Gönderen Konu: İptal Edildi Ben Japon değilim!!! (Sıradan Bir Kore Hikayesi) (Hyang'ın Yolu) (Anketli)  (Okunma sayısı 29802 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Snykdel

  • Arşidük
  • *
  • İleti: 2700
    • Profili Görüntüle
 

Çevrimdışı Avicenna

  • Kont
  • *
  • İleti: 523
  • In God is Our Trust !
    • Profili Görüntüle
Çok iyi.Bekliyoruz yeni bölümü.
 

Çevrimdışı Wayfear

Arkamda dost Fransız tümeni olmasındansa önümde Alman ordusu olmasını tercih ederim.

George S. Patton
 

Çevrimdışı FANBOY

  • Şövalye
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Bugün biraz keyifsizim, bölümü yazsam da pek güzel bişey çıkacağını sanmıyorum. Yeni bölüm yarın paylaşılacak.

Çevrimdışı samuray ahmet

  • Senyör
  • *
  • İleti: 251
  • Mirajane-Devil Form
    • Profili Görüntüle
 

Çevrimdışı FANBOY

  • Şövalye
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Manchu'lu Günler

Aylardır sınırda bekliyoruz. Ah şu Ming destek verseydi, şimdiye başkentlerindeydik. Kampta gezinirken bikaç subayın ateş etrafında toplanıp tartıştığını gördüm. Onlar da gücümüzden şüphe etmeye başlamışlar. Neden hala savaşa girmediğimizi bilmiyorlar. Benim istediğim kesin ve ezici bir zaferdi. Savaş başladığı gibi bitmeliydi. Bir anlığına bile olsa ilerleyişimizin yavaşlamasını, fazladan kan dökülmesini istemiyordum. Ama bunu anlatmak zor.

Ben bir süre daha burada duracak gibiyim. Peki ülkeyi kim yönetiyor merak mı ediyorsunuz? Nasıl bir cesaret bilmiyorum ama oğluma bıraktım. Duyduğu an gözleri parladı keratanın. Umarım geri döndüğümde sarayımı yerinde bulabilirim. Aslında yapacak pek birşeyi yok. Halleder diye umuyorum.

Çok geçmeden oğlumdan bir ulak geliyor. 4 geminin de inşaası bitmiş ve Se Heo'nun filosuna katılmışlar. Bu marangoz aslında iyi iş yaptı.



Ah evet söylemeyi unuttum. Koskoca ülkeyi oğluma hemen bırakıcak kadar aptal değilim. Buraya gelmeden önce 2 yeni danışmanı işe almıştım. İşlerini iyi yapacaklarından şüphem yok. Tek sorun maaş istemeleri!!! Maaş isteyen danışman mı olur konfüçyus aşkına.


Diplomatçı çocuk inat etti. Geri döndükten birkaç gün sonra tekrar Ming'e gitmişti. 'Ben bu işi halletmeden dönmeyecem ağam' dedi giderken. Başarabileceğini sanmıyorum ama elleşmedim hiç.

Ming'ten birkaç haber geliyor. İç açıcı değil ama yine de gelişme diyelim.



Donanmamızda ilerleme var! Yakında pasifiğin en büyüğü olacağımız kesin. Tek istediğim bu donanmayı bir de savaşta test etmek. Doğru yolda olduğumuzdan emin olmalıyım.


Bu kampı kuralı 2 yıl oldu. Hayatımın 2 yılını harcadım bu kadar adamın içinde. Artık beklemenin gereği yok. Az önce donanmamızdan gelen raporu göz attım. Manchu ordusu Wusuli yakınlarında görülmüş. Son girdikleri savaştan ağır yara aldıkları açık ve kısa zamanda düzeltebilecek durumda da değiller. Tam 2 yıldır beklediğimiz fırsat buydu.


Başkentten son bir rapor istiyorum. Ekonomimizin son durumunu görmeliyim. Savaşın ortasında paramızın bittiğini öğrenmek bizim için iyi olmaz.


Off beee! Şu gelire bak. Beklediğimden de iyi durumda. Diplomatçı çocuğun Ming'ten geri dönmesini istemiştim. Şimdi de Manchu'ya gönderdim. Savaş ilan ettiğimizi söyle, bikaç şekilli cümle kur, onlara acıyormuş gibi bak geri dön, dedim. Umarım kellesini geri göndermezler.


Derhal Wusuli'ye doğru yola koyulduk. Toparlanmaya fırsatları olmadan ezip geçmeliyiz!!!

Bu sırada Manchu'nun başkenti Hinggan'ın, Oiratlıların kuşatması altında olduğunu öğreniyoruz. Biz olmasaydık da bu savaşı kazanacaklarını farkettim. Diplomatçı çocuğu gönderiyorum. Bu savaşa beraber devam etmememiz için bir sebep yok.



Savaşı teknik olarak kazandık. Ama sıra bunu meydanda göstermekte. Wusuli'de düşman birliklerini yakalamayı başarıyoruz. Eksikliklerini kapatamışlar ama iyi organize olmuşlar. Yine de bizim sayı üstünlüğümüz tartışılmaz.


Manchu ordusu yok ediliyor. Yeni birlikler toplamaya başlamışlar ama dert etmeye gerek yok. Geriye sadece uzun sürecek kuşatmalar zinciri kaldı.


Ordumuzu tüm Manchu boyunca yayıyoruz. Eksiklerimiz kapatıldığında 5 kuşatmayı aynı anda yürütüyor olacağız. Manchu 4 bin asker toplamayı başardı. Ve 8 parçalık donanması hala limanı terketmedi. Belki birkaç büyük savaş görebiliriz.


Manchu ordusunun sayıları 6bini buluyor!! Savaşı kaybetmeyi henüz kabul etmiş değiller. Hinggan'a doğru yola çıktıklarını haber alıyoruz. Artık harekete geçme zamanı. Müttefiklerimize yok edilmeden önce ulaşmalıyız.


