Sağlığınız için #evdekalın.

Bağlanılan Hatırlatmalar

  • 2010'un En : 06 Ocak 2011 - 12 Ocak 2011

Gönderen Konu: Norðhymbriscra Ealdgesege (TAMAMLANDI)  (Okunma sayısı 47561 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı fatih pasha

  • Doçent Doktor
  • *
  • İleti: 2004
Ynt: Norðhymbriscra Ealdgesege
« Yanıtla #60 : 21 Haziran 2010, 16:29:24 »
Çok güzel olmuş, tebrikler. İlk defa okuduğum için en baştan başladım. 2 saat oldu herhalde, bayağı okudum ama sonunda bitti. Hikaye bitince kitap olarak basılsa kimse oyun olduğu anlamaz. :)

Teşekkür ederim. Beğendiğine sevindim.

Alıntı
Üzerinde bayrak bulunmayan yeşil renkli şehirler krallığın mı oluyor? (En son resim)

Son resmi alırken İngiltere krallığı üzerine tıklamıştım. Krallığa ait tüm topraklar koyu yeşil olarak görülüyor. Hangi ülkeye tıklarsanız o ülkenin toprakları koyu yeşil olarak görülür.

Alıntı
Kaçan kardeşler şuan hayatta mı? ve (hayattaysalar)  herhangi bir unvanları var mı?

Evet hayattalar. İkisi de farklı bir krallıkta veya dükalıkta(şimdi hatırlamıyorum ama biri Norveç, biri İsveş krallığındaydı galiba) courtier sıfatı altında yaşamaya devam ediyorlar. Kaybettikleri topraklarda hala hak iddia ediyorlar.

Alıntı
Bağımsızlık ilan etme nasıl oluyor? Savaş açınca direk bağımsız mı oluyorsun?

Krala karşı loyalty oranın belli bir yüzdeye düşünce event geliyor. İki seçeneğin var. İstersen sessiz sedasız bağımsızlık kazanıyorsun. İstersen de savaş ilan ederek, iç savaş çıkarmaya çalışıyorsun.

Alıntı
Çocuklar evlendikten sonra kendiliğinden mi oluyor?

Evet. Karının ve senin fertility durumuna göre(gizli olduğu için göremiyorsun) ve diğer traitlere göre karın belli aralıklarla hamile kalıyor.

Alıntı
Eventler bu kadar az mı?

Toplam kaç event olduğunu bilmiyorum ama tatmin edici seviyede olduğunu söyleyebilirim. Bu ilk yıllarda pek fazla event gelmedi.

Alıntı
Kayın pederinin oğlu yoksa topraklarında hak iddia etme durumun var mı?

Hayır. Tahtın kime geçeceği veraset yasasına göre değişir ama zannımca semisalic primogeniture vardı Danimarka'da. Yani erkek çocuğu yoksa en büyük kızının erkek çocuğuna geçiyor tüm haklar.

Alıntı
Şimdi ne yapmayı düşünüyorsun?


Milletin zayıf anını kollayıp, daha da güçlenmeyi. Özellikle şu Deheubarth Dükalığı ünvanı elimi çok güçlendirdi.

Alıntı
Waltheof'a ne oluyor? Son zamanlarda neden bu kadar cesur?

Waltheof 20 yaşında bir delikanlı. Kanı ters yöne akıyor. Her gece bir kralın kızıyla yatağa girmesi de testeron oranını artırıyor haliyle.

Leofricson kardeşler neden isyan etti?

Hikayede daha edebi açıklamaya çalıştım ama oyun mekaniklerine göre asıl sebep şu: Bu adamların loyalty durumu her geçen gün düşüyordu. Sebebi William'ın traitleri. William'da bir sürü sevilmeyecek trait var. Üstüne üstlük Leofricson kardeşlerin rebellious traitleri var ki her an patlamaya hazır barut gibi bir şey. Loyaltyleri yeterince düşünce, AI gelen eventi kullandı ve iç savaş çıkarmaya çalıştı.
"Dostlarım! İlerlersem beni takip edin! Geriye dönersem beni öldürün! Ölürsem intikamımı alın!" - Henri de la Rochejaquelein
Norðhymbriscra Ealdgesege
U-38'in Harp Ceridesi
 

Çevrimdışı Dadakoğlu

  • The show must go on
  • Onursal Üye
  • Profesör Doktor
  • *
  • İleti: 4522
  • Beğenildi: 2 kere
  • Dadak Paşa
Ynt: Norðhymbriscra Ealdgesege
« Yanıtla #61 : 21 Haziran 2010, 16:49:45 »
Hayır. Tahtın kime geçeceği veraset yasasına göre değişir ama zannımca semisalic primogeniture vardı Danimarka'da. Yani erkek çocuğu yoksa en büyük kızının erkek çocuğuna geçiyor tüm haklar.


O zaman en büyük kızı Waltheof'un eşi olan ise, senin oğluna geçebilir. İhtimal var yani. :)
« Son Düzenleme: 21 Haziran 2010, 16:52:08 Gönderen: Dadakoğlu »
 

Çevrimdışı fatih pasha

  • Doçent Doktor
  • *
  • İleti: 2004
Ynt: Norðhymbriscra Ealdgesege
« Yanıtla #62 : 21 Haziran 2010, 16:51:19 »

O zaman en büyük kızı Waltheof'un eşi olan ise, senin oğluna geçebilir. İhtimal var yani. :)

Evet. Doğrudan bana değil ama oğluma geçer. Ama ne yazık ki karım 10 kardeşten en küçüğün bir büyüğü gibi bir şey.  :)

Ayrıca kralın da oğlu var.
« Son Düzenleme: 21 Haziran 2010, 16:51:54 Gönderen: fatih pasha »
"Dostlarım! İlerlersem beni takip edin! Geriye dönersem beni öldürün! Ölürsem intikamımı alın!" - Henri de la Rochejaquelein
Norðhymbriscra Ealdgesege
U-38'in Harp Ceridesi
 

Çevrimdışı Anatole France

  • Profesör Doktor
  • *
  • İleti: 3498
  • Macht geht vor Recht
Ynt: Norðhymbriscra Ealdgesege
« Yanıtla #63 : 21 Haziran 2010, 16:53:24 »
AAR ile alakasız bir soru olacak ama, hangi hzı ayarna aldın oyunu?
Denn nur Eisen kann uns retten...
 

Çevrimdışı fatih pasha

  • Doçent Doktor
  • *
  • İleti: 2004
Ynt: Norðhymbriscra Ealdgesege
« Yanıtla #64 : 21 Haziran 2010, 16:57:56 »
AAR ile alakasız bir soru olacak ama, hangi hzı ayarna aldın oyunu?

AAR için "Fast" ayarında.

Ama normalde "extremely fast" ayarında oynarım.
"Dostlarım! İlerlersem beni takip edin! Geriye dönersem beni öldürün! Ölürsem intikamımı alın!" - Henri de la Rochejaquelein
Norðhymbriscra Ealdgesege
U-38'in Harp Ceridesi
 

Çevrimdışı Bersun

Ynt: Norðhymbriscra Ealdgesege
« Yanıtla #65 : 21 Haziran 2010, 17:06:58 »
Süper yazmışsın tbrk*
 

Çevrimdışı Off_line

  • Sağlık Müdürü
  • *
  • İleti: 328
Ynt: Norðhymbriscra Ealdgesege
« Yanıtla #66 : 21 Haziran 2010, 22:34:04 »
:) hayt gec kalmisim ama demistim election ic savasa surukler:)))
 

Çevrimdışı fatih pasha

  • Doçent Doktor
  • *
  • İleti: 2004
Ynt: Norðhymbriscra Ealdgesege
« Yanıtla #67 : 21 Haziran 2010, 22:35:28 »
9. BÖLÜM: NORTHAMPTON’IN İMARI ve KRAL WILLIAM'IN GALLER SEFERİ

1070 yılının yaz mevsimi İngiltere’de barış içerisinde geçti. Özellikle tahta geçtiğinden beri rahat yüzü görmeyen William yaz mevsimini Normandiya’da geçirmeye karar vermiş ve biraz dinlenmek istemişti. Waltheof için de durum aynıydı. Northampton’da işler genel itibariyle yolundaydı. Ancak aynı şey aile ilişkileri için geçerli değildi. Kayınpederi hakkında söylediği şeyler Kral Svend’e ulaşmış, Svend de kızı Ingrid’e yazdığı mektuplarda bundan bahsetmişti. Ingrid kocasının bu tutumundan rahatsızdı ama sesini çıkarmamıştı.

