Gönderen Konu: Hazarlar  (Okunma sayısı 1645 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Hazarlar
« : 09 Ocak 2016, 22:37:53 »
HAZARLAR

Hazarlar Doğu Avrupa’da altıncı yüzyılda ilk defa uzun ömürlü bir devlet kurmayı başaran Türk kavmidir. “Sabarların yaşadığı sahada Sabar ismi yerine birdenbire Hazar isminin ortaya çıkması, Sabarlar ile Hazarlar arasında bağlantı olduğunu göstermektedir. Hazar kelimesi, Sabar gibi, “serbest dolaşan, gezen” anlamına gelmektedir.” Hazarlar kökeni hakkında ise bazı araştırmacılarında değişik iddiaları vardır. Bunlardan dikkate değer olanlar  D.M. Dunlop ve P.B. Golden adlı araştırmacıların Hazarların, Tiele veya Uygur soyundan geldiğini görüşü René Grousset, Hazarlar'ın Rouran Kağanlığı'nın iktidalarının Göktürkler tarafından ele geçirilmesi sonucunda batıya göç eden Türki halklardan biri olduğu görüşü ve El-Mesûdî’nin göre, Hazarlar, Sabar Türkleri'nin devamıdır ve "Hazar" adıyla Bizanslı ile İranlılar tarafından tanınmışlardır, fakat aynı zamanda "Türk" olarak da anıldılar görüşleridir. Hazarların Kuban, Don, İtil ve Yayık nehirlerinin oluşturduğu bir havza alanında yaşamıştır. Ülkenin merkezi İtil nehridir ve bu bölgede yaşayan boylardır. Bu coğrafyanın en önemli ticaret yolu da İtil nehrinden geçmektedir. Bu yol sayesinde İslam dünyası, İskandinav ülkeleri ve Çin arasında bağlantı sağlanıyordu.

HAZAR KAĞANLIĞININ KURULUŞUNDAN ÖNCESİ

Hazarlar Orta Asya’dan devletlerini kurdukları bu coğrafyaya Gürcü kaynaklarına göre  Hazarlar bu bölgeye milattan önceki devirlerde gelmişlerdir. “Gürcü hükümdarı Mirvan (M.Ö 167-123) Hazarlara karşı savaşmıştır, ülkesini onlardan korumak için Daryal geçidinde istihkamlar inşa ettirmiştir.”  Bununla beraber Hazarların tarih sahnesine ilk olarak çıkışları Barsillerle anlaşarak 198 yılında Ermenistan’a saldırmalarıyla olmuştur. Hazarlar bu dönemin ardından 3.yüzyılın başlarından 4.yüzyılın ortalarına kadar Sasanilerle müttefik olup Bizanslılara karşı savaşmışlardır. Fakat bu ittifakın ömrü uzun sürmemiştir. Sasanilerin Ermenistan’ı işgal edip komşularına karşı saldırgan davranması sonucunda bu ittifak bozulur. Hazarlar bu seferde Sasanilere karşı Bizanslıların yanında olma kararı almışlardır. Bu kararın ardından “ 363 yılında Bizans imparatoru Julian'ın Ermenistan'da bulunan Sasanilere karşı yaptığı savaşa Hazarlar da katılarak Bizans'a yardım etmişlerdir.”  Hazarlar bu dönemin ardından 5.yüzyılda Atilla’nın Hun hükümdarı olmasıyla Avrupa Hunlarına bağlı kalmışlardır. Atilla’nın ölümünün ardından Avrupa Hun Devletinin dağılmasıyla Hazarlar yeniden bağımsızlıklarına kavuştular. Hazarlar bağımsız olmalarının ardından yeniden Sasanilere karşı saldırılara geçtiler. “Sasani hükümdarı Kubad (448-531) döneminde özellikle Hazarlara karşı Derbent ve Kafkasya’daki geçitlerde bir dizi kaleler inşa ettirilmiştir. Hazar – Sasani savaşları MS.558 yılına kadar devam etmiştir.”  Sasani hükümdarı I.Hüsrev Anuşirvan(531-579) bu saldırıların ardından Kuzey sınırını güvence altına almak için uzanan Derbent(Bâb el-Ebvâb) kalesini yaptırmış ve bu bölgeye Sasaniler ile dost olan kabileleri yerleştirmeye başlanmıştır.
Giderek güçlenen Hazarları Derbent istihkamlarının bile tutamayacağını düşünen I.Hüsrev Anuşirvan Hazarlarla anlaşarak Kuzey sınırını güvence altına almayı amaçlamıştır. “Hatta bu uğurda kızını bile Hazar hakanına vermeyi denemiştir.”
Hazarlar bu dönemde güçlenen Avarların hakimiyeti altına girmiştir. Hazarlar Avarların yıkılmasının ardından Hazarlar takip eden süreçte Batı Göktürk devletinin hakimiyeti altına girmiştir. Hazarlar bu dönemde  Batı Göktürk Devletinin batı sınırının ucunu oluşturmaktaydı. MS.567 yılında Batı Göktürk Devletinin Karadenize ulaşması sonucunda Hazarlar Çin kayıtlarına da girmiştir. Hazarlar Göktürklerin arzusuyla Sasani – Bizans savaşlarında Bizanslıların yanında yer almıştır. “Hazarların Derbend’i geçerek Gürcistan’a girip Tiflis’i kuşattıkları ve Azerbaycan’a akınlar yaptıkları 626-627 yılına doğru, kendisi Doğu Karadeniz sahillerinde bulunan ve başkenti Sasani-Avar muhasarasına alınmış olan Bizans İmparatoru Herakleios, Tiflis önlerine gelerek Hazar hükümdarı ile vardığı anlaşmanın sonucunda sağladığı 40 bin atlının desteği sayesinde İran içlerine kadar yürümeye muvaffak olmuştur. Bu sırada Sasani hükümdarı Hüsrev Perviz idi. Hazar kumandan Çorpan Tarhan, Aras nehrine kadar bütün Kuzey Azerbaycan’ı ele geçirerek bazı Ermeni kitlelerini itaat altına almıştır.”   628 yılında kış mevsiminin başlaması yüzünden o yıl alınamayan Tiflis, ancak 629 yılında Hazar kumandanı Çorpan Tarhan'ın başarıyla yürüttüğü harekat neticesinde Hazar Yabgusu tarafından zapt edilmiştir. Böylece Sasaniler artık büyük bir devlet olmaktan çıkarılmış ve Hazar Hakanlığı, İran karşısında Bizans'ın en iyi müttefiki haline gelmişti.”   