Yakınlarda destek için getirebileceğimiz başka bir ordu yok. Sayılarımız neredeyse eşit. Belki birkaç yüz adam daha fazla olabilirler. Ama benim korkutan şey süvarileri. 2 bine karşı 0!!! Atlılarımı dağıtmamalıydım... Dağıtmamalıydımmm!!

En azından müttefiklerimize tam zamanında yetişiyoruz. Ordular karşılıklı tepelerde mevzi almış durumda. Buradan tüm Manchu ordusunu görebiliyorum. Tabi ki onlar da bizi görüyor. Taktik kullanma veya hile yapma şansımız yok. Lanet olsun tundra iklimine. İki ağaç bile yok ki gölgesinde durayım.

Savaştan önce Manchu komutanıyla görüşüyoruz, karşılıklı iki tepenin tam ortasında, geniş düzlükte. Kuşatmayı kaldırıp geri çekilmemizi istiyor. 'Olur mu öyle şey cigerim, o kadar yoldan gelmişiz burdan geri dönmeyiz.' diyorum. Sen sus Japon, diye çıkışıyor. İyi de ben Japon değilim ki? Bu görüşmeden birşey çıkmayacağı kesin. Atlarımıza binip mevzilerimize geri dönüyoruz.

Savaş öncesi her yer sessiz. Manchulularla karşılıklı bakışıyoruz. Bikaç kere hareket çekiyorum, uzaktan ne yaptığımı anlamıyorlar. Ama sessizlik bozulacak gibi, Manchulu komutan askerlerinin önünde bir sağa bir sola koşturuyor. O ne saçma bir harekettir ya. Noldu şimdi askerin havaya mı girdi, daha mı iyi savaşacak?

En sonunda atıyla kendi yerine döndüğünü görüyorum. Kılıcını bize doğrultup bağırıyor ama sesi buraya çok cılız geliyor: Japonlara ölüm! Ve arkasından sanki tek bir yürek olmuş gibi tüm Manchu ordusu tepeden aşağıya süzülmeye başlıyor. Duyuyorum ama emin olamıyorum. Herkes birbirine bakmaya başlıyor, orduya şaşkınlık hakim. Ben de kılıcımı ileriye doğrultup haykırıyorum: BİZ JAPON DEĞİLİZ!!! Atımı dört nala ileriye sürüyorum. Arkamdan yükselen sesleri duyunca daha çok gaza geliyorum. Ama ses azalmaya başlıyor gibi. Ulan ya! Ordudaki tek atlı olduğumu unutmuşum, herkes geride kalmış. Çaktırmadan geri dönüp saflara karışmaya çalışıyorum ama nereye çaktırmıyosun. 6 bin adam bana bakıyor.

Sonunda düzlüğün ortasında Manchulularla çarpışıyoruz. Ama bir savaş bir savaş. Aman büyük konfüçyus, ben böyle birşey görmedim.



Savaş günlerce sürüyor. Moğol Hanlğı'nın, 9bin askeri destek için gönderdiğini öğreniyoruz. Yetişemeyecekleri kesin ama bunu sadece ben biliyorum. Ordumuza verdiği güveni yok etmek istemem.


Bir komutan olarak üzerimdeki sorumluluk büyük ama elimden gelenin en iyisini yaptığımı biliyorum. Ayrıca savunmada olmanın verdiği avantajı da sonuna kadar kullandık. Konfüçyusun izniyle bu savaştan galip ayrılıyoruz.


Kaçan Manchu birliklerini Haixi'ye kadar kovalıyoruz. Ama kovalamasaydık daha mı iyiydi ne? Dağılmış ve kaçan bir orduya karşı bu kadar kayıp verilir mi yav.


Ninguta'da tekrar yakalamayı başarıyoruz. Bu kovalamacanın çok sürmeyeceğini farkediyorlar çünkü kaçabilecekleri başka bir yer kalmadı. Ülkenin doğusu tamamen Kore askerleriyle dolu. Teslim olmayı kabul ediyorlar.


Sanırım başkenti devam eden savaş hakkında bilgilendirmenin zamanı geldi:

Manchu ordusu tamamen yok edildi. Ulaşamadığımız bölgelerde yeni kuvvetler oluşturmaya çalışıyorlar ama faydasız. Onların kaderi de aynı olacak. Başkent kuşatması bitiyor, Hinggan artık Oirat kontrolünde. Khanka limanında demir atmış Manchu donanması hala sorun oluşturabilir, Se Heo'ya hazırda olmasını söyleyin. Yakında şehir ele geçirelecek ve düşman donanmasını, limanı terketmeye zorlayacağız.

Oğlum, gerçek bir kral ordunun nasıl yönetileceğini de iyi bilmeli. Buraya gelip en azından devam eden kuşatmaları görmen senin için iyi olacak. Belki Manchu'lu çetecilerle uğraşırsın. Emin ol, bu savaş fırsatını kaçırırsan daha sonra çok üzüleceksin. Burada kazanabileceğin tecrübelere ihtiyacın olacağı zamanlar yakındır.



Manchu'nun kıyı şeridi Kore hakimiyetine giriyor. Yaşasın büyük Kore!! Zafer sevincini yaşayan orduları, sevinçlerinin içine etmek için yeni kuşatmalara atıyoruz.


Oiratlılar, savaşta oldukça yıprandı ve daha fazla uzatmamaya karar veriyorlar. Bunu yine de büyük bir zafer anlaşması sayıp diplomatçı çocuğu Oirat kralını tebrik etmesi için gönderiyorum. Bu savaştaki yardımları tartışılmaz.


Şartlar yine de Manchu için fazlasıyla ağır. Daha fazla asker toplamak için paralarının olmaması ne üzücü.


Sanxing düşüyor!


Kalan Manchu askerleri bilinmezliğe doğru yürümeye başlıyorlar. Açıkçası korktum. Bu çılgın bir planın ilk parçası olabilir mi? Ya 30 bin kişiyle beraber dönerlerse? Ya yanlarında ejderhalar da olursa? Ya çılgın bir büyücünün yanına gidiyorlarsa ve kara büyü yaptırıp geri dönerlerse? Aman yüce konfüçyus, bu kafirlerden sana sığınırım.


