Gönderen Konu: 16.ncı Yüzyıl Öncesinde Avrupa’da Askeri Durum  (Okunma sayısı 1530 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı horatio nelson

  • Yeni Çeri
  • *
  • İleti: 114
    • Profili Görüntüle
16.ncı Yüzyıl Öncesinde Avrupa’da Askeri Durum
« : 25 Aralık 2014, 01:16:58 »
2.2. 16 ncı Yüzyıl Öncesinde Avrupa’da Askerî Durum

16.ncı yüzyıl öncesi Avrupa’nın genel siyasî yapısı kısaca şu şekilde özetlenebilir:Bölünmüşlük ve kokuşma. Bu yüzyılda, şeklen büyük krallıklar olarak gözüken Fransa, Kutsal Roma-Germen, Rusya ve İngiltere aslında büyük yerel bağımsızlığa sahip aristokrasi federasyonlarından ibaretti.Kralların karışamadığı topraklarla çeşitli idarî görevleri tekellerine alan ve vergiden muaf olan aristokratlar fazla kapsamlı olmayan basit yükümlülükler ile krala bağlıydılar. Kraliyetin halkın gözünde hiçbir öneminin ve bağlayıcılığının olmadığı bu federasyonlarda çıkar ilişkileri aşırı boyuttaydı ve insanlar komşu krallıkla ittifakın çıkarlarına daha iyi hizmet edebileceğini düşündüklerinde kolayca taraf değiştirebiliyorlardı.Bu dönemde, “iyi devlet” halka en az müdahale eden, onu ülkenin değerli bir sermayesi olarak gören, savaş dönemlerinde normal hayat akışını değiştirmeden ona en az zararın geleceği tarzda davranan devletti .Buna mukabil “iyi tebaa” ise kanunlara uyan, vergilerini düzenli olarak ödeyen, iktidardaki kraliyet ailesine bağlı ve olağanüstü durumlarda da emredilen angaryaları yapan kimselerdi.

 Millî kimliği ve yönetime aşırı bağımlı olması beklenmeyen tebaanın, savaş zamanı söz konusu olan olağanüstü vergiler ve angaryaların ifası dışında gayret ve özveri gösterme zorunlulukları da yoktu. İşgal durumunda bile çıkarlarına zarar gelmediği sürece halkın gidişata aldırış etmemesi, aristokratlar için söz konusu olan“ menfaate göre taraf değiştirmenin” tebaa seviyesine kadar indiğini göstermektedir.Bütün bu bölünmüşlüğe ve gevşek ittifaklara bir de mevcut sistemin baştan aşağıya kokuşmasını eklemeliyiz. Sık sık yaşanan ekonomik buhran devrelerinde her tür mevki satın alınabilmekte, yüksek meblağlarla mevki satın alanlar ise daha sonra yapılacak olan satıştan önce verdikleri parayı çıkarıp kâra geçmeyi hedeflemekteydi. Zayıf ve güçsüzlerin her fırsatta sömürüldüğü bu sistemde, Sezar Borgia tarzı hile ve riya, iktidarda dahafazla yer bulmaya çalışan aristokratların devamlı kullandıkları politik bir yöntemdi.

2.2. 16 ncı Yüzyıl Öncesinde Avrupa’da Askerî Durum

Devletlerin içinde bulunduğu bu çöküntü aynen askerî sistem içerisinde de bulunmaktaydı. Ordu; subaylık sınıfını tekellerine almış aristokratlar , sıradan askerleri teşkil eden serfler ve paralı askerler olarak birbirinden kopuk sınıflara bölünmüştü. Diğer siyasî ve dinî mevkilerde olduğu gibiyüksek rütbeler, aristokratlar arasında paylaşılmış, çoğu zaman babadan oğula geçen bir imtiyaz durumuna gelmişti. Orta ve küçük aristokrasinin geçim kapısı durumunda olan küçük rütbeler ise daha yüksek mevkilere ulaşmanın birkaç yolundan en verimlisi olarak görülmekteydi.