Leofricson kardeşler ülkeyi terkettikten sonra, maiyetleri ülkedeki farklı kontluk ve dükalıklara dağılmışlardı. Bir kaç tanesi de Waltheof’a sığınmıştı. Waltheof bunları kabul etti. Yanında yönetim tecrübesi olan kişilere ihtiyacı vardı. Bunlardan askeri tecrübeye sahip Æthelwyne’i mareşal olarak ilan etmişti.


Ağustos ayında William’ın lordlarından aldığı vergileri toplayan heyet Northampton’a gelmişti. Waltheof tarafından ağırlanmışlar ve vergiler kedilerine ödenmişti. Waltheof’un büyük salonunda akşam yemeği yenirken, vergi toplayıcısı memurlardan biri Waltheof’a William ile arasındaki rekabeti sordu:


“Kralla arandaki rekabet hala devam ediyor mu Oxford?”

Walthof yaşlı adama baktı.

“O rekabet tek taraflı sevgili dostum. William tahta geçtiğinde kendisini bana rakip ilan etti. Benimse böyle bir iddiam hiç olmadı. Ama maalesef şimdi bizi herkes rakip sanıyor.”

“Yani kralı kendine rakip görmüyor musun?”

Waltheof vergi memurunun bu konuşmayı William’a ileteceğinin farkındaydı. William ile ileride herhangi bir sürtüşme yaşamaması için bu rekabet söylentilerine son vermesi lazımdı. Şimdi bu fırsat önündeydi.

“Asla! Kral William benim lordum. Ben ise onun sadık bir hizmetkarıyım.”

Vergi memuru gülümsedi.

“Gayet güzel. Kralımız bunu duyduğuna memnun olacak. Sadakatinin tüm İngiltere’ye örnek olması lazım.”

Waltheof gülümsedi.

“Lordumun memnuniyeti benim birinci önceliğimdir.”

Masadakilerden birisi konuyu değiştirdi ve yemeğe devam edildi.

Ekim ayı geldiğinde hazinede bir miktar para birikmişti. Waltheof Northampton’ın ihtiyaç duyduğu altyapı çalışmalarına başlamaya karar verdi. Bir ormancı atölyesi kurmaya karar verdi. Böylece odun ihtiyacı belli bir merkezden karşılanacaktı. İnşaat yüz altına malolacak ve oniki ay sürecekti. Waltheof inşaatın başlaması için gerekli onayı verdi.


1070 yılının kışı çok sert geçmedi. Kış ve bahar aylarında önemli bir şey yaşanmamıştı. 1071 yılının yaz mevsimi normalden erken gelmişti. Haziran’ın başında Papalık sancağını taşıyan bir ulak Northampton’a geldi. Papa’dan bir mektup getirmişti. Waltheof büyük bir ihtimam göstererek mektubu açtı. Papa, Oxford dükalığının bünyesinde bir piskopos olmadığı haberini almıştı ve kendi atayacağı bir piskoposun kabul edilip edilmeyeceğini soruyordu. Waltheof hemen yazdığı cevapta papanın bu önerisini zevkle kabul edeceğini bildirmişti.  Mektubu getiren ulak, bir kaç güne kadar Londra’dan bir piskopos gönderileceği bilgisini vererek Northampton’dan ayrıldı.


Bir kaç gün sonra yanlız bir atlı Northampton’a geldi ve kapıdaki nöbetçilere kendisini yeni piskopos olarak tanıttı. Kalenin iç avlusunda kılıç talimi yapan Waltheof’a durum bildirilince yeni piskoposun huzuruna getirilmesi emrini verdi. Biraz sonra siyah saçlı, siyah sakallı bir papaz avluya girdi. Waltheof bu adamı tanıyordu. Bu gelen Kral William’ın tercümanlığını yapan papaz Ealmund Butler’dan başkası değildi. Waltheof elindeki kılıcı talim yaptığı askere verdi.


“Hoşgeldin peder. Yeni piskoposumun sen olduğunu zannetmiyorum.”

Ealmund gülümsedi.

“Ta kendisiyim lordum.”

“Peki ya William?”

“Normanlar yanlarında bulunan Saxonlar’dan çabuk sıkılıyorlar. Roma’daki kutsal babamız, William’a bir mektup gönderdi ve elindeki uygun bir piskopos adayını sana göndermesini istedi. William da beni seçti.”

Waltheof alaycı bir tavırla sordu:

“William’ın seçiminden memnun değilsin galiba?”

Ealmund kalçalarını tuttu.

“Londra’dan buraya iki günlük at yolculuğu yapacak olmam dışında bir şikayetim olmadı lordum.”

“O zaman hoşgeldin. Senin için kalede bir oda ayırtmıştım. İstersen dinlenmeye çekilebilirsin. Eğer karnın açsa, bir şeyler hazırlatabilirim.”

Ealmund gördüğü muameleden memnun kalmıştı.

“Sanırım burayı şimdiden sevmeye başladım. Müsadenizle biraz dinlenmek istiyorum lordum.”

“Tabii ki peder. Akşam yemeğinde görüşürüz.”

Ealmund kaleye doğru yöneldi. Waltheof da kılıcını tekrar alarak, talime kaldığı yerden devam etti.

Yaz ayları Northampton’da olağan geçiyordu. Waltheof genellikle yeni yapılan ormancı atölyesi inşaatında zaman geçiriyordu. Ara sıra da ava gidiyordu. Yine bir Temmuz günü, av dönüşü Danimarkalı ulağın geldiğini gördü. Ingrid’e babasından mektup getirmişti. Waltheof her zaman olduğu gibi ulaktan son havadisleri almak üzere onu yanına çağırdı. Ulak bir gümüş parayı cebine indirdikten sonra, Svend’in oğlu, Danimarka tahtı varisi, Ingrid’in ağabeyi Slesvig Dükü Harald’ın kendisi hakkında söylediklerini iletti. Harald, Waltheof’un babasına karşı gösterdiği saygısızlığı asla affetmeyeceğini söylemişti. Waltheof’a da bir kaç okkalı küfür etmişti. Bunlar boş tehditlerdi. Ne Svend, ne de oğlu, Kral William’ın himayesindeki Waltheof’un kılına dokunamazlardı. Bunun rahatlığı içindeki Waltheof cevabını ulak aracılığıyla iletti:

“Söyle ona, ne kendisi, ne de babası umrumda değil! İkisinin de canı cehenneme!”


Aradan iki hafta geçmişti ki, Ingrid’in hamile olduğu haberi geldi. Waltheof’un eskisi gibi heyecanlanmadığını gören Ingrid, bu duruma oldukça içerlemişti. Bir kaç hafta sonra, bu duygularını Waltheof’a açtı. Waltheof önce Ingrid’in gönlünü almaya çalıştı. Fakat sonra, Ingrid Waltheof’un babası ve ağabeyine yaptığı saygısızlıklardan bahsedince, Waltheof kendisini kaybetti. Waltheof Ingrid’in babası ve ağabeyine küfürler yağdırdı. Yaklaşık onbeş dakika süren karşılıklı bağrışmalardan sonra Ingrid Waltheof’un yanından ayrıldı. Waltheof gece yatmak için odasına çekildiğinde Ingrid’in kalenin başka bir odasını kendisine hazırlattığını ve bundan sonra orada kalacağını öğrendi. O anlık sinirle bunu umursamadı.