HAZAR KAĞANLIĞININ KURULMASI

Bütün bu olaylar yaşanırken “Hazarlar henüz müstakil bir devlet değillerdi; fakat Göktürk Devletinin 582 yılında Batı ve Doğu Göktürk Devleti diye ikiye ayrılmasından ve daha sonrada Batı Göktürk Devletinin yıkılmasından sonra kendi başlarına bağımsız bir Hakanlık olarak tarih sahnesine çıkmışlardır. Süratle siyasi ve askeri nüfuzlarını genişleten Hazarların tam bağımsız bir devlet haline gelmeleri ise 630 yılında olmuştur.”  Hazarlar bağımsız bir devlet olarak ortaya çıkmalarının ardından Hazarlar yine bu dönemde Bizans’la Göktürklere bağlı olarak kurdukları müttefiklik ilişkilerini devam ettirmiş ve Sasani-Bizans savaşlarında etkileyici bir rol oynamıştırlar. Sasaniler Hazarlar ve Bizanslıların ortak saldırıları sonucunda iyice yıpranmış ve İslam kuvvetleri karşısında dayanamayarak yıkılmışlardır.
Sasanilerle yapılan savaşların ardından “Karadeniz'in kuzeyindeki Büyük Bulgarya Hanlığı'nın kuvvetli Hazar genişlemesi karşısında dayanamayarak İdil Bulgarları ve Tuna Bulgarları olarak ikiye ayrılması sonucunda Dinyeper'e kadar olan düzlükler Hazarların eline geçmiş”  7. yüzyıl sona ermeden Hazarlar, Kırım'ı ele geçirip Azak Denizi çevresinde tam bir hâkimiyet sağlamışlardır.” Dinyeper ve Okaz çevresindeki slavları vergiye bağlayıp onları da kuzeye itmişlerdir.”  ve böylece Hazar Denizi'nden Dinyester'e Kafkaslar'ın güney eteklerinden Oka Nehri'ne kadar bütün bölgeyi ve Kırım'ı ellerine geçirmişlerdir. Bu yapılan fetihlerle Hazarlar güçlerini arttırarak Kafkaslardaki konumlarını sağlamlaştırmışlar.

