın ortasında Kraliyet evliliğim olan Kırımın tahtında bir iddia vardı bende taht benim hakkım dedim ve tahtı ele geçirme savaşı başlattım 3 cephedende savaşırken portekiz savaşta yenik düştü ve elinde olan Morocco ve Gırnata topraklarını geri verdi Kastilya olan savaşımı bitirmeden Avusturya ile barış yaptım ve Kastilyayı ele geçirdim barış olarakta bir kaç kıyısı hariç çoğunu aldım böylelikle sömürgeciliğini bitirmeyi umuyordum Kırım hiç beklemedğim bir güçle bana saldırdı ordularımı geride çekmiyordum aldığım topraklarda isyan çıkıyordu onlarla uğraşırken Polonya bana savaş açtı Avrupada 35.000 Avrupada 30.000 ordum vardı savaş yorgunluğu 6-7 lere kadar çıktı zaten overextension sorunu vardı tabi inatım yüzünden savaşa devam ettim Kırımla işimi bitirdim ve unionum yaptım Polonyaya ise 600 duka altın verdim savaş birmişti epey rahatladım uzun bir süre isyanlarla uğraştım şiiler isyan düzenleyip doğudaki topraklarımı şii yapmaya çalıştı ama onlarıda durdurdum isyan ve savaş dönemi bitmişken epey güçlü bir donanma ve ordu ile dünyanın başındaydım ama hiç beklemediğim bir şey oldu Kastilya öcünün almak için savaş açtı bu yetmezmiş gibi epey agresif olduğum için başta venedik Fransa Hicaz ve Avusturya olmak üzere sağlam bir savaşa giriştim ve şu an biraz düşünüyorum ne yapmalıyım diye eğer kaybedersem tüm planlarım suya düşmüş olucak ileride Hindistan ile İberyayı müslüman yapmak gibi hayallerim vardı ne yapalım bir 50 yıl daha beklicem galiba

(aç/kapa)

Ordu

(aç/kapa)

Donanma

(aç/kapa)

Çevrimdışı barkardes

  • Sekban
  • *
  • İleti: 1568
  • Fakirin Fekeresi
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kısa Hikayeler
« Yanıtla #8 : 05 Eylül 2013, 00:50:13 »
Teknolojin nasıl?Mümkünse teknolojik haritayı atar mısın?

Çevrimdışı menars

  • Sipahi
  • *
  • İleti: 612
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kısa Hikayeler
« Yanıtla #9 : 05 Eylül 2013, 01:02:09 »
Bir aralara 1. idim ama son savaşlar yüzünden özellikle diplomatik anlamda geri kaldım

(aç/kapa)

Adm 12

Dip 10

Mil 14

1.Danimarka hepsi 13

Çevrimdışı barkardes

  • Sekban
  • *
  • İleti: 1568
  • Fakirin Fekeresi
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kısa Hikayeler
« Yanıtla #10 : 05 Eylül 2013, 09:39:55 »
O kadar genişlemeye rağmen teknolojin iyi kalmış.Bende sarımsı renkten kurtulamıyor.Osmanlı oyunuma az daha devam edip topraklarım arasında bağlantı sağlayınca oyunumu burada paylaşırım.

Çevrimdışı menars

  • Sipahi
  • *
  • İleti: 612
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kısa Hikayeler
« Yanıtla #11 : 05 Eylül 2013, 14:07:02 »
tamamen yönetici şansı desem sana çok iyi geldiler ama son 2 si yüzünden geriledim diğerleri 5 lerde geziyordu

Çevrimdışı PERSIAN

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2939
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kısa Hikayeler
« Yanıtla #12 : 05 Eylül 2013, 14:13:11 »
Teknoloji haritasının resmi nasıl çekiliyor?

