Bağlanılan Hatırlatmalar

  • Komnenos Hanedan: 12 Temmuz 2012 - 18 Temmuz 2012

Gönderen Konu: Δυναστεία Κομνηνών - Komnenos Hanedanı  (Okunma sayısı 12510 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Heinz Guderian

  • Achtung,Panzer! | CKII
  • Moderatör
  • *
  • İleti: 1850
  • Beğenildi: 6 kere
  • Crusader Kings 2 Bölüm Moderatörü
    • Profili Görüntüle
Ynt: Δυναστεία Κομνηνών - Komnenos Hanedanı
« Yanıtla #40 : 10 Temmuz 2012, 11:53:42 »
Süper bir hikaye.Burada soyluları idam etmek yok mu ?Çok sorun çıkaracak gibiler.
 

Çevrimdışı Emperor

  • Sekban
  • *
  • İleti: 1918
  • The Mad Baron
    • Profili Görüntüle
Ynt: Δυναστεία Κομνηνών - Komnenos Hanedanı
« Yanıtla #41 : 11 Temmuz 2012, 16:27:47 »
Taht Mücadelesi

Dük Nikephoros'un Andronikos ile birlikte taht mücadelesine katılması haberi yayılır yayılmaz imparatorluktaki tüm güçler bir anda saf değiştirmişti. Gücün kime kayacağını bekleyen bu sinsi kalabalık imparatorluktaki en güçlü iki adamın müttefikliğine karşı saf tutmak istememişti. Nikephoros topraklarına döner dönmez askerlerini hazır hale getirmiş ve başkent Konstantinopolis'e doğru harekete geçmişti.



Ordu başkent surlarının önüne vardığında 3500 kişiyi geçiyordu. Karşılarında imparatorluk ordusu diye birşey kalmamıştı. Dük Nikephoros hemen kuşatma düzenine geçilmesini emretmiş ve şehrin karadan gelen bütün ikmal yolları tutulmuştu. Kale surlarına saldırılması gibi bir düşünce çılgınlık sayılıyordu ve ihtimal dahilinde bile değildi. Şehrin açlık ve susuzluk sebebiyle teslim olunması beklenecekti ki deniz yolunun hala açık olması sebebiyle bu çok uzun bir süre alabilirdi. Kuşatmadaki en ilginç nokta ise surların üzerindeki askerler ile onların karşısında bulunan düşmanların aynı sancakları taşımaları idi. Şehir surlarındaki askerler imparatorluk bayrağının yanında Komnenos sancaklarını taşıyorlar, aynı şekilde Nikephoros'un adamları da benzer sancakları kamp çadırlarının önlerine dikiyorlardı.



Kuşatma sürerken Dük Nikephoros'un bir oğlu olduğu haberi gelmişti. Ama söylenildiğine göre çocuk çelimsiz ve hastalıklı görünüyordu, bu çocuğun neler yapıp neler yapamayacağını zaman gösterecekti.



Kuşatmanın dokuzuncu ayı başlarken işler Nikephoros'un istediği gibi gitmeye başlamıştı. Savaş haberleri yayıldığında köylerini, tarlalarını ve evlerini bırakan yerli halk şehre doluşmuş, surların dibinde virane mahalleler kurulmuştu. Bu mahallelerde kurulan karaborsalarda bir somun ekmek için hanımlar altın kolyelerini, küpelerini, yüzüklerini vermeye başlamışlardı. Fakat zamanla bu bu mahallelerde dolan pislik, salgın hastalıklara neden olmuş ve ayrıca şehrin kıt su kaynakları buradaki insanlara yetmemeye başlamıştı. Gemiler ile gelen erzaklar bu mahallelere ulaşmadan zengin kısımlar tarafından tüketiliyordu.

İşte şimdi bu sığınmacı mahallelerinden yükselen duman şehrin dışından bile görülüyordu. Alınan haberlere göre şehirde bir isyana kalkışacaklarından korkulan bu köylülere bir ders vermek için askerlerini buraya yollayan imparator, verdiği kararla bu aç insanları çileden çıkarmış ve şehrin içi tamamen karışmıştı. Birkaç gün sonra bu isyancılar surların üzerinde çarpışırken bile görülüyordu artık. İşte yine bu günlerden birinde elli kadar isyancı şehrin kapılarından birini açmayı başarmıştı. O anda fırsatın ayağına geldiğini anlayan Dük Nikephoros hücum emrini vermiş ve açılan kapıdan içeri doluşan askerler kısa sürede dış mahallelerde kontrolü sağlamışlardı.



