Gönderen Konu: İptal Edildi Ben Japon değilim!!! (Sıradan Bir Kore Hikayesi) (Hyang'ın Yolu) (Anketli)  (Okunma sayısı 29818 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı FANBOY

  • Şövalye
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Oyun Bilgileri
Ülke: Kore
Başlangıç Tarihi: 1444
Versiyon: v1.5.1 (Extended Vanilla Experience modu yüklü)
Yapılan Değişiklikler:
-Bitiş tarihi 01.01.2000'e uzatıldı. (O kadar oynayacağımdan değil ama insan uzatıyor işte.)
-Vassalların komşu bölgelerde claim oluşturulmasına izin verildi. (Vassal beslemeyi çok kullandığımda kendimi kötü hissediyorum ama komşusu olduğu aynı millete sahip bölgeyi vassalına satmak çok rahatsız edici durmaz herhalde. -kaldırılabilir-)
Hile: Asla.
Ayarlar: Zorluk normal. Şanslı devletler kapalı. Rastgele yeni dünya kapalı. (EVE modu izin vermiyor.)
Süre: Oyunu, keyifsizleştiği yere kadar oynamayı düşünüyorum. Belki son bir anket yapılabilir.

__________________________________________________________________________________________________________________

Bölümler

Do Yi, Kaybolmuş Kral


Hyang Yi, Tam Olmamış Kral



Bokseong Yi, Henüz Açıklaması Olmayan Kral
__________________________________________________________________________________________________________________

Gerçekten sevdiğiniz, kaliteli bir televizyon dizisinin haftalık bölümünü bekler gibi beklemiyorsanız gözükmeyin gözüme.
__________________________________________________________________________________________________________________
« Son Düzenleme: 14 Eylül 2018, 16:56:09 Gönderen: kerem1249 »
 

Çevrimdışı Snykdel

  • Arşidük
  • *
  • İleti: 2700
    • Profili Görüntüle
Başarılar.
 

Çevrimdışı unonimus

 

Çevrimdışı labo77

  • Kont
  • *
  • İleti: 696
  • Alparslan Türkeş
    • Profili Görüntüle
Aaaa Japonlarıma laf etme onlar pasifiğin anasını ağlattı :) neyse başarılar bende bi ara yazmıştım koreyle Ming'e dikkat et  :D
 

Çevrimdışı Miltiades

İyi bir hikaye olur da sürekli okuruz.
 

Çevrimdışı erman95

  • Senyör
  • *
  • İleti: 488
  • Mareşal Erwin Rommel
    • Profili Görüntüle
Başarılar umarım uzun soluklu bir hikaye olur.
 

Çevrimdışı yns139

  • Burjuva
  • *
  • İleti: 18
    • Profili Görüntüle
Başarılar umarım uzun soluklu bir hikaye olur.
 

Çevrimdışı mojo.reyiz

  • Soylu
  • *
  • İleti: 49
  • Ein Volk, ein Reich, ein Führer
    • Profili Görüntüle
inşallah iyi bir hikaye olur
"Ne mutlu Türk'üm diyene!." Mustafa Kemal Atatürk
 

Çevrimdışı FANBOY

  • Şövalye
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Başlamadan Önce

Beni bilen bilir beyler. Koskoca asyada aklı başında tek adamım. Bazen durup düşünürüm napıyorum burada diye ama çaresizim. Gidicek bi yerim yok. Değerimi de kimse bilmiyor. Bazen çıkar sokak sokak gezerim başkenti. Kimse de bak kral geliyo bi saygı gösterelim bi eğilelim sevinsin garibim demez. Başta tanımıyorlar sanıyordum. Ama öyle değilmiş. Bilmiyorum tipimle alakalı heralde fazla sert bi insan değilim. Ciddiye almıyorlar beni.
Sert bi insan değilim ama iş bizim oğlana gelince değişiyor. Aman yüce konfüçyus. Ben böyle bi çocuk görmedim. Çocuk dediğime de bakmayın 29 yaşında ama hala bi halta yaramıyor.