HAZAR BİZANS İLİŞKİLERİ

Hazarlar bağımsızlıklarını kazanmalarının ardından Doğu Avrupa’da yaptığı fetihlerle giderek güçlenmiştirler. Hazar Devleti bu fetihlerle dönemin en güçlü devletlerinden biri konumuna gelmiştir. Hakimiyeti altındaki halklardan çeşitli ölçütlere göre vergiler almıştır. Bu genişlemenin ardından dönemin önemli güçlerinden biri olan Bizans İmparatorluğuyla ilişkiler giderek artmıştır. Hazarların genişlemesi sonucunda olumsuz başlayan ilişkiler Sasani, Arap tehlikesi ve Bizans’ın iç çekişmeleri sebebiyle giderek olumlu bir hal almaya başlamıştır. Hazar – Bizans ilişkilerindeki bazı önemli olaylar şunlardır; MS.695’te tahtından indirilen Justinianos Khersones’e sürgüne gönderilmişti. Sürgündeki faaliyetleri Khersones halkının hoşuna gitmeyince 698’de II.Leontios’u devirerek tahta geçen III.Tiberios’a haber verirler. Bu durumdan haberi olan Justinianos ilk önce Kırımdaki “dağlık Dori(Doros) kalesine kaçtı.”  Daha sonrada Hazar hakanının yanına giderek sığınmıştır. Hazar Hakanı Ibuzir Glyavan II.Justinianos’a yardım sözü verip vaftiz sırasında Theodora adını alan kızıyla evlendirdi.
“Apşimar(Tiberios) Justinianos’un Hazar hakanıyla sıkı fıkı ilişkilerini haber alınca, hemen bir elçi göndererek düşmanının ölü veya diri teslim edilmesini istedi ve ayrıca bu hizmete karşılık cömertçe ödüllendirileceğini bildirdi.”  Hazar Hakanı ödülden mi etkilendi yoksa Justinianos’un başarılı olamayacağını düşündü bilemiyoruz fakat Justinianos’un ölüm emrini verdi fakat Justinianos karısı Theodora’nın durumu öğrenmesi sayesinde kurtuldu. Justinianos buradan Tuna Bulgaryasına geçip Bulgar Hanının yardımı ile tahtını MS.705 yılında geri aldı.10 yıl sürgünün ardından Justinianos Hazar ülkesinde kalan karısı ve çocuğunu Hakanın izin vermesiyle geri alıp tahtına oturdu. Hazar prensesinden olan çocuğunun adı Tiberios adını vermiştir. Justinianos’un intikam alma isteğinden korkan Khersones halkı Hazarlara tabi olurlar.  Bunun üzerine Justinianos “Khersones'i ele geçiren Hazarlara 710'da savaş açtı. Khersones’u ele geçirmesine karşın Hazar hakanından da yardım alan Khersones’li isyancılar, Kırım'ı ele geçirdi. Bu sırada savaşa giden ordu, 711'de Philip'in tarafına geçti ve II. Justinianos asıldı. “Hazarlar ve Bizanslar arasında savaş çıkmasına rağmen ortak düşman “Araplar karşısında Hazarlar ve Bizanslıların beraber hareket etmesi III. Leon zamanında da devam etmiş ve III. Leon, oğlu V. Konstantin'i Hazar kağanı Bihar'ın kızıyla evlendirmiştir. Bu evlilikten doğan Hazarlı Leon 775'te tahta çıkmıştır. Kurulan akrabalık bağlarıyla birlikte iki ülke arasında ticari ilişkiler gelişti. Hazarlar da 834-835 yıllarında saldırılardan korunmak için Sarkel Kalesi'ni yaptırmak isteyince, Bizans imparatoru Theophil'e elçi göndererek kendisinden destek de aldılar.”  Hazar-Bizans ilişkileri, imparator Romanos Lekapenos döneminde Bizans'ın Yahudilere olan tutumu nedeniyle bozulmuştur. Bu yüzden Bizans'tan kovulan birçok Yahudi, Hazar ülkesine sığınmış ve 932 yılında Bizans'la Hazarların arası tekrar açılmıştır.
Bunun üzerine Hazar hakanı ülkesindeki Hıristiyanları takibe başlamış, bunu duyan I. Romanos da Kiev Knezi I. İgor ile anlaşarak onu Hazarlara karşı bir sefer düzenlemeye ikna etmiştir. Bir süre sonra Bizans-Hazar ilişkileri daha da bozulmuş ve Bizans; Uz, Peçenek, As ve Alan kabileleriyle anlaşarak onları Hazarlara karşı saldırtmışsa da Hazarlar bu saldırıları geri püskürtmüşlerdir.