Dük Nikephoros şehre girdiğinde kısa süreli direnişler olsa da şehrin içerisine ilerledikçe bir kurtarıcı olarak karşılanmaya başlamıştı. Hatta öyle ki bazı kişiler ona imparator diye hitap ediyordu. Tabiki bu imkansızdı. Ayrıca varangian muhafızları bir anda ortadan yok olmuşlardı, anlaşılan şuanki imparatoru liderleri olarak görmüyorlardı. Nikephoros bu şekilde kutlamalar ile büyük saraya ulaştı. Şimdi İmparator Alexios'un bulunması gerekiyordu. Önce büyük salona girildi, taht boştu ve hemen yanındaki sehpanın üstünde imparatorun tacı ve mührü duruyordu. Nikephoros bir an kendini burada imparator ilan etmenin ne kadar kolay olacağını düşünürken buldu. Fakat bu düşüncelerden sıyrılan dük sarayda yağma yapılmamasını emretti ve adamlarını Alexios'u aramakla görevlendirdi.

Kısa süre sonra Alexios bulunmuştu. Saatlerdir sarayın mutfaklarından birindeki kilerde sığınan mağlup imparator, buraya birkaç şişe şarap bulmak için giren askerler tarafından saklandığı yerde yakalanmıştı. Hemen haberdar edilen Dük Nikephoros kilere girdiğinde imparator Alexios koşarak onun ayaklarına kapandı.

"Amca ne olur beni affet, ölmek istemiyorum! Bütün şehri sana bırakırım, hazinem, topraklarım!" Alexios ne dediğini bilmiyordu, ağlayarak yerde debeleniyor ve yalvarıyordu.

Nikephoros sinirli görünüyordu. "Ayağa kalk seni şapşal! Her ne kadar aptal olsanda bir imparatordun ve bizim ailemizdensin. Kendine gel! Böyle zırıldayan bir bebek gibi davranarak imparatorluğun ve ailemizin şerefine leke sürme!" dedi.

Alexios kendini biraz toparlamıştı. "Yani beni öldürmeyeceksin, değil mi?" dedi titrek bir sesle.

"Ailemden birinin kanını akıtmak istemem. Bu kararı kardeşin Andronikos verecek." dedi Nikephoros.

Alexios aldığı bu cevaptan sonra sessiz kalmıştı fakat yüzü iyice solmuş ve sefil bir hal almıştı. Aynı sessizlikle imparatorun şehre geleceği güne kadar saradaki odalardan birine hapseldildi.



Eylül başında Andronikos Konstantinopolis'e girdi ve Hagia Sophia'da bizzat patrik tarafından giydirilen tacı ile İmparator ilan edildi. Şehrin de ona verilmesi teklif edildiğinde imparator bu teklifi reddetmiş ve bu toprakların kardeşinin yasal hakkı olduğunu ve kendisinin sadece kendi hakkı olan imparatorluğu aldığını belirtmişti. Onun bu adilliği büyük tezahürat toplamış ve halk imparatorun adını yüksek sesle bağırmaya başlamıştı...



Birkaç gün sonra imparator kardeşini yanına çağırtmıştı. Kardeşi günlerdir kimseyle konuşmuyor, yemek yemeyi reddediyordu. İmparator Andronikos konuştu:

"Alexios bu savaşı sana olan düşmanlığım yüzünden başlatmadım, sen imparatorluğu yönetemeyecek kadar zayıf bir adamdın sevgili kardeşim."

Alexios hiç konuşmuyor ve sadece karşısındaki kardeşinin gözlerinin içine bakıyordu.

"Her ne kadar kardeşim olsan da hiçbir suçun cezasız kalmayacağını bilmen gerek." dedi imparator.

Nikephoros Alexios'a yan gözle baktı fakat yine onun ifadesiz suratıyla karşılaştı.

