Gönderen Konu: Türkiye'nin NATO Üyeliğinin Hikâyesi  (Okunma sayısı 2675 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

BySeco

  • Ziyaretçi
Türkiye'nin NATO Üyeliğinin Hikâyesi
« : 31 Ağustos 2010, 18:42:57 »
   25 Haziran 1950 – Lizbon

   Bir Pazar sabahı 38. Paraleli aşan Kuzey Kore birlikleri, Güney Kore’de ilerlemeye başladılar. İki gün içerisinde önce Amerika Birleşik Devletleri (ABD), ardından Birleşmiş Milletler (BM) Güney Kore’ye askeri yardım yapma kararı aldı. Soğuk savaşın iki kutubu sayılan Kapitalist ve Sosyalist dünya, ilk kez Kore’de karşı karşıya geliyordu. Saflar belirginleşmişti ama Türkiye hâla kendini yanlız hissediyordu. İkinci dünya savaşına girmeyen Türkiye’nin hem Sovyetler ile ilişkileri bozulmuş; hem de Batı ile bir türlü bütünleşememişti. Savaş sonrası Sovyetler boğazlarda ve Doğu Anadolu’da hak iddia edince, Türkiye tarafsızlık politikasını bırakmış ve tarafını belirlemişti.

   Batıya yakınlaşan Türkiye,  fırtınanın ortasında adeta korumasız kalmıştı. Çünkü Batı şemşiyesi Türkiye’yi de koruyabilecek büyüklükte değildi. Nihayet 1946 baharında Amerika Türkiye’yi keşfetmişti. Çoşkulu şarkılar eşliğinde Sovyetler’in hak iddia ettiği boğazlara giren Amerikan zırhlısı, Türkiye’nin yanlız olmadığını müjdeliyordu. Zırhlının yanında 100 milyon dolarlık askeri malzeme de gelmişti. Daha sonra ise anlaşmalar ile 3 milyar dolar yardım alacak, askeri ve ekonomik alandaki açığını bu şekilde kapatmaya çalışacaktı.

   Bunlara rağmen siyasi yanlızlık yine de giderilememişti. Türkiye’nin temel hedefi NATO üyeliği idi. Batıya NATO kanalından girmekti. Ancak ısrarla yapılan başvurular kibarca red ediliyordu. Bu dönemde iktiradar partisi olan DP, Kore’de BM’ye verilecek desteğin Türkiye’ye NATO kapısını açacağını düşünüyordu. Destek kararı CHP’nin tüm ısrarlarına rağmen meclise getirilmeden yürürlüğe kondu. 1500 mevcutlu Türk tugayı General Tahsin Yazıcı komutasında Kore’ye uğurlanırken, gözler yaşlı idi. Hiç bilmediği topraklarda, hiç tanımadığı düşmanla savaşmaya gidiyordu mehmetçik...

   Şubat 1952 – Lizbon
   Portekiz’deki imza töreninde herkes heyecan içerisindeydi. Yıllar süren çabalar nihayet sonuç vermiş, Kore kahramanı Türkiye Yunanistan ile birlikte NATO ailesine katılmıştı. Türkiye böylece yeni dünyada safını belirlemişti. NATO bakanlar kurulu kürsüsüne grurla yüreyen dış işleri bakanı Fuat Köprülüde sevinçli idi. Avrupa’nın sınırları artık Kafkaslara kadar uzanıyordu.


Derleme: Sercan ŞANAL (Kaynak)

 

Çevrimdışı BosnianTr

Güzel paylaşım için teşekkürlerancan türk askerinin koreye uğurlanmasından sonra o metin bitmiş.Birazcık çarpışmayı kazandılar filan açıklama olsa iyi olurdu.
 

Çevrimdışı Spartan

  • İmperium
  • *
  • İleti: 2140
Kore'ye giden Mehmetçiğe çok üzülüyorum. Tanımadığı bir düşmanla o kadar uzakta emperyalistlerin rahatı için kan döktü, kanını döktü.
« Son Düzenleme: 02 Eylül 2010, 22:43:38 Gönderen: Spartan »
Benim eylemlerimi komuta etmek, nasıl davranmam gerektiğini söylemek ve bunu yönlendirecek bir yasa oluşturmak hiç kimsenin üstüne vazife değildir. - Max Stirner

Yükseldikçe uçma bilmeyenlere daha küçük görünmemiz kaçınılmazdır. - Friedrich Nietzsche

http://theanarchistlibrary.org/library/the-anarchist-faq-editorial-collective-an-anarchist-faq
http://www.submedia.tv/
http://sosyalsavas.org/
 

Çevrimdışı bir_dost

Kudurmuş emperyalist SSCB bizi tehdit etmeseydi dökmezdik.
 

Çevrimdışı stone417

  • Kaptan
  • *
  • İleti: 889
  • What does not destroy me,makes me strong
Emperyalistlerin değil,Ülkesinin menfaatleri onu gerektiriyordu.Gitti savaştı.
 