HAZAR-ARAP İLİŞKİLERİ

Hazarların tarihinde Araplarla olan mücadeleler önemli bir yer tutar. Hazarlar ve Araplar arasındaki savaşlar 100 yıl kadar sürmüştür. Hazar Kağanlığına ilk büyük Arap taarruzu  Halife Hz.Ömer zamanında yapılmıştır. “MS.651-652 Arap kuvvetleri Derbend’i aşarak Hazar başkenti Belencer’e kadar sokuldularsa da, Hazarlar bunları püskürttüler.”  Selman b. Rebia adlı “Arap kumandanı ile dört bin kadar askeri imha edilmiştir. Belencer’in Araplar tarafından istila edilmesinden sonra Hazarlar başkentlerini aşağı İdil havalisine nakletmişlerdir.”  Bölgedeki Arap harekatı Halife I.Velid zamanında yarım yüzyıl kadar devam etmiştir. Arap kuvvetleri MS.714’de Derbend’i ele geçirdiler. Fakat Arap kuvvetleri İstanbul’u kuşatmak için bölgeden çekildikleri zaman Hazarlar tekrar saldırıya geçtiler ve Azerbaycan’ın büyük bir bölümünü ele geçirdiler.MS.722’de Arapların Ermenistan Valisi bölgede büyük başarılar kazandı. Araplar “Hazarlar, Kafkasya'da ilerleyen Araplara karşı, 731'de büyük bir güç toplayarak karşı saldırıya geçip Arapları ağır bir mağlubiyete uğratarak, geçmişte Hazarlara karşı birtakım başarılan kazanmış, Ermenistan valisi Cerrah'ı öldürdüler. Ardından Hazar ordusu bu savaşta Musul önlerine kadar gelmiştir. Araplar böylece tekrar Azerbaycan'a gerilemek zorunda kaldılar. Buna karşı Sait El-Hareşi komutasında yeniden toparlanan Araplar, Hazarları geri püskürttüler. 732-733 yıllarında daha sonraları halife olacak olan Mervan bin Muhammed, Ermenistan'a ve Azerbaycan'a vali tayin edildi. Araplar en önemli başarılarını onun zamanında elde ettiler.MS.737 yılında Mervan Hazarları ağır bir yenilgiye uğrattı. Hazar Hakanı Arap akınlarına dayanamayarak barış istemek zorunda kaldı. Hatta Müslüman olmayı bile kabul etti. Fakat Arap kuvvetlerinin geri çekilmesiyle Hazarlar yeniden eski dinlerine geri döndüler.
Halifeliğin Emevilerden Abbasilere geçmesiyle Hazar-Arap ilişkileri olumlu bir hal almaya başladı. Bu dönemde Ermenistan Valisi Halifenin isteğiyle bir Hazar Prensesiyle evlendi. Fakat Hazar Hakanı prensesin doğum sırasında ölümünü bahane ederek Araplara karşı yeniden savaş ilan etti. MS.764 yılında Hazarlar Tiflis’i ele geçirdi. MS.799’da hakanlarının komutasında Ermenistan’a girdiler.
Hazar Arap çekişmesinin sonucu olarak rahatlıkla şunu söyleyebiliriz. Hazarlar Arap kuvvetlerinin önündeki son düzenli devlet yapısı olarak durmuş İslamiyetin Doğu Avrupada yayılmasına engel olmuştur.
HAZAR-RUS İLİŞKİLERİ

