Gönderen Konu: İslam Halifesi Bilge Nizam  (Okunma sayısı 2241 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ilker338

  • Kaptan
  • *
  • İleti: 695
  • Bilgi güçtür.
İslam Halifesi Bilge Nizam
« : 05 Mayıs 2015, 00:58:13 »
Arkadaşlar öncelikle dün gece yaklaşık 4 saatte yazdığım bir yazıyı sizlere sunmak istedim. Özellikle yorumlarınızı merak ettim. Kendi oynadığım oyunumda İslam Halifesi'yim ve tahtı kardeşime bırakmak istedim fakat ne yazık ki oğullarım varken kareşime bırakamıyormuşum haliyle kardeşime bırakmak adına bazı şeyler yapmak zorunda kaldım ve dolayısıyla resim çekmeden tahtı kardeşime bırakma aşamasını dün gece 4 saat kadar bir sürede hikayeleştirdim. Şimdiden teşekkürler.


                                       
ÖRÜMCEK VE SİNEK
    Herşey henüz küçük bir yavrunun günahsız olarak dünyaya gelmesiyle başlamıştı. Arabistanın güzel bir sarayında doğan bu çocuğun adını babası dünyaya nizam getirsin diye " Nizam " koydu. Küçükken karıncaları öldüren, bir kavanozda örümcek ve sineği başbaşa bırakıp saatlerce örümceğin sineği öldürüşünü izleyen bu küçük çocuk ileride belkide tahtın sahibi olacaktı. Sıradışı olduğu belliydi. Babası henüz küçük yaşta yıldızlarla fazlaca ilgilendiğini görünce diğer kardeşlerinden erken yaşta eğitimiyle bizzat ilgilendi. Oldukça yetenekli olan Nizam'a,babası tahtı bırakmayı düşünüyordu. Babası farketmese de doğuştan dahi olan küçük nizam bir gün odasında kavanozun içine doldurduğu sinekler ve örümcekleriyle ilgilenirken babası çıkageldi. Şok içinde kalan babası ne yaptığını sorduğunda küçük nizam babasına verdiği cevapla kaderin ilk tokadını atmıştı. Örümcekler ve karıncalar savaşıyor baba. Güçlü olan kazanıyor. Dünyanında nizamı bu mudur ? istemsizce evet diyebildi babası. Öyleyse güçlü olmalı dedi küçük Nizam. Babası yaşı ilerledikçe zeka oyunları ve zeka sorularıyla kardeşler arasında herkesi test ediyordu. Küçük Nizam kendisinden büyük abileri olmasına rağmen gerek zeka oyunlarında gerekse sorulara verdiği yanıtlarla tahta farkında olmadanda olsa göz kırpıyordu. Ve bir gün artık reşit olduğu 16. doğum gününde babası ilk büyük toprağını bahşetti Nizam'a. Medine Beylerbeyliği. Her ne kadar istemsizce de olsa diğer kardeşler Nizam'ın üstünlüğünü görüyor ve kabul etmek zorunda kalıyorlardı. Nizam çok geçmeden aldığı cariyelerle ve kurduğu düzenli orduyla abilerinden önce gücü elinde toplamıştı. Abileri bunun haberini alıyor lakin ellerinden birşey gelmiyordu. Nizam kendi sarayına çıkmadan önce hiçbir kardeşiyle iyi anlaşamaz ve iletişime geçemezdi. Genelde gece vakitleri çölde tek başına ve saray korumalarıyla dolaşırdı. Gündüzlerden ve çöl sıcağından nefret eder sık sık serin gecelerin özlemini çekerdi. Nizam'ın bu arzusunun farkında olan babası Nizam'ın derslerini gece vakti yaptırırdı. Dönemin en bilgin insanlarıya eğitildi Nizam. Yanlız bir çocukluk geçirmiş ve içindeki sorularla büyümüştü. Zaman zaman kardeşlerinin onunla dalga geçmesi içindeki o tarif edemediği siniri tam midesinin orta yerinde sıcaklıkla hissettirirdi. O sıcaklık felaketinden oldu olasıya kaçmıştı, belki bu yüzdendi çölün serin gecelerini sevmesi. Zaman içerisinde eline gücünde geçmesiyle kardeşlerine karşı kurduğu o komploları tasarlamaya başladı. Lakin mutlak irade onda değil babasındaydı. Ve bir gün güzel bir haber aldı, eşi doğum yapmıştı. Güzel bir kız. Sonraki 2 sene ardı ardına 2 erkek çocuğu daha oldu. Nizam tek bir şeyi merak ediyordu. Oğulları onun özelliklerini taşıyacak mıydı ? Onun ilgi duyduğu bu örümcek tuzaklarına bakış açıları ne olacaktı. Yıllar geçti Nizam'ın oğulları büyüdü ve bir gün huzurunda büyük bir cam fanusa doldurduğu örümcekleri oğullarına gösterdi. Oğullar şaşkınlık içinde birazda tedirgin seyre koyuldular. Nizam belkide o an henüz kendisine nasip bile olmamış tahtı kendisinden sonra kime bırakacağını seçecekti. Ve işte tam o anda yüzlerce sineği fanusun içine döktürdü hizmetçilerine. Çocuklar yüzlerini ekşitmiş bir iki adım geriye kaçmışlardı. Fanusun içi berbat bir haldeydi. Örümcekler adeta her tarafı beyaza kaplamışlar görüntü olabildiğince bulanıklaşmıştı. Sineklerin çıkardığı vızz sesleri kulakları delirtecek türdendi. Giderek sessizleşen fanusun içinde örümcekler kurdukları tuzaklara yakalanan sineklere gerekeni yapıyorlardı. Oğulları artık netleşen