Çevrimdışı menars

  • Sipahi
  • *
  • İleti: 612
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kısa Hikayeler
« Yanıtla #13 : 05 Eylül 2013, 14:15:41 »
teknoloji haritasına tıkla F10 a bas

Çevrimdışı Artiz

  • Sekban
  • *
  • İleti: 1379
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kısa Hikayeler
« Yanıtla #14 : 05 Eylül 2013, 14:44:52 »
Yeşil olmasının bir anlamı yok zaten en iyisi sarı, gerisini harcamayın tbrk*
Bu arada Fransa İngilizleri napmış öyle :( Buff gerek İngilizlere...
« Son Düzenleme: 05 Eylül 2013, 14:45:24 Gönderen: Artiz »

Çevrimdışı PERSIAN

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2939
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kısa Hikayeler
« Yanıtla #15 : 05 Eylül 2013, 14:48:06 »
Teşekkürler. Bu da benim Rusya'mın teknolojisi. :D
(aç/kapa)

Çevrimdışı menars

  • Sipahi
  • *
  • İleti: 612
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kısa Hikayeler
« Yanıtla #16 : 05 Eylül 2013, 15:45:05 »
gerçekten iyi  ama osmanlı çok geri kalmış galiba

Çevrimdışı Börklüce

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2353
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kısa Hikayeler
« Yanıtla #17 : 21 Ekim 2013, 19:02:47 »
Hangi oyunda olursa olsun hep itici gelen Portekiz'i bir deneyeyim dedim, gayet de zevkli bir ülkeymiş, çok keyifli oyun oluyor. Malum sebepten dolayı ironman modda oynayamıyorum, ama hile hurda girme çıkma yapılmamıştır.

Oyunun başından beri hep barışçıl bir politika izledim. İberya'daki devletlerle müttefik olup hanedanlar arası bağ kurdum, böylece kendimi sağlama aldım. İngilizlere hiçbir savaşında destek olmadım, zaten Avrupa'da çıkan her savaştan uzak kaldım, gerekirse müttefiklerimi sattım. Böylece gereksiz harcamalardan kaçınmış oldum. İlk ideam ile stratejime uygun olan koloniciliğe başlamak için exploration'ı seçtim. İkincisini seçerken yönetim puanlarının yeterliliği ve ordumun gücünü düşünerek offensive'de karar kıldım. Üçüncü seçimim daha hızlı yayılmak ve daha iyi ticari güç için expansion ideası oldu. Hiç durmadan genişlememi sürdürdüm; mümkün olduğunca her kıtaya yayılmaya, kıyıları kolonileştirmeye çalıştım, kolay lokma olan ve ilhakı basit olan kabile devletlerini yuta yuta büyüdüm, Orta Afrika'da yerimi sağlamlaştırmak için Mali ve Songai'ye ayarı verdim, Fas'ı hem ticari hem siyasi olarak güçten düşürmem gerekti, Kastilya-Fransa savaşı sonunda serbest kalan Galiçya'yı ilhak ettim.

Bu son olaydan sonra Kastilya müttefikliği bozdu, ben de Fransa ile yakınlaşmaya çalışıyorum. Kasilya'nın istediğim kolonilerine claim atarak ve gemi üreterek savaşa hazırlanıyorum. Ordu limitim ve asker sayım zaten daha fazla, çok az olan gemi farkını da hemencecik kapatacağım. Savaşı İber'deki muharebeler belirleyeceği için yavaş yavaş anakaraya ordumu taşıyor ve limiti aşacak olmama rağmen daha fazla birlik üretiyorum.

Diğer ülkeler de fena gelişmedi, özellikle Katalanlar iyice güçlendi, İber'de dengeler korunuyor. İngiltere birçok uzun süren savaşa rağmen iyi durumda, adasına çekildi, kolonilerle uğraşıyor. Fransa her zamanki gibi çok güçlü. İsveç, Danimarka hakimiyetinden kurtuldu, doğu da genel olarak dengeli. Türkler teknolojinin de etkisiyle güçsüz kaldı ama en büyük donanma onlarda, gerçi yıl 1571, her an her şey olabilir. :P

(aç/kapa)

Çok fazla bina yaptığım için teknolojide çok az geri kaldım. İnsangücü için yaptığım sürüyle bina ve koloni bölgelerindeki yerlileri sürekli katletmeme rağmen askeri teknolojide zamana ayak uyduruyorum. Diğer alanlar için bol bol puana ihtiyacım var, özellikle kültürel asimilasyon için diplomatik puan ihtiyacım çok fazla.