“Rus yıllıklarının efsanevi tarzdaki kayıtlarında Norman Vareg Beyi Rurik (862-879) Rus devletinin kurucusu olarak verilmektedir. Rus-Hazar münasebetleri kroniklerin ifadesine göre ilk defa 859 yılında başlamıştır. Yıllıklarda 859 hadiseleri anlatılırken şu şekilde geçmektedir: “Hazarlar, Rus kabileleri olan Polyan, Severyan ve Vyatiçlerden her ocak (ev) başına bir sincap kürkü ile gümüş para aldılar”. Rurik’in yerine geçen Oleg (879-912) bu duruma son vermek istemiş ve 884 yılında Severyanların üzerine gidip, onların Hazarlara vergi vermelerine müsaade etmeyerek şöyle demiştir: “Ben onların düşmanıyım ve sizin onlara vergi ödemeniz gereksizdir”. 884 yılında Ruslar, diğer slav kabileleri ile birleşerek Hazarlara karşı bir birlik meydana getirdiler ve Hazarları iyice zayıflattılar.”  Bunun ardından 892 yılında yine Oleg önderliğindeki Ruslar, 55 gemiyle Hazar Denizi'ne inmişler; Ciyl ve Deylem sahillerine, Taberistan ve Abiskon topraklarına asker çıkarıp, çevreyi yakıp yıkmışlar ve topladıkları ganimetlerle geri dönmüşlerdir. Geri dönüşleri sırasında da elde ettikleri ganimetlerin bir kısmını Hazar hakanına vergi olarak vermişlerdir. Ancak; Rusların yaptıklarını öğrenen Hazar hakanının müslüman askerleri, hakandan Ruslara saldırmak için izin istemişler ve bu izni alarak Ruslara saldırmışlardır. “Nitekim onları tamamen kılıçtan geçirip, dindaşlarının intikamını da almışlardır”  9. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Ruslar, Hazar ülkesinde özellikle ticari alanda etkili olmaya başlamışlardır. Rusların sahip olduğu bu rahatlık, Kiev Knezi I. İgor'un Kiev şehrini ele geçirerek buraya yerleşmesini sağlamıştır. Girdiği uzun mücadeleler sonucunda Dinyeper Nehri üzerinden Karadeniz'e inen büyük ticaret yolunu ele geçirerek, bazı Slav kabilelerini Hazar egemenliğinden almıştır. Ruslar, yine bu bölgede Hazar hâkimiyetine son vererek, dağınık bir halde yaşayan Slav kavimlerini bir daire altında toplayarak devlet haline getirmişlerdir.
Ruslar, ilk defa 913'te Hazar ülkesine bir sefer düzenlemişlerdir. Ona göre bu Rus akını Hazar hakanının izniyle olmuş ve Ruslar elde edecekleri ganimetlerin bir kısmını hakana vermişlerdir. Ancak Hazar hakanı 925'te kendisinin izni olmadan Rusların tekrar bir akın düzenlediğini öğrenince, kuvvetlerini göndererek geri dönen Rusların yolunu kesmiştir I. Svyatoslav daha güneye inerek Peçenek ve Uzları Hazarlar üzerine saldırttı. Sonra Kerç Boğazı'nı ve Kafkasya'nın Kuban sahillerini ele geçirdi.935'lerde tekrar Tmutarakan şehrine saldırdığı bir sırada Bizans da Rusların yardımıyla Kırım'daki Hazar topraklarına saldırıp bir kısmını ele geçirmişlerdir. Hazar kağanı II. Aaron, buna 939'da bir misilleme yapmış ve Kırım'ı tahrip etmiştir. Hazarlar, İgor'un 941'de Bizans'a yaptığı sefer sırasında da Bizans donanmasını imha etmişlerdir. 944'te Ruslar, o dönemde Müslüman Kafkasya'nın merkezi olan Azerbaycan'ın Berde şehrine kadar inerek her tarafı yağmalamışlar, ancak Hazarlar onlara karşı hiçbir tedbir almamışlardır. I. Svyatoslav, 965'te Hazarlar üzerine yürüdü ve Sarkel'i aldı. I. Svyatoslav daha güneye inerek Peçenek ve Uzları Hazarlar üzerine saldırttı. Sonra Kerç Boğazı'nı ve Kafkasya'nın Kuban sahillerini ele geçirdi.

Hazarlarla olan savaşlar Rus edebiyatında da yankı bulmuştur. Bu şiirlerden en meşhuru Aleksandr Puşkin satırlarındadır.

“Bilge Oleg’in Şarkısı
Kuşandı yeniden Bilge Oleg kılıcını
Cezalandırmak için düşüncesiz Hazarları
Ateş ulaşacak köylerine, buğdaylarına
Alarak bin bir yağmanın intikamını
Biniyor prens soylu savaş atına
                                       -Aleksandr Puşkin”