Sosyo-ekonomik açıdan fakir, zavallı ve çaresiz kesimlerden gelen askerlerin çok önemli bir bölümü, ya zorla ya da başka yaşam çareleri olmadığı için orduya giriyorlardı. Yüksek oranda serflerden müteşekkil olan Rusya, Avusturya ve Prusya ordularının diğer bir asker kaynağı da paralı askerlerdi. İsviçre, İskoçya, Don ve Volga bölgelerindeki erkeklerin de başlıca iş sahası yine paralı askerlikti. Çoğunluğu kendi lider kadrosunun emir komutasında hareket eden, şahsî silâh ve teçhizatlarını kendileri sağlayan bu kitle, Avrupa’nın en yoksul ve tarıma elverişsiz bölgelerinden geliyordu.

Haydut, hırsız, katil ve diğer dışlanmış serseri güruhu ise paralı askerlerin diğer bir kesimini teşkil ediyordu. Çoğunlukla ordular Babil Kulesini andırırcasına değişik dilleri kullanan personelden müteşekkildi ve sivil asker ilişkileri çok kötüydü. Bu sebeple, siviller askerlerden mümkün olduğunca uzak durmaya çalışırlardı. Örneğin dönemin en büyük ordularından birine sahip olan Fransa’da çoğu meyhane ve diğer kamuya açık eğlence merkezlerinin girişlerinde “
Köpek, aylak, fahişe ve asker giremez
” uyarısı asılıydı.

15.nci Yüzyıl İtalyan Prenslerinden biri olan Sezar Borgia ; rakiplerini her türlü, sahtekarlık, zehirleme,suikast vb. yöntemlerle saf dışı ederek kendinin liderliğinde İtalyan birliği kurmaya çalışmıştır.Uyguladığı yöntemler, hedefe ulaşmak için her yöntemin mubah sayıldığı politik ayak oyunlarının genel adı haline gelmiştir.

Aristokratik sistemin en sert uygulandığı ülke olan Fransa başta olmak üzere silâhlı kuvvetler aristokrasinin son dayanak noktasıydı. Aristokrasi, genç yaştan itibaren askerî kariyere başlama ve usta-çırak tarzı görev başı özel eğitim imkanları ile rakipsizdi. Modern askerî okul ve eğitim müesseselerinin bulunmadığı bu ortamda diğer sosyal sınıfların şansı da oldukça kısıtlıydı. Alt kademe rütbeler küçük aristokratlarca, üst kademe rütbeler ise büyük aristokratlarca paylaşılmıştı. 1780’de Amerika’ya gönderilen seferî Fransız ordusundaki subayların yüzde 85’i aristokrat kökenliydi.


Şan, şöhret ve mevki derdindeki subaylar ile para ve hayatta kalma derdindeki askerlerden oluşan bu garip güruhun idaresi de çok zordu. Ortak bir amaç ve bağlılık yaratmak, başka dinden olanlara karşı yapılan savaşlar dışında imkânsızdı. Çoğunlukla tercih edilen yöntem aşırı sertliğe dayanan disiplin ve paraya dayalı mükâfat sistemiydi. Zaten az olan denetim de kaybedildiğinde, ordular Otuz Yıl Savaşları sırasında yaşanan vahşetler
6
 örneğinde olduğu gibi rahatlıkla efendisini tehdit eder hâle gelebiliyorlardı.Bu güvenilmez ordularla yapılan muharebeler de günümüz anlayışından uzaktı ve kesin sonuçlu muharebeler yok denecek kadar azdı. Çünkü,parasal teşvik askerleri ölüme sevk etmek için yeterli gelmiyordu. Bunun yanında hiçbir hükümdar, eğitimi, teçhizatı büyük zaman ve para kaybına neden olan askerlerini muharebelerde kaybetmek istemiyordu. Bu nedenle çoğu zaman muharebeler bittiğinde kimin galip geldiği dahi anlaşılmıyordu.Seferler ve muharebelerin kısa ve sonuçsuz olması savaşların süresini uzatıyor, savaşlara bir nevi “yıpratma savaşı” görünümü kazandırıyordu.Subayların ve askerlerin rahatlarına düşkün olmaları sonucu her ordunun arkasından yüzlerce arabadan oluşan konvoylarda akla gelebilecek her tür ihtiyaç ve eğlence maddesi taşınırdı. Orduların umulmadık bir şekilde taraf değiştirmesi de sık rastlanan bir durumdu. Bütün bu yetersizlikler sonucunda Avrupa’nın her tarafı kalelerle kaplandı ve her devlet, ister istemez, mevcut silâhlarla ele geçirilmesi imkânsız olan kale ve tahkimatlara dayanmak durumunda kaldı.