Se Heo'nun, Manchu donanmasıyla Kore Denizi'nde karşılaştığını duydum. Donanmamızın gücünü kanıtlamak için ne müthiş bir fırsat!


Zafer haberi gecikmiyor. Denizlere açılmaktan vazgeçmeyeceğiz, ufkun ötesi bile bizim kontrolümüzde olacak.


Savaş ganimeti olan tek kadırga, Se Heo'ya hediye edildi. Yaptığı tüm hizmetlerin sonunda bunu haketmişti.

Hasar alan gemiler en yakın limana çekilirken kalan gemilerle denizlerdeki ticaretimizi korumaya devam ettik.



Keşişler, tapınakları ve dini görevleri için maddi yardım istiyor. Savaşın tam ortasındayız, ne yazık ki verebileceğimiz tek bir duka bile yok. Sanırım prestij kaybetmeyi göze alacağız. Tabi ki bu keşişlere verdiğim cevaptı. Para içinde yüzüyoruz, deli gibi gelirimiz var. İstesem tapınaklarını altınla kaplatırım. Ama abi ben deli miyim? Niye o kadar emek harcayıp kazandığım parayı tapınağa bağışlayayım. Hem abi bunlar keşiş değil mi? Hani hayatın anlamını arıyorlardı, tüm insanlardan uzaklaşmış doğada tek başlarına yaşıyorlardı. Napıcaklar o kadar parayı?


Manchu'nun askerleri bilinmezlikten geri dönüyor. Neyle karşılaştıklarını bilmiyoruz ama 300 askerlerini kaybetmişler. Ve yine nereden geldiğini bilmediğimiz paralarıyla yeni askerler toplamaya başlamışlar. Gerçekten ne yaptıklarını öğrenmeliyim. Ordum büyük bir tehlikeye doğru koşar adım gidiyor olabilir!!


Bu sırada oğlumun yanında birkaç askerle beraber cepheye geldiğini haber alıyorum. Yakında burada olacak. O yüzden hazırlanmalıyım. Birkaç şekilli cümle kurmam lazım ki 'bak olum burda da şehri kuşatıyoz bu kadar yani hadi dön geri' demek zorunda kalmayayım.

Ulan ya. 3 seneyi geçti görmüyorum keratayı. Özlemişim sanırım. Ne? Yok yok ağlamıyorum abi. Tundra iklimi her yer, gözüme toz kaçtı. Hadi git sen. Ben bi yüzümü yıkayıp geliyorum birazdan.
« Son Düzenleme: 11 Haziran 2014, 15:33:22 Gönderen: FANBOY »
 

Çevrimdışı erman95

  • Senyör
  • *
  • İleti: 488
  • Mareşal Erwin Rommel
    • Profili Görüntüle
Manchunun Pasifik limanlarını mutlaka al güzel bölüm tbrk*
 

Çevrimdışı samuray ahmet

  • Senyör
  • *
  • İleti: 251
  • Mirajane-Devil Form
    • Profili Görüntüle
 

Çevrimdışı xxMount Bladexx

  • Senyör
  • *
  • İleti: 442
    • Profili Görüntüle
yazış stilini çok beğendim devam :)
We are not trust
 

Çevrimdışı Avicenna

  • Kont
  • *
  • İleti: 523
  • In God is Our Trust !
    • Profili Görüntüle
Sevdim bu "Ben Japon Değilim" temasını.Devam.
 

Çevrimdışı krall1

  • Senyör
  • *
  • İleti: 447
    • Profili Görüntüle
harika bir hikaye gerçekten tebrik ederim, güzel bir tarzın var. devamını bekliyoruz.  :popcorn:
"You always were an unruly child. I adored that about you."
 

Çevrimdışı FANBOY

  • Şövalye
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Kore'de Yeni Birşey Yok

Savaşta zamanın nasıl hızlı geçtiğini anlamıyorsunuz. Neredeyse 2 yıl oldu bu yabancı topraklara geleli. Ama hepsi bitmek üzere. Manchu'nun kalan son kaleleri hızla düşüyor. Belki artık eve dönmeyi düşünmenin vakti gelmiştir.


Manchulularsa yeni askerleriyle beraber sisin içine geri dönüyor. Hulunbuir, Kore askerlerinin olmadığı tek düşman toprağı. Belki de henüz işgal edilmemişken sivil halkı kurtarmaya çalışıyorlardır. Belki geçit vermez dağlarla çevrili bir vadiye yerleşirler ve yıllarca burada yaşarlar bizim haberimiz olmadan. Tekrar büyürler, güçlenirler ve vadiye sığmaz olurlar. Sonra bizim hazırlıksız olduğumuz bir anda çıkar gelirler ve intikamlarını alırlar, ha? Olmaz mı? Yok yav ne saçmalıyorum ben.


Oğlumun cepheye geldiğini haber alıyorum çadırımda tek başıma düşünürken. Hemen zırhımı giyip kılıcımı kuşandım. Beni böyle görmesi belki onu etkiler diye düşündüm. Kampın meydanında karşılaştım oğlumla, uzun bir süre sıkı sıkı sarıldım. Halini hatırını sordum, Kore'yi, başkenti, oradaki arkadaşlarını sordum ona. Uzun uzun konuştuk. Çok değiştiğimi söyledi bana. Konuşamadım. Belki nasıl biri olduğumu unutmuştu. Unutabilir miydi birkaç senede? Belki de gerçekten değişmiştim.

