Gönderen Konu: Soğuk Savaş Hakkında  (Okunma sayısı 1776 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Swhimme

  • Dük
  • *
  • İleti: 1644
  • Elhamdülilûvatar
Soğuk Savaş Hakkında
« : 10 Mart 2013, 13:42:35 »
Zamanında paylaştığım yazıyı şimdi tekrar paylaşıyorum. Söz konusu yazı daha önce silinmişti. Ama ben faydalı olacağını düşünüyorum. Zamanında İngilizce Wikipedia'daki "Cold War" maddesinden çevirmiştim. Umarım birilerinin işine yarar.





Soğuk Savaş (1947-1991), II. Dünya Savaşı'nın sona ermesiyle başlayıp Sovyetler Birliği’nin dağılmasına kadar devam eden süreçte başını  ABD’nin çektiği Batı Bloğu ile Sovyetler Birliği liderliğindeki Doğu Bloğu arasında askeri, ekonomik, politik ve ideolojik mücadelenin yaşandığı döneme verilen addır.

1.   SOĞUK SAVAŞ TERMİNOLOJİSİ

 “Soğuk Savaş” tanımlaması ilk kez 19 Ekim 1945 yılında gazetesi Tribune’de yayınlanan “You and the Atomic Bomb” makalesinde İngiliz  yazar ve gazeteci George Orwell tarafından kullanılmıştır. Dünya’da nükleer silahlanma tehdidinin oluştuğu bir dönemde, o böyle bir barışın aslında gerçek bir barış oluşturmadığını; bu durumun “Soğuk Savaş” olarak tanımlanabileceğini söylemiştir. Orwell bu savaşın doğrudan Sovyetler Birliği ve batılı güçler arasında ideolojik bir savaş olacağına değinmiştir. Daha sonra Orwell, The Observer’daki 10 Mart 1946 tarihli yazısında “Geçen Aralık ayındaki Moskova Konferansı’ndan sonra Rusya ile İngiltere ve Birleşik krallık arasında “Soğuk Savaş başladı.” demiştir.

2.   II. DÜNYA SAVAŞI SONU VE SONRASI

a.   Savaş Sonu Konferansları ve Öncesi

Müttefikler savaşı takip eden dönemde yeni Avrupa haritasının nasıl şekilleneceği hakkında doğruda bir fikir beyan etmediler. Her iki tarafta, yıkımın getirdiği zararın yaptıkları birbirinden farklı önerilerle çözümlenmesi gerektiğini savunuyordu. Batı İttifakı, uluslararası organizasyonlar aracılığıyla mağlup ülkelerdeki yıkımı gidermek için oluşturulabilecek en geniş güvenlik sistemini bu ülkelere yerleştirebilmeyi istiyordu.

II. Dünya Savaşı süresince Rusların yaptığı savaşların ve savaşta verilen muazzam can kaybının verdiği büyük yıkımların Sovyetler Birliği’ne verdiği en büyük deneyim, Sovyetler Birliği’nin güvenliği açısından sınırındaki ülkelere hükmedebilmek olmuştu.

Batı İttifakı ülkeleri kendi vizyonlarını savaş sonrası oluşacak yeni bir dünya için tekrar çiziyorlardı. Bu doğrultuda Roosevelt’in hedefleri; hem Avrupa hem de Asya’da askeri zaferler, Britanya İmparatorluğu’nu aşan bir Amerikan ekonomik başarısı, ve bir dünya barış organizasyonunun kurulmasıydı. Bu, Churchill’inkinden çok daha kapsamlıydı ve temel olarak Akdeniz’deki kontrolün Britanya İmparatorluğu’ndan alınmasını ve Doğu Avrupa ülkelerinin İngilizler ve Sovyetlere bağlı kalmadan bağımsız yaşayabilmesini öngörüyordu.

Amerikalılar, başlarda Stalin’i kendi hedefleri doğrultusunda potansiyel bir müttefik olarak görselerde, Sovyetlerin Amerikalılarla dost olmaktan öte kendileri için en büyük potansiyel düşman olduğunu anlayınca İngilizlerle müttefik kalmaya devam ettiler. Sovyetlerin Doğu Avrupa’nın çoğu ülkesini etkisi altına almasıyla, Stalin İngiliz ve Amerikan liderlerine karşı büyük bir avantaj elde etmiş oldu. Roosevelt ve Churchill’in farklı görüşleri, Sovyetlerle anlaşmaları konusunda ayrılıklara sebebiyet verdi. Ekim 1944’te, Churchill Moskova’ya gitti ve Balkanlardaki etki alanının iki devlet arasında eşit bir şekilde bölünmesi için Sovyetlerle anlaşmaya vardı. Yalta Konferansı'nda, Roosevelt Asya konusunda Stalin ile ayrı bir anlaşma imzaladı ve savaş tazminatı ve Polonya konularında Churchill’i desteklemeyi reddetti.

Yalta Konferansı’nda İttifak Devletleri, Avrupa'da savaş sonrası denge ile ilgili çözüm için bir çerçeve üzerinde sağlam bir fikir birliğine varamamıştı. Nisan 1945’te Churchill ve yeni Amerika Birleşik Devletleri başkanı Harry S. Truman karşılıklı olarak diğer olaylar dışında, Sovyetlerin Lublin hükümetini destekleme kararı karşısında Sovyet etkisindeki Polonya liderine karşı sürgündeki eski Polonya başkanını desteklemek konusunda anlaştı.

İttifak devletlerinin 1945’teki zaferini takiben, güçlü ABD ve Batılı İttifak Kuvvetleri Batı Avrupa’da konuşlanmışken, Sovyetler Birliği Doğu Avrupa’nın büyük bir bölümünü işgal etti. Müttefiklerin işgalindeki Almanya; Sovyetler Birliği, ABD, İngiltere ve Fransa tarafından kendi yönetimlerindeki dört kontrol bölgesine ayrıldı.