(aç/kapa)

(aç/kapa)

Karayipler ve Fildişi'den transfer ettiğim ticaretin kârını Sevilla'ya ulaşmadan Mauretenia'da topluyorum. Kendi bölgelerime doğru akışı olmayan Chesapeke körfezindeki ticaretin kârını toplamaya tüccar gönderdim.

(aç/kapa)

(aç/kapa)

(aç/kapa)

Çevrimdışı Börklüce

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2353
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kısa Hikayeler
« Yanıtla #18 : 14 Kasım 2013, 16:30:15 »
Bıraktıktan sonra kolonizasyonun kesinlikle op olduğuna kanaat getirdiğim Fas oyunum. Ayrıca deniz savaşlarına da ayrı bir ayar şart, kesinlikle dengelenmeli.

Doğal olarak ana stratejim kolonizasyonda ve dolayısıyla birçok ticaret bölgesinde tekel olmak, Afrika'nın tek hakimi olmak ve din savaşlarında hep taraf olmaktı. Böyle de yaptım, en başından beri kolonizasyona önem vererek -başlarda zorlansam da- geliştim, yavaş yavaş ekonomik olarak güçlenince sınırdaki devletlere doğru da genişledim. Oyunun başlarında hem Memlük hem de Osmanlı ile müttefik olsam da Kuzey Afrika'da genişlemeye başladıktan sonra tarafımı net olarak belirttim ve Osmanlı'yı hiçbir savaşında yalnız bırakmadım, savaşta oldukça hep yardımda bulundum, savaşta olmasak dahi 500 altınlık yardımlarımla ekonomisine bayağı bir destek olmuşumdur.

Başkentimi Sevilla ticaret bölgesine taşıdığım için tüccarlarımı daha etkili olacak şekilde dağıtabildim. Özellikle Karayipler'de ticaretin kârı çok fark yaratıyor, önemli bir bölge, çok iyi gelir sağlıyordu. Tabii bu bölgeye çok büyük oranda hakim olmak ve ayrıca İber'de toprak sahibi olmak için ezeli düşmanlarım olan İberlilerle iki büyük savaş yaptım, ikincisi 50 sene sürdü:

1558'de başlayıp 1608'de biten Uzun Savaş, namı diğer 2. İber Savaşı. Savaş başladığında taraflar birincisiyle aynıydı; Osmanlı İmparatorluğu, Memlük Devleti ve Mağrip İmparatorluğu'nun karşısında Portekiz, Burgonya, Kastilya ve Aragon krallıkları vardı. 1558'de Avrupa'dan hem teknoloji hem de taktik anlamda çok geride olan kara ordumuz yüzünden erken tarihlerde yaptığımız iki çıkarma da başarısız oldu. Askeri konaklama hakkı aldığımız Fransa sayesinde büyük kayıplar vermeden savaşı devam ettirebildiysek de durumun umutsuzluğu su götürmezdi; karada bir savaş kazanmamız hiçbir şekilde mümkün görünmüyordu, toplayabildiğimiz 75 bin kişilik orduyu 30-40 binlik ordularla rahatça durdurabiliyordu Haçlılar. Denizde ise durum tam tersiydi, Cebelitarık açıklarında Haçlı filosunu tamamen imha ettikten sonra rahatça ablukamızı sürdürmüş ve hatta ticaretimizi koruyacak filolar da ayırabilmiştik.