Kolundan çektim, yürümeye başladık. Kısa bir yürüyüşün sonunda yüksekçe bir tepeye çıktık. Buradan her yer görünüyordu. Adı batsın, Heilongjiang viletindeydik. Tamam uzak doğudayız anladık da böyle isim mi olur yav. Eyaletin güneyinde ve doğusundaki ufak tefek birkaç kale ve çevresindeki köyler, kasabalar ele geçirilmişti. Ama hala merkezindeki büyük kalenin surlarını aşındırmaya çalışıyoruz. Belki açlıktan ve susuzluktan zor günler yaşıyorlar ama henüz teslim olmaya niyetli değiller. Tüm bölgeyi ele geçirmeden önce hala yapılacak işler vardı. Oğluma bilmesi gerekenleri anlattım ve Hulunbuir'e doğru yola çıkmam gerektiğini söyledim. Tüm Manchu işgal altında olmazsa istediğimizi almamız daha zor olacak. Hem güvenebileceği birisinin olmaması onun eğitimini hızlandıracak. Zaten gerektiği yerde destek alabileceği hatta ordusunu devredebileceği yetenekli subaylarımı onunla birlikte bırakıyorum.

Sadece birkaç günü beraber geçirmek bana yetmişti. Önceliğimiz Manchu. Ele geçirilmesi gereken 3 vilayet ve nerede olduğunu bilmediğimiz bir de orduları var. Çok zor olmasa gerek.



Oiratlılar, savaştaki yardımlarımızdan ve müttefikliğimizden memnun olmalı ki kraliyet evliliği öneriyorlar. Aramızdaki bu müttefikliğin uzun süreceğini sanmıyorum, neden koparılması zor bağlarla bağlanayım ki? Nazikçe reddediyorum.


Manchu ordusu Sanxing'de yeniden ortaya çıkıyor. Görünen o ki kuzeyde genişçe bir yay çizerek birliklerimizin doğusuna ulaşmışlar. Tekrar gözden kaybolmalarına izin veremem. Derhal boşta bulunan tüm askerleri toplayarak yola çıkıyorum. Oğlum kuşatmalara devam etmeli. Manchu'nun elinde ne var bilmiyorum, onu bu tehlikeye atamam.



Ninguta'da düşmanı yakalamayı başardım ama herşey normal gözüküyor. Gerektiğinden fazla normal. Belki de onlar gerçekten birer kahraman. Halkının sağ kalanlarını kurtardılar ve şimdiyse dikkatimizi başka yöne çekmek için doğuya geldiler. Ölmekten korkmadan karşımıza dikildiler. Gerçekten neler olduğunu sanırım asla öğrenemeyeceğim. Ama onlara hakettikleri gibi en onurlu ölümü vermeliyim.


Haixi'deki kuşatmamız bitiyor ve bölgedeki askerlerimiz savaş bölgesine doğru yola koyuluyor. Ama onlar yetişemeden bu savaş bitiyor. İçimde garip bir duygu var, sanki karanlık gibi boşluk gibi. Anlayamıyorum.



Oğlum Heilongjiang kuşatmasını zaferle bitiriyor. Yüzümde hafif bir tebessüm ama içimde garip duygular var. Eve dönme zamanı geldi benim için. Tüm Manchu üzerindeki askerlerime tekrar göz atıyorum. Daha fazla düşman kalmadığına göre tüm ordumuzun burada durmasına gerek yok. Birkaç bin askeri oğlumun komutasına atayıp ona da Hulunbuir kuşatmasını devralmasını söylüyorum. Kalanlarla başkente dönmek üzere yola koyuluyoruz.



Oğlum henüz kuşatmaya ulaştığında Manchuluların istediklerimizi verip barış yapmaya gönüllü olduğunu öğreniyorum. Boşu boşuna yürüttük çocuğa o kadar yolu yav. Diplomatçı çocuk gereken ayak işlerini, noteri, belgeleri, prosedürü falan hallediyor. Sağolsun valla şimdi uğraşamazdım o kadar devlet dairesini gez gez sırada bekle ayakta dur...


Anlaşmaya göre Manchu'nun tüm kıyı şeridi, Kore'ye sınırı olan bölgeler ve ayrıca bu bölgelerdeki güvenliğimizi sağlamak için gerekli gördüğümüz Ninguta vilayeti Kore'ye devredilecek, 32 duka savaş masraflarımızı karşılamak için ödenecekti. Şartlar ağırdı ama kim karşı çıkabilirdi ki. Sonuçta yeni düzeni savaşın kazanan tarafı belirlemiyor mu?

Zaferimiz tüm halkımıza duyuruluyor ve şerefine ülkenin her köşesinde kutlamalar yapıyoruz. Her bir ağızda benim adım geçiyor. Sonunda ülkede bir şeklimiz oldu. Demek ki saygıyı kılıçla kazanıyormuşsun, bunu öğrendim. Görevci dede geldi yanıma. Aferim evladım, bak sözümü dinledin prestijin arttı, sen devam et benim söylediklerimi yapmaya daha neler neler kazanıcaksın, dedi. Prestij ne yav, ne biçim kelimeler üretiyor bu adam. İyice yaşlandı artık.


Oğlum geri döndüğünde öğreniyorum, başkente gelene kadar tüm yol boyunca durmadan söylenmiş durmuş. Aslında haklı gibi. Neyse yürümek iyidir ya fena mı oldu, dedim ama bir an öldürücek gibi baktı. Korktum, koşarak kaçtım. Birkaç gün rahat bırakırım kafasını toplasın, zor günler geçirdi. Hem sakinleşir biraz.

Ben de zor günler geçirdim aslında. Hatta zor yıllar. Savaş bitti ama neleri kazandık, neleri kaybettik? Kazandıklarımız, kaybettiklerimizden daha mı fazla? Buna değdi mi? Kendimizden, olduğumuz insandan uzaklaştık mı yoksa uzaklaşmaya devam mı ediyoruz? Belki birkaç savaş daha geçirirsek bambaşka biri olacağız. Peki sonunda sahip olacağımız karakter şu anki halimizden daha mı iyi olcak daha mı kötü? Aç gözlülük şimdiye kadar kapımızı hiç çalmamıştı ama şu an bile bazı subaylarımızın bazı danışmanlarımızın evlerinde, kalplerinde misafir olduğunu gördüm. Ya bu misafir hiç gitmezse? Ya beni de ele geçirirse ve her zaman daha fazlasını isteyen çılgın bir diktatöre dönüşürsem? Konfüçyus, yardım et bana! Sen daha iyi bilirsin, bu yolun sonu nereye varıyor? Sanırım kendimle başbaşa kalmam ve bazı kararlar vermem lazım. Sonuçlarınıysa sadece zaman gösterebilir.