görüntülere dayanamadılar ve kusmaya başladılar. Nizam oğullarına döndü ve ne anladınız diye sordu ? Oğulları hiçbir yanıt veremediler tiksenmiş gözlerle bakarken. Tam o anda tahtı bu oğullarından hiçbirine bırakamayacağını anlamıştı. Çoğu zaman eğiticilerine yaptıkları hatalardan dolayı sinirleniyor ve hocalarını azarlıyor eğitimlerin çoğunu yarıda bırakıyor ve çölde gecenin serinliğinde uzun yürüyüşlere çıkıyordu. Kafasındaki dini sorulara hiçbir elle tutulur bir cevap alamıyordu. Nizam'ın babası halife olmasına rağmen Nizam'ın bu hareketlerine hiçbir müdahalede bulunmadı. Nizam bir gün korumalarıyla gelen babasının karşısında ilk o zaman artık tahtın varisi olmadığını anladı. Babası oğlunu dine olan kuşkularından ötürü henüz 22 yaşında hapse attırdı. Nizam tek bir kelime etmedi zor kullanmadı ve emrindeki saray korumalarına eliyle durun işareti yaptı. Tam 1 sene boyunca hapiste kaldı. Ve o bir sene boyunca babası çeşit çeşit kitap ve alim gönderdi. Varis Halife olacaktı. Halife İslam dünyasının lideriydi. Babası bir umut içinde düşünürken 1 sene sonra Nizam'dan yanıt geldi. Allah birdir ve Muhammed Resul onun kulu ve elçisidir. Nizam tekrar Medine Beyleybeyiydi. Kendince planını kurmuş ve tahta geçmeden olabilecek bütün negatif düşüncelerini içinde saklama kararı almıştı. Bir yandan oğullarıyla sık sık konuşuyor ve küçükken abilerini yendiği zeka sorularını onlara soruyordu. Ne yazıkki doğru yanıtlayan yoktu. Geçen senelerde sürekli tekrarlasa da oğullarından artık ümidi kesmişti. Nizam sorularıyla baş başa çöldeki serin yürüyüşlerini yapmaya devam ediyordu. Babasına sık sık mektup gönderiyor ve namaz ile huzur bulduğu anlatıyordu. Tahtın varisi olması için gereken herşeyi yapıyordu. Aradan seneler geçti. Günlerden bir gün çölün o kavurucu sıcaklığında tozu dumana katarak gelen atlılar Nizam'a bir mektup getirdiler. Nizam mektubu okurken kaşlarını çattı kafasını kaldırdı. Ve şöyle dedi. Gün bu gündür! Saltanat benimdir! Tam 30 yaşındaydı. Ordusuyla beraber başkente giriyordu. Çöl inanılmaz sıcaktı. Hayatında sevdiği tek sıcak gün bugün olacaktı. Babasının sarayına ve artık kendi sarayı olan bu sarayına girerken önce babasının eşlerini gördü. Siyahlara bürünmüşlerdi ve ortalıkta bir ağıt sesi vardı. Sessiz olun dedi. Babamı defnedelim. Lakin diğer kardeşleri henüz orada değillerdi alimler bunun hoş olmayacağını söyleselerde sadece bakışlarıyla susturdu onları. Kardeşleri gelmeden evvel babasını defnetti. O günün ertesi sabahı kardeşlerine saraya gelmelerini ve kendisine biat etmelerini emreden mektuplar gönderdi. Kız kardeşlerin hepsi kısa sürede sarayda olurlarken 4 erkek kardeşin yanlızca 2 si saraya geldiler. Bir tanesi 14 yaşında genç bir delikanlı diğeri henüz 5 yaşında babasına ağlayan küçük bir çocuktu. Diğer 2 si ona biat etmediklerini bildiren mektuplar ile cevap gönderdiler. Nizam döneminin ilk iç savaşı başlamıştı. Kendisine biat eden 14 yaşındaki kardeşine dokunmadı ve uzak bir yere gönderdi. 5 yaşındaki ufak kardeşine de dokunmayıp kendi gözünün önünde olması için sarayda bıraktı. Emrindeki ve en güvendiği komutanları kardeşlerinin üstüne saldı ve en büyük kardeşini de kendi şehrinde halkın gözü önünde öldürdü. Geriye kalan biat etmeyen kardeşi biat edeceğini ve kendi ailesine ve kendisine dokunulmamak şartıyla teslim olacağını yazan bir mektup gönderdi. Mektup hoş karşılandı ve kardeşi saraya ailesiyle teşrif buyurdu. Lakin tam karşılama esnasında nereden geldiği bilinmeyen bir ok ailesiyle saraya teşrif eden kardeşinin boynuna saplandı. Çocukları ve eşinin gözü önünde kanlar içerisinde yerde kalan kardeşine doğru bakarken Nizam, şöyle seslendi. Usulünce defnedin ! Ve arkasını dönüp gitti. Bu olaydan bir hafta sonra Nizam babasının cariyelerinden 2 kişiyle daha evlendi. Cariyelerden bir tanesi tam bu olaylar esnasında kendisine biat eden kardeşlerini affettiğini gördüğü için Halife ve yeni hükümdar Nizam'a babasından hamile olduğunu ve kendisine cariyelik edemeyeceğini söyleyecekti. Lakin yaşadığı bu olay onu şok içerisinde bıraktı. Ve bir gece vakti Nizam'ın babasından hamileyken saraydan kaçtı. Kendi canı ve kendi çocuğu için kaçmak zorundaydı. Sabah olduğunda cariyenin yokluğu anlaşıldığında kaçan cariyenin neden kaçtığını nereye kaçtığını bulmak için emir verdi Nizam. Henüz 30 yaşındaydı.