2.3. Machiavelli ve Askeri Reformların Başlaması

Coğrafî keşifler sonucu gerçekleşen bünye değişimi ile ekonomik alanbaşta olmak üzere sosyal, siyasî ve dinî alanda yaşanan köklü değişimler geç de olsa askerî alana yansıdı. İktidarları güçlenen krallar, başlangıçta teorik olarak ortaya çıkan askerî reformları ellerinden geldiğince destekleyerek hızlandırmaya çalıştılar.Birleşmiş bir İtalya için askerî alanda büyük ve kapsamlı reformların yapılması gerektiğine inanan Niccolo Machiavelli, Birleşmiş İtalya hayalinin gerçekleşmesi için askerî açıdan güçlenecek bir şehir devletinin diğerlerini egemenliği altına alması gerektiğine inanıyordu. Yeni ülkenin ordusuna sadece İtalyalı vatandaşlar alınarak millî bir ordu kurulacak ve böylece var olan bağlar daha da güçlendirilecekti

.Machiavelli’nin reforma en önemli katkısı, askerliği bir sosyal bilim konusu hâline getirmesi olmuştur. O, askerliği ahlâk ve geleneklerle örülmüş metafizik kalıbından kurtarıp siyasî, sosyal ve ekonomik hayat ile bağlarını kurmuş veya kuvvetlendirmiştir. Bir anlamda gayesi askerlikteki başıboşluğu ve şans faktörünü ortadan kaldırmak, insan plânlamasının alanını genişletmektir.

Machiavelli, Roma askerî sistemi ve klâsiklerini yoğun olarak inceledikten sonra dönemin ordu yapısına önemli eleştiriler getirdi. İdeali,Roma Cumhuriyet lejyon sistemini tekrar kurmaktı ve böylelikle temelsıkıntılara çözüm bulacağını düşünmekteydi. Babadan oğula geçen subaylık sisteminin kaldırılıp yerine liyakate dayalı askerî bir sistem kurulmasını istiyordu. Ancak subaylar yine toplumun elit kademesi olan aristokrasinden gelmeliydi. Machiavelli’ye göre “ Dostlar arasında yürekli,düşman karşısında korkak ” olan paralı askerler de “ne Tanrı korkusu, nede iyi niyet vardı”. Serf kökenli askerlerin de “huysuz koyunlardan” farkı yoktu: Hem idareleri zordu, hem de kurtları görünce dağılacakları kesindi.Öyleyse uygulanabilecek tek hâl tarzı kalmaktaydı; “genel ve mecburi askerliğe dayanan milis ordu sisteminin kurulması”.

Bu yeni sistem ülkeyi hem dış düşmanlardan koruyacak, hem de siyasî reformların gerçekleştirilmesini sağlayacaktı. Kazanılan başarılar sayesinde yeni bir “birlik ruhu ” doğacak ve kendi kendini idare etmeye başlayan toplum kendisi için savaşmaya daha hevesli olacaktı. Dolayısıyla, askerî alandaki bu reform, demokratik bir sistemle desteklenmeliydi. Ancak, tüm bu demokratik yaklaşımına rağmen Machiavelli, aynı zamanda aşırı askerî disiplin ve yoğun tekrarlara dayanan askerî eğitim fikrini de ortaya atan ilk düşünür olarak sivrildi.

R.R.Palmer, “Frederick the Great, Guibert, Bülow: From Dynastic to National War”, (ed.) Peter Paret,
Makers of Modern Strategy From Machiavelli to the Nuclear Age,
(Princeton: Princeton UniversityPress, 1986), s.92-93.