Uzun Savaş sürerken birçok olay gelişti. Bir kere savaş esnasında ana taraflar haricinde savaştan çekilmeler oldu; önce Osmanlılar, sonra Memlükler ve Burgonya beyaz barış ile savaştan çekildi, Aragon ise savaş esnasında Kastilya'ya entegre edildi. Sınırlar da aynı kalmadı. Haçlıların ambargomuz sayesinde erişemeyecekleri bölgeleri birer birer kuşatıp işgal ettik, zamanla burada çıkan ayaklanmalara da karışmadık ve sonuçta bu bölgelerdeki otorite sahipleri değişti. Breton'da, İtalya'da ve Palma'da çıkan ayaklanmalarla toplamda altı bölge kayba uğrayan Kastilya, ambargomuz sayesinde yükselen savaş yorgunluğunu düşürmek için de deniz teknolojilerinde geri kaldı. Portekiz ayrı bir barış yapıp savaştan ayrılamadığı için ve de kolonilerine ulaşamadığı için zor durumdaydı, çünkü kurulan kolonilerin hepsini yakıyordum. Onlar da savaş yorgunluğundan muzdaripti ve bunu dengelemek için denizcilik alanında geri kaldılar.

Öte yandan, Mağriplerin ileri görüşlü imparatoru biraz da süregelen soğuk savaşın kızgınlığı ve bu konuda bir şey yapamamanın verdiği çaresizlikle inat ediyor, savaşı sürdürüyordu. Haçlılar kağıt üstünde avantajlılardı, hedefledikleri Sevilla'yı işgal etmişlerdi. Üstünlüğün kendilerinde olduğu yanılgısına şuursuzca bağlanıp rüyayı yaşayan Haçlılar, 1. İber Savaşı'ndan sonra müslüman idaresine geçmiş bölgeleri almakta inat ediyorlar, müslüman imparatorlukların müttefikliğinin dağıtılmasını, üstüne de yüklü miktarda savaş tazminatı istiyorlardı. Vaziyet bu haldeyken yapılması gereken tek bir şey vardı; Haçlıların askeri alandaki üstünlüklerinin sebepleri iyice araştırılacak, öğrenilecek, yeni teknolojiler getirtilecek ve meydanlarda üstün gelen yeni taktikler tümüyle tatbik edilecekti. Bu çok uzun süreci Sultan Muhammed başlatacak, oğlu 4. Osman nihayete erdirecekti.

Sürekli çıkan ve büyük zorluklarla bastırılan isyanlar, önceden yapıldığı gibi devam eden imar faaliyetleri yüzünden gereğinden fazla teknolojik geri kalmışlığın sonucuydu. Gerçekten de Portekiz'in isyan eden köylüsü bile düzenli ordumuzu kolaylıkla mağlup edebiliyordu. İmparatorluk bir yandan büyürken, bir yandan da küçülüyordu ama süren savaşın sonucuna göre tam olarak dağılabilirdi de. (sürekli kolonileri genişletiyordum, ancak bir Karayip adasında çıkan isyan yüzünden adanın kontrolü Portekiz'e geçti) Bütün zorluklara rağmen ekonomik sağlamlığımız bizi ayakta tutuyor, çok büyük ordu ve donanmayı rahatlıkla besleyebiliyorduk, en sonunda da beklenen oldu ve uzun yılların uğraşı sonuç verdi, artık askeri anlayışı değişmiş, bambaşka bir ordu ortaya çıkmıştı. Durmaksızın güçlenen ve gelişen ordunun subay oranı, disiplini, taktik anlayışı ve teknolojik donanımı, çok uzun zaman sonra Fransa sınırında karşılaşan iki ufak ordunun çarpışmasının sonucunda kendini göstermişti, bu çarpışma sarayda çok ses çıkarmıştı. 4. Osman anlamıştı ki zaman gelmişti. İmparatorluğun her bölgesinden çağrılan birliklerle istila kuvvetleri organize edildi, tersanelerde yaptırılan fazladan taşıma gemileriyle işgal edilmiş olan Sevilla üzerinden İber'in istilasına başlandı. Bütün meydan muharebeleri kazanıldı ve Haçlılar perişan edildi. Tarihin seyrini değiştiren 50 yıl savaşları sonuçları itibariyle Haçlılar için yıkıcı oldu, İber'de savaş hiç eksik olmadı ve bir an toparlanır gibi olsa da İspanya çoğu zaman istilalara uğradı; İspanyollar, Katalonya'yı, Galiçya'yı, Gırnata'yı ve Fransa'nın hak iddia ettiği topraklarını kaybetti, Portekizlilerle beraber koloni yarışında geri kaldılar. Savaştan süper güç olarak çıkan Mağrip İmparatorluğu uzun yıllar boyunca dünyanın en büyük gücü olarak kalacaktı, bölünen katoliklerin düşmanlarına karşı en büyük destek umudu olacaktı. Ancak daha da ileri bir tarihte, Mağriplerin her türlü garantisi, savaş yardımı, ekonomik ve askeri desteğine rağmen güçten düşen Osmanlılar ve Kırım'ı mağlup edip Avrupa'ya doğru da genişleyen Rusya, ikinci bir süper güç olarak doğudaki yerini alacaktı.