                             
  SİYAH GECENİN KIZILLIĞI
      Nizam henüz 30 yaşında tahtın mutlak hakimi ve emrinde 50.000 askeri olmasına rağmen mutsuzdu. Bir keresinde cariyelerinden biri onun bu haline meraklanmış ve neden mutsuzsun demişti. Tek bir cümle söyledi Nizam. Tahta çıkmanın en kötü yanı onu kime bırakacağını bilememekmiş.
Kazandığı bu makamı korumak, siyasi emellerine bağlı kalmasıyla ve iyi bir diplomasiyle mümkün olabilirdi.  Dönemin Selçuklu Sultan'ı ve Abbasilerle kız kardeşlerini evlendirdi. İspanya'nın kaybedildiği son Haçlı savaşında Halifelik Abbasilerdeydi. Ve çok büyük bir kayıp olmuştu İslam dünyası için. İspanya yarımadası tamamen kontrolden çıkmış ve geriye ufak küçük İslam toprakları kalmıştı. İspanya'ya ulaşmadan evvel Afrika'da kalan ve bağlantılarını kesen Hristiyan ülkesine cihad çağrısı yaptı. 50.000 askeriyle ve gerek paralı gerekse Cihad çağrısıyla gelen askerleriyle çok kısa sürede 65.000 askerini Kuzey Afrika'ya yığdı. Lakin dönemin en ilginç ilerleme taktiğini kullandı. Ordusunu ilk kez yaz sıcağında Kuzey Afrika topraklarında dinlendiriyor geceleriyse yürütüyor ve önüne çıkan Hristiyan birliklerini acımasızca katlediyordu. 65.000 kişilik İslam ordusunu yarı yarıya bölmüştü. Kendi komuta ettiği 35.000 askeri geceleri yürütüp gündüzleri dinlendiriyor emrindeki komutanlara kalan 30.000 lik orduyla gündüzleri yürütüp geceleri dinlendiriyordu. Böylece İslam Ordusu 2 komuta altında Hristiyanları dövüyor ve gece gündüz farketmeksiniz ilerliyorlardı. Hristiyanlar sayıca az olmalarınında verdiği dezavantajla sürekli kaçıyor ve ne gece ne gündüz dinlenemiyorlardı. Şehirler o kadar kısa sürede düştü ve savaş o kadar kısa sürede kazanıldı ki Hristiyanlar İslam dünyasının ordusuna Siyah Gecenin Kızıllığı dediler.Ve Kuzey Afrika'nın tamamı İslam dünyasına kazandırıldı. Bu savaştan sonra Nizam Bilgin Nizam olarak anılmaya başlandı.