"Benden yani kardeşinden af dilemeyecek misin?! Diyecek hiçbirşeyin yok mu!" Andronikos kardeşinin kendi gözlerine bakan donuk gözlerinden iyice rahatsız olmuş görünüyordu.

"Alın bunu karşımdan! Hakettiği cezayı alacak, bir daha imparatoruna böyle saygısızca bakmaması sağlansın!" diye bağırdı ve salondaki herkesin dışarı çıkmasını emretti.

Alexios'un cezası belli olmuştu, gözlerine mil çekilecekti. Bu sıkıntılı görevin başındaki adam da Dük Nikephoros olacaktı. Ceza şehrin dış kısımlarındaki ufak sarayda ifa edilecekti.

Bu konuşmadan bir gün sonra sarayın surlara yakın olan arka bahçesinde birkaç asker Alexios'u tahta bir sandalyeye sabitliyor, kollarını ve bacaklarını deri kayışlarla sandalyeye bağlıyorlardı. O sırada bir görevli demir bir çubuğu kor haline gelmiş ateşin içinde kızdırıyordu. Alexios yine aynı şekilde ifadesiz bir suratla oturuyor ve kaderine razı gösteriyordu. Görevli ucu kızıllaşmış demirle onun üzerine yürümeye başladığında Dük Nikephoros manzaraya dayanamayarak arkasını döndü ve yürümeye başladı. O sırada uzun süredir konuşmamış birinin hırıltılı sesi duyuldu:

"İmparatorluk benim hakkımdı amca, bunu sende biliyorsun."

Nikephoros hiç tepki vermedi ve sessizce saraya girdi. Birkaç dakika sonra sarayın duvarlarını delerek gelen acı dolu bir çığlık duyuldu. Bir zamanlar imparator olan Alexios artık kör bir adamdı.



Bir ay sonra şehir yayılan haber ile çalkalandı, kendi işlerini bile yapmaktan aciz bir kör olan Alexios yatağında ölü bulunmuştu. Ortalıkta iki söylenti dolanıyordu, bunlardan biri Alexios'un böyle yaşamaya katlanamayıp intihar ettiği, diğeri ise ondan kurtulmak isteyen imparator kardeşinin onu zehirlettiğiydi. Her ne olursa olsun Alexios ölmüş ve toprakarının önemli bir kısmı imparator Andronikos'a kalmıştı. Ufak kızı ise annesi ile birlikte Karadeniz'in kuzeyindeki topraklara gitmiş ve orada hüküm sürmeye başlamıştı...



Heyder Baba, göyler bütün dumandı,
Günlerimiz birbirinden yamandı,
Birbirizden ayrılmayın, amandı,
Yakşılığı elimizden alıblar,
Yakşı bizi yaman güne salıblar!
 

Çevrimdışı Bersun

  • Paşa
  • *
  • İleti: 9566
  • Paralel Yetkili Abiniz
    • Profili Görüntüle
Ynt: Δυναστεία Κομνηνών - Komnenos Hanedanı
« Yanıtla #42 : 11 Temmuz 2012, 16:43:12 »
İmparator o topraklardan sana pay vermeyecek mi?  asg*
 

Çevrimdışı Amiral

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2491
  • Uncle Junior
    • Profili Görüntüle
Ynt: Δυναστεία Κομνηνών - Komnenos Hanedanı
« Yanıtla #43 : 11 Temmuz 2012, 17:00:45 »
Alexious da ne sefil bir adammış. Amcası haklı.
Nikephoros olmasa biraz zordu gibi. Portresi kötü olsa da karizmatik bir adam. ;D
You heard about the Chinese Godfather? He made them an offer they couldn't understand.
-Uncle Junior
 

Çevrimdışı Quaim

  • Ağır Süvari
  • *
  • İleti: 4082
  • Faber est suae quisque fortunae
    • Profili Görüntüle
    • YokÖyleBişi Blogum
Ynt: Δυναστεία Κομνηνών - Komnenos Hanedanı
« Yanıtla #44 : 11 Temmuz 2012, 18:16:49 »
Çok iyi, körlük olayını çok iyi kurgulamışsın. :)
Doğruların peşinden giden geminin rotasını fırtına bile değiştiremez.
 