İlk modern mühendis olan Sébastien Le Prestre de Vauban’a kadar ki süreçte Avrupa orduları istihkam ve karşı istihkâm harekâtında paralı mühendis-ailelerden (lonca) istifade etmek zorunda kaldı. Bu aileler en çok parayı veren için çalışırlar ve kolaylıkla taraf değiştirirlerdi. Mühendislik bilgilerini büyük bir sır olarak saklayıp aile fertleri dışındakilerle paylaşmazlardı. En meşhurları Sangallo, Savargnano, Peruzzi,Genga ve Antonelli aileleriydi. İstanbul’un fethinde Osmanlı Ordusu emrinde çalışan Macar Urban Ustada bu tarz teknik adamlardan biriydi.

Henry Guerlac, “Vauban: The Impact of Science on War”, (ed.)Peter Paret,
Makers of Modern Strategy from Machiavelli to the Nuclear Age,
(Princeton: PrincetonUniversity Press, 1986), s.64-74. ; John Keegan,
Savaş Sanatı Tarihi
, (Çev.) F.Doruker, 1.Baskı,(stanbul: Sabah Kitapları, 1995), s.247


Kaynak : Prusya Askeri Sisteminin Kuruluşu ve Olgunlaşması 1640-1871

https://www.academia.edu/221441/Prusya_Askeri_Sisteminin_Kurulusu_ve_Olgunlasmasi_1640-1871_
« Son Düzenleme: 25 Aralık 2014, 01:18:03 Gönderen: horatio nelson »
 

Çevrimdışı Baris

Ynt: 16.ncı Yüzyıl Öncesinde Avrupa’da Askeri Durum
« Yanıtla #1 : 10 Mart 2015, 14:49:14 »
Yazıda Machiavelli’nin bahsettiği “genel ve mecburi askerliğe dayanan milis ordu sisteminin kurulması” konusundaki haklılığı Prusya’daki Landwehr kanunu sonrası olumlu sonuçlarıyla  özetlenebilir. Rakamlar vermek gerekirse  1813’te Landwehr’a gönüllü katılımlarda nüfusun % 2’ sini oluşturan zanaatkârın %12 katılımı, %75’i oluşturan kırsal alanlardaki nüfusun %18 katılımı, kentli veyahut genel anlamda eğitimli kesimin %7’lik rakamına rağmen gönüllü olarak orduya %75 oranında yazılması çarpıcı bir örnek.  Buradaki motivasyonlardan biri Machiavelli’nin bahsettiği ordudaki sert disiplinin terk edilmesi (sıradayağı vs..) ve soylu sınıfa ait subaylar yerine halk içinden subayların Prusya ordusuna katılımı ile özetlenebilir. Fakat Napolyon’un Rusya seferine çıkarken yakıp yıktığı köylerden  katılım çok olduğundan gönüllü katılımın ayrıca  birleşik Alman ulusçuluğundan çok daha çok tepki üzerine bir motivasyonunun olması mantıklı geliyor.

Landwehr’e gönüllü katılım kanununun Napolyon’un Prusya’ya koyduğu askeri kapasite sınırının hızlıca stratejik reserv halinde (eğitimi tamamlayan kağıt üzerinde kışlayı terkediyor fakat tekrar çağrıldığında göreve hazır) dönüşmesi konusunda büyük bir faydası var. Örnek vermek gerekirse Napolyon'un Rusya'da yenilgi alması sonucu Prusya'da oluşturulan askeri birlikleri ve Kutuzov'un komuta ettiği Rus birlikleri ile birleştiğinde sayıları Napolyon'un Rusya'daki yenilgi sonrası Fransa'da tekrar oluşturacağı birliklere problem teşkil edeceği sayılarla özetlenebilir. Aynı zamanda Landwehr'in 1813 ve 14 taaruzlarında boldukça direnç gösterdiği muharebeler var.

Soyluların zamanla sivilleşen ordularda daha az yer alması tabiki Chevaliers de la Fo gibi Napolyon'a kızgın örgütlenmelerin ve soylu kesimin etkilerinin azalmadığını gösteriyor.