               Nizam 33 yaşındaydı içine sinmemesine rağmen tahtı bir oğluna bırakmayı sık sık düşünüyor ve bir türlü net kararı alamıyordu. Herşeyden kötüsü yanlızdı. Makamını koruyor, ordusunu kontrol ediyordu vassalarına özellikle ganimetten elde ettiği altınlardan büyük bir kısmını bağışlıyordu. Herşey kontorlünde gitmesine rağmen kafasındaki sorular onu bırakmıyordu. Ne cariyeler ne de onun için söylenen olumlu şeyler moralini düzeltmiyordu. Hayatının bu döneminde ilk depresyon ve ataklarını yaşadı. Mareşali onun bu durumunun farkındaydı ve konuşmaya çalıştıysa da Nizam sık sık ters cevap veriyor ve sert bakışlarıyla komutanını susturuyordu. Komutanı ise farklı konular açıyor ve Anadoludaki Bizans varlığından bahsediyordu.
Anadolu bölgesindeki Bizans varlığı hem Abbasileri hemde Kuzey Afrika'daki yeni İslam topraklarını tehtid ediyordu. 2 sene içerisinde Yunanistan'ın İşgali'ni başlatmalıyız dedi Mareşal. Ordu savaştan yeni çıkmıştı. Dinlenmeli ve kayıplar telafi edilmeliydi. En azından 2 sene sonrası için hedef netti. Yunanistan İşgali.
Tam 2 sene geçti. Nizam İslam ordusunun başında lakin İslam için değil dönemin gücünü ve makamını korumak amacıyla 400 parçalık donanmasıyla Doğu Akdeniz'in yıllar sonra Akdeniz'in en güzel şehirlerinden biri olacak İskenderiye'den yola çıktı.


YUVARLANAN FİL
Ebu Bekir: Şah!
Annesi: Yine mat edemedin.
Ebu Bekir: Şah !
Annesi: Yine olmadı.
Ebu Bekir: Şah ! Son 2 hamle.
Annesi: Nasıl ?
Ebu Bekir: Şah
Annesi:
Ebu Bekir: Şah mat !

Annesi şaşkın gözlerle Ebu Bekir'e bakarken ilk defa oğluna kaybetmenin verdiği gurur ve şaşkınlık içerisindeydi. Satrancı yeni öğrenmesine rağmen Ebu Bekir onu ilk defa yenmişti. Ve üstelik ilk defa hesaplayarak. Çevresindeki arkadaşlarıyla da bu oyunu oynayan Ebu Bekir henüz 5 yaşındaydı. Kısa süre sonra 6 yaşına basacaktı. Annesi ondaki bu farkındalığı sezmiş ve ne yapması gerektiğini bilemez bir halde hadi Bekir yemeğe diyebilmişti kaybettiği oyun sonrası. Ebu bekir ise ilk defa annesini reddetmiş ve ben kazandım ve bu sefer benim dediğim olacak demişti. Satranç taşlarıyla beraber evden çıkmış ve arkadaşlarıyla oyunu oynamak için hızlıca koşmaya başlamıştı. Annesi akşam için yemek yaparken derin düşüncelere daldı. Bekir arkadaşlarıyla beraber günlerce bu oyunu oynamış ve hep kazanmıştı. Artık kendisine rakip bulamadığı bu oyunu oynamayı bırakmış ve annesinin dizinin dibinden ayrılmayan sorun çıkarak ve sürekli sıkılan bir çocuk haline gelmişti. Babası ve yaşadıkları ıssız kasabadaki çoğu erkek İslam dünyasının büyük savaşı Bizans için ordudaydı. Sokaklarda erkeklerin tok sesleri yerine çocuk sesleri vardı. Annesi yaramazlık yapan Bekir'e bir keresinde sert bir biçimde seslendi. Rahat dur Ebu Bekir. Ebu Bekir ses vermedi. Yapacak bir şeyi yoktu. Tek sevdiği şey olan satranç artık ona zevk vermiyordu. Annesi yemek yaparken onu rahatsız etmiş ve annesine yemeği döktürtmüştü. Annesi o anki reflekle Ebu Bekir'e bağırmış ve sen hükümdar çocuğusun edebinle dur ! demişti. "Sen hükümdar çocuğusun" işte bu cümle ıssız denilen kadın ve çocuklardan başkasının olmadığı o küçük kasabada öylesine büyükçe yankılandı ki Ebu Bekir'in tuhaf bakışlarına bakarken kendi ağzını kendi eliyle kapattı annesi. Lakin artık herşey için çok geçti.