HAZAR KAĞANLIĞININ ÇÖKÜŞÜ

Hazarlar Karadenizin kuzeyi için Bizanslılarla girdikleri mücadele sonucunda zayıflamıştır. Ardından Kiev’i ele geçiren Ruslar I. Svyatoslav'ın önderliğinde güneye inerek Kırım ve Kuban nehri bölgesindeki toprakları ele geçirmiştir. Bunun ardından Bizanslılar, Ruslar ve çeşitli Türk boyları aralarında anlaşarak Hazarları giderek köşeye sıkıştırmaya başlamıştırlar. Bu yardımlaşmanın kanıtı olarak MS.1016-1019 yılları arasında Bizans'la işbirliği yapan Rusların, Hazarların Tmutarakan'daki Hazar topraklarına saldırmışlar ve Tmutarakan ile civar topraklar, “Bizans imparatoru II. Bazil’in gönderdiği donanmanın yardımıyla Vladimir’in kardeşi Mstiislav tarafından zaptedilmiştir. Bu savaştan sonra Hazarların son hakanı olan Georgios Tzurlos esir edilmiştir. Hakan Hristiyanlığı dahi kabul etmiş ve “arhon” ünvanını almıştır. Mstiislav bundan sonra Tmutarakan knezi olmuş ve o 1022’de ordusuna aldığı Hazarların yardımı ile Kiyev’deki kardeşi Yaroislav’a karşı savaşmıştır. Rus yıllıklarındaki 1095 yılına ait kayıtlarda ise Hazarlar artık Rus knezlerinin tabileri olarak zikredilmektedirler.”
1016'dan sonra egemenliklerini Aşağı İdil boylarında, Azak ve Kırım'da küçük prenslikler kurarak sürdüren Hazarlara son darbeyi 1030 yılında Peçenekler indirmiştir. Böylece Hazarlar devlet olarak varlıklarını yitirmişlerdir.
Hazarların çöküş sebepleri iç ve dış olmak üzere ikiye ayrılır. Dış sebeplerin en önemlisi, Hazarların coğrafi bakımdan son derece önemli bir bölgeyi ellerinde tutuyor olmalarıdır. İç sebeplerin başlıcaları ise:
Ülkede Hazarların geniş bir alana yayılmasıyla; din, dil, kültü, menfaat ve kader birliğinin yok olması, Ülkede zevk ve sefahatin artması, Askeri sistemle hakanlık müessesinin bozulmasıdır.