Şimdi izin verirseniz hasır yatağıma uzanacağım. Evet evet. Lütfen odadan çıkınız. Hıhı, çıkarken kapıyı kapatırsanız iyi olur.

Gitsene be arkadaşım! Bekleme kapının arkasında sonra gelirsin tekrar.
« Son Düzenleme: 01 Haziran 2014, 01:52:34 Gönderen: FANBOY »
 

Çevrimdışı yns139

  • Burjuva
  • *
  • İleti: 18
    • Profili Görüntüle
Güzel bölüm olmuş. Eline sağlık  :popcorn:
 

Çevrimdışı samuray ahmet

  • Senyör
  • *
  • İleti: 251
  • Mirajane-Devil Form
    • Profili Görüntüle
 

Çevrimdışı tolga kaan

  • Şövalye
  • *
  • İleti: 148
  • Miktar Kalitedir
    • Profili Görüntüle
Gidişat güzel ancak yer yer yazıları uzattığın olmuş,bu okuyucunun orayı okumadan geçmesine yol açar ve bütünde kopukluk meydana getirir.Sana tavsiyem özel hikaye anlatmadığın sürece resimlerin altındaki açıklamaların 3-4 satırı geçmesin.
 

Çevrimdışı FANBOY

  • Şövalye
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Gidişat güzel ancak yer yer yazıları uzattığın olmuş,bu okuyucunun orayı okumadan geçmesine yol açar ve bütünde kopukluk meydana getirir.Sana tavsiyem özel hikaye anlatmadığın sürece resimlerin altındaki açıklamaların 3-4 satırı geçmesin.

Biraz tarz meselesi diyelim. Yazı yazmadıktan sonra hikaye yazmanın pek bir anlamı yok. Burda savaştık bunu yendim 2 advisor aldım 3 gemi inşa ettim demek de bence güzel durmuyor. Onun dışında, oyundan görüntüleri de her yerde bulabilirsiniz. Böyle devam etmeyi düşünüyorum ama yorumun için teşekkür ederim. Umarım sıkılıp takip etmeyi bırakmazsın.  :D

Çevrimdışı tolga kaan

  • Şövalye
  • *
  • İleti: 148
  • Miktar Kalitedir
    • Profili Görüntüle
Tabiki de hayır,sadece fazla olan bölümleri geçerim  ;D salı günü finalim var 350 sayfa nottan sorumluyum daha onu okumadım.
 

Çevrimdışı FANBOY

  • Şövalye
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Yarım Kalan Bir İş

Bir süredir başkentte değilim. Çıktım dağa, keşişlerin yanına. Havası temiz, hımmmmfff... Oh be. Sonunda gürültüden, hareketlilikten, koşuşturmacadan kurtuldum. Acıkınca gidiyorum tapınağa, 2 hıyar kırıp tuza bana bana yiyoruz. Sonra çıkıyorum geziyorum tepeleri ormanları. Her taraf yabani hayvan dolu. Geçen dayanamadım geyiğin tekini vurdum götürdüm tapınağa. Dedim midenize adam akıllı yemek girsin proteindir yararlıdır. Demediklerini bırakmadılar. Kral olmasam kovacaklardı. Keşiş işte naparsın ses de çıkaramıyorum.

Tapınağın girişinde merdivenlerde otururken uzaktan görevci dedenin elinde uzunca bir ağaç dalıyla yavaş yavaş patikayı tırmandığını gördüm. Ulan burada da buldu bu adam beni. Nefes nefese yanıma geldi. 'Heilongjihhh..... Heilongjiang bizim olmalığğğ..'



Sanırım artık geri dönme zamanı geldi. Daha henüz sarayıma girmiştim ki kötü bir haber alıyorum. Oiratlılar müttefikliği bozmaya karar vermişler. Beklediğim gibi..


Asayişi sağlayan eleman geldi yanıma. Yeni topraklarımızdaki bazı köyler hala Manchu'ya bağlı olduklarını ve Kore'ye vergi vermeyeceklerini söylüyormuş. İsyan riski büyük, hala savaşın yorgunluğunu üstümüzden atamadık, istikrarı sağlamak zaman alacak, dedi. Zamandan bol ne var bu topraklarda. İsyan çıkarsa da alırız kellelerini biter. Bundan sonra saygınlık kılıcın ucunda!


3 yeni hafif gemi inşaasına başlıyoruz. Ming'e hala yaklaşamasak da Japon adalarına karşı üstünlüğü kurmayı başardık. Eğer Kore ve Japonya arasında savaş çıkarsa zaferi deniz hakimiyeti getirecek.


Ülkenin genel durumunu görmek için danışmanlarımı oturma odama çağırıyorum. Odaya girdikleri gibi elimi öpüp öyle yerlerine geçiyorlar. Sanırım buna alışabilirim.

Dış İşleri'nin raporu diğer ülkelerle ilişkilerimizi gösteriyor. Manchu oldukça öfkeli, Ming ise kucak açıyor. Sonuçta bilmediğimiz birşey yok.



Defterdarın raporu: Hazine, yüksek harcamalardan sonra bile dolu. Gelirimizse sebebini açıklıyor. Yakında kendime kaliteli bir saray yaptırmayı düşünüyorum şöyle büyüğünden.


Odada keşiş de var. O neden gelmiş anlamadım. Tapınaktan buraya kadar takip etmiş heralde. Ülkenin dine yeterince saygı göstermediğinden bahsediyor. Dilendiklerinde para vermedik hep ondan oldu bunlar. Peki şimdi nolucak, diyorum. Tapınağa yeterince bağış yapana kadar halkımın daha fazla vergi vereceğini, daha fazla vatandaşın askere alınmaya gönüllü olacağını ve teknolojik alanda daha hızlı bir şekilde gelişeceğimizi, söylüyor. Sopayla kovaladım adamı, belki daha da düşer şu dindarlık seviyesi diye.