Rusya çok güçlendi, iyi güçlendi ama benim batılı olma avantajım ağır bastı. Avusturya'yı dahi kolaylıkla mağlup eden ordularım geri kalmış Rus ve Leh ordularına bayağı bir üstün geliyordu. Zaten bir zaman sonra kara orduları limitimiz de dengelendi. Denizde zaten açık ara en güçlü bendim, ticaret filosu tek başına yetiyordu, en eski tip gemiler bile vardı, savaş kaybetmiyordum, istediğim gibi ordan oraya büyük sayıda orduları taşıyordum. Her daim +200/+200 ilişkilerimiz olmuş hiç yalnız bırakmadığım kadim dostum Osmanlı'nın çok uzun süren duraklama devrinden sonra toparlanması ile genel sıralamada ikinci olacak kadar güçlenmesi gerçeğini de dikkate alınca Rusya dahi ciddi bir rakip olmaktan çıktı. :) Zaten Rusya da rakip olmaktan çıkınca oyunun hiçbir keyfi kalmadı.

Bu devirlerde Haçlılar daha üstündü.
(aç/kapa)

Ama savaş içinde batılılaşarak kör talihimize bir son verdik. :)
(aç/kapa)

Artık bu tür savaşlar bizi hiç zorlamıyordu, Haçlılar geri kalmıştı.
(aç/kapa)

1691 yılının başında teknoloji haritası:
(aç/kapa)

Sünni İslam'ı yaymaktan geri kalmadık, gerçi Amerika'nın kıyıları kurtuldu. :P
(aç/kapa)

Buradaki history kısmında yazanları okumak çok keyifli.
(aç/kapa)

Çevrimdışı Börklüce

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2353
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kısa Hikayeler
« Yanıtla #19 : 08 Aralık 2013, 02:14:43 »
Batılı güçlerden birine şehir satamıyorum ki batılılaşayım, Somali'nin kolonileşmesini beklemek zorundayım.

Anadolu'yu Leh işgalinden kurtarıyorum, bundan sonra sırada Azerbaycan'ı entegre edip Arabistan'a tamamen egemen olmak var.

(aç/kapa)
Böyle sultanın Allah belasını versin. Bir de bunlar ölünce stability eksi yiyor, batılılaşırken çok ciddi zarar veriyor.
(aç/kapa)

Sarduca konuşan Müslüman Latin; Sultan Giovanni.
(aç/kapa)