Geçen gün gittim oğlanın yanına dedim gel çıkalım şu saraydan bi halka karış bi insan yüzü gör, 15 senedir şu koreli kızların yanındasın nasıl çıkıcaksın bu kafayla tahta. Nasıl yöneticeksin oğlum koskoca ülkeyi, dedim. Bi an babalık yanım ağır bastı, duygulanır gibi oldum. Oğluma nasıl kral olunucağını öğreticektim. Gözümden bir damla yaş süzülürken oğlumun 'yeağğ baba yağğ' dediğini duydum. Vurdum ağzına iki tane tutup fırlattım odasından dışarıya. Düş önüme sinirimi bozma benim!

Neyse tam saraydan çıkıcaz birden baş danışmanım koştura koştura geldi yanıma. Oğluma çaktırmadan bi bakış attım takip ediyor mu diye. Sordum 'Ey danışman bilmem gereken birşey var mı? Neler oluyor ülkede? 'Bugün 11 kasım' dedi. Bi afalladım noluyor diye. Başka bişey var mı diye sorunca da 'yok nolsun ya' dedi. Oğlumun kolundan çektim bişey demeden yürümeye başladım. Arkadan 'BİNDÖRTYÜZKIRKDÖRT' diye bağırdığını duydum. Olmaz olsun böyle danışman.


Saraydan çıkınca yöneldim ordugaha. Severim askerleri. Çakı gibi olurlar ne dersen emredirsiniz derler fazla düşünmez fazla konuşmazlar. Yada belki sadece kore askeri böyledir bilmiyorum. Yürürken oğluma dedim 'ordu bir devletin en önemli kısmıdır. zor zamandayız oğul her taraf düşman dolu bir dostumuz yok. ordumuzdan başka güvenicek birşeyimiz var mı söyle bana?' o kadar konuştuktan sonra bilmem var mı diye cevap verdi ya o an pes ettim ben.

Başkent dediğime bakmayın köy kadar bi yer 2 dakikada gittik ordugaha. Sağa sola bakınayım neler var yok derken kan beynime sıçradı. Çağırdım en yakındaki subayı bağırdım 'bu atlar ne lan bu kadar?' Ordumuzun süvari bölüğüymüş. Tam 2bin tecrübeli atlı asker düşmanlarımızın korkulu rüyasımıymış. Onu geç ne kadar ödüyoruz biz bunlara aylık dedim. 1.1 duka dedi. Aman yarabbi zaten bizim gelirimiz kaç duka. Dağıttırdım hepsini. İstemiyorum ben ordumda böyle atlar matlar.


Oğlan biraz gezindi ordugahta. Atlarla oynadı bikaç askerle muhabbet etti. Bikaç kere garip garip hareketler yapmaya çalışırken yakaladım. Sanırım askerlerden taktik öğrenip kızlara hava atmaya çalışıcak kerata. Yine bişey demedim tuttum kolundan çıktık. Biraz mutlu görünüyodu hava değişikliği iyi geldi galiba. Şimdi nereye gidiyoruz, dedi. Gözümü ufuktan, henüz batmaya başlamış güneşten ayırmadan derinden gelen bir sesle 'Limana... Donanmayı ziyaret edeceğiz' dedim. Kendimden etkilendim... Garip.