Çevrimdışı Kül Tigin

  • Kaptan
  • *
  • İleti: 886
  • Pyrrhic Victory
Bu hamleyi Türk Devletinin 18. yydan beri süren denge politikasının sonu saymak yanlış olmaz bence. Devlet yöneticilerimiz dış politikada daha deneyimli insanlar olsaydı belki bugün o kayıpları vermemiş ve dış güçlerin yoğun yaptırımlarına maruz kalmamış olurduk.
 

Çevrimdışı Annibal

Soğuk Savaş'ta öyle bir şansın yok. Ya onlardansın ya da bunlardan. NATO'ya giremeseydik muhtemelen Türkiye'de komünist bir rejim kurulabilirdi.
"Bir yerde küçük insanların gölgeleri büyüyorsa, orada güneş batıyor demektir"
 

Çevrimdışı fear34

  • İmperium
  • *
  • İleti: 2036
Soğuk Savaş'ta öyle bir şansın yok. Ya onlardansın ya da bunlardan. NATO'ya giremeseydik muhtemelen Türkiye'de komünist bir rejim kurulabilirdi.
Allah korumuş. Ama yukarıda yazdığını kimilerine anlatamazsın. Rusya'da katledilen  milyonlarca Türk'ü görmezden gelirler, ama Kore'de şehit olan 2.000 asker yüreklerini sızlatır. Ne kadar yazık.
« Son Düzenleme: 02 Eylül 2010, 22:56:49 Gönderen: fear34 »
"When you play the game of thrones, you win or you die. There is no middle ground."
 

Çevrimdışı bir_dost

Aksine bu da denge politikasıdır.
Prof.Dr. Fahir Armaoğlu'nun Siyasi Tarih kitabında Denge Politikasını şu şekilde açıklıyor:
 
1. 1791 (1798)-1878: Rus tehlikesine karşı İngiltere'ye dayanma.
2. 1888-1918: Rus ve İngiliz tehlikesine karşı Almanya'ya dayanma.
3. 1920-1936: Batılılara karşı Sovyet Rusya'ya dayanma.
4. 1930-1945: Faşist İtalya tehlikesine karşı İngiltere'ye dayanma.
5. 1945-Günümüze kadar: Sovyet tehlikesine karşı Amerika'ya dayanma.

 

BySeco

  • Ziyaretçi
Bence bu çok akıllıca bir denge politikasıydı. Sovyetlerden yana olamazdık, mecburen Batı'dan taraf olduk.
 

Çevrimdışı Kül Tigin

  • Kaptan
  • *
  • İleti: 886
  • Pyrrhic Victory
NATOya girmek ABD'ye dayanmaktan öte bir şey. Soğuk Savaş döneminde tarafsızlığını koruyabilmiş devletler de var, Yugoslavya, Hindistan gibi. Doğu Blokuyla ilişkilerimiz tamamen kesmeden de batıya yakınlaşabilirdik. Batıyla birliğe girmke bağımlılık getirdi.
 

Çevrimdışı Scipio

  • (osmanli askeri)
  • Kral
  • *
  • İleti: 4565
Türkiye bulunduğu coğrafya nedeniyle her zaman farklıdır.
"The men who went to the moon to export peace, remained on the moon to rest in peace."
 

Çevrimdışı Kül Tigin

  • Kaptan
  • *
  • İleti: 886
  • Pyrrhic Victory
Özellikle Arvanutluk gibi bir örneği verdim. Kendisi demir perdeyle batı paktı arasında bir sınır durumundadır.
 

Çevrimdışı Kül Tigin

  • Kaptan
  • *
  • İleti: 886
  • Pyrrhic Victory
Pardon, Arnavutluk demişim Yugoslavyayı kast etmiştim zaten. İlk başta verdiğim örnekte de zaten Yugoslavya vardı.

2. Dünya Savaşı sırasında da Molotov'un Türk toprakları üzerinde hak iddia ettiğini ve bunun dönemin hükümetinin haberi olduğunu biliyoruz. Ayrıca o dönemde Avrupada Almanya gibi yayılmacı bir güç ve Balkanlar üzerinden Türkiyeye doğru ilerleyen ALman orduları vardı. Ancak savaş sırasınca değişen süreç boyunca farklı taraflara daha takın olduğumuz olmuştu ve böylece ülke ayakta kalmıştı. Tabii ben 2. DS'nın koşullaır ile Soğuk Savaşınki aynıydı demiyorum. Zaten Soğuk Savaş askeri değil diplomatik bir yayılmanın görüldüğü bir dönem. NATO'ya girmenin ülkenin sonunu getirdiğini yada komunist olmanın çok daha iyi olduğunu da söylemiyorum. Batıya yakın ilişkilerde bulunmak tabii ki doğudan daha karlı idi. Ancak dediğim gibi onun bir parçası olmak hareket özgürlüğümüzü kısıtladı. Bu NATOyla başlayan AB süreci ve IMFden alınan borçlarla devam eden Özal'la tamamen farklı bir boyut kazanan bu batıya dahil olma dönemi bizi bağımlı hale getirdi.

Ekleme: Burası ideolojik tartışmaların yapıldığı bir konu olmasın lütfen.
 

 

Foruma ilişkin tüm bildirimlerinizi İletişim Sayfamız üzerinden yapabilirsiniz. 14 gün içerisinde yanıt verilecektir.