Çevrimdışı Emperor

  • Sekban
  • *
  • İleti: 1918
  • The Mad Baron
    • Profili Görüntüle
Ynt: Δυναστεία Κομνηνών - Komnenos Hanedanı
« Yanıtla #45 : 11 Temmuz 2012, 23:06:18 »
Teşekkürler...

Alexious da ne sefil bir adammış. Amcası haklı.
Nikephoros olmasa biraz zordu gibi. Portresi kötü olsa da karizmatik bir adam. ;D

Aslında daha iyi portreler için bir mod vardı, beğendiğim modlardan biriydi fakat kullandığım modlar ile dosyaları çakışıyor malesef...

İmparator o topraklardan sana pay vermeyecek mi?  asg*

Hiç sanmıyorum, bölgedeki en zengin yerler...
Heyder Baba, göyler bütün dumandı,
Günlerimiz birbirinden yamandı,
Birbirizden ayrılmayın, amandı,
Yakşılığı elimizden alıblar,
Yakşı bizi yaman güne salıblar!
 

Çevrimdışı Ragnarr Loðbrók

Ynt: Δυναστεία Κομνηνών - Komnenos Hanedanı
« Yanıtla #46 : 11 Temmuz 2012, 23:58:14 »
Yazık oldu Alexiyus reyize. Savaşta falan mı oldu engelli ?
 

Çevrimdışı Emperor

  • Sekban
  • *
  • İleti: 1918
  • The Mad Baron
    • Profili Görüntüle
Ynt: Δυναστεία Κομνηνών - Komnenos Hanedanı
« Yanıtla #47 : 12 Temmuz 2012, 01:29:00 »
Yazık oldu Alexiyus reyize. Savaşta falan mı oldu engelli ?

Tam o aralarda oldu savaşın sonu, barış zamanı aralığında. Kesin olarak takip edemedim, büyük ihtimalle öyledir...
Heyder Baba, göyler bütün dumandı,
Günlerimiz birbirinden yamandı,
Birbirizden ayrılmayın, amandı,
Yakşılığı elimizden alıblar,
Yakşı bizi yaman güne salıblar!
 

Çevrimdışı TurkSith

  • (TurkJedi)
  • Sipahi
  • *
  • İleti: 833
    • Profili Görüntüle
Ynt: Δυναστεία Κομνηνών - Komnenos Hanedanı
« Yanıtla #48 : 12 Temmuz 2012, 04:00:51 »
Çok güzel olmuş.
 

Çevrimdışı Ragnarr Loðbrók

Ynt: Δυναστεία Κομνηνών - Komnenos Hanedanı
« Yanıtla #49 : 12 Temmuz 2012, 05:24:03 »
Ama Quaim'in dediği gibi, iyi kurgulamışsın kör olma olayını. Ben itiraz falan eder diye düşünüyordum ama :|

 

Çevrimdışı Furkan61

  • (Sipahi)
  • Tımarlı Sipahi
  • *
  • İleti: 261
  • Eskiden tımar vardı, Sipahilik kolaydı.
    • Profili Görüntüle
Ynt: Δυναστεία Κομνηνών - Komnenos Hanedanı
« Yanıtla #50 : 12 Temmuz 2012, 06:14:25 »
Sanki yerli dizi takip ediyorum sen de Beyaz Gelincik ben diyeyim Hayat Devam Ediyor. :) İçim cız etti sabık imparator yüzünden :) Muhteşem olmuş devamını dört gözle bekliyoruz :)
Neden mi Fenerbahçe? Bilmem.. Biz nedensiz sevdik..
 

Çevrimdışı Amiral

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2491
  • Uncle Junior
    • Profili Görüntüle
Ynt: Δυναστεία Κομνηνών - Komnenos Hanedanı
« Yanıtla #51 : 19 Temmuz 2012, 20:24:42 »
Yeni bölümü bekliyoruz. :biker:
You heard about the Chinese Godfather? He made them an offer they couldn't understand.
-Uncle Junior
 

Çevrimdışı sekiztop

  • Azab
  • *
  • İleti: 17
    • Profili Görüntüle
Ynt: Δυναστεία Κομνηνών - Komnenos Hanedanı
« Yanıtla #52 : 20 Temmuz 2012, 09:45:11 »