DİN

Hazar Kağanlığı içinde birçok din yaşama olanağı bulmuştur. Hazarların asıl ve en uzun süreli dini, Gök Tanrı Dini'ydi. Diğer eski Türk halkları gibi tabiat güçlerine dini anlamda saygı gösteriyorlardı. Devlet içerisinde erken dönemlerden itibaren ortaya çıkan bir başka din de Hıristiyanlık'tı. Arap istilaları döneminde de Müslümanlık, Harezmli tüccarlar aracılığıyla yayılmıştır. Dağıstan'daki Museviler de, Museviliği yaymaya çalışmıştır. Hazarlarda Hıristiyanlığın yayılması, 8. yüzyıl başlarında Güney Kafkasya ve Azerbaycan'da genişleyen Arap istilasıyla sona ermiştir. Ancak, Hazar Kağanlığı'nın yıkılmasından sonra Hıristiyan halk, Rus Kilisesi içerisinde erimiştir.
“Hazar tarihinin en dikkate değer özelliklerinden biri de Musevi dinini resmi devlet dini olarak kabul etmiş olmalarıdır. Museviliğin Hazar ülkesine gelişi ve Hazarların bu dini kabul edişleriyle ilgili farklı tarihler ileri sürülmektedir. 1140’ta yazılan Judah Halevi’nin (Jehudah) “Kuzari” adlı yarı edebi kitabına göre Hazar hanedanı 740 yılında Museviliği kabul etmiştir. Mesudi ise bu olayın Harunurreşid’in halifeliği sırasında (786-809) olduğunu söylemektedir. Museviliği tercih etmelerinin sebebi muhtemelen, büyük bir Hristiyan devleti olan Bizans İmparatorluğu ile kuvvetli İslam halifeleri karşısında onların siyası nüfuzlarından uzak eşit bir devlet olarak kalma arzusudur. Bu şekilde yine kitabi bir din olan Museviliği kabul etmekle kendi siyasi durumlarını korumuşlardır. Hazarlar’ın Museviliği nasıl kabul ettikleri kesin olarak bilinmemektedir. Sadece Musevilerin Kuzey Kafkasya ve Kırım sahillerinden oldukça erkenden Hazar topraklarına girerek dinlerini yaymaya başladıkarı bilinmektedir. Onların Ermenistan üzerinden Kafkasya’ya gittikleri anlaşılmaktadır. Ancak Musevilerin Hazar ülkesinde yoğun bir şekilde bulunmaları, herhalde Heraklios ve III. Leon zamanında Bizans’ta başlayan Yahudi takibinden sonradır. Çünkü Museviler Kafkasya’daki Arap fetihlerinden sonra Dağıstan’a gitmişlerdir. Sasanilerin Yahudileri takibe başlamaları üzerine, Yahudiler Dağıstan’da yerleşmeye başlamışlardır. Böylece de Musevilik Hazar ülkesinde bilhassa tüccarlar arasında yayılma imkanını bulmuştur.”
“Hazar Kağanlığı, devletin resmi dini olarak Musevilik'i kabul etmiş olsa da, Yahudilik'in hangi mezhebine bağlı oldukları kesin değildir. Hazar kağanı, El-Mesûdî'ye göre, halife Harun Reşid döneminde (786-809) Musevilik'e geçmiştir. Ancak, "Constantine'nin Hayatı" adlı esere göreyse, Hazar hakanının Yahudilik'i kabul edişi 861 yılını bulmaktadır. Hazarların Musevilik'i nasıl kabul ettikleri bilinmese de, daha önceden Doğu Avrupa'da Musevi toplumların yaşadığı ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca, Hazarya Mezopotamya ve Harezm (bugünkü Özbekistan) dahil birçok bölgeden de Musevi göçü alıyordu. El-Mesûdî'ye göre; başkent İtil'de Müslüman ve Hıristiyan toplulukların Musevilerden fazla olmasına karşın, ülkede bulunan belli başlı 7 kadıdan 1'i eski Gök Tanrı dinine tâbi olanların, 2'si Hıristiyanların, diğer 2'si Musevilerin ve kalan 2'si de Müslümanların davlarına bakardı. Bulan Kağan ve Obadiah Kağan zamanlarında halk arasında yayılma hızı artan Musevilik inancının yayılması için herhangi bir gayret içerisinde olmayan hakanlar, halkın dini inancına karışmamıştır. 10. yüzyıla gelindiğinde ise, Musevilik'in Hazarlar arasında hakim din olmuştur. Mervan bin Muhammed komutasındaki İslam kuvvetlerine yenilen hakan, zor durumda kalınca İslamiyet'i kabul edeceğini bildirse de, kısa süre sonra eski hâline dönmüştür. İslam ordularının çekilmesinden sonra kalan iki fakih, İslamiyet'i yaymaya çalışmışlardır. Harezm'de İslam savaşları başladığı ve hastalıklar çıktığı zaman, halkın bir kısmı Hazar ülkesine taşınmış ve daha sonra serbest olarak ibadet edebilme, ezan okutma, cami yapabilme ve müslümanlara karşı savaşmama gibi şartlar karşılığında orduya girmişlerdir. Diğer taraftan, Omeljan Pritsak ise Hazarların Museviliğe dönüşünümünü yalnızca gezgin Radhanitler ve İranlı Yahudi tüccarların etkilerine bağlamaktadır.
1999'da Aşkenaz Musevilere ait Y kromozomlarında yapılan genetik araştırmalarda DNA yapılarının, İsrailoğlu kökenli Yahudilere değil, Türk kökenlilere yakın sonuçlar verdiği ortaya çıkmıştır.”

KAYNAKÇA
Ahmet Taşağıl, Orta Asya Türk Tarihi, Eskişehir, Ağustos 2011.
Hazarlar". Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi. 10. Cilt, İstanbul: Milliyet A.Ş. 1991.
Yusuf Halaçoğlu, Türkler Ansiklopedisi 2.Cilt, Ankara, 2002
M.I. Artamanov, Hazar Tarihi, İstanbul, 2008
Jacques Piatigorsky & Jacques Sapir, Hazar İmparatorluğu VII-XI Yüzyıllar Atlı Bir Kavmin Gizemi, İstanbul, Ekim 2007
http://tr.wikipedia.org/wiki/Hazar_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1#cite_ref-53
« Son Düzenleme: 09 Ocak 2016, 22:47:24 Gönderen: Erich von Manstein »
"1945'te Nürnberg'te görüştüğüm Alman generalleri arasındaki ortak kanı Manstein'ın sahip oldukları en iyi general olduğu ve başkomutan olarak onu görmeyi istedikleridir. Görünüşe göre o, operasyonel ihtimaller hakkında çok iyi bir sezgiye ve eşit derecede iyi çarpışma yönetme becerisine sahipti. Aynı zaman da tankçı olarak yetişmeyip de mekanize birliklerin potansiyelini onun kadar iyi görebilen başka bir general de yoktu. Kısacası o askeri bir dehaya sahipti."