Yaz ayları böyle geçti ve sonbahar geldi. Waltheof artık zorunlu olmadıkça Ingrid’le aynı ortamda bulunmuyordu. Ayrı odalarda kalmaya da alışmışlardı. Papaz Ealmund’un çifti barıştırma çabaları da başarısız olmuştu. Waltheof yakın çevresine şakayla karışık artık halkına karşı sorumluluklarıyla evli olduğunu söylüyordu. Bu sırada halk arasında yeni fikir akımları ortaya çıkıyordu. Eylül ayında soyluların ilahi haklara sahip olduğu yönünde bir fikir gezici vaizler tarafından Northamptonshire’da vaaz edilmiş ve halk arasında yayılmıştı. Waltheof bu fikri oldukça beğenmişti. Ekim ayı ortasında ormancı atölyesi bitti. Atölyenin açılışında Ealmund bir kutsama töreni yaparak yeni binayı kutsadı. Aynı gün atölye faaliyete geçti. Orman atölyesinin açılışı etkisini hemen göstermişti. İnsanlar iş sahibi olmuş, ticari hayat canlanmıştı. Bunun sonucunda Northampton’ın refah seviyesi yükselmiş, çevre şehir ve kasabalarda müreffeh bir belde olarak anılmaya başlamıştı.


Kasım ayında bir grup Danimarkalı tüccar Northampton’a gelmişti. Söylediklerine göre, Rogaland Kontu Svein Aslaksson, Waltheof’un Danimarka Kralı ve oğluna karşı takındığı tavrı duymuş ve takdir etmişti. Tüccarlar aracılığıyla takdirini belirten bir mektup göndermişti. Waltheof bu şaşırtıcı mektuba aynı samimiyette bir cevap yazmış ve tüccarlara vermişti. Böylece Svein ile arasında bir dosluk başlamıştı. Tüccarlar, bir de geçen Ağustos ayında Bizans Ordusu’nun Müslüman Türkler’le yaptığı savaştan bahsetmişlerdi. Söylediklerine göre büyük bir Bizans Ordusu, Anadolu’nun doğusunda kendinden küçük bir Türk ordusu tarafından imha edilmişti. Koca imparatorluğun çöküşü yakındı.


Kış ayları olaysız geçti. 1072 yılının Nisan ayı geldiğinde Ingrid doğum yapmıştı. Bir kız çocuğu dünyaya getirdi. Waltheof Ingrid’i doğumdan sonra ziyaret etmedi. Sadece doğumu yaptıran ebe, çocuğu kendisine göstermek için getirmişti. Waltheof çocuğun adını Ælfthryth koydu.


Sonraki bir sene boyunca Northampton için önemli hiç bir şey olmadı. 1073 yılının kışı geldiğinde İskoçya’da durumun daha da kötüye gittiğine dair haberler geldi. Noel öncesi gelen habere göre Moray Dükü krala karşı savaş açmıştı. Krala sadık sadece üç kontluk kalmıştı ve işler kral için hiç iyi gitmiyordu. Aynı gün gelen başka bir haber Waltheof’u daha yakından ilgilendiriyordu: Gwynedd Dükalığı İngiltere’ye savaş açmıştı. William’ın ne zamandır beklediği Galler seferi hayali gerçek olmuştu. Galler’e doğru yola çıkmak üzere ordusunu hazırlayan William, yol üzerinde Shrewsbury ile yarım kalan hesabını halledeceğini düşünmüş olacak ki, Shrewsbury’ye savaş ilan etti. William bu fırsatı kaçırmamak için hemen harekete geçti ve askerlerini silah altına almaya başladı.

İskoçya

William'ın Galler seferi

1074 yılı Mart ayında  Ealmund Waltheof’a, Ælflæd’in eğitimi hakkında ne düşündüğünü sordu. Waltheof kızının zeki bir çocuk olduğunun farkındaydı. Manastıra verip yeteneklerini çürütmektense, maiyetinin arasında yetiştirilerek devlet idaresi konusunda eğitim almasını istedi.


Mart ayında hazinede yeterli para olduğu bilgisini alan Waltheof, nüfusu artan Northampton’da suçla mücadele etmek üzere bir mahkeme binası yapılması emrini verdi. Bina yüz altına malolacak ve inşaat onyedi ay sürecekti. Artan refah seviyesiyle birlikte nüfus da artıyordu. Böyle olunca suçun da artması kaçınılmaz olacaktı. Yapılacak mahkeme binasıyla suç oranları belli seviyede tutulacak ve en azından hırsız ve eşkiya gruplarının oluşması engellenecekti.


Yaz geldiğinde William ordusuyla Galler’e girdi. Önce Shrewsbury mağlup edildi ve toprakları ele geçirildi. Sonra Gwynedd üzerine yüründü. William’ın zaferi kesin gözüküyordu.

Bu sırada Waltheof’un kalesinde ilginç bir gelişme yaşanmıştı. Sıcak bir Temmuz gecesi Waltheof uyumak için odasına çekilmişti. Yatağına yatmıştı ve uyumaya hazırlanıyordu. Derken, odasının kapısı yavaşça aralandı, ve karanlıkta siyah bir siluet içeri girdi. Waltheof yatağında doğruldu. Pencereden sızan ay ışığı silueti aydınlatmaya yetmiyordu.

“Kim var orada?”

Karanlık siluet Waltheof’a doğru yaklaştı. Bu bir suikastçi miydi yoksa? Waltheof ürperdi. Göz ucuyla odanın karşısındaki masada duran kılıcına bakıyordu.

“Sana kendini göstermeni emrediyorum!”

Siluet yatağın önüne geldiğinde ay ışığı silueti aydınlatmıştı. Bu Ingrid’den başkası değildi! Waltheof şaşkın bir şekilde iki yıldır ayrı yaşadığı karısına bakıyordu. Ingrid’in üzerinde ince bir elbise vardı. Ingrid hiç bir şey söylemeden elbisesini yavaşça çıkardı ve kendisini Waltheof’a sundu. Waltheof’la birlikte olduktan sonra da yine hiç bir şey söylemeden odayı terketti. Waltheof Ağustos ayında Ingrid’in hamile olduğunu öğrenecekti.


Ağustos ayı içerisinde William’ın Galler seferi sona ermişti. Shrewsbury’nin yanısıra, Gwynedd de artık İngiliz krallığına aitti. Ancak Gwynedd Dükalığı hala ayaktaydı. William’la barış imzaladıktan sonra Perfeddwlad’a çekilmişlerdi.


Kasım ayı geldiğinde Bo eğitime başlayacak yaşa gelmişti. Bo’nun zaafiyet ve yeteneklerini gözden geçiren Waltheof, oğlunun gelecek vaadetmediğinin farkındaydı. Böylece oğlunu dini eğitim alması için Ealmund’un himayesine verdi.


Kış ve bahar ayları sakin geçmişti. 1075 yılı Nisan ayında Ingrid doğum yaptı. Bir erkek çocuk doğurmuştu. Waltheof bu sefer doğumdan sonra karısını görmeye gitmişti. Oğlunun adını Sigeric koydu.


Yaz boyunca iki önemli olay yaşandı. Temmuz ayında Northampton’daki din adamları ilahi görev  diye bir kavramdan bahsetmeye başladılar. Bu inanışa göre, gündelik hayatta yapılan şeylerin tamamının ilahi bir manası vardı. Kişi günlük hayatında yaptığı her türlü faydalı eylemde aslında tanrıya hizmet ediyordu. Waltheof bu düşünce üzerine fazla kafa yormadı. Ruhban sınıfı yeter ki onun işine fazla karışmasın, neye istiyorsa onan inansın diye düşünüyordu. Ağustos ayı geldiğinde ise mahkeme binasının inşaatı bitmişti.