Se Heo derler, donanmamızdan sorumlu bi kaptan vardır. Aslında kaptan değil. Gemi ustası. Hatta gemi ustası da değil bildiğin marangoz. Geçen iki gemi yaptıralım dedik koskoca ülkede bi usta bulamadık. Birisi bu adamı kolundan tutup getirmiş sağolsun iki gemi yaptı. O günden beri de limandan ayrılmıyor. Garip bi adam. Bazen gelip ekmekle su veriyorum. Neyse geldi yanıma 'Kralım, naval force limitimizde boşluk var daha fazla gemi inşa edebiliriz' dedi. Pek bişey anlamadım ama çaktırmadan kaç tane diye sordum. Sorurken de umarım alakasız bi soru sormamışımdır diye bekledim. '3 tane kralım. 60 dukaya tam 3 tane gemi yapabiliriz. Bu gemiler deniz ticaretimizi korumamızda çok yardımcı olacak.' 3'ü duyduktan sonrasını dinlememiştim. İçimden oh rezil olmadık yine diyip 60 dukayı verdim adamcağıza.


Oğlum bana dönüp 'babacım süvarilere vericek paramız yok ama 3 tane gemiye 60 dukayı nasıl veriyoruz' diye sordum. Afalladım. Senin aklın ermez oğlum zamanı gelince öğrenirsin gibi şeyler söyleyip geçiştirmeye çalıştım ama aklıma takılmıştı artık. İçimde bi burukluk oluşunca emir verdim. Kalan son 11 dukamızın 10'uyla bin kişilik yeni bir piyade bölüğü yetiştirecektik.

(SS'ye gerek yok bildiğin 1bölük asker yetiştiriyoruz işte)

İç ve Dış İşlerin Ortak Halledildiği Bakanlık'ın önüne geldik. Oğlum dedim herşey savaş değildir. Sadece savaş kazanarak bir ülkeyi yönetemezsin. Gerektiği yerde müttefik edinmelisin, gerektiği yerde halkının sesine kulak vermelisin. Buradaki adamlar sana bu konularda yardım ederler. Destur çekip girdik içeriye. Girişte adını bi türlü öğrenemediğim yaşlı bi danışmancı amca karşıladı beni. 'Kralım sizin için müthiş bir görevim var ne zamandır böylesi denk gelmemişti' dedi. Kızıp bağırıcaktım ama o kadar samimi ve rahattı ki sanki böyle konuşmasında sorun yoktu. Bişey demeden dinlemeye başladım. 'MİNG'LEN MÜTTEFİK OLCAZ' diye bağırdı.


İyi dedim olalım napalım almışsın görevi artık. Ben bunu der demez uzaktan iki tane adam üzerime koşturmaya başladı. Birbirlerine çok benziyorlardı, ikizler sanırım. Aman ne bileyim belki değillerdi herkez birbirinin aynısı bu ülkede. 5 metre kalınca durup eğildiler sürüne sürüne önüme geldiler. Tamam saygı görmek istiyorum da bu kadarı fazla be. Sonradan öğrendim işe yeni başlamışlar bi bikaç aya eser kalmadı zaten saygıdan da. Neyse bu adamlar diplomatmış. Koskoca ülkenin sadece 2 diplomatı varmış ve bula bula bunları bulmuşuz. Biri dedi Ming'le kraliyet evliliği yapalım. Gelecekte oluşturacağımız iyi ilişkiler sağlam bir temele dayanmış olur. Ben daha cevap veremeden oğlan atladı 'TAMAM OLUR BEN HAZIRIM!' İyi olsun hadi gönderin teklifimizi dedim. İkisi birden gitmeye başladılar. Biriniz gidin olum 2. napıcak boşu boşuna yol yürümesin hem siz yolda hep hazine parası yiyosunuz, diye çıkıştım. Teki devam etti diğeri geldi yanıma ben boş kaldım napayım hangi ülkeye gideyim, dedi. Ne bileyim napar ne eder bu adam. Yanlış bişey yapıp koskoca ülkenin itibarını bozmasın. Takıl kafan göre ama çok büyük işlere bulaşma, dedim. Gitmiş Manchu'nun Khanka şehrinin Kore Devlet'ine ait olması gerektiğini herkese yaymaya başlamış. Keşke göndermeseydim. Adamlar yanlış anlayacak.