  Halife Nizam savaşın ilk aşamasını Mora Yarım adasında kendi topraklarında yapacaklarını ardından gelen Bizans Ordusunu ise burada karşılayacaklarını ve savaşı kazanacaklarını düşündüğünü söyledi. Mareşali ise gemilerle beraber ne kadar hızlı bir çıkarma yaparsak Akdeniz bölgesindeki dağlarında verdiği avantajla şehirleri hızlıca düşürür ve dağdan stratejik olarak yararlanırız önerisinde bulundu. Lakin buradaki tek far Mora yarımadasındaki İslam topraklarının asker besleme kapasitesi 23.000 iken Akdeniz bölgesindeki şehirlerin 13.000 veyahut 8.000 kişilikti. Yani bu Akdeniz bölgesinin işgali sırasında orduyu ufak parçalara bölmek demekti. Nereden bkılısa 60.000 kişilik İslam ordusu 10.000 kişilik ordularla en az altıya ve daha fazlasına bölünmesi demek olacaktı. Halife Bilge Nizam kararını Mora'dan yana kullandı. Ve bir bahar ayı 400 parçalık İslam Donanması 20.000 lik 2 ordu olarak ilk etapta Mora Yarımadasına çıktılar. Geriye kalan 20.000 kişilik orduyu almak için açığa çıkan İslam donanması savaşa Bulgaristan ve İtalya Krallıklarının katılması haberini aldığı gibi Mora'da bulunan 40.000 kişilik orduyu geri almak için limana geri döndüler. Halife Nizam Selçuklu ve Abbasiler'in savaşa katılmamasıyla ilk defa sayıca Bizans'a karşı dezavantajlı konuma düştüğünü gördü. Ve Derhal Mora'yı terkedip işgali Akdeniz bölgesindeki dağlık kesimlerden başlatma kararını verdiğini komutanlarına duyurdu. Tam bu esnada gelen 400 parçalık donanma Mora'nın hemen yukarısından en fazla 10 güne kadar Mora yarımadasına ayak basacak toplamda 65.000 sayısına ulaşan parçalı halde 4 Bizans ordusundan Mora'da 40.000 askeriyle ölecek İslam ordusunu kurtardı. Zamanlama muhteşemdi. Sonuç hezimet olabilirdi. Derhal 40.000 lik askeriyle Akdeniz Bölgesinden işgale başlayan Halife Nizam Bizans ordusunun 65.000 lik ordusuyla Mora'yı terkettiği ve Marmara'yı kullanıp Akdenize inecekleri haberini aldı. Mısır bölgesinde bekleyen 20.000 lik ek kuvvetide Akdeniz Şehirlerine getirmeyi başaran İslam Donanması, İslam Kuvvetlerini biraz olsun rahatlattı. Bizans Ordusu topluca saldıramayacak ve saldıracakları yerde hem dağ dezavantajı hemde sayıca parçalanma dezavantajına sahip olacaklardı. Bunun bilincinde olan Halife Nizam ordusuna gelen ilk emirle birlikte hızlıca tek bir şehire hareket etmek için hazır durmalarını söyledi. Amaç şehir kuşatmak değil Bizansın saldırdığı şehire askeri kuvveti yığabilmekti. Dağlık konumun avantajı sayıca üstün olan Bizans'a karşı tek şanstı. Aylar sonra gelen Bizans ordusu karşısında İslam Bayrağı dalgalanan Akdeniz Şehirleri'ni görünce sinirlendi. Vakit gelmişti. Bizans komutanı ordusuna emrini verdi. Bu süre zarfında toplamda en fazla 8.000 askeri besleyebilecek olan şehre tam 20.000 asker sokmuş ordusuna sayıca zaiyat verdirmişti. Buna rağmen ilerleyen Bizans Ordusu parça parça dağlık şehre girmiş ve karşılarında sayıca kendilerine denk İslam Ordusuyla çarpışmaya başlamıştı. Savaşın başı oldukça çetin geçiyordu. Elbette Halife Nizam Bizans Ordusu harekete geçtiği haberini alır almaz gerideki şehirlerde bekleyen askerlerine emri göndermiş ve harekete geçmelerini istemişti. Sayıca 100.000 den fazla 2 kuvvetin karşılaştığı bu savaş savaşın sonucunuda belirlemişti. Yedek kuvvetlerin geç kalmasıyla sağ komutanı beyaz bayrak sallama noktasına kadar gelen İslam Kuvvetleri yedek kuvvetlerin gelmesiyle sayıca üstün konuma geçmiş ve arazi avantajıyla da savaşı ezici bir şekilde sonuçlandırmıştı. Bizans kuvvetleri dağılmış ve ardından masa başına geçilmiş ve bütün Yunanistan İslam Bayrağı altına girmişti.

Nizam dile benden ne dilersen Mareşal dedi. Mareşal az önce bir haber almıştı. Gözlerinde savaşın kazanılmasından gelen gurur gitmiş endişe belirmişti. Nizam derhal kaşlarını çattı ne oldu diye sesledi.
Mareşal konuşmaya başladı. Yıllar önce sarayınızdan kaçan cariye. Babanızın cariyesi. Babanızdan hamileymiş.
Nizam tek bir soru sordu ? Kız mı erkek mi ? Tedirgin bir şekilde cevapladı mareşal. Erkek adı da Ebu Bekir.
Nizam o an iki şey hissetti. Sıcak ve soğuk. Küçük kardeşleri gözetimi altındaydı tahtı kime isterse ona bırakacaktı. Ama ilk defa plansız bir çocuk çıkmıştı ortaya. Potansiyel bir düşman belirmişti. Kulağından fısıldayan melekler 2 farklı ses söylüyordu. "O sana düşmandır öldür" ve "o babanın yadigarıdır sahip çık".
Nizam bütün İslam Ordusuna derhal Arabistan'a dönme emri verdi.