1945’te San Francisco’daki İttifak Konferansı’nda kalıcı bir dünya barışını sağlayabilmek amacıyla çok uluslu Birleşmiş Devletler kuruldu. Ancak Güvenlik Konseyi'nin uygulama kapasitesi herhangi bir üye devletin veto edebilme imkanıyla felce uğratılmış oldu. Böylece, Birleşmiş Milletler etkisiz bir forum ve Sovyetler Birliği’nin propaganda yaptığı bir alan haline geldi.

b.   Potsdam Konferansı ve Japonya’nın Düşüşü

 Temmuz’un son günleri Almanya’nın düşüşünden sonra başlayan Potsdam Konferansı’nda, Almanya ve Doğu Avrupa’nın geleceği hakkında ciddi ayrışmalar ortaya çıktı. Ayrıca, katılımcılar kendi kuşkuları doğrultusunda antipatik ve kavgacı tutumlarını düşmanlarına kendi pozisyonlarını belli edebilmek amacıyla kullandılar. Bu konferansta Ronald Truman, Stalin’i sahip oldukları yeni güçlü silahları hakkında bilgilendirdi.

Stalin Amerikalıların atom bombası yapabilmek için çalıştıklarının farkındaydı ve rakip ülkenin geliştirdiği silahın kendi ülkesi için tehdit oluşturduğu belirgindi. Sovyet lideri bu yeni silahın Japonlara karşı kullanılmış olmasını umduğunu ifade etti. Potsdam Konferansı’ndan bir hafta sonra, Amerika Hiroşima ve Nagazaki’yi bombaladı.

c.   Doğu Bloğunun Kuruluşu
II. Dünya Savaşı’nın son bölümlerinde, Sovyetler Birliği Almanya’nın Molotov-Ribbentrop paktıyla kendisine devrettiği topraklardaki birçok ülkeyi Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti olarak topraklarına katarak Doğu Bloğu’nun temellerini attı. Bu topraklar Doğu Polonya, Letonya, Estonya, Litvanya, Doğu Finlandiya’nın bir bölümü ve Doğu Romanya’yı (Moldovya) kapsıyordu.

Nazilerden bağımsızlaştırılan ve Kızıl Ordu tarafından işgal edilen Doğu Avrupa, Polonya, Bulgaristan, Macaristan, Çekoslovakya, Romanya ve Arnavutluk birer uydu devlet haline getirilerek Doğu Bloğu’nun bir parçası haline geldi.

Stalin’in Doğu Bloğu’ndaki yerini sağlamlaştırmasının bir parçası olarak, anti-komünist direnişi kırmak için Lavrentiy Beria liderliğinde Sovyet Polis Teşkilatı sayılabilecek olan NKVD kuruldu. Bu birim, blokta en ufak bir bağımsızlık göstergesi bile olmasına karşı Stalin’in stratejik olarak hazır tuttuğu en önemli teşkilattır.

İngiliz Başbakanı Winston Churchill savaş sonunda Avrupa’da bulunan Sovyet Ordusu’nun muazzam asker sayısından dolayı endişeliydi ve Batı Avrupa’da bir Sovyet tehdidi mevcuttu. Bunun üzerine İngiliz Savaş Kabinesi, Nisan-Mayıs 1945’te Ortak Planlama Komitesi, Rusya’ya Amerika ve İngiltere’yi empoze etme planını “Operation Unthinkable” adıyla geliştirdi. Neticede bu plan Çalışanlar Komitesi Şefliği tarafından askeri bakımdan olasılıksız bulunarak reddedildi.

d.   Gerilimin Yükselişi

Şubat 1946’da, Amerika’nın Moskova Büyükelçisi George F. Kennan’ın Moskova’dan gönderdiği “Uzun Telgraf” Amerikan hükümetinin Sovyetlere karşı aldığı katı dutumu açık seçik beyan ediyordu ve bu Soğuk Savaş boyunca Sovyetler Birliği'ne karşı ABD stratejisi için temel oldu.

6 Kasım 1946’da, Amerikalı devlet adamı James F. Byrnes Almanya’da Morgenthau Planı’nı reddeden bir konuşma yaptı ve bu konuşmayı ABD’nin Avrupa’daki askeri varlığını süresiz olarak korumak için yaptığı düşünen Sovyetler Birliği tarafından uyarıldı. Bir ay sonra, Brynes  “Bizim bu tavrımızın nedeni, Ruslar ile bizim aramızda savaş çıktığı takdirde Alman halkını kendi yanımıza çekmekti.” diyerek bu tavrının nedenini belli etmiş oldu.

 “Uzun Telgraf”ın yayımlanmasından birkaç hafta sonra, eski İngiltere başbakanı Winston Churchill ünlü “Demir Perde” adlı konuşmasını Fulton, Missouri’de yaptı. Bu konuşma Sovyetlere karşı bir Anglo-Amerikan ittifakının habercisiydi.

3.   KORE SAVAŞI BOYUNCA YAŞANAN SÜRTÜŞMELER

a.   Kominform ve Stalin-Tito Ayrılığı

Kasım 1947’de Sovyetler Birliği, Doğu Bloku ülkelerinin koordinasyonu ile Sovyet uyduları üzerinde siyasi denetimi sağlamak amacıyla, Kominform’u (Communist Information Bureau-Komünist Enformasyon Bürosu) kurdu. Fakat Tito liderliğindeki Yugoslavya’nın Sovyetler Birliği ile arasındaki ittifaktan ayrılması, Kominform’u bu ayrılıktan sonra yüz kızartıcı bir başarısızlıkla yüzleştirdi.

b. Truman Doktrini ve Gelişmeler

1947 yılında, Stalin Amerika’daki kapitalistlerin arasında rekabet oluşmasını sağlayarak ekonomisini içeriden sarsmayı denedi. Bu müdahale ile Sovyetler Birliği Amerika’nın iç işlerine karıştığından bu Amerika açısından Sovyetler Birliği’ne karşı bir savaş nedeni oluşturuyordu. Bir savaşın çıkmaması için ABD başkanı Harry S. Truman’ın danışmanları, onu Sovyetler Birliği’nin nüfuzuna karşı acil adımlar atmaya çağırdı. Şubat 1947’de, İngiliz hükümeti Yunanistan’da iç savaşa neden olan komünist isyancılara karşı Monarşi yanlısı Yunan ordusunu daha fazla finanse edemeyeceğini duyurdu.