Bakanlıktan çıkmadan önde İç İşleri Bakan'ı kesti yolumuzu. Kore için yapmayı planladığı projeleri uzun uzun anlatmaya başladı. Sen iyisini bilirsin takıl kafana göre diyip gönderdim adamı. Halletmiş bişeyler.


Hava iyice kararmaya başladı. Oğlana hazineyi göstermeden, defterdarla tanıştırmadan geri dönmemeliyiz. Hızlı adımlarla yola koyulduk. Birden aklıma takıldı. Biz neden hızlı yürüyorduk. 200 metre ileride işte hazine. Hay kafama. Neyse girdik içeri defterdar sinirli, suratı kıpkırmızı olmuş. Hayrola diye sordum. Konuşmadan hazine odasının kapısını açtı. Koskoca odanın ortasında 1 düka duruyordu. 'Hal bu' dedi yaşlı defterdar. Birden kendimi sorumlu hissettim 'Sıkma canını defterdarcım' diye başladım söze. Ticaret yaparız, vergi toplarız. Bak yeni gemiler yapıyoruz. Gelirimiz daha da artacak. Sen üzülme be cigerim, dedim. Yaşlı gözlerle bana baktı yanağından iki damla süzülüyordu. Yetmez ki, dedi. Giderimiz çok fazla, askerin maaşı belimizi büküyor. Dert ettiğin şeye bak, kestim askerin maaşını yarıya.Paraya para demeyeceğiz bikaç yıla. Sevindi garibim. Ama değdi mi bilmiyorum. Subaylar çok sorun çıkartacak. Yada çıkartmaz la mal onlar. Anlamazlar bile.


Bu kadarını ben bile beklemiyodum. Herkes yastık altı yapıyormuş paraları. Sessiz sakin çıktık oradan. Yavaşça dönüyoruz sarayımıza. Oğlum, babasıyla beraber bir gün geçirmekten mutlu. Ben de mutlu gibiyim biraz. Bilmiyorum. Aslında o kadar da kalas biri değildir belki? Subayın biri karşı kaldırımdan bağırıyor o sırada 'Ulufeleri kesmişsin be paşam, bi yanlışımızı mı gördün???' Başımı öne eğip adımlarımı hızlandırdım, duymamış gibi davrandım. Ulan koskoca kralız düştüğümüz duruma bak. O kadar adama da ayıp oldu. Neyse gönüllerini alırız bir ara.


Kraliyet odama girip hasır yatağıma yatıyorum. Kafamda deli sorular. Bilmiyorum nolacak bu ülkenin hali, nolacak benim halim?
« Son Düzenleme: 21 Mayıs 2014, 13:34:31 Gönderen: FANBOY »
 

Çevrimdışı Avicenna

  • Kont
  • *
  • İleti: 523
  • In God is Our Trust !
    • Profili Görüntüle
Çok iyi.Uzun zamandan sonra bu kadar keyifli bir hikaye okudum.Umarım devamı gelir.
 

Çevrimdışı barkardes

Çok güzel ve yaratıcı olmuş.Devamını beklerük!
 

Çevrimdışı yns139

  • Burjuva
  • *
  • İleti: 18
    • Profili Görüntüle
 

Çevrimdışı Snykdel

  • Arşidük
  • *
  • İleti: 2700
    • Profili Görüntüle
 

Çevrimdışı morfo35

  • Asil
  • *
  • İleti: 81
  • Baykuştur o baykuş :p
    • Profili Görüntüle
Gerçekten güzel ve yaratıcı olmuş  :)
Takip >>>
 

Çevrimdışı FANBOY

  • Şövalye
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Spoiler vermek istemiyorum ama şu an oyun çok heyecanlı bi noktaya geldi. Tarih 1 ocak 1485. Hikayede ne zaman oraya gelirim bilmiyorum. Bi süre daha oynamaya devam edip daha sonra sadece yazmaya odaklanmayı düşünüyorum. Belki Ming'i hallettikten sonra  :D

Neyse beyler, birazdan ilk bölümü yazmaya başlıyorum. Hazırda bekleyin bikaç saate yayınlarım.
« Son Düzenleme: 21 Mayıs 2014, 19:25:30 Gönderen: FANBOY »
 

Çevrimdışı FokluGeneral

Bence oynadıktan sonra hikayeyi yap
Sence isyan çıksa asker kendi babasının vurur senimi ?
 