   Ordu bu hızlı emirle şaşırmış yorucu ve kanlı savaş yeni bitmiş üstelik tek bir ganimet dahi dağıtılmamıştı. Lakin emri ikiletmeye hiçkimsenin cesareti yoktu. Nizam İslam dünyasının tek ve mutlak hükümdarıydı. Büyük Selçuklu istilasını sonlandırabilecek ve söz dinletebilecek tek kişi olarak görülüyordu. 400 parçalık İslam donanması parçalar Halinde önce Mısır ardından Arabistan yoluna koyuldular. Nizam ve beraberindekiler atlarıyla beraber hiç durmaksızın ve kendi ordusunun önünde sanki başka bir savaşa gidiyormuşcasına ilerliyorlardı. Mareşali atları değiştirme noktasına geldiklerine yeni atları almaları lakin bir gece dinlenmeleri konusunda Halife ve hükümdar Nizama rica da bulundu. Nizam ricayı net bir biçimde reddetti ve hiç uyumadan gecenin serinliği ve gündüzün sıcağında 1 gün at sürdü. Sonunda o ıssız denilen kasabaya vardı. Kasaba halkı İslam Ordusunun savaşı kazandığı haberini çoktan almıştı ve kadınlar savaştan sağ çıkan eşlerini dört gözle bekliyorlardı. Gelen kalabalık kocalarından başka kim olabilirdi. Nizam en önde parıldayan o muhteşem beyaz atıyla ve tam teçhizat korumalarıyla kasabaya girerken halk gelenin kocaları olmadığını anladı. Bunlar daha önce gördükleri askerler ve atları değildi. Siyah atlara ve develere siyah korumalar giydirilmişti ve bütün siyahlığın içinde bembeyaz parıldayan bir at vardı. Nizam öndeki beyaz atını tarif edilen eve doğru sürdü. Yavaşça atından indi. İçeride olacaklardan habersiz kargaşa ve gürültüyle dışarı çıkan Ebu Bekir'in annesi Nizam'ı görür görmez herşeyi anladı. Başından aşağı kaynar sular dökülmüştü. O ıssız kasabada kimsenin tanımadığı Halife ve hükümdar Bilge Nizam'ı bir tek o tanıdı. Gözleri faltaşı gibi açılmıştı birden aklına Ebu Bekir geldi bir anlık refleksle içeri doğru koştu ardından Nizam ve korumaları içeri hareketlendi. Ebu Bekir'in annesi o koşuşturma da uzunca süredir oynanmamış satranç tahtasına çarptı. Tahta gürültüyle devrilmiş taşlar her yere saçılmış ve yanlızca bir tek taş Nizam'ın ayağına kadar gelmişti. Fil yuvarlanmıştı.


TABUTLAR
  Nizam yavaşça eğildi ve ayağına çarpan fili aldı. Cariyeye Ebu Bekir nerede dedi. Gürültüye koşarak gelen Ebu Bekir henüz hiçbir şeyin farkında değildi. Filimi geri ver dedi kaşlarını çatarak. Oynamayı biliyor musun dedi Nizam. Evet diye karşılık verdi Ebu Bekir. O halde tek bir şartla dedi Nizam. Eğer beni yenersen sana hem bu fili hemde kapıda duran beyaz atımı veririm. Dışarıdaki atların en hızlısıdır. Ebu Bekir ata doğru baktı siyahların arasında inci gibi parlıyordu. Annesine baktı ardından Nizam'a döndü ve ya kaybedersem ne olacak dedi ? Nizam Ebu Bekir'in annesini titreten cevabı verdi. O zaman seni buradan götürürüm. Kendine güvenen Ebu Bekir gerek annesini yenmenin gerekse arkadaşlarını yenmenin verdiği ataklıkla hadi oynayalım dedi çocukça bakışıyla.
İlk Bekir oynadı. Nizam içinden çocuğun gözlerinin siyahlığını övüyordu. Tıpkı gece gibi. Gece kadar kara. Umarım kazanırsın kardeşim diyordu içindeki vicdanı. Umarım kazanırsın Ebu Bekir kazan ve gecenin yıldızı ol. Ezberlediği hamlelerle başlamıştı Ebu Bekir. Lakin Nizam her hamleye karşılık veriyordu. Olanca şaşkınlığıyla ilk kez bu kadar iyi satranç oynayan birini görüyorum dedi Ebu Bekir. Nizam son 3 diye seslendi. Anlayamadı Ebu Bekir ne zaman kaybedecekti ne zaman düşecekti şahı. Annesi hamleyi söyleyecek oldu SAKIN! dedi Nizam. Sen hiç konuşma!

Nizam: Şah
Ebu Bekir:
Nizam: Şah
Ebu Bekir:
Nizam: Şah ve Mat!