Amerikan hükümetinin, Sovyetler Birliği’nin iç işlerine karışmasına olan tepkisinin amacı, komünizmin etki alanını küçültmekti. Truman yaptığı bir konuşmayla, olası bir savaşa karşı alınacak önlemler için 400 milyon dolarlık bir ödenek ayırdıklarını söyledi ve Totaliter rejimler ile özgür halklar arasındaki çatışma çerçevesinde oluşturulan Truman Doktrinini açıkladı. Amerikan siyasetçileri, Yunanistan’daki komünist isyancılar arkalarına Tito’nun Yugoslavya’sının desteğini aldığı halde Sovyetler Birliği’ni Sovyet etki alanını genişletmek amacıyla komünist asileri Yunan monarşi yanlılarına karşı kullandığı suçlamasıyla suçladılar.

Avrupa'da ılımlı ve muhafazakâr partilerin yanı sıra sosyal demokratlar, Batı İttifakına neredeyse koşulsuz destek verdi. KGB tarafından ödenen ve istihbarat operasyonlarına katılan Avrupalı ve Amerikalı Komünistler ise, bir süre Moskova'nın çizgisinden yürüselerde 1956’dan sonra Sovyetler Birliği’ne muhalefet yapmaya başladılar.

c. Marshall Planı ve Çekoslovak Askeri Darbesi

1947 yılının başlarında, İngiltere, Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri’nin Almanya’nın kendine yeter bir ekonomi oluşturulması için savaş sırasında Sovyet kuvvetleri tarafından yerle bir edilen endüstriyel faaliyet alanlarının ve altyapı hizmetlerinin onarımının finansmanı için Sovyetler Birliği’ne sunulan antlaşmaların hiçbiri Sovyetler tarafından kabul edilmemişti. Haziran 1947’de, Truman Doktrinine uygun olarak Amerika Birleşik Devletleri Marshall Planını yasalaştırdı ve bu planla Doğu Bloğu ülkelerini de kapsayan Sovyetler Birliği tehdidindeki bütün ülkelere ekonomik yardım yapmayı vaadetti.

Planın amacı Avrupa’nın demokratik ve ekonomik sistemlerini yeniden inşa etmek ve Avrupa’da hissedilen tehdide karşı güç dengesini oluşturmak, devrimler veya seçimler vasıtasıyla komünist partilerin güçlerini ellerinden almaktı. Planda ayrıca, Avrupa’daki refahın artmasının Almanya’daki ekonomik iyileşmeye bağlı olduğu belirtiliyordu. Bir ay sonra, Truman 1947 yılının Ulusal Güvenlik Eylem Planı’nı imzaladı ve bu eylem planıyla Birleşik Savunma Departmanı, Merkezi Haberalma Teşkilatı (CIA) ve Ulusal Güvenlik Konseyi kuruldu. Bu kurumlar Soğuk Savaş’ta Amerikan bürokrasisinin temel taşları olacaktı.
Stalin, Doğu Bloğu ülkelerinin Batı ile ekonomik entegrasyona girmesinin Doğu Bloğu ülkelerinin Sovyetler Birliği himayesinden uzaklaşmasına ve ABD’nin bu ülkelerle Avrupa’nın küçük Amerika’larını yaratmaya çalışacağına inanıyordu. Stalin bundan dolayı Marshall Planı yardımının Doğu Bloğu ülkelerine gelmesini engelledi. Sovyetler Birliği’nin Marshall Planı’na karşı oluşturduğu plan, Sovyetlerin ticaret antlaşmalarını ve maddi yardımları içeriyor gibi görünen Molotov Planı’ydı. Ayrıca Stalin yeniden yapılandırılmış bir Almanya’ya karşı kaygılıydı. Onun savaş sonrası Almanya görüşüne göre Almanya’ya Sovyetler Birliği’ne karşı yeniden silahlanamamalıydı. Aksi takdirde bu her türlü Sovyetler Birliği’ne tehdit oluştururdu.

1948’in başlarında, gerici unsurların güçlendiği yönündeki haberler neticesinde, Sovyet ajanları Doğu Bloğu’nda demokratik yapının korunmasına izin verilen tek devlet olan Çekoslovakya’da 1948’de bir askeri darbe gerçekleşmesini sağladılar. Çekoslovakya’da yapılan bu darbe, Batılı güçleri bu bölgede oluşabilecek herhangi bir olaydan daha fazla şoke etti. Bu olay, ABD Kongresi’nde artakalan Marshall Planı muhaliflerini caydırdı ve insanları yeni bir savaş ihtimaline karşı korkuttu.


Truman Doktrini ve Marshall Planı’nda yer alan iki politika, Batı Avrupa, Yunanistan ve Türkiye’ye milyarlarca dolarlık ekonomik ve askeri yardım sağladı. Amerikan yardımı ile, Yunan ordusu iç savaşı kazandı, İtalya’daki 1948 Genel Seçimlerinde İtalyan Hıristiyan Demokratlar Komünist-Sosyalist ittifakını yenilgiye uğrattı.

d. Berlin Ablukası ve Hava Yardımı

Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere kendi Alman işgal bölgelerini “Bizonia” adı altında birleştirdiler (Fransa’nın alanı eklendikten sonra Trizonia). Almanya’da ekonomik yapılanmanın bir parçası olarak 1948 başlarında Batı Avrupalı devletlerin temsilcileri ve Amerika Birleşik Devletleri batı Alman bölgelerinin federal yönetim sistemi içerisinde birleştirilmesi konusunda bir anlaşmaya vardıklarını açıkladılar.

Kısa bir süre sonra, Stalin gıda, malzeme ve kaynakların Batı Berlin’e ulaşmasını engelleyen, Soğuk Savaş’ın ilk krizlerinden biri olan Berlin Ablukasını başlattı. ABD, İngiltere, Fransa, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda ve daha nice devlet Batı Berlin’e gıda ve diğer gereklilikleri tedarik edebilmek için büyük havadan taşıma hareketine giriştiler.

Sovyetler politika değişikliğine karşı bir halkla ilişkiler kampanyasına girişti. İlkinde 5 Aralık 1948 tarihinde yapılan Berlin Belediye Seçimlerinde Doğu Berlin komünistleri Berlin’deki yerel seçim sonuçlarını manipüle etmeye çalıştı. Berlin’deki yerel seçimlerden %86.3 oyu komünist olmayan partilerin almasının ardından şehir resmi olarak Doğu ve Batı Berlin olarak ikiye ayrıldı. 300.000 Berlinli uluslararası hava yardımının devam etmesi için girişimlerde bulundu. Mayıs 1949’da Stalin geri adım atarak ablukayı kaldırdı.