Çevrimdışı FANBOY

  • Şövalye
  • *
  • İleti: 168
    • Profili Görüntüle
Ah şu Ming yok mu!!

Günlerdir çıkamıyorum saraydan. Maaşlarını kestiğimden beri subaylar çok değişti. Bazen geceleri penceremin altında toplanıp laf atıp atıp gidiyolar. Dün gece de bikaç kere cama taş atıp kaçtılar. Bu düzensizlikten rahatsızım. Az önce baş danışman odamdaydı. Orduyu güçlendirmek için planladığım projeyi anlattım ve gerçekleştirmesini istedim.

8 ay boyunca hazineye gelen tüm milli gelir doğruca orduya aktarılacak ve sene sonuna kadar 4 bin asker hizmete alınacaktı. Sene sonuna kadar 11bin kişilik ordumu hazır görmek istiyorum. Başkentte geçit töreni falan yaparız bari halka karşı bi karizmamız olsun.

Çok geçmedi içeriye diplomatçı çocuk girdi. Hangisi hala bilmiyorum ama Ming'ten geldiğini söyledi. Çaktırmadım. Cevapları neymiş diye sordum. 'Valla kralları şeker gibi bi insan. Düşünmeden tamam dedi en büyük kızını paket yaptırıp gönderdi benle. Kız aşşada bekliyo.' dedi. Bu sefer garipsemedim bile alışıyor muyum noluyo anlamadım.

Ama müttefik olmaya pek gönüllü değiller, diye devam etti. Gücümüzden şüpheliymişler. Ulan 2 atlıyı dağıttık diye mi oluyo hep bunlar. Ben napsak ne etsek diye düşünürken 'İlişkileri geliştireyim mi? Çok güzel geliştiririm, 2 seneye kalmaz onlar senin kapına gelirler.' dedi. Nasıl geliştiricen, napıcan oğlum, öyle saçma şey olur mu diyecektim az daha. Vazgeçip iyi hallet sen diye gönderdim. Başımdan gitsin de nereye giderse gitsin manyak.



Diplomatçı çocuk odadan çıkınca camdan bakayım bi, kız nasıl bişeymiş göreyim dedim. Bizim oğlanı kızın yanında yakaladım. Bu çocuk ne zaman sakinleşicek bilmiyorum. En iyisi görmezden gelmek. Aslında artık saraydan çıkma zamanı gelmiştir belki. Limanı ziyaret etsem fena olmaz.

Askerlerin dik dik bakışları altında limana kadar başım öne eğik yürüdüm. Paranın gözü kör olsun. Şunların maaşlarını ödeyebilsem de kurtulsam.

Limana geldiğim gibi tüm gün korumaya çalıştığım sakinliği kaybettim. Bizim marangoz Se Heo kafasında kaptan şapkası çıkmış gemilerin tekine sağa sola emir verir gibi yapıyor. Kim çıkardı bunu buraya sizin kaptanınız yok mu diye bağırdım. Son çıktıkları seferde Japonya'da bi limana uğramışlar. Kaptan kıyıya çıkmış ki çıkış o çıkış. Bi daha kaptanı bulamamışlar. Herkes birbirinin aynısı onlar da haklı tabi. Neyse en azından Se Heo maaş falan istemez karın tokluğuna çalışır. Belki daha iyi olmuştur kim bilir.