Eylül ayı geldiğinde mahkemede ilk suçlunun yargılanması gerçekleşecekti. Otuzlu yaşlarında bir çiftçi kendine ait ağaçları kesen komşusuyla tartışmış ve kavga esnasında komşusunun başına taşla vurarak ölümüne sebep olmuştu. Bu suçun cezası kuzeydeki Norveçliler’in ülkesinden güneydeki müslümanların ülkesine kadar, doğudaki paganların ülkesinden batıdaki galyalıların ülkesi İrlanda’ya kadar her yerde ölümdü. Ama Waltheof adamın adil şekilde yargılanmasını ve kendisini savunma hakkı tanınmasını istemişti. Adam elleri bağlı halde, iki muhafız eşliğinde binaya getirilmiş ve mahkeme başkanı sıfatıyla orada bulunan Waltheof’un önüne çıkarılmıştı. Önce ölen adamın karısı dinlendi. Sonra da cinayet zanlısı dinlendi. Adam olayı tüm detaylarıyla anlattı, suçunu kabul etti, pişmanlığını belirtti ve af diledi. Ama işlediği suç affedilemezdi. Waltheof hükmünü vermeden önce salonun sol tarafında bir masaya yan yana oturmuş soylulardan ve papazlardan oluşan jüriye baktı. Hepsi birden donuk ifadelerle başlarını sallayarak onay verdiler.
 
“Ben Oxford Dükü Northumbrialı Waltheof, Kral William’ın bana verdiği mutlak yetkiyle seni adam öldürmekten suçlu buldum. Kanunlara göre, suçunun cezası ölüm.”

Adam ağlamaya başladı. Diz çöktü ve affedilmesi için yalvardı. Waltheof ilk defa bir insanın öldürülmesini emrediyordu ve bu ona çok ağır gelmişti. Adaleti uyguladığını düşünerek kendini rahatlatmaya çalıştı. Sonra devam etti:

“Cezan bu öğleden sonra kasaba meydanında asılman suretiyle infaz edilecek. Kanunlar gereği malvarlığının yarısı, öldürdüğün adamın ailesine verilecek. Tanrı ruhuna merhamet etsin.”

Sonra başıyla muhafızlara adamı götürmeleri için işaret etti. Muhafızlar zar zor ayakta duran adamı sürükleyerek dışarı çıkardılar.

Aynı gün öğleden sonra bir darağacı kasaba meydanına kurulmuştu. Kasaba halkı meydanı hınca hınç doldurmuştu. Waltheof kalenin surlarından kalabalığa bakıyordu. İdam mahkumu elleri bağlı vaziyette getirildi. Ealmund, bir eliyle adamın koluna girmiş, diğeriyle İncil’i tutuyordu. Adam küçük bir kütük parçasının üzerine çıkarıldı. İlmek boynuna geçirildi. Bu sırada elindeki İncil’den bir şeyler okuyan Ealmund adamın karşısına geçti. Sağ eliyle teslis işareti yaparak, adama doğru istavroz çıkardı.

“In nomine Patris, et Filii, et Sipiritus Sancti. Amen.”

Sonra göz ucuyla, kafasına bir çuval geçirmiş olan cellata baktı. Cellat Ealmund’a baktı ve başını salladı. Sonra güçlü bir tekmeyle adamın ayağının altındaki kütüğü devirdi. Adam bir müddet çırpındı. Bir kaç dakika sonra kendini koyverdi. Meydandaki kalabalıktan ses çıkmıyordu. Waltheof bir süre darağacında sallanan adama baktı. Kendi yaptırdığı mahkeme salonunda yargılanmış, yine kendi yaptırdığı orman atölyesinde üretilen bir darağacında asılmıştı. “Toplumun faydası için yaptırdığımız bu binaları bir daha böyle acı bir şey için kullandırma Tanrım” diye içinden dua etti.  Surlardan aşağı inerek iç avluya yöneldi. Ealmund da iç avluya gelmişti. Waltheof’un yanına yaklaştı.

“Tanrı ruhuna merhamet etsin. Acı ama gerekliydi. Tanrıya şükür adalet yerini buldu.”

Waltheof başını salladı. O sırada bir atlı dörtnala avluya girdi. Bu bir papazdı. Waltheof ve Ealmund’un şaşkın bakışları arasında attan inip onlara doğru hızlı adımlarla yürüdü. Nefes nefeseydi.

“Lordum! Lordum!”

Bir müddet soluklandı, sonra devam etti:

“Kutsal babamız, Kudüs’ü işgal eden kafirlere karşı savaş ilan etti. Tanrının inayetiyle Kudüs’ü geri almak için tüm kralları ve lordları savaşa çağırıyor.”


Waltheof bir müddet hızla nefes alıp veren papaza baktı. Sonra Ealmund’a döndü. Ealmund’da papaza yoğunlaştırdığı bakışlarını Waltheof’a yöneltti. Bir müddet durdu ve sonra ağzından iki kelime döküldü:

“Deus vult!”
"Dostlarım! İlerlersem beni takip edin! Geriye dönersem beni öldürün! Ölürsem intikamımı alın!" - Henri de la Rochejaquelein
Norðhymbriscra Ealdgesege
U-38'in Harp Ceridesi
 

Çevrimdışı Dadakoğlu

  • The show must go on
  • Onursal Üye
  • Profesör Doktor
  • *
  • İleti: 4522
  • Beğenildi: 2 kere
  • Dadak Paşa
Ynt: Norðhymbriscra Ealdgesege
« Yanıtla #68 : 21 Haziran 2010, 22:38:52 »
Alıntı
Evet. Doğrudan bana değil ama oğluma geçer. Ama ne yazık ki karım 10 kardeşten en küçüğün bir büyüğü gibi bir şey.  :)

Ayrıca kralın da oğlu var.

Anladım. Bu cevap ve öncekiler için teşekkür ederim, sağol.
Birazdan 1 dk önce yayımladığın bölümü okuyacağım. İşin içinde sefer olması heyecan verici. :)
« Son Düzenleme: 21 Haziran 2010, 22:39:10 Gönderen: Dadakoğlu »
 

Çevrimdışı Bersun

Ynt: Norðhymbriscra Ealdgesege
« Yanıtla #69 : 22 Haziran 2010, 20:13:56 »
Kudüs'e ordu göndericek misin?
 

Çevrimdışı fatih pasha

  • Doçent Doktor
  • *
  • İleti: 2004
Ynt: Norðhymbriscra Ealdgesege
« Yanıtla #70 : 23 Haziran 2010, 08:29:39 »
Kudüs'e ordu göndericek misin?

Kudüs'e ordu göndermeye kalkarsam batarım. Çok maliyetli bir iş. Hazinemin durumu da yukarıda görünüyor zaten.

William benden asker isteyecektir. Kabul edeceğim.
"Dostlarım! İlerlersem beni takip edin! Geriye dönersem beni öldürün! Ölürsem intikamımı alın!" - Henri de la Rochejaquelein
Norðhymbriscra Ealdgesege
U-38'in Harp Ceridesi
 

Çevrimdışı Bersun

Ynt: Norðhymbriscra Ealdgesege
« Yanıtla #71 : 23 Haziran 2010, 10:20:26 »
Senin askerini kral yönetince bakım masrafı krala mı gidiyor?
 

Çevrimdışı fatih pasha

  • Doçent Doktor
  • *
  • İleti: 2004
Ynt: Norðhymbriscra Ealdgesege
« Yanıtla #72 : 23 Haziran 2010, 11:18:21 »
Senin askerini kral yönetince bakım masrafı krala mı gidiyor?

Ben karşılıyorum masrafı ama kolayı var. "Army upkeep" barını sıfıra çekiyorum. Boşuna param gitmiyor.
« Son Düzenleme: 23 Haziran 2010, 13:24:09 Gönderen: fatih pasha »
"Dostlarım! İlerlersem beni takip edin! Geriye dönersem beni öldürün! Ölürsem intikamımı alın!" - Henri de la Rochejaquelein
Norðhymbriscra Ealdgesege
U-38'in Harp Ceridesi
 

Çevrimdışı Ömer

Ynt: Norðhymbriscra Ealdgesege
« Yanıtla #73 : 23 Haziran 2010, 12:17:46 »
Mükemmel bir bölüm oldu, zevkle okudum.
Eu4 için Antik dönemde geçen mod yapımında bana yardım etmek isteyen mesaj atsın.