İngiltere, Fransa, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve diğer sekiz Batı Avrupa ülkesi Nisan 1949’ta Kuzey Atlantik Antlaşma Paktı’na (NATO) imza attı. O Ağustos ayında, İlk Sovyet atom bombası Semipalatinsk, Kazakistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nde patlatıldı.  Almanya’nın yeniden inşasına yardım için Batı Avrupa ülkelerinden gelen davetin Sovyetler Birliği tarafından reddedilmesinden sonra, Mayıs 1949'da ABD, İngiltere ve Fransa işgal bölgelerini birleştirerek Batı Almanya devletinin kurulmasına öncülük etti. Ekim ayında Sovyetler Birliği Almanya’daki kendi işgal bölgesini Almanya Demokratik Cumhuriyeti ilan etti.

1950 yılının başlarında, Amerika Batı Almanya’nın yeniden silahlanması için çalıştı ve 1955’te, Batı Almanya NATO’nun tam üyesi haline geldi. Mayıs 1953’te Lavrenty Beria başarısızlıkla sonuçlanan bir öneriyle Batı Almanya’nın NATO’ya katılımını engellemek için Batı Almanya’ya birleşik Almanya’ya dönüşebilmesinin yolunu açmaya çalıştı.

e. Çin İç Savaşı ve SEATO

1949’da Mao’nun Halk Kurtuluş Ordusu Çan-Kay-Şek’in Çin’deki Amerikan destekli Kuomintang (KMT) Milliyetçi Hükümetini yenilgiye uğrattı ve kurduğu Çin Halk Cumhuriyeti gecikmeden Sovyetler Birliği ile ittifak oldu. Çan-Gay-Şek ve onun KMT hükümeti Tayvan adasına çekilmek zorunda kaldı. Çin anakarasının komünist yönetiminine geçmesi ve 1949’da Amerika’nın nükleer tekelinin sona ermesiyle beraber, Truman yönetimi hızlıca komünist kuvvetleri önleme politikasını geliştirmeye çalıştı. 1950 yılına ait NSC-68 adlı gizli dokümanda, Ulusal Güvenlik Konseyi’nin Batı ittifak sistemlerinin ve savunma harcamalarının dört kat arttırılması önerilmiştir.

Amerika Birleşik Devletleri Asya, Afrika ve Latin Amerika’da Avrupa’nın sömürge imparatorluklarını restore etmek için bu bölgedeki devrimci ulusal hareketlere karşı (genellikle SSCB tarafından finanse edilen komünist partiler) savaşıyordu. 1950’li yılların başlarında (aynı zamanda “Pactomania” olarak bilinen dönem), ABD; Japonya, Avustralya, Yeni Zelanda, Tayland ve Filipinler ile bir dizi ittifak antlaşması (özellikle ANZUS ve SEATO) yaptı. Böylece ABD bu ülkelerden uzun vadeli askeri üsler almayı garantilemiş oldu.

f. Kore Savaşı

Bu dönemde, güç mücadelelerinin en önemlilerinden biri olarak Kore Savaşı patlak verdi. Haziran 1950’de, Kim-Il Sung’un Kuzey Kore Halk Ordusu Güney Kore’yi işgal etti. BM, Güney Kore’ye askeri kuvvet gönderme kararı aldı. Birleşmiş Milletler kuvvetleri Güney Kore, ABD, Birleşik Krallık, Türkiye, Kanada, Avustralya, Fransa, Güney Afrika, Filipinler, Hollanda, Belçika, Yeni Zelanda ve Kuzey Kore’nin yaptığı istilanın durmasını isteyen diğer devletlerin askerlerinden oluşturulacaktı.

Diğer etkiler arasında, Kore Savaşı NATO’yu askeri yapısını tamamlamak için hemen harekete geçirdi. İngiltere ve diğer birçok ülkede kamuoyu savaş hakkında ikiye bölündü. Birçok insan Komünist Çin ile bir savaşa girmekten, hatta nükleer bir savaşın başlamasından korkuyordu. Savaşa karşı olan önyargı, Anglo-Amerikan ilişkilerini gerginleştiriyordu. Bu nedenlerden dolayı İngiliz yetkililer bu anlaşmazlığın hızlıca sona ermesini, tüm yabancı güçlerin Kore’den çekilmesini ve Kore’nin Birleşmiş Milletler himayesinde birleşmesini umuyordu.

Savaş nedeniyle Çinliler ve Kuzey Koreliler yorulup 1952’nin son aylarında savaşı bitirmeyi teklif etmiş olsalar bile, Stalin savaşın sürmesi için ısrar etti ve ateşkes anca Haziran 1953’te, Stalin’in ölümünden sonra imzalanabildi. Kuzey Kore lideri Kim Il Sung kendi limitsiz gücü altında aşırı merkeziyetçi ve çok sert bir diktatörlük kurdu. Güneyde ise, Amerikan destekli lider Syngman Rhee, ülkesinde totaliter sisteme benzer bir sistem kurdu. Her ne kadar Rhee 1960’ta hileli bir seçim zaferinin arkasından devrilmiş olsa da, Güney Korelilerin askeri diktatörlüklere karşı mücadelesi 1980’lerin sonlarına kadar sürdü.

4. KRİZ VE GERİLİM

a. Kruşçev, Eisenhower ve De-Stalinizasyon

1953’te her iki kutupta da politik liderlerin değişimi Soğuk Savaş dinamiklerinin değişimine sebep oldu. Dwight D. Eisenhower Ocak ayında Amerika Birleşik Devletleri Başkanı olarak göreve başladı. Truman yönetiminin son 18 ayında, Amerikan savunma bütçesi dörde katlanmıştı ve Eisenhower işine askeri harcamaları azaltarak başladı.