İnşaat ustalarından biri de karışmış araya. Saraya güvenlik koymanın vakti gelmiş galiba. Ustam, paramız var, sen he de saygın kişiler için güzel bir salon yapalım, dedi. Ben saray istemiştim aslında ama bu salon bile pahalıya çıkacak galiba. Varsın olsun. Bir tarafından başlamak gerek.


Yeni görevim aklıma geldi. Diplomatçı çocuğu gönderiyorum Mancuhu'ya yine. Şu Heilongjiang'ı da ateşlesin gelsin kerata.


Hemen arkasından Manchu'nun bize karşı koalisyona girdiğini öğreniyorum. Katılacak başka devlet yok. Bu adamlar ne yapmaya çalışıyor vallaha anlamıyorum.


Aradan birkaç gün geçti. Uzun zaman sonra ilk kez Se Heo'yu gördüm. Beni görmek için gelmiş. Ming'in hızla büyük bir donanma inşa ettiğini söyledi. Sayılarıyla karşılaşamazmışız. Ve her geçen gün de bölgedeki ticari etkinliğimiz zayıflıyormuş. Şimdiden aylık gelirimizde 0.5 dükalık bir düşüş var. Donanmamızın artık Japon adalarına yoğunlaşması gerektiğini söylüyor. Kabul ettim. Artık ticaretimizin yeni merkezi Nippon!


(1. resimde limanda bulunan 26 parçalık kadırga ve taşıma gemisinden oluşan filo 2. resimde de beklemeye devam ediyor. Karışıklık yok, gerçekten hafif gemi abanmışlar.)

Çok geçmeden tüccarlarımıza Japon ambargosu uygulanmaya başlıyor. Ulan bi rahat bırakın da yapalım şu ticareti adam akıllı.


Nippon'da henüz nüfuz kazanıyoruz ki yeni gemilerimiz filomuza katılıyor. Eski gelirimizi neredeyse yakalamış durmudayız.


Sarayımın denize bakan tarafında balkonda oturmuş çay içerken uzaklarda yavaş yavaş ilerleyen 4 tane gemi görüyorum. Sancaklarında tanımadığım bir bayrak var. Sanırım cılız da bir ses geliyor. Teslim olun diye bağırıyor galiba adam. Limanda kaç tane gemi varsa gönderttim getirsinler şu adamı da bir dinleyelim bakalım derdi neymiş.


Adamı limanda karşıladım. Aslında yeni bir yüze hasretim ama böylesine değil. Adam bir kibirli bir kibirli aman sormayın. Beni gördüğü gibi 'Karşımda diz çök seni köle' dedi. Elim kılıcıma gitti ama derdi neymiş gerçekten merak ettim. Sarayıma davet ettim gelmedi. Ryukyu hükümdarı tebaasının hanesini ziyaret etmezmiş. Gerekirse tebaası onun ayağına gelirmiş. Tövbe tövbee. Muhabbet etmeye çalıştım ama yok adamın söyledikleri belli. 'Tüm dünya Ryukyu'nun olacak!! Siz hepiniz benim halkımsınız!! Bu topraklar benim!! Karşımda kimse duramaz!!' Kovdum gönderdim adamı gemisine. Zaten burada yeterince deli var. Yeni birini daha istemiyorum yanımda. Gemisi uzaklaşırken bile hala bağırıyordu 'Ryukyuu!' diye. Piety düşük hep ondan oluyo bunlar biliyorum.

Diplomatçı çocuk da limandaydı. Manchu'ya giden değil öbürü. Sen çok ülke dolaştın kim bu tanıyor musun, diye sordum. Bilmiyormuş. Aslında merak da ettim neyine güveniyor bu adam bu kadar? Takip edeyim mi kendi ülkesine kadar, hem ilişkileri de geliştiririm bak, dedi. Git ulan git, benden uzak ol da nereye gidersen git. Koskoca okyanusta gemi takip etmek nedir yav. Sanki arkandan geldiğini görmeyecekler.



Heilongjiang'ın aslında Kore toprağı olması gerektiğini resmi olarak tüm dünyaya açıklamanın zamanı geldi. Ödülümü almak için bu kez görevci dedenin yanına ben gidiyorum. Ayağım alıştı artık.


Bu toprağı almamı ve artık Manchu'ya son vermemi söylüyor. Koskoca bir devlet tarihten silinmek üzere. Açıkçası böyle olması gerektiğini hissediyorum. Karşı çıkmadan görevi kabul ettim.


Ama yaptığımız barış anlaşmasının süresi henüz geçmedi. Anlaşmayı bozup saldıracak da değilim. Komşuların tepkisini çekmek istemiyorum. Birkaç sene beklemekten zarar gelmez heralde.


Keşişler yine sarayıma geliyor. Bu sefer yalan söylemeden, sırıta sırıta para vermeyeceğimi söylüyorum. Varsın arkamdan konuşsunlar, yolumdan dönecek değilim.


Japonya'ya Kısa Bir Bakış


Kuzeyde Uesugi Daimyoluğu uzun süredir oldukça agresif davranışlar gösteriyor. Diğer daimyoların Uesugi'ye karşı birlik oluşturması hatta Japon Shogunluğu'nun bizzat savaşı başlatması an meselesi. Güneybatıdaysa Otomo Daimyoluğu daha yavaş ama emin bir ilerleyiş gösteriyor. En büyük rakiplerini girdikleri 2 savaşta ezip geçtiler. Ülkede istikrarı sağlamak için birkaç yıla ihtiyaçları var. Daha sonraysa Uesugi sınırına gelene kadar durmayabilir. Eğer Japon adasında otorite sahibi olmak istiyorsak öncelikle içeriden birini desteklememiz, adada tutunma noktası kazanmamız gerekiyor. Otomo da gerekli şartları sağlayan bir daimyo. Gelecek ilişkiler bunun üzerine kurulacak.