Steam'den beni ekleyip yanıt alamamış ya da eklemek isteyen üyeler bana PM atarak Steam ismini yazarsa sevinirim.

[Mod] Eşit Alan Projeksiyonu - [Mod] Eski Dünya Müziği - Tarihi ve Coğrafi Harita Siteleri
 

Çevrimdışı 1. İsmail

  • Yrd. Doçent Doktor
  • *
  • İleti: 1082
Ynt: Norðhymbriscra Ealdgesege
« Yanıtla #74 : 23 Haziran 2010, 12:48:06 »
senn adam anglo saxon deil mi niye böle garip isimler verilioki çocuklara
bide ingridle evlendikten sonra nie arman deişti.
 

Çevrimdışı fatih pasha

  • Doçent Doktor
  • *
  • İleti: 2004
Ynt: Norðhymbriscra Ealdgesege
« Yanıtla #75 : 23 Haziran 2010, 13:19:04 »
senn adam anglo saxon deil mi niye böle garip isimler verilioki çocuklara
bide ingridle evlendikten sonra nie arman deişti.

İsimler zaten anglo-saxon isimleri. Bir tek büyük oğlumun adı Bo oldu. O da annesinin kültürü Danish olduğu için benim kültürümü almadı. Danish kültürüne sahip oldu. Bunu ben ayarlayamıyorum. Oyunda çocuğun doğduğu toprakların kültürü, babanın ve annenin kültürü belirleyici rol oynuyor. Çocuğun Danish olması çok düşük bir ihtimaldi ama oldu işte. Diğer çocuklarımın kültürü Anglo-Saxon oldu.

Armam evlendikten sonra değişmedi. Oxford Dükü olduktan sonra değişti.
« Son Düzenleme: 23 Haziran 2010, 13:26:57 Gönderen: fatih pasha »
"Dostlarım! İlerlersem beni takip edin! Geriye dönersem beni öldürün! Ölürsem intikamımı alın!" - Henri de la Rochejaquelein
Norðhymbriscra Ealdgesege
U-38'in Harp Ceridesi
 

Çevrimdışı 1. İsmail

  • Yrd. Doçent Doktor
  • *
  • İleti: 1082
Ynt: Norðhymbriscra Ealdgesege
« Yanıtla #76 : 23 Haziran 2010, 14:38:33 »
ok anladım
 

Çevrimdışı Ertürkhan

  • Doçent Doktor
  • *
  • İleti: 2774
  • Yesil
Ynt: Norðhymbriscra Ealdgesege
« Yanıtla #77 : 23 Haziran 2010, 23:34:06 »
eline saglik.Yalniz o ingilterede cesitli kalkanlar ayni ulkeyimi yoksa farkli beyliklerimi temsil ediyor.Yani birsuru ve farkli kalkan simgeleri var.Onlar sana bagli mi? yoksa farkli beyliklermi onlar?
Taht Oyunları Hanedanları;

Stark Hanedanı: Kış geliyor.                                       Lannister Hanedanı : Beni kükrerken duy.
Kamuoyu Hanedanı: Medya kadar temiz.               Tyrell Hanedanı: Güçlenerek büyür.
Baratheon Hanedanı: Gazap bizimdir.                          Arryn Hanedanı: Onur kadar yüksek.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Bir ilim talebesi ilim tahsil etmekteyken ölüm ve ecel gelse, vefât etse şehiddir.
 

Çevrimdışı fatih pasha

  • Doçent Doktor
  • *
  • İleti: 2004
Ynt: Norðhymbriscra Ealdgesege
« Yanıtla #78 : 24 Haziran 2010, 00:57:44 »
eline saglik.Yalniz o ingilterede cesitli kalkanlar ayni ulkeyimi yoksa farkli beyliklerimi temsil ediyor.Yani birsuru ve farkli kalkan simgeleri var.Onlar sana bagli mi? yoksa farkli beyliklermi onlar?

İngiliz kralına bağlı farklı beylikler. Bazıları da bağımsız lordlar.
« Son Düzenleme: 24 Haziran 2010, 00:59:18 Gönderen: fatih pasha »
"Dostlarım! İlerlersem beni takip edin! Geriye dönersem beni öldürün! Ölürsem intikamımı alın!" - Henri de la Rochejaquelein
Norðhymbriscra Ealdgesege
U-38'in Harp Ceridesi
 

Çevrimdışı fatih pasha

  • Doçent Doktor
  • *
  • İleti: 2004
Ynt: Norðhymbriscra Ealdgesege
« Yanıtla #79 : 24 Haziran 2010, 15:43:32 »
10. BÖLÜM: WALTHEOF’UN ÖNLENEMEZ YÜKSELİŞİ

Papa’nın kutsal savaş çağrısı Avrupa’nın dört bir yanında heyecanla karşılanmıştı. Yüzlerce irili ufaklı krallık, dükalık ve kontluk ellerinde avuçlarında olan paralarıyla ordular kurmaya başlamışlardı. Buna İngiltere Kralı William da dahildi. Elinde bulunan topraklara asker toplayıcılar göndermiş, kendi kutsal ordusunu kurma çalışmalarına başlamıştı. Asker toplayıcılarla birlikte gezen papazlar bu savaşın diğer savaşlara benzemeyen kutsal bir savaş olduğunu, bu savaşa katılmanın bile cennete gitmek için yettiğini vazediyorlardı. Papazların anlattıklarıyla heyecanlanan köylüler, kalabalık gruplar halinde William’ın ordusuna katılıyorlardı. Gelen bilgilere göre Avrupa’nın her yerinde aynı durum söz konusuydu. Ordular yaklaşan kış mevsimi boyunca kurulacak ve 1076 yılı yazında kutsal topraklara doğru hareket edeceklerdi.

William asker toplamaya başlamıştı

Kendi ordusunu toplaması gereken Waltheof, hazinedeki az miktardaki parayla böyle bir sefere kalkışamayacağının farkındaydı. Ealmund’un söylenmelerine rağmen, kendi ordusunu kurmak için hiç bir girişimde bulunmadı. 1075 yılının kışı böylece geçmiş ve 1076 yılına girilmişti. Yaz geldiğinde Avrupa’dan bir çok ordunun kutsal topraklara doğru yola çıktığının haberleri ulaşmıştı. Ealmund hala Waltheof’a baskı yapıyordu ancak Waltheof duymazdan geliyordu. Nihayet Haziran ayında Ealmund’un istediği olmuştu.


William’ın üç aslanlı sancağını taşıyan bir ulak Northampton’a gelmişti. William, Waltheof’tan toplayabildiği kadar asker toplayarak kendi emrine vermesini istiyordu. Aynı istek diğer tüm lordlara gönderilmişti. Askerlerin masraflarını kendisi karşılayacaktı. Waltheof bu öneriyi memnuniyetle kabul etti. Diğer lordlar da krallarının önerisini kabul etmişlerdi. Tüm İngiltere'de büyük çaplı bir seferberlik başlamıştı.


2 hafta içinde 600 kadar asker toplamıştı. Northampton birliği William’ın asıl ordusuna katılmak üzere Londra’ya doğru yola çıkarıldı. Orada talim yaparak baharı bekleyecekler ve kutsal topraklara doğru yola çıkacaklardı. Ordunun başında en baştan beri bu seferde yer almak isteyen Ealmund vardı. Waltheof ve yaşlı papaz ayrılırken birbirlerini kucakladılar.

“Tanrı’ya seni koruması için dua edeceğim peder.”

“Ben de Tanrı’ya sizi doğru yoldan çıkarmaması için dua edeceğim lordum.”

Ealmund atına binip avludan ayrılırken Waltheof arkasından seslendi.

“Müslümanlara günlerini gösterin!”