Josef Stalin’in ölümünden sonra, Lavrentiy Beria’nın idamıyla Nikita Kruşçev yeni Sovyet lideri oldu. 25 Şubat 1956’da Kruşçev, Sovyet Komünist Partisinin 20. kongresinde Stalin’in işlediği suçları açıklayarak delegeleri şoka uğrattı. De-Stalinizasyon kampanyasının bir parçası olarak, reform yapmak için tek bir yolun olduğunu ve Stalin’nin yaptığı politikalardan kaçınılarak önceden düşülen hatalara tekrar düşülmeyeceğini açıkladı.

18 Kasım 1956’da, Moskova’da Poloya büyükelçiliğinde batılı elçiler şerefine verilen resepsiyonda Kruşçev “Seversiniz ya da sevmezsiniz, tarih bizim tarafımızda. Sizi gömeceğiz” adlı ünlü konuşmasını yaptı ve resepsiyondaki herkesi şoke etti. Kruşçev eğer SSCB batının arkasında olsaydı bile 10 yıl içinde konut sıkıntısının biteceğini, tüketim mallarının bolca olacağını, ve gelecek 20 yıl içinde SSCB’deki “komünist toplumun inşasının” temel olarak biteceğini açıkladı.

b. Varşova Paktı ve Macaristan Devrimi

1953’te Stalin’in ölmesiyle biraz yumuşayan gerilim, Avrupa’da gergin bir silahlı bekleyişe neden oldu. Sovyetler, 1949 yılında Doğu Bloğu’nda karşılıklı yardım antlaşmalarıyla oluşturulan bir ağı 1955 yılında Varşova paktı olarak kurumlaştırdı.

1956 yılındaki Macar Devrimi, Kruşçev’in Macaristan’ın Stalinist lideri Mátyás Rákosi’yi ortadan kaldırmasından kısa bir süre sonra gerçekleşti. Halk ayaklanması sonucunda, yeni rejim ile beraber gizli polis lağvedildi, Macaristan Varşova Paktı’ndan çekilme niyetini beyan etti ve yeniden serbest seçimlerin yapılacağına dair söz verdi.

1957’den 1961’e kadar, Kruşçev birçok kez tekrarlayarak açıkça Batıyı nükleer güç kullanmakla tehdit ediyordu. O, Sovyetler Birliği’nin füze kapasitesinin ABD’den daha fazla olduğunu ve herhangi bir Amerikan ya da Avrupa şehrini yok edebilecek güçte olduğunu söylüyordu. Bununla birlikte, Kruşçev Stalin’in tam tersi olarak savaşın kaçınılmazlığına inanmıyordu ve kendisine yeni bir hedef olarak “barışçıl bir arada yaşayış” fikrini benimsedi.

Macaristan’daki ideolojik çatlağın dünyadaki komünist partilerde oluşturduğu etki ile, Sovyetler Birliği hem batılı hem de komünist ülkelerde oluşan güven eksikliğinden dolayı büyük bir reddediliş ile karşılaştı. Batıdaki komünist partiler Macaristan’daki devrimin etkisinden asla kurtulamadı.

c. Berlin Ültimatomu

Kasım 1958 süresince, Kruşçev Berlin’i bağımsız, askerlerden arındırılmış bir özgür şehir yapmak için ABD, Büyük Britanya ve Fransa’ya birliklerini Berlin’den çekmeleri için 6 ay süre veren bir ültimatom yayınladı. NATO Aralık ayının ortasında bu ültimatomu resmen reddetti ve Kruşçev Cenevre Konferansı’nda bu ültimatomu geri çekti.

d. Dünya Rekabeti

Bazı ülke ve bölgelerde, özellikle Guatemala, Endonezya ve Çinhindi’de Milliyetçi hareketler genellikle komünist gruplarla ittifak ya da Batı'da komünist algılanan gruplarla müttefik idi. Bu bağlamda, ABD ve Sovyetler Birliği artan etki oranıyla 3. Dünya ülkelerinde etkisini arttırmaya çalıştı.

Bir Amerikan kurumu olan Ulusal Haberalma Teşkilatı (CIA), genellikle düşmanca tavır takınan bir dizi 3. Dünya ülkesine ve destekçi müttefiklerine karşı kullanıldı. 1953 yılında, Başkan Eishenhower’ın Merkezi Haberalma Teşkilatı tarafından uygulanan Ajax Operasyonu adlı gizli operasyonun amacı, İran başbakanı olan Mohammad Mosaddegh’i ortadan kaldırmaktı. Çünkü İran halkının büyük desteğiyle seçilen Mosaddegh 1951 yılında İngliz şirketi olan Anglo-Iranian Oil Company’i millileştirerek İngilizlerden Orta Doğu’nun intikamını almıştı ve Churchill Amerikalılara Mosaddegh’in gitgide komünizme yöneldiğini ve İran’ın gitgide Sovyet etkisi altına girdiğini söyledi.

Guetamala’da, 1954’deki CIA destekli askeri darbe, solcu Başkan Jacobo Arbenz Guzmán’ı yerinden etti. Arbenz sonrası yönetim, Ulusal Komünizme Karşı Savunma Komitesi kurarak ve Amerika’nın sunduğu Komünizmi Önleyen Yasa Tasarısını kabul ederek ülkeyi yeniden Amerika malı haline getirdi.

Kongo Cumhuriyeti’nin Haziran 1960’ta Belçika’dan bağımsızlığı kazanmasıyla, CIA tarafından yetiştirilen Başkan Joseph Kasa-Vubu, Kasım ayında demokratik bir seçimle seçilen başbakan Patrice Lumumba ve Lumumba’nın kabinesinin görevden alınmasını emretti. Lumumba ise kendisinin yerine Kasa-Vubu’nun istifa etmesini istedi. Bu krizin hemen ardından, CIA destekli Albay Mobutu’nun emrindeki kuvvetler derhal hazırlanarak askeri darbe yaptılar.

Vietnam’ın bağımsızlığı için yapılan komünist gerilla savaşının yıprattığı Vietminh savaşçıları 1954’te yapılan Điện Biên Phủ savaşında komünistler tarafından mağlup edildi ve bu mağlubiyetin ardından Fransa Vietnam’daki sömürgeci çıkarlarından vazgeçmek için anlaşmayı kabul etti. Böylece Cenevre’de yapılan antlaşmayla Vietnam Sovyet rejimine yakın duran Kuzey Vietnam ve Batıya özenen Güney Vietnam olarak ikiye ayrıldı. 1954 ve 1961 arsanda, Eisenhower’in Amerika’sı, Güney Vietnam’ın batı yanlısı rejiminin komünist tarafı ekarte etmesi için ülkeye ekonomik yardım ve askeri destek yaptı.

e. Küba Devrimi

Ocak 1959 tarihinde Küba’da 26 Temmuz Hareketi adlı büyüyen bir güç, Eisenhower yönetimine karşı olarak başkan Fulgencio Batista’yı devirdi.