Kapıda duran mareşal Ebu Bekir'i kucakladı. Feryat figan ediyordu annesi Ebu Bekir'in. Ebu Bekir ise bırak beni yoksa seni öldürürüm diyordu. Elinde aldığı şahı mareşalin yüzüne vurdu. Burnuna denk geldi mareşalin ve kanı aktı beyaz avluya. Mareşal kaşını çatıp harekete geçecek oldu ki Sakın dedi Nizam oldukça tok ses tonuyla. Ebu Bekir'in annesine döndü ve şöyle dedi. Titremeyin! Siz ait olduğunuz saraya döneceksiniz. Kardeşim ise artık bu tahtın varisidir! İlk defa kendi oğullarında hissetmediği bir şeyi hissetti Nizam. İlk defa bir kardeşine karşı. İlk defa birisine karşı. Ömründe ilk defa. Ufacık bir kıvılcım. 6 yaşında kan döken Ebu Bekir. Gözleri tıpkı gece kadar kara olan Ebu Bekir. 5 yaşında kasabadaki herkesi yenen Ebu Bekir. 6 yaşında Halife ve Hükümdarın atına göz koyan Ebu Bekir. Ve farkında olmasa da tahtına göz koyan Ebu Bekir. Karanlık gecenin yıldızı Ebu Bekir.

Saraya vardıklarında herkes olaydan haberdardı. İslam Dünyasının kazandığı zafer konuşulmuyor sadece Ebu Bekir konuşuyordu. Nizam Ebu Bekirle bizzat ilgileniyordu. 6 yaşındaydı ve tıpkı bir taht varisi gibi eğitilecekti. Önce satrançtan başladılar ardındna kılıç eğitimi. Ebu Bekir'e olan ilgisi kendi çocuklarını unutmasına neden olmuştu Nizam'ın. Zaten artık onlardan ümidi kesmişti. Ve bir gün Ebu Bekir tam 10 yaşındayken bütün çocukları önünde Nizam ona son testini yapacaktı. Örümcekler ve sinekler. Yıllar önce çocuklarına yaptıklarının aynısını yaptı Nizam. Ebu Bekir'in yüzü ekşimedi 1-2 geri adımda atmadı. Kaşları çatılmış haldeydi sadece. Ne anladın diye sordu Nizam Ebu Bekir'e. Tam o esnada Nizam'ın en büyük oğlu seslendi Ebu Bekir'e. Örümcekler güçlüdür güçlü olan kazanır. O halde dedi Ebu Bekir. Bu fanusa onları koyan Nizam daha güçlüdür. O halde kim bilir dünyaya insanı koyan Rab ne kadar güçlüdür ? Ve artık anlamıştı Nizam tahtın varisinin kimin olacağını. 18 yaşına bastığında Ebu Bekir, Nizam herşeyin farkındaydı. Ebu Bekir evlenmemiş cariye kabul etmemiş lakin toprakları varis ünvanı adı altında yönetmeyi uygun görmüştü. Kendi oğullarına karşı kendi erkek kardeşini tutuyordu Nizam. Ve bir gece yarısı hayatındaki en zor kararı aldı. Tam 30 cellat ile 6 oğlunu hapse attırdı.



Ve hapiste geçecek o yıkıcı geceye alimler hazırdı. Kuran okuma eşliğinde 30 cellat görevlerini yapıyorlardı. Aynı anda bütün çocuklarını boğdurttu Nizam. Gecenin karanlığını yırtan sesleri kimse duymuyordu. Kendi odasında ellerini arkaya bağlamış vaziyette gelecek haberi bekliyordu Nizam. Kalbinde ufak bir bağırış vardı. Ufacık bir üzüntü. Gözleri içi sinek ölüleriyle dolu fanusundaydı.