B.H.Liddell Hart
 

Çevrimdışı Vezir

  • Prussian İnfantry
  • Kont
  • *
  • İleti: 820
  • Herkes gibi, kendini stratejiye adamış oyuncu.
Ynt: Hazarlar
« Yanıtla #1 : 10 Ocak 2016, 00:08:17 »
Teşekkürler.
(aç/kapa)
 

Ynt: Hazarlar
« Yanıtla #2 : 10 Ocak 2016, 00:11:38 »
Rica ederim
"1945'te Nürnberg'te görüştüğüm Alman generalleri arasındaki ortak kanı Manstein'ın sahip oldukları en iyi general olduğu ve başkomutan olarak onu görmeyi istedikleridir. Görünüşe göre o, operasyonel ihtimaller hakkında çok iyi bir sezgiye ve eşit derecede iyi çarpışma yönetme becerisine sahipti. Aynı zaman da tankçı olarak yetişmeyip de mekanize birliklerin potansiyelini onun kadar iyi görebilen başka bir general de yoktu. Kısacası o askeri bir dehaya sahipti."

B.H.Liddell Hart
 

Çevrimdışı MouthOfSauron

  • Asil
  • *
  • İleti: 53
  • Yeni üye oldum.
Ynt: Hazarlar
« Yanıtla #3 : 10 Ocak 2016, 00:31:13 »
Ne kadar doğru ne kadar yanlış bilemiyorum fakat Hazarların museviliğe geçisi hakkında şöyle birşey okudum hatırladığım kısmını özet olarak yazıyorum ilk okuduğum yeri bulursam buraya link olarak atarım.
Dönemin Kağanı rüyasında din değiştirmesi ile ilgili birşeyler görür ve bunun üzerine saraya bir imam bir psikopos birde haham çağırır ve tartışmayı kazananın dinine geçeceğini belirtir ve tartışmayı başlatır. Psikopos "Bizim dinizmizde İsa Mesihdir" der. Haham sözünü keser ve siz Tevrat'ın Tanrı kelamı olduğunu kabul ediyor musunuz der bunun üzerine Psikopos "Evet kabul ediyoruz" der. Sonra Hahamda "Benim kabul ettiğiniz kitabımda böyle birşey yazmıyor" der ve bunun üzerine psikopos birşey diyemez ve tartışmayı kazanır. İmam ise yolda Haham'ın tuttuğu bir adam tarafından zehirlenmiştir. Dolayısıyla tartışmayı Haham kazanır ve Hazar Kağanı musevi olur.
 

Ynt: Hazarlar
« Yanıtla #4 : 10 Ocak 2016, 20:35:44 »
Benzer bir hikayeyi bende duymuştum fakat yazarların genel yorumu Hazarların bağımsız bir devlet olarak varlıklarını sürdürmek istemeleri sebebiyle Museviliği seçtikleri yönünde oluşuyor. Bu sayede İslamiyeti seçen Araplar ve Bulgarlardan, Hristiyan Bizans'tan ve Mecusi İran'dan ayırmış oluyordu.
"1945'te Nürnberg'te görüştüğüm Alman generalleri arasındaki ortak kanı Manstein'ın sahip oldukları en iyi general olduğu ve başkomutan olarak onu görmeyi istedikleridir. Görünüşe göre o, operasyonel ihtimaller hakkında çok iyi bir sezgiye ve eşit derecede iyi çarpışma yönetme becerisine sahipti. Aynı zaman da tankçı olarak yetişmeyip de mekanize birliklerin potansiyelini onun kadar iyi görebilen başka bir general de yoktu. Kısacası o askeri bir dehaya sahipti."

B.H.Liddell Hart
 

Çevrimdışı Felixia

  • Senyör
  • *
  • İleti: 310
 

"1945'te Nürnberg'te görüştüğüm Alman generalleri arasındaki ortak kanı Manstein'ın sahip oldukları en iyi general olduğu ve başkomutan olarak onu görmeyi istedikleridir. Görünüşe göre o, operasyonel ihtimaller hakkında çok iyi bir sezgiye ve eşit derecede iyi çarpışma yönetme becerisine sahipti. Aynı zaman da tankçı olarak yetişmeyip de mekanize birliklerin potansiyelini onun kadar iyi görebilen başka bir general de yoktu. Kısacası o askeri bir dehaya sahipti."

B.H.Liddell Hart
 

 

Forumdan uzaklaştırmalara itiraz, yasal talepler veya uygunsuz içerik bildirimlerinizi İletişim Sayfamız üzerinden yapabilirsiniz. 3 gün içerisinde yanıt verilecektir.