1076 kışı olaysız geçmişti. Northampton’da halkın refah seviyesinde gözle görülür bir artış vardı. Waltheof insanların mutlu olmasından memnundu. Aile hayatını unutmuş sayılırdı. Karısıyla nadiren bir araya geliyordu. Çocukları da çoğunlukla anneleriyle vakit geçiriyorlardı.


1077 yılı bahar mevsimi geldiğinde William’ın ordusuyla kuzeye doğru yürüdüğü haberi geldi. Waltheof buna bir anlam verememişti. Kutsal topraklar kuzey İngiltere’de değildi ki. Sonradan gelen haberler işin iç yüzünü aydınlattı. William Deheubarth Dükü Maredudd’a savaş açmıştı ve Galler’e doğru yola çıkmıştı. William’ın Maredudd’la bir sorunu yoktu ama Galler Kralı ünvanını istiyordu. Bu ünvan için de Galler’den daha çok toprak kazanmaya ihtiyacı vardı. Hazır elinde tüm İngiltere’deki savaşçılar varken Galler’i fethetmeye karar vermişti. Waltheof Maredudd’la yaşadığı tartışmayı anımsadı. Ordusu olsa William’a katılırdı. Ama tek yapabildiği Maredudd’un belasını bulması için dua etmekti.

William, Deheubarth Dükalığı'na savaş açmıştı

William Galler topraklarını işgal ededursun, Waltheof daha büyük bir sorunla karşı karşıyaydı. Danışmanlarından birisinin verdiği bilgiye göre, karısı Ingrid ve mareşal Æthelwyne arasında yasak bir ilişki yaşanıyordu. Waltheof önce buna inanmak istemedi. Sonra danışmanına karısını devamlı gözetim altında tutması için emir verdi. Eğer karısı ve mareşal bir araya gelirlerse, hemen kendisine haber verecekti.


Waltheof’un bekleyişi uzun sürmedi. Ertesi gün, gün batımında danışmanı Waltheof’un çalışma odasına geldi. Waltheof oturduğu masadan danışmanına baktı. Danışman lordunun gözlerinin içine bakıyordu. Waltheof durumu anlamıştı. Hızla masasından kalktı.

“Neredeler?”

Danışman ürkmüştü.

“Düşesin odasındalar lordum. Sanırım...”

Waltheof danışmanın sözünü bitirmesini beklemeden hızla odayı terketti. Hızlı adımlarla koridorda ilerleyerek Ingrid’in odasının önüne geldi. Sessizce kulağını kapıya dayadı. İçeriden gülüşmeler geliyordu. Dişlerini gıcırdattı. “Aşağılık fahişe” diye düşündü. Kapının kilitli olduğu muhakkaktı. Kapıdan bir adım geri çekildi. O sinirle kapıya öyle sert bir tekme vurdu ki, içeriden Ingrid’in çığlığı duyuldu. Kapının üst menteşeleri kırıldı ve alt menteşelerin zorla tuttuğu kapı yamuk bir şekilde ardına kadar açıldı. Ve işte ihanet tüm çıplaklığıyla karşısındaydı. Neyse ki çıplaklık mecazi anlamda oradaydı. Mareşal Æthelwyne ve Ingrid yatağın kenarında oturuyorlardı. Ingrid’in başı mareşalin omzundaydı. Mareşalin suratı Dover kayalarından daha beyaz bir renge bürünmüştü. Ingrid ise ilk şaşkınlığının ardından öfkeyle Waltheof’a bakıyordu. Waltheof bir anda mareşalin üzerine atıldı.

“Seni lanet piç!”

Mareşali yakasından tuttu ve duvara dayadı. Suratına sert bir yumruk indirirken bağırıyordu.

“Seni neyin beklediğini tahmin edebiliyor musun? Ha? Tahmin edebiliyor musun piç kurusu?”

Mareşalin burnundan kütürtüyü andırır bir ses geldi. Hemen arkasından oluk gibi kan akmaya başladı. Ama bu Waltheof’u durduracak gibi değildi. Yere düşen mareşale tekme üzerine tekme atıyor, bir yandan da küfürler yağdırıyordu. Ingrid Waltheof’u kolundan tuttu.

“Bırak onu!”

Waltheof öfkeden deliye dönmüştü. Elinin tersiyle hemen arkasında duran Ingrid’in sağ yanağına sert bir tokat indirdi. Genç kadın yere kapaklandı.

“Aşağılık fahişe! Seninle sonra hesaplaşacağız!”

Tekrar mareşale döndü ve yerde baygın halde yatan adamın suratına ardı arkasına tekmeler indirmeye devam etti. Genç aamın suratı tanınmaz hale gelmişti. Sonra bir kaç muhafızının kendisini tutup dışarı çekmesiyle durabildi.

“Bu piçi gebertmem lazım!”

Danışmanı yanına yaklaştı.

“Lordum lütfen sakin olun. Bu olay duyulursa şerefinize gelecek lekeyi düşünün. Æthelwyne'i bana bırakın. Bizzat kendim ilgileneceğim. ”

Genç danışman, göz ucuyla odanın içinde, yerde hareketsiz yatan mareşale baktı.

“Zaten yaşadığını zannetmiyorum.”

Danışman başıyla askerlere işaret etti Askerler lordlarının koluna girip onu yatak odasına götürdüler. Waltheof yatağına uzandı. Askerler odayı terketti. O an kılıcını çekerek karısını ve sevgilisini parçalamaktan başka bir şey düşünmüyordu. Başı dönüyordu. Öfkesinden tüm vücudu kaskatı kesilmişti. Yorgun hissediyordu. Kısa süre sonra uykuya daldı.

Æthelwyne sabah kendine gelmeye başladığında hemen askerler tarafından alınarak bir ata bindirilmişti. Muhafızlar eşliğinde güneyde Bedfordshire’a götürülerek sınırında terk edilmişti. Kendisine bir daha Northamptonshire’a gelmesi halinde başına gelebilecekler de hatırlatılmıştı.


Bir kaç hafta sonra kalede her şey normale dönmüş sayılırdı. Fakat bu sefer de Waltheof’un kendisine danışman seçtiği Eadgyth ve Sigrid sorun çıkarmaya başladılar. Waltheof’tan daha fazla para talep ediyorlardı. Waltheof’un kendilerine verdiği yanıt sert ve kısa olmuştu: “Cehenneme gidin!” İki kadın, bir daha bu konuyu gündeme getirmediler.


Yaz geldiğinde Waltheof yine sık sık avlanmaya gidiyordu. Yine bir av esnasında karşılaştığı köylülerden birisi ona ormanda yırtıcı bir yaratığın olduğunu söylemişti. Waltheof ona bunun bir kurt veya ayı olabileceğini söylemişti. Yaşlı adam korku dolu gözlerle ona bakmıştı.

“Hayır lordum! Ormandaki şey ne hayvan, ne de insan. Bu kesinlikle bir sceadugenga!”


Waltheof ihtiyar köylünün mitolojik yaratıklara olan bu samimi inancı karşısında gülmemek için kendisini zor tuttu. Ona merak etmemesini, hemen bir av grubu ayarlayıp, ormandaki yaratığı avlamaya çıkacaklarını söyledi. Nitekim sözünde de durdu. Ertesi gün topladığı av grubu, ormanda devasa bir ayı avlamışlardı. Şimdiye kadar bu kadar büyüğünü görmemişti ama bu altı üstü bir ayıydı. Dev bir ayının avlandığı civar köylerde duyulmuştu. Hala bunun bir ayı olmadığına inanan köylüler Waltheof’a şeytani yaratığı öldüren bir kahraman gözüyle bakmaya başladılar. Köylülerin gözünde Waltheof, efsanevi kahraman Beowulf’dan farksızdı.