Tam 5 dakika sonra sağır ve dilsiz cellatlardan biri geldi ve kapıyı açtı. Arkasını döndü Nizam. Yavaşça başını bitti anlamında öne salladı cellat. Nizam cellatı takip etmeye koyuldu. Hapiste 6 alim,30 cellat ve 6 çocuğu vardı Nizam'ın. Hızlıca hapishanenin kapısını kapattı Nizam elindeki anahtarla hızlıca kilitledi demir kapıyı üstlerine. Ve ateşe verdi bütün hapishaneyi. Gecenin karanlığını yükselen çığlıklar yarıyordu artık. 6 alim ve 30 cellat bağırıyorlardı içeride. Bütün saray ayağa kalktı. Cariyeler, görevliler herkes hızlıca sesin geldiği o yere koşuyorlardı. Askerler Halife Nizam'ı görür görmez hareketsiz kalıyor ve içeri giremiyorlardı. Yükselen çığlıklar teker teker susuyordu. Ve bütün saray ayaktaydı. Herkes dehşet içinde Halife Bilge Nizam'a bakıyordu. Nizam yavaşça odasına çıktı. Gün ağarıyordu. Saraydan irili ufaklı tam 42 beyaz tabut çıktı. Halk ne olduğunu birbirine soruyor lakin kimse cevaplayamıyordu. Olayı duyan Ebu Bekir atına atladığı gibi saraya gelmek için yola koyuldu. 2. günün sabahında saray kapısında atından indi. Yavaşça saraya girdi. Herkesin gözleri yerdeydi. İnsanlar bitap düşmüş nefretle Ebu Bekir'e bakıyorlardı. Ebu Bekir olanlara inanmak istemiyordu. Sarayı ve hanedanı korumakla görevli askerlerin bile gözleri yaşlıydı. Ebu Bekir yavaşça abisi Nizam'ın odasına çıktı. Sadece doğru mu diye seslenebildi. Bütün bu olanlar doğru mu ? Nizam yavaşça kafasını kaldırdı ve evet anlamında salladı. Ebu Bekir kılıcını hızlıca çekti ve şaşışarak bakan Nizam'ın hamle yapmasına fırsat vermeden sağ omzuna indirdi. Sağ kolu omzundan ayrılan ve kanlar içinde kalan Nizam yere düştü. Belinden çıkardığı ipi Nizam'ın boynuna doladı Ebu Bekir. Sürüyerek odanın dışarısına çıkardı. Merdivenlerin başına kadar sürüyerek getirdi Nizam'ı. Ardından ipi 2. kattaki merdivenlere bağladı ve Nizam'ı kaldırdığı gibi aşağı sarkıttı. Avludaki herkes dehşet içindeydi. Görevli askerlerin müdahale etmesi gerekirken onlar bile kımıldamıyordu. Ve Ebu Bekir Nizam'ı aşağı bıraktı. Yavaşça sallanıyordu boynundaki iple birlikte Nizam. Ebu Bekir ise odaya geçti ve cam fanusu aldı. Sağ kolundan damlayan kanlar avluyu kırmızıya boyamıştı. Nizam'ın cansız cesedi bir o yana bir bu yana sallanıyordu. Ve ardından cam fanusu avluya attı Ebu Bekir. Sağ kalmış sinekler hızlıca Nizam'ın üstüne üşüştü. Örümcekler bir köşeye dağıldılar. Fanus kırılmıştı. Halk ve avludaki bütün herkes Ebu Bekir'i onaylayan bakışlarla onun hükümdarlığını kabul ediyorlardı.



Victoria II ve Europe Universalis 3 teki büyük imparatorluklardan sonra sıra Hearts of Iron 3 te. Europe Universalis IV ün çıkmasıyla birlikte sıra tekrar EU4 te. Crusader Kings II de iyiymiş.
 

Çevrimdışı emirhankyy

  • İmperium
  • *
  • İleti: 2009
  • Krdş Grup Bura Ne Beklion (KGB)
Ynt: İslam Halifesi Bilge Nizam
« Yanıtla #1 : 05 Mayıs 2015, 01:58:32 »
Orhun Anıtı'nı mı yazdın naptın?  :D ;D
 

Çevrimdışı efekan53

  • Mülkiyetçi
  • *
  • İleti: 376
Ynt: İslam Halifesi Bilge Nizam
« Yanıtla #2 : 05 Mayıs 2015, 01:59:58 »
Şaka yapmıyorum, yazıyı görünce sıcak bastı beni. Vaov dedim. :D
 

Çevrimdışı ageofcu

  • Diplomat
  • *
  • İleti: 35
  • Yeni bir üyeyim.
Ynt: İslam Halifesi Bilge Nizam
« Yanıtla #3 : 05 Mayıs 2015, 02:08:25 »
Hepsini okudum tbrk*

Haşimidlerle başlayıp halifeliği ele geçirdin değil mi?
 

Çevrimdışı ilker338

  • Kaptan
  • *
  • İleti: 695
  • Bilgi güçtür.
Ynt: İslam Halifesi Bilge Nizam
« Yanıtla #4 : 05 Mayıs 2015, 03:12:57 »
Evet aynen.
Victoria II ve Europe Universalis 3 teki büyük imparatorluklardan sonra sıra Hearts of Iron 3 te. Europe Universalis IV ün çıkmasıyla birlikte sıra tekrar EU4 te. Crusader Kings II de iyiymiş.
 

Çevrimdışı Keyser

Ynt: İslam Halifesi Bilge Nizam
« Yanıtla #5 : 05 Mayıs 2015, 14:23:29 »
Baştaki uyarıyı koymasan bir kere daha okuyacaktım.
 

Çevrimdışı Augustinus

  • (Vatikan Müftüsü)
  • İmperium
  • *
  • İleti: 2466
Ynt: İslam Halifesi Bilge Nizam
« Yanıtla #6 : 05 Mayıs 2015, 15:25:16 »
Güzel olmuş.  ;)
 

Çevrimdışı Vannear

  • (Tarık Öner)
  • Mülkiyetçi
  • *
  • İleti: 440
  • Besle kargayı oysun gözünü.
 

 

Foruma ilişkin tüm bildirimlerinizi İletişim Sayfamız üzerinden yapabilirsiniz. 14 gün içerisinde yanıt verilecektir.