Devletimizin yönetim kuruluna karşı şüphe duyan bazı güç sahipleri benimle görüşmek istiyor. Kurulun sadakatsizliğinden ve yönetimdeki beceriksizliğinden bahsediyorlar. Nerede görmüşler kötü bir iş yaptıklarını. Yeni bir meclis kurulmalıymışız. Hadi ordan git işine diyerek gönderiyorum hepsini.


Keşişler yine geldi... Sadece bakıştık.. Yarım saat boyunca...


Ülkenin önde gelen alimleriyle görüşüyorum. Ülkemizin onlara sağladıkları imkanlardan memnunlarmış. Ben imkan falan sağlamadım yav. Umarım çok para harcamamışızdır bu adamlara.


Bana geliştirdikleri projelerden birkaçını gösterdiler. Ulan adamlar harbiden kaliteli iş yapmışlar. Tamam ya gelecek teknolojide. Yazın bu sözü kenara. Artık bu adamlara tam destek.


Lanet olsun benim uluslararası diplomasi yeteneğime. Otomo güney Japonya'yı ele geçirecek dedim adamların düştüğü duruma bak. Ülkenin yarısını isyancılar diğer yarısını Shimazular kuşatıyor. Bu savaş bitip yeni düzen kurulana kadar bekliyoruz. Yeni müttefiğimizi daha sonra seçeriz.


Manchu'yla barış süresinin bitmesine sadece birkaç ay kaldı. Orduyu yeniden düzene sokma zamanımız geldi. En kısa sürede Manchu'yu ortadan kaldırmak istiyorum.


Yeni birliklerimizi sınırda hazırda bekleyen ordumuzla birleştirmek üzere yürütüyoruz. Manchu sınırboyundaki tüm hareketliliği görebiliyor ama birşeyi değiştirmeyecek.


Ekonomimiz bu kadar yükü kaldıramıyor. Savaş başladığı zaman üzerindeki ağırlık daha da artacak. Ama birkaç seneyi zarar ederek geçirmemize yetecek kadar hazinemiz var. Tek yapmamız gereken savaşı en kısa sürede bitirmek.


Manchu sınırında son hazırlıkları tamamlarken, savaş arefesinde başkentten üzücü bir haber alıyorum. Balığa çıkan tekneler beraberinde hastalığı da getirmiş. Mürettabatın yüzlerinin bembeyaz olduğunu ve ellerinin durmadan titrediğini, ateşler içinde yandıklarını söylüyorlar. Hastalık kısa sürede tüm başkente yayılmış. Yapabileceğim birşeyin olmaması canımı çok sıkıyor.


Son hazırlıklar tamamlandı ve savaşı resmi olarak başlatmanın zamanı geldi. Yanımdaki askerlerden birini gönderiyorum Manchu'ya. Hava atmanın şekil yapmanın gereği yok. Gidicez yenicez gelicez işte. Oha bu söz bir yerden tanıdık geldi ama nerden?


Manchuluların cevapı çok garip. Eğer onlara savaş ilan edersek koalisyonda olan Manchu'yu savaşa davet edeceklerini söylemişler. Bir türlü çözemedim şu adamları.

Zaten çözmem de gerekmiyor aslında. 16bin kişilik ordumla başkentlerinde bekleyen 6 binlik Manchu ordusunun üzerine yürüyorum. 5 yıldır beklediğim an buydu. Tekrar savaş alanına dönmek.



Beklediğimi alamadım. Savaş oldukça kısa sürdü. Manchu ordusu hızla geri çekilip yeniden organize olmaya çalışıyor.


Arkasından ordumuzu tüm Manchu üzerine yayıp kuşatmalara başlıyoruz. Onlarsa boş durmuyor ve hızla yeni askeri birlikler yetiştiriyor. Girdiğimiz çatışmaların hepsi zaferle sonuçlansa da bilinmeyen topraklara kaçmayı başaran bir Manchu birliği var.



Yönetim kuruluna karşı çıkan kesimin, benim başkentten uzak olmamı kullanarak geçen aylarda görüştüğüm alimlere baskı yaptığını öğrendim. Eski geleneklere geri dönmeli ve yeni tekniklerden uzak durmalıymışız. Bu adamların devletimizin gelişmesine karşı olduğundan artık şüphem yok. Geri döndüğümde bir çaresine bakmalıyım ama şimdilik görmezden geliyorum.


Cephede düzeni sağladıktan sonra son durum.. Manchu ordusunun nerede olduğunu bilmiyoruz ama hazırlıklıyız. Geçen savaşta yaptıkları gibi doğuya ilerleyip benim komutamdaki ordudan uzaklaşabilirler. Bu durumda daha güçsüz olan yan kollarımız tehlike altında olacak.


Çok geçmeden Manchu ordusunun Sanxing'de bulundan 2bin kişilik kuşatma birliğine doğru ilerlediğini haber alıyorum. Boşta olan tüm birlikleri yanıma alıp yola koyuldum.


Başkentlerini ele geçirmeyi başarıyoruz. Buradaki birliklerin Heilongjiang'a yerleşmesiyle Manchu'ya saldırabileceği herhangi bir boşluk bırakmamış oluyoruz.


Bunun farkındalar ve Wusuli'yi kuşatmaya karar veriyorlar.


Kısa aralıklarla 2 kuşatmamız bitiyor. Devam eden 1 kuşatmamız ve düşmanın kuşatması altında olan 1 vilayetimiz var. Boşta bekleyen 12 bin askerimse Wusuli'ye en yakın bölgede konuşlanmış durumda. Subaylarım neden Wusuli'ye ilerleyip Manchu ordusunu yok etmediğimizi soruyor. 'Gereksiz kayıplar vermek istemiyorum, bizim kalan son kuşatmamızın onlarınkinden daha önce tamamlanacağına eminim. İstediğimiz anlaşmayı hızlı bir şekilde imzalatıp savaşı çatışmaya girmeden bitirebiliriz.' diyorum. Aslında aklımda başka bir plan daha var. Eğer bunu gerçekleştireceksem ordularının tamamen bozgun yememeleri bizim için daha iyi olacak.