Yaz ayları da böylece geçip gitmiş ve sonbahar gelmişti. Waltheof, sonbaharda bir posta binası kurulması emrini vermişti. Böylece topraklarının her köşesiyle etkili şekilde iletişim kurabilecekti. İnşaata hemen başlandı. Kasım ayında, halk arasında Warwick Kontu’nun bir isyan hazırlığı içerisinde olduğu söylentileri yayılıyordu. Waltheof buna pek ihtimal vermiyordu ama dost meclislerinde bu durumun kendisini ilgilendirmediğini belirtmekten geri kalmıyordu. Warwick Kontu ne istiyorsa yapabilirdi. Ama William nasıl olsa yaptığının bedelini ona ödetirdi.


1077 kışı olaysız geçmiş ve 1078 yılı baharı gelmişti. Bu sırada İskoçya’dan gelen haberlere göre kral isyanı bastırmış, kendinden ayrılan lordları tekrar kendine bağlamasını bilmişti. Waltheof üvey kardeşini bu başarısı yüzünden açıkça takdir etmekten kendini alamamıştı.

İskoçya'da otorite tekrar sağlanmıştı

Mart ayında sevindirici bir haber geldi. William, savaş yorgunu Northampton birliğininin İngiltere’ye dönmesi emrini vermişti. Ealmund ve emrindeki askerler eve dönüyordu.


Askerler yazın başında Northampton’a döndüler. Ağır kayıplar vermişler ama William’ın gözüne girmişlerdi. Savaş da iyi gidiyor sayılırdı. Seferden dönen ordu, beraberinde müslümanlardan öğrendikleri savaş usüllerini ve silah sistemlerini de getirmişlerdi.  Bunlardan en önemlisi okçu birlikleriydi.


Yaz ayları böylece geçmiş ve sonbahar gelmişti. Kasım ayında posta binası inşaatı bitmişti. Müslümanlara karşı yürütülen savaştan zafer haberleri geliyordu. William ve oğlu Robert Mısır topraklarını işgal etmişler ve İskenderiye şehrini ele geçirmişlerdi. William savaşa ordusunu göndermiş ama kendisi gitmemişti. Ancak Robert oradaydı. Şehri Robert teslim almıştı.


İskenderiye Robert'a teslim olmuştu

1079 yılı Waltheof için fazla hareketli geçmemişti. Öyle ki, Waltheof sık sık ömrünün sonuna kadar Northampton’da bu şekilde yaşayacağını ve dünyada hiç bir iz bırakmadan ölüp gideceğini düşünüyordu. Bu gibi anlarında Ealmund yardımına koşuyor ve lordunu cesaretlendiriyordu.

1080 yılı baharında yeni tarım teknikleri keşfedildi. Çift tarla sistemi sayesinde, çiftçier bir sene ektikleri toprağı ertesi sene dinlenmeye bırakıyorlar ve başka bir tarlayı ekiyorlardı. Böylece verim oldukça artmıştı. Aynı yılın yazında heykel sanatı Northampton’da yaygınlaşmaya başlamıştı.


O yaz Waltheof’un aklında bir şey daha vardı. O da Deheubarth Dükalığı’yla savaşmaktı. Bu fikri aklına Ealmund sokmuştu.

“Madem hiç bir şey yapamadan öleceğinizi düşünüyorsunuz lordum, o zaman harekete geçin. Deheubarth’ta hak iddianız var. Kimse size bir şey diyemez. Üstelik William’ın da desteğini alırsınız.O toprakların kendi lordlarından birinin eline geçmesi halinde Galler Kralı ünvanı da William’a geçer.”

Waltheof son kararını vermişti. Sefer hazırlıklarına başlanması emrini verdi. Eylül ayında harekete geçecek ve kış bastırmadan bu işi bitirecekti.


8 Eylül 1080 sabahı, 800 kişilik Northampton ordusu Galler’e doğru harekete geçti. Waltheof ordunun önünden bir ulakla Maredudd’a bir ultimatom göndermişti. Maredudd’un bunu reddeceğini ve savaşacağını biliyordu. Ayrıca savaşmak için kendisinin iki katından daha kalabalık bir ordu kuracağını da biliyordu. Tek ümidi William’ın yardıma gelmesiydi. Gönderdiği ulak 2 gün sonra döndü. Maredudd savaşacaktı. Böylece Oxford dükalığı ilk kez savaştaydı. Bu sırada Waltheof’un beklediği haber ulaştı. William da Maredudd’a savaş ilan etmiş ve ordusunu Galler’e yollamıştı.


William’ın kuvvetleri  ve Waltheof’un ordusu, Eylül sonunda Gwent şehrine beraber varmışlar ve şehri birlikte kuşatmışlardı. Ancak kuşatma oldukça çetin geçiyordu. Kış erken bastırmıştı. Eğer William’ın ordusu orada olmasa, bu işin sonu Waltheof için felaketle sonuçlanabilirdi. Kuşatma 1081 yılının Mart ayına kadar tam altı ay sürdü. Nihayet şehir düşmüştü. Ama şehri William’ın birlikleri teslim almıştı. Waltheof hiç vakit kaybetmeden Maredudd’un elindeki ikinci ve son şehir olan Dyfed’e yürüdü. William’ın ordusu da onu takip etti. Mart ayının son haftasu Dyfed şehrini kuşatma altına aldılar. Bu sırada Maredudd’dan komik bir barış önerisi geldi. Waltheof teklifi reddettiğini bildirdikten sonra kaleye dönen elçiye doğru seslenmişti:

“Efendine söyle! Waltheof yemeğe gelmiş!”

Arkasından kale duvarlarından bile duyulacak bir kahkaha patlatmıştı.


Dyfed kalesi yanlızca üç hafta dayanabilmişti. Kuşatmanın bitişi oldukça dramatik olmuştu. Kale surlarından beyaz bir bayrak sallandığı haberi gelmişti. Waltheof yanında bir grup muhafızı ve Ealmund’la birlikte surlara doğru yaklaşmış ve kale kapısına otuz metre kala durmuştu.  Kalenin büyük kapısı ağırca açıldı. İçeriden Deheubath Dükalığı’nın sarı kırmızı aslanlı sancağını taşıyan bir grup askerle birlikte Maredudd çıkmıştı. Maredudd Waltheof’a doğru yaklaştı. İki dük birbirlerinin gözlerine bakıyorlardı.

“Sonunda istediğin oldu Saxon. İşte karşındayım ve teslim oluyorum.”

Waltheof donuk bir ifadeyle kaşılık verdi:

“Sana söylemiştim Galyalı.”

Maredudd acı bir tebessümle Waltheof’a baktı. Sonra da Waltheof’un önünde diz çökerek Waltheof’u lordu olarak tanıdığına dair bağlılık yemini etti. Waltheof, Maredudd’un bağlılığını kabul etti. Bundan böyle 58 yaşındaki Maredudd, Dyfed Kontu olarak bilinecekti ve 31 yaşındaki Waltheof’a bağlı bir lord olacaktı. Waltheof ise Oxford Dükü ve Northampton Kontu ünvanlarına Deheubarth Dükü ünvanını da eklemişti.



Waltheof bir hafta kadar Dyfed’de kaldıktan sonra Northampton’a döndü. Bu savaştan elde ettiği kazanımlar tüm İngiltere’de konuşuluyordu. William da istediğini elde etmiş ve kendisini Galler Kralı olarak ilan etmişti. Waltheof, Mayıs ayında Norfolk Kontu Radulf’dan bir mektup aldı. Radulf kendisini tebrik ediyordu. Ancak mektubu sinir bozucu şekilde baştan sona William’a sadakatin öneminden bahsediyordu. Waltheof’a William’a sadık olması için öğütler veriyordu. Waltheof cevaben yazdığı mektupta William’a sadakatinin sadece kendisini ilgilendirdiğini belirtmişti.


Dyfed’den döndükten bir kaç gün sonra, Ealmund bir akşam Waltheof’un yanına geldi. Gülümsüyordu.

“Krallık içindeki yeni pozisyonunuzun farkında olduğunuzu düşünüyorum lordum.”

Waltheof yaşlı papaza baktı.