Osmanlı sadece Arnavutluk'a hakim. Balkanlar çok karışık, Lehler ne alakaysa Türkiye'nin içlerine girmiş, İtalyanlar boş umutlar peşinde. Macarların imparatorluğu güçlü, Fransızların ve İspanyollarınki çok daha güçlü. Ancak batılılaşma serüvenimiz nihayete erdi, teknolojide Avrupa'yı yakaladığımızda saldıracağız, o zamana kadar hedef İran.
(aç/kapa)
Altın olan bölgeyi alıp durdum, çıkmayacağım yukarılara, hem sınırlar şekil oldu. :P İran da aynı şekilde, tamamen işgal edilmeyecek. Osmanlı gibi darülharp Balkanlar'a akacağım, Konstantinopolis'i payitaht yapacağım. Ancak görüldüğü gibi Polonya'ya savaş açmak yemiyor:

(aç/kapa)

Teknolojide çok gerideyiz, batılılaşma çok uzun sürdü. En iyi Fransa 20-20-22 olmuş. Çüş demezler mi? Derler.

(aç/kapa)

Ülkenin adını değiştirmek olsaydı keşke, Memlük ne arkadaş, koca imparatorluk olmuşuz halen daha köle muamelesi görüyoruz. Yönetici sınıf biziz, elit sınıf biziz, sanatçıyı ilim adamını biz kolluyoruz, askeri bizi eğitiyoruz, orduyu biz himaye ediyoruz, ama gelgelelim bu yüz kızartıcı adı yasaklamıyor ve hatta devletimizi de böyle isimlendiriyoruz. Ne iş ne ayak diye sorarlar...
Ahahahahah hiç güleceğim yoktu Kazan kardeş. :stop:

(aç/kapa)
Yok, ironman değil, ama hile hurda yok tabii. :)

Şu vaziyette bile deli gibi isyan çıkıyor, sürekli savaş var, bazı isyancılar Cengiz'in ordusuna taş çıkartacak kadar psikopat oldukları için bastırmakta zorlandığım anlar oluyor. Özellikle Etiyopyalılar neyin davasını güdüyorlarsa artık, oyunun başından beri mütemadiyen isyan, hep bi ergenlik... Neredeyse başlangıçtan beri sahibim oralara, halen daha milliyetçilik var adamlarda.

(aç/kapa)
Bir de Ortodoks herifler, hep isyan hep isyan, ama din ideasıyla çözeceğim bu sorunu. İlk başta diplomasiyi almam en büyük hatam oldu herhalde, keşke başka bir şey seçeydim...

(aç/kapa)

Genel durum da bu. Görüldüğü gibi Katalanya bağımsız olmasına rağmen İspanya hayvani güçlü, Fransa desen almış götürmüş, Portekiz de çok güçlü; Karayipler'e hakim. İngilizler Amerika'yı kapatmış, Polonya'nın PU'sunda Litvanya olmasa zaten güçlü olan Rusya'nın önünü alamayacağız, e Litvanya entegre olunca da Polonya'yı tutamayacağız zati. Anlayacağınız; içinde bulunduğumuz konjonktür, Batı dünyasına kafa tutmamızı engelliyor. Bunda geç batılılaşmamızın (çok uzun sürdü) ve başımıza geçen hükümdarların alayının yeteneksiz olmasının da etkisi var. Tabii yıllık eventların da hep kötüleri denk geliyor, hep teknoloji ücretini fazlalaştıran event geliyor, sürekli yönetici ölüyor, o kadar 3. seviye danışmana rağmen stability arttıran event sadece iki kere geldi. Memlük zevkli ülke vesselam...

(aç/kapa)
Anadolu kurtuldu, Horasan'a kadar bütün İran entegre oluyor, arada bir Kafkas arada bir de Doğu Afrika sahillerinde genişleme dışında herhangi bir yere doğru patlamayı düşünmüyorum, Arabistan'a bile tamamen hakim değilim. Ama şu anda içinde olduğum savaş biter bitmez direk Konstantinopolis'e sefer açacağım, 15 base tax biraz kasacak ama bayılacağız artık adm puanlarını. :)

Araplaşmış uyduruk sultanlardan sonra şaşırttı bu durum, ilk defa adam akıllı komutan çıktı. Prens Eugene'in çağdaşı Kayıt Bey sayesinde bu savaştan alnımızın akıyla çıktık, resimde de görüldüğü gibi İspanya'yı zor anında yakaladık, yoksa sadece kendi müttefiklerimizle kazanamayabilirdik savaşı.