Heilongjiang'da köylüler isyan ediyor. Manchu ordusu gibi, kuşatmalarını tamamlamadıkları sürece hiçbir karşılık vermeyeceğiz. Bırakın isyan etsinler.


İsyanın üzerinden birkaç hafta geçti. Henüz hiçbir kuşatma bitmemişti ki Manchu'nun istediğimiz şartları kabul ettiğini öğrendik. Bu can sıkıcı savaşı daha fazla uzatmanın bir anlamı yok.


Anlaşmaya göre Manchu, resmi olarak Kore devletine bağlanacak ve buna bağlı olarak her ay vergi gelirinin yarısını Kore'ye ödeyecek. Ayrıca savaş tazminatı olarak 24 dukayı ödemeyi kabul edecek.

Başkente yeni bir zaferle dönüyorum. Artık Kore'yi tehdit eden bir güç kalmadı. Haklı gururumla başım dik sarayımın önüne kadar atımla geliyorum. Ama herkesin yüzünde şaşkın bakışlar.. Görevci dede sarayın girişinde beni bekliyor. Neden en büyük düşmanımızı yok etmeyip savaşı basit bir anlaşmayla bitirdiğimi sordu. En azından onun benden istediği gibi Heilongjiang'ı almalıymışım. Gözümü bir anda kan bürüdü. Kralın verdiği kararı sorgulamak ne demekti? Ben bu ülkeyi hiçbir zaman olamadığı kadar güçlü hale getirmek için buradaydım.

Görevci dedeyi zindana attırdım. Bana gerekli saygıyı göstermeyenler için belki bu bir ders olur. Şu andan itibaren sözümün üstüne söz istemiyorum.



Asayişi sağlayan elemanı çağırdım yanıma. İsyan riski olan bölgelerden bahsettim. Eğer bu toprakları bize bağlı olan Manchu'ya geri verirsek halkın ne gibi bir tepki vereceğini sordum. İstediklerini aldıkları için mutlu olacağını ve Kore'deki halkında umurunda olmayacağını söyledi. Eğer kurultaydan biri karşı çıkarsa da kellesini vurduracağım, kararlıyım.

Bunun üzerine birkaç ay aralıklarla 4 vilayet tek tek Manchu'ya devredildi. Manchu memnun ama şaşkındı. Neden topraklarını geri verdiğimizi düşünüyorlardı. Belki sormaya cesaret edemediler. Ama cevabı belli, Kore kralı verilmesini istedi.



İç ve dış işlerde yaşadığımız bu gergin durum, ticaretimizi engellemiyor. Bilinen dünyadaki şeker ticaretini domine ettiğimizi öğreniyorum. Kore'nin denizlerdeki gücü ilerlemeye devam edecek.


Barış anlaşmasının üzerinden birkaç ay geçtikten sonra bölgedeki konumumuz:


Manchu hala bizden nefret etse de yakında durumun değiştiğinin farkına varacaklar.


Gelirimiz hiç olmadığı kadar fazla. Manchu'nun ödediği vergi göze çarpıyor. Ve artık büyük bir orduya sahip olmak, onları her zaman savaşa hazır durumda tutmak zorunda değiliz. Şimdilik tek tehlike Japon adaları. Ama olası bir savaşta yardımımıza koşacak Manchu ve Ming, düşman geçişini de engelleyecek büyük Kore donanması var. Limanlarından çıkabileceklerinden bile şüpheliyim.


Ülkemizde hiçbir sorun yok gibi duruyor. Kusursuz durumdayız, istikrarı sağlamayı başardık.


Keşişlerin nefretini kazanmayı da başardım. Artık verginin ve teknolojinin ülkesi olacağız.


Ve neredeyse 1458 yılını bitirdik. 1444'ü dün gibi hatırlıyorum. 14 senede hiçbirşey yapamamışım gibi gözüküyor ama çok şey değişti. Artık basit bir uzakdoğu ülkesi değiliz. Buralarda şeklimiz var. Donanmamız güçlü ekonomimiz güçlü müttefiklerimiz güçlü. Bundan sonra da uzun bir süreyi ülkeyi kalkındırmak için harcayacağım. Henüz ölmeye niyetim yok. Bu ülkenin daha da yükseldiğini görmeliyim. Gerçek bir kralın yapması gereken herşeyi yapmalıyım. Ama önce biraz ara versem iyi olur.
« Son Düzenleme: 11 Haziran 2014, 15:55:37 Gönderen: FANBOY »
 

Çevrimdışı tolga kaan

  • Şövalye
  • *
  • İleti: 148
  • Miktar Kalitedir
    • Profili Görüntüle
Alıntı
İnşaat ustalarından biri de karışmış araya. Saraya güvenlik koymanın vakti gelmiş galiba.
Ne yani,o güne kadar güvenliği yok muydu koskoca sarayın  ;D
 

Çevrimdışı FANBOY

  • Şövalye
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Ne yani,o güne kadar güvenliği yok muydu koskoca sarayın  ;D

Kore Sarayı:


Mevsim sonbahar, ağaçları taa hindistandan getirttim. Deniz arkamda kalıyor, kusura bakma fotoğrafı yanlış yönden çekmişim. Ağaçların arkasında da başkentteki diğer binalar var.

Balkonum da yok yalan söyledim.  :disappointed: Fakirlikten balkon yaptıramadım. Kömür sobasının bacası vardı sobayı kaldırttım. Çatıdaki bacaya da o pencereleri taktırttım üstünü kapattım. Hava boşluğundan yukarıya çıkıp dışarıyı kesiyorum. Biraz sıkışık ama olsun.
« Son Düzenleme: 04 Haziran 2014, 17:19:58 Gönderen: FANBOY »
 

 

Forumdan uzaklaştırmalara itiraz, yasal talepler veya uygunsuz içerik bildirimlerinizi İletişim Sayfamız üzerinden yapabilirsiniz. 3 gün içerisinde yanıt verilecektir.