Günler hızlı geçiyor. Başdanışmanım bugün ilk kez doğru düzgün bir rapor verdi. Son 1 sene boyunca yapılan çalışmalar sonunda 3 gemi ve 5 bin kişilik piyade bölüğü hizmete girmiş. Sanırım tahtta geçirdiğim onca yıldan sonra yaptığım adam akıllı tek iş bu.


Bu diplomatlar bi gün benim başıma dert olucaklar gibi duruyor. Kafalarına göre işler yapıyorlar. Benden uzak olsunlar derken yanlış mı yapıyorum acaba?


Yok yok tövbe. Çocuk 2 yıla Ming gelicek kapına dediğinde inanmadıydım. Nasıl yaptıysa halletmiş bi şekilde koparmış müttefikliği. Benim canımı sıkan görevci dede oldu bu sefer. İyi iş başarmışsın, sen benim sözümü dinle görevlerini yap bak daha neler olucak görüceksin, dedi. Eh be dedecim senin yaşına saygım olmasaydı boynunu vurdururdum ama neyse. Koskoca kralım lan bana görev vermek kimin haddine.


Bu sabah Manchu'da takılan diplomatçı çocuk geldi yine yanıma. Abi ben çok kötü bişey yaptım sana söylemem lazım, dedi. Bu aralar bunlarla çok zaman geçiriyorum baya da samimi olduk. Derdini anlatıcak sanıyordum. Kerata bizi Manchu'yla yüz göz etmiş. Yanıma gelmeden önce Haixi'de köy kahvesinin tekindeymiş. Cuma sonrası kahve kalabalıkken bu başlamış bağıra bağıra konuşmaya, buralar şöyle Kore'nin olacak böyle Kore'nin olacak diye millete laf atıyormuş. Sonunda adamlar dayanamamış sınırı geçene kadar taşlaya taşlaya kovalamışlar çocuğu. Yine teselli etme işi bana düştü. Sen dertme evladım, al yanına üç-beş adam tekrar git napıyosan aynen devam et. Bak koskoca kral arkanda, korkma sen gerekirse ordumuzla geliriz evelallah, dedim sevine sevine gitti çocuk. Olaylı günler bizi bekliyor ama hadi hayırlısı.


Kore küçük, durmadan aynı insanları görüp duruyorum. Se Heo geldi yine bugün yanıma. Deniz havası yaramış adamcağıza. Biraz da bronzlaşmış sanki. Dedi, abi bak görüyosun bu işte ekmek var çok şükür, e hazinede para da var, var gel sen şu kadırgaların 4'ünü yıkalım yerine yapalım mis gibi daha büyüklerini. Kaç para ulan 4 gemi, dedim. Sırıta sırıta 80 düka diye cevap verdi. Bu adamın gözü açıldı, bize çok fena kilitliyor gibi geliyo bu gemileri ama yapıcak bişey yok elimiz mahkum.


Se Heo yanımdan ayrıldıktan sonra görevci dedeyi gördüm uzaktan. Yanıma geldiği gibi selam vermeden konuşmaya başladı. Manchu'daki olayı duymuş. İyi yapmışsın çocuğa destek çıkmakla ama yetmez, al yeni görevin bu, halletmeden gelme yanıma, dedi. İyice sinirime dokunmaya başladı bu adam.


Kore halkı garip, nerede olay var nerede dedikodu var herkes merak içinde. Bu kadar gerginlik olur da halk duymaz mı. Çok uzatmayın sakin olun beyler dedim ama dinleyen kim.


Sanırım Manchu'nun derdi başka. Bizi dikkate bile almıyorlar. Sen git Moğol Hanlığı'na savaş ilan et. Olur iş değil vallaha. Acaba onlar savaşırken bir de ben mi çıksam ortaya. Bikaç savaşa girer gibi yaparım yeter. Şu Korelilerin gözünde bi değerim olsun istiyorum artık.