Küba ve ABD arasındaki diplomatik ilişkiler Batista’nın devrilişinin ardından bir süre daha devam etti, ama başkan Eisenhower,  Küba’nın genç devrimci lideri Fidel Castro’nun Nisan ayında yaptığı Washington ziyaretine onunla görüşmemek için kasten başkentten ayrıldı, onun yerine görüşmeyi başkan yardımcısı Richard Nixon yürüttü. Ocak 1961’de, Eisenhower görev süresinin dolmasına çok az bir süre kala Küba hükümetiyle olan diplomatik ilişkileri resmen sonlandırdı.

Nisan 1961’de yeni seçilen Amerikan Başkanı John F. Keneddy, CIA’in Küba’ya Domuzlar Körfezi denen yerden çıkartma yapmasını sağladı. Fakat bu çıkartma başarısız oluna, ABD’nin itibarı hatrı sayılır derecede sarsıldı. Bu olaydan sonra Küba ve Sovyetler Birliği arasındaki bağlar kuvvetlendi ve Sovyetler Küba’ya düzenli olarak yardım göndereceğini taahhüt etti.

f. Küba Füze Krizi ve Kruşçev’in Devrilmesi

Domuzlar Körfezi çıkartmasıyla başlayan Castro’yu ortadan kaldırma arayışınının devamında, Kennedy ve onun yönetimi Küba hükümetini devirme yollarının birçoğunu denemeye devam ediyordu.

Şubat 1962’de, Kruşçev CIA tarafından planlanan Ekim ayı içerisinde Castro’yu devirmek ve Castro’yu öldürmek için planlanan “Küba Projesi” ni öğrendi. Bundan sonra Sovyet nükleer füzelerini Küba’ya kurmak için hazırlıklara başlandı.

Sovyetlerin verdiği bu alarma, Kennedy birçok tepkiyi göz önünde bulundurarak Küba’daki nükleer füzelerin bulunduğu yere denizden abluka uyguladı ve Sovyetlere ültimatom verdi. Kruşçev bu ültimatom karşısında geri adım attı ve Sovyetler Birliği Küba’daki füzeleri kaldırdı ve füzeleri yeniden konuşlandırmayacağına dair söz verdi.

Küba Füze Krizi ile dünya Nükleer Savaşa daha önce hiç olmadığı kadar yaklaşmıştı. Bu nedenle bundan sonraki olaylarda birbirlerine nükleer silahla tehdit etmekten caydılar. Bu krizin nükleer silahlanma yarışına yansıttığı ilk etkiler nükleer silahlara sahip olan bu iki ülkenin aralarındaki ilişkileri düzenlemek ve sahip oldukları nükleer silah sayılarını azaltmak yönünde oldu.
 
1964 yılında, Kruşçev’in Kremlin’deki adamları onu yönetimden uzaklaştırdılar fakat onun huzurlu bir emeklilik yaşamasına izin verdiler. Yetersiz olmakla suçlanan Kruşçev, aynı zamanda Sovyetlerin tarım üretimine sekte vurması ve dünyayı nükleer bir savaşa doğru sürüklemeye çalışmakla itham ediliyordu.

5. Gerilimin Yumuşaması

60’lı ve 70’li yıllarda izlenen rota, uluslararası ilişkilerdeki yeni ve daha karmaşık motifler sonrasında iki karşıt bloğun mücadelelerini yumuşatmaya yöneltmişti. Dünya savaşı sonrası dönemin başlangıcında, Batı Avrupa ve Japonya Dünya Savaşı’nın verdiği yıkımı hızlıca onarıyordu ve güçlü ekonomik kalkınmalar yaşıyordu. 1950’ler ve 1960’lar boyunca bu bölgelerdeki ülkelerin kişi başına düşen milli gelirleri oluşturulan ekonomik kalkınma modelleri sayesinde ABD’dekine yaklaşan bir hal almışken, Doğu Bloğu ülkelerindeki ekonomi oldukça durgunlaşmıştı.

1973’teki petrol krizinin bir sonucu olarak, Orta Doğu’daki petrol üreticileri OPEC’i (Petrol İhracatçısı Ülkeler Teşkilatı) kurmuşlar ve bu kriz sonrasında süper güçlere karşı kendilerini korumak amacıyla doğan Bağlantısızlar Hareketi ortaya çıkmıştı. Bu sırada Moskova hükümeti, kendisini uğraştıran köklü ekonomik problemlerle meşguldü. Bu yüzden bu dönemde Sovyet Liderleri ABD ile Sovyetler arasındaki ilişkileri yatıştırmaya çalışıyordu.

a. Fransa-NATO Gerginliği

NATO teşkilatı tarihindeki ilk çatlak, 1958 yılında Fransa başkanlığına geçen Charles de Gaulle döneminde vuku buldu. De Gaulle, ABD ile Birleşik Krallık arasındaki özel ilişkiyi farketmişti ve bu doğrultuda ABD’nin organizasyondaki güçlü rolünü eleştiriyordu. 17 Eylül 1958’de De Gaulle tarafından başkan Dwight D. Eisenhower ve Başbakan Harold Macmillan’a birer not gönderilmişti. Bu notlarda organizasyondaki paylaşımın ABD, İngiltere ile Fransa arasında eşit olarak paylaşılmasını ve Fransa’yı yakından ilgilendiren bölgelerde Fransa’nın NATO desteğini alabilmesi isteniyordu.
Bu nota tatmin etmeyen bir cevap verilince, de Gaulle bağımsız Fransız nükleer programını başlattı ve bu sebepten ötürü 1966 yılında Fransa NATO’nun askeri yapısından çıkarıldı ve Fransa NATO birliklerini kendi topraklarından attı.

b. Çekoslovakya Saldırısı

1968 yılında, Çekoslovakya’da Prag İlkbaharı denilen bir politik özgürleşme dönemi başladı. Bu program dahilinde basın özgürlüğüne tanınan tolerans arttırılacak, konuşma özgürlüğü ve eylem özgürlüğü sağlanacak, birden fazla parti kurma olanağı olacak, gizli polisin yetkilerine sınırlama getirilecek ve Varşova Paktı’ndan çekinilecekti.