“Ne pozisyonu?”

Ealmund hala gülümsüyordu.

“Krallık içinde iki ayrı dükalık ünvanını taşıyan tek lord sizsiniz. Bu da sizi İngiltere’de Robert’tan sonraki en güçlü lord yaptı. Bundan böyle, William’ın iki numaralı varisi sizsiniz.”

Waltheof, artık iki numaralı taht varisiydi

Waltheof bunu önceden düşünmemişti. Ealmund haklıydı. Artık İngiltere tahtının adaylarından biriydi.

“Peki bundan sonra ne yapacağız peder?”

Ealmund bir müddet düşündü.

“Tabii ki bu konumumuzu koruyarak, daha da güçlenmeye çalışacağız.”

“Bir savaş daha başlatamayız peder. Bunun için ne politik desteğim ne de maddi gücüm var.”

“Kısa vadeli düşünmeyin lordum. Uzun vadede biraz daha güçlenirseniz, Robert’tan daha güçlü olabilirsiniz.”

Waltheof buna pek imkan vermemişti ve bu konu üzerinde fazla kafa yormadı.

“Tanrı’nın dilediği olur peder.”

1081 yılının yazı sakin geçti. Sonbahar geldiğinde Ealdmund, Waltheof’a oğlunun eğitimini tamamladığını bildirmişti. Bo genel itibariyle iyi huylu, dindar bir çocuk olarak yetişmişti. Ancak annesiyle çok vakit geçirdiğinden olacak, tam bir Danimarkalı gibi yetişmişti. Waltheof oğlunun bu yönünü değiştiremeyeceğini biliyordu.


Kış ayları da sakin geçmiş 1082 yılının baharı gelmişti. Mayıs ayında Dyfed’den bir ulak Northampton’a geldi. Kont Maredudd’un ölüm haberini getirmişti. Maredudd’un kardeşi Rhys yeni kont olmuştu ve yakında Northampton’a gelerek bağlılık yemini edecekti. Waltheof taziye dileklerini gönderdi. Bir hafta sonra da Rhys gelmiş ve bağlılık yeminini etmişti. Waltheof yeni vasalını gayet iyi ağırlamış ve Dyfed’e geri göndermişti.


1082 yılının yaz ayları ve sonbaharı da sakin geçiyordu. Ancak Waltheof için bir çok şey değişmişti. Krallığın en güçlü ve prestijli ikinci adamı olmasının etkileri diğer lordlarla olan ilişkilerine yansıyordu. Bir yandan da Ealmund’un sürekli daha da güçlenmesi yönündeki tavsiyelerini dinliyordu. Yine bir kış günü Waltheof’un çalışma odasında Ealmund genç lorduna neden güçlenmesi gerektiğinin sebeplerini açıklıyordu. Waltheof aylardır aynı şeyi dinlemekten bıkmıştı.

“Öyleyse ne yapacağız peder? Tek yaptığın bana güçlenmem gerektiğini söylemek. Peki ama nasıl? Savaşacak gücümüz yok. Galler’deki kadar şanslı olmayacağımız muhakkak.”

Ealmund sesini yükseltti.

“Neden aklınıza gelen tek şey savaş lordum? Savaşmadan da güçlenebiliriz.”

“Nasıl?”

Ealmund masanın üzerinde rulo halinde duran haritayı aldı ve masanın üzerine açtı. Parmağıyla Galler’de bir noktaya işaret etti.

“Powys Kontluğu. Hemen Gwynedd Dükalığı’nın yanında ama ona bağlı değil. İngiltere’den de bağımsız. Uzun süre ayakta duramayacağı muhakkak. Birisi saldırmadan önce elçilerimizi gönderip bize bağlılıklarını talep edelim. Kabul ettikleri takdirde, İngiltere’nin en güçlü lordu siz olursunuz.”

Waltheof yaşlı adamı dikkatle dinlemişti. Bir süre daha haritayı inceledi.

“Peki kabul edeceklerini nereden biliyoruz?”

Ealmund gülümsedi.

“Denemeden bilemeyiz değil mi lordum?”

Böylece Aralık ayının ilk haftası, Waltheof’un elçisi Powys’e doğru yola çıktı. Yanında bir kaç değerli hediye ve Waltheof’un mektubu vardı. Ealmund teklifin kabul edilmesi için dua edeceğini söyleyerek kiliseye çekilmişti. Waltheof ise duadan daha fazlasına ihtiyacı olduğunu düşünüyordu.


Waltheof’un elçisi iki hafta sonra döndü. Yanında Powys Kontu’nun gönderdiği hediyeler ve bir mektup vardı. Powys Kontu, Waltheof’un önerisini kibar bir dille reddetmişti. Waltheof bundan böyle Ealmund’un güçlenme masallarına kulak asmamaya karar vermişti. Kendi işine bakacak, taht varisi olma hayallerinin peşini bırakacaktı. Böylece 1082 yılı sona ermiş, 1083 yılına girilmişti.


1083 Şubat’ının son günleriydi. Waltheof çalışma odasına çekilmiş, eski bir kuzey destanı okuyordu. Odanın kapısına hafifçe vuruldu. Waltheof’un “gel” diyecekti ki, kapı açıldı ve Ealmund içeri girdi.

“Lordum! Tanrı yüzümüze gülüyor!”

Waltheof elindeki kitabı masaya bıraktı.

“Ne oldu?”

Ealmund heyecanını zor bastırıyordu.

“Lincoln, York’a savaş açmış. Robert’ın statüsü çöküyor! Şükürler olsun!”

Waltheof hala buna bir anlam verememişti.

“Ne yani? Drogo ve Robert savaşıyorlar mı?”

“Aynen öyle lordum. William da Londra’da ordusunun başına geçerek Lincoln üzerine yürüyor.”

Drogo ve Robert’ın birbirlerinden nefret ettiği herkesçe biliniyordu. Ama Robert, Drogo’nun lorduydu.  Drogo, Robert’ın tüm ükelalıklarına tahammül ediyordu. Ancak sonunda patlamıştı ve lorduna karşı savaş açmıştı. Lorduna olan bağlılığının son kırıntılarıyla beraber, Robert’ın taht varisi ünvanını da ortadan kaldırmıştı. Şimdi bunu bir fırsat olarak gören William ordusuyla Drogo’nun üzerine yürüyordu. Lincolnshire’ı Drogo’nun elinden alacağı muhakkaktı ama o toprakları tekrar Robert’a vereceği muammaydı.

Lincoln'ün isyanı her şeyi değiştirmişti

Böylece Mart ve Nisan ayları sert çarpışmalarla geçmişti. Mayıs ayının ortasında ise William Lincolnshire’ı ele geçirmişti. Robert’ın görüşme talebini de reddederek Londra’ya dönmüştü. Robert’ın elinde artık sadece Leicestershire kalmıştı. Veraset sıralamasında da bir kaç basamak düşmüştü. Onun düşüşü bir adamın yükselişi demekti. O adamı artık tüm İngiltere taht varisi olarak tanıyordu.

William Lincolnshire topraklarını kendine almıştı

Bu adam; Yiğit Siward’ın oğlu, Oxford ve Deheubarth Dükü, Northampton Kontu Waltheof idi. İngiltere’nin tek Saxon lordu, aile yadigarı toprakları işgal altında olan bir asilzade, sevdiği kadın tarafından ihanete uğramış bir adam ve İngiltere Krallığı’nın taht varisi: Waltheof of Northumbria...


« Son Düzenleme: 24 Haziran 2010, 16:45:39 Gönderen: fatih pasha »
"Dostlarım! İlerlersem beni takip edin! Geriye dönersem beni öldürün! Ölürsem intikamımı alın!" - Henri de la Rochejaquelein
Norðhymbriscra Ealdgesege
U-38'in Harp Ceridesi
 

 

Foruma ilişkin tüm bildirimlerinizi İletişim Sayfamız üzerinden yapabilirsiniz. 14 gün içerisinde yanıt verilecektir.