Ben bu Manchu işini ciddi ciddi düşünmeye başladım. Ama aceleye getirmemek lazım. Ne kadar danışman varsa çağırdım hepsini saraydaki oturma odasına. Aldım oğlumu sağıma. Koskoca ülke birleşip ciddi bi plan yapamayacak mıyız? Onu bari yapalım artık.

Raporlara baktım, ülkede işler iyi gidiyor gibi. 4 yeni gemi filomuza katılmış ticaret yollarında kol geziyor. Paranın anasını ağlatıyoruz.



Yine de yetmez. 4 kadırga daha yıkıldı ve 4 hafif geminin inşaatına başlandı.


Ekonomik olarak hazırsak ve donanmamız sağlamsa geriye sadece ordunun eksikliklerinin kapatılması kalıyor. Ama hala askerlerin gönlünü alabilmiş değilim. Eski maaşları neyse aynen ödenmeye devam edilsin, diyorum. Daha odadakiler yeni duymuşken birden gürültü kopuyor. Şehrin her tarafını sevinçten bağırarak koşturan askerler kaplıyor. Ben bu adamlardan korkmaya başladım. Çıkıyorum sokağa önüme geleni kolundan tutup sıraya sokuyorum. Sonra alıyorum 11binini de başlıyorum Manchu sınırına yürümeye. Bu fırsat kaçırılmamalı.

(Bu arada bilmeyenler için, benim adım Do Yi. Çok da kaliteli bi generalimdir aynı zamanda.)


Sınıra gelince duruyoruz ve daha ötesine bakıyorum. Alabildiğin her yer Manchu'lu köylülerle dolu. Ellerinde taşlarla bekliyorlar. Bu diplomatçı çocuk baya sinir etmiş galiba garibanları.


Son bir şey!!! Unutmuş olmalıyım ama iyi ki sınırı geçmeden önce hatırladım. Diplomatçı çocuğu çağırtıyorum yanıma. Bi koş sor bakalım Ming İmparatoru bu savaşta bize yardımcı olacak mı? Koşturarak yola koyuluyor. Arkasından bağırıyorum: Kibarca sor!!!


Tam beklemekten sıkılmışken uzaktaki tepeden birinin yavaşça yaklaştığını görüyorum. Yaklaştıkça netleşiyor. Çocuk bildiğin üzgün, başı öne eğik, ayaklarını yere sürte sürte geliyor. Yanıma geldiğinde duruyor. Göz göze geliyoruz. Konuşmuyorum...

Şeker gibi kalbi olan Ming İmparatoru savaşa karşıymış. Bizi yakın olarak görüyorlarmış ama yine de kan dökmeye yetmezmiş. Bu yokuşun inişi de var canım Mingcim. Görüşücez seninle. Ama şimdilik....

Şimdilik bu iş burada bitiyor.

Çevrimdışı yns139

  • Burjuva
  • *
  • İleti: 18
    • Profili Görüntüle
 

Çevrimdışı erman95

  • Senyör
  • *
  • İleti: 488
  • Mareşal Erwin Rommel
    • Profili Görüntüle
Yazış tarzını beğendim devam  tbrk*
 

Çevrimdışı ALERHATE

Großdeutsches Reich - Lebensraum für Deutschland (NAB) - (AAR)
United States of America - Democracy Protector of the World (AAR) 14. BÖLÜM 2. KISIM YÜKLENDİ

Akıllılar dövüşmeden önce kazanırlar, cahiller kazanmak için dövüşürler. - Zhuge Liang
Acı çekmek, ölmekten daha çok cesaret ister. - Napoléon Bonaparte
Ancak, kendi kendini idare edebilen akıllı insanlar hürdür. - Horace
Acının ödülü tecrübedir. - Eshilos
 

 

Forumdan uzaklaştırmalara itiraz, yasal talepler veya uygunsuz içerik bildirimlerinizi İletişim Sayfamız üzerinden yapabilirsiniz. 3 gün içerisinde yanıt verilecektir.