Bu duruma karşı Sovyet ordusu, Varşova Paktı ülkelerinden birçoğuyla birlikte Çekoslovakya’ya girdi. Doğu Bloğu ülkelerinin bu davranışı Yugoslavya, Romanya, Çin ve Batılı ülkelerdeki komünist partiler tarafından protesto edildi. Yüzbinlerce Çekoslovakya vatandaşı ülkeden kaçtı.

c. Brejnev Doktrini
Eylül 1968’de, Çekoslovakya saldırısından bir ay sonra gerçekleşen 50. Polonya Birleşik İşçiler Partisi kongresinde Brejnev kendi adını taşıyan doktrini ana hatlarıyla açıkladı. Bu doktrin, Sosyalist ülkelerin egemenlik hakkına kapitalizmle müdahale eden bütün devletlerde mücadeleyi öngörüyordu.

d. Üçüncü Dünya Ülkelerindeki Olaylar

Amerikan müdahalesinin kızıştırdığı Vietnam’daki savaşta, Vietnam’da konuşlanmış 575.000 Amerikan birliği, komünist Ulusal Cephe ve onun müttefiki olan Kuzey Vietnam’ı mağlup etti. Ama ABD’nin yürüttüğü bu büyük maliyetli savaş karşısında dünya ülkeleri dünyanın en güçlü ülkesinin ekonomisinin dünyanın en fakir ülkelerinden birine karşı yürütülen savaşta nasıl çöküşe geçtiğini hayretle gördüler.

Şili’de, Salvador Allende’nin partisi olan Sosyalist Parti başkanlık seçimlerini 1970 yılında kazanarak demokratik yollarla seçilen ilk Marksist parti oldu. 11 Eylül 1973’te CIA destekli General Agusto Pinochet hükümete karşı bir darbe gerçekleştirerek kısa sürede ülkenin diktatörü haline geldi.

Allende’nin yapmış olduğu ekonomik reformlar eski haline döndürüldü ve ülkedeki solcular ya öldürüldü ya da mahkûm kamplarına gönderildiler.

Orta Doğu rekabetin yaşandığı yer olmaya devam ediyordu. Mısır Sovyetler Birliğinden bolca silah hibesi ve ekonomik yardım alıyordu. Sovyetler birliği bu baş belası müttefike isteksizce olsada mecburen Amerikan destekli İsrail’e karşı yardım etmek zorundaydı. 1973 Yom Kippur Savaşı sırasında Mısır tarafına yakın olan Sovyetlerin savaşa müdahale edeceği söylentileri Amerika’da büyük bir seferberlik ilan edilmesine yol açtı. Mısır, Sovyetler Birliği’nden en fazla yardım alan Ortadoğu devleti olmasına rağmen Sovyetler komünist Güney Yemen ve milliyetçi Cezayir ve Irak yönetimleriyle de yakın ilişkiler kurdu. Sovyetler Birliği İsrail-Filistin arasındaki anlaşmazlıklarda Yaser Arafat’ın Filistin Kurtuluş Örgütü’nü destekleyerek dolaylı yoldan bu savaşta Filistin tarafında yer aldı.

e. Çin-Amerika Yakınlaşması

Çin-Sovyet ayrışmasının bir sonucu olarak, 1969 yılında Çin-Sovyet sınırındaki tansiyon doruk noktasına varmıştı. Daha sonra Amerika başkanı Richard Nixon Soğuk Savaş’taki dengelerin Batı lehine değişmesi için bu ayrılıktan yararlanmaya karar verdi. Çinliler Sovyetlere karşı avantaj elde etmek için Amerikalılarla ilişkilerini güçlendirmeye çalışıyorlardı.

Şubat 1972’de, Nixon Mao’nun Çin’iyle aralarında oluşturulan uzlaşmayı Pekin’e gidip Mao Zedong ve Zhou Enlai’yle buluşarak duyurdu. Bu sırada, SSCB ABD ile nükleer dengeyi sağlamayı başarmıştı. Bu arada, Vietnam savaşı yüzünden Amerika’nın 3. Dünya’daki etkisi azalmış ve Batı Avrupa’yla aralarındaki ilişkiler soğumuştu.

f. Nixon, Brejnev, ve Yatışma

Nixon’un Çin ziyaretini izleyen dönemde, Stratejik Silah Sınılandırılmaları konusunu konuşmak için Nixon Brejnev’i de kapsayan Sovyet liderleriyle Moskova’da görüştü. Yapılan görüşmeler sonucunda Anti Balistik Füze antlaşması imzalandı ve iki ülkenin nükleer silahlarını kademeli olarak azaltması konusunda görül birliğine varıldı.

Nixon ve Brejnev bir arada barışçıl yaşamak konusunda yeni bir çağa girildiğini açıkladı ve bu iki süper güç arasında yeni bir ilişkileri yumuşatma politikası düzenlendi. Bu arada Brejnev yüklü askeri harcamaları kısarak Sovyet ekonomisini yeniden canlandırmaya çalışıyordu. 1972 ve 1974 yılları arasında, bu iki taraf birbirlerinin ekonomilerini güçlendirmek amacıyla kendi aralarında ticari antlaşmalar imzalandı. Bu dönemin oluşturduğu huzur, bu iki ülkenin Soğuk Savaş yerine barışçıl bir şekilde yaşama isteklerini gösterdi.

g. İlişkilerin Bozulması

1970’li yılların sonunda Soğuk Savaş, 3. Dünya Ülkelerinde, daha çok Orta Doğu, Şili, Etiyopya ve Angola’daki politik krizlerde iki süper gücün çekişmeleri şeklinde geçmişti.