(aç/kapa)

Uzun zamandır isyanlarla boğuşan İspanya yamuldu, Granada koptu ülkeden, şimdi bir savaş daha kaybediyor, eski gücüne kavuşamaz artık. Fransa'nın PU'sunda olan Avusturya ile Rusya'nın PU'sunda olan Macaristan'ın savaşı büyüyerek dünya savaşına dönüştü. Zor bir savaş olacak, Rusya tek başına Memlük + Fransa ediyor.

(aç/kapa)
Paris'e değil de Kahire'ye neredeyse giriyordu. Rusya + İsveç bana abandı, ordularının büyük kısmını Anadolu'ya yolladı, geri kalan az kısmını ise Avrupa'da Fransızlar mağlup etti. Kafkaslar ve Anadolu işgal edilirken elimizden geleni yaptık, sıfırı çeken insangücüne rağmen direnişi bırakmadık, sonunda da Fransa ile Rusya barış imzaladı zaten. Polonya + Litvanya gibi Rusya'nın daha da güçlenmesini engelleyen bir ittifak olmasaydı bütün Avrupa yandıydı, herkes bir araya gelse bir Rusya etmezdi. :P

Oyundaki gariplikler de bitmiyor, Sünni Sardinyalılardan sonra Şii Bulgarlar:

(aç/kapa)

Rusya'nın sıcak denizlere inme politikası Hindistan kıyılarına yoğunlaşmış. ;D Macarlar PU'da, Grekler de vassal, onları entegre etse fena öper beni.

(aç/kapa)

Genel olarak her şey çok iyi; teknolojide bir eksiğimiz yok, hükümdar puanları fazla geliyor, para desen gani gani, asker desen sahildeki kumlar gibi, dış ilişkiler desen gereğinden fazla iyi, Özbekler'e desteğimiz sürüyor, Cezayir'i entegre ediyoruz, ülkenin her tarafına hizmet götürüyoruz, her tarafta imar faaliyetlerimiz sürüyor, ticaretimiz iyi vergimiz iyi üretimimiz iyi... Ammaaaaa, en nihai hedefimiz olan Konstantinopolis'i başkent yapma hayalimiz oyun mekaniklerine takıldı, başka kıtadan bir bölgeyi başkent yapamıyoruz. Olmadı bu işte. Olmadı.

(aç/kapa)

Bir aralar bildiğiniz Turancı olduyduk, tek eksiğimiz Rus etkisi altında kalan Macarlardı.

(aç/kapa)

Sürekli ambargolarla boğuştuk. Bütün ticaret gemilerini Konstantiniyye ve İskenderiye için kullanan Venedik-Rusya ikilisi, ticaretimizin dörtte birini çalacak kadar etkin olmuştu. Ticaretin karı da çok önemli olduğu için bazı zamanlar borca girmek zorunda kaldık ama genel olarak topraklarımızdaki ticaret yollarına hakimdik.

(aç/kapa)

İlk bitirdiğim oyun oldu. Son 50-60 senedeki çok az savaşı ve yavaş geçen zamanı düşününce zaman aralığı bana göre fazla bile olmuş, buna rağmen 400 senenin az bulunmasını anlamıyorum. Fransa o kadar güçlüydü ki, ordusu, Macaristan ve Balkanlar'ı yutan Rusya'nınkinden daha büyüktü. Birçok defa elime geçen Özbek tahtında iddiada bulunma imkanını kullansaydım bu ikisine denk bir güç olabilirdim ama en son tarihe kadar, müttefiklerinin de fazla olmasından dolayı, ikisinden biriyle savaşa girmekten kaçındım.

(aç/kapa)

(aç/kapa)