Başkan Jimmy Carter’in 1979’da silah yarışına karşı ikinci bir silah limitlendirme anlaşması hazırlamayı denemesine rağmen, onun çabaları İran Devrimi ve Nikaragua Devrimi gibi olaylar nedeniyle suya düştü. Bu devrimlerle her iki ülkede de Amerikan yanlısı hükümetlerin kurulması ve Sovyetlerin Afganistan’a girmesinin ardından Amerika’nın Sovyetler Birliği’ne karşı misillemede bulunması iki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden bozulmasına yol açtı.

6. İkinci Soğuk Savaş

2. Soğuk Savaş terimi bazı tarihçiler tarafından Soğuk Savaş’ın tansiyonunun yeniden arttığı 1970’lerin sonu ile 1980’lerin başı arasındaki dönemi tanımlamak için kullanılmıştır. Bu dönemde iki süper güç arasındaki rekabet müthiş bir şekilde tırmanmıştır.

a. Afganistan Savaşı

Aralık 1979’da, yaklaşık 75.000 Sovyet askeri aynı yılın Eylül ayında rakip parti taraftarlarınca öldürülen Marksist başbakan Nur Muhammad Taraki’nin yönetimine destek vermek amacıyla Afganistan’a girdi.
Sovyetler Birliği’nin Afganistan’a girmesinden 6 ay sonra, Haziran ayında, başkan Jimmy Carter’in Ulusal Güvenlik danışmanı Zbigniew Brzezinski, Başkanın komünizm karşıtı mücahitlere, Sovyet güdümlü Afganistan’daki yönetime karşı destek vermeye hazır olduğunu açıkladı.

Carter, Sovyetler Birliği müdahalesine Sovyetler Birliği’ne ticari ambargo koyarak ve Amerika Birleşik Devletleri’nin 1980 Moskova Yaz Olimpiyatları’na katılmayacağını açıklayarak karşılık verdi.

b. Reagan ve Thatcher

1980 yılında, Ronald Reagan Jimmy Carter’ı başkanlık seçimlerinde yenilgiye uğrattıktan sonra, askeri harcamaları arttıracağına ve Sovyetler Birliği’ne karşı her yerde mücadele edeceğine dair ant içti. Reagan ve yeni İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher, Sovyetler Birliği’nin ve onun ideolojisinin ortadan kaldırılması gerektiğini savunuyordu. Reagan Sovyetler Birliğini “kötü imparatorluk” olarak damgalamış ve komünizmin tarihte kül yığını olarak kaldığını vurgulamıştı.

1979’da İran’da şaha karşı yapılan devrimle başa geçen Ayetullah Humeyni hükümetinin rehine kriziyle ABD ile olan ilişkileri bozmasına rağmen Reagan yönetimi anti-komünist Humeyni’ye elini uzattı.
1985 yılının başlarında, Reagan, komünist devletlere karşı uygulanacak yıkım politikalarını içeren Reagan Doktrininin yayınladı. Carter’ın politikası olan Afganistan’da anti-komünist İslami grupları desteklemek haricinde CIA, Orta Asya’daki Müslüman halklara dini propaganda yaparak onları Sovyetler Birliği’ne karşı kullanmaya çalıştı. Ayrıca CIA Pakistan’da Pakistan İstihbarat Teşkilatı dahilinde mücahit olmak isteyen Müslümanları eğiterek Sovyetler Birliği’ne karşı cihat yapılmasını sağladı.

7. Son Yıllar

a. Gorbaçov Reformları

Haziran 1987’de Gorbaçov göreve Perestroyka denilen ekonomik reformları duyurarak başladı. Perestroyka sayesinde üretim kotası sistemini gevşetiliyor, özel şirket kurmaya imkan tanınıyor ve ülkeye yabancı yatırım girebiliyordu. Bu reformla çökmekte olan ekonomi sivil girişimler sayesinde kurtarılmaya çalışılacaktı.

Batı'da oluşan şüpheye rağmen, yeni Sovyet lideri Sovyetler Birliği'nin Batı ile silahlanma yarışına devam etmek yerine kötüleşen ekonomik durumu tersine çevirmeye kararlı olduğunu kanıtladı. Gorbaçov Glastnost denen reformuyla basın özgürlüğünü ve devlet işlerinin şeffaf olmasını sağlamaya çalıştı. Aynı zamanda Glasnost ile Komünist Parti'nin üst ve Merkez Komitesi içerisindeki yolsuzluğun da bitirilmesi amaçlanmıştır. Ayrıca Glastnost, Sovyet vatandaşlarının batı dünyasıyla iletişime geçebilmesini sağlamaya çalışmıştır.

b. İlişkilerin Rahatlaması

Kremlin'in askeri ve siyasi tavizler vermesine karşılık, Reagan ekonomik sorunlar ve silahların sınırlandırılması ile ilgili görüşmeleri yeniden yapmayı kabul etti. İlk görüşme Kasım 1985’te İsviçre’nin Cenevre şehrinde yapıldı. Görüşmelerde, her iki tarafın da nükleer silahlarını %50 oranında azaltması kabul edildi. İkinci görüşme İzlanda’nın başkenti Reykjavik’te yapıldı. Görüşmeler Reagan’ın Stratejik Defans Girişimi’ne kadar iyi gitti. Görüşmeler sonuçlanamadı ve üçüncü bir görüşme 1987 yılında yapıldı. Orta Menzilli Nükleer Silahlar Antlaşması imzalandı.

1980’lerin ortasında hızla tırmanan Doğu-Batı gerginliği 1989 yılında Moskova'da yapılan son zirve ile sonuçlanan silahların sınırlandırılması anlaşması Gorbaçov ve George H. W. Bush tarafından imzalanarak sona erdirildi.

1989’da Sovyet güçleri Afganistan’dan çekildi ve 1990 yılında Gorbaçov Almanya’nın yeniden birleşmesine razı oldu. Berlin duvarı yıkıldı.

3 Aralık 1989’da, Gorbaçov ve Reagan’ın halefi olan George H. W. Bush, Malta Görüşmelerinde Soğuk Savaş’ın bittiğini resmen açıkladılar. Bir yıl sonra bu iki eski düşman devlet, Körfez Savaşında Irak’a karşı beraber savaştılar.


 

 

Forumdan uzaklaştırmalara itiraz, yasal talepler veya uygunsuz içerik bildirimlerinizi İletişim Sayfamız üzerinden yapabilirsiniz. 3 gün içerisinde yanıt verilecektir.